http://www.hristiyan.net

 

Kitaplar Ana Sayfa

 

 

 

PRESBİTERYEN KİLİSESİ İNANÇ VE UYGULAMA ÖZELLİKLERİ

  

John M. Otis

 

 

IÇINDEKILER

 

 

Giriş........................................................................................................................... 1

 

Kutsal Yazılarin Hatasizliği...................................................................................... 1

 

Inanç Bildirgesi ve Açiklamasi Olan Bir Mezhep....................................................           2

 

Kutsal Kitapta Ahitsel Görüş....................................................................................            3

            Yapisal Birlik................................................................................................  5

            Temasal Birlik...............................................................................................            6

 

Tarihi Hiristiyan Doktrinlerinin Kabulu...................................................................  6

            Üçlü Birlik (Teslis).......................................................................................  6

            Yaradiliş........................................................................................................ 8

            Mesih Kişisi.................................................................................................. 8

                        Mesih’in Tanrısalliği......................................................................... 8

                        Mesih’in Insanliği.............................................................................  9

                        Iki Doğa Tek Insanda........................................................................            9

            Mesih’in Yaptiklari.......................................................................................  9

                        Görevleri............................................................................................            9

                        Mesih’in Kefareti...............................................................................            10

            Mesih’in Dirilişi ve Ikinci Gelişi................................................................... 10

 

Tanrınin Kudreti ve Hikmeti..................................................................................... 11

 

Seçilmişlik (Önceden Belirlenmişlik).......................................................................           11

 

Calvinizmin Beş Maddesinin Kabulu........................................................................          12

 

Gizler......................................................................................................................... 16

            Rab’bin Sofrasi..............................................................................................           17

            Hiristiyan Vaftizi........................................................................................... 17

                        Vaftizin Yapiliş Şekli........................................................................ 17

                        Vaftiz Olabilecek Kişiler...................................................................            18

 

Kilise Yönetimi..........................................................................................................            20

 

Sonuç.........................................................................................................................            22

 

Dipnot Referanslari...................................................................................................            23

 

 

 

 

GİRİŞ

 

Bu kitabin yazılma amaci, İncilsel Presbiteryenizmin başlıca özelliklerini ortaya koyarak Presbiteryen Kilisesine üye olan kişileri, kiliselerinin tam olarak neye inandığı konusunda bilgilendirmek ve dişaridan merak edenler için Presbiteryen inançlarını genel olarak tanitmaktir. Presbiteryenlerin çoğu kiliselerinin temel inançlarını ve neden Presbiteryen olduklarini bilmezler. Yani, çoğu kişi neden bir Methodist, Church of God veya Baptist kilisesine  değil de Presbiteryen Kilisesine üye olduklari konusunda yeteri kadar İncilsel ve teolojik sebep gösteremezler. Üyelerin tam olarak neye ve neden inandiklarini bilmeleri çok ciddi bir gereksinimdir. Elçisel Kilise adli kitabinda Thomas Witherow bu sorunu açikça görebilmiştir. Insanlarin neden çeşitli kiliselere katildiklarindan bahsederken Witherow şöyle diyor:

            “Yargiyla değil duygularla yönlendiriliyorlar. Ilk olarak bir mezhebin önde gelen ilkelerini ve o mezhebin bilinen standartlarini ayirip, bu ilkeleri Tanrı Sözü’nün işiğinda incelemiyorlar. Insanoğlunun büyük bir çoğunluğu ilkeleri araştirmak ve onlari tartmak için yeterince entellektüel değildir. En azindan bunlari yapmak zahmetine katlanmiyorlar. Karalarini verirken büyük bir insanin güvenilirliğinden; ahlaki yönden kendilerini kanitlamiş bazi kişilerden ya da bulunduklari yerdeki önderin dindarliği ve güzel konuşmalarindan; belkide önemsiz bir duygusal bağlıliktan veya küçük bir kazançtan; rütbe ya da bu dünyada moda olan şeylere olan sevgilerinden yahut bunlar kadar düşük ve bayaği şeylerden etkileniyorlar.”1

            “İncilsel Presbiteryenizm” teriminin kullanilmasinin özel bir sebebi vardir. Günümüz mezheplerinin oluşturduğu “teolojik atmosfer”, kişileri böyle bir terminoloji kullanmaya zorlamiştir. Ileride söz edeceklerimizin çoğunu reddeden ve yine de kendilerine Presbiteryen ismini veren kiliseler mevcuttur. Onlar sadece ismen Presbiteryenlerdir. Kilise teolojileri yakindan incelenirse, onlara “Hiristiyan” demek bile zordur. Bu Kiliselerden bazilari Mesih’in Tanrısalliğini, bir bakireden doğduğunu, kişisel ve görünür şekilde olacak dönüşünü, Kutsal Kitabin hatasizliğini vb. reddederler. Üzücü olan şey ise çoğu kişinin Presbiteryenizmin içinde bu denli teolojik kutuplaşma yaşandiğini bilmemesidir. Bu kitapta biraz ileride açiklanacak inançlara inanan bizler, çoğu zaman diğerleriyle ayni “Presbiteryen” ismi altina dahil edilmekten rahatsizlik duyariz. Isterdik ki bu kiliseler kendilerine “Presbiteryen” demeyi biraksinlar. Çünkü gerçek İncilsel Presbiteryenizmi reddetmektediler. “İncilsel Presbiteryenizm” terimiyle demek istediğimiz, tüm detaylariyla Kutsal Kitaba uygun olan inanç sistemidir. Buradan sonra kullanacağimiz her “Presbiteryen” kelimesi bu anlamda anlaşilmalidir.

 

 

 

KUTSAL YAZILARIN HATASIZLIĞI

 

Presbiteryenler, Tanrınin Kendisini iki şekilde açikladiğina inanirlar: 1) genel esinleme, 2) özel esinleme. “Genel esinleme” ile anlatmak istediğimiz, Tanrınin kendisi hakkindaki bilgileri doğanin gücü araciliğiyla tüm yaradilişinda, insan aklinin yapisinda, vicdanin sesinde, tarih ve deneyimlerin gerçeklerinde ortaya koyduğudur (Mez. 19:1-2; Rom. 1:19-20; 2:14-15). Genel esinlemenin ana amaci insanoğlunu özürsüz birakmaktir. Tanrı vardir ve tüm insanlar O’na karşi sorumludur. Buna rağmen, genel esinleme bizlere Tanrı’yi tanima hakkinda güvenilir bilgiler vermek açisindan yetersizdir. Bunun sebebi ise günah yüzünden bozulmuş olmasidir (Rom. 8:19-22). Insanlara kurtuluş yolu hakkinda bilgi veremez. Bu sebepten ötürü, “özel esinleme”ye ihtiyaç vardir.

           

Bu özel esinleme İncil’de bulunmaktadir. Günahin dünyaya girmesiyle doğa bozulmuş, insana yabancilaşmiştir. Insanoğlu ruhsal olarak körleşmiş, fiziksel evreni ve kendisini doğru şekilde anlayamaz hale gelmiştir. Bu yüzden, insanlarin Yaraticisi ile paydaşliğa girebilmesi ve evrenin gerçeklerini anlayabilmesi için Tanrınin bu gerçekleri tekrar yorumlayip, insana içinde bulunduğu günahli ortamdan özgür olmasini sağlayacak bir yol sunmasi gerekmiştir.

 

Kutsal Yazılar, Presbiteryenlerin düşünüş ve davranişlarinda merkez noktadir. Kutsal Kitap, yani esinlenmiş Tanrı Sözü, iman ve uygulamalarda hatasiz otorite olarak görülmektedir (2. Tim. 3:16-17; 1. Sel. 2:13). Tanrı Kutsal Yazılari nasil esinledi? Kutsal Ruh, yazarlarin karakterlerini, mizaçlarini, armağan ve yeteneklerini, eğitim ve kültürlerini, kelime hazinelerini ve stillerini koruyarak onlari yönlendirmiştir. Öyle ki, yazdiklari her şey Tanrınin insanoğluna söylemek istediklerinin tam olarak aynisiydi (2. Pet. 1:20-21).

 

Kutsal Yazılarin hatasizliği ile Presbiteryenlerin kastettiği, tüm öğretileriyle Kutsal Kitapta yanliş bulunmadiğidir. Bu, Kutsal Kitabin tarihi, arkeolojik ve bilimsel gerçeklerde olduğu gibi ahlaki ya da dinsel öğretilerinin tümünün esinlendiği anlamina gelir. Bu esinleme sadece Kutsal Kitabin bütününü kapsamakla kalmaz ancak kullanilan her kelimeyi içine almaktadir. Buna “sözel esinleme” adi verilir. Kutsal Yazılarin her kelimesi Tanrı esinidir. Pavlus, bu kelimelerin Ruh’un öğrettiği kelimeler olduğundan bahsetmişti (1. Kor. 2:13). Hem Pavlus’un hem Isa’nin savunmalarini ve söylemek istediklerini sadece tek bir kelimeye dayandirdiklari zamanlar olmuştur (Mat. 22:43-45; Yuh. 10:35; Gal. 3:16). Isa bunu Kutsal Yazılarin her zerresine ve bölümüne uygulamiştir (Mat. 5:18).

 

Presbiteryenler Kutsal Yazılarin, bizleri kurtuluşa yönlendiren ve kutsallikta olgunlaşmamizi sağlayan tek emin kaynak olduğuna (2. Tim. 3:15) ve Kutsal Ruh’un hiçbir zaman insanlari Tanrı’nin açiklanmiş Sözü’nden ayri bir yola yönlendirmediğine (Yuh. 16:13; 17:17) inanirlar. Tüm düşünce ve haraketler Kutsal Yazılarin “bakiş açisindan” değerlendirilmelidir. O, hiçbir zaman değişmeyen, tek emin temeldir. Burada Kutsal Yazılarin hatasizliği Presbiteryenizmin en önemli ilk özelliği olarak belirtildi çünkü kişinin Kutsal Kitaba bakiş açisi onun teolojiye yaklaşimini etkileyecektir.

 

 

 

INANÇ BILDIRGESI VE AÇIKLAMASI OLAN BIR MEZHEP

 

Şüphesiz ki Presbiteryenizm, inanç bildirgesi ve açiklamasi olan bir mezheptir. Bununla ne demek istiyoruz?  Ilk olarak bildirgeler ve açiklamalar arasindaki ufak farkliliklari belirtmeliyiz. Denebilir ki Elçilerin, Athanasian ve Iznik Inanç Bildirgeleri gibi bildirgeler, tüm çağlarin evrensel kilisesini birleştiren gereklileri bir bir ortaya koymayi amaçlar. Açiklama ise kilisenin temelleri üzerinde durur. Diğer taraftan bildirge, daha detayli bir şekilde teolojiyi ortaya koyar. Aralarindaki farki anlamak için kişinin Westminster İnanç Açıklaması ile Elçilerin Inanç Bildirgesini karşilaştirmasi yeterli olacaktir.

