http://www.hristiyan.net

 

Kitaplar Ana Sayfa

 

SİSTEMATİK TEOLOJİ

Rev. Turgay Üçal

 

 

İçindekiler:

Teoloji – Teoloji kavramı üzerine giriş

KUTSAL YAZILAR TEOLOJİSİ

Tanrı konuştu mu?- Vahiy Doktrini

Kutsal Kitabı kim yazdı?- Esin Doktrini

Kutsal Kitapta doğru kitaplar mı var?- Kanonlar Doktrini

Kutsal Kitap değişti mi?- Metin Kritikleri Doktrini

Antik Metinler üzerinde araştırmalar. -Metin Kritik Araçları

Diğer dillerdeki insanlar - Çeviri Süreci

Kutsal Kitap kendi hakkında ne söylüyor?- Kutsal Kitapta Kutsal Kitap

TEMEL TEOLOJİ- TANRI ÜZERİNE

Tanrı’yı bilmek – Kesin Çağrı

Yukarda biri var mı? – Tanrı’nın varlığı sorusu üzerine

Tanrı’nın çağrı kartları- Tanrı’nın isimleri

Tanrı nasıldır? Tanrı’nın davranışları ve doğası

Tanrı tek mi yoksa üç mü?- Üçlük Tanrı

Önceden belirlenmişlik- 1- Tanrı’nın Planı

Önceden belirlenmişlik- 2- Kurtuluş için önceden belirlenmişlik ve seçilmişlik

Önceden belirlenmişlik- 3- Tanrı seçiminde adalet

SOTERIOLOJİ – KURTULUŞ ÜZERİNE

Propitiation- (Yeterli gelme, sağlama) Tatmin eden  iş

Redemption- (Kurtuluş) Nasıl özgür kılınırız

Justification-(Aklanma)Doğruluk duruşumuz

Rabliğin Kurtarışı – İşlerde imanın önemi

Bir kişi gerçekten ne zaman ve nasıl kurtulur?

Theonomy- Yasanın günümüze uygun kullanımı.

 

 

 

 

 

 

 

TEOLOJİ

 

Teoloji iki kelimenin bir araya gelmesinden kaynaklanmaktadır. Teos-Tanrı, Logos –Kelam ya da çalışma anlamındadır. Tanrı ve Tanrı Sözü üzerinde çalışma anlamına gelmektedir.

Tanrı’nın kendini açıklamak için insana olan vahyi üzerinde çalışma anlamındadır. Tanrı bize kendi açıklamalarını yapmasaydı bizim O’nun hakkında bilmemiz mümkün olmayacaktı (Eyüb 11:7-8)

Tanrı ile insan arasında bir bilgi boşluğu, ayrımı, aralığı vradır. İnsan bunu kendi başına aşamaz.

 

TEOLOJİDEKİ PROBLEMLER

1. Tanrı sınırsız insan ise sınırlıdır. Bu nedenle sınırlı zihnin sınırsızı algılaması hiç kolay değildir.

2. Tanrı’nın kutsallığı yanında insanın günahlılığı gerçeğinin doğurduğu anlayış zorlukları (1.Korintliler 2:14)

 

TEOLOJİ ŞEKİLLERİ

1. Natural Teoloji-Tanrı’nın kendisini bütün yarattıklarında açıklamasıdır.

2. Kutsal Kitap Teolojisi- Tanrı’nın kendisi hakkındaki gerçeği ve Tanrı’nın insanıyla ilişkisini kendisinin açıklamasıdır.

3. Sistematik Teoloji- Tanrı vahyinin gerçeklerinin belli bir düzen içinde sunumudur.

Natural teolojide evren çalışılarak Yaradılışta vahyedilmiş Tanrı’nın vahyi çalışılmış olur.

Kutsal Kitap teolojsinde Kutsal Kitap çalışılarak Kutsal Kitab’ın kapsadığı süre içinde Tanrı vahyinin tarihsel gelişimi ölçüsünde öğretmek istedikleri öğrenilir.

Sistematik teolojide ise Kutsal Kitap çalışmaları içinden çıkartılarak Tanrı vahyi belli bir düzene konur ve o şekilde çalışılıp öğrenilir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TANRI KONUŞTU MU? – VAHİY DOKTRİNİ

1.Korintliler 2:6-9

İnsan normal olarak üç biçimde bilgi edinmektedir. Bunlardan bir tanesi empirik yani deneyimlerle öğrenmesidir diğeri rationalism yoludur yani doğrudan mantığa hitap eden mantık yoludur, diğeri başkalarının sağladığı bilgilere olan güven anlamına gelen iman yoludur.

Pavlus’un anlatımına göre insanın henüz göremediği, anlayamadığı ve aklının almadığı çok önemli gerçekler vardır. Ve bu gerçeklerin empirizim ya da rationalizm yoluyla anlaşılması mümkün değildir (1.Korintliler 2:10).

Tanrı insanına kendisi hakkında bir takım gerçekleri açıklamıştır. Bu gerçekleri ruhsal bir yöntem ve yolla açıklamıştır. İşte bu süreci biz vahiy olarak tanımlıyoruz.

VAHYİN KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ

1. Vahyin temelleri tarihtedir. Hristiyanlık felsefeden, yaşam biçiminden, görüşlerden ötedir. Tanrı’nın hem yaratma hem kurtarma işini içermektedir. Tanrı tarih üstündedir ve tarihle sınırlı değildir. Ama kendi istemiyle tarih içinde yer alır ve insanıyla irtibatta bulunur.

2. Vahiy tarih içinde gelişen bir biçimde cereyan etmiştir. Tanrı örneğin Aden bahçesinde Yaratılış 3:15’le koskocaman bir tarih içinde bir çok planının yalnızca girişini vermiştir. Ama İbraniler 1:1’de dediği gibi bir çok yerde ve bir çok yolla kendisini ifade etmiştir. Tanrı Musa’ya “BEN BEN OLAN’IM” demişti. Aynı şekilde Mesih İsa’nın Yeruşalim’de tapınakta söylediği “BEN, İbrahim’den önce varım” sözünde de de Tanrı vahyinin bütün tarihi kapsayan boyutunu görmek mümkündür.

Evrim teorisinde bir şeyin bir başka şeyi değişimi söz konusuyken Vahiy öğretisinde daha önce saklanılan değişmez bir gerçeğin daha net bir biçimde açıklanması söz konusudur.

3.  Kısmi Vahiy: Her şey bize tam net olarak kesin bir biçimde açıklanmamıştır. Kısmi olarak açıklanmış ve bir gün tam olarak açıklanacaktır. İncil’de sürekli olarak bu ifade söz konusudur.

4. Vahyin Tanrı’nın Yaratma ve Kurtarma işiyle alakalıdır: Yaratma kavramında evreni yaratması O’nun düzenini ve görkemini göstermektedir. Kurtarma işinde ise Aden bahçesinde tohum konusunda verilen vaatle başlayan belki kişilerin kurtarılma işidir. Biz yaratma işinin açıklanmasına Genel Vahiy, Kurtarma işinin açıklanmasına Özel Vahiy diyoruz.

 

 

GENEL VAHİY

1. Tanım: Tanrı’nın evren ve sağlayışı ile kendisini açıklamasına genel vahiy diyoruz.

2. Kutsal Yazılarla bunun desteklenmesi; Mezmur 19:1-3; Romalılar 1:19-20)

ÖZEL VAHİY

Özel vahiyde Tanrı kendi seçtiklerinin kurtarılması için kendini bir çok yer ve yolu kullanarak kendisini açıklamaktadır (İbraniler 1:1-2a).

1. Birçok kez bize seslenmiştir. Bu gizli olan gerçeğin yavaşça insanlığa açılımıdır. Tanrı kendisini önce Adem ve Havaya sonra Nuh’a sonra Abram’a sonra Musa’ya açıklamıştır.  Her seferinde kendi hakkında biraz daha anlayışa sahip olmaktayız.

2. Birçok yollarla Tanrı kendini bize açıklamıştır: Yusuf’a rüyasında konuşmuş, Musa’ya yanan çalıdan konuşmuş, Samuel’e gece konuşmuş, İlya’ya kısık bir ses olarak konuşmuş ve Daniel’e görümde konuşmuşutr.

3. Sonunda da Kendi Oğlu aracılığıyla konuşmuştur. (Yuhanna 1:14) Tanrı’yı en iyi tanımanın yolu Tanrı’yla bedende karşılaşmaktı. Mesih İsa bu nedenle Tanrı Sözünün beden almış hali olarak aramızda kaim oldu.

4. Kutsal Kitapta bize seslenmiştir. Birçok kez ve çeşitli yollarla bize ulaşan Tanrı vahyinin kaleme alınmış hali Kutsal Kitaptır. Bu Tanrı’nın Sözü olarak bütün kapsamı ile karşımıza çıkmaktadır.

VAHİYDE PEYGAMBERİN YERİ

Eski Antlaşma döneminde Tanrı’nın bize kendisini açıklaması peygamberler aracılığıyla olmuştur (İbraniler 1:1-2a). Peygamberler bir anlamda Tanrı’nın vahyinin bir insan aracılığıyla ilanıdır.

1. Eski Antlaşmanın Peygamberlik tanımı (1.Tarihler 29:29) farklı kelimelerde anlam bulmaktadır. Peygamber (Yaratılış 20:7; Çıkış 7:1)Gören (1.Samuel 9:9) ve Tanrı adamı gibi (Elişa) isimler almaktadır.

2. Peygamberlerin Tanrı Ruh’una olan bağlılığı (2.Petrus 1:20-21)

3. Vahyin çok kişiler aracılığı ile açıklanması (İbraniler 1:1)

4. Tanrı’nın Kurtaran işinin ancak açıklamasından sonra gerçekleştirmesi (Amos 3:7)

Kısacası Tanrı bir eylemi yapmadan önce muhakkak bir peygamberi aracılığı ile bu eylem konusunda açıklamada bulunuyordu. İşte bu konumda Tanrı peygamberlerini devreye sokuyordu.

5. Peygamberliğin Eski Antlaşmanın bitiminde uzun süre kullanılmamasında bile hazırlanan bir şeylere işaret bulunmaktaydı.

6. En Son Tanrı peygamberliği Mesih’in gelişiyle tamamlanmış oldu (Yasanın Tekrarı 18:15-19)

VAHYİN SONUÇLARI

Dünyayı daha üst bir düzeyden görebilme şansına kavuştuk. Tanrı bilinir oldu. Kendi kendisini açıkladığı oranda O’nun hakkında bilgi sahibi olduk.

Tanrı’nın itaatimiz için verdiği emirlerin ne olduğu konusunda bilgilendik. Bu bilgiler ışığında davranışlarımız ve yaşamlarımızda büyük değişmeler oldu.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tanrı’nın

Hükümran

Kararları

 

Takdir-i İlahi

 

(Kutsal Kitap ayetleri ışığında önceden belirlenmişlik ve seçilmişlik)

 

 

 

 

 

 

 

 

Hazırlayan

Pastör Turgay Üçal

İstanbul Presbiteryen Kilisesi

 

 

 

 

 

 

 

 

I.

 

TANRI’NIN PLANI

 

İşte bütün dünya için belirlene tasarı budur. Bütün uluslara karşı elmi kalkmış durumda. Her Şeye Egemen RAB’bin tasarısını kim boşa çıkarabilir? Kalkmış durumdaki elini kim indirebilir? (Yeşaya 14:26-27)

 

Bu ayette Tanrı’nın her şeyden önce bütün alemin üzerindeki yetkisini ve planını görüyoruz. O’nun tasarısı olmadan en ufak bir nokta bile işlemediğine göre o zaman seçilme, önceden belirlenme, her konudaki Kendi kararlılığı tamamen kendine has bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

Tanrı planının alanı

 

Bütün verilerin ifade ettiği gibi Tanrı’nın planı bütün evren yaratılmadan önce yapılmış bir plandır.

 

1. Tanrı’nın planı evrenin yaratılışından önce yapılmıştır.

Mesih İsa Tanrı krallığından bahsederken dünya kurulduğundan beri sizin için hazırlanmış olan egemenliği miras alın (Matta 25:34) şeklinde bir ifade kullanmaktadır.

O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti (Efesliler 1:4)

Tanrı bize yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmış, şimdi de O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır (2.Timoteos 1:9)

Bu ifadeler Tanrı’nın planının ezelden olduğunu ve bizim bu ezel kavramını çok da iyi bir biçimde anlama durumunda olmadığımızı göstermektedir.

