BÖLÜM BİR
İçindekiler / 2 Önceden Belirlenme ve Tanrı’nın Hakimiyeti
MÜCADELE
Beysbol, Hot dog, Elmalı turta, Chevrolet. İşte
Amerikan salatasının en bilindik karışımları. Bir de bu karışımın tadını
tamamlamak için şu meşhur Amerikan sloganını ekleyelim: “Din ve politika
tartışmayacağız!”.
Sloganlar, yıkılmak için vardır. Belki de hiç
bir Amerikan kuralı din ve politika tartışmamak kadar sık yıkılmamıştır. Hepimiz
defalarca bu tartışmalara bir şekilde girmişizdir. Ve ne zaman sohbet konusu
gelip din boyutuna ulaştığında ise seçilmişlik konusu en çok göze batan konu
olmuştur. Ne yazık ki bu konunun açılması ile sohbet tartışmaya dönüşmüş ve
serinletici bir ışık hüzmesi yerine
kızgınlık alevlerinin saçılmasına sebep olmuştur..
Önceden Belirlenme hakkında tartışmak, neredeyse katlanılamaz bir hale
gelmiştir. Bu konu iştahlarımızı kabartmış ve felsefeye dair ne varsa, hepsi
hakkında ağız kavgası yapmamız için bize gerekli ortamı hazırlamıştır. Bu
konunun her açılışında, hepimiz insan Özgürlüğü Tepesini, Patrick Henry’nin bile
hayal edemeyeceği heves ve azimle savunan, birer süper kahramana dönüşmüşüzdür.
Bizlerin lehinde, hatta aleyhinde karar alma gücüne sahip olan bir Tanrı fikri
hepimizin şu çığlığı atmasına sebep olmuştur: “Ya özgür irade, ya da ölüm!”
Önceden Belirlenme cümlesinin duyulması bile sanki bizlere kötü bir
haber verir gibidir. Bu konu Fatalizmin (kadercilik), umutsuzluk öğretisi ile
bağdaştırılmış ve karamsar bir yapıda olduğu ileri sürülerek hepimizin anlamsız
kuklalar olduğumuza işaret edilmiştir. Bu cümleyi duyduğumuzda zihinlerimizde,
hayatlarımızla değişken oyunlar oynayan şeytani bir tanrı görüntüsü oluşmuştur.
Garip arzuların eseri olan korkunç hükümlere maruz kalmış ve doğmadan önce canlı
canlı betona gömülmüşüz gibi gözükmüştür. Hatta hayatlarımızın yıldızlara bağlı
olması bile bu durumdan daha iyi gözükmektedir, en azından günlük yıldız
fallarımızda kaderimiz ile ilgili ip uçları bulabilme imkanımız olurdu.
Önceden Belirlenme kelimesinin yarattığı bu korkunç manzaraya bir de bu
öğretinin en ünlü öğreticilerinden birisi olan meşhur John Kalvin’in halk
portresini eklersek işte o zaman tüylerimiz diken diken olur. Kalvin bize katı
ve acımasız suratlı bir zorba, dik kafalı din düşmanlarının yakılmasından
şeytani bir haz alan, on altıncı yüzyılın Ichabod Crane’i olarak tanıtılmıştır.
Tüm bunlar, bizleri hem bu tartışmadan uzaklaştırır, hem de din ve politika
tartışmamak için içtiğimiz andı tekrar etmemize sebep olur.
İnsanların bu kadar nahoş buldukları bu
konunun tartışılıyor olması bile mucizedir. O halde Neden bu konu hakkında
konuşur dururuz? Nahoş olmaktan mutlu olduğumuz için mi? Kesinlikle hayır. Bu
konunun tartışılma sebebi, bu konudan kaçmayı beceremememizden gelmektedir.
