SAKRAMENTLER
FİZİKSEL ARAÇLAR
LÜTUF ARAÇLARI
NEDEN FİZİKSEL?
SADECE TANIKLIK MI?
YÜCE SUNULUŞ
BİR KAÇ ÖRNEK
SAKRAMENT NEDİR?
İŞARET OLARAK SAKRAMENT
MÜHÜR OLARAK SAKRAMENT
İBRAHİM İLE BAŞLAYAN
HEM MÜHÜR HEM DE İŞARET OLARAK
SAKRAMENTLER NE SÖYLERLER?
SAKRAMENTLERİN HER BİRİ
MESİHLE BÜTÜNLEŞME
NE İÇİN VAFTİZ?
EN TEMEL NEDEN
KİME GÖRE VAFTİZ?
TANRISAL AMAÇ
NASIL VAFTİZ OLUNUR?
NASIL DEĞİL NEDEN VAFTİZ
RAB’BİN SOFRASI
İLK ADEMLE BAŞLAYAN ŞÖLEN
DÜŞÜŞ
SOFRADA TAM İTAAT
GAZAP KASESİ!
FISIH KUZUSU
NASIL BİR VAAT?
HEM İŞARET HEM MÜHÜR
BİR ÖRNEK
NE SIKLIKTA?
UNSURLAR SADECE ARAÇ
SOFRADAKİ PAYDAŞLIK
SEVGİ ÖPÜCÜĞÜ
ANMA VE UMUT
TANRISAL AMAÇ GERÇEKLEŞİYOR
GERÇEK SOFRA
SORU - CEVAP
Bu kitapcıkta, Pastör ve değerli ilahiyatcı seminer öğretmenimiz Bob Lynn’in dilimize sacramentler olarak geçen ve Kutsal Kitapta açıkca bildirilmiş olan vaftiz ve Rab’bin sofrası öğretişlerinin tüm Kutsal Kitap kapsamında yer alan açıklanışlarını bulacaksınız. Söz konusu sacramentlerin eski antlaşmadaki kaynaklarını ve hem yeni’den eskiye hem de eski’den yeni antlaşmaya doğru giderek, aslında Tanrı’nın ezeli ve ebedi amacının tek kitap halinde, lütuf antlaşması kapsamında nasıl bildirildiğini göreceksiniz. Yeni antlaşmanın temel taşı olan Mesih İsa’nın, eski antlaşma kapsamında peygamberlikler süresince bildirilen Tanrısal vaadleri nasıl yerine getirdiğini ve lütuf antlaşmasını nasıl tamamladığını öğreneceksiniz.
Vaftiz ve Rab’bin sofrası olarak Mesih İsa tarafından açıkca ilan edilen bu sakramentlerin ne olduğunu, ne olmadığını ve bir imanlının yaşamındaki önemini öğrenirken, aslında farkında olmadan, insanın ilk Ademle başlayan düşüşüyle, ikinci Adem olarak farklı bir şekilde, Ruh’dan doğan ve üzerinde asla günahı barındırmayan Mesih İsa’nın, düşen insanı kaldırış amacındaki, Tanrının kurtarış planındaki yerini ve önemini hissedeceksiniz.
Kitapcığın sonunda, konu ile ilgili soruları ve açıklayıcı cevapları bulacaksınız.
Başta değerli ilahiyat hocamız Bob Lynn’e, ders esnasında simultane tercüme yapan, bu tercümeyi ders esnasında on parmak daktilografi ile yazıya geçiren, bu yazıyı okunduğunda anlaşılabilir bir metin haline getiren, kitapcığı hazırlayıp baskıya götüren, bu dersin düzenlenip yapılışında ve amacına ulaşımında hizmeti geçen tüm arkadaşlara teşekkürlerimizi bildiririz.
Hacim olarak küçük ama içerik olarak büyük olan bu kitapcığın Tanrının kutsal olan göksel amaçlarına hizmet edebilmesi temenni ve arzusuyla tüm okurlarımızın efendimiz Mesih İsa’nın sevgisi ve koruması altında kalmalarını dileriz. AMİN.
‘‘Eğer peygamberlikte bulunabilsem, bütün sırları bilsem ve her türlü bilgiye sahip olsam, eğer dağları yerinden oynatacak kadar büyük bir imanım olsa, ama sevgim olmasa, bir hiçim.’’
1.Kor. 13:2
Sakramentler bir anlamda oldukça kolay bir konu gibi görüldüğü halde kilise içindeki karmaşalar yüzünden bazen anlaşılmaz bir hal almaktadır. Bu sizi biraz şaşırtabilir ama bu konuya yaratılış öğretişi ile başlayarak gireceğiz. Bu öğreti konusunda her şeye değinmeyeceğiz. İlk belirtmemiz gereken ayet Tekvin birinci bölümdeki ayet 1:31’dir. Bu ayette altını çizmemiz gereken şey tek bir gerçek.olarak karşımıza çıkmaktadır.
‘‘Tanrı yaratılışına bakıyor ve çok iyi’’ diyor. Yalnızca iyi değil ‘‘çok iyi ’’diyor.
Yaratılış öğretisi konusunda değineceğimiz ikinci konu ise yeni antlaşmada karşımıza çıkmaktadır 1.Timoteyus.4:1-5.
‘‘Ruh açıkça diyor ki, sonraki zamanlarda bazıları imandan dönecek. Vicdanları adeta kızgın bir demirle dağlanmış olan yalancıların ikiyüzlülüğü nedeniyle aldatıcı ruhlara ve cinlerin öğretilerine kulak verecekler. Bu yalancılar evlenmeyi yasaklayacak, Tanrı’nın, iman eden ve gerçeği bilenlerin şükranla yemesi için yarattığı yiyeceklerden çekinmek gerektiğini buyuracaklar. Oysa Tanrı’nın yarattığı her şey iyidir ve şükranla kabul olunursa hiçbir şey reddedilmemelidir. Çünkü her şey Tanrı’nın sözü ve dua ile kutsal kılınır.’’
Pavlus burada vicdanları kötü olan bir gruptan bahsediyor ve bu vicdan kötülüğü ise yaradılış öğretisinin yanlış anlaşılmasından kaynaklanmaktadır. Örneğin; insanların evlenmesini, belli yiyecekleri yasaklıyorlar. Ve Pavlus bunu Tekvin 1. bölüm 12. ayette olduğu gibi,
‘‘ .....ve Allah iyi olduğunu gördü’’
olarak gördüğümüzü söylüyor. Tanrının yarattığı her şey iyidir. Burada gördüğümüz ikinci şey, yaradılış öğretisine verdiğimiz yanıttır. Bizden istenilen Tanrının bu iyi yaradılışını hamtla şükranla kabul etmektir. Tanrı evreni yarattı. Tanrının yarattığı bu evren iyi bir evrendir. Yani bu nedenle bu evren ya da yaradılış Tanrı ile yüzleşmemizde bir aracıdır. Ya da çok az farkla şöyle diyebiliriz. Yaratılmış olan şeyler Tanrı ile yüz yüze kalmamızı sağlar.
Şimdi bu düşünceyi vurgulamak üzere iki bölüme göz atalım. Birincisi; Romalılar.1:18–20 ‘dir. Burada Pavlus’un öğretişine dikkat edelim.
“Yaratılan şeyler aracılığı ile bizler Tanrının görünmeyen özelliklerini görebiliriz.”
Bizler bu yaratılışın görkemine bakarak Tanrının sonsuz gücünü görebiliriz. Tanrının görünmeyen niteliklerinin görünen şeyler aracılığı ile verilmesi öyle güçlüdür ki. hiç kimse bu evrende yaşayıp Tanrıyı bilmiyorum diyemez. Mezmur 19’da ilk dört ayete bakalım. Birinci ayeti okuyalım.
“Gökler Allah’ın izzetini beyan eder, ve gök kubbesi ellerinin işini ilan eyler. Gün güne söz söyler,”
Bu da Pavlus’un söyleriyle aynıdır, hiç kimsenin bu konuda özrü yoktur. Bu yaratılışta hiç kimse ben göklerin konuştuğunu duymadım diyemez. Buradaki bağlantı şudur: Tanrının görünmeyen niteliklerinin yaratılmış şeyler aracılığı ile ortaya konması bir çatışma oluşturmaz. Görünmeyen Tanrı kendini açıklamak için görünen yaratılışı kullanır. Bu da bizi ikinci noktaya götürür. Bunların hepsi bizi çok önemli bir noktaya getiriyor. Şu ana kadar dediklerimizin anlamı en geniş kapsamda yaradılışın sakramentel (gizemsel) karakteridir.
Fakat bu yaratılış bir sakramenttir demek değildir. Burada altını çizmek istediğim şey ruhsal ve fiziksel arasında bir boşluğun olmamasıdır. Bu ikisi tek bir gerçeğin iki farklı boyutudur. Dışsal ve görünen olan, içsel ve ruhsal olanı açıklayabilir. Benzer şekilde, fiziksel şeyler ve hareketler de Tanrının işlemesinin aracısı olabilirler. İsa Mesih bunu, kendi hizmetinde çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Beş bin kişinin doyurulması olayını düşünün. İsa ekmek ve balığı kullanarak kendi gücünü ortaya koyuyor. Bunu veya Kana’daki düğün şölenini düşünün. Burada İsa kendi karakterini göstermek için şarabı araç olarak kullandı. Ayrıca İsa’nın körleri iyileştirdiği bölümlere bakalım. Tüm bu olaylarda İsa ruhsal olan şeyleri ortaya koymak için fiziksel olanı kullanıyor.
FİZİKSEL ARAÇLAR
Markos 7:31-35 e bakalım.
‘‘Sur bölgesinden ayrılan İsa Sayda yoluyla Dekapolis bölgesinin ortasından geçerek tekrar Celile gölüne geldi. Ona sağır ve dili tutuk bir adam getirdiler, elini üzerine koyması için yalvardılar. İsa adamı kalabalıktan ayırıp bir kenara çekti. Parmaklarını adamın kulaklarına soktu, tükürüp onun diline dokundu. Sonra göğe bakarak içini çekti ve adama ‘effata’ yani ‘açıl’ dedi. Adamın kulakları hemen açıldı, dili çözüldü ve düzgün bir şekilde konuşmaya başladı.’’
Bu ilginç bir ayettir. İsa`nın burada esas olarak ne yaptığına dikkat edin. İsa bu adamın yanına gidip içsel gücüyle, fiziksel güçlerden kendini arıtarak bunu yapmıyor. İsa yanına gidip gücünü ortaya koyarak adamın görmesini sağlayabilirdi. Ya da adamın karşısına geçip gör diyebilirdi. Adam da görebilirdi. Ama İsa daha fazlasını yapıyor. İsa kendi fiziksel ellerini parmaklarını adamın kulaklarına sokuyor, eline tükürüyor ve adamın diline sürüyor. Aslında burada ilginç olan İsa`nın kendi gücünü adama iletmesi için bu fiziksel şeyleri kullanmasıdır. Göreceğimiz şey bu fiziksel araçların kullanılmasının büyük fayda sağlamasıdır. Bizler fiziksel varlıklarız, ruhlar değiliz, havada uçmuyoruz. Et ve kemik ve kandan oluşuyoruz. Bu nedenle fiziksel şeyler, fiziksel varlıkların inanıp güvenmesine yardımcı olurlar. Çünkü fiziksel şeyler fiziksel yaratıkların doğasıyla uyuşur. İsa`nın burada yaptığı şeyde sakrament özelliği bulunmaktadır. Görünen şey, görünmeyen şeyin ortaya çıktığı yoldur. Ruhsal olan şey fiziksel olan şey aracılığı ile iletilir. Tabiki bu örneklerden bahsederken bütün bunları vaftiz ve Rab`bin sofrası ile ilişkili görmelisiniz. İsa ebedi müjdenin üzerine fiziksel işaretler koyuyor. Başka bir örnek olarak Markos 8. bölüm. 22-26. ayetlerini okuyalım.
‘‘İsa ile öğrencileri Beytsaydaya geldiler. Orada bazı kişiler İsaya kör bir adam getirip ona dokunması için yalvardılar. İsa körün elinden tutarak onu köyün dışına çıkardı. Gözlerine tükürüp ellerini üzerine koydu ve ‘bir şey görüyormusun?’ diye sordu. Adam başını kaldırıp, ‘insanlar görüyorum’ dedi, ‘ağaçlara benziyorlar ama yürüyorlar’. Sonra İsa ellerini yeniden adamın gözleri üzerine koydu. Adam gözlerini açdı, baktı, iyileşmiş ve her şeyi açık seçik görmeye başlamışdı. İsa, ‘köye bile girme’ diyerek onu evine gönderdi.’’
Bu olayda, eğer bu sen ya da ben olsaydık herhalde, gözüme tükürdüğünden dolayı göremiyorum derdik. Ama şunu düşünün, etrafta neler olup bittiğini anlayamayan kör bir adam var ve o tükürük gözüne vurulduğunda adam bir şeyler olduğunu anlıyor, ve adam görmeye başlıyor. Tabiki bu metni çok uzatıp konuyu dağıtmamak lazım. Ama burada yine karşımıza çıkan ruhsalı ortaya çıkarmak için fizikselin devreye sokulmasıdır. Yuhanna. 9:1-7’ye bakalım.