 

2. Tanrı’nın planı sonsuzdur.

RAB ulusların planlarını bozar, halkların tasarılarını boşa çıkarır. Ama RAB’bin planları sonsuza dek sürer, yüreğindeki tasarılar kuşaklar boyunca değişmez (Mezmur 33:10-11)

Burada Tanrı’nın yaptığı planla insanın yaptığı plan arasında ne denli farklılıklar olduğunu görebilme şansına sahip oluyoruz. Ve Tanrısal planın karakteri hakkında bilgilenmiş oluyoruz.

 

3. Tanrı’nın planı değişmezdir.

Her nimet, her mükemmel armağan yukarıdan, kendisinde değişkenlik ya da döneklik gölgesi olmayan Işıklar Babası’ndan gelir (Yakup 1:17).

Tanrı insan değil ki, yalan söylesin; insan soyundan değil ki, düşüncesini değiştirsin. O söyler de yapmaz mı? Söz verir de yerine getirmez mi? (Çölde Sayım 23:19)

Özellikle Tanrı’nın değişmez planıyla bahsedilen evrensel planıdır. O’nun ana planı, istemi ve amacı doğrultusunda asla değişmemektedir. Söylediği doğrultuda vahyinde değişmeler olsa da, bu ana plana etkimeyen değişmelerdir.

Örneğin Asur’un mahvına ilişkin söylediği söz aynen olmuştur, planında bir değişme görülmemiştir.

Kalkmış durumdaki elimi kim indirebilir?( Yeşaya 14: 27b)

 

Tanrı’nın planı tarih içindeki her olayı kapsamaktadır.

 

1. Tanrı’nın planı her şeyi kapsamaktadır.

Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı’nın amacı uyarınca önceden belirlenip Mesih’te seçildik (Efesliler 1:11)

Seçilme tamamen Tanrısal istem doğrultusundadır. Bunun Tanrı’nın kendi amacına göre belli bir nedeni vardır. Bizim bilmemiz gereken kısmı bizi yani Mesih’i kurtarıcı ve Rab olarak yürekten kabul eden kişileri önceden seçmiş olmasıdır. Bu ilahi bir plandır.

 

2.Tanrı’nın planında bir kişinin ne zaman ve nerede yaşayacağı da vardır.

Ulusların sürelerini ve yerleşecekleri bölgelerin sınırlarını önceden saptadı (Elçilerin İşleri 17:26)

İnsanoğlu’nun nerede ve ne sürede yaşayacağı da yine Tanrı’nın takdirine bağlıdır.

 

3.Tanrı’nın planında insanın bütün işleri de bulunmaktadır.

Kişi yüreğinde gideceği yolu tasarlar, ama adımlarını RAB yönlendirir (Özdeyişler 16:9)

Davud’un isyankar oğlu Avşalom bildiğiniz gibi danışmanlara danışmıştı fakat bu danışmanın tam tersine adım atmış ve sonucu yenilgi ve kayıp olmuştu.

Avşalom’la İsrailliler, “arklı Huşay’ın öğüdü Ahitofel’in öğüdünden daha iyi “ dediler. Çünkü RAB, Avşalom’u yıkıma uğratmak için, Ahitofel’in iyi öğüdünü boşa çıkarmayı tasarlamıştı (2.Samuel 17:14)

Avşalom’la İsraillilerin arklı Huşay’ı dinlemesinin nedeninin Tanrı olduğunu görüyoruz.

Koreş için, “O çobanımdır, her istediğimi yerine getiercek”, Yeruşalim için, “Yeniden kurulacak”. Tapınak için, “Temeli atılacak” diyen RAB benim (Yeşaya 44:28)

Yeşaya kitabında Koreş için bu sözler söylendiğinde henüz Koreş doğmamıştı bile ama Tanrısal plan söylendiği gibi yerine geldi.

Sen beni tanımadığın halde kulum Yakup soyu ve seçtiğim İsrail uğruna seni adınla çağırıp onurlu bir unvan vereceğim (Yeşaya 45:4)

Bu sözler Koreş henüz inanmadan söylenilen sözlerdir. Firavun içinde yine Tanrı’nın sözleri aynı doğrultudadır.

Tanrı Kutsal Yazı’da firavun’a şöyle diyor:

“Gücümü senin aracılığınla göstermek ve adını bütün dünyada duyurmak için seni yükselttim” (Romalılar 9:17)

Görüldüğü gibi bütün bu örneklerde “özgür irade” kavramının Tanrısal planda O’nu seçme ve O’nun işlerini yerine getirme konusunda yeri olmadığını görüyoruz.

Kralın yüreği RAB’bin elindedir, kanaldaki su gibi onu istediği yöne çevirir. İnsan izlediği her yolun doğru olduğunu sanır. Ama niyetleri tartan RAB’dir (Süleymanın Özdeyişleri 21:1-2)

Pavlus’un hükümetlere tabi olma konusunu anlatırken yine her tür yönetimin Tanrı tarafından atandığına vurguda bulunduğunu görüyoruz.

Herkes, baştaki yönetime bağlı olsun. Çünkü Tanrı’dan olmayan yönetim yoktur. Var olanlar Tanrı tarafından kurulmuştur (Romalılar 13:19)

 

İnsanı kadın doğurur, günleri sayılı ve sıkıntı doludur…. Madem insanın günleri belirlenmiş, aylarının sayısı saptanmış, sınır koymuşsun, öteye geçemez (Eyüp 14:1 ve 5)

İnsanın günleri de tamamen belirlenmiştir. Tanrı doğumu, yaşamı ölümü belirlemiştir. Belirlenen günden önce hiç kimsenin ölmesi mümkün değildir. Belirlenen günün dışında da yaşaması mümkün değildir.

 

4.İnsanın günahlı davranışları konusunda Tanrı’nın planı.

 

Yakup’un oğullarının kardeşleri Yusuf’u satmalarında bu prensibin işlediğini görüyoruz.

Yusuf, “Korkmayın” dedi, “Ben Tanrı mıyım?” Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi (Yaratılış 50:19-20)

Yusuf’un kardeşleri  kendi “özgür iradeleri”ni kullanarak Yusuf’u köle olarak satma kararına vardılar. Köle tüccarları da kendi iradelerini kullanarak Mısır’a sattılar. Potifar’ın karısı kendi “özgür iradesi”ni kullanarak Yusuf’u zor duruma soktu. Potifar’da yine kendi “özgür iradesi” ile Yusuf’u zindana attı fakat bütün bunlara rağmen Tanrı sonuçta kötü olanı iyiye çevirme konusunda bütün bu kararları önceden planlamıştı.

O zaman İsrail Mısır’a gitti, Yakup Ham ülkesine yerleşti. RAB halkını alabildiğine çoğalttı. Düşmanlarından sayıca arttırdı onları. Sonunda tutumunu değiştirdi düşmanlarının: Halkından tiksindiler, Kullarına kurnazca davrandılar (Mezmurlar 105:23-25)

Düşmanların tutumunu değiştirenin yine Rab olduğunu okuyoruz bu satırlarda. Yüreklerindeki nefretin arttığını görüyoruz.

Gerçekten de Hirodes ile Pontius Pilatus, bu kentte İsrail halkı ve öteki uluslarla birlikte senin meshettiğin kutsal Kulun İsa’ya karşı bir araya geldiler. Senin gücün ve isteğinle önceden kararlaştırdığın her şeyi gerçekleştirdiler (Elçilerin İşleri 4:27-28)

Burada da olanların Tanrı’nın önceden kararlaştırdığı şeklinde olduğunu görüyoruz.

Ey İsrailliler, şu sözleri dinleyin: Bildiğiniz gibi Nasıralı İsa, Tanrı’nın, kendisi aracılığıyla aranızda yaptığı mucizeler, harikalar ve belirtilerle kimliği kanıtlanmış bir kişidir. Tanrı’nın belirlenmiş amacı ve öngörüsü uyarınca elinize teslim edilen bu adamı, yasa tanımaz kişilerin eliyle çarmıha çivileyip öldürdünüz (Elçilerin İşleri 2:22-23).

Tanrı’nın belirlenmiş amacı ve öngörüsü Mesih’in haçlanışı ve dirilişine kadar bütün olaylarda karşımıza çıkmaktadır.

5. Tanrı’nın planı “Şans” diye isimlendirdiğimiz her şeyi de kapsamaktadır.

 

İnsan kura atar, ama her kararı RAB verir (Süleymanın Özdeyişleri 16:33)

Tanrı için imkansız olan hiçbir şey yoktur. Eğer Tanrımız bütün evrenin hakimiyse ve O’nun izni olmaksızın bir yaprak bile kıpırdamıyorsa o zaman Tanrı’nın önceden belirlemesi, seçimi, her şey üzerinde Kendi takdirinin olması bizim aklımızı karıştırmamalıdır. Aksine bu bize her şeyin kontrolünün bizim sahibimiz olan Tanrı’nın elinde olduğunu bilmek bize büyük bir huzur vermelidir.

Tanrı’nın sevgisi de, yargısı da, adaleti de, yaratması da, yaratmaması da, seçmesi de, seçmemesi de her şeye hükümran olmasının bir gerçeği olarak tamamen Kendi muhteşem, anlaşılmaz, görkemli yapısına hastır. Kutsal Üçlük’te Bir olması nasıl Tanrı’nın yardımı olmaksızın tam olarak anlaşılamıyorsa, Tanrı’nın takdiri, seçimi, bazılarına sonsuz huzuru bahşedip bazılarına bahşetmemesi ve yaşamlarımız üzerindeki eli, nedenler, niçinler de şu kısa, karmaşık, görkemli, sevimli ve aynı zamanda korkutucu ve sınırlar içinde yaşadığımız ve sınırlı düşündüğümüz dünya hayatı içinde kolay kolay yürekte ve Tanrı Ruh’uyla bize anlatılmadıkça anlaşılamayacaktır.

Bir şeylerin anlaşılmaması demek öyle olmadığı anlamına gelmez. Bu Kutsal Kitap’ta ayetler arasında sıkıştırılıp anlayabildiğimiz kadarıyla bize anlatılmaya çalışılmaktadır. Ne mutlu Tanrı’nın kendisini ifade ettiği biçime en yakın bir şekilde O’nun öğretilerini anlamaya gayret edenlere ve Tanrı’nın yüreklere Kendi sözlerini açmasını sürekli olarak Tanrı Ruhundan dileyenlere.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

II.

KURTULUŞ İÇİN SEÇİLME

 

KURTARIŞ İÇİN TANRI’NIN ÖNCEDEN BELİRLEME İŞLEMİ

 

Evrenin tamamı Tanrı’nın planına dahil olduğuna göre kimin Tanrısal kurtuluşa sahip olup kimin olmayacağı konusu da yine Tanrı’nın önceden belirleyişine göredir.

Bazı Hristiyanlar bu konuda; “İncil bize kim Mesih’e inanırsa kurtuluşa erecektir diye yazmıyor mu? Nasıl olur da Tanrı’nın bazı insanları sırf mahvolsunlar diye yarattığını düşünebilirsiniz?” sorular soracaklardır.

Ama acaba önceden belirlenmişlik konusunda Kutsal Kitap ne demektedir?

 

SEÇİLMİŞLİĞİ ÖĞRETEN MESİH İSADIR

 

Galile denizi kıyısında Mesih İsa’nın bir çok mucizelerine tanık olan ama bir türlü Mesih İsa’yı beklenilen Mesih olarak anlayamamış olan halka yönelik yaptığı konuşmasında Mesih İsa seçilmişlik üzerine olan öğretisini açıklamaya başlamaktadır:

İsa, “Yaşam ekmeği Ben’im. Bana gelen asla acıkmaz, bana iman eden hiçbir zaman susamaz” dedi. Ama ben size dedim ki, “Beni gördünüz, yine de iman etmiyorsunuz” Baba’nın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam (Yuhanna 6:35-37)

Yaşam ekmeği olan Mesih bu topluluğu da fiziksel olarak mucizesiyle beslemişti ama buna karşın O’na iman etmediler. Çünkü bir kişinin gerçekten Mesih İsa’yı kurtarıcısı ve Rabbi olarak kabul etmesi için Baba’nın o kişiyi Mesih İsa’ya vermesi gerekmektedir.

Bu ayetlerde ifade edilmeye çalışılan bir çoklarının Rabbe gelmeyeceği gerçeğidir. Diğer önemli bir noktada gerçekten Mesih İsa’ya Baba tarafından verilen kişinin de kesinlikle kurtuluşunu kaybetmemesidir.