 

Presbiteryenler, tarihi bildirgelerde ve Westminster İnanç Açıklaması’nda ortaya konan maddeleri İncilsel gerçeklerin doğru açiklamalari (mükemmel olmayan insanlarin başarabileceği kadar) olarak kabul eder. Örneğin, Westminster İnanç Açıklaması İncil’de öğretilen doktrin sisteminin aynisini içerir diyebiliriz.

 

Bunu söylemekle, Açiklamasal standartlari İncil ile eşit sayiyor değiliz. Bildirgeler ve Açiklamalar Kutsal Yazılara ek ve gerçeklerin bağimsiz açiklamalari değildir. Bütünüyle İncil’e bağimlidirlar. Westminster İnanç Açıklaması Kutsal Yazılarin yeterliliğini kesin olarak ileri sürmektedir:

            “Iman ve itaat etmeyi gerektiren Kutsal Yazı yetkisi, herhangi bir kişiye ya da kiliseye değil, tümüyle (kendisi gerçek olan) Tanrı’nin tanikliğina dayanmaktadir. Kutsal Yazınin yazari Tanrı’dir; bu yüzden kabul edilmelidir, çünkü Tanrı’nin Sözüdür (W.I.B. 1:4). Tüm inanç biçimlerinin, tüm toplumlarin hükümlerinin, tüm eski yazarlarin düşüncelerinin, tüm insan öğretilerinin, tüm ruhlarin berlirlenmesi ve sinanmasinda gereken, tümüyle güvenilir olan en yüce yargi, Kutsal Yazıda konuşan Kutsal Ruh’tur (W.I.B. 1:10).”

 

Açiklama ayrica kilise bedenlerinin davranişlarindan ve bağil yetkilerinden de bahsediyor. Bu karar ve davranişlar sadece “Tanrı Sözüne uygunsa” dikkate alinmalidir (W.I.B. 31:3).

Neden bildirge ve açiklamalara ihtiyaç var? Hangi amaca hizmet ediyorlar? Hiristiyan olduklarini söyleyen büyük bir kesim kendilerini açiklama ve bildirge karşiti olarak tanimliyorlar. Böyle belgelerin, Kutsal Kitabin yeterliğini azalttiğini ileri sürüyorlar. En büyük sloganlari ise: “bildirge değil ama Kutsal Kitap.” Tüm bu söylenenlerden ne anlam çikarmaliyiz? Ilk olarak, daha önce de söylediğimiz gibi, inanç bildirgesi ve açiklamasi olan kiliseler Kutsal Yazılarin yeterliliğini inkar etmez, ama bu gerçeğe özenle değer verirler. Ikincisi, “bizim Kutsal Kitaptan başka hiçbir bildirgemiz yok” ifadesinin kendisi bir bildirgedir! Demek istediği, “benim bildirgem şu ki, Kutsal Kitap dişinda hiçbir bildirgem yok.” Pratikte bu ifade hiçbir şey dememektedir. Belirsiz bir cümledir. Böyle kiliseler tüm anlatilmak isteneni anlayamazlar. Bildirgelerin ve açiklamalarin amaçlari bir kimsenin Kutsal Kitap hakkinda neye inandığını ortaya koymaktir. Presbiteryenler sadece şunu demiştir, “eğer bir kimse neye inandığımizi öğrenmek istiyorsa, Kutsal Kitapta öğretilen doktrin sistemini içerdiğini kabul ettiğimiz bildirge ve açiklamalara baksin.” Bildirge ve açiklama karşiti kiliseler kendi inançlarının özelliklerini belirli bir dökümanda yazmamiş ya da reddetmişlerdir. Ancak kesinlikle bu kiliselerin İncilsel olduğuna inandiklari doktrinsel inançlari bulunmaktadir.

           

Şüphesiz ki Presbiteryenizm, inanç bildirgesi ve açiklamasi olan bir mezheptir. Inancimizin dört maddesini tüm dünya karşisinda açikça göstermekteyiz. Herkesi neye ve neden inandığımizi anlamalari için bunlari çalişmaya davet ediyoruz. Bildirgelerin doğasi ve fonksiyonlari hakkinda iyi bir açiklama için Kenneth L. Gentry, Jr’in The Usefulness of Creeds (Bildirgelerin Faydalari) adli eserini inceleyin.

 

 

KUTSAL KITAPTA AHITSEL GÖRÜŞ

 

Presbiteryenler, “farkli antlaşmaci” (dispensational) görüşe karşilik tek antlaşmaci görüşü benimserler. Farkli antlaşmacilik (dispensationalism), Tanrınin insanlara, insanlik tarihinin farkli dönemlerinde farkli şekilde muamele ettiği inancidir. Insanoğlu, belli bir dönemde önündeki sinavi geçemezse Tanrı tarafindan yeni bir dönem başlatilir. Farkli antlaşmaciliğin başlıca özelliği, küçük bir süreklilik dişinda tüm çağlarin diğerlerinden tamamen farkli olmasidir. Bu sistem, tüm farkli dönemler boyunca diğer dönemleri etkisiz biran bir sürekliliği reddeder. Süreksizlik, var olan süreklilikten daha fazladir.

 

“Ahit” kelimesiyle ne denmek isteniyor? O. Palmer Robertson, The Christ of Covenants (Ahitlerin Mesihi) adli kitabinda antlaşmayi “Efendi tarafindan kanla oluşturulan bağ” olarak tanimlamiştir.3 Bu tanimda birkaç anahtar öğe bulunmaktadir. Ilk olarak, bir ahit kişileri birbirlerine bağlar. Yeminlerin ve işaretlerin amaci, andin bir bağ olduğunu göstermek içindir. Bağ, iki tarafi birbirlerine adar.

 

Ahit, kanla oluşturulan bağdir. Bu bir ölüm kalim adanmişliğini ifade eder. Kutsal Kitapta, Tekvin 15’deki gibi ahitle ilgili törenler “kesme işlemi” ile kan dökülmesini gösterir. Tekvin 15 ‘deki hayvanlarin ortadan ikiye kesilmesi “ölümle yemin etmeyi”, parçalanmiş havyan ise bu ahdi bozduklari taktirde iki tarafin maruz kalacaği laneti ifade ediyordu. Kanla oluşturulan bağ, Ibraniler 9:22’deki düşünceyi çok açik olarak ifade etmektedir, “kan dökülmeksizin bağişlama olmaz.” Kan, Kutsal Kitap’ta cani simgeler. Etin caninin kanda olduğu söylenir (Lev. 17:11). Bu da, ahitsel adanmişliğa sadece kan dökülmesi yoluyla son verilebileceğini anlatir. Robertson bu konuyu iyi bir şekilde özetlemiştir, “ahit, kanla oluşturulmuş bağdir. Yaşam ve ölümle sonuçlanabilecek adanmişlik içerir. Ahitin kesilişinde, taraflar resmi bir kan dökme işlemiyle birbirlerine adanirlar. Bu kan dökme, ahitin ciddiyetini belirtir. Ahitle, yaşam ve ölümde birbirlerine bağlanmişlardir.”4

 

Ahitin diğer anahtar öğesi ise Efendi tarafindan yapilmiş olmasidir. Bunun anlami, hiçbir pazarliğin olmadiği ve sadece bir tarafin tüm şartlari belirleme yetkisine sahip olduğudur.

 

Presbiteryenler, Tanrınin insanoğlu ile yukarida bahsedildiği gibi, kanla oluşturulmuş bağ adanmişliğina girdiğine inanirlar. Yerin ve göğün Hükümdar Rabbi olarak, antlaşma şartlarini O belirlemiştir. Antlaşma maddelerine uyduğu taktirde insanoğluna bereket vaadeder ancak uymadiğinda onlari ölümle tehdit eder. Bu sebepten, insan ya antlaşmayi tutan ya da bozan taraf konumuna getirilmiştir.

 

Ahit kavrami Kutsal Yazılarda eşsiz bir şekilde açiklanir. Tanrı, farkli tarihsel dönemlerde insanlarla farkli ahitlere girerken görülür. Yaradilişin başindan dünyanin sonuna dek Tanrı, insanla ahit içindedir. Bu ahitlerde birlik ve farklilik bulunmaktadir. Tanrınin insanla girdiği ahitler iki bölüme ayrilabilir: 1) işlere bağlı ahit, 2) lütuf veya kurtuluş antlaşmasi.

 

Işlere bağlı ahit ile ne anlatilmak istenir? Bu, Ademin cennetten kovulmasindan önceki deneme dönemini anlatir. Eğer Adem itaat ederse Tanrı’nin bereketini alacaktir. “Ahit” kelimesi burada hiç kullanilmamiş olsada, bir ahit için gerekli olan tüm öğeler mevcuttur. Tanrınin insanla olan ilişkisi gerçekten de O’nun tarafindan kanla oluşturulmuştur. “Iyiliği ve kötülüğü bilme ağacindan yeme!” şeklindeki Tanrınin kesin bir buyruğuna insanin uymasi gerekiyordu (Tek. 2:16-17). Bu noktada, antlaşmayi bozmanin cezasini çekmek insanin kendi hatasinin sonucuydu. Insan ruhsal olarak öldü ve bir gün de fiziksel olarak ölecekti. Ancak, işte tam bu zamanda Tanrı’nin lütfu parladi. Tanrı insanla bir lütuf ve kurtuluş antlaşmasina girdi.            

 

Lütuf antlaşmasi ne demektir? Louis Berkohf’un tanimi yeterlidir: “Kendisine karşi suç işlenmiş Tanrı ile suçu işleyen günahkar ancak seçilmiş insanin arasindaki lütufkar anlaşma. Öyle ki Tanrı, insana Mesih’e olan imani sayesinde kurtuluş sözü verir ve günahkar, iman ve itaatle sürdüreceği bir yaşam sözü vererek bunu imanla kabul eder.”5

 

Isa Mesih, Kutsal Kitap tarihinin ayrim noktasidir. Tanrınin Mesih’ten önce insanla yaptiği ahte “eski ahit ya da eski antlaşma” ve Mesih’ten sonraki ahte ise “yeni ahit ya da yeni antlaşma” adi verilir. Eski antlaşmanin özellikleri “vaat”, “gölge” ve “peygamberlik” iken yeni antlaşma “yerine getirme”, “gerçek” ve “farkina varma” ile karakterize edilmiştir.”6

 

Kutsal Kitapta yapilan antlaşmalar şunlardir: 1) Ademsel, 2) Nuhsal, 3) Ibrahimsel, 4) Musasal, 5) Davutsal ve 6) yeni ya da bitiş antlaşmalari.

