http://www.hristiyan.net

Yorum Bilimi Ana Sayfa

Mesaj Yorumlama bilimi Hermenütik

  

Qadrigaà dört yollu yorum

  1. Literal
  2. Ahlaksal
  3. Analojikal (karşılaştırma,kıyaslama)
  4. Eskatolojikal

Martin Luther Reform Rönesans

Orjinal metin

  1. Orjinal anlam
    1. yazar kim
    2. kime yazıyor
    3. yazdığı kişilere mesajı ne ve kişilerle ilişkisi nasıl
  2. uygulama
    1. hedef kitle hakkında öğrenmek
    2. bu insanlarla benzerliklerimizi ve farklılıklarımızı karşılaştrımak

KK direkt olarak bize yazılmadı. Başkalarına yazılmış diyalogları okuyoruz.

Matta 22:41-46, Mez.110

Organik esinà yazarın kişiliği, isteği- tarih Tanrı’nın tam bir kontrolu var. Tanrı kişiyi o anda kontrol etmiyor sadece en başından o kişiyi hazırlıyor.

Mekanik esinàdikte esin, geleneksel

Romantik àmüzik bestesi gibi, liberal

Yuh.21:25

Efes.6:11

Yaratılış

Tanrı şekil verdi önce kaosu düzeltti sonra boşluğu doldurdu.

Karanlık, ışık

Güneş,ay,yıldızlar

Suları ayırdı atmosfer ve deniz

Havadaki hayvanlar, sudaki hayvanlar

Suları torakrakları ayırdı

Bitkiler karadki hayvanlar ve insan

İnsanı hayvanların üzerine koydu. Karanlığı aydınlığa çevirdi. Mısır’daki karışıklıkla karşılaştırdı ve o günkü soruları cevaplandırdı.

Huzur diyarıma giremeyecekler. 7.gün şabat huzur esenlik. Kurtuluş yeniden yaratılış. Korintliler İsa tam doluluğu ile geldiğinde olacak

Yazar tarihi olaylarla hedefkitle arasında birbağlantı kuruyor yazarken bu bağlantıyı

bazen çok ince yakup

bazen daha kalın sünnet

bazen de sanki olaylar aynı gibi tarih tekerrür mısırdan çıkış

bu bağlantıları yaparken olumlu ya da olumsuz paralellikler olmalı. Karşılaştırma yapılabilme farklılıklar ya da benzerlikler

  1. tarihi arka plan
  2. pozitif ya da negatif örnekler
  3. gölgeleme

yaratılış

Edom, Ammon, Moav

Değişmeyen ve değişen kavramlar

Değişmeyenà Tanrı

  1. karakteri
  2. anlaşması sözü
  3. sonsuzlukta aldığı kararlar yasası

Değişmeyen àDünya ve insan à Fiziksel kurallar, günahlı insan, ahlaksal bazı kurallar, 10 emir gibi, psikoloji, duygu

Balta mucizesi, İbrahim’in oğlunu kurban etmesi gibi.

FarklılıklaràKültür, Modern çağ, bilim gibi

Uygulamaà mermi ve lazer örneği

KK KK’ı yorumlamalı

Bütün bu yorumlamaları yaparken kesin olacağımız ve alçakgönüllü esnek olacağımız konulara dikkat etmeliyiz. Kk’ın kesin olarak konuşmadığı alanlarda biz de kesin olarak yargılamamlıyız.

Yar.12, 1.Kor 10

 

EA yorumlama

14 Ekim

 

Eski Antlaşma’daki öykülerin nasıl yorumlanacağını öğrenmeye çalışırken Protestan Reform Hareketi başlama noktamız olacak.

Protestan Reform hareketi sadece bir doktrin üzerine inşa edilmedi. Reform doktrininin altında aslında bir yorum reformu var. Teolojik olarak yorumlamaya biz Kutsal Kitap hermenütiği diyoruz. Hermenütik kelimesinin kökü Yunan mitolojisindeki tanrı Hermes’den   

 (Latince’de Merkür olarak bilinir) ve anlamı tanrının elçisi anlamına gelir. Hermes tanrıdan mesajlar taşırdı. Mesaj bilimi, mesajı çalışmak anlamına geliyor herminitik. Reform doktrinin altına baktığımızda yorumun reformunu görebiliriz. Eğer insanların KK’ı yorumlama yolları değişmeseydi Reform doktrini olmazdı. Reform doktrini reform yorumlamadan kaynaklanıyor. Bunu açıklamak için reformdan öne gitmek gerek. Reform hareketi batı kilisesinde oldu. Reform’dan önce Roma Katolik kilisesine gitmek lazım. Roma Katolik kilisesi nasıl anlıyordu bu şeyi. Roma kilisesinde birçok farklı gruplar için bir çok farklı şeyler söylenebilir. Ama hepsi aynı şeye inanmıyorlardı aslında. Herkes tarafından inanılan tek bir karakteristik özellik vardı. Tanrı bize KK’ı verdi. Aslında Müslümanlarda buna yakın bir şeye inanıyorlar. Katolik kilisesinde sanki KK gökten inmiş gibi kabul ediyorlardı. O zaman bunun sonucu olarak KK’ın çok özel bir kitap olduğu sonucu çıkıyordu. Özellikle bir yolla bu şöyle gösteriliyordu. Normal bir kitap gibi bir anlamı yoktu bu kitabın. Daha derin anlaşılmaz bir anlamı olmalıydı. KK’ın her bir bölümünde  çok çok şeyler vardı. Sadece basit bir metin olduğu söylenemezdi. Bunun tam tersi bir çok düzeylerde KK anlam ifade ediyordu. Ortaçağ kilisesinde kendi içinde birçok farklı anlamlar teşkil ediyordu. Bunlardan en çok bilinen bir tanesi Quadriga dır. Anlamı dört yollu yaklaşımdır. Literal, harfi olarak bir anlamı olduğu söyleniyordu. Başka anlamı olduğu düşünülüyordu. Literal, Ahlaksal, Analojikal, Eskatolojikal. Bu dört seviye nedir? Üç düzey KK ayetinin normal harfi okunuşunun çok ötesine gidiliyor. Gizli anlamlar aranıyordu. Mesela KK basitçe bir şey söylüyor. İnek sokaktan aşağı doğru yürüyor. Bu harfi olarak ineğin aşağı doğru indiğini gösteriyor. Ahlaki ya da doktrinsel anlamda belki de şu anlama geliyor. İneğe saygı gösterilmeli çünkü inek bayırdan aşağı iniyor. Analojikil bundan da öteye gidiyordu. Eskatolojikil anlama gelindiğinde ise durum şu şekilde oluyor. İnek bayırdan aşağı iniyorsa demek ki evrende bayırdan aşağı iniyor durumdadır. Bütün bu çoğul anlamalar ardı sıra eklene eklene anlam kazanıyordu. Şöyle bir problem ortaya çıktı. Artık literal anlamın hiç bir önemi kalmamıştı. Çünkü çok basitti. Bizim görüşümüzden saklanmış olan bu bilinmez anlamalar artık önem kazanmıştı onlar için. Eğer siz basit bir imanlı iseniz. Belki de çok az okuyan bir kişi olabilirsiniz. Ya da çok iyi Latince bilmiyorsunuz. O zaman bu gizli anlamaları bilemeyecektiniz. Birilerinin bu gizli anlamları size anlatması gerekecekti.  Rahip anlatacaktı. En büyükleri de Papa idi. Papa ya da rahip KK’ın ne anlama geldiğini basit imanlılara anlatacaktı. Buradan bir gelenek ortaya çıktı. KK’a hiç bir zaman kendiniz gidemiyordunuz. Çok fazla KK kopyası da yoktu bu günkü gibi. O  zaman size yardımcı olacak birine gitmeniz gerekecekti. Bu rahipti. Bütün bu pratik uygulamalara baktığımızda yaşamlarını sürdürebilmek için insanlar rahibi dinlemek zorundaydılar. İşte bu problem Reform hareketinin başlamasına neden oldu. Problem kilise KK’ı yorumlayabiliyordu sadece. Katolik kilisesinin otoriter kişileri bunu yapmak için bir takım yetkileri olduğuna inanıyorlardı. KK hakkında ne olursa söyleyebiliyorlardı. Sade insanların bu konu hakkında soru sorma hakları yoktu. Bu günkü gibi ellerinde bir KK kopyaları yoktu. Hatta çoğu okumayı bilmiyorlardı. O zaman yetkililer ne söylemek istiyorlarsa onu söylüyorlardı. Bu gün hala durum Protestanlar arasında da var. Bu gün pastörler topluluğun önüne geliyorlar ve Yunanca, İbrani’ce kelimeler söylüyorlar. Sade bir Hıristiyan bunları bilmiyor. Sanki pastör gizli bir takım sırlara sahipmiş gibi görünüyor. Protestanlar da kendilerine bu şekilde uyarlamışlar. Kısacası kilise otoritesinin söylediklerine insanlar inanmak zorunda kalıyor. Fakat Martin Luther bunun kilisede çok ciddi sorunlar doğurduğunu gözlemledi. Kilisenin aslında KK’ı doğru dürüst okumadığını. Aslında KK kilisenin üzerinde olması gerekirken yetki sahibi insanlar kendi çıkarları için KK’ı kullandığını gördü. KK’tan bazı bölümleri okumaya başladı. Rom.1.bölüm gibi. Kurtulmanın imanla olacağından bahsediyordu orada Pavlus. Ama Katolik kilise kurtuluşun hem imanla hem de işlerle olacağından söylüyordu. Rom.1’i kilisede okuyordu ve onlarda yorumluyorlardı. Herkes kilisenin bu bölümle ilgili söylediğine inanmak zorundaydılar. Fakat Luther şöyle dedi. Biz tekrar KK’ın metnine dönmemiz gerekir. Onun ne öğrettiğine bulmamız lazım ve ondan sonra kilisenin ne öğrettiğine kontrol etmeliyiz. Luther bu çılgın fikri nereden aldı. Çünkü o güne kadar KK’ın birçok anlamalar içerdiğine inanıyordu ve bu gizli anlamları sadece rahipler bilebilirdi. Reform yorumlama görüşü Luther, Calvin, Zwingeli ve diğerleri tarafından incelenen bu fikir o dönemde aslında başka bir akımdan etkilendi. Bu hareket Protestan hareketini getirdi. Biz bu harekete Rönesans diyoruz. Rönesans döneminde 1400-1600 yılları arasında Reform 1500 yıllarında oldu. Rönesans olurken Reform oldu. Rönesans’ta en önemli olan şey taşınabilir bir basım makinesidir. Tabi kitaplar daha ucuz bir şekilde yapılabilmeye başladı. Böylece KK’ta daha ucuz bir şekilde çoğaltılabilirdi. Böylece insanların eğitimi yükselmeye başladı. En azından okuma bilenler arttı. Böylece daha çok kişi KK okumaya başladı. Sıradan insanlarda KK okuma şansına kavuştular. Rönesans sırasında birçok antik ve Yunan metinlerinin bulunması gerçekleşmişti. Aristoteles,  Diyonisus, Plâton gibi diğer yunan yazarların yazılarından haberleri vardı tabi. Ama bu kişilerin yazılarını okumak için ellerinde fazla metinler yoktu. Bu dokümanlar tercüme edilmeye başladı. Latince’ye, Arapça’ya tercüme edildiler. Bu gün Aristoteles’in büyük yazıları Arapça’da mevcut. Arkeoloji ve geziler nedeniyle antik metinler bulunmaya başlandı. Bu metinler insanlar için ilginç ve önemli olmaya başladı. Alınıp satılmaya başlandı. Onlar kilisenin öğrettiği şeylerden farklı bir şeyler öğrenmeye başladılar. Antik yunan metinlerini okuduğunuzda çok hedenist bir yaşam tarzı alkol, seks gibi şeylerin serbest olduğu bir yaşam tarzı öğrenmeye başladılar. Bunlar tamamen zengin batılı kişilerin duymak istedikleri şeylerdi. Bu döneme Rönesans dediler çünkü Rönesans yeniden doğuş demek. Klasik sanatla ya da edebiyatla ilgilendiler. Özellikle birçok zengin kişiler Helenistik edebiyat istediler. Bu nedenle paralarını kullanmaya başladılar. Bir takım yazarlar tutup bu antik yazıların çevrilmesini ve yeni eserler oluşturulmasını sağladılar. Kilise bütün antik yazıların tercümanı biziz dedi. Bu metinler hakkında ne bilmek istiyorsanız bizi dinleyin. Buna karşı gelmek için birçok sebepleri vardı. Bazıları hiç de güzel değil. Kilisenin gücüne karşı gelmek için bir takım farklı kuralları izlemeye başladılar. Özellikle yorum konusunda farklı kuralları izlediler. Artık KK’ın gizemli yorumları gibi şeyler aramıyorlardı. Çok tuhaf şeyler yapıyorlardı bunun yerine. Şu soruyu soruyorlardı. Orijinal olarak bu metin ne demek istiyor. Bu antik metinin yazarı acaba bunu yazarken ne düşündü. Bu metinin orijinal anlamı neydi? Kilise ne der diye sormak yerine Martın Luther şunu sordu orijinal olarak bu metin ne demek istiyor. Harfi yorum daha önemli olamaya başladı. Yetki kiliseden ziyade KK’a verildi. Sonuç ne oldu. Protestan kilisesinde gökten gelen bir kitap olarak kabul edilmek yerine KK’a şu yolla baktılar KK’a. Tanrı tarafından verildi ama insan aracı kullanarak. Tanrı tarafından vahiy edilmişti. Ama bütün gizli manalarla gökten düşmüş bir kitap değildi. Bunun yerine insan aracılığı ile kullanılarak gelmişti. Eğer anlamak istiyorsak KK’ı Martın Luther’in yaptığını yapmamız gerekiyordu. Şu soruyu sormalıyız biz de orijinal olarak bu metin ne demek istiyor. Kilisenin ne dediği değil esas yazar yazarken ne amaçlıyordu. İşte bu herminitik kural bir şeyleri değiştirmeye başladı. İşte birçok modern Protestanlar bunu unutmaya başladı. Kendileri biraz Roma Katolikleri gibi olmaya başladılar. Artık KK’ın orijinal metinin ne demek istediği hakkında kimse hiçbir şey sormaz oldu. Bütün ihtiyacım olan Tanrı, KK ve ben. Ben KK’tan her çeşit şeyi anlayabilirim. Hatta bazı Protestanlar bundan da ileriye gittiler. Gerçekten çılgınca şeyler yaptılar. KK kodu diye bir şey çıkardılar. Eğer KK’ı belli bir koda göre okursanız Tanrı’nın gizli bir takım sırlarını öğrenmiş oluyorsunuz. Normal bir kitap gibi okumak yerine basit bir kitap değil. Yapmanız gereken gizli mesajı bulmanız. Bir bilgisayarım var ve bütün gizli mesajları bulabilirim. İnsanlar ciddi bir şekilde bunların üzerinde çalışıyorlar. Her üç kelimeden bir tanesinde ve ilk harfini alın bu kelimelerin o zaman Tanrı ‘dan özel bir mesaj bulacaksınız. İnsanlar böyle şeylerle uğraşıyorlar. Her kelimenin ikinci harfini alıp tersten okursan İbranice’de İshak Rab’bin ölüdür diye bir kod cümlesi çıkıyor. Tabi bu peygamberlik kodu ortaya çıkmadan adam ölmüştü ama. Görmüyor musunuz İshak Rab’bin öldüğünü KK yazıyor diyorlar. İnsanlar gerçekten bu konuda ciddiler. Bazı heyecanlı kiliseler böyle şeyler arıyorlar. KK harika değil mi bakın görün. İşte bu kod KK’ın Tanrı’dan geldiğini kanıtlıyor. Gerçekten çok fazla gizli sırlar var içinde. Eğer Reform yorumlamasını kaybedersek o zaman reform doktrinini kaybedersiniz. Çünkü reformun devamı için reform herminitik’in, yorumun devam etmesi gerek. Burada bu reform yorumlama tekniğini öğreneceğiz. KK’ta hiç gizli bir şey olmadığını göreceğiz. 

