BÖLÜM
ALTI
İçindekiler /
5 Ruhsal Ölüm ve Ruhsal
Yaşam: Yeniden Doğma ve İman
ÖNCEDEN BİLME
Önceden belirleme hakkındaki Reform görüşünü reddeden
Hıristiyanların büyük bir çoğunluğu önceden belirleme hakkındaki öngörü ya da
önceden bilme görüşünü kabul etmişlerdir (geleceği görme, ön bilgelik). Açıkça
ifade edersek, bu görüş, sonsuzluğun başından beri Tanrı’nın bizlerin nasıl
yaşayacağımızı bildiğini öğretmektedir. Bu öğretişe göre Tanrı, bizlerin Mesih’i
kabul edeceğimizi ya da reddedeceğimizi önceden, bizim özgürce yapacağımız
tercihleri daha biz bu tercihleri yapmadan bilmektedir. Tanrı’nın, bizleri
kurtuluşa seçmesi, bizim yapacağımız tercihleri bilmesi üzerine kurulmuştur. O
bizi seçmektedir çünkü bizim O’nu seçeceğimizi önceden bilmektedir. Bu öğretişe
göre seçilmiş olanlar ise kendi özgür seçimleri ile Mesih’i seçeceklerini
Tanrı’nın önceden bildiği kişilerdir.
Bu anlayışa göre hem Tanrı’nın sonsuz hükmüne
hem de insanın özgür tercihlerine dokunulmamış olur. Bu görüşe göre Tanrı’nın
kararlarında keyfi bir yön yoktur. Bu görüşe inandıktan sonra ne birer kuklalara
indirildiğimiz hakkında ne de özgür irademizin çiğnendiği hakkında konuşmaya
gerek kalmamaktadır. Tanrı, herhangi bir kötülük yapma iddialarından temize
çıkartılmaktadır. Bizlerin nihai yargılanması tamamen bizlerin Mesih’i seçip,
seçmememize bağlanmış durumdadır.
Önceden belirleme hakkındaki bu görüş hakkında
yapılacak çok fazla yorum vardır. Bu görüş kulağa hem tatminkar gelmektedir hem
de yukarıda bahsettiğimiz kazançları sunmaktadır. Bunlara ek olarak Kutsal Kitap’tan
arkasına en azından bir tane destek almış gibi gözükmektedir. Dikkatlerimizi,
Pavlus’un Romalılara mektubuna bir kez daha odaklayalım:
Tanrı'nın, kendisini sevenlerle, amacına göre
çağrılmış olanlarla birlikte her durumda iyilik için etkin olduğunu biliriz.
Tanrı, önceden bildiği kişileri, Oğlunun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden
belirledi. Öyle ki, Oğul birçok kardeşler arasında ilk doğan olsun. Tanrı,
önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdığı kişileri akladı ve akladığı
kişileri yüceltti. (Romalılar 8:29, 30).
Romalılar’ın bu meşhur ayetleri “Kurtuluşun
Altın Zinciri” olarak adlandırılmıştır. Bu ayetlerde, Tanrı’nın önceden bilmesi
ile başlayan ve imanlıların yüceltilmesi ile noktalanan bir tür düzen
dikkatimizi çeker. Önceden bilme görüşü için bu ayetlerde, Tanrı’nın önceden
bilmesinin, Tanrı’nın önceden belirlemesinden önce gelmesi hayati bir
önem taşımaktadır.
Benim, önceden belirleme hakkındaki önceden
bilme öğretisinin görüşüne karşı şahsi bir minnettarlığım vardır. Reform
görüşüne boyun eğmeden önce bu görüşü benimsemiştim ancak birkaç sebepten dolayı
bu görüşü terk ettim. Ancak bir kere bile olsun önceden bilme görüşünün önceden
belirleme doktrini hakkındaki Kutsal Kitap açıklaması olduğuna tamamen ikna
olamadım, hatta bu görüşün önceden belirleme hakkındaki Kutsal Kitap doktrininin
reddedişi olduğunu düşünmekteyim. Bu görüş, Tanrı’nın bu konudaki bütün
öğretişini dikkate alma konusunda başarısız kalmıştır.