Çünkü bu doktrin, Kutsal Kitap’ta açık bir şekilde öne çıkartılmıştır. Önceden
Belirleme hakkında hiç durmadan konuşuyorsak bunun sebebi Kutsal Kitab’ın
önceden Belirleme hakkında konuşmasıdır. Eğer isteğimiz Kutsal Kitap’a dayanan
bir teoloji bina etmekse, kendimizi hep bu kavram ile karşı karşıya buluruz ve
kısa bir süre sonra anlarız ki Önceden Belirlenme’nin yaratıcısı John Kalvin
değildir.
Genel olarak bütün Hıristiyan kiliselerinin
önceden belirleme konusunda bazı resmi doktrinleri mevcuttur. Emin olduğumuz bir
şey varsa o da Roma Katolik Kilisesi’nin Önceden Belirleme konusundaki
doktrinin, Presbiteryen Kilisesi’nin doktrininden farklı olduğudur.
Lutheranların bu konudaki görüşü ile Episkopsallarınkinden farklıdır.
Önceden Belirleme hakkında bu kadar farklı
doktrinlere varılmasının ortaya koyduğu tek unsur, eğer Kutsal Kitap’a uygun bir düşünce
tarzına sahip olmaya çalışıyor isek Önceden Belirleme hakkında bir doktrine
sahip olmamız gerektiği gerçeğinin altının çizilmesidir. Aşağıdaki çok iyi
bildiğimiz ayetleri nasıl görmezlikten gelebiliriz?
O, kendi önünde, sevgide kutsal ve kusursuz
olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih'te seçti. Kendi isteği ve iyi
amacı uyarınca, İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi
önceden belirledi. (Efesliler 1:4,
5).
Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen
Tanrı'nın amacına göre önceden belirlenip Mesih'te seçildik. (Efesliler 1:11).
Tanrı, önceden bildiği kişileri, Oğlunun
benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul birçok kardeşler
arasında ilk doğan olsun. (Romalılar 8:29).
Eğer amacımız Kutsal Kitap’a uygun bir doktrin
geliştirmekse, sorun Önceden Belirleme hakkında bir doktrine sahip olmalı mıyız
ya da olmamalı mıyız değil, hangi tür öğretişe sahip çıkmamızın gerekli
olduğudur. Eğer Kutsal Kitap, Tanrı’nın Sözü ise, beşeri bir eser değil ise ve
eğer Tanrı’nın kendisi Önceden Belirleme diye bir şey olduğunu beyan ediyorsa bu
durumda böyle bir doktrini kucaklama arzusundan bizi kimse alamaz.
Eğer bu yapıda bir düşünce tarzımız varsa, en
doğal olan hareket bir adım ileri gitmektir. Önceden Belirleme hakkında her
hangi bir düşünceye sahip olmak yeterli değildir. Tanrı’nın Sözü’nü görmezlikten
gelme ya da saptırma suçuna düşmemek için Önceden Belirleme konusunda ki doğru
görüşü aramak bizim görevimizdir. İşte bu noktada gerçek mücadele başlamaktadır.
Bu mücadele Kutsal Kitap’ın bu konuda tam olarak ne öğrettiğini ortaya çıkarma
mücadelesidir.
Önceden Belirleme konusundaki mücadelem
Hıristiyan yaşamımın erken dönemlerinde başlamıştır. Üniversitede Kalvinist
öğretişine sahip olan bir felsefe profesörü tanıyordum. Bir gün önümüze Önceden
Belirleme konusundaki “Reform” görüşünü getirmişti. Ben şahsen bu görüşü hiç
sevmemiştim ve Üniversite yıllarım boyunca bu görüşe karşı tüm gücümle mücadele
etmiştim.
Üniversiteden mezun olduğum zaman önceden
belirleme konusunda ne Reform ne de Kalvinist görüşe ikna olmuştum.
Üniversiteden sonra gittiğim seminerin öğretim kadrosunda ise Kalvinistlerin kralı olarak bilinen John
H. Gerstner’de vardı. Fizik için Einstein ne ise Önceden Belirleme konusunda
Gerstner de öyleydi. Bu konuda Gerstner’e meydan okumaktansa izafiyet konusunda
Einstein’a meydan okumayı ya da tercih ederdim.Ancak bende o cahil cesareti
dedikleri şeyden vardı.