Protestanlar nasıl başka bir yolla daha Reform yorumlama tekniğini ret ettiler. Bunu daha dindar bir yolla yaptılar. EA’yı YA yazarlarına bakarak değerlendiriyorlar. Mesela Elçi Pavlus EA hakkında bir şey söylüyor. Bu bölümde Pavlus literal olarak almıyor bu konuyu  diyorlar. Bunun yerine gizli bir kod buluyor. Böyle bir örneği kişiler bir çok kez  nasıl kullanıyorlar. Galatyalılar bölümünde geçiyor böyle bir şey Sara ve Hacer hakkında konuşuyor. Birçok kişiler burada böyle gizli bir koda sahip olduğunu düşünüyorlar. Sara ve Hacer aynıdır dediğinde bunu çıkarıyorlar. İkisini aynı olarak değerlendirilmesinin nedeni Yaratılış’da orijinal anlam o şekilde olduğu için. Ne Pavlus ne de YA yazarlarının bir şifresi yok. O zaman şu soruyu soralım. Reform herminitiği nasıl görünüyor? Şöyle görünüyor bir çok bakış açısından. Özellikle orijinal anlamı bulmamız gerekiyor. KK’ın metnini okuduğumuzda içeriğine göre okumamız gerekiyor. Bu içerik çerçevesi ne anlama geliyor. Orijinal olarak yazar kim? Esas orijinal kime yazıyor. Kime hitap ediyor. Biz bir metnin orijinal anlamını bulmak istiyorsak bu uygulamayı yapmamız gerekiyor. Bu anlamın otoritesi. Bu bir metni tam olarak anlamamız için yapmamız gereken şey. Bir metnin anlamını yazarından yazdığı kişilere verilen mesaja göre bakıyoruz. Bir içerik olmaksızın KK olmaz. KK direkt olarak size yazılmadı. KK bir başkasına yazıldı. Biz onların diyalogunu dinliyoruz. Başkasına yazıldı bu diyalogu okuyoruz. Biz bu orijinal anlamı alıp ondan uygulama sorusu soracağız. Ama ilk önce bunu keşfedip ondan sonra da modern dünyada uygulamasını algılamamız lazım. Ondan sonra biz bunu anlayacağız. Müjdesel Hıristiyanlar  KK’ı kendilerine gelmiş kişisel mektupları olarak okuyorlar. Göklerden KK gelmiş elimize ve doğrudan bize konuşuyor gibi. Bu şekilde okuyan kişi metnin orijinal anlamını düşünmüyor bile. Roma Katoliklerinin yaptığı hatayı düzeltmenin tek yolu orijinal metine dönmekti. Bir örnek vermek istiyorum. Bir erkek ve bir bayan var ve bu kişiler sevgili. Bir köşede de çalıların arkasında saklanıp bu sevgilileri onlardan habersiz dinleyen Hitler var. Bayan erkek arkadaşına diyor ki sen çok iyisin, mükemmelsin ve seni dünyadaki her şeyden daha çok seviyorum. Daha sonra çalıların arkasındaki Hitler çıkıyor ve bayana diyor ki  sonunda benim ne kadar iyi ve mükemmel biri olduğumu anlayan birisi çıktı. Teşekkür ederim. Genç bayan aslında Hitlere konuşmuyordu. Ama Hitler bunu duydu. Ama onun bunu duymuş olması kendisi için söylenmiş olduğunu kanıtlamaz. Bayan Hitler için söylemedi. Bu çok önemli. Eğer siz direkt size yazıldığını ve sizin elinize gökten düştüğünü düşünüyorsanız. O zaman Hitlerin yaptığını yapıyorsunuz. Siz başka bir diyalogu dinlemekle bunu sanki size direkt olarak yazılmış olarak algılıyorsunuz. Bu çok büyük bir problem ortaya çıkarıyor. Böyle yapınca genelde KK bizim oyuncağımız haline geliyor. Yargılamak istediğiniz herşeyi KK’ta kendinie göre yargılamaya başlıyorsunuz. Bazıları o kadar abartıyorlar ki. Örneğin Yahuda kendini astı o zaman ben de kendimi asabilirim. KK’ın içinde var. Aslında Hitler çok büyük bir hata yapmış olsa bile hitler için hiç bir anlam taşımayan bir diyalog mu vardı burada. Yani ona karşı direkt olarak söylenmese bile bir mana ifade etmiyor muydu. Sevgiyi öğrendi. Bu KK’ın anlatım, ifade tarzı. Siz Hitler gibisiniz. Siz Tanrı’yı bir başkasına konuşurken duyuyorsunuz. Mesela Koloseliler kitabı. Pavlus’un Kolose’deki imanlılara yazdığı şeyi duyuyorsunuz. Daha sonra onu alıp kendi hayatınıza uyguluyorsunuz. Bu neyi zorlaştırıp karmaşıklaştırıyor. Uygulamayı ne zorlaştırıyor. Birinci problem Kolose’deki insanları tanımıyoruz. Bu adamlar hakkında öğrenmemiz gerekiyor. Pavlus’un ne dediğini anlamak zorundayız. Pavlus ve Kolose hakkında bilmemiz gerekiyor ki metnin ne demek istediğini anlayalım. İkinci büyük problem Kolose’deki imanlılardan farklısınız. Bu aradaki boşluğu atlamanız gerekiyor. Bunun etkin olması için iki şey yapmanız gerekiyor. Sadece direkt olarak bunu yapmayacaksınız. Bu çok kolay olan bir şey. Bir ayeti Hitler gibi kendiniz için yazıldığını düşünerek okuyorsunuz ve bu çok büyük bir hata oluyor. Yazar hakkında yazarın yazdığı kişiler hakkında ve yazarla yazdığı kişilere olan ilişkiye bakmamız gerekiyor. Bu orijinal anlamı keşfetmemiz için birinci adım. Her tarafında KK’ın bunu yapmak zorundayız. İkinci adım kendimiz gözden geçirmeli bu dünya ile kendimizi karşılaştırmalı ve ona göre uygun bir uygulama gerçekleştiriyoruz. Sadece benzerlikleri ile değil aynı zamanda farklılıklarıyla da bu durumu görmemiz gerekiyor. İşte böylece reform herminitiğini yapmış oluyoruz.

 

2. kaset

 

Reform herminitiği doğru muydu? Bir şeyin Reform olması onun doğru olduğu anlamına gelmez. Her şeyi KK’a göre kontrol etmeliyiz. KK’tan birkaç örnek verelim. Filipililer kitabına bakalım. İlk önce yazan kişi hakkında öğreniyoruz. Pavlus hapishanede. Filipililerin kim olduğunu öğreniyorsunuz. Hapishanedeki Pavlus’a hediye gönderiyorlar. Pavlus’u tanıyorlardı. Tabi ki YA’da bunları yapmak daha kolay. Ama EA’da o kadar kolay değil. Yaratılış kitabını okuduğumuzda Hitler gibi bizim için yazıldığını düşünür, kimden kime yazıldığını düşünmeden okursak. Mesela İbrahim’in hayatına bakalım. Bu öyküyü yazan kişiye bakalım. Kim yazdı? Musa. Musa kime yazdı? İsrail’in ikinci nesline yazdı. Bu şekilde bakmak çok farklılaştırıyor. Bu fark ne? Modern Müjdesel kilise Yar.1.bölümü okuduğunda Tanrı bana konuşuyor diyor. Bu bölümü okuduklarında kafalarındaki soru ne? Yaratılış’ta Tanrı bana ne diyor. Musa Darwin hakkında düşündü mü bunları yazarken? Yaratılışı okurken ne ile ilgilendiklerini sormamız lazım o günkü halkın. Onların ihtiyaçları neydi? ne diyordu Musa İsraillilere? Burada bir doktrin var oradaki insan yazarın görüşünü destekleyen. Biz buna organik esin diyoruz. Bu çok önemli bir kavram. Bu esin hakkında çok uç düşünceler var inanlılar arasında. Bir uç bir tarafta. Onlar mekanik esin diyorlar artık. Hata buna dikte etmek diyorlar. Yazar pasiftir. Tanrı insanı bir makine gibi kullanıyor. Tanrı söylüyor insana yazıyor. Daha da uç noktası. Pavlus yazarken Pavlus değil de Pavlus’un eli yazıyordu bir robot gibi. Yazarken aynı anda konuşabilir ya da başka herhangi bir iş yapabilirdi. Yazarken bakması da gerekmiyordu. Çünkü Kutsal Ruh ona yazdırıyordu. Bakmasına ya da düşünmesine gerek yoktu. Sadece kalemi tutması yetiyordu Pavlus’un. Bu mekanik dikte bir esin. Bir de öbür uç var. Buna romantik esin diyebiliriz. Sanki esin insanın içinde bir şeyler yapıyor. Sanki bir müzik bestesi gelmiş gibi insanın ruhunu etkileyen bir şey. İçinde bir şeyler oluyor ama bu yazısını çok az etkiliyor. Bu genelde çok liberal Hıristiyanların fikri. Buradan çıkarak da KK’ın kesin güvenilir olamayacağını savunuyorlar. KK hataları olduğuna inanıyorlar. Organik esin ise ilahi esin ile insanı ayıramıyoruz. İkisini bir arada tutuyoruz. KK’ın yazılamasını tamamen yukarıdan kontrol eden bir Tanrı var. Ama bunu insan aracılığı ile yapıyor. Kişilikleri, bakış açılarını, genel tarihi, yazarın tarihini kullanıyor. Birbirlerinden farklı deneyimler, diller var. Bu yüzden de farklı olarak yazıyorlar. Bu nedenle bir kısmı İbranice bir kısmı yunanca yazılıyor. Bu nedenle KK tarihinde farklılıklar görüyoruz. Diğer diller gibi İbranice’de değişimler gösteriyor. Organik esinde Tanrı bir tarafta esini koruyor. Öbür tarafta ise yazarın kişiliği ve arka planı kullanıyor. Böylelikle biz onların ne yaptığını algılayabiliyoruz. Bir örnek verelim.

Mat.22:41-46 “Ferisiler toplu haldeyken Isa onlara şunu sordu: «Mesih'le ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? O, kimin oğludur?» Onlar da, «Davut'un Oğlu» dediler. Isa şöyle dedi: «O halde nasıl oluyor da Davut, Ruh'tan esinlenerek O'ndan `Rab' diye söz ediyor? Şöyle diyor  Davut: `Rab Rabbime dedi ki, Ben düşmanlarını senin ayaklarının altına serinceye dek sağımda otur.' Davut O'ndan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davut'un Oğlu olur?»  Isa'ya hiç kimse karşılık veremedi. O günden sonra artık kimse de O'na bir şey sormaya cesaret edemedi.”

Burada İsa Mesih insan yazarlar için konuşuyor. Kutsal Ruh’a aynı zamanda ne kadar insan yazarın amaçlarına bağlı olduğunu esinin gösteriyor. 43.ayete dikkat edin. Davut aracılığı ile Kutsal Ruh’tan konuştuğunu söylüyor. Davud’un söylediklerinin doğru olduğunu söylüyor. İnkar edilemeyeceğini ifade ediyor. Ama aynı zamanda sadece basitçe Kutsal Ruh konuşmuyor. Davud’un dediğiyle İsa’da ilgileniyor. Bunu nasıl görebiliriz. Ferisilere şu soruyu soruyor. Mesih kimin oğludur? Kutsal Ruh Davud’un sözüne yetki veriyor. Ama dikkat edin Davud’un sözü hala Davud’un sözü. Bunu nasıl görüyoruz. İsa diyor ki Mesih kimin oğlu? Diyorlar ki Davud’un oğlu. İsa bunun doğru söylüyor. Ama bunu söylediği zaman Ferisiler karışıyor. 110.Mezmur’dan örnek veriyor. Nasıl Davut oğluna Rab’bim diyebilir. Biz biliyoruz ki Davud’un oğlu. Bu bir anlamda problem olarak görülüyor değil mi? Çünkü İsa hem Tanrı hem de kişi olarak görülüyor. İsa Davut’tan daha büyük. Hem oğul hem Rab. İsa burada ne yapıyor. Davud’un niyetine burada işaret ediyor. Davud’un niyeti Mesih’in yorumu için bir öncelik yapmak. Organik esinde biz yazarı düşünmek zorundayız. Yazar hakkında daha çok bilirsek daha iyi yorumlayabiliyoruz. Bazen çok biliyoruz bazen çok fazla bilmiyoruz. Bu konuda genel olmamız lazım. Bazı zaman yazarın arzuladığı şeyin ne kadar hangi düzeyde etkin olduğunu bilemiyoruz. Sabah buraya geldiğimizde yerde Korece yazılmış bir parça kağıt bulursak bunu yazan kişi hakkında ne bilirsiniz. Belki bir Koreli olabilir belki Korece bilen biri olabilir. Yazıldığı kaleme ve kağıda bağlı olarak hangi çağda yazılmış olduğunu tahmin edebilirsiniz. Bu tarz bilgiler bu küçük kağıdın yorumlanmasında bize yardımcı olur. Sadece Türkçe bilen birisi tarafından yazılmamış olduğunu bilebiliriz. Biz Pavlus hakkında çok şeyler biliyoruz ve onun arzularını biliyoruz. Mesela Yeşu’yu yazan kişi hakkında çok şey bilmiyoruz. Yahudi’ydi. Yeşu’nun gününden sonra yaşadı. Eğer oradaki kentlerin isimlerin biliyorsak bu da bize daha çok yardımcı olacak. Eğer Krallar kitabında Yeşu’dan referans alındığını bilirsek o zaman çok daha fazla şey bileceğiz. Bazen 100-200 yıllık zaman farkı oluyor. Bunun bilirsek çok fazla değişmiş olacak. Çin’deki biri tarafından yazılmadı. Mesih’in günlerinde yaşamış olan bir Çinli tarafından yazılmadı Yeşu kitabı. Eğer biraz bilebilseniz çok şey biliyorsunuz demektir. Neden biz kime yazıldığı konusuna önem veriyoruz. Bu bizim inandığımız doktrin. Biz bu doktrine yerleşim doktrini diyoruz. Bu ne anlama geliyor. Calvin’in İnstütüler kitabında şöyle diyor. Tanrı insana konuştuğu zaman anlayabileceğimiz yollarla bize konuşur. Bizi donatır. Bize öyle konuşur ki biz donanımlı olarak konuştuğunu anlarız. Neden Tanrı bize taşıması daha kolay olan bir yolla mesela MP3 içinde vermedi 10 emri. Hem de içine milyonlarca emir sığabilirdi içine. Yoktu o dönemde böyle bir teknoloji. Eğer Tanrı bu yolla vermiş olsaydı uygun olmayacaktı. Kağıtta vardı, papirüs kağıtları da vardı ama taş üzerinde verdi ve neden iki taş üzerine. Kalıcı ve daha sağlam olduğu için. Atalarınızdan da bilmeniz lazım. Aslında Hititler de kuklandı. Musa’nın döneminde yapacakları şey şuydu. Bir anayasa gibi ya da bir antlaşma gibi bir doküman için taş kullanılırdı ve iki kopya halinde yapılırdı. Antik dünyada biz bu tür örneklere sahibiz. Çünkü Mısır’ın saraylarında büyümüştü Musa. Tanrı’dan aldığı zaman yasayı bunun önemini çok iyi biliyordu. Bu on emir onu donatıyordu. Bu temel görüşlere bakıyoruz. Bu bütün vahiy için doğru aslında. Vahiy daima gerekli bir donanıma göre her zaman. Hiç bir zaman bir istisnası yoktur. Bütün vahiylerinde bunu arzuladı. Yaratılış kitabına bakın. Musa tarafından yazıldı. Özellikle bizim sahip olduğumuz kadarıyla şu an YA’dan ve EA’nın tanıklığından biliyoruz. Bu 5 kitap Musa’nın günlerinde yazıldı. Dünyanın tarihini yazmak için Musa kaç tane şey yazabilirdi. Milyonlarca şey yazabilirdi. Eğer Tanrı Adem’le Yusuf arasındaki hikayeleri yaz dediğinde Musa’ya kaç tane hikaye seçebilirdi, yazabilirdi. Tabi ki sonsuz şeyler seçebilirdi. Ama o daha az şey seçip küçük 50 bölümlük bir kitap yazdı. Yusuf’a kadar dünya tarihi 50 küçük bölüm. Size bazı şeyleri dışardan bıraktığı hissi vermiyor mu. Çok mu az şey yazdı acaba? Çük küçük bir kitap yazdı. Yuhanna Mesih’in hayatı hakkında yazdıktan sonra sonunda ne diyor.

Yuh.21:25 “İsa'nın yaptığı daha başka çok şey vardır. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı.”

Adem’den Yusuf’a kadar olan zamanı bir düşünün. Musa bize Kahin’in karısının nereden geldiğini, insanlar nasıl kentler inşa ettiğini tek tek yazamaz. Musa bize o günlerde dünyada 4 kişi olduğunu söylüyor. Adem, Havva, Habil ve Kahin. Nasıl bir eş buldular. Nasıl bir kent inşa ettiler. Biz bunları Hitler gibi soruyoruz. Musa sanki bunları yazarken bizi düşünmüştü. Sanki direkt bize konuşuyordu. Musa orada bize konuşmuyordu. Musa İsraillilere yazıyordu. Tamamen farklı sorularımız var. Onların sorulardan bahsedelim. Çünkü Musa o günkü sorulara cevap verdi. Bunu yapmak için bir kere Türk havasından çıkıp ayağınıza sandaletleri giymeniz lazım. Köle olan bir halkın içinden olmalısınız. En azından sizden önceki anneniz ya da babanızın köle olması lazım. Mısır’ı terk etmeniz gerek. Musa denen adamı izlemelisiniz. Onun nasıl bir adam olduğunu hatırlayın. Amerika’da şöyle diyoruz Musa için. Ağzında gümüş kaşıkla doğmuş bir tip.  Sarayda büyümüş firavunun çocuğuydu. İsrailliler Mısır’dan atılmışlardı. Tekrar geri geldi ve size dedi ki tekrar gitme zamanı ve siz gidiyorsunuz. Mısır’ı terk ettiğiniz her günde bir problemden başka bir probleme koşuyorsunuz. Çölde ölüyor bütün soy. Sadece Kalev ve Yeşu kalıyor. Musa orada ve sizi genç nesil olarak sizi yönlendiriyor. Size diyor ki gidin ve büyük duvarların arkasındaki devlere karşı savaşın. Demir arabaları var. Tanrı size bu demir arabaları vermeyecek ve size duvarlarda vermeyecek. Rampalar, merdivenler ya da duvarları devirecek mancınıklar da vermeyecek. Size bir takım çılgın şeyler söyleyecek. Ürdün ırmağını geçeceksiniz ve Gilgal denen bir yere geleceksiniz. Gilgal’dan baktığınızda oldukça uzakta Eriha’yı görebilirsiniz. Orada büyük bir kent var. Orduya kılıçlarınızı bileyin diye emrediyor. Neden? Sünnet olacaksınız. Ne? Ordunuzu sünnet mi edeceksiniz düşman orduları oradayken. Bu gerçekten çılgınca. Onları Musa’nın çağırdığı savaş böyle bir savaştı. Daima Tanrı’nın çağrısında anlamsızlıklar var. Sizin kaptanınız İsa diyor ki Gidin ve dünyayı benim adıma fethedin. Nasıl? Şeytan kendi halkına silahlarını veriyor. Tanrınız size ne veriyor? Aslında aynı şeyi söylüyor. Sünnet olun diyor, yüreklerinizi sünnet edin. Sizin savaş aletiniz ne? Pavlus aslında söylüyor bu silahları. Ruh’un kılıcı, Tanrı’nın sözü, elimizde kalkanlar.

Efes.6:11-17 “Iblis'in hilelerine karşı durabilmek için Tanrı'nın sağladığı bütün silahları kuşanın. Çünkü savaşımız insanlara karşı değil, yönetimlere, hükümranlıklara, bu karanlık dünyanın güçlerine, kötülüğün göksel yerlerdeki ruhsal ordularına karşıdır. Bundan dolayı, kötü günde dayanabilmek, gerekli olan her şeyi yaptıktan sonra yerinizde durabilmek için Tanrı'nın bütün silahlarını kuşanın. Böylece, belinizi gerçekle kuşatmış, göğsünüze doğruluk zırhını takmış ve ayaklarınıza esenlik müjdesini yayma hazırlığını giymiş olarak yerinizde durun. Bunların hepsine ek olarak, Şeytan'ın bütünateşli oklarını söndürebileceğiniz iman kalkanını elinize alın. Kurtuluş miğferini ve Tanrı sözü olan Ruh'un kılıcını alın.”