Önceden bilme görüşünün belki de en zayıf
noktası, onun dayanak noktası olarak gösterilen ayetlerdir. Daha titiz bir
analiz yapıldığı zaman yukarıda alıntısı yapılan Romalılar kitabındaki ayetler,
önceden bilme görüşü için ciddi problemler oluşturmaktadır. Bir taraftan, bu
ayetlerin içeriği, önceden bilme görüşünü desteklemek için yetersizdir. Çünkü bu
ayetlerin öğretisi, önceden bilme görüşünü savunanların istediğinden daha az
öğretmektedir ve istemedikleri unsurları da öğretmektedir.
Peki bu nasıl olmaktadır? İlk olarak, bu
ayetlerde Tanrı’nın önceden belirlemesinin, Tanrı’nın önceden bilmesi ile
gerçekleştiği öğretisi mevcut değildir. Pavlus ortaya çıkıp, Tanrı’nın
insanları, onların ilerde yapacakları seçimlerin ön bilgisine bağlı olarak
seçtiğini söylememiştir. Bu fikir bu ayetlerde ne ifade edilmiştir nede ima
edilmiştir. Bu ayetlerin ifade ettiği tek şey, Tanrı önceden bildiği kişileri
önceden belirlemiştir. Bu tartışmaya katılan tarafların hiç birisi Tanrı’nın her
şeyi önceden bildiğine itiraz etmemektedir. Tanrı’nın bile hakkında hiçbir şey
bilmediği insanları seçmesi olanak dışıdır çünkü Tanrı’nın Yakup’u seçmeden önce
zihninde Yakup ile ilgili bazı fikirleri olması gerekir. Ancak bu ayetler,
Tanrı’nın Yakup’u, Yakup’un seçimleri doğrultusunda seçtiğine dair hiçbir öğreti
yoktur.
Dürüst olmak gerekirse önceden bilme görüşü
ile Romalılar 8’de bulduğumuz önceden bilme-önceden belirleme düzeninin birbiri
ile uyum içinde olduğunu söylememiz gerekir. Ancak ayetin geri kalan kısmı bu
görüş için zorluklar çıkartmaktadır.
Bu ayetlerdeki süreç modeline bakalım: Önceden
Bilme—önceden belirleme—çağrılma—aklanma—yüceltilme.
Bu ayetlerdeki can alıcı problem, çağrılma ve
aklanma arasındaki ilişki üzerine olmalıdır. Bu ayetlerde Pavlus “çağrılma”
derken neyi kast etmiştir? Yeni Antlaşma, ilahi bir çağrıdan birden fazla
yollarla bahsetmektedir. Teolojide, Tanrı’nın dışsal çağrısı ile
Tanrı’nın içsel çağrısı bir birinden ayrı ele alınır.
Tanrı’nın dışsal çağrısını İncil’in verdiği
mesajda bulmaktayız. İncil, vaaz edildiği zaman bu müjdeyi duyanlar Mesih’e
çağrılırlar ya da davet edilirler. Ancak bu çağrıya herkes olumlu cevap vermez.
İncil’in dışsal çağrısını duyan herkes iman etmez. Bazı zamanlar İncil’in
çağrısı sağır kulaklara yapılmaktadır.
Sadece İncil’in dışsal çağrısına iman ile
cevap verenlerin aklandığını biliyoruz. Aklanma, iman ile gerçekleşmektedir.
Ancak İncil’in dışsal çağrısını duyan herkesin iman ile cevap vermediğini de
biliyoruz. Sonuç olarak İncil’in dışsal çağrısını duyan herkesin aklanmadığını
görmekteyiz.