‘‘İsa yolda giderken doğuştan kör bir adam gördü. Öğrencileri İsa'ya, «Rabbî, kim günah işledi de bu adam kör doğdu? Kendisimi,yoksa annesi babası mı?» diye sordular.İsa şu cevabı verdi: «Ne kendisi, ne de annesi babası günah işledi. Tanrı'nın işleri onun yaşamında görülsün diye kör doğdu.Beni gönderenin işlerini vakit daha gündüzken yapmalıyız. Gece geliyor, o zaman kimse çalışamaz. Dünyada olduğum sürece dünyanın ışığı ben'im.»Bu sözleri söyledikten sonra yere tükürdü, tükürükle çamur yaptı ve çamuru adamın gözlerine sürdü. Adama, «Git, Şiloha havuzunda yıkan» dedi. Şiloha, `gönderilmiş' anlamına gelir.Adam gidip yıkandı, gözleri açılmış olarak döndü.’’
Bu da bize göre oldukça garip görünüyor. İsa tükürüğü ile çamur yapıp kör adamın gözlerine sürüyor ve adam görüyor. Bunun sebebi çamurda güç olduğu için değil, fakat Tanrı oğlu yaratılmış olan evreni kendisi ile birleştirerek ortaya çıkanı yine kendi gücünü göstermek için kullanıyor. Burada İsa ne yapmaya çalışıyor. Eller, çamur, tükürük görülmeyen lütfun fiziksel olarak ifade edilmesidir. Çok kritik olan nokta şudur: Fiziksel olanı ruhsal olanla uygun bir biçimde ilişkilendirmezsek sacramentleri anlamada zorlanırız. Çünkü eğer yaratılış öğretişine karşı bunu pek umursamıyorsak, ya da negatif bakış açısına sahipsek aynı şekilde sakramentleri de umursamıyacağız ya da reddedeceğiz. Aslında kilise tarihinde farklı guruplar bu sakramentlerin gereksiz olduğunu söyleyerek reddetmişlerdir. Amerika`daki evangelical (müjdeci) guruplar bu konuda oldukça fazla soruna sahiptirler. Bazı guruplar vaftizi umursamıyor, ayda bir kere Rab`bin sofrasını sunuyor. Bazıları üç ay da bir yapıyor. Bazıları Rab`bin sofrasını tamamen bıraktılar. Biz kimseyi gücendirmek istemiyoruz. Rab`bi arayanları bir şekilde kızdırabiliriz. Onlara Rab’bin sofrasından verilmezse gücenebilirler. Rab`bin sofrasını isterseniz çarşamba akşamı gelin deniliyor. Tabi çok kişi gelmiyor. Aslında bütün bu sözlerle söylemeye çalıştığımız uygulamaları yargılamak değil, ama Rab`bin bize buyurduklarını nasıl umursamamaya başladığımızdır.
Bu problemin teolojik kökü şuradadır, Amerika`da Evangelic’lerin yaradılış konusunda negatif bakış açıları vardır. Bu insanlar Pavlus’un açıkladıklarını kendi hissiz vicdanlarında negatif bir hale sokuyorlar. Maddesel olan şeyleri, ruhsal olan şeyleri açıklamada kullanmamız neden önemlidir? Kalvin, bizler, ruhları olduğu kadar bedenleri de olan varlıklarız diyor. Bu nedenle Tanrı ruhsal şeyleri fiziksel şeylerle açıklıyor. Bunun anlamı şudur; bizler her günün her dakikası yaradılış anlayışımızı olumlu olarak değerlendirmeliyiz. Her gün yaşadığımız dünyada Tanrı ile nerede ve nasıl yüzleşebiliriz. Gündelik yaşantımızda ruhsal olanı nasıl görürüz. Bir bebeğin gülmesinde olması gerektiği gibi Tanrıyı fark ediyor muyuz? Arkadaşlarımızla yediğimiz güzel bir yemekte bir fırtına anında, ya da boğazı bir vapurla geçerken, bir lalenin güzelliğine bakarken, ya da hasat zamanında, veya Tanrının çölde dolaşan İsrail’e nasıl manna (bir çeşit ekmek) verdiğini düşünebiliriz. Keşke bende Tanrı ile böyle karşılaşabilsem. Şunu fark etmeliyiz, her akşam sofranıza sunulan o ekmek, İsrail`e verilen man ile hemen hemen aynı şeydir. Eğer ben etrafıma bakıp bu yaratılmış şeylerle Tanrıyı göremiyorsam, her Pazar ekmek ve şarap aracılığı ile Tanrıyı nasıl göreceğim.
Üçüncü ana noktaya gelelim. Yaratılmış olan şeyleri, yaratılışın sahip olduğu bu sakrament özelliklerinin yanı sıra iki özel nokta daha vardır. Birincisi Lütuf araçları kavramıdır.Lütfun nelerin aracılığı ile sunulduğudur.
LÜTUF ARAÇLARI
Şu ana kadar geniş anlamda lütfun sunuluş yollarından bahsettik. Özetlersek, genel anlamda bu sunuluş yolları, yaratılmış olan şeyleri, Tanrının varlığı ve eylemlerini gösterebilme yeterliliğidir. Fakat şimdi lütfun sunuluş yollarını daha dar ve belirli bir şekilde tanımlamamız gerekmektedir. İlmihallerin dediği gibi lütfun sunuluş yolları Tanrının bize sağladığı faydaları iletiş yollarıdır. Ya da şöyle diyebiliriz yaratılmış şeyler aracılığı ile insanlara sunulan genel lütuf vardır. Daha sonra bunun yanı sıra fiziksel öğelerle kurtaran lütfun sunulması vardır. Daha dar anlamda kurtaran lütfa, lütfun sunulması diyoruz. Özel anlamda buna böyle diyoruz. Bu ilmihali çok dikkatli takip etmemiz gerekiyor. İlmihal, lütfun sunuluş yollarını şu şekilde açıklamaktadır. Mesih’in bizler yararına yapmış olduğu işler, Mesih’in kendisinin sunuluş yollarıdır. Ve özellikle söz, sakramentler ve dua bize bunu iletir. Burada farklılıkları ortaya koymamız gerekir. Tanrı sözü bir lütuf aracıdır ama bir sakrament değildir, dua da bir lütfun sunuluşudur ama kendisi sakrament değildir. Burada katekizmin söylemek istediği şey Tanrı nın bizlere Mesihte sunduğu lütuf sadece sakrament, dua ve sözle değil, birçok şeyle bize iletmektedir.
Bunu tahtada, iç içe geçmiş dairelerde şöyle gösterebiliriz. (Dışta Sakramentel gerçeklik, lutfun sunuluş yolları, sakramentler halkanın ortasında, içde kurtaran lütuf ve genel lütuf bulunur.) Bütün bu fiziksel gerçeklik içinde Tanrı genel lütfunu sunuyor. Yani yaradılış içinde genel lütfunu sunuyor. Örneğin; Uludağda bir piknik yapmak Tanrının bir lütfudur. Ama bu piknik genel bir lutuftur ama kurtaran bir lütuf değildir. Bu olay aracılığı ile yani piknik aracılığı ile yaradılışın tadına varabilirsiniz. Tanrının kendi yaratmış olduğu dünyadaki sevincini tadabileceksiniz. Romalılar 1 ve Mezmur 19’u hatırlayın. Orda diyordu ki,
‘‘Tanrının görünmeyen nitelikleri ve gücü öylesine açıklanmıştır ki, kimsenin özrü yoktur.’’
Tüm bu fiziksel gerçeklik, Tanrının Tanrısal varlığını, Tanrı gerçekliğini ve eylemini bizlere açıklayan araçtır. İsa, bu nedenle ‘’yağmur hem iyiye hem kötüye yağar’’ demektedir. Aslında inanlı olmayan bir çiftçi bile, Tanrı yağmur gönderdiğinde hamd’e yönlendirilir. Genel anlamda fiziksel yaratılışın içersinde Tanrı Mesih`i ve Mesih`in işlerini kullanmak için fiziksel özellikleri kullanır. Ibadet lütfun sunulduğu bir araçtır diyebiliriz.. Kilisede tapındıktan sonra İsa’ya daha da yakınlaşmış olarak çıkarız. İbadet Lütfun sunuluşudur ama sakrament değildir. Ya da diyakonlar fakirlere yardım ettikleri zaman olduğu gibi. Matta 25’de denildiği gibi, diyakonlar fakirlere yardım ettiğinde olduğu gibi, diyakonlar en aşağı insanlarda bile İsa Mesih’in varlığını görmüş oluyorlar. Matta 25’deki öğreti ışığında bu diyakonlar fakirlere yardım sonucu İsa Mesihle karşılaştıklarında eve dönünce İsa Mesih gerçeğini daha somut bir biçimde görüyor ve güçleniyorlar. Ya da inancınızı aileniz ya da bir arkadaşınızla paylaşıyorsunuz. Sizin müjdeye olan adanmışlığınızın büyümüş olduğunu aniden fark ediyorsunuz. Belki de sizler burada bir hıristiyan topluluğu olarak yaşadıkça bu yaşayış aracılığı ile kurtuluş gerçeğini daha yakından görüyorsunuz. Somut olarak. İlmihaller genel anlamda lütfun sunulduğu yollardan bahsediyor, ama özel anlamda ise daha dar olarak Sakrament, Söz ve duayı belirtmektedir. Burada dikkat etmemiz gereken şey bu ilmihali oluşturan şeylerin Tanrının lütfunu sunuş yolunu bu üçü ile sınırlamıyorlar. İlmihal lütfun sunuluş yolları içinde özel olarak bir katman daha oluşturuyor Buna da sakramentler diyor. Deminki halkaların göbeğine bunu koyuyoruz. Bu ayrımın nedeni sakramentlerin farklı bir özelliğe sahip oluşundandır. Sakramentler lütfun sunuluş yolları adını verdiğimiz bu geniş bakış açısının bir alt yapısıdır. Söz ve dua da bu geniş kapsamın bir alt maddesidir. Her ne kadar bu lütfun sunuluş yolu içinde sakramentler, söz ve dua olarak varsa da, yalnızca bu üçle sınırlı değildir. Bu lütfun sunuluş yollarının hepsinin ortak özelliği Tanrının lütfunu bizlere sunmak için kullandığı araçlar olarak kullanmasıdır.
NEDEN FİZİKSEL?
Şimdi daha önceden değindiğimiz bir soruya dönmemiz gerekiyor. Tanrı görünmeyen lütfunu bizlere iletmek için neden fiziksel araçlar kullanıyor. Birinci neden fiziksel doğaya sahip olmamızdır. Bu nedenle, bu fiziksel öğelerin kullanılması sahip olduğumuz fiziksel doğa ile uyum içinde çalışır. Lütfun sunuluş yollarını Tanrı bize onu kabul edebileceğimiz şekilde getiriyor. Şimdi insanların Tanrı önünde olduğunu gösteren birkaç ayete bakalım. Matta 28:1-4
‘‘Sept gününü izleyen haftanın ilk günü, tan yeri ağarırken, Mecdelli Meryem ile öbür Meryem mezarı görmeye gittiler.Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab'bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar.’’
Burada nöbetçilerin dirilmiş Mesih`le karşılaştıklarındaki tepkisine bakalım. Mesih’in varlığı öylesine muhteşem ki, bu insanlar Tanrının varlığını kaldıramadılar. İşaya 6: 1-5’de ne olduğuna dikkat edelim
‘‘Kral Uzziyanın öldüğü yıl ,Rabbi yüce ve yüksek bir taht üzerinde oturmakta gördüm; ve etekleri mabedi dolduruyordu.Kendisinden yukarıda Seraflar duruyordu; her birinin altı kanadı vardı; ikisile yüzünü örtüyor, ve ikisile ayaklarını örtüyordu; ve ikisile uçuyordu.Ve biri öbürüne çağırıp duruyordu: Orduların Rabbi kuddüstür, kuddüstür, kuddüstür; bütün dünya onun izzetiyle dolu.Ve çağıranın sesinden eşiklerin temelleri sarsıldı, ve ev dumanla doldu.Ve ben dedim: Vay başıma! Çünkü helak oldum; çünkü ben dudakları murdar bir kavmın içinde oturmaktayım; çünkü gözlerim kralı, orduların Rabbini gördüm’’.
İşaya tapınakta Tanrının görkemi ile karşılaşıyor. Bu karşılaşmanın gücü öylesine etkili ki, İşaya tek bir şekilde karşılık verebiliyor. Avazı çıktığı kadar bağırıyor.. Ben artık öldüm demeğe getiriyor. Bunun gibi başka ayetler de bulabiliriz. Musa`nın Tanrı ile karşılaşmasını düşünün. Musa ancak ve ancak arkasını dönüp, kayanın arkasına saklanıp sadece Tanrı onu geçtikten sonra bakabiliyor. Eski antlaşmada böyle sine muhteşem bir kavram vardır. Hiç kimse Tanrıyı görüp yaşayamaz. Bu nedenle Tanrı varlığını öyle bir şekle sokuyor ki, bunu biz kaldırabilelim. Buna iyi bir örnek verelim.
Elektrik sistemlerinin bazı ülkelerde farklıdır. Bazen seyahatlerimde kullandığım küçük bilgisayarım Amerikada kullanılmak için yapıldığından 110 volt ile çalışıyor. Ama burada avrupada 220 volt kullanıyorsunuz. Bu çok güçlü bir akım..Belki 110 voltluk bir akımda hafif bir yara alabilirim ama 220’de çok zarar görülür. 110 voltluk bilgisayarımı buradaki fişe takarsam bilgisayarım yanar. Bilgisayarım bu kadar güç almaya donanımlı değil, bir şey yaparsam bunu önleyebilirim. Bu güç kaynağı ile bilgisayarım arasına bir transformator koyabilirim. Bu adaptör tüm gücü alıyor ve bilgisayarımın kaldırabileceği bir biçimde bilgisayarıma sunuyor. Yani lütfun sunuluş yolları, Tanrının kendi varlığının günahkarlar tarafından kaldırılabilecek şekilde kullanılabileceği adaptörlerdir.