Sınıfta defalarca Gerstner’le uğraşmaya
kalktım, tamamen bir baş belası oldum hatta bir sene boyunca iyi bir direnç
gösterdim. Ancak yenilgiyi aşama aşama yaşamaya başlamıştım, bana acı veren
aşamalardı bunlar. İlk darbeler kilisede stajyer Pastör olarak çalışmaya
başladığım zaman gelmeye başladı. Bir kağıda aşağıdaki notu yazıp, çalışma
masamın üzerinde her zaman görebileceğim bir yere astım.
KUTSAL KİTAP’IN GERÇEK
DEMESİNİ İSTEDİĞİN ŞEYİ DEĞİL,
KUTSAL KİTAP NEYE GERÇEK
DİYOR İSE SEN DE BUNA İNANMAK,
VAAZ ETMEK VE ÖĞRETMEK ZORUNDASIN.
Not kafamdan bir saniye bile çıkmıyordu. Ancak
en büyük darbeyi son sınıftayken aldım. Jonathan Edwards’ın çalışmaları üzerine
üç kredili bir dersim vardı. Gerstner’in öğretmeni olduğu bir sınıfta,
Edwards’ın en meşhur kitabı olan The Freedom of the Will (İradenin Özgürlüğü) çalışacaktık. Daha
da ötesi o dönem Romalılar kitabının Yunanca çeviri kursunu almaktaydım. Bu
kursu alan tek öğrenci bendim ve bir Yeni Antlaşma profesöründen teke tek bir
ders almaktaydım. Kaçabileceğim hiçbir yer kalmamıştı.
Bu ikili beni aşmaya başlamıştı. Gerstner,
Edwards, Yeni Antlaşma profesörü ve hepsinin üzerinde olan Elçi Pavlus, benim
direnç gücümü aşan, yenmesi güç bir takım oluşturmuşlardı. Romalılar kitabının
dokuzuncu bölümü ise bana sarılıp beni sarsan bir bölüm olmuştu. Hiçbir şekilde
bu ayetlerde öğretilenleri görmezliğe gelmek gibi bir olasılığım yoktu.
Gönülsüzde olsa teslim bayrağını
çektim ancak bu teslimiyet kafamda gerçekleşmişti, yüreğimde değil. “Tamam,
burada yazılanlara inanıyorum ama bunları benimsemem gerekmez!”
Kısa bir süre sonra ise Tanrı’nın bizi
yaratırken yüreğimizi, zihnimizi takip eder bir şekilde yarattığını keşfettim.
Bu yüzden cezalandırılmayacağından emin olsam da, zihnimde sevdiğimden yüreğimde
nefret edemedim. Gözlerimi yumup kendimi bu doktrinin yüksek ikna gücüne ve
derin anlamının kollarına bıraktım, gözlerimi açtığımda Tanrı’nın lütfunun
yüceliğini ve hakimiyetinin verdiği eşsiz huzuru gördüm. Yavaş yavaş bu doktrin
yüreğimi ele geçirdi ve Tanrı’nın merhametinin zenginliğini ve derinliğini bana
gösterdiği anda ruhum coşkuyla dolup taştı.
Artık ne Fatalizmin cinlerinden nede bir kukla
olduğuma dair çirkin düşünceden korkuyordum. Aksine tek ölümsüz, tek görünmez ve
tek Bilge olan lütufkar Kurtarıcımın sayesinde tekrar neşe ile dolmuştum.
“İkna olmuş bir kişinin coşkusundan daha
rahatsız edici bir şey yoktur” diye bir söz vardır. Örneğin ikna olmuş bir
Arminiyanı ele alalım. İkna olmuş Arminiyanların ateşli bir Kalvinist olma
eğilimleri vardır, işte sizde şu an bir ikna olmuş Arminiyanın çalışmasını
okumaktasınız.