Ancak Pavlus, Romalılar kitabında Tanrı
çağırdıklarını aklar diye yazmıştır. Kutsal Kitap’ın açık bir şekilde Tanrı’nın,
çağırdığı herkesi akladığını söylemediğini kabul etmek durumundayız. herkes
kelimesini ayete zihinlerimizde ekleyen bizleriz. Belki de bizlerde, ayete
ek anlam kattığımız için önceden bilme görüşünü savunanlar kadar
suçluyuz.
Ayete herkes kelimesini kattığımız
zaman, metnin imasına uyarak bu anlam eklemesini yaparız. Bir çıkarımda
bulunuruz. Peki bu çıkarım, meşru bir çıkarım mıdır? Bence evet.
Eğer Pavlus çağrılmış olanların hepsi
aklanacaktır demek istemiyor ise, elde edeceğimiz alternatif anlam, çağrılmış
olanların bazılarının aklanacağı yönünde olur. Eğer bu ayetteki herkes
anlamını ortadan kaldırmak için bazılar kelimesini eklersek bu anlam
yüklemesini tüm Altın Zincir boyunca yapmamız gerekir ki bu durumda ayet şu
şekle dönüşür:
Tanrı, önceden bildiği kişilerin bazılarını,
Oğlunun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul birçok
kardeşler arasında ilk doğan olsun. Tanrı, önceden belirlediği kişilerden
bazılarını çağırdı, çağırdığı kişilerden bazılarını akladı ve akladığı
kişilerden bazılarını yüceltti.
Eğer ayeti bu şekilde kabul edersek,
karşımızda teolojik bir canavar, bir kabus buluruz. Ayeti bu şekilde kabul
ettiğimiz anda önceden belirlenmişlerin bazılarının İncil’i duyduğunu ve
aklanmış olanların bazılarının kurtulduğunu öğretmemiz gerekir ki bu öğretişler,
Kutsal Kitap’ın bu konu hakkındaki diğer tüm öğretişleri ile çelişki içerisinde
olur.
Ancak önceden bilme görüşünün bu ayete
bazılarının kelimesinin eklenmesinden çok daha ciddi sorunları vardır.
Eğer Tanrı’nın önceden belirlemesi, insanların İncil’in dışsal çağrısına
gösterecekleri tepkiyi önceden bilmesine bağlı olsa idi, önceden belirlenmiş
olanların bazıları nasıl çağrılmış olanlar olabilirdi ki? Bu görüş, çağrılmış olmayan bazı
kişilerin Tanrı tarafından seçilmiş olmasını talep etmektedir. Eğer önceden
belirlenmiş olanların bazıları, çağrılmamış seçilmişlerse, bu durumda Tanrı,
önceden belirlemesini, insanların çağrısına verecekleri tepkiyi önceden
bilmesine dayandıramaz. İnsanların asla almadıkları bir çağrıya cevap vermeleri
mümkün değildir! Tanrı, çağrı almamış bir kişinin almadığı çağrıya vereceği
cevap konusunda önceden bilmeye sahip olamaz.
Eğer, bu yazdıklarımızın hepsini bir kez daha
gözden geçirirsek, ulaştığımız sonucun bizlere seslendiğini duyarız. Pavlus,
bazılarını gibi bir imada bulunmamıştır. Daha da ötesi, Altın Zincir
gerçeği herkes kelimesini
mecburen ima etmektedir.
Şimdi, bu buyruğu gözden geçirelim. Eğer Altın
Zincire bazılarını kelimesini eklersek varacağımız sonuç önceden
belirleme hakkındaki önceden bilme öğretisinin görüşü için ölümcül bir sonuç
olacaktır. Çünkü Tanrı’nın
çağrılmış olmayanları önceden seçmesini içermektedir. Bu görüş, Tanrı’nın
önceden belirlemesinin, insanların İncil’in çağrısına olumlu cevap vereceklerini
Tanrı’nın önceden bilmesine bağlı olduğunu öğrettiğine göre, bazı önceden
belirlenmiş olanların çağrılmamış olması bu görüşü çökertecektir.