Burada lütfun sunuluş yolları ifadesinde ima edilen başka bir anlam da şudur. Bu da sakramentleri lütfun sunuluş yolları olarak düşündüğümüz için ayrı bir önem taşır. Göz önüne almamız gereken konu şudur. Lütfun sunuluş yollarını düşündüğümüzde başrol oyuncusu kimdir. Başrol oyuncusu Tanrı mıdır? İnsan mıdır?
Bu soruyu vaftiz ve Rab`bin sofrasını örnek kullanarak açıklamaya çalışalım. Çoğu insan kendi imanlarını ortaya koymak için yaptıkları bir şey olarak vaftizi kullanırlar. Vaftizi imanlarına bir tanıklık aracı olarak düşünürler. Tabiki vaftizin iman tanıklığı olduğu doğrudur. Fakat yeni antlaşmanın odaklandığı yer burası değildir. Yeni antlaşmanın vurguladığı nokta, Tanrının bizlere gelmesidir. Bizim gitmemiz değildir. Burada başrol oyuncusu kendisidir. Belki de şöyle düşünebiliriz.
SADECE TANIKLIK MI?
Eğer vaftizin ana anlamının tanıklık olduğunu düşünüyorsanız bu, biz Tanrıya gidiyoruz demektir. Ben Tanrıya gidiyorum ve O’na olan imanımın tanıklığını veriyorum demektir. Fakat yeni antlaşmaya göre vaftizdeki eylem bundan çok farklıdır, Lütuf Allah`tan bana ulaşmaktadır. Tanrı bana gelmektedir. Su vaftizinde Tanrı bana vaatlerle gelir. Vaftiz sularında ben ne kadar sadık olduğumu değil, Tanrının bana ne kadar sadık olduğunu görürüm. Ben sana sadık olacağım demem, O bana ne kadar sadık olduğunu söyler. Bunun anlamını çok kurcalamak istemiyorum. Tabiki sizin vaftiz olduğunuzu gören insanlar sizin iman tanıklığınızı görecekler. Burada demek istediğim başkalarının sizin tanıklığınızı görmesi değildir. Bu birinci türdeki düşünüşe kapılırsak, benim tanıklığım kötü, bir daha vaftiz olmak istiyorum, deriz. Bu çok yanlıştır. Ben üç kere vaftiz olmuş kişi tanıyorum. Eğer vaftizin esas amacı benim tanıklığımın etkinliği ise ben zamanla kendimden kuşku duyuyorum. Şimdi benim tanıklığım güçlü diyorum. O zaman esas vaftizi olmamın zamanı şimdi diyorum. Bu nedenle bu şekilde düşündüğümüz zaman, zor günler geldiğinde vaftizin bize sağlayacağı güç ve teselli kesilmiş oluyor. Bu paralelliği Rab`bin sofrasında da görebiliriz.
Vaftiz, çoğu hıristiyan için kişilerin Rab`bin yaptığını hatırlamasıdır. Burada ben ve benim ne yaptığım önemlidir. Bu şekilde düşününce ben kilise sırasında oturuyorum. Kendimi İsa üzerinde yoğunlaştırmaya çalışıyorum. Ama evdeki ödevlerimi düşünüyorum. Hatırlamamın iyi olmasına çalışıyorum. Bu olayda hep benim Tanrıya gelmem var. Bizim bu sofrada İsa’nın ne yaptığını hatırladığımız doğrudur. Ama yeni antlaşmanın sakramentler konusundaki odak noktası bu değildir. Yeni Antlaşma Mesih’in bizlere gelme olayını merkezi bir nokta olarak ortaya koyar. Rab`bin sofrasında biz Rab`be bir şey sunmuyoruz. O bize bir şey sunuyor. Bu her iki sakramentin doğasında da vurgulanmıştır. Vaftizi düşünelim.
Gerçektende ben Mesih’e iman ediyorum ve vaftiz olmak istiyorum. Ama ben kendimi vaftiz edemiyorum. Kilise tarafından vaftiz ediliyorum. Bu işlem bana yapılıyor. Ben bunu alıyorum. Bana vaadlerle gelen Tanrıyı kabul ediyorum. Eğer bunu anlarsak, çocuk vaftizine karşı duruşumuz yumuşayacak hatta kesilecektir. Bazıları şöyle diyebilir: Bir çocuk İsa`ya gelemez, bir şey yapamaz.. Esas anlam da budur. Bu bebek vaftizinin anlamı için biçilmiş bir kaftandır. Çocuk gerçekten Tanrıya gelemez. Gördüğünüz gibi Tanrının bu bebeğe gelmesi söz konusudur. Eğer siz yetişkin birisi olarak lütfu anlasaydınız sizin de Tanrıya yaklaşamayacağınızı anlardınız. Ve aslında hem bebek, hem de yetişkin vaftizinin özü aynıdır. Vaftizde Tanrı bebeğe gelir. Vaftizde Tanrı yetişkin insana gelir. Bir bebeğin tanıklık veremeyeceği doğrudur. Esas buradaki temel sorun da, vaftizin amacının bir iman ikrarı olduğunu düşünmektir, aynı şey Rab`bin sofrası için de söylenebilir.
YÜCE SUNULUŞ
İsa Mesih’in Rab`bin sofrası sakramentini verdiği akşamki sözlerine bakalım. Önümüzde İsa Mesih’le toplanmış öğrenciler olsun. Burada dikkat ederseniz öğrenciler ona gelip İsa sana inanıyorum demiyorlar. Tam tersi, İsa onlara, ‘’bu benim bedenimdir alın ve yiyin’’ diyor. Onlar sadece almakla yükümlüdür. Onlar tanıklık için gelmemişlerdi, onu hatırlamıyorlar. Tersine İsa kanını ve bedenini ikram ederek onlara sunuyor. Buradaki önemli nokta öğrencilerin İsa’yı hatırlamaları değildir. Buradaki ilk vurgu İsa Mesih’in onlara bir antlaşma vaadi ile yaklaşıyor olmasıdır. İsa onlara kendisini sunar. İsa, her Rab`bin sofrası uygulamasında karşımıza çıkmaktadır. Baş rol oyuncusu İsa`dır. Burada olan olay öğrencilerin sunu aracılığıyla O’nu hatırlamasıdır. Bu hatırlamayı İsa`ya sunması değildir. İsa`nın sunduğu lütfu kabul etmektedirler.
Lütfun sunuluş yolları konusunda düşünürken bir noktaya daha değinmeliyiz. Orta çağın sonlarında kilise yedi sakrament olduğuna inanıyordu. Protestan Reformcuları iki tane sakrament üzerinde israr ettiler. Orta çağın sonunda kilisenin kabul ettiği yedi sakrament neydi. Bunlar vaftiz ve Rab`bin sofrası idiler. Ama Roma kilisesi onaylanma, evlilik, ikrar ve günah kefareti, el alma, ölüm yatağındaki insanlara meshin verilmesi sakramentlerini koruyorlardı. Roma kilisesi ile protestan kilisesi arasındaki sakrament anlayışı farkı yalnızca sayılarla kalmıyor. Fakat ortaçağ sonlarındaki sakrament inancındaki bütün fikir ayrılıklarına rağmen bazı şeylerin değerini korumakta olduğunu görebiliriz. İnandıkları yedi sakramentin kapsamını algılayabiliriz. Doğumdan ölüme kadar bu yedi sakrament inanlıların tüm yaşamını kapsamaktadır. Aslında burada Roma kilisesinin yapmaya çalıştığı şey Tanrının bize sunduğu lütfun her aşamada bize nasıl dokunduğunun belirtilmesidir. Her ne kadar Roma kilisesi ile bu konuda önemli ölçüde farklılığımız varsa da belki bu lütuf yolları kapsamında bunun ne denli önemli olduğunu kavramamız konusunda bize güzel bir örnek olur. Devamlı Tanrı lütfu ile ilişkilendirilmiş bir hayatı nasıl görebiliriz? Örneğin; Mesh edilme sakramenti olayına çok karşıyız, ama Yakup 5:14-15 ’e bakalım,
‘‘İçinizden biri hasta mı? İnanlılar topluluğunun ihtiyarlarını çağırtsın, Rab'bin adıyla üzerine yağ sürüp onun için dua etsinler. İmanla edilen dua hastayı iyileştirecek ve Rab onu ayağa kaldıracak. Eğer hasta günah işlemişse, günahları bağışlanacak.’’
Burada yağ sürülmekten bahsedilmektedir. Burada yalnızca bahsedilen ölümün derecesi değil, hasta olanları kapsayan bir konunun varlığıdır.
BİR KAÇ ÖRNEK
Çok farklı zamanlarda hastalanabiliriz. Bütün yaşam boyunca içinizden biri hastalandımı, ihtiyarları çağırın ve Rab`bin adıyla üzerlerine yağ sürüp dua edin. Çok garip bir sebepten ötürü, günümüz protestanları, bu tür kalıpsallaşmalar karşısında bu metnin altından farklı anlamlar çıkarmaya çalışıyorlar. Şimdi başka ilaçlar var, yağ o zamanda ilaç gibiydi. Bu nedenle biz bu uygulamayı yapmıyoruz diyorlar. Fakat burada yağ sürme konusunda tüm eski antlaşmanın kapsamında sunulan bir anlayış var. Yağ kutsal ruhun bir sembolüydü. Göreve yeni başlayan krallar yağ ile mesh edilirdi. Çünkü onların ruhun armağanlarına ihtiyaçları vardı. Burada karşımıza çıkan şey ruhsal lütfu iletmek için fiziksel maddeleri kullanma kavramıdır. Bu nedenle bu hastaların mesh edilmesi gibi konuları düşüncemizde pozitif olarak tutmalıyız öyleki Tanrının bu lütfu bizlere sunmak için sunduğu fırsatları kullanabilelim. Bence burada Yakup basitçe ilk çağ kilisesinde kullanılan lütuf yollarından birini açıklıyor. Westminster inanç açıklamasını yazanlar ibadet bölümüne hastaları ziyaret bölümü de eklemişlerdir. Bu nedenle Tanrının bizlere yaklaşma olayını alabilmek için fiziksel öğeleri kapsaması doğrultusunda neden yağı kullanmayalım ki.! İsa’nın bu insanlarda iman var etmek için parmaklarını, tükürüğünü, çamuru kullanması gibi, bizler de yağı kullanabiliriz.
Bir başka örneğe bakalım. Protestanların günah çıkarma ve günah kefareti olayına karşı tepkileri büyüktür. Burada söylemek istediğim bazı şeylere tepki gösterirken kutsal kitap öğretilerine dikkat edelim. Günahlar papaza nasıl söylenebilir diye kızıyoruz. Yakup 5:16’da
‘‘Bu nedenle, şifa bulmak için günahlarınızı birbirinize itiraf edin ve birbiriniz için dua edin. Doğru kişinin yalvarışı çok güçlü ve etkilidir. ’’
Yakup’un üzerinde durduğu konuya bakın. Burada Yakup bu görevi atanmış din görevlilerine değil, bütün inanmışların kahinliğine sunuyor. Tüm inanlı topluluğunu bir kahinler topluluğu olarak birbirimize lütuf hizmeti yapmaya çağırıyor. Kendi iyileşmeniz için günahlarınızı birbirinize itiraf edin diyor. Düşünün, burada şifa bulmak için sözü hem ruhsal hem fiziksel olabilir. Çünkü bildiğiniz gibi içimizdeki günahın ağırlığı çoğu zaman fiziksel sorunlar da getiriyor. Bu yükten kurtulmak, sadece ruhsal değil, fiziksel şifa da getiriyor. Bu günah itirafının neden bir lütuf yolu olacağını bir düşünelim. Burada şarap ve, ekmek türü fiziksel bir şey görünmemektedir. Burada görünmeyen lütfu bize ileten şey nedir? Günahları itiraf etmek ve bağışlanma almak iki tane fiziksel araca gereksinim gösterir, ağız ve kulak. Bir günahın ağırlığını çoğu zaman üzerimizde hissettiğimizde ne olur, tekrar ve tekrar Rab`be getiririz. Her zaman bunu Rab`be getirdiğimizde tekrar bundan şüphe duymaya başlıyoruz. Tanrı gerçekten böyle bir şeyi bağışlayabilir mi?. Tanrı beni seviyor mu? Ben değişecek miyim? Ümitsiz miyim? Bazen de kötü olan gelip diyor ki, sen aynen düşündüğün gibisin. Gerçekten de doğru söylüyorsun. Tanrı senin gibi bir adamı nasıl sevebilir ki? Bizim ağzımız bu kardeşimizin kulağına bu günahı itiraf ediyor. Benim kulağıma da Tanrının kullandığı bir kelime geliyor. Bu kardeş bana Tanrının Mesih’te verdiği vaatleri veriyor. Benim dışımda benden farklı bir ses geliyor. İsa Mesih’in bana kullandığı bir ses geliyor.
