http://www.hristiyan.net

 

Kitaplar Ana Sayfa

 

Kitap 1.bölüm Kitap 2. bölüm Kitap 3. bölüm Kitap 4. bölüm

 

SON  SÖZ

Günümüzdeki Diller ve Peygamberlik Konusuna

Kutsal Kitap Açısından Verilen Bir Yanıt

 

 

O. Palmer Robertson

 

 

Bölüm Bir

 

Bugünkü Peygamberlik

 

Bölüm İki

 

Bugünkü Diller

 

 Bölüm Üç

 

Bugünkü Vahiy

 

 Bölüm Dört

 

Vahiyin Devam Ettiğine Dair Bugün Yapılan Savunma

 

Bölüm Beş

 

Sonuç

 

 

 

 

  

 

 

 

 

 

 

Bölüm Beş

 

Sonuç

 

 

Peygamberlik hakkında birbiriyle mücadele eden iki görüşün “artı” ve “eksi”lerini kıyaslayarak tüm bu konu hakkında daha geniş bir bakış açısına sahip olmak, bize çok yardımcı olabilir. Bu tür bir yaklaşımın amacı, bu tartışmaya, karşıt görüşlü yorumsal düşüncelerin yaptığı gibi zorbalıkla bir belirleyici etken koymak değildir. Asıl amaç, peygamberlik üzerine yapılan çeşitli görüşler aracılığıyla elde edilen ürüne bakmak ve bu görüşlerin Tanrı halkına şifa vermesi konusundaki değerini belirlemektir.

 

************

 

Tanrı halkının, Kutsal Ruh’un bugünkü yeni vahiylerine dayalı olan “topluluğun genel peygamberliği”nin devam ettiğini kabul etmesiyle ortaya çıkabilecek sonuçlar üzerinde duralım. Bu devam eden peygamberlikler, Eski Antlaşma peygamberliğinin kusursuzluk niteliğine sahip olmasalar da, Rab’den bugünkü bir duruma uygun doğrudan sözler sunabilirlerdi. Bazı kişiler, ilahi vahiyin kaynağı “yalnızca Kutsal Yazılar”dır diyen Protestan Reformu’nun evlatlarının, çağdaş Pentikost hareketi taraftarlarıyla uyum içinde yeni bir temel keşfedebilmesi ümidiyle bu bakış açısında olumlu bir gelişme görebilirdi. Teolojik temellerin dayanışması, böylece günümüz Pentikostçuluğunun canlılığıyla birleşebilirdi. Ve dahası, bazı kişiler, kilisenin bugünkü Protestanlık’ın canlılığını sınırlayan eski verimsiz kalıptan ayrılması ile, kilisede meydana gelebilecek bir yenilenme ümit edebilirdi. Erkek, kadın ve çocukların peygamberlik armağanlarını kullanarak tapınma zamanlarına anlamlı bir şekilde katılmalarıyla da kiliseye yeni soluk gelebilirdi.

 

Tüm bunlar, peygamberlik armağanının kilisede devam ettiğinin kabul edilmesiyle kiliseye geleceği öne sürülen olumlu etkilerin birkaçıdır. Fakat öne sürülen bu gelişmelerin hepsinin bir bedeli vardır.

Öncelikle, kaçınılmaz bir şekilde peygamberlik armağanına leke sürülmektedir. Peygamberlik, kilise için olan ilahi vahiyin iletiminde eşsiz ve temel bir armağan olarak görülmesi gerekirken, özel bir kişiye veya kiliseye değin bir duruma yönlendirildiğinde bile reddedilebilen bir ileti ileten ve öğretişten daha önemsiz bir hal almaktadır.

İkinci olarak, bu tür bir Yeni Antlaşma peygamberliğinin varlığını kabul etmenin kaçınılmaz sonucundan birisi de, Kutsal Yazılar’ın önemli rolünü bireyin hayatında azaltmaktadır. Sorgusuzca bu görüşü ileri sürenler, bu etkiyi gayretli bir şekilde reddedebilirler. Fakat bu görüş  aracılığıyla kilise, devamlı olarak, Rab’den doğrudan doğruya vahiyle gelen ve o anki özel duruma hitap eden, yeni ve önemli bir söz beklemeye teşvik edilmektedir. Bu beklenti, Kutsal Yazılar’ın Tanrı halkının hayatı için somut bir yön vermede aldığı rolü nasıl kısıtlamaz? Çünkü o ana yönelik kesin bir söz, Kutsal Yazılar’ın genel sözlerinden daha büyük öneme sahiptir.