Hepsi kelimesinin eklenmesi de bu görüşün yok olmasından
farklı bir sonuç doğurmayacaktır. Bu zorluk çağrılmanın aklanmaya olan
ilişkisine odaklanmaktadır. Eğer çağrılmış olanların hepsi aklanmış ise, bu
ayetin anlamı, şu iki olasılıktan bir tanesi olmalıdır: (A) İncil’i duyan
herkes dışsal olarak aklanır; ya da (B) Tanrı tarafından çağrılmış
olanların hepsi içsel olarak aklanmıştır.
Eğer, (A) seçeneğini seçerseniz
varmamız gereken sonuç, İncil’i duyacak olan herkesin kurtuluş için önceden
belirlenmiş kişiler olduğudur. Tabi ki önceden belirleme hakkındaki önceden
bilme öğretisinin görüşüne inanan kişilerin büyük bir çoğunluğu aynı zamanda
İncil’i duyan herkesin kurtulmayacağına da inanmaktadır. Bazıları Evrenselciliği
savunmaktadır ki buna göre, İncil’i duysun duymasın herkes kurtulacaktır. Ancak
Müjdeci Hıristiyanlar (Evangelical) arasındaki önemli tartışmanın Evrensilcilik
konusu üzerinde bile olmadığını hatırlatmamızda fayda vardır. Önceden belirleme
hakkındaki Reform görüşüne inananlar ve önceden bilme görüşüne inananlar,
herkesin kurtulmayacağı konusunda hemfikirdirler. İki tarafta, İncil’i dışsal bir
şekilde duyup iman ile cevap vermeyen ve aklanmayan insanlar olduğu (Tanrı’nın
dışsal çağrısı) konusunda hemfikirdiler. (A) seçeneği hem Reform görüşünü
kabul edenler için hem de önceden bilme görüşünü kabul edenler için kabul
edilemezdir.
Bu durumda elimizde sadece (B) seçeneği
kalmaktadır: Tanrı tarafından içsel bir çağrı alan herkes aklanmıştır. Tanrı’nın
içsel çağrısı nedir? Dışsal çağrı, İncil’in vaaz edilmesi ile ilgilidir. Vaaz
etme, biz insanların yaptığı bir eylemdir. Dışsal çağrı aynı zamanda Kutsal
Kitap’ın okunması ile de “alınmış” olunur. Kutsal Kitap, Tanrı’nın Söz’üdür
ancak bizlere insanlar tarafından kaleme alınmış bir şekilde ulaşmıştır. Bu
doğasından dolayı dışsal bir çağrıdır. Hiçbir insanın, başka bir insanın içinde
çalışma kudreti yoktur. Ben, başka
birisinin yüreğine girip orada ani bir etki yaratamam. Sadece dışsal olarak
algılanacak olan kelimeleri konuşabilirim. Bu kelimeler insanların yüreklerini
parçalayabilir ancak bu benim kudretimle gerçekleşen bir etki değildir. Bir
insanı içsel olarak sadece Tanrı çağırabilir. Bir insanın yüreğinin iç
odalarında, aldığı çağrıya iman ile olumlu cevabı verdirecek ani etkiyi
yaratacak olan sadece Tanrı’dır.
Eğer Elçi’nin ima ettiği anlam (B)
seçeneği ise, aldığımız ima tamamen açıktır. Eğer Tanrı’nın içsel çağrısını
alanların hepsi aklanmış ve tüm seçilmiş olanlar içsel olarak çağrılmış ise,
Tanrı’nın önceden bilmesi sadece insanların yapacağı özgür tercihlerden haberdar
olmanın ötesini de içermektedir. Emin olduğumuz bir nokta, Tanrı, sonsuzluğun
başından beri kimlerin İncil’ e cevap verip kimlerin cevap vermeyeceğini
bildiğidir. Ancak bu bilgelik, pasif bir gözlemci bilgeliği değildir. Tanrı
sonsuzluğun başından beri, içsel çağrıyı yapacağı kişileri belirlemiştir ve
bilmektedir. İçsel olarak çağıracağı herkesi aynı zamanda aklayacaktır da.