 

Bu ahitlerin güzelliği ise hepsinin birlik içinde olmasidir. Öncekilerin gerekli öğelerini koruyarak bir sonraki antlaşma, olaya yeni bir boyut ekler ve böylece birbirleri üzerine inşa ederler. Çok kesin olarak bir ilerleme görülür. Robertson bu ahitlerin Yapisal ve Temasal birliklerinden söz eder.7

 

 

Yapisal Birlik

 

Tarihsel deneyimde birlik bulunmaktadir. Tanrı, Ibrahimle yaptiği antlaşma yüzünden Israili Misir egemenliğinden kurtararak vaat edilen toplaklara getirdi (Çikiş 2:24; 3:16-17; 6:4-8; Mez. 105:8-12, 42, 45; 106:45). Musa’nin inşa ettiği sunak (Çikiş 24:4) atalarin döneminin kavimsel yapisini Musasal antlaşmanin başlangicina bağlar. Davut’un antlaşmasi ise Israil’in Misir’dan kurtuluşu ile bağlanmiştir (2. Samuel 7:6,23). Israil’in ulusal yargilanmasi Musasal antlaşmanin getirdiği bir sonuçtur. Onlari köleliğe götüren şey Davutsal ahit zamaninda Musasal antlaşmayi bozmuş olmalariydi.

 

Soysal geçerlilikte birlik  bulunmaktadir. O, bin kuşak için içtiği andi sonsuza dek animsar (Tes. 7:9; Mez. 105:8-10).  “Tohum” kavramiyla bu açiklanmiştir (Tek. 15:18; Çikiş 20:5-6; Tes. 7:9; 2. Sam. 7:12). Bu ilke Yeni Antlaşma’da “Diğer uluslarin aşilanmasi”’nda görülür (Rom. 11:17, 19; Gal. 3:29).

 

Ahitlerin birliği “yeni antlaşma”ya bağlıdir. Yeni Ahit, önceki antlaşmalarin nihai bir tamamlanmasini sunar. Yeremya 31:31’de sözü edilen yeni ahit, Musasal antlaşmaya bağlaniyor. Belirli dişşal özellikler bulunmayacakti. Tanrı’nin yasasi insanin kalbinde olacakti. Yeni Ahit ayni zamanda Ibrahimsel antlaşmaya bağlıdir. Tanrı, kendisinden korksunlar diye onlara “tek yürek ve tek yol” verecekti (Yer. 32:39-40).  Ve “onlari hakikatla bu memlekete dikecek” (Yer. 32:41). Hezekiel de yeni antlaşmayi Davutsal ahite bağlıyor (Hez. 34:23-24). Yeni Ahit, Nuhsal antlaşma ile de bağlıdir. Nuhsal ahitte Tanrı kendisinin olacak insanlar ayirdi. Bugün bile mevsimlerin sürekliliği bu antlaşmanin devam ettiğini gösterir (Tek. 8:22). Bununla beraber, yeni antlaşma Ademsel antlaşmaya bağlıdir. Tekvin 3:15’de Tanrı insanin düşüşünde ona bir kurtarici göndereceğine söz vermiştir. Yeni Antlaşma’da Tanrınin Şeytana karşi söylediği ilk sözün yerine gelmesi engellenemeyecektir (Rom. 16:20).

 

 

Temasal Birlik

 

Antlaşmalar yapisal olduğu kadar harika bir temayla da birleşmişlerdir. Tekrarlanan bu harika mesaj şudur: “Ben sizin Allahiniz olacağim, siz de benim halkim olacaksiniz.” Lütuf andinin kalbinde şu yatmaktadir: “Tanrı bizimledir.”

 

Bu temanin ilk işlendiği yer Ibrahimsel antlaşmanin işareti ve mühürü olarak Tekvin 17:7’deki sünnette görülmektedir. Musasal ahitteki temasal terim, Israilin kölelikten kurtuluşunda görülmektedir (Çikiş 6:6-7; 19:4-5; Lev. 11:45; Tes. 4:20). Ayni tema Davutsal ahitte de görülmektedir (2. Krallar 11:17). Hezekiel 34:24’de peygamber Rab’bin onlarin Allahi ve Davudun da onlara bey olacaği gerçeğini ortaya koyuyor. Ve Yeni Antlaşma da Tanrı’nin halki hakkinda ayni terimi kullaniyor (2. Kor. 6:16; Ibr. 8:10).  Bununla birlikte, “Ben sizin Allahiniz olacağim, siz de benim halkim olacaksiniz.” temasi Tanrınin, halki ortasinda oturmasiyla bağlantilidir. Çadir sisteminden tapinağa, beden almiş çadirdan kiliseye geçişte bu görülmektedir. Tanrıyi çadirda halkinin arasinda otururken görüyoruz (Çikiş 25:8; 29:42-44; Lev. 26:9-13). Daha sonra tapinağin sunağinda Tanrınin varliğini görüyoruz (2. Tarihler 5:14; Hez. 43:4-7). Isa Mesih, aramizda çadir kuran beden almiş Oğul olarak gözükmektedir (Yuh. 1:14). Kilise ise Tanrınin bizlerle oturduğu tapinak olarak nitelendirilir (Efesliler 2:21).

Antlaşma temasi tek bir kişide doruk noktaya ulaşir: Isa Mesih. Işaya bu konuyu işlemektedir (Işa. 42:6; 49:8; 55:3-4). Isa, antlaşmanin doluluğudur. Isa, tüm Kutsal Kitap’ta birleştirici ilke olmuştur. Isa’nin bizim yerimize ölerek, andi ihlal edenler olarak hakkettiğimiz cazayi ödemiştir (2. Pet. 3:18; Kol. 2:13-14). Tüm antlaşmalarin odak noktasi Isa Mesih olduğundan hepsi birleşmiştir. Mesih bölünemeyeceğinden ahitler de parçalanamaz.

Kutsal Kitap’ta ahitsel görüş, Presbiteryenizmin çok önemli bir özelliğidir. Antlaşma kavramini anlamadan, bir kimse Kutsal Kitab’taki farkliliği ve birliği taktir edemez. Ahit teolojisi Presbiteryenizmin temelini oluşturan önemli bir ilkedir.

 

 

 

TARIHI HIRISTIYAN DOKTRINLERININ KABULU

 

 

Üçlü Birlik (Teslis)

 

Presbiteryenizm, Teslis öğretisine inanmaktadir. Üçlü Birlik ile anlatmak istediğimiz, Tanrınin özde BIR olduğu halde, ÜÇ farkli kişide var olduğudur: Baba, Oğul ve Kutsal Ruh.

 

Bu sebeple, Tanrısal özyapida birlik ve farklilik bulunmaktadir. Tanrı, tek bir Tanrıdir (Tes. 6:4). Ayni doğaya sahip üç varlik ya da farkli Tanrılar değildir. O, bir tanedir ve tek özü vardir. Bununla birlikte, Tanrı gerçekten bir olduğu kadar üçtür de. Bununla kastettiğimiz, Tanrı üçte bir ve birde üçtür. Bu sebeple hiçbir zaman “Tanrı, Üçlü Birlik olmadan önce vardi” denilemez. Tanrı, sonsuzdan beri üçlü birlik doğasiyla var olmuştur. Tanrınin birliğini ve üçlüğünü anlamak kisitli insanlar için büyük bir sirdir. Basitçe söylemek gerekirse, sonsuzluğu kavrayamiyoruz (Işa. 55:8-9). Suyun üç farkli hali gibi Üçlü Birliği açiklamaya çalişan örneklerin hepsi tamamiyla yetersiz kalmaktadir. Tanrıyi açiklamak için hiçbir insan yapimi örnek olamaz!

 

Üçlü Birlik için hangi İncilsel deliller var elimizde? Eski Antlaşma’da Tanrı kendinden çoğul olarak bahseder (Tek. 1:26; ii:7). Yeni Antlaşma’da Üç Kişiden bir arada bahsedilir (Matta 28:19; 2. Kor. 13:14; Luka 3:21-22; 1. Kor. 12:4-6; 1. Pet. 1:2).

 

Tanrısal özyapinin üç kişisi Kutsal Kitapta nasil açiklanmiştir? Kişilerin özyapilarinda birbirlerinden üstünlüğü olmamasina karşin denebilir ki, Baba birinci, Oğul ikinci ve Kutsal Ruh üçüncüdür. Bu kişiler arasindaki farkliliklar özde ya da oluşta bir ayrilik değildir. Ama Tanrınin varliğindaki farkliliklardir. Her birinin kendisine has olan yeri sadece kendisinindir, hiçbir zaman bir diğerine karişmaz. Bu sebeple Baba’nin Oğul, Oğul’un Kutsal Ruh, Baba’nin Kutsal Ruh vb. olduğu söylenemez.

 

Lütuf antlaşmasinda görüldüğü gibi Kurtuluş planinda Tanrısal özyapinin üç kişisi işlevleri bakimindan birbirlerinden farklidir. Örneğin, çoğu zaman Baba herşeyin yaraticisi olarak gösterilmiştir (1. Kor. 8:6; Ibr. 12:9; Yakup 1:17). Baba ismi, çoğu zaman Üçlü Birliğin ikinci kişisi olan Oğul ile içinde bulunduğu ilişki ile kullanilir (Yuh. 1:14, 18; 8:54; 14:12-13). Yeni Antlaşma üç kişide bir olan Tanrıyi tüm ruhsal çocuklarinin Babasi olarak gösterir (Matta 5:45; 6:6-15; Rom. 8:16; 1. Yuh. 3:1). Genelleyerek konuşacak olursak, üç kişide bir olan Tanrınin tüm işleri Babaya atfedilir. Babanin, kurtuluşu planlayip yönettiği söylenir (Yuh. 6:37-38; 17:4-7; Mez. 2:7-9; 40:6-9; Işa. 53:10; Ef. 1:3-6).

 

“Oğul” ya da “Üçlü Birliğin ikinci kişisi” ismi, O’nun Baba’yla olan sonsuz ilişkisinden ötürü kullanilir (Yuh. 11-3, 14, 18). O’nu Mesih olarak göstermek için Oğul ismini taşir (Matta 8:29; 27:40; 26:63; Yuh. 1:49; 11:27). Oğul’un işleri aracilik işleridir. Yaradilişin var olmasina (Yuh. 1:3, 10; Ibr. 1:2,3; Kol. 1:15-17) ve kurtuluşa aracilik etmiştir (Ibr. 9:15).