Gerçekten Pazar günleri Pastör vaaz ettiğinde bunun Tanrıdan gelen bir Söz olduğunu düşünüyor muyuz? Benim Pastörüm vaaz ettiğinde bu Tanrının sözüdür diyoruz. Çoğu kez şöyle hissedebilir siniz? Pastör nasıl benim böyle bir şey yaptığımı bilebilir, demişsinizdir. Tanrı sizi bağışlamıştır. Bunun özgürlüğü ile yaşamınıza devam edersiniz. Tanrı burada bir sesi kullanır. Tanrı senin sesini kullanmıyor. Ruh aracılığı ile sana gelip, sen gerçekten bağışlandın, artık günahlı değilsin, sen Tanrının sevgili çocuğusun diye bir ses gelmiş oluyor. Yakup’un bize burada yapmamızı söylediği şey, bu lütuf eylemini her zaman birbirimize karşı gerçekleştirmemiz gerektiğidir. Richard Baxter İhtiyacımız olan önderlik kitabında Pastörler, kilise üyelerinin evlerine gidip, o kişilerinin ruhsal durumlarını kontrol etmelidir diyor. Şimdi biz nedense Pastöre gidip günahlarımızı itiraf etmiyoruz ama kendi köklerimizde Pastörün bu durum için evlere gittiğini görüyoruz. Ama pastörün senin evine gelip günahlarını dinlemek istemesini senin hayatına burnunu sokması demek değildir. İsa Mesih`in. Sesi olmak için senin evine geliyor. Öyle ki, Kutsal Ruh kendi sesini, senin hayatında bağışlanma sunmak için kullanıyor.
Diğer bir örnek olarak, el verme olayı bir sakrament değildir diyoruz. Buna katılırım ama burada da gene çok fazla tepki gösteriyoruz. Fakat gerçekten bu tepki verişimizden ayrılıp kutsal kitabın verdiği dengeli görüşe bakmalıyız. Burada da atama, el verme, lütuf yoludur.
Lütfun sunuluş yolları Tanrının lütfunu iletmek için kullandığı fiziksel nesnelerdir. Atama’da fiziksel olan şey el koyma olayıdır. Bu, eylemin fiziksel doğasıdır. Yaşam süreci içinde bazılarınız bazı görevlere atandınız, bazılarınız atanmadınız. Fakat eğer bir diyakon, ihtiyar ya da pastör olarak atandınızsa aynı deneyimi yaşadınız demektir. Ben öyle yerlerde bulundum ki, atanan kişi, topluluk önünde diz çöker ve otuz adam üzerine el koyar. Bazen o adamın vücudunun o eller altında ezildiğini görürüz. O kişi eller aracılığıyla aslında ruh tarafından bir yere ayrılıyor. O ellerin baskısında Tanrının varlığını hissedebiliyor. Kişi, Tanrının gelip kendisini bir göreve atamasını anlıyor.
Son bir örnek olarak evliliği ele alalım. Bazı kiliselerde evlilik bir sakramenttir.Bu şaşırtıcıdır. Evliliği yasallaştıran, iki kişinin kararıdır. Kilise evliliği yasallaştıramaz. Bu anlamda bizde evlilik bir sakrament değildir deriz. Fiziksel olanı algılayışımız konusunda içgüdüsel olarak yaptığımız şeyler vardır. Çoğu hıristiyan çiftin evliliklerini içgüdüsel olarak bir lütuf aracı yapmalarına dikkat edin. Kutsal Kitapta herhangi bir evlilik töreni yoktur. Ademle Havva arasında özel bir törensel ilişki yoktur. İsa ya da Pavlus böyle bir şey söylemiyorlar. Hollanda da önce sivil tören yapılıyor ve sonra kiliseye gelip sözlerini kilise önünde veriyorlar. Türkiye`de de böyle. Aslında İncil istemese de topluluk bir araya gelir, ilahi söylenir, Tanrı sözü söylenir, topluluk önünde yemin edilir. Burada olana dikkat edin. Çift burada şöyle diyor, ben Tanrıyı bu olayın içine nasıl sokabilirim, bizlerin hayatımızdaki bu dönüm noktasında Tanrının lütfunu görmek istiyorum. Tüm bu davranışları yapmak aracılığı ile sizler Tanrının lütfunu bu yolla tatmak istiyorsunuz. Geldiğimiz nokta aslında protestan hıristiyanlığının fiziksel olan şeylerden rahatsızlık duyduğudur. Bu fiziksele karşı duyulan rahatsızlık da hem sakramentleri hem de fiziksel öğeleri uygun bir biçimde kullanmamıza yol açar. İlk çağ kilisesinde belirgin bir biçimde var olan lütuf yollarını yeniden görmeli ve kavramalıyız.
Kutsal kitaptaki sakramentler vaftiz ve Rab`bin sofrasıdır. Elimizdeki kısa ilmihalde çok iyi bir tanım mevcuttur. Bu yüzden bu tanımı hatırlayalım. İlmihaldeki sakrament tanımı Mesih tarafından başlatılan kutsal bir uygulamadır. Mesih tarafından başlatılan bu uygulamada içerisinde fiziksel işaretler aracılığı ile Mesih`in sağladığı faydalar gösterilir. İngilizce`de sakrament Latince`den gelir. Bu kelime Kutsal Kitapta yoktur ama bu bizi rahatsız etmemelidir. Kutsal Kitap kavramlarını alıp Kutsal Kitapta bulunmayan kelimelerle özetlemek kötü bir şey değildir. Kutsal Kitap Tanrının üçlü birlik doğasını açıkça anlatır. Buna rağmen üçlü birlik kelimesi Kutsal Kitap içinde yoktur ama bu kelimenin gösterdiği öğretiyi kullanmada da bir rahatsızlık yoktur. Bu, Sakrament kelimesi için de geçerlidir. Yeni Antlaşma bizlere sakramentler hakkında öğretilerde bulunmaktadır. Yine de bu kelime bizleri yeni antlaşma ayetleri ile ilişkilendirmektedir. Çünkü latincede sakrament kelimesi gizem, giz kelimesinin anlamını içermektedir. Tabiki çok mantıklı bir soru olarak bu giz nedir diyebiliriz. Efesliler 3. bölüme bakalım ve 1-11 ayetlerini okuyalım.
‘‘Bu nedenle ben Pavlus, siz uluslar uğruna Mesih İsa'nın tutuklusu oldum. Tanrı'nın bana bağışladığı lütfu size ulaştırmakla görevlendirildiğimi duymuşsunuzdur. Yukarıda kısaca değindiğim gibi Tanrı, sır olan tasarısını doğrudan bana açıklayıp bildirdi. Bu mektubu okuduğunuz zaman Mesih sırrını nasıl kavradığımı anlayabilirsiniz. Bu sır önceki kuşaklara açıkça bildirilmedi. Şimdiyse Mesih'in kutsal elçilerine ve peygamberlerine Ruh aracılığıyla açıklanmış bulunuyor. Şöyle ki, diğer uluslar da mirasa ortaktır, aynı bedenin üyeleridir ve Müjde aracılığıyla Mesih İsa'da vaade ortaktırlar. Tanrı'nın etkin gücüyle bana verilen lütuf armağanı uyarınca bu müjdeyi yaymakla görevlendirildim. Tüm kutsalların en değersiziydim. Yine de Mesih'in akıl ermez zenginliğini uluslara müjdeleme ve her şeyi yaratan Tanrı'da öncesizlikten beri gizli tutulan sırrın nasıl düzenlendiğini tüm insanlara açıklama ayrıcalığı bana verildi. Öyle ki, Tanrı'nın çok yönlü bilgeliği, inanlılar topluluğu aracılığıyla göksel yerlerdeki yönetimlere ve hükümranlıklara şimdiki dönemde bildirilsin. Bu, Tanrı'nın başlangıçtan beri tasarladığı ve Rabbimiz Mesih İsa'da yerine getirdiği amaca uygundu’’.
SAKRAMENT NEDİR?
Dikkat ederseniz Pavlus sır kavramını bu ayetlerde dört kere kullanıyor. İşte Kutsal Kitaptaki bu sır kavramı Lâtinceden gelen Sakrament kelimesinin oluşmasını sağlamıştır. Pavlus burada ‘’Tanrı bu sırrı bana açıkladı’’ diyor. Dördüncü ayette bu sırrı bize açıklıyor. Kendisine verilen esinleme aracılığıyla Pavlus sırrın ne olduğunu anlayabilmişti. Bu sırrın özeti ve sırrı İsa`dır. Altıncı ayette gördüğümüz gibi bu sırrın hem özeti hem özü hem Mesih hem de Tanrının Mesih`te tüm uluslarda olan amacıdır. Bunun aracılığı ile de görüyoruz ki, hem Yahudiler hem Grekler bir bedenin üyesi olabiliyorlar. Ayrıca sekizinci ayette Tanrının kendisine lütfettiğini söylüyor. Bu sır diğer uluslara vaaz edilmelidir. Dokuzda ise bu sırrı elçisel bir bildiride basit bir biçimde açıklamakta. Burada ortaya çıkan sır İsa`dır. Açıklanan sır müjdedir. Açıklanan sır Tanrının İsa`da tüm uluslar için olan amacıdır. Pavlus neden buna bir sır diyor? Çözülmesi gereken bir bulmaca anlamında bir sır demiyor. Bulmacadan ziyade daha çok kutsal bir gizlilik anlamını taşıyor. Bu kutsal gizli olan şey Tanrının İsa Mesih`te tüm dünya için olan amacıdır. Her ne kadar da bu gizlilik bir zamanlar saklıysa da İsa Mesih`ten sonra elçiler aracılığı ile artık açıklanmıştır. Bu sır müjdenin içersinde bulunan Tanrı bilgisidir. Bu sır öylesine yüce ve öylesine görkemlidir ki, Tanrı yalnız ve yalnız bu sırrı bizim anlayabileceğimiz şekilde ortaya koyarsa biz algılayabiliriz. İşte bu nedenle sakramentleri müjde ile ilişkilendirebiliriz. Sakramentler Tanrının tüm bu sırları bizlerin gözleri önünde açığa çıkarmak için kullandığı araçlardır.
Yukarıda 110 voltla çalışan bir bilgisayar için bir adaptöre ihtiyacınız olduğunu söylemiştik. Sakramentler Tanrının kullandığı adaptörlerdir. Müjde bizlerin algılamasından üstün bir gerçektir. Müjde bizlerin kavrayabileceğinden çok daha büyüktür. Allah’ın bu konuda söylediğine dikkat edin:
‘‘Benim düşüncelerim sizin düşüncelerinizden, yollarım sizin yollarınızdan daha yüksek’dir’’.
Bu nedenle sakramentler Kutsal Kitabın bu yüce göksel gerçeklerini alıp bizim kavrayışımıza adapte ediyor. Özetlemek gerekirse Sakramentler fiziksel öğelere iliştirilmiş Tanrının Mesih`te sunduğu vaatleridir. Mesih`teki sevgisinin görünür hal almasıdır. Evvelce de söylemiş olduğumuz gibi, neden görünen fiziksel ve yaratılmış işaretlere ihtiyaç duyarız. Neden vaatlerin varlığı yetmiyor bize? Cevap basittir. Gerçek olamayacak kadar harika dediğiniz bir şey duydunuz mu? Müjde de buna benziyor. Mesih hakkındaki iyi haberin vaaz edildiğini duyuyoruz. Bu öylesine harikadır ki, bu gerçekten gerçek olabilir mi? Daha sonra Tanrı bizlere su, ekmek ve şarap veriyor. Bunlar hem dokunup hem koklayıp, duyabileceğimiz şeyler. Tanrı bir anlamda benim size Mesih`te verdiğim vaatler şu anda yediğiniz ekmek kadar gerçektir, içmekte olduğunuz şarap kadar gerçektir diyor. Benim sizlere vermiş olduğum vaatler içine girmekte olduğunuz şu su kadar gerçektir. Bizler öylesine bir dünyada yaşıyoruz ki, çoğu zaman bu dünyanın şeyleri bize Tanrısal gerçeklerden daha gerçekmiş gibi geliyor. İstanbul`da yürüdüğünüzde gördüğünüz bütün her şey, sesler, kokular, gereksinimler gerçekçi bir biçimde yüzünüze geliyor. Belki de öyle günler geliyor ki, bu gördükleriniz İsa’dan daha gerçekmiş gibi gelecek. Sonra kiliseye gidiyorsunuz. Sonra görünmeyen Tanrı kendisini bizlere görünür biçimde sunuyor. Aniden kendimizi tekrar gerçekten gerçek olan şeye demirlenmiş olarak görüyoruz.
Müjde bilip görebileceğimiz herhangi bir şeyden çok daha gerçektir. Burada Sakramentleri anlamamız konusunda altını çizmemiz gereken bir şey de söz ve sakramentler arasındaki ilişkidir. Yani Müjde ile sakrament arasındaki ilişkiyi kastediyorum. Burada biz sadece ekmek ve şaraba, ekmek ve şarap olduğu için değer vermiyor muyuz. Bu vaftizin ya da Rab`bin sofrasının değeri İsa Mesih’in verdiği vaatlerin işaretleri ve vaatlerin kaynağı olduğu içindir. Bu işaret ve vaat Protestanlara sakramentleri ikiye indirtti. Luther ve Calvin ‘e göre sakrament kelimesinin anlamını şu kriterle sınırlamak uygun olacaktır, bu kriter şudur: Mesih tarafından kendilerine bir işaret atanan vaatlerdir.
Reformculara göre sakramentin gerçekliği Mesih’in buyruklarına bağlıdır. Örneğin; İsa vaftiz olayında, bu konuda bir buyruk vermiştir. Matta 28’de
“gidin ve bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin... vaftiz edin”
demiştir. Matta 26’da da Rab`bin sofrasını görüyoruz. Yine Mesih`in şu sözlerini duyuyoruz :
“Alın ve yiyin, bu benim bedenimdir...”