Daha öncede belirttiğim gibi Altın
Zincir, önceden bilme görüşünün istediğinden fazlasını öğretmektedir. Tanrı’nın
içsel bir çağrıyı önceden belirlediğini öğretmektedir. Tanrı’nın çağrılması için
önceden belirlediği herkes aynı zamanda aklanmak için belirlemiştir. Tanrı,
seçilmiş olanların yüreklerinde, onların olumlu cevap vermelerini güvence altına
almak için bir şeyler yapmaktadır.
Eğer (B) seçeneği, Altın Zincirin doğru
anlaşılması ise Tanrı’nın bazı insanlara herkese vermediği türde bir çağrı
verdiği çok açık ve kesin olan bir gerçektir. Çağrılmış olanların tümü aklanmış
olduğuna göre ve herkes aklanmış olmadığına göre, çağrılmanın bazı insanların
aldığı ve bazı insanların almadığı, çok önemli bir ilahi eylem olduğu çok
açıktır.
Tüm bu incelemelerin sonunda orijinal
sorumuzdan çok farklı olmayan bir başka ciddi soruya geri döndük. Neden bazıları
Tanrı’nın bu çağrısını almak için önceden belirlenmişken diğerleri
belirlenmemiştir? Bu sorunun cevabı insanda mıdır yoksa Tanrı’nın amaçlarında
mıdır? “Tanrı önbilgisine göre davrandı” diyenler, Tanrı’nın sadece bazı
insanları içsel bir şekilde çağırıyor olmasının sebebini Tanrı’nın önbilgisine
bağlıyorlar. “Tanrı bu kişilerin nasıl bir karar vereceğini bildiğinden seçimini
bu kişilerin seçimlerine göre yapmıştır” diyorlar. “Tanrı’nın içsel çağrısını
kimin kabul edip etmeyeceğini önceden biliyor olması Tanrı’nın seçimini etkiler”
diyorlar. Bu görüşe göre Tanrı içsel çağrısını boşa harcamamış olur çünkü
önceden kimlerin olumlu cevap vereceğini bilmektedir.
Tanrı’nın içsel çağrısında ne kadar kudret
vardır? Bu çağrıyı almanın bir faydası var mıdır? Eğer, bu çağrı sadece
Tanrı’nın, kendi kişisel güçleri ile olumlu cevap vereceklerini önceden bildiği
kişilere veriliyor ise bu çağrının gerçek bir etkisinden
daha çok içeriye dışardan yöneltilmiş bir çağrısı olur. Eğer bu çağrının, dışsal
çağrıyı alan bir kişi üzerinde bir etkisi var ise Tanrı’nın bazılarından
sakladığı avantajı bazılarına sunması söz konusu olur. Eğer bu çağrının, kişinin kararında en
ufak bir etkisi yok ise etkin bir çağrı değildir. Eğer bu çağrının hiçbir etkisi
yok ise kurtuluş açısından bir değer içermemektedir ve Altın Zincir’in anlamsız
bir halkasıdır.
Tanrı’nın içsel çağrısının, insanlara onlar
daha inanmadan önce, imana
kavuşmadan önce verilmiş olduğunu hatırlamanın can alıcı bir noktası
vardır. Eğer bu çağrı, verilen
cevabı etkileyecek bir güce sahip ise, Tanrı, seçilmiş olanlara bu avantajı
sunmayı önceden belirlemiş demektir. Eğer bu çağrının, kişinin kararında en ufak
bir etkisi yok ise bu çağrı ne işe yaramaktadır? Bu ikilem önceden bilme
görüşünü savunanlar için büyük bir acı kaynağıdır ki bu acıdan kurtulma
olanakları yoktur.