Bu sözlerin üzerine özellikle Yahudilerin söylenmeye başladıklarını görüyoruz. Aslında mucizelere evet diyorlar, hatta mucizelerin sonuçlarından da istifade etmeyi seviyorlardı. Ama sevmedikleri bu işleri yapan kişinin Tanrı’nın Oğlu isimlendirilmesiyle ortaya çıkmasıydı. Mucizelere geliyorlar ama Yaşam Ekmeğine gelemiyorlardı. İsa onlara şöyle dedi:

“Aranızda söylenmeyin” dedi. “Beni gönderen Baba bir kimseyi bana çekmedikçe, o kimse bana gelemez. Bana geleni de son günde dirilteceğim”(Yuhanna 6:43-44)

Basit olarak “Baba’nın” “Göksel Tanrı’nın” “O muhteşem Yaratıcının” çağırmadığı hiç kimsenin Mesih’e gelemeyeceğini söylemektedir bu ayetler. Neden insanlar kendi kararlarıyla gerçek Tanrı’ya “Baba,Oğul, Kutsal Ruh’ta” “Öz, Söz ve Kutsal Ruh’ta” tek Bir olan Tanrı’ya gelemezler? Çünkü;

Yazılmış olduğu gibi: “Doğru kimse yok, tek kişi bile yok. Anlayan kimse yok, Tanrı’yı arayan yok.”(Romalılar 3:10-11)

Aslında bu yeni bir öğreti değildir Eski Antlaşmadan itibaren Tanrı’nın öğretisidir.

Peygamberlerin yazdığı gibi, “Tanrı onların hepsine kendi yollarını öğretecektir”. Baba’yı işiten ve O’ndan öğrenen herkes bana gelir (Yuhanna 6:45)

Bu gerçeği anlamanın size zor gelmesi doğaldır çünkü öğrenciler içinde oldukça zor gelmişti. Ama ayet verilerine baktığımızda bu anlama zorluğunun imansızlıktan kaynaklandığını görüyoruz. Algıları zorlayan öğretiler iman yerine illa akılla çözülmeye çalışıldığında anlaşılmaz oluyor ve hatta Tanrı’nın öğrettiği değil insanların bulduğu kolay çözüm yorumlarına inanılmaya başlanıyor.

Yine de aranızda iman etmeyenler var. İsa iman etmeyenlerin ve kendisine ihanet edecek kişinin kim olduğunu baştan beri biliyordu. “Sizlere, Baba’nın bana yöneltmediği hiç kimse bana gelemez dememin nedeni budur” dedi (Yuhanna 6:64-65)  

Bu ve benzeri ayetler ışığında Tanrısal Kurtuluşun bütün insanlığa Tanrı tarafından sunulduğunu ve Mesih İsa’ya iman eden kişinin kurtuluşu aldığını görüyoruz. Mesih İsa’ya gerçekten iman etmiş bir kişinin de bu imanı asla kaybetmeyeceğini yine yukarıdaki ayetlerde görüyoruz. Ama aynı zamanda Baba tarafından seçilip çekilmedikçe de hiçbir kimsenin Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul edemeyeceğini de bu ayetlerde açıkça görüyoruz. Hatta Mesih’in kabulü için yürekleri ancak Baba’nın hazırladığını da net bir biçimde okuyoruz.

Bazıları Mesih İsa’nın bütün insanlığı kendisine çektiğine inandıklarını görüyoruz.

Ben yerden yukarı kaldırıldığım zaman bütün insanları kendime çekeceğim (Yuhanna 12:32)

Daha önce Baba tarafından Kendisine çekilenlerden bahsetmişti Mesih (Yuhanna 6:44) ve aynı şekilde çekilenlerin son günde Mesih’le birlikte kaldırılacağını da söylemişti (Yuhanna 6:44-45) ve bu şekilde gerçekten Rab’be çekilenlerin asla bırakılmayacakları da dile getirilmişti (Yuhanna 6:37). Buradaki bu “bütün insanlar” kavramı yani 6. bölümde yeterince açıklanan her ırktan, her dilden, her cinsten Mesih İsa’ya çekilmiş olan ve bir gün Mesih’le kaldırılacağı söylenilen tüm insanlardır..

 

GİZLENMİŞ OLAN MÜJDELİ HABER

 

İsa bundan sonra şöyle dedi: “Baba, yerin ve göğün Rabbi! Bu gerçekleri bilge ve akıllı kişilerden gizleyip küçük çocuklara açtığın için sana şükrederim. Evet Baba, senin isteğin buydu(Matta 11:25-26).

 

Horazin, Beytsayda, Sur ve Sayda, Kefarnahum, Sodom gibi şehir ve yörelerde aslında Tanrı’nın kurtuluş müjdesinin bir çoklarına gizli kaldığını öğreniyoruz. Bunun nedeni Mesih İsa’nın onlara gerçekten açıklamak istememiş olmasıdır.

 

Babam her şeyi bana teslim etti, Oğul’u, Baba’dan başka kimse tanımaz. Baba’yı da Oğul’dan ve Oğul’un O’nu tanıtmak istediği kişilerden başkası tanımaz(Matta 11:27)

 

Görüldüğü gibi imanlıya düşen imanını tebliğ etmek ama sonucu daima Rabbin eline bırakmaktır. İman, ibadet ve elbette tüm insanlığa yürekten hizmet ama aynı zamanda tebliğ de bizim ibadetimizdir. Ama imana, kitaba yakışır bir biçimde birde aynı zamana insanları bizim imanlı yapamayacağımızın her şeyin Rabbin elinde olduğunun bilincinde.

 

ÖNCEDEN BELİRLENMİŞLİĞİN AMACI

 

Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünün. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz.(1.Korintliler 1:26)

 

Karl Marks özellikle dine inanan kişilerin bilge, güçlü kişiler olmadıklarını ve geniş halk kitlelerinin bir anlamda uyutulması işlevine yaradığını söylemektedir.

Pavlus’a göre özellikle bilge görünmeyen bir çok kişinin Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul etmesinin en büyük neden TANRININ SEÇİMİ olmasıdır. O bu tarz kişilerin Kendi Krallığında yer almasını talep etmektedir.

 

Kardeşlerim, aldığınız çağrıyı düşünü. Birçoğunuz insan ölçülerine göre bilge, güçlü ya da soylu kişiler değildiniz . Ne var ki, Tanrı bilgeleri utandırmak için dünyanın saçma saydıklarını, güçlüleri utandırmak için de dünyanın zayıf saydıklarını seçti. Dünyanın önemli gördüklerini hiçe indirmek için dünyanın önemsiz, soysuz, değersiz gördüklerini seçti. Öyle ki, Tanrı’nın önünde hiç kimse övünmesin. Ama siz Tanrı sayesinde Mesih İsa’dasınız. O bizim için tanrısal bilgelik, doğruluk, kutsallık ve kurtuluş oldu. Bunun için yazılmış olduğu gibi, “Övünen, Rab’le övünsün”( 1.Korintliler 1:26-31)

 

Seçilmişlik kavramının en büyük amacı Tanrı’ya yücelik getirmek ve kimsenin kendisiyle övünmesine yol açmamaktır.

 

ÖNCEDEN BELİRLENMİŞLİĞİN YAZARI

 

Bizi Mesih’te her ruhsal kutsamayla göksel yerlerde kutsamış olan Rabbimiz İsa Mesih’in Babası Tanrı’ya övgüler olsun. O kendi önünde sevgide kutsal ve kusursuz olmamız için dünyanın kuruluşundan önce bizi Mesih’te seçti. Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi. Öyle ki, sevgili Oğlu’nda bize bağışladığı yüce lütfu övülsün (Efesliler 1:3-6)

 

Bu ayetler doğrultusunda bir kişinin Tanrı’da kurtuluşu almasının ancak Tanrı’nın hükümranlığında olduğunu görüyoruz. Yani kişinin kurtulması işi kişiye değil tamamen Tanrı’nın istem, karar ve önceden belirleyişine bağlı bir olaydır.

Tanrı bereketlenişimizin tek kaynağı olduğu gibi seçilmemizin de tek kaynağıdır. Bereketlerimiz bizim davranışlarımıza bağlı değildir. Çünkü lütuftur. Lütuf karşılıksızdır. Seçilmede aynı bağlamdadır.

Ademle Havva daha Aden bahçesinde iken Tanrı Mesih’te olacakları belirlemişti bile. Bu önceden belirlenmişliktir. Bu Tanrı’nın sonsuz düşüncesi içinde alınmış karardır.

Sadece geleceği bilmek olayı da değildir. Tanrı planında kimlerin görev alıp almayacağı meselesi de değildir bu. Bu tamamen kişisel bir kararlılıktır. Tanrı bizi kendi sonsuz bilincinde seçmeyi istemiş ve seçmiştir. Bu konuda bizim hiçbir hünerimiz yoktur.

Neden? Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla oğullar olalım diye bizi önceden belirledi (1:5)

Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı’nın amacı uyarınca önceden belirlenip Mesih’te seçildik (1:11)

 

ÖNCEDEN BELİRLENMİŞLİK VE MESİH’İN KURTARAN İŞİ

 

Eğer yalnız belli kişiler kurtulacaktıysa o zaman Mesih’in ölmesine ne gerek vardı? Burada önceden belirlenmişlikle Mesih’in kurtarış işi arasındaki yakın ilişkiyi iyi anlamak gerekmektedir;

Bunun için Rabbimiz’e tanıklık etmekten de O’nun uğruna tutuklu bulunan benden de utanma. Tanrı’nın gücüyle Müjde uğruna benimle birlikte sıkıntıya göğüs ger. Tanrı bizi yaptıklarımıza göre değil, kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlanmış, şimdi de O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır. Kurtarıcımız Mesih İsa ölümü etkisiz kılmış, yaşamı ve ölümsüzlüğü Müjde aracılığıyla ışığa çıkarmıştır (2.Timoteos 1:8-10)

 

1.      Bu kurtuluş çağrımızda olduğu gibi yaptıklarımıza göre değildir (1:9)

2.      Bu kurtuluş kendi amacına ve lütfuna göre kurtarıp kutsal bir yaşama çağırdı. Bu lütuf bize zamanın başlangıcından önce Mesih İsa’da bağışlandı(1:9) sözlerinde net bir biçimde açıklanmaktadır.

3.      Bu kurtuluş yukarda anlatıldığı gibi tamamen seçici bir biçimde bize ulaşmaktadır.

4.      Yalnızca bir kurtuluş değil aynı zamanda Tanrı’nın amacına ve planına göre bir çağrı da söz konusudur.

5.      Bu kurtuluş O’nun gelişiyle açığa çıkarılmıştır (1:10).

 

 

SEÇİLME VE DÖNÜŞÜM SÜRECİ

Tarih içinde her olay tamamen Tanrı’nın düzeni içindedir. Bir serçe kuşu ya da saçımızdaki bir ak tel bile Tanrı’nın düzenine, planına göredir.

Bunun kurtuluş için anlamı ne demektir? Tanrı’nın önceden belirlemesi ve planı bir kurtulması konusunda karar verilmiş olan bir kişiyi tövbe ve müjdeye iman etme noktasına getirecektir. Buna Müjde’yi işittiğinizde Kutsal Ruh’un yüreğinizde işlemesi konusuda dahildir.

Öteki uluslardan olanlar bunu işitince sevindiler ve Rab’bin sözünü yücelttiler. Sonsuz yaşam için belirlenmiş olanların hepsi iman etti (Elçilerin İşleri 13:48)

Dikkat edersek öteki uluslardan kişiler müjdeyi işittiler ama onlardan yalnızca sonsuz yaşam için belirlenmiş olanlar iman ettiler.

Öteki uluslardan olanların aktif yaptıkları ve pasif kaldıkları durumları görüyoruz burada.

Aktif olarak işittiler, Tanrı Sözünde sevinmeye ve yüceltmeye başladılar ve inandılar. Ama pasif kaldıkları nokta sonsuz yaşam için önceden belirlenmiş olmalarıydı. Yani kimsenin bunu kendi gücüyle edinemeyeceğini burada görüyoruz.

Aynı durumu Elçilerin İşleri 22:10’da da görüyoruz. Pavlus’a şöyle söyleniyor: Kalk Şam’a git..yapmanı TASARLADIĞIM her şey orada sana bildirilecek. Ne Pavlus kendisinin havari olmasına karar verebildi, ne de yukarıda bahsettiğimiz kişiler Mesih’e kendi kendilerine inanmaya karar verebildi. Buna kim karar verdi? Yukarda verilen bütün ayetlere bakılırsa oldukça net olarak görülmektedir. Bu Rabbin kendi önceden belirlemesidir.