Tüm bunların ışığı altında Reformcuların kendi günahlarını kefaret etme sakramentinin sakrament olmamasının da buradan kaynaklandığını görüyoruz. Reformculara göre kilise bir şeyi sakrament yapamaz. Yalnızca kendisi gerçek bir otorite ile, kendi hakkında tanıklık edebilir. Sakrament her zaman bir vaade işaret eden ve buyruk aracılığı ile görünen bir işaretin bir vaade atanmış olmasıdır. Bu nedenle protestanlar olarak bizler Tanrı sözü ile sakramentler arasındaki ilişkiyi vurgular ve ısrar ederiz. Yani ilk önce Müjde vaaz edilir. Daha sonra bu müjdenin işaret ve mühürleri olan sakramentler sunulur. Belki de bazı kiliselerde mimari olarak nasıl açıklandığını görmüşsünüzdür. Kürsü tam ortadadır. Bu Rab`bin sözünün vaaz edilişini simgeler. Hemen kürsünün yanında vaftiz havuzu vardır. Belki kürsünün tam önünde Rab`bin sofrasının sunulduğu sofra vardır. Bütün bu yayılım sakrament ile Tanrı sözü arasındaki ilişkiyi gösterir. Bunun anlamı kilisenizi düzenleme için tek yol vardır demek değildir. Fakat demek istediğim çoğu zaman inanış biçimlerimiz bizlerin fiziksel biçimlerini de etkileyecektir. Roma kiliselerindeki ifadelere de bakabiliriz. Bu kiliselerde tapınmada odak noktada tutulan şey çarmıhta kullanılan kurbandır. Kürsü köşededir, sofra ortadadır. Farklı bir Sakrament teolojisi farklı bir ifadeye yol açar. İşaret ve mührü daha fazla tanımlamadan önce Kutsal Ruh’un sakrament içindeki rolünü tartışmak gerekmektedir.
Tanrı sözünün ve sakramentlerin yüreklerimize girmesini sağlayan Kutsal Ruhtur. Kör bir adam için güneş ışınlarının hiçbir anlamı yoktur. Bir sağırı düşünün. Güzel bir şarkı dinlemediği sürece bu seslerin hiçbir anlamı yoktur. Ruhsal anlamda konuşacak olursak ne duymak için ne görmek için yeteneğimiz yoktur. Kutsal Ruh olmaksızın bizim için sakrament kör adam için güneş ışığı gibidir, sağır için müzik gibidir. Fakat Ruh yüreklerimizi açar. Tanrının müjdede sunmuş olduğu vaatleri duymamızı anlamamızı sağlar. Kutsal Ruh yine gözlerimizi açar öyle ki, bizler bu vaatlerin su, şarap ve ekmek gibi görünen öğelerle bizlere sunulduğunu imanla görebilelim. Rab`bin sofrasının ve vaftizin bizlerle yapılan antlaşmanın işaretleri ve mühürleri olduğunu söylemek ne demektir.
İŞARET OLARAK SAKRAMENT
İşaretlere bakalım. İşaret gerçeğin kendisi değildir ama bir gerçeği gösteren araçtır. Diğer değişle bir işaret başka bir şeyin tanıtıldığı araçtır. İşaret başka bir şeyi göstererek oraya bakın der. Bu nedenle bizler vaftizden ve Rab`bin sofrasından bahsederken bunlara işaret deriz.. Başka bir şeye işaret ederler. Bunların bizlere işaret ettiği ve gösterdikleri Müjde, İsa ve Tanrının İsa’daki vaatleridir.
Şimdi bunun için Romalılar 4. bölüm’de 11. ayetin ilk yarısına bakalım.
“Sünnet işaretini aldı...”
diyor. Burada Eski Antlaşma sakramentinden bahsediyor ama görüş aynı. İşaret var. İbrahim aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini alıyor. Şimdi bu işareti daha geniş çerçevesi içersinde inceleyelim. Tekvin 11:9-14
“gulfe etinde sünnet olacaksınız... ahtin işareti budur.”
Bu ayetlerle karşımıza çıkan şeye dikkat edelim. Bu demin Romalılar 4’te okuduğumuz ayetin arka planındaki tarihi içeriktir. Burada sakramentlerin işaretler olarak görev yaptığına dair çok güzel örnekler var. Burada aynı zamanda Tanrı sözü ve sakrament arasındaki ilişki içinde çok güzel örnek var. Karşımıza şu çıkıyor 9. ve 10. Ayetin ilk yarısında Tanrı bir vaatle İbrahim`e geliyor.
“İbrahim seninle ahdimi gerçekleştiriyorum. Bu ahdi seninle, senin çocuklarınla ve onların çocukları ile yapıyorum, tüm nesiller boyunca bu ahdi seninle yapıyorum.”
Tanrı burada İbrahim`e Müjde ile geliyor. Çünkü bu antlaşmanın özünde yatan şey tüm Kutsal Kitap antlaşmalarının özünde yatan şeydir.
“İbrahim Ben senin Allah`ın olacağım. Sen ve zürriyetin benim halkım olacaksınız.”diyor
Bu vaatleri verdikten sonra halkına bir de sakrament veriyor. Halkına onlarla yapmış olduğu antlaşmanın bir işaretini veriyor. İşaretin işlevi başka bir şeyi parmakla gösterip ona bakın demektir. Bunun ışığı altında tüm sünnet olayının İsrail ailesi içinde nasıl kendini gösterdiğini düşünün. Her ne zaman yıkansa, giysi değiştirse İbrahim kendi üzerinde bu antlaşmaya ait bir işaret taşıyor. Şunu söyleyebiliriz, erkekler bunu çok iyi anlıyabiliyorlardı. Bu işareti bir İsrail erkeği her zaman anlıyabiliyordu. Sünnet edilme sekiz günlük olan her erkek çocuk için geçerliydi. Küçük çocukların alt bezleri olmadan nasıl koştuğunu biliriz. Bütün İsrail çocuklarının alt bezleri olmadan koşuşturduklarını düşünün. Bu sünnetli görünüm vaadin işaretini taşımaktadır. Tanrı bunu iyi bir fikir olduğu için önermedi. Aslında Tanrı sünneti Tanrı halkına Mesih`te vermiş olduğu vaadi, çok bilindik bir biçimde göstermek için düzenlemişti. Bu nedenle Tanrının sakramentler olarak sunmuş olduğu bu işaretler bizlere Mesih`teki vaatleri açıklarlar. Müjdedeki Mesih`i açıklarlar. Eğer olayı vaatten ayrı olarak düşünürsek vaftiz olayı yalnızca suyla ıslatma olmaktan öteye gitmeyecektir. Ama bu vaatle birleştiği zaman su Tanrı lütfunun beden alması olarak karşımıza çıkar. Sakramentler kendilerinden ötede bizlere bir şeyler bildiren işaretlerdir.
MÜHÜR OLARAK SAKRAMENT
Şimdide mühür olarak sakrament nedir ona bakalım: Bir mühür bir şeyi onaylar ya da resmileştirir. Bir şeyin üzerine herhangi bir mühür konduğunda bunun anlamı bu gerçektir demektir. Şimdi bakacağımız ayet pek de mühür olarak sakrament örneği göstermese de bir mühürün ne işe yaradığını göstermek için iyi bir ayet. Ester 3:12’ye bakalım.
“Kralın katipleri çağrıldılar... yazısına göre... yazıldı... kralın yüzüğü ile mühürlendi.”
Yazılan bildiri rulo halinde katlanıp, balmumu kullanılarak mühürlenirdi. Eritilen bu mum yumuşaktı. Kralın kendine has mührü vardı. Mum üzerine bu yüzüğü bastırırdı. Tabi ki bunun çok belirgin bir amacı vardı. Yalnızca kral kralın mührüne sahipti. Eğer size üzerinde kralın mührünü taşıyan bir mesaj gelirse bilirdiniz ki, bu kraldan gelmiş bir mektuptu.
Kitapta kral Ahaşveroş’un önemli bir mesajı vardı. Bu mesaj gönderilmeden önce mühür basıldı. Gerçekten mesaj kraldan geliyordu. Burada hatırlamamız gereken şey mührün kral için değil, mesajı alacak olan kişi için faydalı olduğudur. Çünkü kral bunun içinde ne olduğunu zaten biliyor. Mesajı getiren kişi gelip bunu verdiğinde, okuyanlar bu mesajın kraldan geldiğini anlayabilirler. Bu mesaj üzerinde herhangi bir mühür olmasaydı bile hala kralın mesajıydı. Bu hala onun hükmüdür. Şimdi kendi mührünü koymuş olarak kendine bağlı olanlar mutlaka bu mesajın kendisinden geldiğini bileceklerdi. Mesaj üzerindeki mühür kendi krallarının halkına söylemek istediğinin bir kanıtıdır. Gerçek sözlerin ifadesidir. Bu örneği sakramentler düşüncesine getirelim. Romalılar 4:11’i göz önüne alalım.
‘‘İbrahim daha sünnetsizken imanla aklandığının kanıtı olarak sünnet işaretini aldı. Öyle ki, sünnetsiz oldukları halde iman edenlerin hepsinin manevi babası olsun ve böylece onlar da aklanmış sayılsın. ’’
Burada sünnet yalnızca İbrahimin aklanmasının bir işareti değildi, ama aynı zamanda sünnet aracılığı ile aklanmışlığın mührünü de aldı demektedir. Sünnet sakramentini aldıktan sonra İbrahim, Tanrı`nın gerçekten kendine bir vaat verdiğini daha iyi idrak etti. Tanrının başka insanlara vaatler verdiğine inanmak başka bir şeydir, Fakat aynı vaatlerin bana da verildiğine inanmak başka bir şeydir.
İBRAHİM İLE BAŞLAYAN
Tekvin 15’de eski Antlaşmanın sunduğu tarihsel içeriğe bakalım. İlk yedi ayeti okuyalım.
‘‘ Bu şeylerden sonra, rüyada Abrama Rabbin şu sözü geldi: Ey Abram korkma, ben sana kalkanım, senin çok büyük mükafatınım. Ve Abram dedi: Ya Rab Yehova, bana ne vereceksin? Ben çocuksuz gidiyorum, ve evimin sahibi bu şamlı Eliezer olacaktır. Ve Abram dedi: İşte, bana zürriyet vermedin, ve işte, evimde doğan benim mirasçım olacaktır. Ve işte, kendisine Rabbin şu sözü geldi: Bu senin mirasçın olmayacak, ancak senin soyundan çıkacak olan senin mirasçın olacaktır. Ve onu dışarıya çıkarıp dedi : Şimdi göklere bak, ve eğer yıldızları sayabilirsen, onları say, ve ona dedi: Zürriyetin böyle olacaktır. Ve Rabbe iman etti ve onu kendisine doğruluk saydı. Ve ona dedi: Bu diyarı miras almak üzere, onu sana vermek için seni Kildanilerin Ur şehrinden çıkaran Rab Ben ’im.’’
Bu bölüme baktığımızda sünnet henüz görünmüyor. Fakat burada Tanrı ve İbrahim arasında geçen ilişkiden sakramentler hakkında öyle bir şey çıkarabiliriz ki bu çıkarım, bunu sünnete uyarlamada bize yardımcı olacaktır. Bu ilk yedi ayete bakalım. Kral kendi altında olanlara bir mesaj gönderiyor. Bu durumda çok yüce bir vaat mesajı söz konusudur. İbrahim o noktada artık bir mirasçısı olmayacağı konusunda tatmin olmuş durumda. Tanrı da İbrahim`e bir vaatle yaklaşıyor. Eliezer olmayacak ama senden çıkan bir oğul senin mirasçın olacak denilmektedir. İbrahim bu yıldızları saymaya çalış, senin zürriyetin aynen böyle olacaktır. Bu nedenle Tanrı İbrahim`e bir antlaşma vaadi veriyor. Altıncı ayette İbrahim Rab`be iman ediyor. Tabi ki bu da Pavlus’un ‘‘İbrahim imanla aklandı’’ ayetini söylediği olaydır. Yedinci ayette Tanrı vaadini tekrarlıyor. Diyor ki,
“miras almak üzere sana bu diyarı veren Rab Ben’im...”
Vaat bu şekilde Abrama geliyor. Abram inanıyor fakat sekizinci ayete dikkat edelim. Onu miras alacağımı nereden bilebilirim. Vaat ardından bile İbrahim şüphe ile bocalıyor. Gerçekten bu Tanrının bana olan vaadini nasıl bilebilirim? Bu sözler gerçekleşecek mi? Nasıl emin olabilirim? Burada şunu görmeye çalışın. Kralın verdiği hüküm konusunda bir mühre olan ihtiyaca bakın. Burada İbrahim hepimiz gibi. Rab sana inanıyorum, imanımı arttır diyor. İbrahim bu vaadin gerçekten kraldan olup olmadığı konusunda bocalıyor. Yüreği ümitsiz bir biçimde bir mühür arıyor. İbrahim`in öyle bir mühre ihtiyacı var ki, mühür kendi başına değil, gerçekten İbrahim için olduğunu vurgulasın. Şimdi Tanrının İbrahim`in anlaşılmaz şüpheciliği ve korkusu karşısında nasıl bir cevap verdiğine bakalım. Dokuzuncu ayetten bölüm sonuna kadar okuyalım.