Verdiğim mücadelenin bana öğrettiği ve
gösterdiği birkaç şey olmuştur, örneğin her Hıristiyan’ın Önceden Belirleme
konusunda benim kadar coşkulu olmadığını anladım. Benden daha iyi olan insanlar
gördüm ve aynı zamanda bu insanların benim vardığım sonuca katılmadıklarını da.
Bir çok kişinin bu Önceden Belirleme konusunu yanlış öğrendiğini de. Aynı
zamanda hatalı olmanın verdiği acıyı da öğrenmiş oldum.
Ne zaman Önceden Belirleme doktrinini
öğretsem, inatçı bir şekilde bu öğretişi reddeden kişiler yüzünden hüsrana
uğrarım. İçimden onlara, “Farkında değil misiniz, karşı koyduğunuz Tanrı’nın
Sözüdür diye?” diye seslenmek gelir. Bu hüsran durumlarında en azından bir iki
olası günaha düştüğümü söyleyebilirim. Eğer benim Önceden Belirleme anlayışım
doğru ise aynen benim gibi bu öğretişe karşı iç çatışma yaşayan insanlara karşı
sabırsızlık gösteriyorum ve daha da kötüsü bana katılmayan kişilere karşı kibirli ve gururlu davranıyorum.
Eğer benim önceden belirleme hakkındaki
anlayışım hatalı ise, benim görüşüme karşı çıkan ve bu meleklere sahip çıkmak
için mücadele eden azizlere iftira attığımdan dolayı günahım katlanmaktadır. Bu
yüzden, bu konuda yüklendiğim sorumluluğun farkındayım.
Önceden Belirleme hakkındaki mücadeleyi en
fazla zorlaştıran unsur ise kilise tarihinde yer alan büyük isimlerin bu konuda
uzlaşmaya varamamış olmalarıdır. Aydınlar ve Hıristiyan liderler, geçmişte ve
günümüzde, bu konuda farklı tavırlar almışlardır. Kilise tarihinde yapılan titiz
bir araştırma ise, önceden belirleme hakkındaki tartışmaların, Liberaller ile
Muhafazakarlar arasında ya da imanlılar ile imansızlar arasında gerçekleşen bir
çekişme olmadığını açıkça ortaya koyar. Bu tartışma imanlıların, en Tanrısal ve
en içten Hıristiyanların kendi içinde yaşadığı bir konudur.
Geçmişte yaşamış olan en büyük öğretmenlerin
bu konuya nasıl baktıklarını görmek faydalı olabilir:
|
“Reform”görüşler |
Karşı
görüşler |
|
Agustine |
Pelagius |
|
Thomas Aquinas |
Arminius |
|
Martin Luther |
Philip
Melanchthon |
|
John Kalvin |
John Wesley |
|
Jonathan
Edwards |
Charles Finney |
Bu kitabı okurken geminin güvertesini
doldurmaya çalıştığımı düşünebilirsiniz. Klasik Hıristiyan inancının en büyük
isimleri hatta titanları olarak anılan düşünürlerin çoğunluğu Reform tarafında
kalmaktadır. Ancak önemli olan bir nokta ise bu listenin benim görüşüm
olmadığıdır, bu kişilerin bu konudaki fikirleri görmezlikten gelinemez tarihi
gerçeklerdir. Tabii ki Agustin, Aquinas, Luther, Kalvin, ve Edwards’ın bu
konudaki görüşlerinin hatalı olması olasıdır. Bu isimler başka doktrin
konularının bazı noktalarında birbiri ile hemfikir değillerdir. Bu kişiler ne
bireysel ne de grup olarak kusursuz değildirler.
Ancak, bizler doğru olanı tespit etmek için
havaya kalkan elleri saymayız. Tarihin en büyük düşünürleri de hatalı olabilir.