Üçüncü olarak, sonuçta Hıristiyanların özgürlüğünün kaybolduğu da kabul edilmelidir. Bir “peygamberlik sözü” bir bireyin somut olaylarına ne kadar hitap ediyorsa, bu birey, Tanrı Sözü’yle eğitilen vicdanı aracılığıyla kendi hayatını yönlendirmeye karar verme hakkını o kadar yitirmiştir. Peygamberlik sözlerinin bu kişiye konuştuğu alanlarda, karar verme sorumluluğu, yerini Rab’den geldiği sanılan sözün hangi kısmının Tanrı’nın gerçek sözü, hangi kısmının Tanrı’nın bildirisi olduğunu saptama çabasına bırakmaktadır.

Dördüncü olarak, bu görüşün Mesih’te sağlıklı büyümeyi engelleme potansiyeli de göz ardı edilmemelidir. Pavlus’un Ruh’un bu armağanlarıyla böylesine bu kadar çok ilgilenmesinin nedeni, Korintli Hıristiyanlar’ın olgun olmamalarıydı. Korintliler’in Rab’bin armağanlarına bu kadar çok odaklanması, armağanların üstünde olan lütfun üstünlüğünü kavrayamadıklarını gösteriyordu. Pavlus, Korintliler’e, duydukları arzunun, tüm armağanlardan daha önemli olan sevginin lütfunu görmeye olması gerektiğini söylemektedir. Aslında Pavlus Korintliler’i peygamberlik armağanını kullanmakta teşvik etmektedir fakat bu ısrarını, sevginin bu üstün armağanı uğruna çocuksu şeyleri bırakmaya yönelmeleri için yapmaktadır.

Bu yeni, yanılabilir, topluluğun genel peygamberliğin kilise hayatına girmesiyle bazı yararlar elde edilebileceği öne sürülebilir. Fakat sonuçlar, olumlu yandan çok olumsuz yanların ağır bastığını göstermektedir. Aslında, bu düşüncenin kabulüyle elde edildiği sanılan kazançlar bile, sonunda kaybedildiğini kanıtlayabilir.

 

************

 

Şimdi de, Mesih’in ve O’nun gelişiyle birlikte vahiylerin “son söz” olduğunu ileri süren görüşün yararlarına ve zararlarına bakalım. Bu görüşe göre, Mesih yüceliği içinde geri gelene kadar Tanrı’dan yeni özel vahiyler beklenilmemesi gerekmektedir.

Olumsuz açıdan baktığımızda, bu görüşü savunmanın, kiliseye bugün birçok bereket getirebilecek vahiy çalışmalarının devamından kişiyi mahrum bıraktığı öne sürülebilir. Tanrı’dan Ruh’un yeni vahiyler ile doğrudan konuşması beklenmediği için, bayağılık, sıradanlık, ani olan olaylardan yoksunluk ve yaşam devam edecektir. Aynı zamanda, Tanrı’nın bugün birisine doğrudan konuşması olasılığını inkar etmenin, oldukça küstahça göründüğü öne sürülebilir. Eğer Tanrı özel bir vahiyle konuşmayı seçtiyse, Tanrı’nın böyle konuşamayacağını söylemeye ve Tanrı’yı sınırlamaya kimin hakkı olabilir? Daha da ötesi, Kutsal Yazılar’da peygamberlik ve bilinmeyen diler armağanlarının sona erdiğini söyleyen kesin bir öğreti olmadığı da ileri sürülebilir. Bu konudaki bazı kesin ifadelerin dışında, Ruh’un tüm armağanlarının bugün kilisede devam ettiği kabul edilemez mi? Bu iddiaların gücü yok olmalıdır. Kutsal Yazılar’da açıkça belirtilmeyen bir varsayıma dayanarak, Tanrı’yı sınırlamaya çalışmak, hiç kimse için kesinlikle doğru değildir.