ÖNCEDEN BELİRLEME HAKKINDAKİ REFORM GÖRÜŞÜ
önceden belirleme hakkındaki önceden bilme öğretisi
görüşünün tam aksine, Reform görüşü kurtuluş için nihai kararın insana değil
Tanrı’ya ait olduğunu iddia eder. Reform görüşü, sonsuzluğun başında Tanrı’nın
bazı insanların hayatlarına müdahale etmeyi ve onlara kurtarıcı imanı vermeyi
bazılarına da bunu vermemeyi seçtiğini
öğretir. Sonsuzluktan beri insanların davranışlarının ön bilgisine gerek
olmadan Tanrı bazı insanları seçilmiş olmaları, bazılarını da seçilmiş
olmamaları için belirlemiştir. Kişilerin nihai yazgısı, o kişi daha doğmadan
önce ve o kişinin seçimlerinden tamamen bağımsız olarak Tanrı tarafından
belirlenir. Emin olduğumuz bir şey varsa, insanlar özgür bir şekilde bir seçim
yaparlar ancak bu seçim Tanrı’nın ilk olarak seçilmiş olanları doğru seçimi
yapmaları konusunda etkilemesi ile gerçekleşir. Tanrı’nın seçimi insana dayanmaz
sadece ilahi iradesinin iyi isteğine dayanır.
önceden belirleme hakkındaki Reform görüşüne
göre Tanrı’nın seçimi, insanın seçiminden önce gelir ve üstündür. Biz Tanrı’yı
seçeriz çünkü önce O bizi seçmiştir. Reform görüşüne göre Tanrı’nın önceden
belirlemesi ve içsel çağrısı olmadan, hiç kimse Mesih’i seçemez.
İşte bir çok Hıristiyan’ın yüreğini sıkan
önceden belirleme görüşü budur. İnsanın özgür iradesi ve Tanrı’nın adilliği
üzerine bir çok ciddi soru bu görüş yüzünden ortaya atılmaktadır. Bu görüş bir
çok kızgın tepkiyi çekmektedir ve Kadercilik, Gerekircilik, gibi bir çok
suçlamanın yapılmasına sebep olmaktadır.
önceden belirleme hakkındaki Reform görüşü,
Altın Zinciri şu şekilde kabul etmektedir: Sonsuzluğun başından beri Tanrı
seçtiği kişileri bilmektedir. Bu kişilerin kimlikleri hakkında, daha onları
yaratmadan önce zihninde bilgiye sahiptir. Tanrı, bu kişilerin kimlikleri
hakkında bilgiye sahip olmak bir yana bu kişileri önceden sevmek konusunda da
önceden bir bilince sahiptir. Kutsal Kitap, ne zaman “bilmek” hakkında konuşmuş
ise, bunu bir kişinin varlığından basitçe bir haberdar olmak ile bu kişiye karşı
duyulan derin ve samimi bir sevgiden ayırdığını unutmamamız gerekir.
Reform görüşü, Tanrı’nın önceden bildiği
herkesi aynı zamanda iç çağrıyı alması, aklanması ve yüceltilmesi için
önceden belirlediğine inanmaktadır.
Her Şeye Egemen Olan Tanrı, kendi seçtiklerine, sadece seçilmiş olanlara
kurtuluşu vermiştir.
BÖLÜM 6’NIN ÖZETİ
1.
Önceden Bilme, önceden belirleme konusu için yeterli bir açıklama
sunmamaktadır.
2. Bu görüş, kurtuluşu tamamen insanın işi
konumuna indirgemiştir.
3. Bu
görüş, önceden belirlemeyi bir tarafa itmekte ve değer verilmeye gerek olmayan
bir konu durumuna getirmeye çalışmaktadır.
4. Altın
zincirinde gösterdiği gibi bizim aklanmamız Tanrı’nın çağrısına bağlıdır.
5. Tanrı’nın çağrısı, önceden belirleme
üzerine gelişmektedir.
6. Önceden belirleme olmadan aklanma
olmaz.
7. Gelecekteki seçimlerimiz Tanrı’yı bizi
seçmeye ikna etmez.
8. Bu,
Her Şeye Egemen Olan Tanrı’nın bizim yerimize aldığı bir karardır.
İçindekiler /
5
Ruhsal Ölüm ve Ruhsal
Yaşam: Yeniden Doğma ve İman