‘‘ Ve ona dedi: Bana 3 yıllık bir inek, ve 3 yıllık bir keçi, ve 3 yıllık bir koç, ve bir kumru, ve bir güvercin yavrusu al. Ve bütün bunları ona aldı, ve onları ortadan yardı, ve her yarımı ötekinin karşısına koydu, fakat kuşları yarmadı. Ve yırtıcı kuşlar cesetlerin üzerine indiler, ve Abram onları kovdu. Ve vaki oldu ki, güneş batarken, Abram üzerine ağır bir uyku düştü, ve işte, onun üzerine bir dehşet, koyu karanlık düştü. Ve Abrama dedi: İyi bil ki, senin zürriyetin kendilerinin olmıyan bir memlekette garip olacak, ve onlara kulluk edecekler, ve kendilerine dört yüzyıl cefa edecekler, ve kulluk edecekleri millete ben hükmedeceğim ve ondan sonra büyük malla çıkacaklardır. Fakat sen atalarına selametle gideceksin, ve güzel ihtiyarlıkta gömüleceksin. Ve dördüncü nesilde buraya döneceklerdir, çünkü Amorilerin fesadı henüz tamam olmamıştır. Ve vaki oldu ki, güneş batıp karanlık olunca, işte, dumanlı bir fırın ve alevli bir meşale bu parçaların arasından geçdi. O günde ran Abramla ahdedip dedi: Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat ırmağına kadar, bu diyarı, Kenileri ve Kenizzileri ve Kadmonileri ve Hittileri ve Perizzileri ve Refaları ve Amorileri ve Kenanlıları ve Girgaşileri ve Yebusileri senin zürrüyetine verdim’’.
Bu ayetleri incelemeden önce daha evvel en genel kategori olarak lütuf yollarının var olduğundan bahsetmiştik. Sakramentler ise bu genel lütfun sunuluş yollarının bir alt yoludur demişdik.
Genel anlamda, lütfun sunuluş yolları ve sakramentlerin ortak olan noktalarının, Tanrının lütfunu sunmak için fiziksel öğeleri kullanmasıdır demiştik. Sakramente ilişkin bir eylem burada yoksa da lütfun genel bir sunuluş yolu söz konusudur. Daha evvelce hem ruhsal hem de fiziksel olarak hasta olanların iyileşmesinde yağ kullanıldığını söylemiştik. Bir kişinin atanması, o kişiye el konulmasının, Tanrının kendi varlığı ile yaklaşıp o kişiyi kendisi için ayırma olayı olduğunu söylemiştik. Burada karşımıza çıkan şey Tanrının İbrahim`e fiziksel anlamda yaklaşarak İbrahim`i güçlendirmesi olayıdır. İbrahim şu soruyu sormuşdu:
‘‘Onu miras alacağımı nasıl bileceğim?, bana söylediğin şeye inanmak için bir mühre ihtiyacım var’’.
Tanrı bir mühür veriyor. Yüreğini teselli etmesi için. Bunun gerçekten kraldan gelen hüküm olduğunu kanıtlamak için bir mühür sunuyor. Sadece İbrahim için gerçek olduğunu söylüyor. Tanrı İbrahim’e şöyle söylüyor: ‘‘bütün bu hayvanları bana getir’’. Tanrı çok garip bir şey yapar. Bu hayvanları öldürür ve ikiye ayırır. Hayvanların bir yarısını bir kenara öbür yarısını diğer tarafa, dizer. Bunu öylesine yapar ki, sonrasında kan ve ölü hayvanlardan oluşan bir yol ortaya çıkar. Bu kan ve ölü hayvanların arasından Tanrı bir ateş olarak geçer. Tanrı İbrahim`e şöyle der: ‘‘Bunun senin için gerçek olacağını böyle bileceksin. Bu hükmün mührü budur. Senin yüreğine basmış olduğum mühür budur. Eğer sana verdiğim vaadi yerine getirmezsem bu hayvanlara olan şey bana da olsun’’. Sonrasında İbrahim`in imanı güçlendirilmiş bir durumdadır. Şimdi söylenen vaat üzerine mühür eklenmiştir. Bu mühür de İbrahim`e esenlik vermiştir. Çünkü diri olan Tanrının asla kendisine aykırı bir şey yap(a)mayacağını bilmektedir. Bu örneği kullanarak sünnet mührü konusunda da aynı şeyi söyleyebiliriz.
İbrahim, imanı zayıfladığında, korktuğunda, Tanrı vaadinden şüphe duyduğunda sünnetliliğine bakabilirdi. Öldüğü güne kadar İbrahim Tanrının kendi mührünü bedeninde taşımak zorundaydı. Bu mühür yüreğine esenlik getirdi. Bizde şüphe içindeyiz, bizler de denenmeyle kırılacağımızı düşünüyoruz. Ayartılarla karşılaşıyoruz. İmanımız zayıf. Tanrının Mesih`te bize verdiği vaadi duyuyoruz. Bizde İbrahim gibi düşünmeye başlıyoruz. İbrahim`in sözleri bizim sözlerimiz. Bizler kurtuluşu duyuyoruz. Şöyle düşünüyoruz: Kadir olan, bunu miras alacağımı nasıl bilebilirim? Yapmamız gereken tek şey suyu hatırlamak, ekmeğin ve şarabın tadına bakmak. Ve imanla bunları kabul ederken Tanrının vaatlerinin benim için olduğunu her defasında taze bir biçimde görmüş oluyorum. Okuma gözlüğü gibi. Yaşlandığımda Tanrının benim için vaatleri İncili gözlüğüm olmadan okuyamamış olmamdır. Gözlüğümü takıyorum ve aniden Tanrının bana verdiği vaatler ortaya çıkıyor. Gözlüklerimi taktığım anda Tanrının vaatlerini açıkça görüyorum. Tanrının vaatlerini yüreğime mühürlemek için fiziksel gözlüklere ihtiyacım var.
Bu örnekte, sakramentler de benzer işleri görürler. Kötü olan bizleri suçlar, bazen kendi yüreğimiz bizleri mahkum eder. Tüm dünya bizi ahmak olmakla suçlar. Müjdenin yanlış olduğunu söylerler. Bazen bende bu sözlere yenik düşebilirim. Müjdenin doğruluğundan şüphe etmeye başlarım. Dünyaya baktıkça kendi yüreğime baktıkça, kötü olanı dinledikçe, Mesihte sahip olduklarımı unutuyorum. Vaftize geri dönüyorum. Suya dönüyorum. Bu suyun içinde aniden Tanrının lütfunu ve Mesih`teki konumumu görüyorum. Tanrının vaatlerinin bana oldukça fiziksel bir biçimde sunulduğu o sofraya geri dönüyorum. Bu vaatler belki de bütün bir hafta boyunca olmadığı bir gerçeklikle bu sofrada bana görülüyor. Özetlemek gerekirse sakramentler Müjdeyi daha açık bir biçimde görmemizi sağlıyor. Dünyanın , kendi benliğimin ve şeytanın karşısında vaftizime bakarak evet ben bunları miras alacağımı biliyorum diyorum. Bu nedenle içinde bulunduğum koşullar başka şey söylese bile sakramentler Tanrının vaatlerinin gerçek olduğunu bana söylüyor.
HEM MÜHÜR HEM DE İŞARET OLARAK
Şlimdi de mühür ve işaret olarak sakramentleri düşünelim. Sakramentlerde bir gerçek vardır ve bu gerçeğe işaret eden bir sembol bir işaret vardır. Bunun anlamı sakramentlerde Mesih’in bizlere kendini sunmasıdır. Bunun anlamı da şudur: Sakramentler sadece temsiller, tasvirler değildir. Sakramentler, sembolize ettikleri şeyleri gerçek anlamında bizlere sunarlar. Sakramentler hem Mesih`in bizler önünde sergilediği, hem de bizlere sunduğu araçlardır. Son yemeği düşünün. Ekmeği bölüp verdiğinde ‘’bu benim bedenimdir’’ dedi. İkibin yıl sonra Kutsal Ruhun gücüyle İsa hala bu sofrada vardır. Ekmeğin bölünmesi ve Rab`bin sözlerinin tekrarlanması sırasında Mesih gerçekten bu sofrada vardır. Bizler bu sofraya her yaklaştığımızda bile eğer bunu kabul edersek İsa Mesih bunu bize sunmaktadır. Burda da sakramentlerin pratik uygulamaları karşımıza çıkıyor. Vaftizi ele alalım. Lutheri düşünelim. Luther kendisini çok ezen bazı koşullardan bahsediyor. Çok şüphe ile dolu olduğu zamanlar olduğunu söylüyor. Şeytanın kendisini alçalttığı zamanlar olduğunu söylüyor ve luther böyle zamanlarda yüksek sesle ‘ben vaftiz oldum’ demektedir. Bunun nedeni hayatında bir zaman esnasında suyu kullanarak imanına tanıklık etmesi midir? Tersine Luther vaftizin bir sakrament olarak doğasını anlamıştı. Böylesine zor zamanlarda vaftiz olduğu ana geri dönerek Tanrının vaftiz sırasında kendisine geldiğini hatırlıyordu. Bu yaklaşımında Tanrı bir vaat veriyordu. Bu vaadi de su vesilesiyle onaylıyordu. Tanrı, vaftiz yoluyla vaftizinde Lüther üzerine işaret koymuştu. Luther Tanrı üzerine koymamıştı. Luther çocukken vaftiz olmuştu. Tanrı bu işareti Luther bebekken koymuştu. Daha bebekken imanı bile yoktu. Tanrının Luther’i sahiplenmesi olayı, günahkara değil, tamamen kendi Kadir seçimine bağlıydı. Belki de bugün kötü tarafından ben deneniyorum, belki bugün ben korku ve şüphe içindeyim. Belki ben günahımdan ötürü acı çekiyorum.
Evvelce evangeliklerin, vaftizi sadece tanıklık olarak gördüklerini söyledik. Korku zamanında bunu hatırlamanın ne anlamı var. Belki şu andaki halime bakarsak belki bu tanıklığım yanlıştı. Sakramentler aslında insanın vicdanını sanki kontrol altına alan öğe gibidir. Çünkü sakramentin anlamı, Tanrı vaadini Kendisi yerine getirecektir şeklindedir. Bu konuyu kapamadan önce sakrament hakkında inanç bildirgesinin iki şey üzerinde ne dediğini dikkat edelim. İlk olarak sakramentler dünyada Mesih’e ait olanları belirlerler, yada diğer deyişle sakramentler bizleri dünyadan ayırırlar. Bu iki anlamda gerçekleşir.
SAKRAMENTLER NE SÖYLERLER?
Birincisi bizleri kutsallık ya da Mesih’e benzerlik yolunda bir kenara ayırırlar.Sakramentler Mesihte sahip olduğumuz yeni kimliği tanımlarlar ve bizleri bu kimliğe uygun bir biçimde yaşamaya çağırırlar. Vaftiz bizlerin Mesihle birlikte gömüldüğümüzü, eski benliğimize öldüğümüzü gösterir. Bizler artık Mesihte yeni bir yaşama dirildik, Tanrının tarih içindeki yeni bir dönemine dirildik. Mesih’in bizlere kendini karşılıksız olarak verdiği sofrayı hatırladığımızda bizler de kendimizi sevgide başkalarına karşılıksız verebiliriz. Ancak, Sakramentleri şöyle algılamamalıyız. Sakramentler bizleri dünyadan ayrı kılmaz. Bizi dünyadan ayrı kılan sakramentler dünyayı dışlamaya mazeret olarak kullanılamaz. Sakramentler bizlerin gururla dünyaya bakıp, ben kurtuldum sen kurtulmadın diye dışlamamıza izin vermezler. Buna yol hazırlamazlar.
İsa bir örneğinde bir Ferisi ve vergi memurundan bahsediyordu. Yahudi toplumunda vergi memurları çok dışlanan bir kitleydi. Bu insanlar bir anlamda Roma imparatorluğu ile işbirliği yapan paralı işbirlikçiler olarak görülüyorlardı. Tanrının önünde böyle iki kişi dua ediyordu. Ferisi, vergi memuru için ‘hamdolsun ben böyle biri değilim’ diye dua ediyordu. Bu ferisi eski antlaşma sakramentlerinin anlamını kaybetmişti. Sünnet ve Fısıh sakramentlerinin anlamının bir kısmı da İsrailin dünyaya ışık olarak çağrılmış olmalarıydı. Yunusu hatırlayın. Tanrı Yunusu Nineveliler için Müjdeyi paylaşması için gönderdi. Yunus şunu dedi ‘‘Tanrım sen hata yapıyorsun’’ ve ters yöne doğru gitti. Gördüğünüz gibi burada da Yunus için antlaşmanın sakramentleri dünyayı dışlamak için izin belgesi oldu.
İkinci olarak sakramentler bizleri hizmete çağırırlar: En azından bizleri komşumuzla ilgilenmeye çağırırlar. Bu da Tanrı lütfunu iletmek için fiziksel öğeleri kullanmasının bir parçasıdır. Evet, sakramentler gerçekten bizleri tamamen ruhsal olan Tanrı ile ilişkilendirirler. Aynı şekilde sakramentlerin fiziksel ve materyal özellikleri olduğundan bizleri komşularımızla ilişkilendirirler. 1.Korintliler 11.bölümde, sürekli olarak Rab`bin sofrasını yapan bir kilise topluluğunun varlığını görürüz. Ama bu toplulukta çok kötü bir şey de mevcuttur. Rab`bin sofrasına çok fazla yemek getiriyorlar. Fakat bu davranışlarında öylesine aşırılığa gidiyorlar ki, Rab`bin sofrasını bir ziyafete çeviriyorlar. Gelen kişilerin kendi evle rinde birçok yiyecekleri olmasına rağmen, bu şölende bu sofrada yemeğe geliyorlardı. Çoğu zaman da bu yemeğe aç gelen fakirler aç bir biçimde geri dönüyorlardı.