 

Kutsal Ruh, Üçlü Birliğin üçüncü kişisidir. O sadece, başkalarinin öğrettiği gibi kişisel olmayan bir güc değildir. O bir kişidir (Yuh. 14:16, 17, 26; 15:26; 16:7-15; Ro. 8:26). Zeka (Yuh. 14:26), duygular (Ef. 4:30) ve irade (1. Kor. 2:11) gibi bir kişide bulunan özelliklerinin hepsine sahiptir. O’nun özel bir karakteristiği ise Baba ve Oğul’dan çikmiş olmasidir (Yuh. 15:26; 16:7-10; Ro. 8:9; Gal. 4:6). “Çikmak” terimiyle Kutsal Kitap, Kutsal Ruhun hiçbir zaman Baba ve Oğul’dan ayri olarak çalişmadiğini anlatmak ister. O’na “Tanrı’nin Ruhu”, “Mesih’in Ruhu” denir. Ama yine, bunu söylememiz Kutsal Ruhun Tanrısal özyapinin ayri bir kişisi olduğu gerçeğini geçersiz kilmaz. O’nun görevi, yaradiliş ve kurtuluşdaki herşeyi sonuca ulaştirmaktir (Tek. 1:3; Eyüp 26:13; Luka 1:35; Yuh. 3:34; 1. Kor. 12:4-11; Ef. 2:22). Genelde, Oğul tarafindan sağlanan kurtuluşu insanlara uyguladiği söylenir.

 

Kutsal Ruhun Tanrısalliği O’na verilen isimlerden (Elç. Işl. 5:3,4; 1. Kor. 3:16; 2. Tim. 3:16), mükemmelliğinden (Mez. 139:7-10; Işa. 40:13,15; 1. Kor. 2:10-11; 12:11; Rom. 15:19; Ibr. 9:14), O’nun tarafindan yapilan Tanrısal işlerden (Tek. 1:2; Eyüp 26:13; 33:4; Mez. 104:30; Yuh. 3:5; Titus 3:5; Rom. 8:11) ve O’na verilen Tanrısal yücelikten (Matta 28:19; Rom. 9:1; 2. Kor. 13:14) görülmektedir.

 

 

Yaradiliş

 

Presbiteryenler, evrenin Üç Kişide var olan Tanrı tarafindan yaratildiğina (Tek. 1:2; Eyüp 26:13; 33:4; Mez. 33:6; 104:30; Işa. 40:12-13; Yuh. 1:3; Kol. 1:15-17) ve Tanrınin onu yoktan (Tek. 1:1; Mez. 33:9; 148:5; Rom. 4:7; Ibr. 11:3) var ettiğine inanirlar. Tanrı, evrene kendi doğasindan farkli ve ayri bir yaradiliş vermiştir. Öyle ki, evren hiçbir şekilde Tanrı’nin bir parçasi olarak düşünülmesin. Evren, her an O’nun kuvvetiyle varliğini sürdürmek için O’na bağlıdir. Bununla kalmayip, O hiçbir zaman evrenden kendini soyutlamiş değildir ama yaradilişinin her yerinde her zaman vardir (Mez. 139:7-10; Yer. 23:24).

 

Presbiteryenler, yaradilişin gerçek anlamda alti günde olduğunu kabul ederler. Evrim teorisi hiçbir şekilde bilimsel ve tabi ki İncilsel delillere dayanmayan bir düşünce olarak görülür. “Tanrısal evrim” kavrami da hiçbir şekilde kabul edilmez. Bu kavramin, bilimsel ateistlik inançlarindan hiçbir farki yoktur. Tanrısal evrim, Tanrınin evreni yaratmak için evrim yolunu kullandiğini söyler. Yaradiliştaki “günler” bu sürecin gelişmesi için milyonlarca yil olarak görülür. Böyle bir düşünüş Kutsal kitaba göre çok mantiksiz ve geçersizdir. Alti günlük yaradilişin gerçek anlamiyla, yani birbiri izleyen 24 saatlik zaman dilimleri olarak algilanmasi gerektiği Presbiteryenler arasinda yaygin bir görüştür. Bu görüşü destekleyen gerçekler şunlardir: 1) Ibranicede “yom” (gün) kelimesi normal olarak 24 saatlik zaman dilimini ifade eder ve içerik tersini söylemediği sürece bu şekilde yorumlanmalidir, 2) gündüzün ve gecenin birbiri ardinca tekrar edilmesi 24 saatlik günü desteklemektedir, 3) Tanrı normal bir günü bir kenara dinlenmek için ayirip o günü kutsadi 4) Çikiş 20:9-11’de Tanrı kendisinin yeri ve göğü alti günde yaratip yedinci günde dinlendiği gibi Israile de alti gün çalişip yedinci günde dinlenmelerini emrediyor, 5) son üç gün normal günlerdi çünkü dünyanin güneş etrafindaki hareketiyle oluşuyordu. Eğer son üç gün normal günler idiyse neden diğerleri de normal olmasin ki?

 

 

Mesih Kişisi

 

Presbiteryenler, Isa Mesih’in gerçekten beden almiş Tanrı olduğu tarihi Hiristiyan öğretisini kabul ederler. Kutsal Kitabin, Mesihin iki ayri doğaya sahip olmasina rağmen sonsuza dek tek bir kişide birleştiğini öğrettiğine inaniyoruz.

 

Mesihin Tanrısalliği

 

Isa Mesih’in Tanrısal doğasi Kutsal kitapta çok açikça öğretilmektedir. Eski Antlaşmadaki gelecek olan Mesih hakkinda yapilan peygamberlikte O’nun Tanrısal olacaği söylenmiştir (Işa. 9:61; Yer. 23:6; Dan. 7:13; Mika5:2; Zek. 13:7; Mal. 3:1). Yuhannaya göre Müjde Isa’nin Tanrısalliğina ilişkin oldukça fazla kanit vermektedir (Yuh. 1:1-3, 14, 18, 25-27; 11:41-44; 20:28). Diğer müjdeler de buna taniklik etmektedir (Mat. 5:17; 9:6; 11:1-6, 27; 14:33; 16:16; 25:31; 28:18; Mar. 8:38). Pavlus’un mektuplarinda ve Ibraniler’de şunlari görüyoruz (Rom. 1:7; 9:5; 1. Kor. 1:1-3; 2:8; 2. Kor. 5:10; Gal. 2:20; 4:4; Fil. 2:6; Kol. 2:9; 1. Tim. 3:16; Ibr. 1:1-3, 5, 8; 4:14; 5:8).

 

 

 

 

Mesihin Insanliği

 

Tümüyle Tanrısal olmanin yaninda Isa Mesih ayni zamanda tamamiyla bir insandir. Gerçek bir insan doğasina sahiptir. Başkalari gibi Isa’da kendisini bir adam olarak nitelendirmiştir (Yuh. 8:40; Elç. Işl. 2:22; Rom. 5:15; 1. Kor. 15:21). Bizlere, beden aldiği söylenmiştir (Yuh. 1:14; 1. Tim 3:16; 1. Yuh. 4:2). Bir insan doğasinin gerekli tüm öğlerine sahipti - fiziksel bir beden ve cani vardi (Mat. 26:26, 28, 38; Luka 23:46; 24:39; Yuh. 11:33; Ibr. 2:14). Ayni zamanda insansal gelişime ve zayifliklarina  maruzdu (Mat. 4:2; 8:24; 9:36; Mar. 3:5; Luka 2:40, 52, 22:44; Yuh. 4:6; 11:35; 19:28, 30; Ibr. 2:10, 18: 5:7-8).

 

Gerçek bir insan doğasina sahip olmasina rağmen Isa Mesih günahsizdi (Luka 1:35; Yuh. 8:46; 2. Kor. 5:21; Ibr. 4:15; 9:14; 1. Pet. 2:22; 1. Yuh. 3:5). Isa Mesih günahsizdi ve günah işleyemezdi. Bunun sebebi ise insan ve Tanrısal doğasi arasindaki bağdir. Tanrısal doğasi O’nu bütün olasi günahlarin dişinda tutmuştur.

 

Mesih’in bir kişide hem Tanrı hem de insan olmasi gerekliydi. Sadece gerçek bir insan olarak bizim yerimize aci çekip ölebilirdi (Ibr. 2:17). Sadece günahsiz bir insan günahlarin bedelini ödeyebilirdi (Ibr. 7:26). Bu sebeple sadece Tanrı olarak O, diğerlerini Tanrınin gazabindan kurtarmak için o gazabi üzerine alip sonsuz değerdeki kurbanliği verebilirdi (Mez. 49:7-10; 130:3).

 

 

Iki Doğa Tek Insanda

 

Sadece tek bir arabulucu vardir. O kişi de Tanrınin değiştirilemez Oğludur. Mesih’in beden almasinda Tanrısal özyapinin ikinci Kişisi bir insana dönüşmedi, ne de bir insan bedeni içine girdi. Tanrısalliğina ek olarak insan doğasini üzerine aldi (Fil. 2:6-8). Isa Mesih’e Tanrı-adam denebilir. Çünkü her iki doğanin gerekli tüm öğelerine sahiptir.

 

Kutsal Kitap, Mesih Kişisinin birliği hakkinda taniklik eder. Mesih konuştuğu zaman, konuşan ayni kişidir, Tanrısal ya da insansal sesi ayri ayri değildir (Yuh. 10:30; 17:5’i Matta 27:46 ve Yuh 19:28 ile karşilaştirin). Insansal özellikler bazen Tanrısal kimliği olan kişiye atfedilir (Elç. Işl. 20:28; 1. Kor. 2:8; Kol. 1:13-14). Bazen de Tanrısal özellikler insansal kimliği olan kişiye atfedilir (Yuh. 3:13; 6:62; Rom. 9:5).

 

 

Mesihin Yaptiklari

 

Görevleri

 

Presbiteryenler Isanin üç İncilsel görevi yerine getirdiğini iddia ederler - peygamber, kahin, ve kral. Bir peygamber olarak nasil görev yapmiştir? Sözü ve Ruhu araciliğiyla Tanrınin kurtuluşumuz için olan isteğini bizlere açiklamiştir. Mesih’in ruhu eskiden peygamberler araciliğiyla bizlere konuştu (1. Pet. 1:11; 3:18-20). Mesihin Kendisi Tanrı tarafindan söz verilen peygamberdi (Tes. 18:15-18). Isa, Baba’dan bir mesaj getirdiğini iddia etmiştir (Yuh. 8:26-28; 12:49-50; 14:10, 24). Gelecekteki olaylari önceden bildirmiştir (Mat. 24:3-35; Luka 19:41-44). Büyük bir yetkiyle konuşmasindan ötürü insanlar O’nu bir peygamber olarak kabul etmişlerdir (Mat. 21:11, 46; Luka 7:16; 24:19; Yuh. 6:14).