 

ÖNCEDEN BELİRLENMİŞLİK VE MÜJDECİLİK

Bazıları önceden belirlenmişlik konusunu yanlış algıladığı için bunun Tanrı Sözünü yayma konusunda bir engel olarak düşünmektedirler. “Eğer kişinin kurtuluşu önceden belirlenmişse nasıl olsa kurtulacaktır. Benim Kelamı paylaşmama ne gerek vardır?” gibi bir düşünce önceden belirlenmişliğimizi algılama konusuna bir engel oluşturabilir.

Öncelikle önceden belirlenmişliğe inanan kilise tarihinin tanınmış kişilerine baktığımızda bunun böyle olmadığını görmemiz mümkündür. Calvin, Luther, Whitefield ve Spurgeon gibi Reform Kilisesinin önderlerinin öğretiş, paylaşım ve yaşamlarında ne denli müjdeci oldukları ortadadır. Bu kişiler önceden belirlenmişliğe, seçilmişliğe inanan kişilerdir. Tanrı, kurtuluş konusundaki kişinin karar verme adımını önceden belirlemiştir. Ama  aynı şekilde. Seçerek hazırladığı yüreklere bu müjdenin nasıl ulaşması gerektiğini de, yani müjdeleme yolunu da önceden belirleyen yine kendisidir.

Ölüme ramak kala Pavlus hala Timoteos’a Kelam’ı müjdelemesini vaaz etmektedir;

Yaydığım Müjde’de açıklandığı gibi, Davut’un soyundan olup ölümden dirilmiş olan İsa Mesih’i anımsa. Bu Müjde uğruna bir suçlu gibi zincire vurulmaya kadar varan sıkıntılara katlanıyorum. Ama Tanrı’nın sözü zincire vurulmuş değildir. Bunun içindir ki, seçilmişler uğruna her şeye dayanıyorum. Öyle ki, onlar da sonsuz yüceliğin yanı sıra Mesih İsa’da olan kurtuluşa kavuşsunlar (2.Timoteos 2:8-10)  

Yani kendisi Tanrı’nın elinde bir alet olarak seçilmişlere müjdenin ulaştırılmasında kullanılıyor. Aynı zamanda Tanrı Sözü’de Pavlus’un kendisi gibi zincire vurulmuş bir söz değil yani Tanrı’nın sonsuz planı dahilinde yayılıp duruyor.

 

ÖNCEDEN BİLME SORUSU

Kendi isteği ve iyi amacı uyarınca İsa Mesih aracılığıyla kendisine oğullar olalım diye bizi önceden belirledi (Efesliler 1:5).

Her şeyi kendi isteği doğrultusunda düzenleyen Tanrı’nın amacı uyarınca önceden belirlenip Mesih’te seçildik (Efesliler 1:11)

 

Ey Rab’bin sevdiği kardeşler, sizler için her zaman Tanrı’ya şükran borçluyuz. Çünkü Tanrı, Ruh aracılığıyla kutsal kılınıp gerçeğe inanarak kurtulmanız için sizi ta başlangıçtan seçti (2.Selanikliler 2:13)

 

Hiç kuşkusuz bu ayetlere burada anlatılan seçilmişliğe her bir samimi Hristiyan inanmaktadır. Ama şöyle bir soru sorulması gerekir; Tanrı insanı kendi istemi ve amacı doğrultusunda mı önceden belirledi de seçti, yoksa adam olmayacağını önceden bildi de mi seçti? İşte Reform ilahiyatıyla Reform olmayan Hristiyan ilahiyatını seçilmişliği anlama konusunda ayıran noktalardan birisi budur.

Bu sorunun bir diğer yönü de şudur; kurtuluşumuz tamamen Tanrı’nın kararına mı bağlı yoksa bizim özgür irademize mi bağlı?

Reform ilahiyatının Kutsal Kitapta gördüğü ve anladığı gerçek Tanrı’nın kendi istemine ve amacına göre önceden belirlemesidir, önceden bir kişinin ne halde olacağını bilerek onu önceden seçmesi şeklinde değildir. Bu konuda yukarda verilen bütün ayetler yeterli kanıt oluşturmaktadır. Özellikle kendi istemi doğrultusunda önceden belirlediği Efesliler 1:5’de nettir ve aynı zamanda insanın iradesine göre olmadığı da Romalılar 9:16’ya göre açıktır.

Bu konuya ilişkin iki bölüm daha verilebilir;

Çünkü Tanrı önceden bildiği kişileri Oğlu’nun benzerliğine dönüştürmek üzere ÖNCEDEN BELİRLEDİ. Öyle ki, Oğul bir çok kardeş arasında ilk doğan olsun. Tanrı ÖNCEDEN BELİRLEDİĞİ kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti (Romalılar 8: 29-30)

Burada Tanrı’nın her şeyi kurtulanları da kurtulmayanları da önceden bildiğini görüyoruz. Tanrı’nın bilmediği hiçbir şey yok. Ama bu ne olacaklarını bilmek anlamında değil yani kesinlikle her şeyi bilme insanların tamamını bilme anlamında bildikleri içinden bazılarını kendi Oğlu’nun benzerliğine dönüştürmek için önceden belirledi. İstemi ve amacı doğrultusunda, onların nasıl davranacaklarına bakarak değil. Buradaki bilme sözcüğü Adem’in hanımını bilmesi gibi, yani yakın ilişkide bulunduğu insanı içinden bazı kişileri belirledi gibi bir anlam var.

Mesih İsa’nın elçisi ben Petrus’tan Pontus, Galatya, Kapadokya, Asya İli ve Bitinya’ya dağılmış ve buralarda yabancı olarak yaşayan seçilmişlere selam! İsa Mesih’in sözünü dinlemeniz ve O’nun kanının üzerinize serpilmesi için, Baba Tanrı’nın öngörüsü uyarınca Ruh tarafından kutsal kılınarak seçildiniz.Lütuf ve esenlik artan ölçüde sizin olsun (1.Petrus 1:1-2)

 

 

 

 

 

 

III.

ÖNCEDEN BELİRLENMİŞLİK AHLAKİ OLARAK DOĞRU MUDUR?

 

SEÇİLME ADALETİ

 

Eski ve Yeni Antlaşmada öğretildiği halde seçilme, önceden belirleme ve Tanrı’nın takdiri sürekli olarak bazı kişileri rahatsız edip durmaktadır. Aslında sorun bu önemli öğretiyi bizim kendi değerlerimize göre değerlendirmeye kalkmamızdır. Eğer Tanrı kendi istemi doğrultusunda bazı insanları seçip ayırıp diğer insanları cehenneme yolluyorsa nasıl adil bir Tanrı olabilir?

Biz buna eski Yunan dilinde Theodisi diyoruz yani Tanrı’nın Adaleti

 

SUNULAN SORU

Öyleyse ne diyelim? Tanrı adaletsizlik mi ediyor? Kesinlikle hayır! (Romalılar 9:14) Tanrı’da adaletsizlik olabilir mi? Tanrı neden İsmail’i değil de İshak’ı seçti? Neden Yakup’u sevdi Esav’dan nefret etti? Tanrı neden diğer milletleri değil de İsrail’i kendisine seçti? Tanrı’nın bazılarını seçmesi ve bazılarını seçmemesi adaletsizlik değil mi? Görüldüğü gibi bu ve benzeri sorularımızı arttırmamız mümkündür. Benzer bir soruyu Pavlus’un 19.ayette de öne sürdüğünü görüyoruz.

Öyleyse Tanrı insanı neden hala suçlu buluyor? O’nun isteğine kim karşı durabilir?

Burada esas olan bu seçme işleminin düşünüleceği taraf Tanrı tarafı olmasıdır.

 

TANRI’NIN HÜKÜMRAN MERHAMETİ

 

Tanrı Musa’ya şöyle diyor: “Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım”(Romalılar 9:15)

Bu noktada Pavlus’un dikkatleri Eski Antlaşmaya çektiğini görüyoruz. Musa, Sina dağındayken halk aşağıda Tanrı’dan yüz çevirmişti. Altın buzağıya tapmaya başlamışlardı ve Tanrı’nın yargısı gecikmedi. Vaat edilen topraklara girmemelerine karar verdi. Ve bu noktada Tanrı’nın hükümran merhametini açıkladığını görüyoruz:

RAB, “Bütün iyiliğimi önünde geçireceğim” diye karşılık verdi. “Adımı, RAB adını senin önünde duyuracağım. Merhamet ettiğime merhamet edeceğim, acıdığıma acıyacağım (Çıkış 33:19)

Musa halkının bağışlanması için yalvarıyor ama görüldüğü gibi Tanrı’nın kime merhametini sunacağına Kendisi karar veriyor.

Burada bir prensip bulunmaktadır. Seçilmişlik öğretisi tamamen Tanrı merhametine bağlıdır. Tanrı kurtuluş için seçtiği kişilere kişisel olarak merhametini sunmaktadır.

İsraile de aynı şekilde merhamet göstermiştir. İsrail’e merhamet imanından ötürü verilmemiştir. Doğruluğundan ötürü de verilmemiştir. Bu Tanrı’nın merhametidir.

Tanrı’nın kimseye merhamet göstermek gibi bir zorunluluğu yoktur. Dualarda Tanrı’ya merhametini sunması için bir mecburiyet getirecek değildir. Seçilmemiş olanlardan merhametini esirgemesi de bir adaletsizlik anlamına gelmez.

On kişi benden borç alsa ve ben bunlardan üç tanesinin borcunu bağışlasam bu benim kararımdır. Beni adaletsiz kılmaz. Çünkü karşı taraf borç almıştır. Ödemek durumundadır. Üç kişinin borcundan vazgeçmiş olmam diğer yedisinin borcu ödememesi anlamına gelmez.

Tanrı’nın herkese illa eşit davranma gibi bir mecburiyeti de yoktur.

 

 

 

 

SEÇİLMİŞLİĞİN TEMELİ

 

Demek ki bu, insanın isteğine ya da çabasına değil, Tanrı’nın merhametine bağlıdır (Romalılar 9:16)

Pavlus, burada Firavun örneğini vermektedir; Tanrı Kutsal Yazı’da firavuna şöyle diyor: “Gücümü senin aracılığınla göstermek ve adımı bütün dünyada duyurmak için Seni yükselttim”(Romalılar 9:17)

Pavlus, bu örnekle aslında hiçbir şeyin Firavun’un isteği ve çabasına göre olmadığını söylemektedir.

1. Tanrı kime merhamet göstermek isterse ona merhamet gösterir:

Biz bunu Tanrı’nın İsrail’i seçiminde görüyoruz. Çıkış 33:19’da Tanrı’nın kimseye merhamet göstermek gibi bir mecburiyeti olmadığını okuyoruz.

2. Tanrı kimin yüreğini sertleştirmek isterse onun yüreğini sertleştirir:

Firavun olayında da bu durumu yine net bir biçimde görüyoruz.

RAB Musa’ya, “Mısır’a döndüğünde, sana verdiğim güçle bütün şaşılası işleri firavunun önünde yapmaya bak” dedi. “Ama ben onu inatçı yapacağım. Halkı salıvermeyecek” (Çıkış 4:21)

 

TANRININ ADİL YARGISI ÜZERİNE SORU

 

Şimdi bana, “Öyleyse Tanrı insanı neden hala suçlu buluyor? O’nun isteğine kim karşı durabilir?” diyeceksin (Romalılar 9:19)

Bu 14.ayetteki soruyla farklılıklar göstermektedir. 14’de soruyu soranlar imanlılardır. Burada inanmayana sorulmaktadır. İlk sorunun cevabı Eski Antlaşmadan verilir. Buradaki bu ikinci sorunun cevabı ise Eski Antlaşmadan azarlanır.

1.Pavlus, seçilmişlik konusundan hiç ödün vermemektedir. Tanrı’nın kişisel seçimini öğretmektedir.

2.Soruyu soranı Tanrı ile konuşmaya yönlendirmektedir. Bir anlamda soru ve soruyu soran aslında sorma hakkı olmadığı bir şeyi sormaktadır.

3.Buna cevabı da Eski Antlaşmadan vermektedir.

 

ÇÖMLEKÇİ VE ÇÖMLEK  ÖRNEĞİ

Ama, ey insan, sen kimsin ki Tanrı’ya karşılık veriyorsun? “Kendisine biçim verinle, biçim verence, Beni niçin böyle yaptın der mi?Ya da çömlekçinin aynı kil yığınından bir kabı onurlu iş için ötekini bayağı iş için yapmaya  hakkı yok mu? (Romalılar 9:20-21)

Tanrı’nın savunmaya gereksinimi yoktur. Tanrı hakkında ileri geri yorumlar yapan insanın kendisidir. Tanrı’yı yargılamaya kalkmak bir insan için benim adalet algılayışım Tanrı’nın adalet anlayışından üstündür demekle eştir.