Dünyayı fethetmek için bu ruhsal silahlara sahibiz. Bunları düşündüğümüzde çok çılgınca gelecek. Mesela bizim fiziksel yaşamımız tehdit altında olduğunda bunlar çok çılgınca gelecek. İşte İsrailliler aynı durumdaydılar. Musa bir kitap yazdı. Yaratılış kitabını yazdı.  İsraillilerin ne çeşit soruları vardı. Bu kitap neden yazıldı? Hangi sorulara cevap olsun diye yazıldı? Mısır’ı neden terk etmek zorundaydık? Ailelerimiz güvenmişti sana ama çölde öldüler? Neden Tanrı bizi seçti? Neden bu problemlerin içine düştük? Atalarını merak ettiler? Bir vatanımız olacak mı? Gelecek hakkında ne olacak? Tanrı’nın vaatleri hakkında sordular? Musa birçok farklı şeyler hakkında yazabilirdi. Bugün Yaratılış’ta ne okuyorsak Musa onları seçti? Çok az şeyler seçti aslında. Yazdığı ve seçtiği şeylere güvenebiliriz. İsrail’in ihtiyacı olan şeyleri seçti Musa ve bunlar hakkında yazdı.  Neden Mısır’ı terk ettiler? Neden Moav diyarında kalmıyoruz da Kenanlılarla savaşmak zorundayız? Neden Tanrı’nın Sözüne itaat etmemiz lazım? Musa bu sorulara cevap verdi. Mesela Yar.1 bu bölümle ilgili Darwin hakkında soru soruyor modern insanlar. Dünya kaç yaşında? Burada yazan tarihler gerçekten harfi mi yoksa sembolik mi? Bunlar bizim sorularımız bunlar İsrail’in soruları değil. Darwin’i okumadılar. Ne zaman dinleneceğiz? Amacımıza ne zaman ulaşacağız? Musa bunu nasıl yapar. Yaratılış hakkında yazıyor. Tanrı’nın yaşamlarında ne yaptığını göstermek istedi onlara. Onlara bir şey anlatmak istedi. Mısır’dan çıkarken onlara bir şeyler anlatmak istedi. Güzel değildi.

Yar.1:2 “Yer boştu, yeryüzü şekilleri yoktu; engin karanlıklarla kaplıydı. Tanrı'nın Ruhu suların üzerinde dalgalanıyordu.”

Dünaya nasıldı? Şekilsiz, karanlık ve boş.

Yas.Tek.32:9-11 “Çünkü RAB'bin payı kendi halkıdır, Ve Yakup O'nun payına düşen mirastır. Onu kurak bir ülkede, Issız, uluyan bir çölde buldu, Onu kuşattı, kayırdı, Gözbebeği gibi korudu. Yuvasında yavrularını uçmaya kışkırtan, Onların üzerinde kanat çırpan bir kartal gibi, Kanatlarını gerip onları aldı, Ve onları kanatları üzerinde taşıdı.”

Ne görüyorsunuz? Musa Mısır’ı şekilsiz bir yer olarak tanımlıyor. Mısır dünya olduğu gibi şekilsizdi diyor. Bu 32. bölümde Musa şöyle diyor: Tanrı İsrail’i  bu şekilsizliğin içinde gördü ve üzerlerine kapanarak onları geri getirdi. Burada bir şeyi bilmek çok önemli. Yalnız bu iki yerde konuşuyor bu konu hakkında. Burada 32’de ve Yar.1:2 de aynı şekilde konuşuyordu. Ne demek istiyor Musa İsrail’e. Mısır’ı terk ettiğiniz zaman bir kaos yeriydi. Cennet değildi. Karanlıktı ve boştu. Dünyanın olması gerekenin dışında bir yerdi. Siz orada Tanrı’nın suretine uygun olamazdınız. Köle olarak davranılıyordu orada size. Tanrı ne yapıyor Yar.ta 6 günde. Dünya bir kaos içindeydi. Tanrı’nın Ruhu burada ve bu kaosa bir çözüm getirecek. Ne yapıyor? 6 gün bir operasyon gerçekleştiriyor. Bu 6 günün işlemesi çok ilginç. Üçer çift halinde. Bu iki kolonda ne yapıyor Tanrı. Önce dünyanın şekilsizliği, boşluğu ile uğraşıyor. Birinci gün Tanrı ışığı ve karanlığı yapıyor. Dördüncü gün ne yapıyor. Güneşi, ayı, yıldızları yapıyor. Formsuzdu, şimdi form geldi. Artık boş değil. İkinci gün gökteki sularla yerdeki suları ayırıyor, atmosferi ve yerdeki suları yaratıyor. Dünyaya bir form geliyor. Beşinci gün kuşları, balıkları ve deniz hayvanları yapıyor. Form yapıyor ve boşluğu dolduruyor artık boş değil. Üçüncü gün yaşı kurudan ayırıyor. Yine form veriyor. Altıncı gün bitkileri ve kara hayvanları ve insan yaratılıyor. Artık boş değil. Aslında altı gün Tanrı şekilsizlik ve boşlukla uğraşıyor Tanrı. Bunu ışıkla karanlıkla, sularla toprakları, insanları hayvanların üstüne koyuyor. Musa’nın bütün söylediği şeyler bunlar. Neden? Aslında bunlar Mısırdan çıktıkları zaman Tanrı’nın İsrail için yaptığı şeylerdi. Mısır’da hastalıklar vardı, karanlık ve ışık vardı. Hayvanlar insanların üstündeydi Mısır’da. Artık hayvanları kontrol edemiyorlardı. Bir sürü kurbağa, çekirge, böcek vardı. Kızıl Deniz’e geliyorlardı. Yahve su ile toprağı ayırdı. Toprağın görünmesini sağladı. Yaratılıştaki olayları Mısırdaki olayları anlatırken aynı dili aynı örnekleri kullandı Musa. Buna ek olarak ve Tanrı insanları üste koydu güzel bir cennetin içine. Bunu yaptığı zaman bir şey söyledi. Çok güzel. İyi, iyi, iyi ama en sonunda çok iyi dedi.  İsrail bunu anlamalı ki kaos iyi değil ama bu güzel. Bunların hepsi bir düzen içinde. Lazım olan size bu. Musa’nın düşündüğü ülke neresiydi. Mısır. Bu nerede doğru olacak hepsi. Bir yerde. Yedinci gün Şabatta. Dinlenme günü. Musa’nın onları dinlenme günü olarak götürdüğü ülke Kenan. Mezmur ne diyor. Çölde onların isyanlarından dolayı Tanrı İsraillilere şöyle dedi: huzur diyarıma asla giremeyecekler. İnkar ettikleri için giremeyecekler. Musa Yaratılış hakkında yazıyordu. Şunu unutmayalım. Dünyanın yaratılışı hakkında yazan Musa idi. 21.yy insanları için yazılamadı. Antik İsrailliler için yazıldı. Onlara şunu anlatmak istiyordu. Ben yanlış yapmadım. Size kötülük yapmıyorum. İsrail beni dinleyin. Her şeyin yolunda olacağı diyara sizi götürüyorum. Çok uzun zaman yaşadınız Mısır’da. Siz karanlığın iyi olduğuna inandınız. Ben Musa sizi iyi bir yere götürüyorum. İçinde bal ve süt akan bir yere. Orada özgür olacaksınız. Musa aracılığı ile Tanrı’nın İsrail’e verdiği mesaj buydu. Sizin aracılığınızla dünyayı yeniden yaratıyorum. Size dünyaya kurtuluş getiriyor. Kaostan sizi şabat gününe getiriyorum. Kurtuluş yeniden yaratılış demek. Evreni yeniden düzenlemek demek. Bu yeni düzenlenmiş evrende Tanrı halkını yeniden düzenleyecek. YA böyle söylemiyor mu zaten. İsa dünyaya geldiğinde kurtuluş getirmiyor mu? Yuh.1.bölüm dünya nasıldı? Dünya karanlık bir dünyaydı. İsa ise dünyanın ışığıydı. İsa’yı gönderdiğinde Tanrı dünyayı yeniden yarattı. Her keresinde bir insan Mesih’e inandığında yeni bir yaratılış oluyor. 2.Kor.5:17 “Bir kimse Mesih'te ise, yeni yaratıktır; eski şeyler geçmiş, her şey yeni olmuştur.”

Eğer herhangi biri Mesih’te ise eski gitti yeni geldi. Neden? Çünkü yeniden yaratıldı. Yeni yaratılış. Kurtuluş yeni yaratılıştır. İsa Mesih geldiğinde Vah.21 deyeni bir yerle yeni bir gök gördüm, artık deniz yoktu diyor. Tahtta oturan her şeyi yeni yapıyor. Bu bizim kurtuluşumuz. Bu nedenle Musa Yar.1.bölümü yazdı. 

 

15 Ekim

 

Protestanlar geleneği değil de KK’ı en üst otorite olarak almaktadırlar. Kilise geleneği önemli olmakla birlikte en üst yetki alanı değil. KK’ı orijinaline göre anlamak durumundayız. Biz KK’ı yorumlarken yazarı, metni ve yazarın yazdığı kitleye baktık. Orijinal anlama odaklanmalıyız. Bu orijinal anlamın düzeni yazar, metin ve yazarın hitap ettiği kitle yorumlarken bunlara odaklanmamız gerekiyor. En son kısım uygulamadır. Ancak önce diğerlerini bilirsek uygulamaya geçebiliriz.

Buraya çok dikkat etmelisiniz. Burada bir takım çarpılar var. bu öykü olmadan önce yaşanmış birtakım şeyler var orada. Bu çarpılar ne? Yazar bunlar hakkında öğreniyor ve kendi kitabına bazılarını bir öykü halinde okuyucular için yazıyor. Bunlar nelerdir? Bunlar tarihi olaylar. Bu tarihi olaylar hakkında öğreniyor ve kendi metnine okuyucuları için yazıyor. Tabi ki bu belli bir süreçte oluyor. Bir çok bakış açısına göre KK yazarları genelde iki farklı dünya var iki dünya arasında kalıyor. Bir dünya tarih olaylarının dünyası diğer dünya ise izleyicilerinin dünyası. Yazar bu iki dünya arasında duruyor ve bu olayların önemini okuyucular için açıklıyor. Unutmamalıyız ki bu modern yazarlar için de bu doğrudur. Bazen modern yazarlar için doğru olan şeyi KK yazarları için düşünmüyoruz. Bu okuyucular dünyası yazar ne yazarsa diğer dünyayla aynı değil. Metinle olan tarihi olaylarla aynı şey değil. Yazarın bakış açısı, kültürel anlayış, yaşam tarzı. Nasıl etkiliyor yazarı. KK’taki her tarihi olay seçilmiş olaylar. Tekrar düşünün kaç tane olay oldu kim bilir. Sadece yaratılış Adem’den Yusuf’a kadar ne kadar konuşuyor. Aslında birçok zaman var arada. Belki Yusuf İ.Ö.1500’lü yıllarında yaşadı. Adem ne zaman yaşadı? Kim bilir? Bu iki nokta arasında kaç tane insansal tarihi olay yaşandı acaba? Sayılamayacak kadar olay yaşandı. Her şeyi anlatacak kadar büyük bir kitap olsaydı acaba ne kadar büyük bir kitap olurdu. Bu mümkün değil. Musa yazar kendi metnini yazıyor burada seyirciler var. Bütün bu milyonlarca olaylardan yazacağı sadece 50 bölümlük olayları seçiyor. Musa çok seçici davrandı. Daha fazla yazabilirdi. Özellikle belli konuları seçmesinin sebebi çok önemli . fazlalık yok. Fazla yağ yok tamamen kaslar var içinde. Çünkü çok az yazıldı. Tarihte belli yazarları okuduğumuzda çok büyük hikayeler yazmış. Onları biraz kesersiniz ama hala bir parça öykü kalır içinde. Çünkü çok süslüdür. Ama KK öyküleri böyle süslü püslü değil çok ekonomik hikayeler bunlar. Ucuza çalışıyordu bu yazarlar. Fazla kağıtları ve basım sistemleri yoktu. Yazmak o günlerde çok pahalıydı. Elimizde çok mantıklı ve hassas bir şekilde seçilmiş seçmeler var elimizde. Bunu her zaman aklımızda tutmalıyız. KK’ta yanlış olmamasıyla birlikte KK bize her şeyi anlatmaz. Aslında bize KK çok az şey anlatır. Ama çok önemli şeyler anlatır. Yaratılışı okurken nasıl okuyorsunuz. 1, 2, 3.bölümleri okudunuz ve 4.bölüme geldiniz ve sıkıldınız. Ne var 4.bölümde? bu bölümde bir soy ağacı var. Kahin’in ve Şit’in sülalesi var. Bunları okumak çok heyecanlı değil. Bunları sanki gereksiz görüyoruz. Ama bütün Yaratılışı okuduğumuzda bunun aslında gereksiz olmadığını anlarsınız. Çok zor bir bölüm. Şit’in soy kütüğü ile Kahin’in soy kütüğünün anlatılmasının sebebi var. çok dikkatli bir şekilde seçilmiş öyküler var orada ve seçilenler çok önemli.

Şimdi başka bir açıdan bakalım. Bütün bu tarihten yazar kendi okuyucuları için ne lazımsa onları seçiyor. Sadece basitçe seçmiyor. Aynı zamanda seçtiği her şeyi tanımlıyor. Çok sık olarak şöyle söyler Hıristiyanlar. Neden KK bu şekilde söylüyor bu söylediğini. Neden bu öykü böyle anlatılıyor. Çünkü bu şekilde oldu. Bir şeyler oldu ve KK yazarı da bunları yazdı. Çok basit düşünüyorlar ama bu doğru değil. KK yazarları diğer yazarlar gibi tarihte olan şeyler hakkında yazdılar ama çok seçici davrandılar. Aynı zamanda çok fazla açıklayıcılıydılar. Çok özel yollarla bunu ifade ettiler. Özel bakış açıları ile özel açıklama motifleri ile yazdılar. Örneğin Mesih’in yaşamına bakalım. KK’ta dört yazar Mesih’in yaşamını bize tanımlıyor. Hepsi aynı şeyi seçip söylemedi. Hepsi çok farklı şeyler söyledi. Bazı benzerlikler var ama farklı. Aynı konuyu seçseler bile aynı yolla tanımlamadılar. Başka bakış açılarından tanımladılar. Bazen söyledikleri şeyler hakkında arabuluculuk yapmakta bile zorlanıyoruz. Çünkü onların bakış açıları çok farklıydı. Başka bir örneğe bakalım. Mesela Samuel ve Tarihler kitaplarında birçok olaylar yazılmış. Aynı olaylar fakat farklı olarak tanımlanıyor. İkisinin yazarı farklı ve aynı olayları anlatırken bile farklı tanımladı. Mesela Atlantik okyanusunu tanımlamak istesek kaç şekilde tanımlayabiliriz. Bu tanımlamada hiç bir yanlış olmayacağını düşünün. Kaç şekilde. Çizerek, yazarak, renklerle... Sizin hayal gücünüze bağlı. Mesela suyun sıcaklığına göre de tanımlayabilirsiniz. Akıntılara göre, aslında bu konuda çok büyük bir kitap yazabilirsiniz. İçinde yaşayan hayvanlara göre tanımlayabiliriz. Her kişinin tanımlaması farklı olur. KK yazarları içinde böyle. Seçiyorlar konuşacakları konuyu. Ne hakkında konuştukları çok önemli. Aynı zamanda özel bir yolla tanımlamayı seçiyorlar. Verdikleri tanımlama şekli de çok önemli. Aynı olay üzerine konuşan çok kişi olduğuna mutlu olmalıyız. Bazı olaylarda ise bir kayıt görüyoruz. Mesela yaratılış paraleli yok yaratılışın. Daha çok dikkatli olarak çalışmalıyız bu bölümü. Yazarın bakış açısını anlama konusunda.