Ümit ediyorum bu düşünceler üzerinde önceden yürüttüğümüz fikirlerin bu noktalar ile birazcık alakası vardır. Açıkçası Tanrı’yı sınırlamaya hiçbir insanın gücü yetmez. Ne olursa olsun, Her Şeye Gücü Yeten’in çalışmasını sınırlamayı kim ister? Aynı zamanda, tutarlılık, Tanrı’nın kişiliğinin önemli bir özelliğidir. Rab, bin yıldan uzun bir süre içerisinde, özel vahiysel gelişmelerdeki ilerlemeler ile kurtuluşun tamamlanmasındaki ilerlemeleri uyum içinde düzene koyduğu bir model oluşturmuştur. Bu nedenle, Mesih’in ölümü ve dirilmesi ile kurtuluş işinin tarihi açıdan tamamlanmasını, bu olayları önemini bütünüyle açıklayan vahiyin tamamlanmasının takip etmesi de ümit edilebilir. Eğer elçilik ve peygamberlik gibi bazı görevler ve işlevler, Kutsal Yazılar’da kilisenin oluşumu için temel olarak görülüyorsa, o zaman kilisenin tarihi temeli oluşturulduktan sonra bu görevlerle alakalı olan bu sıra dışı armağanların da sona ermesi şaşırtmamalıdır.

Bu iddiaları ileri sürerken, Tanrı’nın kendisi ile tutarlı bir şekilde davranmasını beklediğimizi ifade etmek, Tanrı’yı sınırlamak anlamına gelemez. Genelde müjdeci inançtan olan kişiler, Mesih’in çektiği sıkıntıların sona erdiğini kabul etmekte zorlanmazlar. Mesih ilk ve son kez olarak acı çekmiştir. Tekrar dünyaya alçakgönüllülük içinde dönmeyecektir. İkinci bir kez daha O’ndan reddedilme, çarmıha gerilme ve Tanrı’nın gazabına uğrama beklenmeyecektir. Benzer şekilde, Mesih’ten, ikinci bir defa daha, Babası’nın sağında oturmak için dirilmesi ve göğe yükselmesi beklenmemelidir. Bu olaylar, yapıları itibarıyla, kurtuluş tarihinde bir daha tekrar etmeyecek farklı bir yere sahiptir. Tanrı’nın tekrar tekrar Mesih’i çarmıha germeyeceği, diriltip göğe almayacağını söylemek, Tanrı’yı o kadar da sınırlamaz. Tersine, bunu söylemek, bu olayların kurtuluş tarihi sürecinde ilk ve son defa olma özelliğini kabul etmektir.

Bazı sıra dışı armağan ve görevlerin sergilenmesiyle, Kutsal Ruh’un dökülüşünün onaylanması da bu kurtuluş olayları sınıfına girmektedir. Elçilik ve peygamberlik görevleri de, kilise hayatında aniden çıkmaya devam etmeyecektir. Bu görevler ve onlarla alakalı armağanlar, Yeni Antlaşma kilisesinin temelinin oluşumu için gerekliydi. Bu görevler ve onlarla alakalı armağanlar, daimi bir şekilde devam etmek için değil, kilisenin oluşumu için gerekliydi. Bu görev ve armağanların yetkisinin, kilisenin istikrarı için Kutsal Yazılar tarafından korunması dışında devam etmesi, Tanrı halkının yaşamı için gereksizdir.

Olumlu açıdan baktığımızda, Mesih’te ve Kutsal Yazılar’ın tamamlanmasında son bulan vahiyle alakalı birçok yarar, genellikle göz ardı edilir. Vahiyin sona erdiğini ileri sürmek, eğilim yönü açısından çok da olumsuz değildir. Aslında bu iddia, kilisenin, Mesih’in gelişi ile kurtuluş işleminin bu çağ açısından hedefine ulaştığını öne sürdüğü, olumlu bir ifadedir. Mesih’in bir daha asla kurban edilemeyeceği kabul etmek, kilisenin imanını ve kilise hayatının sevincini arttırdığı gibi; “son söz”ün söylendiğini, Tanrı’nın kendi kilisesinin yaşamı için gerekli olan tüm bilgiyi ilettiğini ve yaşam ile Tanrı’ya bağlılığa giden yolun bu çağda da Kutsal Yazılar’da bulunabileceğini kabul etmek de, kilisenin imanını ve sevincini çoğaltır. Vahiyin Kutsal Yazılar’da son bulduğunun ileri sürülmesinin bir sonucu olarak gelen birkaç berekete bir göz atalım:

İlk olarak, Tanrı’nın kendi takdiriyle her günkü çalışmasının harikalarını yeniden değerlendirmek, daha net bir şekilde anlaşılacaktır. Gösteriş ve sıradışılık arayan kişilerin akılları başında değildir ve bu yüzden kendi halkının ihtiyaçlarını karşılamak için Tanrı’nın düzenlediği sıradan işlemlerin ne kadar önemli olduğunu her zaman göremezler. İsa’nın da dediği gibi, bu kuşak sürekli yeni belirtiler arayan kötü ve vefasız bir kuşaktır (Matta 12:39; Luka 11:29). Ve dahası, olgunluk, sürekli olarak gösterişe bakan bir iman değil, Rab’bin günlük düzeninde çalışan İlahi Takdirin elini gören bir imandır.

İkinci olarak, Tanrı’nın yeni yaşam verme işindeki harikulade çabasına daha çok önem verilecektir. Bedenin mucizevi bir şekilde şifa bulması olayı, yeniden doğmanın harikulade işi ile nasıl kıyaslanabilir? Hangisi daha gösterişlidir, bireye ara sıra geldiği sanılan yeni vahiy sözleri mi, yoksa ruhsal açıdan sağır olan kulakların açılması ve böylece bu kulakların vaaz edilen yaşam-veren sözleri duyup onları gerçekten dikkate alması mı? Kutsal Ruh’tan artık yeni vahiyler gelmeyeceğini anlamak, kilisenin dirilmiş Mesih tarafından kendisine verilen yaşamın tazeliğine daha çok odaklanmasını sağlayacaktır.

Üçüncü olarak, lütfun sıradan araçlarının kullanılması ile Kutsal Kitap’ın sözlerini tamamen anlamaya daha büyük önem verilecektir. Tanrı halkı, hayatın zor sorunlarını çözmek için, gerçeğin kaynağı olarak, yeni peygamberlik vahiyleriyle gelmesi muhtemel olan gösterişli iletiler aramak yerine, Tanrı Sözü’nü kişisel olarak okumaya ve topluluk içinde vaaz edilmesine daha çok önem verecektir. Tanrı halkı, Tanrı tarafından yetenek verilmiş ve Ruh ile dolu olan vaizlerin açık ve yetkin bir şekilde bildirdiği Söz’ü daha da dikkatli dinlediği sürece, imanda olgunlaşacak, hayatları için rehber bulacak ve Mesih’in Ruh’uyla başkalarına hizmet edebilecektir. Tanrı halkı ayrıca, Rab’bin Sofrası’nı, Mesih’in düzenlediği görünür belirtilerin Tanrı halkını imanda güçlendirdiği, bir lütuf aracı olarak değerlendirecektir. Tanrı halkı artık, Tanrı’dan kendi hayatlarına yön verecek bir mucizevi belirti beklemeyecek ve Tanrı’nın kırılmış bedenini temsil eden bu sembol, kendi halkı başarılı olduğunda veya başarısız olup günah işlese dahi, Tanrı’nın onları bereketlemeye devam edeceği gerçeğini onaylayacaktır, çünkü “Öz Oğlu’nu bile esirgemeyip O’nu hepimiz için ölüme teslim eden Tanrı, O’nunla birlikte bize her şeyi bağışlamayacak mı? (Romalılar 8:32).

Son vahiyin verilmiş olduğu gerçeğini kabul etmek, kilisenin lütfun sıradan araçlarına olan bağlılığını her zaman artıracaktır. Tanrı, kendi halkının tüm ihtiyaçlarını bu yolla karşılayacağına dair söz vermiştir. Kilise, sürekli olarak belirtiler, harikalar, peygamberlikler ve vahiyler aracılığıyla Tanrı’nın lütfunun yeniden onaylamasını aramak yerine, kutsallara bir kez iletilmiş olan imanda, sarsılmaz bir istikrar bulacaktır.