 

Isa, bir kahin olarak nasil görev yapmiştir? Tanrısal adaletin gereklerini yerine getirmek için Isa, kendisini bir kurban olarak sunmuştur. Böylece bizi Tanrıyla bariştirmiştir ve bizim için durmadan aracilik etmektedir. Eski Antlaşma, Mesih gelişini önceden bildirmiş ve tarif etmiştir (Mez. 110:4; Zek. 6:13; Işa. 53). Ibraniler kitabinda, tekrar ve tekrar Isa’ya kahin denmektedir (3:1; 4:14; 5:5; 6:29; 7:26; 8:1). Diğer kitaplarda da O’nun kahinsel görevinden bahsetmektedir (Mar. 10:45; Yuh. 1:29; Rom. 3:24-25; 1. Kor. 5:7; 1. Yuh. 2:2; 1. Pet. 2:24; 3:18).

 

Eski Antlaşmadaki tüm kurbanlar Mesihin sunacaği tek yüce kurbani gösteriyordu (Ibr. 9:23-24; 10:1; 13:11-12). Ona “Tanrı kuzusu” (Yuh 1:29), “kurban kuzumuz” (1. Kor. 5:7) denmiştir. O sadece bizim günahlarimiz için kurban olmadi ama sürekli bizim için Tanrı’nin tahtinin önünde aracilik etmektedir (Ro. 8:34; Ibr. 7:25; 9:24; 1. Yuh. 2:1).

 

Ve son olarak, Isa bir Kral olarak nasil görev yapti? Kralimiz olarak Mesih, O’nun ve bizim tüm düşmanlarimizi etkisiz birakir. Mesih’in kral olarak doldurduğu yer ruhsaldir ve kalplerimiz ve hayatlarimizda hüküm sürmektedir. Kralliği başlıca, kilisenin hizmetiyle genişlemektedir. O’nun kralliği var olan bir gerçektir (Mat. 12:28; Luka 17:21; Kol.1:13).

 

 

Mesihin Kefareti

 

Bu konu hakkinda birkaç anahtar nokta vurgulanmalidir. Kefaretin genel bir anlami, “başkaldirişimiza karşilik sunulan borç”tur. Günah için kefaret gereklidir çünkü Tanrı Kendi varliğinda günaha izin veremez (Hab. 1:13; Çikiş 20:5; 23:7; Mez. 5:5-6; Nahum 1:2; Rom. 1:18, 32). Bununla birlikte, antlaşmayi bozan taraf olarak insan bu ihlalinin cezasini ödemelidir (Tek. 3:3; Rom. 6:23).

 

Mesih’in kefareti birkaç şeyi sağlamiştir: 1) bu kurban başkasi için sunulmuştur, yani Mesih’in Kendisi bizim hakkettiğimiz cezayi ödemiştir. O bizim yerimize kurban edilmiştir (Işa. 53:6; Yuh. 1:29; Ibr. 9:28; 1. Pet. 3:18; Gal. 1:4), 2) Tanrısal adaleti yerine getiren bir kefaretti, 3) Mesih’in tüm günahkarlar adina Yasayi tüm detaylariyla kusursuz olarak yerine getirmesiyle oluşmuştur (Ro. 8:4; 10:4), 4)  Günahin bedelini ödemesi ve sorumlu olduğumuz cezanin çekilmesiyle oluşmuştur (Işa. 53:8; Rom. 4:25; Gal. 3:13; 1. Pet. 2:24; Kol. 2:13-14).

 

 

Mesih’in Dirilişi ve Ikinci Gelişi

 

Presbiteryenler, Isa’nin önceden bildirdiği gibi gerçek anlamda ölümünden üç gün sonra mezardan dirildiğine inanirlar (Yuh. 2:19-20). Dirilişinde, insan doğasi ilk mükemmeliğine kavuştu ve daha da yüce bir düzeye yükseldi. “Ölmüş olanlarin ilk örneği” (1. Kor. 15:20) ve “ölüler arasindan ilk doğan” (Kol. 1:18) olmuştur. Dirilişi önemlidir çünkü 1) Baba’nin adalet için yerine gelmesini istediklerinin sağlandiğini belirtir (Fil. 2:9), 2) aklanmayi, yenilenmeyi ve inanlilarin nihai dirilişini simgeliyordu (Rom. 6:4-5, 9; 1. Kor. 6:14; 15:20-22), 3) bizim aklanmamizin, yenilenmemizin ve dirilişimizin sebebiydi (Rom. 4:25; 5:10; Ef. 1:20; Fil. 3:10; 1. Pet. 1:13).

 

Dirilişinden sonra Mesih, Baba Tanrınin sağinda oturmak üzere cennete yükseldi (Elç. Işl. 1:6-11; 2:32-36; Ef. 1:20; 4:8-10; 1. Tim. 3:16). Yükselişin önemi ise kurbanini Baba’ya sunmak için yüce başkahinimiz olarak iç sunağa girmesindedir. Arabulucu olarak görevine başlar. Bize yer hazirlamak için yükselmiştir (Yuh. 14:1-3). Babanin sağinda olarak (büyük güç ve görkemin simgesidir) Mesih, kilisesini korur ve yönetir; evrene hükmeder ve Kendi halki için aracilik eder.

 

Ikinci gelişi konusunda, Presbiteryenler Isa’nin kişisel olarak ve görünür şekilde, yaşayanlari ve ölüleri yargilamak ve Kendi halkinin kurtuluşunu yetkinliğe eriştirmek için dünyaya tekrar geleceğine inanirlar (1. Kor. 4:5; 2. Kor. 5:10; Yuh. 5:22, 27; Rom. 2:26; 2. Tim. 4:1; Fil. 3:20; Kol. 3:4; 1. Sel. 4:13-17; 2. Sel. 1:7-10; 2:1-12; Titus 2:13-14; 2. Pet. 3:10-13).

 

 

TANRININ KUDRETI VE HIKMETI

 

 Presbiteryenler Üç Kişide Bir olan Tanrınin evrenin mutlak kontrolüne sahip olduğunu ve hiçbir şeyin O’nun iradesinin dişinda olmadiğini iddia ederler. Tanrınin kudreti ve hikmeti şu yollarda görülebilir: 1) Tanrı evreni yönetir ve devamliliğini sağlar (Işa. 45:7; Kol. 1:17; Ibr. 1:3), 2) Tanrı tüm tarihsel olaylari yönlendirir ve kontrol eder (Sül. Mes. 21:1; Mez. 115:3; 135:6; Işa. 55:11; Yer. 27:5; Dan. 2:21; 4:35; Rom. 8:28; 13:1, 4; Ef. 1:11), 3) Tanrı herşeyin amacini belirlemiştir (Sül. Özd. 16:4; Işa. 46:10; Esin. 4:1), 4) Tanrı hayatin her ince detayiyla ilgilenir (Işa. 46:10-11; Mat. 6:26; 10:29, 3; Eyüp 1:21; 2:10), 5) Tanrı insanin ahlaki seçimlerinden ayri tutulamaz (Sül. Özd. 16:1; Tek. 45:5-8; Tes. 2:30; Ezra 7:6).

 

 

 

SEÇILMIŞLIK (ÖNCEDEN BELIRLENMIŞLIK)

 

Presbiteryenlerin inanmalariyla tanindiklari bir öğreti varsa bu konu odur. Çoğu insan bu doktrinin gerçekten ne öğrettiğini anlamaz. Basitçe tanimlanirsa, seçilmişlik, “Ahlaki varliklari (yani insanlar) hakkinda Tanrınin plani ya da amaci”’dir8. Seçilmişlik, Tanrınin tüm yaradiliş üzerindeki kudretli ve hikmetli kontrolünde köklenmiştir. Tanrı evreni harekete geçirip sonra da olan biteni izlemek için kendisini ondan soyutlamamiştir. Tanrınin önceden belirlenmiş bir plani vardir (Işa. 46:10; Mez. 33:11; Sül. Özd. 19:11; Ef. 3:11). Tanrı, olmuş ve olacak olan herşeyi detayiyla önceden belirlemiştir (Ef. 1:11; Elç. Işl. 17:26; Eyüp 14:5; Mez. 139:16; Rom. 8:28). Bu önceden belirlenmiş plan insanlar tarafindan yapilacak doğruluk davranişlarini hazirlar ve düzenler (Ef. 1:12; 2:10; Fil. 2:12-13; Yuh. 15:16). Son olarak, Tanrınin önceden belirlenmiş plani insanin kurtuluşunu içerir. Bu konu üzerinde daha sonra genişçe duracağiz. En büyük sirlardan bir tanesi ise Tanrınin önceden belirlenmiş planinin insanin kötü davranişlarini da kapsamasiyla beraber Tanrıyi tüm bu günahkar davranişlarin sebeplerinden bağimsiz tutmasidir (Tek. 50:20; Elç Işl. 4:27-28; Yuh. 17:12; Luka 22:22).

 

 

 

CALVINIZMIN BEŞ MADDESININ KABULU

 

Calvinizimin beş maddesi, insanin kurtuluşuna ilişkin Tanrınin nasil bir işlevi olduğunu açiklar. Presbiteryenler aşağidaki bu maddelerin doğru olduğuna inanirlar:

 

1) tamamen bozulmuşluk

2) şartsiz seçim

3) kistili kefaret (kesin kişisel kefaret)

4) karşi konulmaz çağri

5) kutsallarin dayanmasi

 

Bu maddeler, Arminianizmin beş maddesine karşi olarak 1618 yilinda Dort Kurulu tarafindan ortaya konmuştur. Arminianizm öğretisi Hollandali profesör James Arminius’un teolojisinden çikarilmiştir. 1610’da ölümünden sonra, Arminianlar olarak taninan izleyicileri, bugün bizlerce Arminianizmin beş maddesi olarak bilinen öğretiyi ortaya koymuşlardir.

 

1) özgür irade veya insanin yapabilirliği

 

Düşüşte insan günahtan etkilendiyse bile o günah insani Tanrıyi gerçek bir kalple arayabilmesini tamamen imkansiz kilacak düzeyde etkilememiştir. Insanin, ruhsal olarak iyi şeyleri yapmayi Tanrıyla birlikte seçme kabiliyeti vardi.