Seçip tanımlamasına göre yazarın tabi seçimi ve tanımlamayı çok şey etkiliyor. Çok etkin bir şekilde etkileyen şey şudur: Esas izleyiciler, amaçlanan kişiler, yazarlar aslında onu  okuyacak kişileri düşünerek yazıyorlar. En önemli etki budur. Örnek olarak Musa İsrail’in lideri idi. İsrail’in lideri olarak özel bir zaman içinde gerçekten büyük sorumluluğu vardı. Büyük sorumluluk demek yani bu insanları yönetmesi gerekiyordu. Pavlus’a bakalım. Elçi değildi. Başladığı kiliseleri çok sevdi. Başlamadığı kiliseleri çok sevdi. Yazarken o kiliselerin ihtiyaçlarına göre yazdı bu yazıları. Daniel, Yeşeya, Musa ya da Krallar hepsinin yaptığı şey aynıdır. Kendileri için yazmadılar. Başkaları için yazdılar. Bu temel görüşümüz. Bu yazarlar nasıl bağladılar tarihi olaylarla, kendi öyküleriyle esas hedefledikleri kitleyi. Tabi tanımlamayla. Yazarın görevi .olayları yazmak ve kitlelere bir şeyler öğretmek. Bir bağlantı kurmaları gerekiyor. Tarihle okuyucular arasında bir çeşit bağlantı oluşturuyorlar. Aksi takdirde uygun olmazdı. Mars’ta olan şeyleri yazsaydı şayet ve insan hayatını etkileyecek herhangi bir şey yoksa bunun içinde insanlara hiçbir şey öğretmeyecekti bu konuda. Bu nedenle tarihle buradaki yaşam arasında bir bağlantı olması gerekiyordu. KK yazarları bunu böyle yapıyorlar. Bunu nasıl böyle yaptılar gerçekten şaşırtıcı. 3 tane örnek verelim. Burada olayların dünyası ve bu da hedef kitle olsun. KK yazarları olayların dünyasından seçip tanımlıyorlar. Bağlantı kuruyorlar bu hedef kitleye. Uygun olan bir şey yapıyorlar. Bazen çok ince bir bağlantı kuruyorlar. Tam anlamıyla bir bağlantı değil. Bazen de daha yakın yapıyorlar bağlantıyı birçok bağlantı kuruyorlar iki dünya arasında yani tarihle hedef kitle arasında bir çok bağlantı kuruyorlar. Olaylarla kitle çok yakın oluyor. Bazen KK yazarları umulmadık zamanlarda tarihi olayları çok belirgin bir şekilde üst üste getiriyorlar iki dünyayı. Şimdi olan şeylere gerçeklere bir arka plan, tarihi bir arka plan yapıyor. Yazarın isteği şu: size açıklamak istiyorum bu uygulama nereden geliyor. Gerçekten size açıklamak istiyorum bu fikir nereden kaynaklanıyor gibi. Yazar bu tip açıklamaları tarih bir arka plan vererek yapıyor. Ne yaptığımızla ilgili tam olarak arka planı vermek istiyorum diyor yazar. Her zaman bunu böyle yapıyorlar. Mesela: Yakup’un Rab’bin meleği ile güreştiği yeri hatırlayalım. Meleği bırakmak istemedi bu yüzden bacağı çıktı. Topallamaya başladı. Kalçasından acıdan ötürü. Musa şöyle yazdı. Bu nedenle İsrailliler kalçanın bu tarafını yemiyorlar diye yazıyor. Arka plan veriyor önce ve ondan sonra bunu yapmadıklarını yazıyor. Olayla kitle arasında tam bir bağlantı olmayabilir bu durumda. Adamın kalçası ve bir hayvanın kalçası, butu ne alaka. Yapılması gereken bu. Hiç bir bağlantı yok aslında. Burada çok az bir bağlantı var aslında. Size bir örnek vereyim. Neden Türkiye’de herkesin bir soyadı var. Nereden geldi. Daha önce Türklerin soyadı yoktu. Atatürk bir yasa çıkardı ve bu zamanda beri herkesin soyadı var. Küçük bir çocuk gelip size neden iki tane adım var. soyadım var. çünkü yıllar önce Atatürk bize bir soyadı almamız gerektiğini söyledi. Bunun gibi. Şimdiki bir olay için arka planda bir hikaye anlatıyorsunuz. Neden Amerika bayrağında kırmızı beyaz 13 tane yatay çizgi var. Çünkü Amerika 13 koloni ile başladı. Şimdi olana bir açıklama yapmak. KK yazarları her zaman böyle şeyler yapıyorlar. İnsanların yaşamlarındaki bazı şeylerin nereden geldiğini açıklıyorlar. Çok güzel örnekleri var bunun. Musa’nın günlerinde belki bir adam bunu sorabilirdi. Çünkü onlara bunları yapmaları söylendi. Sünnet olmaları istendi büyük adam olarak. Belki bazı adamlar neden bu yaştan sonra sünnet olmak zorundayız. Yaratılışta böyle bir bölüm var. Yar.17.bölümde Tanrı İbrahim’e diyor ki sen ve ev halkın sünnet olmalısın. Senden sonraki bütün nesiller sünnet olmalı. İşte bu uygulamanın bir arka planı. Arka plan şimdiki olay için verildiğinde çok büyük benzerlik olması  gerekmiyor yazarın anlatımına göre. Şimdi ikinci düzey var. Burada bir olay ve öykü var. Okuyucunun yaşamındaki olayla hikaye çok birbirini benzer. Çok daha fazla bağlantı var. Bir etik için oluşturuldu. Size belki bir örnek olacak bir öykü. Size örnek vermeye hizmet eden bir öykü. Belki ret edilecek belki de taklit edilecek bir şey. Bir şeyin size örnek olması için gerçekten sizinle olaydaki kişi arasında bir benzerlik olması lazım. Mesela bazen Amerika’dan çok farklı ülkelere gidiyorum. Böyle zamanlarda çok dikkat etmeniz gerekiyor. Çünkü sanılan şey şu KK’tan bir prensip öğreteceğim. Benim yaşantımdan bir şeylere verdiğimde bu prensibi öğreteceğim gibi geliyor. Benim hayatımı veriyorum örnek olarak. Bana karışmış bir şekilde bakıyorlar. Dediğim hiç birşeyi anlamıyorlar. Çünkü benim hayatım onların hayatından çok farklı. Örneğin: her zaman anahtarımı kaybettiğim için çok aptalım diye bir örnek vermeye başlasam. Bu örnek Türkiye’de uygun olur. İnsanlar bunu anlayabilir. Çünkü bizim anahtarlarımız var ve anahtarlarımızı kaybettiğimizde ne kadar zor durumda kaldı mı anlayabilirsiniz. Ama Uganda’nın köylük yerlerinde bu örneği verirsem. Hiçbir şey anlamayacaklar çünkü anahtarları yok, hatta kapıları bile yok. Evlerini kitlemiyorlar. Benim ne demek istediğimi anlamayacaklar. Noktamız şu birisi için örnek oluştururken iki şey arasında bir benzerlik olmalı. Paraleli görebilecek kadar bir benzerlik. KK okuyucularının yaptığı şey şu. Burada kitle var burada olaylar var. Bu olaylar hakkında yazıyorlar. Bu olayları bu dünya için uygulama olarak kullanıyorlar. Bu olaylar hakkında yazdıklarında bu olayları aynı şekilde buradakilere getiriyorlar. Bu iki olay arasında yeterince bağlantı olmasına dikkat ediyorlar insanlar görebilirler. Bazı şeylerde bağlantı kurmamız daha kolay. Çünkü direkt bir benzerlik var. Ama bazı şeylerde direkt bağlantı kuramıyoruz. Orada ne demek istediğini anlamamız gerekiyor. Çünkü verdiği örnekteki kişilerle daha az benzerliklerimiz var.

Mesela Pavlus Korintlilere şöyle diyor: Başını örtmeden dua eden kadın kocası için utançtır diyor. Çünkü Korintte kadınlar fahişelik yapması çok yaygındı ve fahişelik yapan kadınlar kendilerini açıyorlardı. Bu nedenle kilise kadınlarına fahişeler gibi giyinmeyin diyordu Pavlus. Bugün günümüze nasıl uygulayabiliriz bunu. Artık fahişe olmayan kadınlarda başların örtmüyorlar. Böyle b,ir geleneğimiz yok. Başı açık olması bir kadının fahişe olduğunu anlatmıyor günümüzde. Birçok kişi bu yüzden kilisede kadınların başını örtmesi gerektiğini söylüyor. Aynı kadın fahişe gibi giyinip başını örterse kendini kutsal mı hissedecek. Sizin kültürünüz için ne uygunsa aslında. Bize direkt konuşan yerler var. ama bu direkt olarak bize konuşmuyor. KK’ı uygularken esas izleyicilerinden biraz farklı olduğumuzu bilmek durumundayız. Calvin vaaz ettiğinde daima bir başlık takıyordu. Neden takıyordu. Soğuk bir yerde yaşıyordu çünkü. Korint soğuk bir yer değil. Bazı kişiler vardı ki bu şekilde giyiniyorlardı. Orada adama dediği şey bu tür kişilerden kendinizi ayırın demek istiyordu. Bunları daha sonra konuşacağız aslında.

Şimdi anlamamız gereken orijinal anlam. Bir bu yolla yani tarihi arka planı kullanarak kitleyle ilişki kuruyorlar. Bir diğeri ise örneklerle bağlantı kuruyorlar. Oradaki öykü halkın yaşadığı örnekleri ile bir bağlantı var. Üçüncü yol ise öykü ile kitlenin yaşamı o kadar yakınlaşıyor ki çok zor bir şekilde birbirinden ayırabilirsiniz orada olan öykü ile kitlenin yaşadıklarını hemen hemen aynı. Birbirinin üstüne o kadar geliyorlar ki sanki iki dünya bir araya gelmiş gibi. Bunu tanımlamak için kullanacağımız kelime gölge ya da örtüşmek. Tarih tekerrürdür. Büyük tarihçi eğer tarihten öğrenmiyorsanız o zaman tarih kendini tekrar edecektir der.  Gerçekten tam olarak mı tekrar eder aynı olay mı yaşanır. Tabi ki hayır. Sürekli zaman kendini tekrar ediyor demek istemiyorum. 100 yıl önce ne olduysa benzer şeyi bugün olabilir. Durum çok benzer. Çok zor birbirinden ayırırsınız. KK yazarları bunu fark ettiler. Bunu çok sık kullandılar. Antik bir olayı yazıyorlardı. Okuyucularına çok net bir şekilde anlatmak için sanki tarih kendi günlerinde tekrar ediyormuşçasına. Yüzlerce yıl önce olmuş bir hadise bunu tanımlıyorlardı. Şimdi olan şeyin üzerinde. Böylelikle insanlar bağlantıyı anlıyorlardı. Neden bu öyküyü okuduklarını anlıyorlardı.

Yaratılışta yazdığı birçok şey Musa’nın Babil’de ve Mısır’daki mitolojinin zıttına geliştirildi. Çünkü İsrail’i kontrol etmek için kendi mitolojilerini kullanıyorlardı Mısırlılar. Onları köle olarak kullanmak için. Onlara özgürlüklerini vermek için dünyanın başlaması ile ilgili olayın doğrusunu anlattı İsraillilere. Mısırlılar ve Babillilerde kendilerince tanrı suretinden bahsediyorlardı. Musa da aynı ifadeleri kullanarak Tanrı suretinden bahsetti ama bakış açıları çok farklıydı. Öbürkülerin tam zıttına söyledi. Babil ve Mısırlılar için tanrı sureti kraldı, kahindi yalnızca. Kendi krallarını sadece tanrı sureti olarak görüyorlardı başka hiç kimseyi tanrı suretinde görmüyorlardı. İnsan hepimiz Tanrı sureti. Aslında bir anlamda benzer ama zıttı.

İsa Mesih nasıl benden aldıysa KK’ta başka bir şekilde Tanrı Sözü’nün insani bir araçla beden almasıdır. İsa konuştuğunda Tanrı mı konuştu insan mı konuştu. Pavlus konuştuğunda Pavlus mu Tanrı mı konuştu? Her ikisi de. Petrus diyor ki Pavlus hakkında konuşurken Pavlus anlaşılması zor şeyler yazıyor diyor. Ama Petrus Tanrı anlaşılması zor şeyler yazıyor demiyor Pavlus anlaşılması zor şeyler yazıyor diyor. Mektubuna şöyle başlamıyor. Ben Tanrı Filipililere yazıyorum demiyor. Ben Pavlus Mesih İsa’nın elçisi size yazıyorum. Kendisi bile kendisini insan olarak düşünüyor bunu. Mesela biz dedik ki Mez.110 dan bahsettiğini söyledik. İsa Davut konuşuyor Kutsal Ruh aracılığı ile. İsa onun Davut mu Kutsal Ruh mu olduğuna inanıyordu. Her ikisi de. Bu şimdi Tanrı’nın sözü mü Davud’un sözü mü. Bu Tanrı Sözü’nün beden alma hali. Bu Hıristiyanlık Tanrı yaratılışı kendi krallığı haline getirmek. İstese bunu hemen yapabilir. Ama bunu direkt olarak değil de dolaylı olarak yapıyor. Aracı olarak insanı kullanıyor. İnsanlık bütün yaratılışı Tanrı’nın krallığına çevirecek olan bir araç. Bu nedenle çok çeşitli şekillerde kullanıyor insanı. Biz dünyayı Tanrı’nın krallığına çevirmeyi yalnız başımıza yapamayız. Çünkü günahlıyız. Ama bir insan var ki bunu tek başına yaptı. Çünkü çok yüce. O Nasıralı İsa. Tanrı insanı kullanmayı seviyor. Günahlı insanı da. Ama KK yazılırken Tanrı insanın hataya düşmesine engel oldu. Bu Vah.de yazıyor. Çünkü elçiler ve İsa böyle konuşuyor. KK’ta sadece gerçeği görüyor. Ona güveniyor, itaat ediyor. Ona iyi görünmediği zamanlarda bile. Tanrı’dan insanlar aracılığı ile ama hatasız. Biz buna organik vahiy diyoruz ve bu bizi Protestan yapıyor.

EA Tanrısı ya da YA Tanrısı diye bir şey yoktur. İkisi de aynıdır. İkisi de adil ve merhametlidir. Aslında YA Tanrısı bize savaşmayın demiyor. Ruhsal bir savaş yapmamızı söylüyor. Ordularla değil ya da politik bir savaş değil. Mesih döndüğünde bizim savaştığımız ruhsal savaşın sonucu olacak. Müjde’nin gücüyle ruhsal savaşımızı verirken basitçe insanları kurtarmıyoruz. Aynı zamanda insanların yargısını da hazırlamış oluyorsunuz. Pavlus bunu galiba 2.Kor.4 de şöyle açıklıyor. Müjde hizmetinde bir zafer kazanıyoruz. Biz kokuyoruz. Ama iki şekilde kurtulanlar için yaşam kokusu lanetlenenler için ise aynı Müjde ölüm kokusu oluyor. İsa adıyla silahları alıp insanları öldürmüyoruz ama biz hala savaştayız ve insanlara sonsuz yaşam ve sonsuz ölüm veriyoruz insanlara. EA ile bir tezatlık yok. Sadece aynı şeyin farklı bir formatı var burada. Biz hala bir süreç içindeyiz Tanrı’nın aracı olarak. Yeryüzünden kötüyü kaldırmak için Müjde’nin vaazıyla. Mesih’in gelişi ile bu görevi tamamlamış olacağız. Biz ruhsal bir savaş yapıyoruz. Biz insanlara bir şey anlatıyoruz. Savaş geliyor. Savaş geldiğinde ne yapıyoruz. Savaşa katılıyoruz. Savaş başladığında iyi tarafta değilseniz kötü sizi yok edecek. Bu Müjde. Biz hala aynı savaştayız. Yeşu Kenan’a çağırıldı ve orayı temizlemesini istedi Tanrı. Neden? Birinci sebep çünkü çok kötü insanlardı. Çocuklar yaşlılar vardı. Yüzlerce yıl boyunca Kenanlılar çılgınca bir şekilde kötüydüler. Sadece evlilikle dışı ilişkide bulunmadılar. Bu kadar basit değildi kötülükleri. Bu normal dünya kötülükleri. Birbirlerini öldürüyorlardı, çocuklarını kurban ediyorlardı. İnsan kurban kesiyorlardı. Dünyada birçok kültür buna benzer şeyler yapıyorlardı. Neden Tanrı özellikle Kenanlıları seçti. Çünkü onlar Aden bahçesindeydiler. Onlar cennet bahçesini temizleyeceklerdi. İki kişiyi cinsel ilişki sırasında şiş geçirerek öldürmüştü KK’ta. Neden bunu yaptı. Sadece seks yaptıkları için değil. O günlerde birçok insan yapıyordu bunu. Çünkü onlar Tanrı’nın tapınağının önünde yapıyorlardı. Aden’de kendi krallığını yeniden kendi halkı aracılığı ile başlatacaktı. Ya tövbe edeceklerdi ya da cezalarını çekeceklerdi. Bazıları tövbe etti ve onlar ölmedi. Fahişe Rahav tövbe etti. O Kenanlı olduğu halde ölmedi. Aslında Tanrı dedi ki bütün Kenanlıları öldürün. Ama hepsini öldürmediler. Rahav’ı İsrail’e kattılar. İsa’nın atalarının arasında Rahav’ın adı geçiyor. İsa gelene kadar yapmamız gereken bu. Kılıçlarımızı alıp kimseyi öldürmek değil ama insanları tövbe etmeleri için uyarmak. Aslında İsrail’in yaptığı da buydu. Ölen çocukların günahı neydi. Batılılar olarak şöyle düşünüyoruz. Her bir kişi yaptığından sorumludur. Modernleşmek bu. Ama Tanrı Kenanları ve İsraillileri böyle düşünmedi. Akan’ı hatırlayın. Akan İsrailliydi. Altınlar çaldı. Kendi çadırına gömdü. Bulunduğunda Akan ailesi ile birlikte öldürüldü. Çünkü o zamanda işler böyle işliyordu. Aslında hala orta doğuda işler böyle işliyor. Bedevilerle konuşmak lazım belki bu konuda. Çünkü her şey bir aile sorumluluğu olarak görülüyor. Yaptığın şeyin bütün aileni etkileyeceğini bilirsen bu seni çok kötü şeyler yapmaktan korur. KK biz modern batılıların düşündüğü gibi düşünmüyor. Bu sadece Kenanlılar için uygulanan bir uygulama değil aynı zamanda İsrail içinde aynı uygulama var. Adem’in günahından bütün nesilleri etkilendi. Adem’in günahı bizim günahımız. Ama insan yargıçlar bunu yapma hakkına sahip değildirler. Bu şekilde yargılama hakkına sadece her şeyi bilen bir yargıç sahiptir. Tanrı ne yapması gerektiğini biliyordu.

Kendi konumuza dönelim tekrar. Üç yolu var bir öykünün bağlantı kurulması ile ilgili. Birincisi tarihi arka plan, ikincisi pozitif ya da negatif örnekler, üçüncüsü gölgeleme(örtüşme). KK yazarları yazarken bu üçüncüde kullandılar. Bazen hepsini birbirine karıştırdılar. Örnek verelim: Yar.17. bölüm tarihten bir arka plan verdi sünnet için. Neden sünnet edilmeliyiz. Çünkü Tanrı İbrahim’e böyle söyledi. Bu arka plan. Bu öyküde bir örnek var mı? İbrahim bir örnek. Çünkü İbrahim örnek olarak kendisini sünnet etti. Onun oğlu da. Öyküyü örnekledi. Sadece tarihi bir arka plan yok. Aynı zamanda bir örnekleme var. Burada çok büyük bir bağlantı var. İbrahim insandı, okuyucu da insandı. KK yazarları kendi öykülerini kitlelerle bağladılar. Üç yolla bağladılar. Tarihi arka plan, örnekleme, gölgeleme. Bir örnek verelim. Bu bir örnekleme ise aynı zamanda bir tarihi arka planı vardır. Bir gölgeleme ise aynı zamanda örnekleme ve arka planda bunun içinde olacaktır. Başka türlü çalışmaz. Arka plan, örnekleme ve gölgeleme. Gölgeleme için şunu hatırlayın iki dünya yani tarihi olaylar dünyası ve kitle dünyası bir araya geliyor. İbrahim’in örneğinde olduğu gibi. Yar.12:10-20 Tam bir öykü var. Mısır’dan kaçış hikayesi. Hemen bilemeyebilirsiniz hangi öyküden bahsettiğimizi. Sara’nın karısı olduğu konuda yalan söylediği öykü. Gerçekten burada önemli olan şeye dikkatini çekiyoruz. İbrahim yalan söyledi karısı hakkında. Bizim için önemli olan tarafı bu. Ama Musa için önemli olan tarafı bu değildi. Ya da İsrail için de bu o kadar önemli değildi. Musa için daha önemli olan başka bir tarafı vardı bu hikayenin. Çünkü Musa burada çok özel bir şey yaptı. İbrahim’in yaşadığı bu deneyimi gölgeleme yöntemi ile İsrail’le özdeşleştirdi. Musa Mısır’a gitti ve Musa Mısır’dan geldi. İsrail’in Mısır’a gidişi ve gelişi gibi. Musa’nın bunu yazmasının sebebi İbrahim’in hayatını onların yaşamları gibi gösterdi.