Ne kadar ters düşünceler! Çömlekçi balçıkla bir tutulur mu? Yapı, kendini yapan için, “beni o yapmadı” diyebilir mi? Çömlek kendine biçim veren için, “O bir şeyden anlamaz” diyebilir mi?” (Yeşaya 29:16)

Kendine biçim verenle çekişenin vay haline! Kil, topraktan yapılmış çömlek parçası, kendisine biçim verene, “Ne yapıyorsun?” Yarattığın nesnenin tutacağı yok” diyebilir mi? Babasına “Dünyaya ne getirdin” ya da annesine, “Ne biçim şey doğurdun?” diyenin vay haline(Yeşaya 45:9-10).

Yine de Babamız sensin, ya RAB, biz kiliz, sen çömlekçisin. Hepimiz senin ellerinin eseriyiz (Yeşaya 64:8)

Bunun üzerine çömlekçinin işliğine gittim. Çark üzerinde çalışıyordu. Yaptığı balçıktan kap elinde bozulunca çömlekçi balçığa istediği biçimi vererek başka bir kap yaptı. RAB bana yine seslendi: “Bu çömlekçinin yaptığını ben de size yapamaz mıyım, ey İsrail halkı? Diyor RAB. Çömlekçinin elinde balçık neyse, siz de benim elimde öylesiniz, ey İsrail halkı!(Yeremya 18:3-6)

Bu ayetlerde verilmek istenilen öğreti aslında çok açıktır. Tanrı kendi yaratıklarıyla istediğini yapma yetki ve özgürlüğüne sahiptir. Seçme ve kurtarma özgürlüğünü istemi ve amacı doğrultusuna istediği gibi kullanabilir.

 

MERHAMET ÇÖMLEKLERİ VE ÖFKE ÇÖMLEKLERİ

 

Pavlus’un açıklamasına göre Tanrı’nın iki tür çömlekten bahsetmektedir. Onur getiren işler için kullanılan bir de onursuz işlerde kullanılan.

1. Öfke kapları

Eğer Tanrı gazabını göstermek ve gücünü tanıtmak isterken, gazabına hedef olup mahvolmaya hazırlananlara büyük sabırla katlandıysa, ne diyelim? (Romalılar 9:22)

Günahı insanın isyanı oluşturmuş ve başında  Tanrı’ya isyan ayrılık getirmiştir. Doğal olarak bazı kaplar yani bazı insanların Tanrı merhametini tatmaları söz konusu olmayacaktır. Bu Tanrı’nın isyancı insanları günaha teşvik ettiği şeklinde asla yorumlanamaz ancak kendi günahlılıklarına terk etti anlamında algılanabilir. Kutsal Kitap Tanrı’nın yalnızca iyinin kaynağı olduğunu öğretmektedir.

2. Merhamet kapları

Yüceltmek üzere önceden hazırlayıp merhamet etiklerine yüceliğinin zenginliğini göstermek için bunu yaptıysa ne diyelim?Yalnız Yahudiler arasından değil, öteki uluslar arasından çağırdığı bu insanlar biziz (Romalılar 9:22-24)

Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmek; ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor (2.Petrus 3:9)

 

Buradaki “herkesin tövbe etmesini” istiyor sözü tamamen Tanrı’nın önceden belirlediği her kişinin kurtuluş sürecinin tamamlanmasını beklediğini ifade ediyor. Bu anlamda merhametine nail olanların Rabbe gelişleri için Tanrı’nın sabırla beklediğini görüyoruz.

 

PEYGAMBERLERİN TANIKLIKLARI

Seçilen kaybolmayacağına göre o zaman İsrail için ne diyebiliriz? Bugün bir çok Yahudi Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul etmemektedir.

 

1. Öteki milletlerden olan kişilere kurtuluş vaadi.

Halkım olmayana halkı, sevgili olmayana sevgili diyeceğim. Kendilerin, “Siz halkım değilsiniz” denilen yerde, Yaşayan Tanrı’nın çocukları diye adlandırılacaklar (Romalılar 9:25-26)

Hoşea bu sözleri ilan ettiğinde İsrail’in on kavmi birden Tanrı’ya isyan etmişti. Bu nedenle soydan gelen İsrailliliğin Tanrı’nın halkı olma anlamına gelmediğini Tanrı açıkça ilan etmişti.

2. Yahudilerin korunması konusundaki vaat.

Yeşaya, İsrail için şöyle sesleniyor: İsrailoğulları’nın sayısı denizin kumu kadar çok olsa da ancak pek azı kurtulacak. Çünkü Rab yeryüzündeki yargılama işini tez yapıp bitirecek. Yeşaya’nın önceden dediği gibi: Her Şeye Egemen Rab soyumuzu sürdürecek birkaç kişiyi sağ bırakmamış olsaydı, Sodom gibi olur, Gomora’ya benzerdik” (Romalılar 9:27-29)

Görüldüğü gibi burada artık soydan İsrail değil gerçek Tanrı halkı olan seçilmiş bir bakiye söz konusudur. Kurtuluşu kaybetmeyecek olan ruhta ve gerçekte Tanrı’ya tapınan Mesih İsa’da kurtarılmış olan Yahudilerdir ve öteki milletlerden olan samimi imanlılarla birlikte bu lütfa sahip olacaklardır.

3. İsrail’in başarısızlığı ve öteki milletlerden olanların zaferi üzerine vaat.

Öyleyse ne diyelim? Aklanma peşinde olmayan uluslar aklanmaya, imandan gelen aklanmaya kavuştular. Aklanmak için Yasa’nın ardından giden İsrail ise Yasa’yı yerine getiremedi. Neden? Çünkü imanla değil, iyi işlerle olurmuş gibi aklanmaya çalıştılar ve “sürçme taşı’nda sürçtüler. Yazılmış olduğu gibi: “İşte, Siyon’a bir sürçme taşı.” Bir tökezlemek kayası koyuyorum. O’na iman eden utandırılmayacak” (Romalılar 9:30-33)

 

Acaba Mesih İsa bizim için ne gibi bir taştır? O bizim için bir kurtuluş taşımı yoksa sürçme taşı mıdır?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sotiriyoloji

 

 

 

 

 

 

Kutsal Kitap’ta

Kurtuluş Kavramı

(Kutsal Kitap ayetleri ışığında Kutsal Kitapta Tanrı’nın kurtarışı öğretisi)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hazırlayan

Pastör Turgay Üçal

İstanbul Presbiteryen Kilisesi

 

 

 

 

 

 

 

ÖFKE YATIŞTIRAN İŞ

(Propitiation)  

 

Bu oldukça büyük bir anlamı taşıyan nadir kelimelerden biridir.  Tatminkar, tatmin eden, tatmin tarzında ifadeleri içermektedir.

 

Yatıştıran dua

Bunu ilk kez Luka 18’de görüyoruz. Dua eden iki kişi var bu bölümde. Birisi Ferisi. Her gün dua için tapınağa gidiyor, iyi işler yapıyor, ondalıklarını tam olarak ödüyor. Ama tek bir sorunu var. Fakat bu sorun çok önemli oldukça gururlu bir kişi.

Diğeri ise tam tersi. Vergi mültezimi. Bir çok Yahudiye göre Romalılarla işbirlikçi. Ama duasında içten, samimi ve kendini bilen bir alçakgönüllülük içinde. 

Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, Tanrım, ben günahkara merhamet et diyordu (Luka 18:13)

Burada “Tanrım ben günahkara merhamet et” sözlerine dikkat edin. Bu gerçekten Tanrı’yı tatmin eden bir sözdür. Öfkesini yatıştıran bir duadır.

 

Tanrı’nın öfkesi

Mesih İsa Yeruşalim’deki tapınağın halini görünce öfkelenmiş ve oradaki satıcıların eşyalarını yerlere fırlatmıştı.  Evet, Rab öfkelenmektedir. Günahın, kendi görkemine, kutsallığına aykırı olan her şeye, isyan eden kendi insanına karşı öfkelenir.

RAB kıskanç, öç alıcı bir Tanrı’dır. Öç alır ve gazapla doludur. Hasımlarından öç alır. Düşmanlarına karşı öfkesi süreklidir. RAB tez öfkelenmez ve çok güçlüdür. Suçlunun suçunu asla yanına koymaz. Geçtiği yerde kasırgalar, fırtınalar kopar. O’nun ayaklarının tozudur bulutlar (Nahum 1:2-3)

Diri Tanrı’nın eline düşmek korkunç bir şeydir (İbraniler 10:31)

Haksızlıkla gerçeğe engel olan insanların bütün tanrısızlığına ve haksızlığına karşı Tanrı’nın gazabı gökten açıkça gösterilmektedir. Çünkü Tanrı’ya ilişkin bilinen ne varsa, gözlerinin önündedir; Tanrı hepsini gözlerinin önüne sermiştir (Romalılar 1:18-19)

Tanrı’nın öfkesinin geçmişte değil, sürekli olarak şimdiki zamanda kullanıldığını görüyoruz. Tanrı’nın öfkesinin depremle, savaşlarla, karmaşayla ya da yüreklerin Rab’den çevrilmesiyle çeşitli yollarla açıklandığını görüyoruz.

Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı. İnsanlar İsa Mesih’te olan kurtuluşla Tanrı’nın lütfuyla, karşılıksız olarak aklanırlar. Tanrı Mesih’i, kanıyla günahları bağışlatan ve imanla benimsenen kurban olarak sundu (Romalılar 3:23-25)

Bu ayette “günahları bağışlatan” demek aslında gazabı yatıştıran anlamını içermektedir (Propitiation). Ayrıca burada herkesin günah işlemesi gramer olarak geçmişte günah işleme anlamında değildir. Yani herkesin her zamanda günah işlemesi aslında şimdiki zamanda süren bir durumun ifadesidir. Günah işlemek Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kalmak anlamındadır. Yani okun hedefi vuramaması kısa kalmasıdır. Tanrı bu kısa kalma olayını dört aşamada sonuca götürmektedir.

1.aklamaktadır 2. lutfundan ötürü bir armağan olarak bunu sağlamaktadır 3. Mesih’te olan kurtuluşla bunu gerçekleştirmektedir 4. kanıyla üzerimize olan Tanrısal gazabı yatıştırarak bunu yapmaktadır.

Lanetten aklanmış oluyoruz. Lütufla karşılıksız kurtulmuş oluyoruz. Mesih’te kölelikten özgür kılınıyoruz. Bize öfkelenen Tanrı’nın öfkesi yatışmış oluyor.

 

1.Aklanma

Roma Katolik kilisesine göre aklanma “doğruluğun size nakledilmesi” olarak görülüyor ve böylelikle siz Tanrı önünde kabul edilir oluyorsunuz.

Fakat esas anlamda aklanmak “ doğruluğun ilan edilmesi, doğru olduğunuzun açıklanması, doğrulanmadır”.

Yahya tarafından vaftiz edilen halk, hatta vergi görevlileri bile bunu duyunca Tanrı’nın adil olduğunu doğruladılar (Luka 7:29)

Tanrı’nın doğruluğunu daha doğru yapacak bir kavram yoktur. Bir kişinin belli bir suçtan ötürü defalarca suçlu bulunmasına rağmen dava açıp sonunda davasını kazanması ve suçsuzluğunun tam olarak ilan edilmesiyle eski görev ve yetkilerinin kendisine iade edilmesi gibi bir durumdur bu durum.

Affedilmeyle aklanma arasında bir fark vardır. Affedilme hala suçlu olduğun halde birisinin seni kendisinden özveride bulunarak affetmesidir. Aklanmada ise senin tamamen suçsuz olduğunun ilan edilişi söz konusudur.

 

2.Lütfundan bir armağan

Yukarda açıkladığımız aklanma ancak lütfun sonucudur. Lütuf Tanrı’nın biz bir hüner göstermeden, bir karşılık bedel ödeyemeden bize verdiği bir armağandır. Aklanmayı kazanmanız mümkün değildir. Bu sadece verilen bir armağandır.

 

3.Kurtarışla

Tanrı armağanının Tanrı tarafından ödene bir bedeli vardır. Buradaki kurtarış bir bedel karşılığında satın alınmadır. Bu bedeli satın alınan kişi değil, satın alan kişi yani kurtarılmış insan değil de kurtaran Tanrı ödemektedir. Aslında bu kavram köle pazarında çok kullanılan eski bir kavramdır. Efendi köleyi bir bedel karşılığında kölelikten kendisine alır. Rabbimiz bizi dünyanın köleliğinden bedel karşılığı satın alıp üstüne üstlük bizi karşılıksız olarak özgür kılmıştır.