Ancak burada kesinlikle anlamamız gereken bir şey varsa o da Önceden Belirleme
hakkındaki Reform doktrinin yaratıcısının John Kalvin olmadığıdır. Kalvin’in
Önceden Belirleme konusunda belirttiği görüşlerde daha önce Luther ve Agustin
tarafından belirtilmemiş hiçbir şey mevcut değildir. Daha sonraları, her ne
kadar Lutheranizm taraftarları bu konuda Luther’in öğretişini takip etmeseler de
Melanchthon, Luther’in ölümünden sonra bu konudaki fikirlerini değiştirmiştir.
John Kalvin’in ise meşhur teoloji üzerine
yaptığı bilimsel inceleme olan, The Institutes of the Christian
Religion (Hıristiyan Dininin Kuralları), isimli eserinde bu konuya az
değinmiş olması da dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Luther, önceden
belirleme konusunda Kalvin’den çok daha fazla yazı yazmıştır.
Tarih dersini bir kenara bırakırsak, bu bilge
kişilerin bu kadar zor bir konuda hemfikir olduklarını belirtmek yeterli
olacaktır. Ancak tekrar belirtmek istediğim nokta, bu kişilerin hemfikir olması,
Önceden Belirleme konusunun doğruluğunu belirleyecek bir kriter değildir. Bu
kişiler hatalı da olabilirlerdi, ancak bu konuda hem fikir olmaları bizlerin
dikkatini çeken bir faktördür. Reform görüşünü, tuhaf bir Presbiteryen kanısı
olarak kabul edip bir kenara atamayız. Ben şahsen, Önceden Belirleme öğretisi
karşısındaki büyük mücadelemi verirken, klasik Hıristiyan inancının en büyük
titanlarının bu konudaki tek sesliliklerinden çok rahatsız olmaktaydım. Bu
kişilerin kusursuz olmadıklarını ya da hata yapmış olabileceklerini tekrar
ederken bu kişilerin bizlerin saygısını ve içten bir şekilde kulak vermemizi
hakkettiklerini de belirtmek durumundayım.
Çağımızın Hıristiyan liderlerine baktığımız
zaman, hemfikir olma ve olmama konusunda daha dengeli bir liste karşımıza
çıkmaktadır. (Bu tabloyu hazırlarken kişilerin genel görüşlerini dikkate
aldığımızı ve her liste içerisinde bazı noktalarda fikir ayrılıklarının mevcut
olduğuna dikkat ediniz.)
|
“Reform”görüşler |
Karşı
görüşler |
|
Francis
Schaeffer |
C. S. Lewis |
|
Cornelius Van
Til |
Norman Geisler |
|
Roger Nicole |
John Warwick
Montgomery |
|
James Boice |
Clark Pinnock |
|
Philip Hughes |
Billy Graham |
Bill Bright, Chuck Swindoll, Pat Robertson ve
diğer bir çok liderin bu konudaki görüşlerini bilmesem de Jimmy Swaggart’ın
Reform teolojisini açıkça şeytani bir sapkınlık olarak gördüğünü bilmekteyim.
Kendisinin bu doktrine karşı yaptığı saldırılar kendini kaybetmiş bir üslupla
yapılmıştır. Bu saldırılar, “Karşı görüşler” sütununda bulunan isimlerin hassasiyetini
ve samimiyetini yansıtmaktan çok uzak kalmışlardır. Bu sütundaki isimlerin
görüşleri ise yakından takip edilmeyi hakketmektedir.
Benim yegane umudum hepimizin bu mücadeleye
devam etmesidir. Asla bu tartışmanın sona erdiğini düşünmememiz gerekmektedir.
Ancak anlamsız şüphecilikte de hiç bir anlam bulunmamaktadır. Her an bilgisini
arttıran fakat asla gerçek bilgeliğine ulaşamayanlar, art niyetlidir. Tanrı ise
sağlam ve içten bir inanca sahip olanlardan hoşnuttur ve inancımızın Tanrı
gerçeği üzerine olması konusunda kaygı duymaktadır. Bu yüzden ümidim, önceden
belirleme doktrinini incelerken yapacağımız faydalı yolculuk boyunca sizlerin de benimle beraber bu
mücadeleye katılmanızdır.