Yar.12:10 “Ülkedeki şiddetli kıtlık yüzünden Avram geçici bir süre için Mısır'a gitti.”

İbrahim kuraklık yüzünden Mısır’a gider. Bir zamanlar İsrail’in tarihinde aynı şey oldu. Yusuf zamanında da kuraklık vardı ve İsrail Mısır’a gitti. Birazcık kaldı orada. Kuralıktan kaçmak için aslında oraya gitmişti. Musa burada özellikle kuraklıktan bahsediyor. Kısa bir süre için gitti demesine de gerek yoktu. Anlatmak istediği şey yalan söylemesi ise. Ama özellikle belli bir zaman için kısa bir zaman için gittiğini vurguluyor. İbrahim oraya kuraklık için gitti. Okuyucuları bunu yaşamışlardı ve bu şekilde ortaya bir bağlantı koyuyor. Bir örnek ortaya koyuyor. İşte buna gölgeleme diyoruz. Çünkü burada bir taneden çok fazla bağlantı var. öykünün açılışına hemen bunu söylüyor. Onların dikkatini çekiyor. Biz de bu sebeple Mısır’a gitmiştik diyerek bunu hatırladılar.

Yar.12:11-16 “Mısır'a yaklaştıklarında karısı Saray'a, "Güzel bir kadın olduğunu biliyorum"  dedi, "Olur ki Mısırlılar seni görüp, 'Bu onun karısı' diyerek beni öldürür, seni sağ bırakırlar. Lütfen, 'Onun kızkardeşiyim' de. Öyle ki, senin sayende bana iyi davransınlar, canıma dokunmasınlar." Avram Mısır'a girince, Mısırlılar karısının çok güzel olduğunu farkettiler. Kadını gören Firavun'un adamları, güzelliğini Firavun'a övdüler. Kadın saraya alındı. Onun hatırı için Firavun Avram'a iyi davrandı. Avram davar, sığır, erkek ve dişi eşek, köle, cariye, deve sahibi oldu.”

Musa İbrahim hakkında doğruyu söylüyor. Bu öyküyü oluşturmuyor, üretmiyor. Gerçekten bahsediyor. Bu nedenle onun örneği tam Mısırlılar gibi olmayacak tabi. Bir peri masalı ya da mitoloji de değil. İsraillilerin tam yaptığı gibi de söylemiyor. Sadece akıllarına geri gelmesini sağlıyor. Bunu gerçekle yapıyor. Onları gerçekle yüzleştiriyor. Burada bağlantı ne? Atalar Mısır’a geldiklerinde karıları hakkında yalan mı söylediler. Böyle bir bağlantı yok tabi ki. Sara firavunun haremine alındığında bu ne demekti İsrail’in gelecek nesli için? Nesil onun soyu olamayacaktı. Sara’nın çocuğu olmayacaktı. Tanrı kendi sözünü yerine getirmeyecekti. Çünkü firavunun haremine alındı Sara. Böylece İbrahim’in soyu tehdit altına girdi. İsrail Mısır’dayken buna benzer bir şey oldu. İsrail Mısır’da iken İsrail’in geleceği tehdit altındaydı. Erkek bebekleri öldürtmek istedi ve hatta öldürdü. Çık.1.bölümü hatırlayın. Onların çocuklarının olmasına mani olmaya çalışıyordu. Onları en ağır işlerde çok fazla çalıştırıyordu. Musa Çık.1’de şöyle diyor. İsrailli adamlar çok güçlüydüler. Bütün gün çalışıyorlardı ve eve gelip bebek yapıyorlardı. Gerçek adamlardı. Firavun bunu nasıl yaptıklarını anlamıyordu. Bunun üzerine ebelere bebekleri öldürmesi için ayarladı. Ebeler firavuna o kadar çok bebek doğuyor ki yetişemiyoruz. Biz oraya gittiğimizde doğurmuş oluyorlar. İsrailli kadınlar Mısırlı kadınlar gibi narin değillerdi. Gerçek kadınlardı. Ebeler gelene kadar bebeklerini doğurup hemen işe gidiyorlardı. İsrailli kadınlar gerçek kadılardı ve erkeklerde gerçek erkeklerdi. Ondan sonra da erkek çocukların nehre atılmasını önerdiler. Kadınları haremlerine alıp çalıştırabilirlerdi. Sara’ya yapacağı gibi. İbrahim’in günlerinde olduğu gibi İsrail’in geleceği tehdit altına girmişti. Nasıl kurtardı İbrahim’i.

Yar.12:17 “RAB Avram'ın karısı Saray yüzünden Firavun'la ev halkının başına korkunç felaketler getirdi.”

İsrailli okuyucular kendi deneyimlerini hatırladılar. Onları da aynı şekilde kurtardı. Mısır’ın başına felaketler getirerek. Kendi oğlu öldü Firavunun. Gidin dedi. İbrahim’im gününde aynı şeyi görüyoruz. Musa’yı çağırdı firavun ve git dedi.

Yar.12:18-19 “Firavun Avram'ı çağırtarak, "Nedir bana bu yaptığın?" dedi, "Neden Saray'ın karın olduğunu söylemedin? Niçin 'Saray kızkardeşimdir' diyerek onunla evlenmeme izin verdin? Al karını, git!"

Git dedi. Firavunun Musa’ya söylediği de aynı şeydi. Kuraklık yüzünden oraya gitmişlerdi. Soyları tehdit altındaydı İbrahim gibi. Mısır’a bir takım felaketler gibi İbrahim gibi. Onlara git dedi ve İbrahim’e de git dedi.

Yar.12:20 “Firavun Avram için adamlarına buyruk verdi. Böylece Avram'la karısını sahip olduğu her şeyle birlikte gönderdiler.”

Nasıl ayrıldılar Mısır’dan. Zengin bir şekilde aynı Mısır gibi. Mısır’ın zenginlikleriyle. Musa ne yaptı. İsraillilere ve onu izleyenlere yazıyordu. Bu adamlar sürekli soru soruyorlardı. Doğru şeyi mi yaptık. Musa’yı gerçekten izlemeli miyiz. Belki Musa bizi kandırıyor. Belki sadece politik. Belki tekrar Mısır’a dönmeliyiz. Bu hikaye onlara bunu hatırlatıyor.  Tanrı sizin hayatınızda ne yaptıysa daha önce İbrahim’in hayatında da aynı şeyleri yaptı. Hikayeyi hatırlamıyor musunuz? Tanrı daha önce yaptığını yine yapıyor. İbrahim’in örneğini denemelisiniz. Mısır’dan ayrılın. İşte bu gölgeleme. Burada yazan bunları düşünen Musa mı Tanrı mı? Her ikisi de. Dahiydi. İnsanları nasıl yönlendireceğini biliyordu. Bunları Kutsal Ruh’un esini ile yapıyor. Aslında bu üç yol her öyküde var.

 

16 Ekim

 

KK’ı uygulama. Tam anlamıyla yaşamımıza uygulamak. EA öykülerini kendi yaşamımıza nasıl uygulayacağız. Yazar tarihteki olaylara bakarak kendi okuyucu kitlesi için metnini yazıyor. Belli şeyleri seçiyor. Uygun olan şeyleri seçiyor. Bu seçtikleri şeyleri okuyucu kitlesinin yaşamına uygun olacak şekilde tanımlıyor. Yazarın birleştirdiği şeyler neler yani okuyucu kitlesine nasıl ulaştırıyor bunları. Üç yolla yapıyor bunu. Tarihsel arka plan, örnekleme, gölgeleme(örtüşme) bu üç yolla bağlantı yapıyor. Bu üç yolla insanların hayatına bir öyküyü bağlıyordu yazar. Yazarın yazdığı ile insanların hayatında ne değişiyor. Yaratılış kitabına baktık. Özellikle İbrahim’in hayatına baktık. Musa hangi ihtiyaca, hangi sorulara göre İbrahim’in hayatını kullandı. Ne tarz bir deneyime sahip oldular. Bu öyküler Musa’nın izleyicilerine nasıl konuştu. İbrahim’in yaşamının temel öğretilerini anlamamızda Yar.12:1-3’ e bakıyoruz. Burada üç tane temel konu göreceksiniz. İbrahim’in sahip olduğu sorumluluk, İbrahim’e olan bereket ve İbrahim aracılığı ile başkalarına giden bereket. Tanrı İbrahim’e konuşuyor. Bu ayetleri İbrahim’e söylüyor Tanrı. Büyük önemlerle yoğunlaşmış üç ayet.

Yar.12:1-3 “RAB Avram'a, "Ülkeni, halkını, babanın evini bırak, sana göstereceğim topraklara git" dedi, "Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım. Bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacağım. Seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki halkların hepsi Senin aracılığınla kutsanacak."

Burada başlangıçta İbrahim için nasıl bir sorumluluk görüyorsunuz. Tanrı’nın ilk söylediği şey nedir. Ne yapmalı İbrahim. Tanrı’nın gösterdiği bir yere gidecek. Belki Türkçe’de o kadar açık olmayabilir ama İbranicede çok açık. Bundan sonra olacak her şey İbrahim’in gitmesine bağlı. Göstereceğim diyara giderseniz o zaman söylediklerimi yapacağım. Tamamen bir alaka var gitmekle bereket arasında. Eğer İbrahim giderse ne çeşit bereketler vaat etti. Büyük bir ulus olacak.  Zenginlik. Büyük bir isim, şöhret. Eğer İbrahim topraklara giderse bu üç şeyi vereceğine dair Tanrı vaat ediyor, söz veriyor. İbrahim’e bir başka şey daha söylüyor. Yönünü değiştiriyor. Sen bereketin kaynağı olacaksın. İbranice’de gitme kelimesi imparativ bir kelime. Bu bereketlenme kelimesi de imparativ bir kelime yani emir kipi. İki tane emir kipi. Bir tanesi git bir tanesi de bereket kaynağı ol. Bu ikisi de emir. Git ve bereket ol. Üç tane vaadi izliyor bu gitme kelimesi. Büyük millet olma, zenginlik ve şöhret büyük bir isim. Arkasından bir emir daha bereket ol. Tekrar üç fiil izliyor. Bereketleyeceğim, seni bereketleyeni bereketleyeceğim. Lanetleyeni lanetleyeceğim. Sonuç olarak İbrahim bütün milletler için bereket olacak. Bütün dünya için bir bereket. Burada aslında yapı çok sade. Tanrı İbrahim’e konuşuyor. Git. Bunun sonunda üç şey olacak. Gerçekten bereketleneceksin ve üç şey daha söylüyor. Birinci şey gerçekten büyük bir sorumluluk altına girdi İbrahim. Evini terk edip bilmedikleri vaat edilen topraklara gitmek. İsrailli gibi düşünmeye çalışalım. Musa’yı izleyenler gibi. Mısır’ı terk ettiniz şimdi. Aileleriniz varana kadar topraklara büyük dev savaşçıları gördüler ve giremediler vaat edilen toprağa. Hepsi öldüler ikisi dışında. Ama şimdi çocukları izliyorlar Musa’yı. Artık vaat edilen toprağın sınırındalar. Onların babaları İbrahim Tanrı tarafından emir almıştı. Bu topraklara git. Gidersen bereketleneceksin. Neden Musa İsrail’e bunları anlatıyor. Çünkü Musa onların İbrahim’i taklit etmesini istiyor. Bu örtüşme. İsrail bundan bir şey öğrenmeli. Bu sorumluluğu tamamlamadan Tanrı tarafından bereketlenmeyecekler. Bu sorumluluk vaat edilen toprağa gitmek. Eğer toprağa giderlerse iki çeşit bereketlenme alacaklar. Birincisi İbrahim’in bereketlerini alacaklar. İkincisi başkalarını bereketleyecekler. Musa neden İsrail’e bu hikayeyi anlattı. Çünkü onlar bu bereketi İsrail kendisi alacak. Sadece İbrahim için bir bereket değil. Aynı zamanda millet için bir bereketlenme eğer toprağa giderlerse. Biz şimdi İbrahim aracılığı ile bir berekete sahibiz. Bu ilginç bir şey. Tanrı’nın İbrahim’e söylediği şey kendisinin bereket olması ve onun aracılığı ile başkalarına bereket olması. Öncelikle İsrailliler bu konuları anlamak zorundalar. Ülkeye girme sorumluluğuna sahipler ve çok büyük bir şekilde bereketlenecekler ve başkalarına bereket olacaklar. Başkalarına nasıl bereket olacaklar. İbrahim’i kullanacak Tanrı’nın söylediği söz. Başkalarına bütün dünyaya bereket getirmek için. Bu nasıl olacak. İki yolla olacak. Birisi İbrahim’i bereketleyeni bereketleyecek, lanetleyeni lanetleyecek. Bu iki yolla bereketlenme bütün milletlere gelmiş olacak. Hepsi pozitif değil. Bir savaş olacak. İbrahim’e karşı gelen insanlar olacak. Ama İbrahim’e karşı geldiklerinde Tanrı onları lanetleyecek. Eğer İbrahim’i onurlandırırlarsa o zamanda bereketlenecekler. Bu belli bir süreçte olacak. Bereketleme ve lanetleme süreci. Böylelikle İbrahim Tanrı’nın bütün dünyaya bereketi için bir enstrüman, bir araç olacak. İbrahim’in etkisi bütün dünyayı etkilemiş olacak. Musa’yı izleyen İsraillilere neden bu hikayeyi anlatsın. Bu öykü ile sizin hayatınızın ne alakası var. Ne yapar sizin hayatınıza. İsrailli gibi düşünelim. Musa’yı dinler gibi gidiyoruz şimdi. Beni kutsayacak ve beni lanetleyecek insanlar var önümde. Bütün dünyayı Tanrı’ya kazanmak için biz kendi hizmetimizi nasıl tamamlayacağız bir millet olarak. Pavlus diyor ki Rom.4 de İbrahim dünyaya vaat edilendir. Bu amaç nasıl yerine gelecek. Tanrı bunu yaptığı zaman kendi halkını inşa edecek ve dünyayı bereketleyecekler. Tanrı İbrahim’e ne vaat verdiyse İbrahim’den ne istediyse toprağa gitmek. İsrail’den de aynı şeyi istedi Musa’yı izlemesini istedi. Neyi vaat etti İsrail’e izleyenlere aynı şeyi. Çok uygun bu öykü onlar için. İbrahim’in çağrısı Yar.12.bölümde İsrail’in çağrısı ile örtüşüyor. 12. Bölüme bakalım. İbrahim ne yaptı?

Yar.12:4-6 “Avram RAB'bin buyurduğu gibi yola çıktı. Lut da onunla birlikte gitti. Avram Harran'dan ayrıldığı zaman yetmiş beş yaşındaydı. Karısı Saray'ı, yeğeni Lut'u, Harran'da kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp Kenan ülkesine doğru yola çıktı. Oraya vardılar. Avram ülke boyunca Şekem'deki More meşesine kadar ilerledi. O günlerde orada Kenanlılar yaşıyordu.”

İsraillilerin konuşmalarını duyabilirsiniz. Musa hikayeleri yazıyor şimdi. Musa’ya hep aynı şeyleri söylüyorlar. Musa biz bu ülkeyi alamayız. Orada Kenanlılar var. Onlar dev gibiler. Bunlar savaşçı. Biz burayı alamayız. Musa’nın ne dediğini duydunuz mu burada üç kez? Bu yerin adı ne? Beşinci ayette Kenan kelimesini kaç kere tekrarlıyor. İki kere tekrarlıyor. 6.ayete bakın. Kenan’da kimler yaşıyor? Kenanlılar. Musa ne diyor İsrail’e? İbrahim de Kenanlılar oradayken Kenan diyarına gitti. Özrünüz yok siz de gideceksiniz. Onların durumu İbrahim’in durumu gibi. İbrahim onların örneği. İbrahim aslında yaşlı bir adam ve küçük bir aile. Kenanlılardan korkmazken küçük bir aile neden Musa Kenanlılar diye üzerine basıyor. Çünkü İsrailliler diyor ki yapamayız orada Kenanlılar var. Musa diyor ki bu problem değil. İbrahim gitti oraya. Kenanlılar oradaydı. Hikayenin sonunda 7.ayette doğru yere vardığına dair Tanrı’nın onayını görüyoruz.

Başlangıcı hatırlayın. Tanrı nereye gideceğini söylememişti. Nereye gösterirsem oraya git demişti Tanrı. 7.ayette ise doğru yere vardın diye onaylıyor.

Yar.12:7 “RAB Avram'a görünerek, "Bu toprakları senin soyuna vereceğim" dedi. Avram kendisine görünen RAB'be orada bir sunak yaptı.”