 

4.Gazabı bağışlatan

Bu kurtarışta ödenen bedel, yani Mesih İsa’nın kanı Tanrı’nın öfkesini yatıştıran unsurdur. Bedeldir. Kefarettir. Tanrı’nın öfkesinden bizi kurtarandır. Tanrı’nın planı budur. Sağlayışı budur. Bize karşılıksız kurtulmalık olarak sunduğu budur.

 

Gazabın yatıştırılması tapınakta örneklenmiştir

Bunun için her yönden kardeşlerine benzemesi gerekiyordu. Öyle ki, Tanrı’ya hizmetinde merhametli ve sadık bir baş kahin olup halkın günahlarını bağışlatabilsin (İbraniler 2:17)

Eski Antlaşma dönemi tapınakta yılda bir kez “kefaret gününde” baş kahin halkın günahlarını bağışlatmak için “Kutsalların Kutsalı” bölümüne giriyor. Yani Tanrı’nın huzuruna çıkıyor ve kutsal tahta kan serpiyor ve bu kan Tanrı gazabını yatıştıran bir unsur oluyordu. Yani Mesih İsa’nın gelecekte yapacağı tapınakta örneklenmiş oluyordu.

İlk antlaşmanın tapınma kuralları ve dünyasal tapınağı vardı. Bir çadır kurulmuştu. Kutsal Yer denen birinci bölmede kandillik, masa ve adak ekmekleri bulunurdu. İkinci perdenin arkasında En Kutsal Yer denen bir bölme vardı. Altın buhur sunağıyla her yanı altınla kaplanmış Antlaşma Sandığı buradaydı. Sandığın içinde altından yapılmış man testisi, Harun’un filizlenmiş değneği ve antlaşma levhaları vardı. Sandığın üstünde Bağışlanma Kapağı’nı gölgeleyen yüce Keruvlar dururdu. Ama şimdi bunların ayrıntılarına giremeyiz (İbraniler 9:1-5). “Bağışlanma Kapağı” ya da yeri özellikle Tanrı öfkesinin dindirildiği yerdir. Bu sandığın üst yüzüdür. Sandık içinde üç nesne vardı.

1.On emir parçaları- Günah işledik ve Tanrı yasasını parçaladık anlamında

2.Man testisi- Tanrı’nın lütüfkar ve besleyen sağlayışı anlamında

3.Harun’un değneği-Tanrı’nın bir Aracı ataması anlamında

Bu baş kahinimiz ve kurban kuzumuz olarak Mesih İsa’nın bizler için sunduğu sunuyu gösteren güzel bir ön açıklamadır.

Ama Mesih, gelecek iyi şeylerin başkahini olarak ortaya çıktı. İnsan eliyle yapılmamış, yani bu yaratılıştan olmayan daha büyük, daha yetkin çadırdan geçti. Tekelerle danaların kanıyla değil, sonsuz kurtuluşu sağlayarak kendi kanıyla kutsal yere ilk ve son kez girdi (İbraniler 9:12-13).

Eski Antlaşmada koyunlar Çoban için kurban oldular. Yeni Antlaşmada Çoban koyunları uğruna kurban oldu.

 

Gazabı yatıştırmanın yansımaları

Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Baba’nın önünde savunur. O günahlarımızı, yalnız bizim günahlarımızı değil, bütün dünyanın günahlarını da bağışlatan kurbandır (1.Yuhanna 2:1-2)

Tanrı’yı biz sevmiş değildik, ama O bizi sevdi ve Oğlu’nu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur (1.Yuhanna 4:10)

Tanrısal aklamaya karşın elimizde olmadan günah işlediğimiz bir an olursa hemen gerçek tövbeyle Rab’bin bu muhteşem kurtarış kanı altına sığınarak Rab’bin bağışlamasında, yatışmış öfkesi altında Kutsal Ruh’la, Rab’de yürümeye devam etmemiz gerekmektedir.

Tekelerle boğaların kanı ve serpilen düve külü murdar olanları kutsal kılıyor, bedensel açıdan temizliyor. Öyleyse sonsuz Ruh aracılığıyla kendini lekesiz olarak Tanrı’ya sunmuş olan Mesih’in kanını, diri Tanrı’ya kulluk edebilmemiz için vicdanımızı ölü işlerden temizleyeceği ne kadar daha kesindir! (İbraniler 9:13-14)

Mesih İsa’da içten dışa doğru bir temizlemenin gerçekleştirildiğine dikkate delim. Bu ayetlerin ve konunun ışığında boğaların ve ergeçlerin kanından kısacası insani olarak sunulabilecek olan her sununun üstünde bir gerçek ruhsal aklamayla aklama gücünün yalnız Tanrısal sağlayışla yani Mesih İsa’yla mümkün olduğunu anlamamız zor değildir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KARŞILIKSIZ !

KURTARIŞ  DOKTRİNİ  

 

Oysa ben kurtarıcımın yaşadığını, sonunda yeryüzüne geleceğini biliyorum (Eyüp 19:25)

 

Eyüp öyküsünde varlık sahibi bir kişinin çok aşırı bir biçimde her şeyini kaybettiğini görüyoruz. Normal bir kişinin böyle bir durumda depresyona gireceği çok kesindir. Tanrı’ya karşı çıkacağı da. Fakat Eyüp’ün dualarına devam ettiğini görüyoruz. Onu bu şekilde hala ayakta tutan acaba neydi?

Oysa ben kurtarıcımın yaşadığını, sonunda yeryüzüne geleceğini biliyorum. Derim yok olduktan sonra, yeni bedenimle Tanrı’yı göreceğim (Eyüp 19:25-26)

Bu durumda gelecekteki kurtuluşa ve kurtarıcıya bakmasını biliyordu.

 

Kurtuluş ve Kölelik

Kurtuluş yabancı bir güçten, baskıdan kurtulup sonucundaki özgürlükten zevk almak anlamındadır. Aslında bedel ve kefaret kavramlarıyla bağlantılıdır. Eski Antlaşma kökeninde genelde kölelikten bir kurtuluş söz  konusudur.  Özellikle İsrail’in Mısırdaki kölelikten kurtuluşu bu kavramın ne anlama geldiğini açıklamaktadır. Çıkış 21:7-8 gibi ayetlerde de göreceğimiz gibi aslında köleler için kendilerini kurtarabilmek, özgür kılmak mümkün değildi. Kısacası tamamen yardımsızdılar. Bu bilginin ışığında kölelikten kurtulmaya bakmak gerekir.

 

İsrail- Kurtarılmış kişiler

RAB’bin  sizi sevmesinin ve seçmesinin nedeni öbür halklardan daha kalabalık olduğunuzdan değil. Siz sayıca öbür halklardan azdınız. RAB size sevgisini göstermek ve atalarınıza ant içerek verdiği sözü yerine getirmek için güçlü eliyle sizi Mısır’dan çıkardı; köle olduğunuz ülkeden, Mısır Firavunu’nun elinden sizi kurtardı (Yasanın Tekrarı 7:7-8)

Görüldüğü gibi layık değillerdi. Tanrı öyle istedi. Hititler ya da Babilliler de olabilirdi. Ama olmadı. Onların sadakatinden değil, Tanrı’nın kendi sadakati, sevgisi ve vaatleri doğrultusunda İsrail seçildi.

 

Kurtuluş ve ilk doğan

Eski Antlaşmada her bir İsraillinin ilk doğanının kurtarılışı kuralı bir örnek oluşturmaktadır. Fısıh kutlamasına bakın. Bu tam İsrail’in Mısır köleliğinden kurtuluş anında başlamaktadır.

RAB size ve atalarınıza ant içerek söz verdiği gibi sizi Kenan topraklarına getirecektir. Orayı size verdiği zaman ilk doğan erkek çocuklarınızın ve hayvanlarınızın hepsini RAB’be adayacaksınız. Çünkü bunlar RAB’be aittir. İlk doğan her sıpanın bedelini bir kuzuyla ödeyin. Bedelini ödemezseniz, boynunu kırın. Bütün ilk doğan erkek çocuklarınızın bedelini ödemelisiniz. İlerde oğullarınız size,”Bunun anlamı ne?” diye sorduklarında, “RAB bizi güçlü eliyle Mısır’dan, köle olduğumuz ülkeden çıkardı’ diye yanıtlarsınız. Firavun bizi salıvermemekte diretince, RAB Mısır’da insanların ve hayvanların bütün ilk doğanlarını öldürdü. İşte bunun için hayvanların ilk doğan erkek yavrularını RAB’be kurban ediyoruz. İlk doğan erkek çocuklarımızın bedelini ise bir hayvanla ödüyoruz (Çıkış 13:11-13).

Fısıh gecesi ölüm meleği hangi evin kapı süvesinde kusursuz kurban kuzusu kanı göründüyse o evin ilk doğanına dokunmadı. Böylelikle İsrail’in ilk doğanları kusursuz kurban kuzusu kanıyla kurtarılmışlardı. Ölüm yargısı altındayken Tanrı’nın sağlayışına itaat etmekle kurtulmuşlardı. Şimdi Tanrı’ya aittiler. Eğer yaşamak istiyorlarsa buna bir bedel gerekiyordu.

Mesih’in  aslında bizim için yaptığının güzel bir görünümü var burada. Bizler günah altında ölüm cezasına çarptırılmıştık ve kendi kendimizi kurtarma gücümüz yoktu. Ama Tanrı bizim yerimize kefaret olacak bir kusursuz kurban kuzusu yani Kendi Sözü Mesih İsa’yı sağlamış oldu ve bu bedeli ödeyerek bizi kurtardı.

 

Kurtuluş ve mal sahipliği hakları

Levililer 25:29-34 bir malı kurtarma konusunda bazı düzenlemelerde bulunmaktadır. Zor bir durumda malını satmak zorunda olan bir kişinin malını geri alabilme şansı için bir düzenleme söz konusudur burada.

Surlu bir kentte evini satan adamın evi sattıktan tam bir yıl sonrasına kadar onu geri alma hakkı olacaktır. Eğer bir yıl içinde evini geri almazsa, ev temelli olarak alıcıya geçecek, kuşaklar boyunca yeni sahibinin olacaktır ( Levililer 25:29-30)

Burada geçen “geri alma” sözcüğünde aslında kurtarma kavramı vardır. Her mal özgürlük yılında yani elli yılda bir eski sahibi tarafından geri satın alınabiliyordu ama özellikle surlu kentlerde bir yıl içinde bir anlamda kurtarılma yani geri satın alınma şansı vardı. Burada yine bizler Tanrı halkı olarak adeta Tanrı’nın oluşturduğu surlu bir kent içindeki ev gibiyiz. Yani bedelimiz ödeniyor ve sahibimize geri alınmış oluyoruz.

Bedeninizin, Tanrı’dan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşılığı satın alındınız; onun için Tanrı’yı bedeninizde yüceltin (1.Korintliler 6:19-20).

 

Kurtaran yakın

 

Aranızda yaşayan bir yabancı ya da geçici olarak kalan bir biri zenginleşir, buna karşılık bir İsrailli kardeşin yoksullaşıp kendi ona ya da ailesinin bir bireyine köle olarak satarsa, satıldıktan sonra geri alınma hakkı vardır. Kardeşlerinden biri, amcası, amcasının oğlu veya yakın akrabalarından, ailesinden biri onu geri alabilir. Ya da yeterli para bulursa, kendisi özgürlüğünü geri alabilir (Levililer 25: 47-49)

 

Burada bir yakın tarafından köle olmuş bir İsraillinin kurtarılması için belli şartların olması gerekmektedir.

1. Gerçekten kurtaracak kişinin yakın olması gerekmektedir.

2. Kurtaran kişinin kendisinin özgür olması gerekmektedir.

3. Bedeli ödeyebilecek güce sahip olması gerekmektedir.

4. Bedeli ödemeyi gerçekten istemesi gerekmektedir.

Bütün bu uygunluk Mesih İsa’da Tanrı halkı olmaya çağrılmış kişilerin kölelikten kurtulması için söz konusu kılınmıştır. 

a. Mesih İsa bizim gerçekten yakınımızdır. Böyle olması için Tanrı beden alıp aramızda yaşamıştır.

Bu çocuklar etten ve kandan oldukları için İsa, ölüm gücüne sahip olanı, yani İblis’i, ölüm aracılığıyla etkisiz kılmak üzere onlarla aynı insan yapısını aldı. Bunu, ölüm korkusu yüzünden yaşamları boyunca köle olanların hepsini özgür kılmak için yaptı (İbraniler 2:14-15)

 

b. Mesih İsa kendisi özgürdü. Çünkü Adem’den bu yana tek günahsız olan insan olarak karşımıza çıkmaktadır.