Bu zengin kişiler yedikleri yemek aracılığı ile İsa ile ilişkilerinin derinleşmesini isterken diğer taraftan fakirleri dışlıyorlardı. Pavlus bu yemeğe ilişkin acı bir değerlendirme yapıyor. Sizin yemeğiniz Rab`bin sofrası değildir. Çünkü bu gerçekten Rab`bin sofrası olsaydı diğerlerini hizmet için dışarıya gönderecekti. Rab`bin sofrası bizleri diğerlerine hizmete yönlendirir. Adalet için çalışmaya yönlendirir. Bunun nedeni de sakramentlerin gösterdiği göklerin egemenliğinin yalnızca ruhsal alemde olmamasından kaynaklanır. Göklerin egemenliği kilisenin dışında dünyada da mevcuttur.
Diğer bir uygulaması da şudur: Sakramentler bizleri ilk orijinal çağrımıza çağırır. Erkek ve Kadının o ilk konumuna. Tekvin 1:28’e bakalım. İnsanın ilk aldığı çağrı nedir?
“Semereli olun ve çoğalın ve hükmedin ”
buna bağlı olarak 2:15’i okuyalım.
‘‘Ve Rab Allah adamı aldı, baksın ve onu korusun diye Aden bahçesine koydu’’.
Bu iki pasajı birlikte okursak karşımıza şu çıkar: Bizim aldığımız ilk çağrı Tanrının hükmü altında ve O’nun yüceliği için yaradılışa bakmak ve bu yaradılışa hizmet etmektir. Peygamberler , kahinler ve krallar olarak Tanrıya hizmetimizi dünyaya bakarak gerçekleştiriyoruz. Buna çağrıldık. Bu nedenle sakramentler bizleri ilk çağrımıza yönlendiriyorlar. Bunu gerçekleştirmeye çağırıyorlar. Tanrının yarattığı dünyanın iyi hizmetkarları olmaya çağrıldık. Bilim ilerledikçe ortaya çıkan şey bizlerin yaradılışa ne kadar bağımlı olduğumuz gerçeğidir. Bu nedenle kendi iyiliğimiz için bu yaradılışa bakmalıyız. Fakat nihai olarak en yüce amacımız, bu yaradılışa bakmakta Tanrının yücelik almasıdır. Sakramentler bizlere Tanrının yaratmış olduğu dünyayı çarpıtıp ya da kötü amaçla kullanamayacağımızı gösterir. Bizler doğayı feth etmemeliyiz. Ona yıkıcı bir tarzda hükmetmemeliyiz. Bizlere bir fayda sağladığı sürece doğaya istediğimiz bir şeyi yapamayız.Bununla sakramentin ne alakası var diyebiliriz. Beden alma olayı bununla ilgilidir. Ademin insanlığı nerden geliyor? Tanrı dünyadaki bu tozu alıyor ve bunun içerisine hayat üflüyor ve Adem yaratılıyor. Beden almayı düşünün. Tanrı beden alıp dünyaya geldiğinde artık yalnızca yarattığı insana hayat üflemekle kalmıyor bu insanı birlikteliğe alıyor. Yine beden almış Tanrı oğlu çok iyi olarak yaratmış olduğu suyu, ekmeği ve şarabı alarak diyor ki, bütün bunlar size sunduğum lütfun bir göstergesidir. Tanrının böylesine derin bir onurla donattığı bu öğeleri bizler nasıl yanlış olarak kullanabiliriz. Bunlar bizi kapanış noktasına getirir.
SAKRAMENTLERİN HER BİRİ
Buraya kadar, genel anlamda Sakramentler üzerinde konuşduk. Şimdi sakramentleri tek tek inceleyeceğiz. Bu kez Vaftiz hakkında konuşacağız. Sakrament hakkında konuştuğumuz zaman lütuf araçları hakkında konuşuyoruz. Sakramentler aracılığı ile Tanrı bize daha fazla yaklaşıyor. Sevgi ve iyiliği ile yaklaşıyor. Onun bize verdiği bu sakramentler İsa Mesihteki ahit aracılığı ile lütuf oluyor. Vaftizin nasıl bir mühür olduğunu göreceğiz. Vaftizi birkaç nokta ve birkaç başlık altında inceleyeceğiz.
Her şeyden önce vaftiz, hem İsa Mesihte birleşmek için işaret hem de bir mühür anlamına gelmektedir. İsa Mesihle birleştiğimiz zaman diğer üçlü birlikteki şahıslarla da birleşmiş oluyoruz. Ruh aracılığı ile İsa Mesihte olan birlikteliğimizde Baba ve Kutsal Ruhla da birleşiyoruz. Şimdi İsa Mesihle birleşmenin ne anlama geldiğine bakalım. Buradaki vaftiz kelimesi çok anlamlıdır. 1.Korintliller 10:1-2 ayetlerine bakalım.
‘‘Kardeşler, atalarımızın hepsinin bulut altında korunduğunu ve hepsinin denizden geçtiğini bilmenizi istiyorum. Musa'ya bağlanmak üzere hepsi bulutta ve denizde vaftiz edildi.’’
Burada Pavlus’un ne demek istediğine bakalım. Burada söylemek istediği İsrail oğullarının Musa aracılığı ile yeni bir ilişkiye girdikleridir. Tanrının halkı Mısırdan kurtuldu ve bir önderin başkanlığında toplandılar. Bu kurtuluşları sonrasında Musa ile yeni bir ilişkiye girdiler. Demek ki, burdaki örnekte Musa’ya vaftiz oldular sözü bir kişiyle yeni bir ilişkiye girmek anlamına geliyor.
MESİHLE BÜTÜNLEŞME
1.Korintliler 1. bölümde Pavlus’un aynı fikri nasıl kullandığına bakalım. Bunun için 13-15 ayetlerine bakalım.
‘‘Mesih bölündü mü? Sizin için çarmıha gerilen Pavlus muydu? Pavlus'un adıyla mı vaftiz edildiniz? Hiç kimse benim adımla vaftiz edildiğinizi söylemesin diye sizlerden Krispus ve Gayus'tan başkasını vaftiz etmediğim için Tanrı'ya şükrediyorum.’’
Burada Pavlus’un bölünmüş kiliseyi nasıl tasvir ettiğine bir göz atalım. Bazılarının Pavlus’u takip ettiği, bazılarının Apollosu takip ettiği, bazılarının da Petrus’u takip ettiği söyleniyor. 13. ve 15. Ayette Pavlus’un söylediğine dikkat edin.
‘‘Siz Pavlus’un ismine vaftiz edilmediniz, hiç biriniz benim ismime vaftiz olmadınız’’.
Burada onlara hatırlatmak istediği Pavlus’a vaftiz oldukları değil, İsa Mesih’e vaftiz olduklarıydı. Demek ki, vaftiz onları kilisenin yeni önderi ile yeni bir ilişkiye sokmadı esas kilisenin başı olan İsa Mesih ile ilişkiye soktu. Bu vaftizi hatırlatarak kilisedeki bu ayrılıkları, bölünmeleri ıslah etmek istiyor. Bölünmelerinizi bir tarafa koyun demek istiyor, çünkü İsa Mesihle yeni bir ilişkiye girdiniz. Burada vaftiz kelimesinin ilişki kelimesiyle eş anlamlı olarak kullanıldığına dikkat ediniz. 1.Bölümde ve 10. bölümde Pavlus yeni bir ilişki için vaftizin ne kadar temel bir konu olduğunu göstermek istiyor. Şimdi bunun İsa Mesihle ne şekilde ilgili olduğunu görelim. Romalılar 6. bölüm 3-4 ayetlerini okuyalım.
‘‘Mesih İsa'ya vaftiz edilenlerimizin hepsinin O'nun ölümüne vaftiz edildiğini bilmez misiniz? Baba'nın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildiyse, biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yoluyla O'nunla birlikte ölüme gömüldük.’’
Burada üçüncü ayete dikkat edin. İsa Mesih’e vaftiz edildiniz.O’nunla birlikte birleştiniz. İsa Mesih ile yeni bir ilişkiye girdiniz. Burada sorulacak soru şudur: Pavlus burada su vaftizinden mi, ruh vaftizinden mi bahsediyor? Çünkü su ile yapılan vaftiz mühürlenme vaftizi olduğu için bu ruhla yapılan vaftize de işaret ediyor. Pavlus için ikisini ayırmak normal bir şey olmayacaktı. 1.Korintliler.12:13. şöyle söylüyor.
‘‘Hepimiz bir beden olmak üzere aynı ruhta vaftiz olunduk, aynı ruhtan içmemiz sağlandı.’’
Yine burada bir bedene vaftiz olma fikrini görüyoruz. Yeni bir ilişkiye girme fikri var. Vaftiz aracılığı ile de birbirimizle ilişkiye girmiş oluyoruz. İsa Mesih bu bedenin başıdır. Bedene vaftiz olduğumuz gibi başa da vaftiz oluyoruz. Burada karşılaştığımız fikir odur ki, İsa Mesihe vaftiz ediliyor ve Onunla mühürleniyoruz. Galatyalılar 3:26-29’u okuyalım.
‘‘Çünkü Mesih İsa'ya iman ettiğiniz için hepiniz Tanrı'nın oğullarısınız. Vaftizde Mesih'le birleşenlerinizin hepsi Mesih'i giyindi. Artık ne Yahudi ne Grek, ne köle ne özgür, ne erkek ne dişi ayrımı vardır. Hepiniz Mesih İsa'da birsiniz. Ve eğer Mesih'e aitseniz, o zaman İbrahim'in soyundansınız, vaade göre de mirasçılarsınız.’’
Yine burada Pavlus Mesih’e vaftiz edilmekten bahsediyor. 1.Korintliler 12’de İsa Mesih’e vaftiz edildiğimiz gibi bedene de vaftiz edilmiştik. Yeni bir ilişkiye girdiğimiz için Mesihle radikal, olağan dışı bir hıristiyan toplumu oluşturuyoruz. Koloseliler 2:11-12’ye bakalım.
‘‘Mesih’in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde, onda sünnet edildiniz, vaftizde O’nunla birlikte gömüldünüz’’.
Burada Pavlus yine vaftiz fikrini kullanıyor. Daha önce gördüğümüz Mesih’e vaftiz olma kelimelerini kullanmıyor. Aynı şeyi belirtmek için yine de yeterince güçlü kelimeler kullanıyor. Vaftiz aracılığı ile İsa Mesih’le gömülüyor ve O’nunla kaldırılıyoruz. Burada da yine İsa Mesih’le birleşme açısından bir fikir mevcuttur. Buradaki bölümlerin ortak noktası İsa Mesih’le birleşme ile ilişkilidir. İsa Mesih’le birleştiğimizden dolayı O’nunla birleşmenin tüm faydalarını da alıyoruz. Daha önce de belirttiğimiz gibi İsa Mesih’le birleştiğimiz için Baba ve Kutsal Ruh’la da ilişkiye girmiş oluyoruz. Matta 28:18-20’ ye bakalım.
‘‘İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: «Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin. Onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin. Size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.’’.
Dikkat ederseniz milletleri öğrenci olarak yetiştirmek için bizi çağırıyor. Öğrenci yetiştirmenin bir bölümü de vaftiz etmek. Burada İsa Mesihle birliktelik daha geliştirilmiştir. Burada yalnızca İsa Mesih adına değil, Baba, Oğul, ve Kutsal Ruh adına vaftiz ediyoruz. Burada üçlü birlik adına vaftiz olmak, Baba,Oğul ve Kutsal Ruh’la yeni bir ilişkiye girme açısından ön planda tutulmaktadır. Şimdi Yuhanna İnciline bakalım ve 14:16-17; 23 ayetlerini okuyalım.
‘‘Ben de Baba'dan dileyeceğim ve O, sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhunu verecek.Dünya O'nu kabul edemez. Çünkü O'nu ne görür, ne de tanır.Siz O'nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır.’’.
İsa’nın 23. ayette Kutsal Ruh hakkında ne söylediğine bakalım.
‘‘İsa ona şu karşılığı verdi: Beni seven sözüme uyar, Babam da onu sever. Biz de ona gelir, onunla birlikte yaşarız.
Burada yakın bir ilişkiden bahsediliyor. Kutsal Ruh bizde yaşayacak ve içimizde olacaktır. Vaftiz, Kutsal Ruh’un içimizde yakın bir biçimde yaşadığına dair işaret ve simgesi haline geliyor. 23. ayette de vaftiz hakkında hem kendisi hem de babası hakkındaki ilişkiyi açıklamaya çalışıyor. Biz size geleceğiz ve sizde evimizi kuracağız. Bu çok yakın bir ilişkinin dilidir. Üçlü birlik Tanrının adına vaftiz olmanın anlamı budur. Demek ki vaftiz, Baba,Oğul ve Kutsal Ruh’la olan ilişkimizi hem simgeliyor, hem de işaret ediyor. Burada uygulama açısından şu noktayı göz önüne alabiliriz. Bu hem Mesih’le birleşme açısından hem de önümüzde üçlü birlik olan Tanrının birleşmesi açısından yeni bir boyut açılıyor. Hıristiyanlığı kanunlar ve yönetmelikler olarak açıklamayı deniyoruz. Sanki Hıristiyanlık bir takım kurallardan ve mecburiyetlerden oluşuyor. Bazen Hıristiyanlık bir takım plan ve projelerden oluşuyor gibi gözükebilir. Ancak burada gördüğümüz gibi Tanrı ile olan ilişkimizi göz önüne aldığımızda her şey ilişkiden başlıyor. Burada hem kendimiz, hem de birlikte olduğumuz yaratıcımızla olan ilişkimiz söz konusudur. Temelinde karşılıklı ilişki olan bir öğretişin sadece kural ve mecburiyetlerden oluşmuş olduğunu söyleyemeyiz.