Şimdi söylediğimi dinleyin. Doğru olamayan bir şey söyleyeceğim. Tanrı İbrahim’e diyor ki ‘Sana bu toprakları veriyorum’. Bu dediğimdeki yanlış ne? Soyuna veriyor. Tanrı’nın ne demesini bekliyoruz. İşte toprak buyur sana veriyorum. Belki böyle söyledi. Ama Musa böyle yazmadı. Ne yazdı Musa? Bu toprakları soyuna veriyorum. Evet İsrailliler Musa’yı izleyin. İsrailliler biz soyuz Tanrı burayı bize verdi. O zaman içeri giriyoruz. Tanrı bize konuşuyor. Parmağını uzatıp gösteriyor Musa orayı. Tanrı İbrahim’e demişti ki bu toprakları soyuna vereceğim. O zaman tamam hemen gidip alalım. İbrahim bütün toprakların içine girdi. Kuzeyden güneye kadar. Sunak inşa etti Tanrı için. Sizin gücünüz kuvvetiniz nerede İsrail. Umudunuz nerede topraklara girerken. Atanız İbrahim’e bakın. Umudunu nereden buldu Kenanlılarla dolu toprağa girerken. Tanrı’nın adını çağırdı sizin de yapmanız gereken şey bu. İsrail’e nasıl yazıldığını gördünüz mü? İbrahim Şekel’e, Ay kentine, Beytel’e bütün bu şehirlere gitti. Buralarda hep Kenanlıların ilahlarına tapındıkları tapınakları vardı. İbrahim tam oraya gitti ve kendisi Tanrı için bir sunak yaptı. Bu demektir ki buralar sizin ilahınıza ait değil benim Tanrıma aittir. Size burada ne olduğunu hatırlatmak istiyorum. Bir harita yapalım. En solda Akdeniz var. Ölüdeniz, Ürdün Nehri var. İsrail kendi çıkışını yaptığında birinci nesil buradan yukarı böyle çıktı ve kendi casuslarını gönderdi Eriha kentine. Casuslar döndüklerinde biz bu ülkeye giremeyiz dediler. Böylelikle geri döndüler, kaçtılar. 40 yıl boyunca etrafta dolaştılar ve sonra geri gelmeye karar verdiler. Denizin güneyinden doğuya geldiler ve yukarıya çıktılar. Ürdün nehrini geçtiler. Gilgal’a geldiler. Sünnet oldular ve Eriha’ya saldırdılar. Bu mavi hatlar milletleri gösteriyor. Edomlular, Moavlılar, Ammonlular. Bu vaat edilen toprakları geçtikleri süreç içinde Edom, Moav ve Ammon bölgelerinden geçmek zorundaydılar. Bu durumdan pek mutlu olmadılar tabi ki Edom ve Amonlular. Çok insan geçiyordu buradan belki 2 milyon insan geçiyordu. Bu küçük bir grup değil. Bu yola krallık yolu diyoruz. Genelde bu krallık yolunu izliyorlardı. Edomluların atası Esav’dı. Aslında Esav’la ilgili bir bölüm var Yaratılış’ta. Yakup’un ikiz kardeşi. Esav ve Yakup daha annesinin karnında iken birbirleri ile kavga ediyorlardı. İkizler bunu yaparlarmış. Anneleri Rebeka karnına baktı. Ne oluyor orada diye sordu. Tanrı Rebeka’ya şöyle dedi: İçinde iki bebek yok iki millet var dedi. Biri İsrail diğeri Edom. İki bebek iki milleti temsil ediyor. Ondan sonra Moav ve Ammonlular vardı. Moav ve Ammonluların ataları Lut’du. Lut hakkında İbrahim’in hikayesinden çok şey öğrenebilirsiniz. İbrahim’in hikayesinin Lut ile ilgili söyledikleri bu bölgeyi geçen İsraillilere açıklama oluyor.  Musa’nın bu hikayeleri yazma sebebini düşünün. İsrail’e yazıyor bu öyküleri. Vaat edilen topraklara hareket ederken nasıl yaşayacaklarını öğreniyorlar.

 

2. Kaset

 

İbrahim’in hayatını beş bölüme ayırabiliriz. Birinci bölüm başlangıcı ve arka planı; ikincisi diğer insanlarla ilk irtibatları; üçüncüsü Tanrı’nın antlaşması; dördüncüsü ilişkiler; beşincisi hayatının sonu. Burada bir bağlantı var. Bazen İbrahim’in hayatını okuduğunuzda karışık gibi görüyorsunuz ama aslında bir düzen var. Birinci bölümde İbrahim’in ilk dönemine bakıyoruz. Son bölümde İbrahim’in ölümü ve çocuklarını görüyoruz. Başlangıçla son arasında bir bağlantı, bir denge var. Ondan sonraki adımda ikinci bölümde 12:4-25:4 başka insanlarla olan ilişkileri var. Aynı zamanda 4’le paralel gidiyor. 18:1-21-31’e kadar gidiyor. Ondan sonra ilk dönem ilişkileri ile son dönem ilişkilerinde bir paralel var. Bu bölümler birbirleri ile paralel gidiyor. Ortada 15-17 arasında Tanrı’nın antlaşması var İbrahim’le. Gördüğünüz gibi Musa’nın bir dengelemesi var, İbrahim’in hayatına bir düzenleme getirmiş. Bir karmaşa görmüyoruz. Genelde gördüğümüz şey şu İbrahim’in hayatında gördüğümüz esas şeyleri, Tanrı’nın vaatlerini görüyoruz. Burada olduğu gibi aynı vaatler var. İbrahim’e bereketler var burada. Başkalarına olan bereketi görüyoruz. Başkalarını bereketleme süreci. Burası biraz karışık. Yargı var, bereket var. İsrail neyi anlamalı. Hangileri kutsanmalı hangileri lanetlenmeli. Bu bölümün son öyküsüne baktığımızda İbrahim’in çağrısını okuduk. Kendi çağrıları anlamında. Diğer öykü 12:10-20 Şimdi daha önce bu öykü hakkında konuştuk. İsraillileri bir şeye inandırmak istiyorsunuz. Mısır’a geri dönmelerine engel olmak istiyorsanız. Orayı hayal etmelerine engel olmak istiyorsanız ki bunu yapıyorlardı. Hemen unuttular Mısır’ın ne kadar kötü olduğunu ve ideal olarak görmeye başladılar. Geri dönmeyi umdular. Hatta ikinci nesil Mısır’dan putlar taşıyorlardı. Yeşu bu putların yok edilmesini sağladı. İsrail için Mısır özlemi hep devam etti. Mısır’ı sürekli hayal etmelerini önlemek için İbrahim hakkında bir hikaye yazdı. Onun Mısır’daki deneyimini aktardı. İbrahim örneği İsrail için Mısır’ı yeniden gündeme getirmeyecek bir örnek. Aslında İbrahim Mısır’da bir sorun yaşamamasına rağmen ilk fırsatta Mısır’ı terk etmişti. Bu öyküyü 12:10-20 arasında. Beş bölümü var bu öykünün. Önce göçmenliğe başlıyor.

Yar.12:10 “Ülkedeki şiddetli kıtlık yüzünden Avram geçici bir süre için Mısır'a gitti.”

Dikkat edin nasıl bir seyahat yapıyor. Musa’ya göre İbrahim Mısır’da kalmayı hiç düşünmedi. Sadece oraya küçük bir zaman için. İbranice Türkçe gibi. Kısa bir süre için gitti. Elinden geldiğince kısa bir zamanda Mısır’dan ayrılacaktı. Kenan yolculuğuna Tanrı’nın gösterdiği yere geri dönecekti. Bu İsraillilere nasıl konuştu. İbrahim’in Mısır’a gidiş sebebi bizimle aynı. Kuraklık olduğu için kısa bir süre için. İsrailliler tekrar Mısır’ı hayal etmeye başladınız. Kötü İsraillilersiniz. Çok önemli bir şeyi unutmaya başladınız. Sadece bir süreliğine oraya gitmiştiniz. Tekrar siz Tanrı’nın size gösterdiği yere gitmelisiniz. Mısır’dan ayrılmalısınız. Ama Musa’ya geri dönelim diyorsunuz. İbrahim’in yaptığının tam tersini yapıyorsunuz. Diğer ataların yaptığının tam tersini yapıyorsunuz. Bunu hatırlamalısınız. Bundan da öteye gidelim. Neden İbrahim bu kadar uzun kaldı. Firavun İbrahim’i engelledi. İbrahim’in isteği dışında bu yüzden de İbrahim mutlu değil orada olmaktan. Çocuklarını ve eşini tehdit ediyor. Bu deneyimleri bilen İsraillileri düşünün. Aslında onlar daha kötü bir tecrübe yaşamışlardı Mısır’da. Mısırlılar erkek çocuklarını nehre atarak öldürdüler. Hala Mısır’ı hayal ediyorlar. İbrahim hakkında bu şekilde konuşarak sadece firavunun tutmasından ötürü firavun iyi bir adam değildi. Musa bunları hatırlatıyor. Mısır iyi bir yer değildi. Üçüncü bölüm hikayenin dönüş bölümü.

Yar.12:17 “RAB Avram'ın karısı Saray yüzünden Firavun'la ev halkının başına korkunç  felaketler getirdi.”

Tanrı Firavunun evini vurdu.  İsrailliler için bu tesadüf olmuş gibi düşünebilirler ya da belki bir oyundu. Mısır’a bir takım hastalıklar mı göndermiş. Belki de Mısırlılar kendileri yaptılar birçok şeyleri. Bu Tanrı’nın yaptığı bir şey değildi diyebilirler. Ama 17.ayet onlara hastalıklarla firavunun evi vurulduğu zaman onların gününde yaptı bunu Tanrı İbrahim’in gününde yaptığı gibi yaptı Tanrı. Bu bir tesadüf değildi. Burada bir oyun yok. Bu Tanrı’nın kendi aktif eylemiydi. Yahve’nin istemiydi İsrail için. Mısır’da kalmak değildi. Yahve Mısırlıları vurdu. İsraillileri özgür kılmak için. Diğer bir konu Firavun İbrahim’i serbest bıraktı.

Yar.12:18-19 “Firavun Avram'ı çağırtarak, "Nedir bana bu yaptığın?" dedi, "Neden Saray'ın karın olduğunu söylemedin? Niçin 'Saray kızkardeşimdir' diyerek onunla evlenmeme izin verdin? Al karını, git!"

Musa firavunun sarayına geliyor ve tartışıyorlar. Musa diyor ki benim halkıma izin ver. Firavun sürekli olarak nedenler sunuyor. Sonra belalar gelmeye başlıyor. Musa tekrar konuşuyor. Diğer bir diyalog da sonunda firavunun oğlu ölünce Musa’yı çağırıyor ve git diyor. önce eşini ve hayvanlarını almasını istemiyor. Kendin git çölde Tanrı’na istediğin gibi tapın ama aileni ve hayvanlarını alamazsın. Ama Musa hayır her şey gitmeli diyor. Burada firavunun yaptığı bu ve Tanrı’nın felaketlerinden sonra Musa’ya ne istiyorsan al ve git diyor firavun. Buradan git.

Yar.12:20 “Firavun Avram için adamlarına buyruk verdi. Böylece Avram'la karısını sahip olduğu her şeyle birlikte gönderdiler.”

İbrahim gidiyor ve göçmenlik son buluyor. İsrailliler Mısır’ı terk ettikleri zaman efendilerinden hediyeler alıyorlar. Altınlar, gümüşler zengin oluyorlar. Yağmalıyorlar Mısır’ı. İbrahim’de aynı şeyi yapıyor. Mısır’a geldi, yalan söyledi. Zengin oldu. Tanrı firavunu vurdu. İbrahim evine gidiyor bütün hayvanları ve paralarıyla. Musa Mısır’a geri dönmek isteyen İsraillilere ne diyor? Mısır için özleminden vazgeç. Mısır’ı arkanda bırak. Hatırla İbrahim’e Tanrı ne vaat etti. Seni bereketleyeni bereketleyeceğim, seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Bu öyküde Tanrı ne yapıyor? Bereketliyor mu, lanetliyor mu başkalarını? Mısırlıları lanetliyor. Çünkü İbrahim’i koruyor ve özgür bırakıyor. Mısırlılar İsraillilerin düşmanları. İbrahim bereket için geldi aslında. İsrail bunu hatırlamalı. Mısır lanetlenmiş bir yer oraya geri dönmeyin. Bugün Hıristiyanlar olarak nasıl uygulayacağız bunu. İsrailliler nasıl Mısır’a geri dönmek istediler. Köleliklerini unuttular. Bütün acılarını unuttular. İdeal olarak düşündüler Mısır’ı. YA’da tabi ki Hıristiyanlar Mısır’ı terk edip Kenan’a gitmiyorlar. Ama Mısır YA’da köleliği temsil ediyor. Hıristiyan olunca kölelikten özgür kaldınız. Nedir burada paralel olan. Kölelik ve günah. Çünkü Mısır kötü bir imparatorluktu. Antik Mısırlıların İsrail’i istismar ettikleri gibi günahta bugün inanmayanları istismar ediyor. Bizi örtüyor, bağlıyor, bize acı getiriyor. Bir gün Musa geliyor. Bizi özgür kılıyor. Peki bu Musa kim? İsa tabi ki. Bu Hıristiyan öykü. Oğul sizi özgür kılacak dedi Mesih. İsrail ona baktı. Biz İbrahim’in çocuklarıyız. Biz Mısır’dan kurtulduk zaten. İsa onlara baktı ve dedi ki Oğul sizi özgür kıldıysa gerçekten özgür kılındınız. İsa’dan gelen özgürlük günahın hükümranlığından özgürlüktür. Vaat edilen topraklara gidiş için özgürlüktür. Vaat edilen toprak neresi? Yeni yer ve yeni gök. Bu yolculukta olmamıza ve günahtan kurtulmuş olmamıza rağmen, onların sahip olduğu Musa’dan daha büyük bir Musamız olmasına rağmen ve kaç geriye bakıp o günlerin güzel olduğunu düşündünüz. Kaç kere Mısır’ı özlüyorsunuz? Kaç kere daha önce yaptıklarımı yapsam daha mutlu olurdum diyoruz? Aslında o günleri hatırlamıyorum bile. Ne kötü ve zor bir durumdaydık o günlerde. Ne kadar kötü olduğunu aklım almıyor. Günahın ışıltısı benim dikkatimi çekiyor. Ben Mısır’a dönmek istiyorum. Bu İsraillilere olan şeylerin aynısı aslında. Bu öykünün uygulaması ne. Bana uygulaması şöyle; yalnış yapmadın diyor bana Musa. İsa’yı izlemek için Mısır’ı terk ettiğinde yalnış yapmadın. Yaptığın en iyi seçimdi. Çünkü hatırlamıyormusun günah seni mahvetmişti. Sana ne yaptığını hatırlamıyor musun. Devam et. Vaat edilen topraklara ulaştığında inanılmaz olacak. Bana böyle diyor bu öykü. Çok önemli bir öykü. İsraillilerin kendilerine uygulamaları gibi biz bu öyküyü kendimize uygulamalıyız.  Neden dünyaya ait şeyleri bıraktınız İsa için çünkü kölelikti bu. İsa köle sahibi değildir. Sizi özgür kıldı.

Yar.13.bölüm İsrail Mısır’ı ret ediyor. Mısır kötü devam edin. Edom’u geçtiler. Musa başka bir yerde daha Edom hakkında anlatıyor. Moav ve Ammon hakında da birşeyler öğretiyor. Lut’la ilişkilerini anlatarak yapıyor bunu. Yas.Tek.2.bölümünden bir öykü anlatalım. İsrailliler Moav’a gidince olan şeyler şunlar. Moavlılar korkuyorlar. Savaş istiyorlar.  İsrailliler de savaş istiyorlar. Musa hayır diyor. Moavlılarla savaşmayacaksınız yolunuza devam edin. Bırakın onların topraklarını siz kendi topraklarınıza doğru gidin. İsrailliler şöyle söyleyebilirler. Burada kalalım burası da güzel bir ülke. Orduları da büyük değil. Şehirleri de güçlü değil. Neden oraya kadar gidelim. Biliyorsun hem orada büyük dev savaşçılar var. Şehirleri çok iyi korunuyor.burada kalalım. Musa hemen onlara bir öykü anlatıyor. Yar.13.bölüm Lut’un öyküsü ve İbrahim’in öyküsü. Bu öyküde bir çekişme var. İbrahim’le Lut’un adamları arasında bir çekişe var. İbrahim Lut’un adamlarını mahvetmiyor.

Yar.13:8-9 “Avram Lut'a, "Biz akrabayız" dedi, "Bu yüzden aramızda da, çobanlarımız arasında da kavga çıkmasın. Bütün topraklar senin önünde. Gel, ayrılalım. Sen sola gidersen, ben sağa gideceğim. Sen sağa gidersen, ben sola gideceğim."

Burada Lut’a bir seçenek veriyor İbrahim. İstağin yere git ve oarası senin olsun. Lut güneye gidiyor. Orada Ölü Deniz yoktu daha önce. Bu Ölü deniz Sodom ve Gomora’nın yıkımından sonra oldu. Sadece orada Kızıl Denize akan Ürdün Nehri vardı. Şimdi orası Ölü Deniz. Ürdün vadisi güzel bir yerdi. Ne yaptı İbrahim’e Tanrı. Kibar olduğu için İbrahim’e kızdı mı? İbrahim’in dediğini kabul ett. Üzülme buraları kaybettiğin için. Çünkü daha iyi bir şey vereceğim sana.

Yar.13:15-17 “Gördüğün bütün toprakları sonsuza dek sana ve soyuna vereceğim. Soyunu toprağın tozu kadar çoğaltacağım. Öyle ki, biri çıkıp da toprağın tozunu sayabilirse, senin soyunu da sayabilecek. Kalk, sana vereceğim toprakları boydan boya dolaş."

Dağlara git İbrahim. Görebildiğin yer kadar bütün bu şeyler senin çocuklarına ait olacak. Zaten burada Musa’nın hitap ettiği kitle çocuklar.  İbrahim kuzeye gitti. Lut kaldı orada. Bu israillilere ne anlatıyor bu nedenle Moav diyarını geçmelisiniz. Devam etmelisiniz demek istiyor Musa. Bu bereket mi lanet mi Moavlılar için. Tabi ki bereket. Seni berektleyeni bereketleyeceğim lanetleyeni lanetleyeceğim. Moavlılar İbrahim’in çocuklarına bereket mi lanet mi ettiler. İkisinin arasında. O kadar da iyi değildiler. Ne yaptılar bunların arasında. Berektledi mi lanetledi mi? Yas.Tek.2.bölümde bereketlediler. Bu hikaye bu durumu anlatıyor. Daha sonra KK öykülerinde Moavlılar İsraillilere saldıracaklar. Bundan sonra artık bereketlenmiş olmayacaklar, lanetlenecekler. Kral Eglon hakkındaki öyküyü biliyor musunuz? Şişman, büyük bir kraldı. Bu adama Ehud bıçağı sapladığında o adam işte Moavlıydı. İsrail’in daha sonra çok büyük düşmanı oldular. Musa  bunları henüz düşman olmadan önce yazıyordu.  Onlara kibar davranıyor.