 

2) şartli seçim

 

Tanrınin seçimi, kendi özgür iradeleriyle kurtulmayi arzulayacak kişileri önceden bilmesiyle oluşmaktadir. Bu yüzden, Tanrınin seçimi insanin özgür iradesine bağlıdir. Bu genelde şöyle tasvir edilir: Tanrı tarih çizgisi üzerinde ileriye bakip kurtulmayi arzulayacaklari görür ve onlari kurtuluş için belirler.

 

3) evrensel kurtuluş ya da genel kefaret

 

Bu inanç, Isa’nin ayni anlamda herkes için öldüğü inancidir. Böylece herkesin kurtuluşuna imkan verdiğine inanilir. Isa’nin ölümü sadece özgür iradeleriyle O’nu kefaretini kabul edenler için bir geçerlilik kazanir.

 

4) Kutsal Ruhun verilmesi insanin özgür iradesi ile kisitlidir

 

Bu öğreti insanin, kendisini Mesih’in kurtaran bilgisine ulaştirmaya çalişan Kutsal Ruh’un içinde çalişmasini engelleyebileceğini öğretir. Tanrı’nin amaçlari insanin özgür iradesi tarafindan engellenebilir. Ilk olarak o kişi izin vermezse Kutsal Ruh o kişiyi hiçbir şekilde yenileyemez.

 

5) kurtuluşu yitirme

 

Insan gerçekten de kurtuluşunu yitirebilir. Bu, ilk dört maddenin mantiksal sonucudur. Eğer kişi kurtuluşu için ilk adimi kendisi atmaliysa ayni şekilde onu korumak da kendisine düşer.

 

Arminianizm, insanin kurtuluşunda karar verici faktör olduğunu öğretir. Eğer günahli insan hala Tanrınin gözünde iyi olani yapabiliyor ve Tanrı da Kutsal Ruhun araciliğiyla insanin isteği olmadan insani yenileyemiyorsa,  o zaman mutlak kadir Tanrı insanin kurtuluşu konusunda tamamen güçsüz duruma düşmüştür. Bu sebeple denebilir ki, insan kendi kurtuluşunda belirleyici faktördür.

 

Işte böylesine bir öğreti Dort Kurulunu İncilsel referanslariyla beraber bu beş maddeye karşilik bir beş madde ortaya koymaya yönlendirmiştir. Şimdi, Calvinizmin bu beş maddesinin neler olduğuna bakalim.

 

1) tamamıyla bozulmuşluk ya da yapamazlik

 

Bu öğretiye göre her insan ayni derecede kötü olmasa bile ya da olabileceklerinin en kötü olmasalar bile hepsinin günah içinde ölü olduğunu ve Tanrı’yi sevemeyceklerini ya da Mesih’in kurtuluşa götüren bilgisine kendi özgür iradeleriyle yapacaklari hiçbir şeyle ulaşamayacaklarini öğretir. Insanoğlunun düşüşü (Tekvin 3), günahin insanin tüm benliğini - duygularini, anlayişini ve iradesini - etkilediği anlamina gelir. Insan hala gerçek ahlaki kararlar verebilme açisindan özgür bir varliktir. Ancak burada önemli olan şey insanin Tanrıyi aramak istememesidir. Bir insanin Mesih’e dönebilmesi ve tövbe etmesi olanaksizdir (Yuh. 3:19; 5:40).

 

Ruhsal açidan ölü olan bir kişi (Ef. 2:1-3) kendi becerisiyle ruhsal hayat kazanamaz. Tüm insanlar günaha bağimli ve Şeytanin kölesidir (2. Tim. 2:25). Düşmüş insan Müjdenin işiğina karşi kördür (2. Kor. 4:4) ve anlayişla dinleyemez (Markos 4:11). Düşmüş insan  kurtuluş için gerekli olan bilgiye sahip değildir (1. Kor. 2:14). Düşmüş insan, basitçe, doğruluğu aramaz (Rom. 3:10-18).

 

Ölüler kendilerini diriltebilir mi? Tutsaklar kendilerini özgürlüğe kavuşturabilir mi? Körler kendi gözlerini açabilir mi? Köleler kendilerini kurtarabilirler mi? Öğretilemezler kendilerine öğretebilir mi? Doğal olarak günahlilar kendilerini değiştirebilir mi? Tabi ki hayir! Kirliden temizi kim çikarabilir? diye sorar Eyüp. Ve cevap verir, “hiç kimse!” (Eyüp 14:44). “Habeş kendi derisini yahut kaplan beneklerini değiştirebilir mi?” diye sorar Yeremya. Ve devam eder, “o zaman kötülük etmeye alişmiş olan sizler de iyilik edebilirsiniz” (Yeremya 13:23).9

 

2) şartsiz seçim

 

Bu sonuç, “tamamiyla bozulmuşluk veya yapamazlik” öğretisinin doğal bir devamidir. Eğer insan ruhsal olarak ölüyse, çare insanin dişinda, yani Tanrıda yatmaktadir. “Eğer insan kendini Ademin Düşüşünün getirdiği sonuçtan kurtaramiyorsa, ki bu da tamamiyla bir düşüşdür, ve eğer Tanrı insani bundan kurtarabilirse, ancak herkes kurtulamayacaksa sonuç gerektirir ki, Tanrı herkesi kurtarmayi seçmemiştir.”10

 

Kutsal Kitap Tanrı’nin şartsiz seçimi hakkinda taniklik etmektedir. Tesniye 7:7 Tanrınin Israili seçmesini açikça ortaya koymaktadir. Tanrı Esav yerine Yakubu seçti (Rom. 9:11-13). Isa, öğrencisi olmasini istediği kişileri seçti (Yuh. 15:6). Tanrı istediğine merhamet eder (Rom. 9:15). Inanlilar gerçekten de Mesihte seçilmişlerdir (Ef. 1:4-5; 1. Pet. 2:9-10).

 

Romalilar 8:29 seçilmişlikten bahsetmektedir ve “önceden belirlenmek” kelimesi bu bağlamda kullanilmiştir. İncilsel kullanimda “önceden belirlemek” kelimesi “önceden sevmek” anlamina gelir. Verildiği kişinin bir başarisi olmaksizin üzerine dökülen bir sevgidir bu. Tanrı dünya varolmadan önce bazilarini sevmeyi seçti. Tanrınin seçimi insanda önceden görülen herhangi bir imandan kaynaklanmaz (Rom. 9:11-13; 10:20; 2. Tim. 1:9; Elç. Işl. 13:48; 1. Sel. 1:4-5; 2. Sel. 2:13-14; Fil. 1:29).

 

Presbiteryenizmde Tanrı, kendi bağimsiz iradesiyle bazi insanlari günahlarindan ve acilarindan kurtarmayi seçmiş mutlak merhametli bir Tanrıdir. Mesih’e inanan her inanli her gün Tanrıya seçici merhametinden ötürü şükretmelidir.

 

3) kisitli ya da kişisel kefaret

 

Mesih’in çarmihta ölüşünün nedenini anlamak açisindan bu öğreti hayati önem taşir. Belirli bazi sorular ortaya çikmaktadir: Mesih kimin cezasini çekti? O tam olarak kimin kurtuluşunu sağladi? Biliyoruz ki her insan kurtulmayacak çünkü bazilari sonsuz cehenneme gidecekler (Esin. 20:10, 15). Ancak Isa sadece bazilarinin kurtulacağini bildiği halde tüm insanlar için mi öldü? Bunun cevabi hayirdir! Isa gerçekte, Tanrınin seçilmişlerini kurtarmak için öldü (Ef. 1:4; Yuh. 17:9; Mat. 26:28). Mesih’in ilk gelişindeki tek amaci halkini günahlarindan kurtarmakti (Mat. 1:21). Isa Kendini kilise için feda etti (Ef. 5:25).

 

“Mesih’in kefareti tüm insanlari kurtarmaya yeterliydi ancak sadece seçilmişler için etkiliydi.”11 Mesih’in kendi halki için kurban edildiği söylenir (Mat. 20:28). Burada dikkat etmeliyiz ki Mesih kendini hepsi için değil ancak bir çoğu için feda etmiştir. Fidye sadece kendisi için verilen kişileri özgür kilar.

 

Isa öldüğünde, kanini günahlarin bağişi için akitti. Biliyoruz ki O’nun kani yeni antlaşmanin kasesiydi (Mat. 26:28). Bu bölüm, O’nun kaninin birçoğu için akitildiğini söyler. Çok açiktir ki, akitilmiş kan amacina ulaşti. Nerede kan günahi kapatirsa orada kurtuluş elde edilmiştir. Bu sebeple, hiçbir zaman tövbe etmeyip cehenneme giden bir insan için Mesih’in kani dökülmüş olabilir mi? Cevap çok açik olarak hayirdir! Mesih’in akitilan kaninin hiçbir damlasi boşa gidemez. Günahini kapatacaği kişilerin hepsini kurtaracaktir. Bu kişiler de sadece seçilmiş olanlardir. Böylece, kefaret kisitli ya da kişiseldir.

 

Presbiteryenizm, Isa’nin dünyanin başlangicindan önce Baba Tanrınin şartsiz olarak seçtiği kişiler için öldüğü gerçeği ile gurur duyar.

 

4) karşi konulmaz lütuf

 

Tüm bu beş maddede mantiksal bir süreklilik bulunmaktadir. Daha önceden de söylediğimiz gibi eğer insan kendini kurtaramiyorsa, Tanrı bazilarini kurtuluş için seçmiş ve Mesih de bu seçilmişler için kurtuluşu elde etmişse, o zaman Tanrı doğal olarak bu kurtuluşu o kişilere vermek için gerekenleri sağlayacaktir.

 

Karşi konulmaz lütufla anltamak istediğimiz şey, Kutsal Ruhun kör günahkarin gözünü açacaği; onu günaha olan tutsakliğindan kurtaracaği; gerçeğin Müjdesini dinlemesini ve Tanrıyi aramayi arzulamasini sağlayacaği ve onun ölü caninan yaşam vererek yenileyeceğidir. Kutsal Ruhun bu çalişmasi (çoğu zaman etkili çağri olarak da kullanilir) engellenemez çünkü Tanrınin planinin kesinlikle önüne geçilemez (Dan. 4:35; Eyüp 42:2; Mez. 33:11; Işa. 14:24; Ef. 1:11).