Dördüncü olarak, Rab’be hizmet ederken güçlü bir yaratıcılığa sahip olmak için, Mesih ile birlikte yeni bir özgürlüğün geldiği anlaşıldığı zaman Tanrı’nın kutsalları arasındaki sorumlu yetişkinlik çok daha çabuk fark edilecektir. Bir Hıristiyan, Rab’be hizmet etme konusunda büyük çaba sarf etmeden, Tanrı’dan özel bir söz beklememelidir. Kutsal Yazılar’ın vaatleri ve emirleri yeterlidir. Bir Hıristiyan, dua, Kutsal Ruh ve yukarıdan gelen bilgelik aracılıyla armağanları ve kaynakları değerlendirirken, Tanrı için büyük şeyler yapmakta ve Tanrı’dan büyük şeyler beklemekte serbesttir. Kilise, kendisine ne yapması gerektiğini söylemesi için o ya da bu şekilde gelebilecek bir “belirti” veya “vahiy” beklediği için, Mesih’e hizmet etmede gösterdiği yaratıcı çabalardan uzun süre zarar görmüştür. Fakat eğer niyetli hizmetlerinde onları destekleyecek Tanrı isteğine dair tüm bilginin Kutsal Yazılar’da bulunduğu anlaşılırsa, o zaman Tanrı halkında saklı bulunana enerji, güçlü bir şekilde açığa çıkacaktır.

 

Özetle, Tanrı halkı eğer “son vahiy”in, Kutsal Yazılar aracılığıyla Mesih’te gelmiş olduğu gerçeğini ciddiye almak isterse, büyük yararlar görecektir. Heyecanlarına engel olmadan ve Tanrı’nın doğrudan doğruya onların arasında bulunması fikrinden uzak bir şekilde, Kutsal Yazılar’ın yeterli olduğuna inanmaları, Rab’be tüm güçleri ile hizmet etmeleri konusunda Tanrı halkını harekete geçirecektir. Ölümden dirilen Mesih’in, kendi öğrencilerinin kederli yüreklerini nasıl canlandırdığı unutulmamalıdır. Luka Bölümü, İsa’nın kendisini izleyenleri, onlara Kutsal Yazılar’ı açıklayarak canlandırdığını anlatmaktadır. İsa, Musa’nın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak Kutsal Yazılar’da kendisiyle ilgili olanları onlara açıklamıştı (Luka 24:27). Neden? Neden ölümden dirilen Mesih, onlarla bu şekilde konuşmuştu? Neden onlara sadece yeni bir vahiy vermemişti?

Ölümden dirilen İsa, öğrencilerine Kutsal Yazılar’ı açıklamıştı çünkü o andan itibaren öğrencilerin ruhsal yaşamları, bu şekilde desteklenecekti. İsa’nın Kutsal Yazılar’ı onlara açıklamasının bir sonucu olarak, öğrencilerin yürekleri sevinçle çarpmaya başladı (Luka 24:32). Bu ilke çağlar boyunca devam etmiştir. Mesih kendi Ruhu ile Kutsal Yazılar’ı kendi halkına açıkladığı zaman, halkın yüreği sevinçle çarpmaya başlamıştır. Kutsal Ruh’un yeni vahiylerinin öğütlerine bağlı bir şekilde yaşamaktan daha önemli olan şey, Kutsal Yazılar’daki Mesih’te bulunan son sözün yeterliliği ile yaşamaktır.

Peki neden ikisi de bir arada olmasın? Kutsal Yazılar’ın açıklayıcı bilgileri ile Kutsal Ruh’un yeni vahiyleri neden birleştirilmesin? Çünkü eğer ikisine de ihtiyaç olduğunu söylediğinizde, birisinin tek başına yetersiz olduğunu söylemiş olursunuz. O zaman kendinizi, tamamlanmadığı için yeni vahiylere ihtiyaç duyan Eski Antlaşma sistemine yerleştirmiş olursunuz. Ancak son söz Mesih’tir. Bugün insanın kurtuluşu için yeni bir söze ihtiyaç yoktur. Yaşam ve Tanrı yolunda yürümek için gerekli olan gerçeğin tümü, Kutsal Yazılar’da bulunmaktadır.

Rab’bin bugün kendi kilisesine, İsa’da bulunan gerçeği bilmekle sahip olabileceği tam bir bağımsızlık vermesini diliyorum. Çünkü son söz İsa’dır.

 

 

 

 




Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için tıklayınız.
9 Ağustos 2003 tarihinden beri  sayfa gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail atınız.