Yar.14.bölüm çok karışık bir öykü. İbrahim’in yaşamında bu dönemde bu bütün diyarı kontrol altında tutan yabancı krallar vardı. Bu yerlerin isimleri 14.bölümde geçiyor. Babil’e kadar uzanan bölgedeydiler. Bu krallar bütün bu bölgeyi kontrol ediyorlardı. Ama isyan vardı. Güneydeki bazı krallar Sodom ve Gomora kralları da dahil toplanıp bir güç oluşturdular. Hepsi Yar.14.bölümde yazıyor. Bu krallara karşı geliyorlardı. Yabancı krallar çok güçlüydüler. Bastırdılar bu isyanı. Lut’u alıp tutsak ettiler ve kuzeye götürdüler. İbrahim’de oralarda yoluna devam ediyorlardı. Fazla ilgilenmedi bu olaylarla. Ama Lut’un yakalanıp tutsak alındığını duyunca çok kızdı çılgına döndü. Adamlarını aldı ve büyük orduların arkasından gitti. 500 tane adam büyük ordularına arkasından gidiyor ve onlara saldırıyor. Lut’u kurtarıyor. Lut’u, Sodom ve  Gomora krallarını alıp geri getiriyor. Geri gelirken çok tanınmış bir kralla Melkisedek’le karşılaşıyor. Melkisedek ortaya çıkıyor. Melkisedek İbrahim’in Tanrısına övgü olsun. İbrahim’im Tanrısı İbrahim’e büyük bir zafer verdi. Melkisedek doğruluk kralı demek. Kendisi Kenan’lı bir kahin. Salem kentinde yaşıyor. Belki Yeruşalem olabilir. Kahin olarak Yahve’nin kahini. İbrahim’i berektliyor. İbrahim onun önünde eğiliyor. İbrahim ondalığını Melkisedek’e veriyor. İbrahim Tanrı’nın bu zaferi ona verdiğinin farkında olarak bu ondalığı ona veriyor. Salem kralı kötü bir Kenanlı kral. İbrahim’e diyor ki: İbrahim bütün ganimetleri al. İbrahim diyor ki hayır almayacağım. Hiç kimsenin Kenanlılar İbrahim’i zengin yaptı demesini istemiyorum. Ben Rab’bin yüceltilmesini istiyorum. Ben İbrahim’i Tanrı zengin etti demesini istiyorum. Parayı almayı ret ediyor ve kendi yoluna devam ediyor. Moav’dan geçerken İsrail Moavlılara kibar davranıyorlar. Ammonlulalara kibar davranıyorlar. Ama bu diyarda iki yabancı kral var. Emoratlılar. Aynı geçmişten geliyorlar İbrahim’in günlerindeki krallarla. Yabancı krallar. İsimleri Og ve Sihon. Ama Tanrı Moav ve Ammon krallarına kibar davranıldığı gibi bu iki krala kibar davranılmasını istemedi. Sihon ve Og’u yok etmelerini istiyor Tanrı. Bu bölgeye geldiler Çöl.Say.bölümü bunu bize anlatıyor. Lut’un halkına baskı yapmaya başladılar. Onlara zulüm ettiler. Birçoklarını öldürdüler. İsrail buraya geldiği zaman bu iki kralın öldürülmesi istendi. Bunu yaptıklarında İsrailliler Moav ve Ammonlular da kurtuldu. İbrahim’de aslında aynı şeyi yaptı. Lut’u yabancıların baskısından kurtardı. Musa İsrail’e ne anlatıyor bu öyküy ile. Musa İsrail’e Lut’un çocuklarını yabancılardan kurtarmasını söylüyor. Tabi ki bu normal bir İsrailli için neden olduğu pek fazla belli değildi. Bunları neden bıraktık ta bunlara çok nazik davrandık da bunlara saldırdık ve yok ettik onları. Cevap ne? Çünkü İbrahim bunu böyle yaptı. Sihon ve Og’u yok ettiğinizde Lut’un çocuklarına nazik davrandığınızda İbrahim’in örneğini takip etmiş oluyorsunuz. İsrail’de bunu merak ediyordu. Neden bunlara iyi davranıyoruz da bunları yok ediyoruz. Musa bu öykülerle bunları açıklıyor. Yahve’nin gücü ile zafer gelecek ve Yahve’nin kahini sizi bereketleyecek. Ama sakın Sihon ve Og’dan ganimet almayın. Hepsini yok edin. Aralarında paralellik var. Sıradan bir şekilde İbrahim’in hayatını anlatmıyor Musa. Musa’nın anlattıkları İsrail’in yaşadıkları ve ihtiyaçları ile bire bir uyuşuyor. Çok pratik örnekler veriyor onların hayatlarına uyması için. Nasıl bereket olacak İsrail diğer uluslara. Yalnız İbrahim’in örneğini izleyerek. Biz nasıl insanlığa bereket olacağız. Aynı şekilde yalnızca İbrahim’in örneğini izlediğimizde. Kurtararak ruhsal anlamda ve ruhsal anlamda yok ederek. Fiziksel anlamda değil. Birisini kurtarmak için başka birisini mahvettiniz mi? Çünkü bazen çok güçlü şeyleri yıkarsınız insanları özgür kılmak için. Fiziksel ölümden bahsetmiyorum. Müjde’nin gücünden ve Müjde’nin gücü ile yaptıklarımızdan bahsediyorum.

Bu olaylar yaşandı ama Musa yaşanan bu olaylara İsraillilerin ihtiyacına göre seçti ve yazdı.

 

17 Ekim

 

Burada EA’yı  nasıl yorumlayacağımızla ilgili konuşuyorduk. Birçok şeyler yaptık. EA'daki öykülere baktık. Reform hareketine baktık. Orijinal anlamlarına kendimizi konsantre etmeliyiz. Biz uygulamadan önce orijinal anlamlarına bakmalıyız. Bu bize bir yetenek veriyor. Uygulama için bir yön veriyor. Yazar kendi metnini kendi izleyicisi için yazıyor. Öykü arasından baktığımızda olay hakkında konuşuyor. Bunu kendi kitlesine ulaşmak için yapıyor. Bazen arka plan veriyor. Bazen örnekler veriyor. Bazen de gölgeler vererek örtüştürüyor. Şimdi yapmak istediğimiz şey. Buradan oraya doğru hareket ediyoruz. Burada büyük bir boşluk var. yaklaşık olarak İÖ 1400 yıl önce yazdı Musa. Bu sürede çok şeyler oldu. 3000 yıl önce yazılmış bir metni bugün alıp okumamız bize ne verir. 3000 yıl önceki bir tıp kitabını alıp okumayacaklar. Bu şekilde KK’ ı okumamıza sebep ne. Tabi ki biz İsa’yı takip edenler olduğumuza göre İsa bunu böyle yaptığına göre bizimde böyle yapmamız gerekiyor. Bundan daha öte nedenler de söylememiz gerekiyor bizim. Aslında bir devamlılık var bugünün dünyası ile KK’ın dünyası arasında. Bazı değişiklikler farklı olmakla birlikte benzerlikler de var. şu yolla yorumlayalım. Aynı Tanrı’ya aynı dünyaya ve aynı insana sahibiz. Bu ne demek. Aynı Tanrı Musa’nın sahip olduğu gibi aynı Tanrı. Bu Tanrı’ya hizmet ediyoruz. Değişmez. Biz Tanrı’nın değişmezliğini söylediğimizde çok dikkat etmemiz gerekli. Çünkü Tanrı’nın değişmezliğinin olduğu belli başlı yollar var. bizim geleneğimizde üç nokta üzerinde durabiliriz. Tanrı’nın davranışı değişmez, antlaşma vaadi değişmez ve sonsuzlukta aldığı kararlar değişmez. Karakteri, antlaşma sözü ve sonsuzluktaki yasası değişmiyor. Bazen Tanrı değişmez dediğimizde insanlara uyguladığımızda sanki Tanrı hiç bir şey yapmaz gibi bir anlam ifade ediyor. Çok aktif bir Tanrı var. farklı zamanlarda farklı şeyler yapıyor. Bu nedenle biz Tanrı’nın değişmezliği hakkında bir dengede olmamız lazım. KK bize Tanrı hakkında açıkladıkça biz daha çok algılayabiliyoruz. Biz aynı Tanrı’ya sahibiz. Bugün biz İbrahim’den daha çok Tanrı hakkında biliyoruz. Musa’dan daha çok biliyoruz. Çünkü daha fazla vahiy verildi. biz Tanrı’nın çok farklı durumlarda nasıl davrandığını biliyoruz. Aynı Tanrı’ya sahip olmamız noktasında bir devamlılık arz ediyor. Bu nedenle geçmişte davranış biçiminden beklentimiz İbrahim’in günlerinden bu yana şimdiki davranış biçimiyle tutarlı olmuş olacak. Tanrımız bir tarafta şeytan bir tarafta melek değil. EA’da öfke YA’da merhamet Tanrısı olacak değil. Bu devamlılık da bunu görmek durumundayız. İkinci devamlılığı dünya. Aynı dünya da olmamızla neyi anlatmak istiyoruz. Aynı fiziksel dünyada yaşıyoruz. Çok şeyi ifade ediyor. Onların dünyası hakkında anlayabileceğimiz anlamına geliyor bu. Çünkü biz kendi dünyamızı anlıyoruz. Mesela Elişa nehirde balta ile bir mucize yapmıştı. Bunun bir mucize olduğunu nasıl anlıyorsunuz. Fiziksel dünya aynı. Bu öyküyü okuduğunuzda kimse size bunun bir mucize olduğunu söylemeyecek. Buna benzer şeyler bütün KK’ta ve bugün bizim etrafımızda olan olaylar KK’ı daha iyi anlamamızı sağlayacak. Başka bir örnek: EA günlerinde olan şeyler hala bugün bizi etkiliyor. Mesela 10 emir. Şu anda bütün dünya tarafından biliniyor. Bu bugüne kadar gelen tarihin etkisi. Çünkü hala aynı dünyada yaşıyoruz. Birçok açıdan bugünkü dünyamız o güne benziyor. Bizim bugünkü günlerimizde tarih kendi kendini devam ettiriyor. Sizin yaşamınızda devam eden şeyler var. İbrahim’in hayatında da devam eden şeyler vardı. Tarih sürekli olarak aynı olmaya devam ediyor. Bu diğer bir nokta ki  bu eski kitap bugün bize hala nasıl konuşabilir. Ana neden çünkü biz hala aynı insanlarız. Kişi nedir KK’a göre. Tanrı’nın suretidir. Günaha düşmüştür. Bazıları bu düştükleri günahtan kurtulacaklardır. Bu EA’daki ve bugündeki durumdur. İki durumda aynıdır. Bu insanların hayatında anlayacağınız şeyler. Mesela Tanrı İbrahim’e oğlunu kurban etmesi için söylediğinde hiçbir şey söylemedi duygusal anlamda. Neden söylemedi. Siz insansınız o duyguların ne olacağını zaten biliyorsunuz. Kendi oğlunuzu kurban etmenin neler hissettireceğini biliyorsunuz. Bu şekilde düşünmek zor değil. Bir takım psikolojik şeyleri görebilirsiniz. Bunları KK yazarları açıklamıyorlar. Çünkü kişiler bunu anlayabilirler. Demek ki aynı Tanrı aynı dünya ve aynı insanlar. Bu bizim için anlama ilişki kurmaktır. Fakat bunlar yakınlık sebebi olduğu gibi uzaklık sebebidir de. Nasıl oluyor. Biz aynı Tanrı’ya sahibiz. Biz Tanrı hakkında daha fazla biliyoruz. Verilen vahiylerdeki değişimlerde dikkatli olmamız anlamına geliyor. Aynı dünyada yaşıyoruz. Kültürel değişiklikler var. kültürler arasındaki değişimlerden ötürü aynı insanlar var. ama farklılıklar var. o günün kişileri ile bu günün kişileri arasında farklılıklar var. burada iki gerçekle karşılaşmış oluyoruz. İki gerçek bize bir şey anlatıyor. Biz bu anlamdan uzaklaşıp modern uygulamaya doğru gittikçe yani uygulama yaparken çok dikkatli olmamız gerekiyor. Tam olarak uygulama yapamazsak esas uygulamayı kaçırabiliriz. Bir mermi alıp çekiçle bu mermiye vurursanız bu mermiye mermiyi patlatırsınız. Mermi her tarafa doğru patlayacak. Güç her yöne gidecek, patlama her yönde olacak. Bunu bir silahın içinde düşünün. Dairesel bir çemberin içinde duruyor mermi. Silahın içinde küçük bir bölüm var. genelde bu mermi onun içine sıkışıyor. Orada bir ateşleyici var. o vurduğu zaman mermiye bir açı dışında her tarafı kapalı olduğu için merminin bütün enerjisi tek bir yöne doğru gidiyor. Enerji merminin açık olan gittiği yöne doğru gidiyor. Silahın çıkış noktası mermiye bir yön veriyor otomatik olarak. Silah tarafından yönlendirilerek mermi bu tarafa doğru gidiyor. Bu orijinal anlam demek. Dünyada olan her şey her tarafa doğru gidiyor. Sonsuzlarca bir irtibatsızlık var. bütün olaylarda böyle. Mesela Kızıl denizi geçtikleri zaman KK bu olayın önemli olduğunu söylüyor ama fazlaca anlatmıyor. Şunu düşünün. Kızıl denizde bir balıkçısınız. Bir gün İsrailliler karşıya geçecek diye Kızıl Deniz açıldı. Bu nedenle siz uzun bir süre balık yakalayamıyorsunuz. Neredeyse çocuklarınız açlıktan ölecek. Karınız sizi terk ediyor. Kızıl Deniz konusundaki bu önemli noktayı KK anlatmıyor. Ona bağlantılı olan bir çok olay var. yazarlar ne yapıyorlar tarihi yazarken. İster KK yazarları isterse KK yazarı olmasın her yana patlamış bir olayı alıyorlar. Silahın ucunda bir yerde tutuyorlar. İçeri sıkıştırıyorlar. Ve enerji tek yöne gidiyor. Olayın kendileri için en önemli olan tek bir yönü hakkında konuşuyorlar. Amaçlanan hedef kitleye bu hitap ediyor. İşte orijinal anlam bu. Esas anlamın yerine gelmesi için bunu kullanmış oluyoruz. Yazar tarafından belirlenen orijinal hedef. Hedef odaklı yazıyorlar. Burada bir problem var. havada uçtuğu süreç. Rüzgar esiyor çok büyük rüzgar esiyor. Hedeflenen esas kitleye giderken sürekli gitmeye devam ediyor. 2.hedefi vurmasını istiyoruz. İşte bu ikinci hedef modern Hıristiyanlar. Zor olan taraf şu. Rüzgar, yağmur, kar, buz kurşun farklı yönlere gitmeye başlıyor. Tabi ki bu etraf da değişen atmosfer kurşunun gitmesi gereken yönünü etkiliyor. Şimdi şunu hayal edin. Lazer silahları var. hedefi odaklıyor ve bu hedefe göre kurşun hareket ediyor. Çok uzak bir noktadan hedeflenebiliyor bu silah. Mermi lazerle hedef noktasına doğru gidiyor. İçinde akılı bir mikro çip var. hedefe doğru uzaktan giderken kendini yönlendiriyor. Hedefi vurmak için kendi kendini yönlendiriyor. KK yorumcuları akıllı birer mermi gibi olmalılar. Uyumun sağlanması için ne yapılması gerektiği konusunda gerekli ayarlamaları yapmalısınız. Tam olarak bu hesaplamaları yapmazsanız. Gerçek hedefi kaçıracaksınız. Rüzgar estiğinde yağmur yağdığında ne olursa olsun hedefi kaçırmasın diye. Bu ayarlamaları KK yorumcuları yapmalılar. Mikro prosesi ne yönlendiriyor. Lazeri takip ediyor. Gerçekten çok uygun bir önder. Akıllı Mikro proses lazeri takip ediyor. Kim var böyle yanılmaz bir önder. Tek yanılmaz önder kimdir. Tabi ki KK. KK KK’ı yorumlar. Bunu KK yapıyor. EA’dan alıyor lazeri ve YA’ya gönderiyor ve ne olacağını gösteriyor. Bunu uyguladığı zaman YA tamamen uygun oluyor o zaman. Mesela Yeşu kutsal savaşa gönderildi. Yeşu’nun yazarı bunu silaha doldurdu. Yeşu’nun kutsal savaşa çağırılması öyküsünü aldı. İlk hedefe göre bir öykü yazdı. Birinci hedefe doğru mermi uçtu. Orijinal okuyuculara. Orijinal okuyuculara bu kutsal savaşı götürüyorlardı. Nasıl savaşacaklarını Yeşu’nun birinci bölümünü okuyarak öğrendiler. Onlara çok açıktı. Kılıçları vardı. Fiziksel düşmanları vardı. Saldırılacak şehirleri vardı. Yeşu’nun olduğu gibi. Böylelikle bir uyum sağlanmıştı. Orijinal anlam silahın içinden hedefe doğru gitti. Ama şunu unutmamalıyız. Bir hedef nokta daha var. siz akıllı mermi içindeki mikro prosessiniz. Ne yapmanız gerekiyor. Bir lazer öncülüğü gerekiyor. İkinci hedefi hedeflemek için bunu izlemek gerekiyor. Modern izleyiciler için. Bu nedenle lazer hedefine bakıyorsunuz. Nedir bu KK öğretisi. KK değişik konulara nasıl uyarlıyor bu savaşı. Uçuyor uçuyor bu kutsal savaş öbür kutsal savaşa çarparak devam ediyorsunuz. Tarihleri okuyorsunuz Zekeriya’yı okuyorsunuz. Sadece benim ruhumla güçle kuvvetle değil okumaya devam ediyorsunuz. Ondan sonra merminiz esas olması gereken yere düşüyor. Burası neresi. İsa’nın geldiği  zaman. Gerçekten çok çalışmanız ve rehbere her zaman geri dönmeniz gerekiyor. Bu çok önemli . tekrar buldunuz devam edin Efesliler 6’yı buldunuz. 2.kor.10 2.Kor.2 ne diyor. bedene kana değil görünmez güçlere karşıdır savaşımız. Tanrı’nın kalkanlarını giymelisiniz. İşte bulduk asıl yönlendiricilerimizi. Biraz geri gelelim. Kol.1 İbr.2 Efes. 4 ne anlatıyor bize İsa  geliyor. O bizim için Kutsal savaşı savaşıyor. O kutsal savaşın uyduğu bir yol. İsa’nın ölümünde ve dirilişinde şeytan yenildi. Şeytanın gücü İbr.2. bölüm Göğe çıktığı zaman Efes.4.bölüm ve armağanlar yağdırdı kendi halkına. Bu armağanlar neydi. Kutsal Ruh’un armağanları. Öğretmenlik, peygamberlik, önderlik vs. Birincisi İsa ilk uyarlama kendisi kutsal savaşı kendi adı da Yeşu zaten. Efes.6 kendimiz hakkında kutsal savaşçılar olarak söylüyor. Müjde aracılığı ile silahlarla değil savaşımız. Sonuç hedef olarak ikinci geliş var. Vah.19 İsa Mesih geri geldiğinde bir savaşçı olarak, at sürerek, düşmanlarını öldürerek. Ne yazıyor onun kaftanında. Kralların Kralı Rablerin Rab’bi. Beyaz bir kaftanı üzeri kanla dolu. Belki düşmanların kanı. Önemli olan  büyük savaşçı olarak gelmiş olması. Son savaş Armegedon diyoruz biz bu savaşa. İmparatorluğun geri çöktüğü. YA bizim yanılmaz rehberimiz. Bize enformasyon verdiğinde o zaman mikro prosesin yeri bulması zor değil. Tabi ki zor olabilir eğer böyle bir lazer öncünüz yoksa. Rehberiniz yoksa. Diğer bir deyişle YA buna benzer şeyler vardır. Eğer YA bize rehberlik etmezse bize söylemezse ne kadar dogmatik ne kadar kesin olabiliriz. Böyle bir uyarlamanın nasıl olacağını YA anlatmazsa. Dogmatik kesin mi olacaksınız yoksa alçakgönüllü mü. YA da bulduğumuzdan daha fazla dogmatik olacaktık. YA yanılmaz rehberimiz. EA’daki her bir konu için bir açıklama yapmıyor bize YA. Eğer yanılamaz bir rehberimiz olmazsa o zaman biz EA konusunda nasıl bir yön bulacağız.  Kendimize en uygun olanını yapabiliriz ama çok daha az dogmatik, kesin olmalıyız. Çok inatçı olmamalıyız. YA bize yön vermiyorsa çok katı olmamalıyız. Bulduğumuz zaman da YA’nın anlattığı tarzda olmak durumundayız. Mesela EA bazı suçların cezalandırılmasından bahsediyor. Musa’nın yasası gidiyor İsrail’e. İsrail eğer bir suç varsa öldürüyor. Tam hedefi vuruyor. Ama biz bununla ilgilenmiyoruz. Ama biz bu öldürme görüşünü ne yapacağız. Gidiyor mermi hedefi bulmaya çalışıyor lazeri takip ederek. Bir şey buluyoruz. Ölüm hakkındaki terminolojiyi EA’dan alıyor ve kiliseye uyguluyor. Öldürmek için değil. Nasıl uyguluyor. Disiplin olarak. Kesiyor atıyor kiliseden. Kiliseden kesmek anlamı var. biz bu öldürmeye baktığımız zaman EA’daki yani kilise ne yapmalı. İnsanları öldürmemeli. Bunu bilmemiz gerekli. Çünkü geçmişte bazı kiliseler bunu ölüm olarak aldılar. Aslında çok açık. Bunda güvenimiz yüksek olmalı. Ama hala sorumuz var. hükümet konusunda ne diyeceğiz. Devlet insanları öldürebilir mi? hangi suçlardan ötürü. Bazı liste yapılırsa bu suçlar 12-13 civarında. Maksimum 12 si ölüme tekabül ediyor. Orijinal anlamı koyduk. EA’da ne olması gerektiğini bulduk. Sorumuz YA’da ne yapacağımız. Lazer yönlendiriciye bakıyoruz. Bir rehber yok bu konuda. YA’da bu konuda ne yapacağım konusunda bir şey vardı galiba ama yeterince açık değildi. Ne yapmamız gerekiyor a zaman. Bazı cevaplarla gelebilmeniz için en iyi olanı yapmanız gerekiyor. Politikacıysanız , yargıçsanız ya da jüriyseniz. Bir sonuçla gelmeniz gerekiyor. Ama YA bu konuda kesin bir şekilde konuşmadığı için biz de kesin olamayız. Bu bir seviye meselesi ne kadar az ne kadar çok. Ne kadar açık ne kadar kapalı. Bulabiliyor musunuz rehberi. Tarih zaman birimlerine bölünüyor. Bunlar antlaşma periyotları temel olarak. Biz bu mermiyi alıyoruz. Bu farklı antlaşma periyotlarından geçiriyoruz. Bu bir çeşit değişim. Antlaşma tarihindeki değişim. Tanrı’nın vahiyi. İkinci tarz bir değişim var. aynı dünyada yaşıyoruz. Ama dünyanın kültürü aynı yönde değişmeli. Bazen kültür anlaşılmalı o zamandaki. 1.Kor.9 da elçi Pavlus şöyle diyor. Yahudi olanla Yahudi olmayanla Yahudi olmayan oldum. Herkesle her şey oldum. Kültürel olarak uyumda özgür olmalıyız olgun bir Hıristiyan kendi kültüründe bir hapishanede olmamalıdır. Olgun Hıristiyan esnek olandır. Aynı zamanda bu bölümde yasasız gibi davrandım diyor ama ben yasasız değilim. Yasa altındaki bir kişi gibi davrandım ama ben yasa altında değilim. Pavlus’un sınırları var. esnek olmak ne demek biliyor. Bu kültürel esneklik. Biz aynı dünyada yaşıyoruz. Bugün EA’yı uygulamaya getirdiğimizde de ayını esneklikte olmalıyız. Farkları bilmek içinde hikmeti edinmeliyiz. Bir arkadaşım var dağların tepesinde yaşıyor. Oturduğu yerde büyük bir hortum oldu Tornedo. Bahçesinde 3m çapında bir çınar ağacı vardı. Tornedo bu çınar ağacını kökleyip attı. Evinin yakınında küçük bir çam ormanı vardı. Bu ormana baktığınızda Tornedo’nun nereden ve nasıl geçtiğini çok iyi görebilirsiniz. Ayrıca o ormana baktığınızda çam ağaçlarının orada durduğunu görebilirdiniz. Çınar ağacı gibi kökünden sökülmemişti. Çam ağaçları esnektirler. Çınar ağaçları ise esnek değildirler. Çınar ağaçları çok sağlam oldukları için hiç bir şey olmayacağını düşündü. Fakat hortum gelip onu yerinden söküp attı. Ama hortum geldiğinde çam ağaçları hortum hangi yöne o yöne doğru esnek bir şekilde döndüler. Domuz yerim domuz yemem. Küpe takarım küpe takmam. Dövmem var ya da dövmem yok. Benim için önemli değil. Benim için önemli olan köküm. Mesela Amerikalılar Amerikan kültürü ile Hıristiyanlığı ayıramıyorlar. Aslında birçok millet aynı. KK’ın söylediği kökler konusunda sağlam durmalıyız. Köklerimiz çıkmamalı. Mesih’te sağlam kalmalı. Pavlus Mesih’te sağlam kaldı, KK’ta köklendi. Ama hala tapınağa gidiyor, gelenekleri yerine getirmeye çalışıyordu. Bu kadar esnek biriydi. Herkes bu esneklikte ve hikmette olmayacak. Bu nedenle kendi vicdanınızı dinleyin diyor KK. Aynı zamanda başkalarının da vicdanını dinleyin. Gerçek konusunda esnek olmak demek değil. Gerçeği nasıl söyleyeceksiniz bu konuda esnek olmak. 15 yaşındakine söylediğiniz gibi 50 yaşındakine de söyleyemezsiniz gerçeği. Zengin adama yaklaştığınız gibi fakir adama yaklaşamazsınız. KK’ı anlatırken insanlara şu tuzağa düşebiliriz. Kendi kültürel önyargılarınız çabucak Hıristiyan gerçeği ile tanımlanabilir. Bizim görevimiz bunu yapmak değildir. KK’ta bazı şeyler bulduğunuzda kendi kültürünüzde bunu anlamaya başladığınızda ve kendi kültürünüzde buna baktığınızda gerçeği kaybetmeksizin kendi kültürünüze uygulama yapmalısınız.