Çünkü baş kahinimiz zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan biri değildir; tersine, her alanda bizim gibi denenmiş, ama günah işlememiştir ( İbraniler 4:15)

 

c. Mesih İsa bedeli ödeyebilme gücüne sahiptir. Eğer yalnızca günahsız olduğu için ölmüş olsaydı sınırlı bir kişi olarak yine de bütün günahlara bedel olma söz konusu olamazdı. Ama Mesih İsa Tanrı’nın bedende gelmesi şeklinde Tanrısal Söz olması, bu anlamda sınırsız olması ve beden içinde de günahsız olması nedeniyle bu büyük bedeli ödeme gücüne tam olarak sahipti.

 

d. Mesih İsa gerçekten de Baba’nın çağırdıkları için Oğul olarak yani Tanrı Sözü olarak böyle bir bedeli ödemek istiyordu.

Mesih İsa’daki düşünce sizde de olsun. Mesih, Tanrı özüne sahip olduğu halde, Tanrı’ya eşitliği sımsıkı sarılacak bir hak saymadı. Ama kul özünü alıp insan benzeyişinde doğarak ululuğunu bir yana bıraktı. İnsan biçimine bürünmüş olarak ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı (Filipililer 2:5-8)

 

Kurtuluşun sonuçları

1. Artık biz özgürüz. Tekrar suçluluk kompleksi içinde yaşamak durumunda değiliz. Eğer gerçekten Mesih İsa’da  bize sağlanan lütfu ve kurtuluşu gönenmişsek tabi. Tam olarak Rab’be dönmüş ve O’nunla yürüyorsak tabi.

2. Artık bizler büyük bir değerle satın alınmış ve Tanrı’ya ait bir halkız.

Biliyorsunuz ki, atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeylerle değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanının fidyesiyle kurtuldunuz (1.Petrus 1:18-19)

Ama siz seçilmiş soy, Kral’ın kahinleri, kutsal ulus, Tanrı’nın öz halkısınız. Sizi karanlıktan şaşılası ışığına çağıran Tanrı’nın erdemlerini duyurmak için seçildiniz. Bir zamanlar halk değildiniz, ama şimdi Tanrı’nın halkısınız. Bir zamanlar merhamete erişmemiştiniz, şimdiyse merhamete eriştiniz (1.Petrus 2:9-10)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

TANRI ÖNÜNDE DOĞRULUĞUMUZ

AKLANMA DOKTRİNİ

 

Kendi doğruluklarına güvenip başkalarına tepeden bakan bazı kişilere İsa şu benzetmeyi anlattı: “Biri Ferisi, öbürü vergi görevlisi iki kişi dua etmek üzere tapınağa çıktı. Ferisi ayakta kendi kendine şöyle dua etti: “Tanrım, öbür insanlara –soygunculara, hak yiyenlere, zina edenlere- ya da şu vergi görevlisine benzemediğim için sana şükrederim. Haftada iki gün oruç tutuyor, bütün kazancımın ondalığını veriyorum. Vergi görevlisi ise uzakta durdu, gözlerini göğe kaldırmak bile istemiyordu, ancak göğsünü döverek, “Tanrım, ben günahkara merhamet et” diyordu (Luka 18:9-13)

İlk kişi literal olarak ibadet eden ve iyi olarak tanımlanan bir kişidir. Diğer kişi ise İsrail oğullarının hoşlanmadıkları bir anlamda vatan haini gibi gördükleri vergi toplayan Yahudiydi. Her ikisi de Tanrı tapınağında Rab’be el açtılar. Fakat yürekten dua eden günahkarın duasının ne şekilde kabul edildiğini 14.ayette görüyoruz:

Size şunu söyleyeyim, Ferisi değil, bu adam AKLANMIŞ olarak evine döndü.

AKLANMANIN TANIMI

Sanki hiç günah işlememiş şekilde olmak anlamındadır. Aklanma sözcüğü eski yunanca da “doğru olma” kökünden kaynaklanmaktadır. Yani bir anlamda doğru sayılmak anlamına gelmektedir.

Yahya tarafından vaftiz edilen halk, hatta vergi görevlileri bile bunu duyunca Tanrı’nın adil olduğunu doğruladılar (Luka 7:29)

Aslında bu resmi bir mahkeme terimidir. Kişinin hiç suç işlememiş gibi aklanması anlamındadır. Luka 18’deki vergi görevlisi 14.ayete göre aynen bu şekilde günahlarından tamamen aklanmıştır. Tanrı’nın lütfuyla doğru sayılmıştır.

Hristiyan olma bir anlamda Mesih İsa’yı gerçekten kurtarıcı ve Rab olarak yüreğe almak kaydıyla Tanrı tarafından O’nun lütfuyla aklanmış sayılmaktır.

DOĞRULUĞUN SAĞLANMASI

Mesih’in doğruluğunun bize sayılmış olmasının önemi nedir? Bunun pratik olarak yaşamıma etkisi ne olacaktır.

Tanrı kendi karakterinin tersine davranmayacağı için yargı gerektiren bir olaydaki yargıyı ortadan kaldırmak için bir çözüm oluşturmuştur.

YARGI İÇİN BEDEL SAĞLANMASININ GEREKLİLİĞİ

Ama şimdi Yasa’dan bağımsız olarak Tanrı’nın insanı nasıl aklayacağı açıklandı (Romalılar 3:21a)

Pavlus burada bu aklamanın imanla sağlandığını belirtmektedir. Tanrı sınırsızdır. Tanrı’nın doğruluğu da sınırsızdır. Bu nedenle Tanrı’nın doğruluğu standartında olmayan her şey bizi Tanrı’dan ayırmaktadır. Bizim en doğru işlerimiz bile Tanrı önünde aslında süprüntü durumundadır (Yeşaya 64:6).

Günah Tanrı doğruluğunun karşısında yer alır. Pavlus bunu herkes günah işledi diyerek açıklamaktadır (Romalılar 3:23). Bu aynı zamanda sonsuz doğruluğun karşısında günahı da sonsuz günah kılmaktadır. Günahın cezası da sonsuz bir ceza olarak kesilmiş olmaktadır. Cehennem bu anlamda sonsuzdur.

Böylesi mükemmel bir Tanrı önünde en ufak bir günah bütün çağlar boyunca kişinin günahlı kılınmasına nedendir. Bu nedenle Tanrı’nın sağladığı sonsuz doğruluk ancak kendi Sözü olan Mesih İsa’da sağlanan sonsuz doğrulukla bize geçmiş olacak ve bize Tanrısal kurtuluşu, Tanrısal öfkeden lütufla kurtuluş ayrıcalığını hem de sonsuza dek sağlamış olacaktır.

Üç kısa cümle ile bunu ifade etmemiz mümkündür.

-Tanrı doğrudur

-Tanrı doğruluk talep etmektedir.

-Tanrı özgür bir biçimde bu doğruluğu sağlamaktadır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KURTULUŞTA RAB OLARAK KABUL ETMENİN ÖNEMİ

Bugün Hristiyan aleminde Mesih İsa’yı gerçekten bir Rab, bir efendi olarak kabul etmeksizin bir kurtarıcı gibi kabul edenler vardır. Günahtan tövbe etmeksizin ve O’nun yetkisine tabi olmaksızın da Mesih’i kabul etmek söz konusu olabilir. Bu büyük bir yanlıştır. Bunun  nedeni Tanrı’sal lütfun insan emeği ile kazanılabileceğine olan inançtır.

İşler olmaksızın kurtuluş bir uç nokta olduğu gibi işleri temel alarak kurtuluş bulmaya çalışmakta bir diğer uçtur. Esas olan Tanrı’sal lütufla sağlanan kurtuluşun işlerle de kendisini gösterir bir halde olmasıdır.

1. Kurtaran imanın doğası

Yakup 2:19-20’ye göre şeytanların da Tanrı’yı bilip inandıklarını görüyoruz. Ama bu yeterli değildir. Kurtaran iman kendisini hizmetlerde de gösteren imandır.

İman yoluyla lütufla kurtuldunuz. Bu sizin başarınız değil, Tanrı’nın armağanıdır. Kimsenin övünmemesi için iyi işlerin ödülü değildir (Efesliler 2:8-9). Siz Tanrı’nın iş ortaklarısınız kurtuluş işini sizde olan işleri tamamlayan yalnız ve yalnız Tanrıdır.  Ancak kurtulmanın sonucunda sizler Tanrısal anlamda iyi işlerin peşinde koşabilirsiniz.

2. Öğrenciliğin doğası

Öğrencilik “Hristiyanlıktan ayrı” bir kavram değildir. Elçilerin İşleri 11:26’da ilk kez öğrencilerin Hristiyan adını aldıklarını okuyoruz. Evet öğrencilik yunanca metne göre Mathetes ya da manthano gibi kelimelerle ifade ediliyor. Yani “öğrenen” ya da “öğrenmek” ama bu Mesih İnancında biraz daha derin mana taşımaktadır.  Mesih ise bunu kendi çağrısına gelenlerin hayatlarını adaması anlamında algılıyoruz.

Kalabalık halk toplulukları İsa’yla birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: “ biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, öğrencim olamaz. Çarmıhını yüklenip ardımca gelmeyen öğrencim olamaz” (Luka 14:25-27).

Burada ifade adanmışlığın zor bir adanmışlık olması kavramıdır yoksa bütün İncil’de ailelerimizi sevme konusu bize öğretilmektedir (Efesliler 5:25; 6:2; Titus 2:4; Matta 5:44).

Burada

1.Haçın bedelini görüyoruz: Aile üyelerinden ve yaşamdan da üstün (14:26)

2.Bedelin değerini görüyoruz: Gelmek ve ölmek. Hatta burada iki örnek veriyor kelam. Bunlardan bir tanesi kula inşa eden adam, bir diğeri ise savaşa giden kral.  Her ikisi de  bu yola baş koymadan plan yaparlar demeye getiriyor (Luka 14:28-32).

Sadece inanmayla gerçekten inanma ve yaşamını verme arasında büyük bir fark vardır.

Genelde büyük İskendere her savaştan sonra savaşta gayret edenlerle gayret etmeyen savaşçılarını huzura çıkarırlar övgü ya da yergi almalarını sağlarlardı. Bir gün düşmandan korktuğu söylenen bir askeri Büyük İskenderin önüne getirdiler. Büyük İskender genç adama adını sordu: “Adın ne?” Genç çocuk çekingen bir biçimde: “İskender” diye cevap verdi. Bunun üzerine Büyük İskender öfkeden köpürerek gencin üzerine atlayıp genci yere çaldı ve sonra “ Ya ismini değiştir ya da davranışını” dedi.

Bizlerde Mesih İsa’da kurtuluşu aldığımız anda artık ruhsal anlamda O’na ait olmuş oluyoruz. Mesih’in Krallığı bizim üzerimizden insanlara yansıyor.

-Mesih İsa gerçek Mesih öğrenciliğinin bedelinin ne denli yüksek olduğunu bilmemizi istiyor.

-Bizi gerçekten amacına uygun olarak O’nu izlememiz konusunda çağırdığını bilmemizi istiyor.

-Kendi kaynaklarına göre değil ama Tanrı’ya tam olarak güvenerek devam etmek isteyenlere bakıyor.

3. Kurtuluş kanıtı

Bazıları “kurtuldum iyi işlere gerek yok” derken bazıları “kurtulmamı sürdürmek için işlere gereksinimim var” demektedirler. Her iki tarafta tam anlamıyla esas anlamdan çok uzaklara gitmişlerdir.

Bunlar aramızdan çıktılar, ama bizden değildiler. Bizden olsalardı, bizimle kalırlardı. Ayrılmaları hiçbirinin bizden olmadığını ortaya çıkardı (1.Yuhanna 2:19) Görüldüğü gibi zaten kurtulan kişiler kesinlikle Rabbin egemenliğinde sürekli Rable yürüyen ve geri dönmeyen ve sağa sola sapmayan kişilerdir.

En büyük işaret imanda ve ibadetlerde, toplu ibadetlerde samimiyetle devam etmektir.