İkinci olarak günahlarımızın bağışlanması için işaret olduğunu görüyoruz. Bu nedenle su sakramentidir. Su temizliyor ve paklıyor. Bu açıdan günahlardan bağışlama ile ilişkisi olduğunu unutmayalım. Yeni Ahitteki vaftiz açıklaması tarihini eski ahitten alıyor. Eski antlaşmadaki seramoni örneklerinden kaynaklanıyor. Levililer 11’de Allah
“Kutsal olun çünkü ben kutsalım.” Yani, ‘‘ayrılın çünkü ben ayrıyım,’’ diyor.
Bundan sonra 12-16 bölümleri arasında dini açıdan yıkanma açıklamalarına rastlıyoruz. Bu yıkanmalar, İsrail’e temizlenmenin önemini hatırlatıyor. Bu durum aynı zamanda da Tanrının lütfunu gösteriyordu. Vaftizi düşündüğümüzde Levililer de temizlenme açısından bize örnek oluyor. Vaftizi düşünerek, aynı konudan bahseden diğer bölümlere de bakalım Çıkış 29:4’e bakalım.
‘‘Toplanma çadırının kapısına getirecek ve onları yıkayacaksın’’.
Harun ve oğulları eğer Tanrının huzurunda hizmet vereceklerse temizlenmeye ihtiyaçları vardı. Bu su ile yıkanma onları Tanrının önünde durmaya hazırlıyordu. Sayılar 8:5-7
‘‘Levilileri al ve onları tahir et, üzerlerine tahir suyu serp’’.
Burada özellikle gösterilmek istenilen kahinlere yardım eden Levililerdi. Onlar da törensel yıkanmadan geçiyorlardı. Bu tekrarlanan yıkanmalar onları Tanrıya hizmete hazırlıyordu. Hezekiel 36:24-26 ayetlerine bakalım.
‘‘Sizi kendi toprağınıza getireceğim ve üzerinize temiz su serpeceğim. yeni yürek ve yeni ruh koyacağım.’’
Dikkat edin Tanrının tüm halkı temizleniyor, abdest alıyor. Bu temizlenme iki şekilde gruplaşıyor. Tüm günahlardan ve putlardan temizlenme ve 26. ayette yeni bir ruh ve yeni bir kalp alıyor. Bu tip ayetlere örnek olarak yeni ahitteki vaftiz üzerine çok güzel bir açıklama görüyoruz. Zekeriya 14:8-9.
‘‘Yeruşalimden diri su çıkacak. Yazın da kışın da böyle olacak, bütün dünya üzerinde Rab kral olacak.’’
NE İÇİN VAFTİZ?
Bu ayetlere bakınca büyük bir ilerleme görüyoruz. Levililer abdest alıyor, İsrail de abdest alıyor. Zekeriya 14’te bütün milletlerin abdest alacağı söyleniyor. Bu adım adım ilerleme Matta 18:28’e kadar devam ediyor ve bütün milletleri Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına vaftiz ediyoruz. Şimdi su ile vaftiz bütün halklara veriliyor. Yeni Ahitte bu vaftiz konusu ele alınıyor ve bu konuda devam ediyor. Hezekiel 36 da ruhla su arasındaki ilişkiyi gördük. İsa Mesih Tanrının hükümranlığından bahsediyor. Yuhanna 3. bölümde de hiç kimse Tanrının hükümranlığına su ve ruhtan doğmadıkça giremez diyor. Yine İsa, Hezekiel’den bu fikirleri önümüze getiriyor. Titus 3:5 ’e bakalım.
‘‘Ama Kurtarıcımız Tanrı, iyiliğini ve insana olan sevgisini açıkça göstererek bizi kurtardı. Bunu, doğrulukla yaptığımız işlerden dolayı değil, kendi merhametiyle, yeniden doğuş yıkamasıyla ve Kurtarıcımız İsa Mesih aracılığıyla üzerimize bol bol döktüğü Kutsal Ruh'un yenilemesiyle yaptı.’’
Burada yıkanma, tekrar doğma ve kutsal ruh nasıl bir araya gelmiş dikkat edelim. Yeniden doğuşumuz günahtan temizlenmeyi içeriyor. Vaftizimiz de bu yeni doğuşun işareti ve simgesi. Yuhanna 3 ve Titus 3’de gördüğümüz ayetler bize vaftiz olduğumuzda Kutsal Ruh’u almamız, bebek doğumundan sonra yapılan banyo gibi, bizim de doğuştan sonra kutsal ruhu almamız bununla bağlantılıdır. Şimdi vaftiz ve temizlenmeyi birbirine bağlayan diğer bölümlere de bakalım.
Elçilerin İşleri 2. bölümde Petrus etrafta toplananlara konuştu. Lukanın dediğine göre bu mesaj yüreklere dokundu ve halk bağırarak ne yapalım. diye sordular. 38 ve 39. ayetlerde,
‘‘günahlarınızdan dönün ve günahlarınızın bağışlanması için her biriniz İsa Mesih’in adına vaftiz olun’’.
Bu vaat çocuklarınıza ve uzakta olanlara’dır. Vaftiz olun, İsa Mesih adına vaftiz olun, bu yeni ilişkiye günahlarınızın bağışlanması için girin, kutsal ruhla olan ilişkiye bakın, bu yıkamayı sağlayanı göz önüne alın, kutsal ruh armağanını alacaksınız. Petrus’un yaptığı bağlantılar budur. Bazen bu bölümler bizi rahatsız ediyor. Vaftizin kendisi mi bizi bağışlıyor, suda güç mü var, vaftiz eden kişide mi güç var şeklinde soruyoruz. Konuyu bu bağlam içinde düşünmeliyiz. Petrus, müjdeyi halka sunduktan sonra ne olduğuna dikkat edin. Üç bin kişi karşılık veriyor ve hemen vaftiz oluyorlar. Bir ay ve iki yıl sonra değil, hemen vaftiz ediliyorlar. İsa Mesihe o anda iman ederek ve aynı zamanda vaftiz olarak büyük bir güçle birleşiyorlar ve Tanrının gücü işliyor ve vaftiz oldukları zaman Onun lütfunu güçlü bir biçimde hissediyorlardı.
Elçilerin İşleri 22:16 ’da
‘‘Haydi ne bekliyorsun, kalk O’nun adına vaftiz ol ve günahlarından kurtul’’.
Burda Pavlus’un güvendiği vaftiz midir? Bizim günahlarımızı temizleyen İsa Mesih değil midir? Pavlus’un güvendiği Tanrının lütüf aracılığı ile bizi temizlemesidir. Ama bu arada vaftiz araya girmektedir. Burada vaftizin yalnızca bir imanlının tanıklığı olduğu fikrini bu pasaj tamamen siliyor. Pavlusun bize açıklamak istediği vaftizin kadın ve erkekler olarak imanlının hayatında etkili bir araç olduğudur. Burada sorun olan Pavlus’un sözleri ya da kendisi değildir, kendi ilahiyatımız yüzünden kutsal ayetleri kullanmaktan korkmaktayız.
Dikkat etmemiz gereken bazı sözler vardır. Bunlar da lütüf ve lütfun aracısı arasındaki ilişkiyi açıklamaktır. Kalkıp vaftiz olun günahlarınızı yıkayın denilmiyor. Vaftiz olduğunuzda İsa Mesih’in adını çağırın. Söylemek istediği gücün yalnızca suda olduğu değil ama esas gücün İsa Mesihte olduğudur. Vaftiz aracılığı ile bizde işleyen Tanrının gücüdür. Koloseliler 2:11-12’ye bakalım,
‘‘Ayrıca Mesih'in gerçekleştirdiği sünnet sayesinde günahlı benliğinizden soyunarak elle yapılmayan sünnetle O'nda sünnet edildiniz. Vaftizde O'nunla birlikte gömüldünüz ve O'nu ölümden dirilten Tanrı'nın gücüne iman ederek O'nunla birlikte dirildiniz. ’’
Pavlus paralel bir anlam çıkarabilmek için sünnetle bir bağ kuruyor. Bunu yapmasının amacı ise sünnetin eski ahitte günahtan arınmayı simgelemesidir. Bu yüzden Tanrı İsraillilerden yüreklerini sünnet etmelerini istemişdi. Bu ise, vaftizin günahların bağışlanması açısından hem işaret hem de mühür olduğunu gösteriyor. Efesliler 5.bölüm 25-27 ayetlerine bakalım.
‘‘Ey kocalar, Mesih inanlılar topluluğunu nasıl sevip onun uğruna kendini feda ettiyse, siz de karılarınızı öyle sevin. Mesih, inanlılar topluluğunu suyla yıkayıp Tanrısal sözle temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti. Öyle ki, inanlılar topluluğunu, üzerinde leke, buruşukluk ya da buna benzer bir şey bulunmadan, görkemli bir biçimde kutsal ve kusursuz olarak kendine sunabilsin. ’’
Burada kilise yeni yıkanmış bir gelin olarak gösteriliyor. Temizlenmiş, yenilenmiş ve Mesih için süslenmiş. Peki nasıl yıkandı? Bu ayetlerde suyla, söz aracılığıyla yıkandı diyor. Burada hatırlarsanız su aslında kutsal ruhla ilişkili ve eski antlaşmada kutsal ruhla su arasındaki ilişkiyi göstermektedir. Su ile vaftizin gösterdiği şey, günahları bağışlama açısından bir simge ve mühür olduğudur. Burada yine aynı durumu görmekteyiz. Günahtan temizlenme ve su ile yıkanma. Uygulama açısından vaftiz edilerek günahlardan temizlenmek ne anlama geliyor. Demek ki, Hıristiyan olabilmek için tek ihtiyacım olan şey günah. Ve vaftiz olabilmek için gerekli tek şey gerçekten kirli olmaktır. Bizim düşündüğümüz ise sanki Tanrı yalnızca iyi insanlara, hoş insanlara karşı merhametli. İsa bu tip insanların doktora ihtiyacı olmadığını söylüyor. Banyo almanın tek gerekçesi kirli olmaktır. Bu noktada bebek vaftizi hakkında şu soruyu sorabiliriz. Hiçbir şey yapmayan bebekleri niye vaftiz ediyoruz?
EN TEMEL NEDEN
Bu soruda iki mesele ortaya çıkıyor. Her şeyden önce kutsal kitabın temel günah hakkındaki öğretişini unutmuş oluyoruz. Davud, Mezmur 51’de diyor ki ;
‘‘anam bana günah içinde gebe kaldı.’’
Günah düşüşten itibaren insanlığın temel sorunudur. Adem ve Havva’dan beri insanın bir parçası halindedir. Dünyayı kendi etrafımda organize edecek şekilde doğmuşum. Çünkü doğuştan itibaren ben dünyanın merkezi olduğuma inanıyorum. Tekvin 3’te şeytanın söylediğini unutmayın.
‘‘Bu yasak meyveyi yediğinizde Tanrı gibi olacaksınız’’.
Doğuştan itibaren özgürlük arıyorum, kendi kendime var olmayı arıyorum. Her zaman her şeyin merkezi olmak istediğim gibi hiçbir şeye de bağlı olmak istemiyorum. Yeni doğmuşlar da yetişkinler gibi bu özürleri üstlerinde taşıyorlar. Yetişkinlerde de olduğu gibi küçükler de bu günahları taşıyor. Yaşamımızda günah değil de günahlara dikkat ediyoruz. Çünkü dikkatimizi çeken veya önem verdiğimiz Tanrının yasasının tek tek ihlaline bakıyoruz. (Hırsızlık, yalan gibi) Vaftiz daha büyük sorundan bahsediyor. Günahın daha büyük sorunundan bahsediyor. Bizim doğamızdan gelen ana sorundan bahsediyor. Günahlar da bu ana sorundan kaynaklanıyor. Gördüğünüz gibi Davut günahı incelediği zaman günahlardan daha ziyade, günahından, ana günahtan, temel günahtan rahatsız. Ana rahminden itibaren bulunduğu durumdan, doğasından rahatsız. Ondan sonra işlediği günahlardan değil. Ana rahminden beri günahın varlığından rahatsız oluyor. Tabi bebekler bu günahları işlediler diye suçlanamazlar ama günahkardırlar. Çünkü her insan yüreğinde olduğu gibi onlarda da bu eksiklik ve bozukluk var. Bu yüzden vaftiz olmak için günahkar olmak yeterli. Buna rağmen çocuklar günah işlemez dediğimizde bu yaklaşım safça bir gözlemdir ve ilk günahın ne kadar etkileyici olduğunu göz ardı etmektir.
Bir yazar, eğer bebeklerin günahkar olmadıklarını düşünüyorsanız daha çok çocuklarla vakit geçirin demiştir. Aziz Avgustin bebeklerin annelerinin dikkatini çekmek için bağırıp çağırmalarına dikkat edin demiştir. Bu hareketlerde bulunarak kendileri zararsız gibi görünmelerine rağmen ne kadarlık bir gücü elinde tuttuklarını anlarız.
Başka bir uygulamaya geçelim. Konuyu vaftizin bağışlanma açısından, işaret ve mühür olma açısından ele alalım. Reform döneminde Kalvin ve Luther günah çıkarmayı bir kenara bıraktılar. Neden bunu yaptılar? Bunun nedeni Tanrı bize zaten var olan günahla nasıl ilgileneceğimizi göstermiş olmasıdır. Onlar için, var olan günahtan, şimdiki var olan günahtan kurtulmanın tek yolu vaftizdi. Bunu anlamak için biraz d