Biz orijinal anlam üzerinde düşünmeliyiz. Önceden yönü anlamak konusunda. Ondan sonra biz uyum sağlamak için mümkün olduğunca KK’a göre KK bizi değişik kültürler aracılığı ile götürene kadar.

Üçüncü şey şudur. Biz bugün aynı kişileriz daha önceden olduğu gibi. Ama her zaman şunu hatırlamalıyız ki her zaman değişik farklı tipte insanlar var. mesela bir bölümü uyguluyorsunuz dedeler hakkında. 4 yaşındaki çocuğa uygulamanızdan farklı. Mesela beni düşünün. 4 yaşında bir torunum var. KK diyor ki durmaksızın dua edin diyor. Bir dede olarak bir teoloji profesörü olarak benim torunumun dua etmesini mi istiyor Tanrı. 4 yaşındaki torundan farklı dua etmemi istiyor. Tabi ki önderlerin daha farklı olmasını istiyor. Bu Hıristiyan yaşamının doğası. KK’da daha fazla enformasyon bulduğunuzda daha fazla güveniyorsunuz bu kavrama. Bu birçok Hıristiyan öğretmeninde geçerli. Çok kesin ve güvenilir olacağınız şeylerle çok kesin ve güvenilir olamayacağınız şeyler arasındaki farkları bilmiyorlar. Ne yapıyorlar insanlar öğretirken.  KK’ın çok kesin ve güvenilir olarak söylediği herşeyi ve kendi görüşlerini karıştırıyorlar. Bu durumda dogmatik olmamaları gerekiyor. Mesela bu cümle hakkında dogmatik olabilirsiniz. Kadın ve erkekler uygun giyinmeli. Sanırım bu konu hakkında çok farklı kanaatler var. belki de bu konuda fedakarlık edemeyeceksiniz. Ama buradaki alçakgönüllü giyim hakkında ayrıntılı düşünürseniz. Şimdi görüşünüzü göstermeye başlıyorsunuz. KK hakkında konuşmuyorsunuz. Mesela ben ve eşim bir keresinde Sibirya’ya bir kilisede öğretmeye gittik. Eşim çok fazla takı takmaz ve makyaj yapmaz. Sade biridir. Orada kadınlarla konuşuyordu. İlk gün kadınlar ona çok kibar davranmaya çalıştılar. İkinci gün ona şöyle sordular. Neden fahişe gibi giyiniyorsun. Eşim tercümede bir problem olduğunu düşünmüştü. Ama tercümede bir problem yoktu. Eşimin üzerinde sade bir pantolon ve kazak vardı. Kulağında da küçük bir küpe vardı. Makyaj yoktu. Eşim onlara neden böyle düşündüklerini sorduğunda ona küpe takmışsın, kulağını deldirmişsin ve pantolon giymişsin. Yeterli bir nedendi Sibirya kilisesi için. Bu alçakgönüllü giyim kavramından çok uzak bir şey. Kişisel ve kültürel standartta. Bu nedenle insanlara hikmetli bir sunuş olmalı. Keşke önceden birisi bunu bize söyleseydi. Elbise giyerdi ve küpeleri çıkarırdı. Bu onları rahatlatmak ve esenlikleri için uygun olurdu. Bu nedenle çok hikmetli bir öneri getirmelisiniz. Ama bunu da bir öneri olarak sunabilirsiniz. Tanrı’nın yasası gibi sunamazsınız. Bu uyarlamaları yaparken çok dikkatli olmalısınız. Bazılarını zorlayamazsınız. Bu bilmeniz gereken çok önemli bir şey. İçinde 2-3 kişi ile oturursunuz böyle bir kilisede.

İbrahim’in öyküsüne geri dönüp bu uyarlamaları yapmaya çalışacağız.

Yar.12:1-9 “RAB Avram'a, "Ülkeni, halkını, babanın evini bırak, sana göstereceğim topraklara git" dedi, "Seni büyük bir ulus yapacağım, Seni kutsayacak, sana ün kazandıracağım. Bereket kaynağı olacaksın. Seni kutsayanları kutsayacağım. Seni lanetleyeni lanetleyeceğim. Yeryüzündeki halkların hepsi Senin aracılığınla kutsanacak." Avram RAB'bin buyurduğu gibi yola çıktı. Lut da onunla birlikte gitti. Avram Harran'dan ayrıldığı zaman yetmiş beş yaşındaydı. Karısı Saray'ı, yeğeni Lut'u, Harran'da kazandıkları malları, edindikleri uşakları yanına alıp Kenan ülkesine doğru yola çıktı. Oraya vardılar. Avram ülke boyunca Şekem'deki More meşesine kadar ilerledi. O günlerde orada Kenanlılar yaşıyordu. RAB Avram'a görünerek, "Bu toprakları senin soyuna vereceğim" dedi. Avram kendisine görünen RAB'be orada bir sunak yaptı. Oradan Beyt-El'in doğusundaki dağlık bölgeye doğru gitti. Çadırını batıya düşen Beyt-El'le doğuya düşen Ay Kenti'nin arasına kurdu. Orada RAB'be bir sunak yaptı ve RAB'be yakardı. Sonra kona göçe Negev'e doğru ilerledi.”

İbrahim’in çağrılışı. İbrahim vaat edilen topraklara çağırıldı. Silahına bunu koydu. Silahı ateşledi İsraillilere. İsrailliler ne olması gerektiğini biliyorlardı. Musa’nın onları vaat edilen topraklara götürmek için çağırdığını biliyorlardı. Ama dikkat edin orada küçük bir uyarlama var. tanrı İbrahim’i çağırdı. Musa ise İsraillileri çağırıyor. Aynı zamanda dikkat edin. İbrahim Mezopotamya’daydı. İsrail ise Mısır’daydı. Bu nedenle farklı zıt taraflara gitmek zorundaydılar. Aynı şekilde değil ama yakın. Aynı ülkeye gitme ve aynı Tanrı’nın çağrısını izleme konusunda. Bu orijinal anlam. İbrahim gibi olmak ve vaat edilen topraklara gitmek. İsrail’e gidiyor ve bize doğru geliyor. Sürekli olarak değişmeler oluyor. Burada ne bulacağız. Antlaşma döneminin değişimini buluyoruz. Burası çok net konuşuyor. Biz aşağı doğru devam ettikçe daha fazla değil daha az. Nasıl antlaşma konusu değişiyor. YA bize şunu anlatıyor. 1.Kor.10.bölüm orası büyük bir bölüm. Nasıl çıkış bölümüyle bağlantı kuruyor. Korintliler 10 da diyor ki biz gidiyoruz vaat edilen topraklara. İsrail Musa’da vaftiz olduğu gibi, gökten ekmek geldiği gibi. Biz Hıristiyanlar da Mesih’te vaftiz olduk. Biz göksel ekmeği yedik. Onlar vaat edilen topraklara doğru devam ediyor. Biz de yeni yer ve yeni gök için devam ediyoruz. Vaat edilen topraklara yürüyüşlerinde birçokları düştüler. Biz de yeni yer ve yeni göğe doğru giderken başarısızlığa uğramayalım. Hepsi 1.Kor.10.bölümde yer alıyor. Bize ne yapacağımızı anlatıyor. İşte burada lazer yönlendirici var. biz buna hemen hedeflemeye başladık. İbrahim Kenan’a çağrıldı. Biz de yeni dünyaya Tanrı’nın krallığına çağrılıyoruz. Tanrı’nın krallığına gidiyorsak Tanrı’nın gitmesi gibi Tanrı bizi çok bereketleyecek. Çok zengin olacağız, büyük adlarımız olacak. Ama bundan da öte kendimizi bereketlemiş olacağız. Bir prosessin içine tüm dünyaya. Bu bereket İbrahim’in bereketlenmesi gibi. Bu bereketi bütün dünyaya taşıması gibi biz aynı şeyi yapacağız. İbrahim’in çağrısı burada bizim çağrımız olmuş oluyor. İsa Mesih’i izlemek. İbrahim Tanrı’yı izlemek için çağrılmıştı. İsrail Musa’da çağrıldı Tanrı’yı izlemek için. Biz İsa ile çağrıldık ki o Tanrı’nın çağrısını istedi. Orada Kenanlılar vardı. Peki bu Hıristiyanlar olarak bizim yaşamımızı nasıl etkiliyor. Bizim düşmanımız şeytan ve onu izleyenlerdir. Dünya sizindir. Ama diğer insanlar işgal etmişler ve bunlar güçlü insanlar. Bizden çok daha fazla paraları ve dünyasal güçleri var. biz zayıfız. Olması gerektiği gibi. Her halükârda biz savaşa gitmek zorundayız. İbrahim o bölgeye gitti. Tanrı’nın adını çağırdı. Sunaklar inşa etti. İsrailliler sunak inşa etmediler. Bir sunak vardı. Çadırları ve onu kendileri ile birlikte etrafta gezdirdiler. İbrahim’im yaptığının aynısını yapmadılar. Bize gelince ne oluyor. Biz sunakta inşa etmedik. Bizim sunağımız nerede. İsa neredeyse orda. Biz her yere gidip Rab’bin adını çağırabiliriz. Sadece Kenan’da değil her yerde. Gördüğünüz gibi bir uyarlama yapmak zorundasınız. Eğer bir uyarlama yapmazsanız. Ne yapacaksınız. Yaratılış 12:1-9 arasında ne yapacaksınız. Hiç bir uyarlama olmaksızın İsrail’in tam olarak yaptığını yapmak isterseniz ne yapacaktınız. Mısır’a gitmeniz, çölü ve kızıl denizi geçip yürüyecektiniz. Kenanlıları arayacaktınız. Sunaklar inşa edecektiniz. Bu bir sapkınlık olmayacaktı. İsa’nın yaptığını inkar etmek demektir. Sizin için bir anlam ifade ediyor mu bu. Size söylediğim aslında zor bir şey değil. Özellikle KK’ın açıkça öğrettikleri ve öğretmedikleri arasındaki ayrımı görmemiz gerekiyor.




Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için tıklayınız.
9 Ağustos 2003 tarihinden beri  sayfa gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail atınız.