 

Kutsal Kitapta görüyoruz ki Tanrı insanlari Mesih’e çağirir ve hiçkimse çekilmediği taktirde Mesih’e gelemez (Yuh. 6:37, 44). Tanrınin Ruhuyla yönetilenler Tanrınin çocuklaridir (Rom. 8:14). Pavlus, O’nun lütfuyla çağrildiğini söylemiştir (Gal. 1:15). Kutsal Ruh’un işleyişinin çok açik bir örneği olarak Elçilerin Işleri 16’da Lidya’nin kalbinin Rab tarafindan açilişini görüyoruz (Elç. Işl. 16:14-15). Kutsal Ruhun etkili çağrisiyla ilgili diğer bölümler ise: Titus 3:5; Ef. 1:19-20; 1. Pet. 2:9; Yuh. 3:3; Kol. 2:13; 2. Kor. 5:17; Hez. 11:19).

 

Presbiteryenler, Isa Mesih’in görkemli Müjdesini anlamalarini Kutsal Ruhun sağladiği ve ölü canlarina Kutsal Ruhun hayat verdiği için Tanrıya övgü sunarlar. Gerçek inanlilarin tanikliği değil midir bu? Bir firsat bulduğunuzda Tanrınin tüm olaylari kendisini Müjdeye yanit vermesi için nasil hazirladiğini anlatan bir kişinin tanikliğini dinleyin. Hepsinin özde söylemek istediği şey Kutsal Ruhun onlari karşi konulmaz bir şekilde Mesih’e çağirdiğidir.

 

5) kutsallarin dayanmasi

 

Tüm bunlar gerektirir ki, Tanrı bazilarini sonsuz yaşam için seçmiş, Isa bunlari kurtarmak için ölmüş ve Tanrı kendini kurtaramayan bu kişileri kurtuluşa çağirmişsa o zaman Tanrı bu kurtulmuş kişileri sonsuz yaşam için mutlaka koruyacaktir.

 

Bu öğreti, gerçekten kurtulmuş inanlilarin sonsuza dek kaybedilebilmelerinin imkansiz olduğunu söyler. Kaybedilebileceklerine inanmak çok temel İncilsel öğretileri inkar etmek olur. Bu beşinci maddeyi kabul etmeyen mezhepler, önceden inanmiş ancak sonra inancini inkar etmiş kişiler bulunduğunu söylerler. 2. Petrus 2:20-22 ve Ibraniler 6:4-6’yi fikirlerini onaylayan ayetler olarak gösterirler. Bu mezheplerin anlamakta başarisiz olduklari nokta ise insanlarin Isa’ya inandiklarini söyledikleri halde gerçekten değiştirilmiş (yeniden doğmuş) olmamalarinin mümkün olduğudur. Bunun bir örneğini Isa Matta 7:20-23’de vermektedir. Kurtuluşa erişmeden Mesih hakkinda belirli bir bilgi düzeyine ulaşmak mümkündür. 2. Pet. 2:20-22 ve Ibraniler 6:4-6 bu tür bir durumdan bahsetmektedir. Ekinci benzetmesi (Luka 8:5-15) ayrica bu gerçeği ortaya koyar.

 

Presbiteryenler sadece şunu demektedirler: gerçek bir iman olduğunda sona kadar dayaniş olacaktir. Dayanan kişi kurtulmuş kişidir. Şüphe içinde olan ve imanini inkar eden kişi kalbinin gerçek durumunu ortaya koymuştur.

 

Tanrı, halkinda başladiği işi bitirdiğinden emin olmak ister (Fil. 1:6; 2. Tim. 4:18). Isa kendisine Baba tarafindan verilen hiç kimsenin kaybolmayacağini söyledi (Yuh. 6:39; 10:28). Gerçekten iman eden bir kişi sonsuz yaşama sahiptir (Yuh. 4:14; 5:24; 6:47, 51; 1. Yuh. 5:11-13). Inanlinin yüceltilmesi Tanrınin başladiği kudretli işinin sürecindeki doğal bir aşamadir (Rom. 8:29). Seçilmişler saptirilamaz (Mat. 24:24; Markos 13:22). Inanlinin Mesihle olan mistik birliği sürekli sağlamliği garanti eder (Yuh. 14:19; Rom. 8:10; Gal. 2:20). Biz Mesihte mühürlendik (Ef. 1:13-14; 4:30). Tanrı inanlilari kendi düşüşlerinden koruyacağina dair söz vermiştir (Yer. 32:40). Inanlilar Tanrınin kuvvetiyle korunurlar (1. Pet. 1:50; 2. Sel. 3:3; Mez. 34:7).

 

Kurtuluşumuzun yazari Isa’dir (Ibr. 5:9; 12:2). Kaybedilmesi elimizde olmayan birşeyi nasil kaybedebiliriz ki? Hamdolsun ki Tanrı canlarimizi sonsuz yaşam için korumakta sadiktir.

 

Presbiteryenler bu beş maddeyi Kutsal Kitap teolojisinin değerli mücevherleri olarak görürler. Bunlar, Tanrı halkina büyük bir huzur verirler. Ölü canlarini uyandiran; ölüm çukurundan kurtaran ve kendileri yolu şaşirmişken onlara gelenin Tanrı olduğunu tam anlamiyla anlayan kişiler “Yüce Lütuf” adli ilahiyi tüm içtenlikle söyleyebilecek kişilerdir.

 

 

DINI UYGULAMALAR (TÖRENLER, AYINLER)

 

Presbiteryenler, Kutsal Yazılarin sadece iki tane (sacrament) giz olduğunu öğrettiğine inanirlar: Rab’bin sofrasi ve vaftiz. Bu *sacramentlar sadece onu güçlendirebilir, 3) Tanrı Sözü tüm dünya içindir ancak *sacramentlar sadece inanlilar ve onlarin tohumlari içindir.”12

 

*Sacramentlar, ruhsal lütuflarin görülebilir sebolleridir. *Sacramentlarin sembolleri vaftizde su, Rab’bin sofrasinda ekmek ve şaraptir. Sembollerin amaci, sembolize edilen şeylere, yani içsel lütuflara dikkat çekmektir. Bu içsel lütuflar imanla olan aklanma (Rom. 4:11); günahlarin bağişi (Mar. 1:4); iman ve tövbe (Mar. 1:4; 16:16), ölümü ve dirilişinde Mesih’le olan beraberliktir (Rom. 6:3-4; Kol. 2:11-12).

 

*Sacramentlar Tanrınin insanlarla yaptiği yeni antlaşmanin mühürleridirler. Mühür nedir? Mühür, olmuş olan bir şeyin, yani Tanrınin olduğunu ve olacağini söylediği şeylerin gerçekliğini ya da geçerliliğini onaylar. Mühür insanin yapabilirliğini değil Tanrınin gücünü ve sadakatini gösterir. Ancak, *sacramentlarin içsel lütuf olduğunu söylediğimizde o lütfun  bizlere *sacramentlar aracilğiyla verildiğini söylemiyoruz. Bununla beraber *sacramentin doğasi, var olan lütuf var ise, onu pekiştirip güçlendirmektedir.

 

Presbiteryenler vaftizsel yenilenme kavraminin karşisindadirlar. Vaftizsel yenilenme, bir kişinin bu *sacramentin yapilmasiyla kurtulduğu düşüncesidir. Bu *sacramenti alan bir kişi ileride imaninin gerçek olmadiğini gösterebilir ya da bir bebek, Mesih’i Rabbi ve Kurtaricisi olarak yaşamina almadan büyüyebilir. Ancak olasi bu durumlar mührün özelliğinden hiçbir şey kaybettirmemektedir. Yine söylüyoruz ki  mühür Tanrınin vaatlerini simgeler. Ancak bu vaatler hiçbir zaman insanin antlaşma şartlarina itaat etme yükümlülüğünden ayri olarak anlaşilmamalidir. Insan, *sacramentlarin mührünün kendi hayatinda etkili olmasi için antlaşmayi tutmalidir, yani tövbe etmeli ve Isa Mesih’e inanmalidir.

 

John Murray *sacramentlarla sembollerin arasindaki ilişkiyi şöyle açikliyor:

 

“Açiktir ki, sembol ya da mühür sembolize edilen ve mühürlenen şeylerle bir olarak algilanmamalidir. Sembolize eden, sembolize edilen şey değil ve mühürleyen de mühürlenen değildir. Sembol ve mühür, sembolize edilen ya da mühürlenen şeyin varliğini gerektirir. Bu sebeple vaftiz, var olduğu kabul edilen bir ruhsal gerçeğin sembolü ve mühürüdür. Bu gerçeğin olmadiği yerde sembolün ve mührün bir etkisi yoktur. Ayni şekilde, sembol ve mühür de sembolize edilen ya da mühürlenen şeyi var etmez. Mesihle olan beraberliği etkilemez.”13

 

 

Rab’bin Sofrasi

 

Rab Isa Mesih, bu sofrayi tutuklanmasi ve ölümünden az önce hamursuz bayrami sirasinda ortaya koymuştur (Mat. 26:26-29; Mar. 14:22-25; Luka 22:19-20; 1. Kor. 11:23-25). Bu *sacrament Eski Antlaşmanin *pascal yemeğiyle bağlantiliydi. Kirilan ekmek, Isa’nin bedenini, şarap ise Isa’nin akitilan kanini simgeliyordu. Bunlarin yenmesi ve içilmesi, Isa’nin ölümünün getirdiği faydalarin ruhsal kabulu ve alimini göstermektedir. Bu sofra, O’nun ölümünü hatirlatir. Sofradan alan kişi, Isa Mesih’e Rab ve Kurtaricisi olarak iman ettiğini açiklamiş olur.

 

Presbiteryenler, Rab’bin Sofrasinin yapilişi sirasinda Mesih’in oradaki ruhsal varliğina inanirlar. Bununla anlatmak istediğimiz, Mesih’in ölümünün getirdiği faydalarin orada gerçekten var olan Kutsal Ruh tarafindan inanlilara verildiğidir. Katilmak isteyen herkes, layik olmayarak katilmamasi için kendini dikkatlice sinamaya çağrilmaktadirlar (1. Kor. 11:28-32). Bu açiklama tabi ki inanli olmayanlarin ve Mesih’i topluluk önünde ikrar etme derecesine gelmemiş çocuklarin bu sofraya katilmalarini yasaklamaktadir.

 

 

Hiristiyan Vaftizi

 

Hiristiyan vaftizi Mesih’in dirilişinden sonra Mesih tarafindan başlatilmiştir (Mat. 28:19; Mar. 16:6). Vaftiz, Mesih’in kilisesine bir giriştir. Giriş töreni olarak vaftiz asil olarak iki düşünceyi ortaya koyar: 1) suyla yikanma, 2) Mesih ve halkiyla birleşme.