O’nunla paydaşlığımız var deyip de karanlıkta yürürsek, yalan söylemiş, gerçeğe uymamış oluruz. Ama O ışıkta olduğu gibi biz de ışıkta yürürsek, birbirimizle paydaşlığımız olur ve Oğlu İsa’nın kanı bizi her günahtan arındırır (1.Yuhanna 6-7)

Kurtulmamış kişilerin yaşamında doğal olarak Tanrısal meyveleri de görmek mümkün değildir (Matta 7:16-21; Yuhanna 15.8; 2.Korintliler 13:5)

Roma kilisesine göre aklanma:  İman+işler = aklanma

 

Protestan kilisesine göre aklanma: iman= aklanma+işler

Bu samimi bir imanlı Hristiyanın günahla mücadele etmeyeceği anlamına gelmemektedir (1.Yuhanna 1:8) ama aynı zamanda (1.Yuhanna 3:9) da da Tanrı’da yeni doğuşlu insanın durumu belirtilmektedir.

4. Mesih İsa ile ilişkinin doğası

Kilise Tanrı’nın gelini olarak görülmekte ve Tanrı’yla ilişkisinin hayat boyu süren canlı, temiz, ahlaklı, sürekli Tanrı’yla ilişki halinde bir ilişki olarak olması gerekmektedir.

Aklanma’da karı koca ilişkisi örneği kutsanma kavramında bir arada Tanrı’da büyümeleri şeklinde bütünleşmektedir.

5. Tövbe Müjdenin temelini oluşturmaktadır.

Günahların bağışlanması için de tövbe çağrısı da Yeruşalim’den başlayarak bütün uluslara O’nun adıyla duyurulacak (Luka 24:47) Bu nedenle Petrus’un Pentekost günü (Elçilerin İşleri 2:38)’de bu öğüdü dinleyerek herkese tövbe vaaz ettiğini görüyoruz. Önce  Şam ve Yeruşalim halkını, sonra ütün Yahudiye bölgesini ve öteki ulusları, tövbe edip Tanrı’ya dönmeye ve bu tövbeye yaraşır işler yapmaya çağırdım (Elçilerin İşleri 26:20) .

Tövbe Mesih’in kimliği hakkında fikri değiştirmekten çok daha ötedir. Yaşam biçiminin değiştirilmesidir, günahtan Tanrı’ya dönüştür. Vaftizci Yahya bunu açıkça belirtmiştir Bundan böyle tövbeye yaraşır meyveler verin…. İyi meyve vermeyen her ağaç kesilip ateşe atılır (Matta 3:9-10).

Bu konuda önemli olan sizin ne yaptığınız değil, kurtuluşunuz için Tanrı’nın neler yaptığını algılamanızdır. Kurtuluş sizin yalnızca aklanmış olmanızdan da öte bir şeydir. Tanrı önünde doğrulanmanızdır. Aynı zamanda kutsanmayı da kapsamaktadır. Bu yaşam değiştiren kurtuluştur.

 

BİR KİŞİ NE ZAMAN VE NASIL TAM OLARAK KURTULUŞA ERER

Bu soru aslında Kutsal Ruh’u ne zaman alırız şeklinde sorulmalıdır. Ama içinde Mesih’in Ruhu olmayan kişi Mesih’in değildir (Romalılar 8:9) Öncelikle Kelamın doğru anlaşılması için Rabbin Ruhunun kişide olması ve işlemesi gerekmektedir. Dünyada bu nedenle Hristiyan olduğunu söyleyen ama ana Hristiyan doktrini dışında öğreten yüzlerce kişi vardır.

Kişide Ruh’un hakimiyeti samimiyetle inanılan Tanrı Kelamının Tanrı Kelamının kendi içindeki öz doktrinine uygun sonuçlar doğurmasıyla oldukça açıktır. Aksi takdirde kişi kendi aklından yeni doktrinler üretmiş olacaktır. Dolayısıyla Tanrısal Kurtuluş için gerekenler yerine gelmemiş olacaktır.

Doğal kişi , Tanrı’nın Ruhu’yla ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz (2.Korintliler 2:14)

Çünkü Rabbin öğretisine göre konu Ne var ki, O, yani Gerçeğin Ruhu gelince, sizi tüm gerçeğe yöneltecek (Yuhanna 16:13)

O zaman bir kişinin gerçekten kurtulma olayı nedir ? Bu sorunun cevabı nedir?

Kutsal Yazı’da dendiği gibi, bana iman edenin içinden diri su ırmakları akacaktır. Bunu kendisine iman  edenlerin alacağı Rh’la ilgili olarak söylüyordu (Yuhanna 7:38-39)

Gerçeğin bildirisini, kurtuluşunuzun Müjdesi’ni duyup O’na iman ettiğinizde siz de vaat edilen Kutsal Ruh’la O’nda mühürlendiniz (Efesliler 1:13).

Kutsal Yazılara göre demek ki, İsa’nın Mesih olduğuna, İsa’ya güvenme söz konusu olduğunda kişinin Kutsal Ruh’u aldığını ve kurtuluş olayının gerçekleştiğini görüyoruz. Yürek eğer Mesih İsa’ya gerçekten, içten kurtarıcı ve Rab olarak güvendiğinde Kutsal Yazılara göre bu olay gerçekleşmiş oluyor.

Ayrıca yine yazılara göre Mesih İsa’ya güvenme olayını da bir yolla işitilen Kutsal Yazılar başlatıyor. Yani kişi bir yolla Kutsal Yazıları işitiyor ve eğer Tanrısal çağrı dahilinde bir kişiyse Tanrı Ruh’u harekete geçiyor ve kişi Mesih İsa’ya güvenerek yürekten iman etmiş ve kurtulmuş oluyor.

Kutsal Ruh’u, yasanın gereklerini yaparak mı, yoksa duyduklarınaz iman ederek mi aldınız? (Galatyalılar 3:2)

Elçilerin İşleri 19:1-6’da elçinin sorusu çok önemlidir. İman ettiğiniz zaman Kutsal Ruh’u aldınız mı? Kutsal Ruh hakkında fazla işitmediklerini söylediler. Görüldüğü gibi bu durumda hala günahlarından kurtulmuş bir noktada olamıyorlardı. Burada Mesih’te bir kez daha vaftiz aslında suyla değil ama Mesih’in Müjdesiyle bir kez daha net bir kurtuluş öğretisi almaları anlamındaydı.  Kelamı tam olarak işittiler ve iman ettiler yani Mesih’e tam olarak güvendiler.

MESİH’İ YAŞAMA ÇAĞIRMAK

Bu çok yaygın bir öğretiş olmakla birlikte aslında çok da kitabi değildir. Kişiler dudaklarıyla Tanrı’yı yüceltebilir ama diğer taraftan yürekleri oldukça uzak kalabilir (Matta 15:8-9). Kısacası çağırmakla inanmak aynı şey değildir. Mesih’i çağırmak gerçekten inanmış olmak anlamında değildir. Yahuda 19’da insanların Kutsal Ruh olmaksızın yaptıkları işlerden ötürü bölünmelerden bahsetmektedir. Aynı şekilde kurtulmamış kişileri kilise üyesi olarak görmek ve göstermekte yine aynı sorunu oluşturmaktadır. Yuhanna 20:31’de de inanma vurgulanmaktadır. Samimiyetle Mesih İsa’ya inanan kişi günahların bağışlanmasına, Kutsal Ruh’a, sonsuz yaşam armağanına ve Tanrı’yla barışmaya sahip olmuş olacaktır.

Bir kişiden sadece Mesih İsa’yı yaşamına ya da yüreğine çağırmasını isteyemeyiz. Bu tarz bir çağrıya inanma oldukça Tanrısal öğretiyi, özellikle Yuhanna İncil’ini çok hafife almak anlamına gelir. Elçilerin İşleri 16:30-31’dede inanma yine ön plandadır. Romalılar 10:13-14’de de “inanmazlarsa Rabbin adını nasıl çağıracaklar” şeklinde açık bir öğretiş söz konusudur. Kısacası yüreğe çağırma diye bir öğretiş Kutsal Kitapta yoktur. İşitmeleri ve inanmaları ve kurtuluşa gelmeleri öğretişi vardır.

Oğul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğul’un sözünü dinlemeyen yaşamı görmeyecektir. Tanrı’nın gazabı böylesinin üzerinde kalır.

 

Kurtuluş konusunda üç ayrı görüş:

SONSUZ EMNİYET

Bir kişi Mesih İsa’ya inandı mı imanı devam etse de etmese de kurtulmuştur.

Ekinci meselini okuduğunda yalnızca ilk kişinin kaybettiğini diğerlerinin ödülü kaybetmeden ötürü ızdırap çektiklerini görür.

Bir kez kurtulmuş olmak ne olursa olsun tamamen kurtulmuşluk anlamındadır.

REFORM İLAHİYATI

Bir kişi için bir anlamda bir iman deneyimi yaşamak mümkündür ama bu kurtarmayan bir imandır. Belli bir süre sonra bu kişi düşecektir.

Ekinci meseli bir ruhsal gelişim deneyimi yaşamış ama kurtulmamış dolayısıyla düşmüş bir kişi örneklemesidir.

Tanrı’nın seçtiklerinin sona dek saklanması Kutsal Ruh’un garantilediği bir iştir.

KURTULUŞUN KAYBI

Bir kişi Mesih’e gelebilir, kurtulabilir fakat günah ya da imansızlık nedeniyle bir müddet sonra bu kurtuluşu kaybedebilir.

Ekinci meseli kurtulmuş ama imanlılık durumlarını sürekli olarak sürdüremeyenleri anlatmaktadır.

Kurtuluş sona dek dayanma sorunudur.

           

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

THEONOMY

 

Teonomi- Tanrı Yasası anlamına gelmektedir.  Seromoni yasalarını değil de sivil yasaları içermektedir.

Pavlus, bir takım eski antlaşma yasalarını uygulamaya alırken o yasaları olduğu gibi zorlayıcı birer uygulama olarak almamaktadır. 1.Kor.5:1-13’de bir kişinin babasının karısı ile ilişkide bulunduğunu öğreniyoruz. Aslında böyle bir durumda Levililer 20:11’deki yasanın uygulanması söz konusu olabilir ve her iki kişi de ölüme teslim edilebilirdi. Fakat Pavlus’un böyle bir yasayı uygulamadığını görüyoruz. Sadece kilisenin dışına çıkarılması halinde ele alındığını görüyoruz.

Kısacası teonomiyi eski antlaşma Tanrı yasalarının yeni antlaşmada uygulama bulması halidir. Şimdi  şematik bir açıklamayla durumu algılamaya çalışalım.

 

İKİ ANTLAŞMACILAR

Musa’nın yasaları bugünün dünyası için hiçbir anlam taşımamaktadır.

 

Kutsal Kitabın daha çok literal yorumlanması vurgulanmaktadır.

 

Eskatolojik açıdan bakış açısı Premilenisttir.

 

Eski antlaşmadaki kurban olayı gelecekteki milenyumda bir anma taşı olarak bina edilecektir.

 

ANTLAŞMA TEOLOJİSİ

Musa Yasası prensipleri kiliseye uyarlanmaktadır.

 

Kutsal Kitap yasaları hem literal  hem de figuratif yani mecaz anlamda anlamlandırılabilir.

 

Genelde Amillenist görüş hakim olmakla birlikte çok az da olsa zaman zaman tarihi Premilenist görüşlerde söz konusu olabilir.

 

Eski Antlaşma Mesih’te tamamlanmıştır. Bu nedenle Yasanın arkasında yer alan prensipler devam eder.

 

TEONOMİ

Musa’nın yasası esas idari anlamında bugünkü milletlere uygulanabilir.

 

Musa’nın yasasının modern idari biçimlere literal olarak uygulanması vurgulanmaktadır.

 

Eskatolojik görüşte Postmillenisttir.

 

Eski Antlaşma yasaları bugün ve gelecekte idarelere hep uygulanacaktır.

 

Teonomist görüş bir anlamda Dispensational görüşe daha yakındır. Modern idari şekillerini eğer Tanrısal yasaya uyarlayamıyorsanız burada suçlu olan hatta putperest konumuna gelen siz olmuş oluyorsunuz. Teonomistlerin görüşleri böylesine radikaldi.

Oysa Pavlus ise hükümetlerimize itaat etmekten bahsetmektedir (Romalılar 13:1-2) (1.Timoteos 1:6-7)

Mesih İsa’nın teonomi konusunda en güzel karşı çıkışı yaptığına inanıyoruz. Gününün dünya liderlerini değiştirmek için hiçbir şey söylememiş ve hiçbir şey yapmamıştır. Hükümetleri değiştirmeye değil, ruhsal anlamda kayıpları bulmaya ve kurtarmaya gelmiştir.




Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için tıklayınız.
9 Ağustos 2003 tarihinden beri  sayfa gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail atınız.