 

Birincisi hakkinda şunlar söylenebilir: suyla yikanmak kişinin arinmasini simgeler. Su vaftizi, Kutsal Ruhun arindirmasini simgeler ve mühürler. Kutsal Kitap, günahkarlarin Tanrınin Kralliğina alinmadan önce Kutsal Ruh tarafindan yenilenmeleri gerektiğinin üzerinde durur (Yuh. 3:3; Hez. 36:26-27; Titus 3:5). Vaftiz, arinmayi ve Kutsal Ruhun yenileme işini simgeler.

 

Ikincisi hakkinda ise şunlari söyleyebiliriz: vaftiz, Mesihle ve halkiyla olan beraberliğimizin simgesi ve mührüdür. Rom. 6:3-6; 1. Kor. 12:13; Gal. 3:27-28; Kol. 2:11-12’de bu düşüncenin işlendiğini görüyoruz. “Bu sebeple diyebiliriz ki vaftiz, O’nun ölümü ve dirilişinin gücü, Kutsal Ruh’un yenilemesiyle günahin pisliğinden ve Mesih’in kaninin serpilmesiyle suçtan arinma araciliğiyla Mesih’le olan beraberliğimizi simgeler.”14

 

Vaftizin yapiliş şekli

 

Vaftizin yapiliş biçimi hakkindaki öğreti, Presbiteryenleri diğer mezheplerden ayirmiş olan bir başka öğretidir. Presbiteryenler, Kutsal Kitabin vaftizin doğru yolunun dökme ya da serpme olduğunu öğrettiğine inanirlar. Diğer mezheplerin inandiklari gibi batirmanin tek geçerli yol olduğuna inanmiyoruz. Presbiteryenler, gerçek bir kilisede batirma suretiyle yapilan vaftizin yasalliğini inkar etmezler. Bununla birlikte, vaftizin sadece batirma demek olabileceğini Kutsal Yazılarin hiçbir yerinde açik olarak öğretilmediğinde israr etmekteyiz.

 

Batirmayi savunan kişiler Yunanca olan “baptizo” kelimesinin daldirmak, batirmak ya da  sokmak anlaminda olduğunda israr ederler. Bu nedenle de vaftizin tek yasal yolunun batirmak olabileceğini söylerler. Ancak Presbiteryenler de eşit derece israr ederler ki, vaftiz şeklinin anlaşilmasindaki anahtar,  “vaftiz” kelimesinin Kutsal Kitapta nasil kullanildiğini anlamaktir. “Baptizo” kelimesi herzaman sadece batirmak anlaminda midir? Bu sorunun cevabi “HAYIR!” dir. Ibraniler 9:8-22 bizlere “baptizo”nun diğer bir kullanilişini göstermektedir. “Baptizo” kelimesi arinma işleminde kanin serpilmesiyle ilişkili olarak kullanilmiştir. Ibraniler 9:10, Eski Antlaşma ayinlerinin esas ruhsal gerçeklerin bir şekli ve gölgesi olduğuna işaret etmektedir. Ibraniler 9:13-14 arinmanin kanin serpilmesiyle olduğunu gösteriyor. Ibraniler 9:19, herşeyin kanla temizlenmesinin gerekli olduğundan su ve kan karişiminin tüm çadirin ve halkin üstüne serpilmesinden bahsediyor. Bu sebeple, eğer “baptizo” kelimesi sadece batirmak anlaminda ise serpme ile yapilan vaftizlerde kullanilan kelime nasil açiklanmalidir?

 

Elçilerin Işleri 1 ve 2’de Kutsal Ruhun vaftizi öğretisini görüyoruz. Pentekost, Kutsal Ruhun vaftizi olarak adlandirilacak bir olay olarak peygamberlik sözlerinde yer almaktadir.  Elçilerin Işleri 2’de “vaftiz” gerçekleşti (ayrica bak. Elç. Işl. 11:15-16). Bu vaftiz Kutsal Ruhun bir dökülmesi olarak adlandirilmiştir (Elç. Işl. 2:15-17, 33; 10:44-45). Daha önce de belirtildiği gibi su vaftizi ile Kutsal Ruh arasinda yakin bir ilişki bulunmaktadir. Ruhun her zaman döküldüğü ya da serpildiği söylenir (Titus 3:5; Sül. Özd. 1:23; Işa. 32:15; 44:3; Hez. 36:25-28).

 

Presbiteryenler sadece, Kutsal Kitaptaki kanitlarin vaftizin doğru şeklinin dökmek ya da serpmek olduğunu söylerler. Yakindan araştirildiğinda, vaftizde batirmayi savunan kişilerin tezlerinin tutunamayacaği açiktir.

 

Vaftiz olabilecek kişiler

 

Presbiteryenler, yasal olarak vaftiz edilebilecek kişilerin iki grupta toplandiğina inanirlar: 1) yetişkin inanlilar, 2)Inanli anne-babalarin yeni doğan çocuklari.

 

Isa, vaftizi başlattiğinda yetişkin kişilerin vaftizinden söz ediyordu (Markos 16:16). Vaftizden önce imanin açiklanmasi gerekiyordu. Pentekost gününde Tanrı Sözünü kabul eden ve vaaz edenler vaftiz edilmişti (Elç. Işl. 2:41). Bu sebeple, Presbiteryen kilisesi vaftiz olmak isteyen tüm yetişkinlerin kurtuluşlari için sadece Mesih’e iman ettikleri konusunda yeterli kanit göstermelerini ister.

 

Presbiteryenlerin yasal olarak vaftiz olabileceğine inandiklari ikinci grup ise inanli anne-babalarin yeni doğmuş çocuklaridir. Önceden belirlenmişlikle beraber bebek vaftizi, çoğu kişinin Presbiteryenizmle özdeşleştirdiği öğretilerdir. Bu öğretiye karşi olanlar, bebeklerin iman edemeyeceğini ve İncil’de bebekleri vaftiz etmek hakkinda hiçbir buyruk bulunmadiğini söylerler. Ancak tüm bunlar bu öğretiyi reddetmek için yeterli midir? Tabi ki hayir! Presbiteryenler bebek vaftizinin sadece yasalliği konusunda değil ama inanli anne-babalarin çocuklarini vaftiz etmelerinin gerekliliği konusunda da israr ederler.

 

Bebek vaftizi, daha önce belirtildiği gibi Kutsal Kitapta ahitsel görüşde temel bulmaktadir. Tanrı’nin lütuf antlaşmasinda bir süreklilik ya da birlik bulunmaktadir. Bebek vaftizini anlamada anahtar bir nokta Eski Antlaşmadaki sünnetin rolünu anlamaktir. Sünnet, Tanrınin halkiyla yaptiği antlaşmanin sembolü ve mührüydü (Tek. 17:10, 11, 13, 14). Sünnet, en derin ruhsal anlamiyla antlaşma işaretiydi. Bunu belirtmek bizim için hayati önem taşir.

 

Sünnette üç temel düşünce iletilmektedir. Ilk olarak, sünnet, Tanrı’yla olan birlik ve beraberliğin işaretiydi (Tek. 17:7, 11). Daha önce de belirtildiği gibi, antlaşmanin özü şu cümlede yatmaktadir, “Ben sizin Allahiniz olacağim, siz de benim halkim olacaksiniz.” Sünnet, bu antlaşma vaatinin işaretiydi.

 

Ikinci olarak sünnet, kirliliğin kaldirilmasinin işaretiydi. Günahtan arinmayi simgelerdi (Tes. 30:6; Işa. 52:1; Yer. 4:4; 6:10; 9:25, 26; Hez. 44:7-9).

 

Üçüncü olarak sünnet, imanla gelen aklmanmanin mührüdür (Rom. 4:11). Sünnet, imana hayati bir bağla bağlıydi. Ibrahim bunu, imaninin bir işareti olarak aldi. Bunun yapilmasi içsel imani göstermiş ve mühürlemiştir. Tabi  hatirlanmalidir ki bu sadece imani simgeliyordu. Imanin sebebi değildi.

 

Sünnetin, bebeklere uygulanmasinin buyrulmasi önemli bir kavramdir (Tek. 17:12). Bu sebeple, en derin anlamiyla antlaşma, bebeklere verilmeliydi.

 

Kutsal Kitapta birlik ve süreklilik olduğundan, bir Eski Antlaşma ilkesinin Yeni Antlaşma’da açikça geçersiz olduğunu söyleyen ya da ima eden bir şey olmadiği taktirde biz o ilkenin geçerliliğinin devam ettiğini varsaymaliyiz. Bu ilke farkli bir biçim alabilir ancak hala geçerlidir. Bunun anlami da Eski Antlaşma’da Tanrınin yaptiği antlaşmanin işareti olarak görülen sünnet Yeni Antlaşma’da da görülmelidir. Ve bunu görmekteyiz. Yeni Antlaşma, aile birliğinin ve bebeklerin antlaşmaya dahil edilmelerini onaylamaktadir. Daha da önemlisi, “vaftiz”in Tanrınin yaptiği antlaşmanin işareti olarak sünnetle yer değiştirdiğini görüyoruz.

 

Ahit işareti olarak sünnetin Tanrı tarafindan ortadan kaldirildiğini görüyoruz (Gal. 5:2; Elç. Işl. 15:1, 2, 5-6, 24). Sünnet, kansiz antlaşma işaretiyle değiştirilmişti. Antlaşma işaretlerinin değiştirilişini gördüğümüz anahtar bölüm Koloseliler 2:11-12 dir. Vaftiz, antlaşma işareti olarak sünnetti geçersiz kilmiştir. Tanrınin lütuf antlaşmasinin devami önem kazanmiştir. Sünnet ilkesinde doğru olan şey şimdi vaftiz için doğru olmuştu. Tanrınin antlaşma halkina girişin başlangici eskiden sünnet iken şimdi vaftiz olmuştur (Tek. 17:9-14 ile Elç. Işl. 2:41’I karşilaştirin). Artik vaftiz, Tanrınin halkiyla yaptiği sevgi antlaşmasinin işareti ve mührü olmuştur (Tek. 17 ile Gal. 3:27-29’u karşilaştirin). Artik vaftiz, en derin ruhsal anlamiyla antlaşmanin işareti olmuştur (Tek. 17 ile Elç. Işl. 22:16; 18:8’I karşilaştirin).

 

Eğer bebekler Eski Antlaşma’nin ahit işaretini almişlar ise o zaman antlaşmanin sürekliliği gerektirir ki, bugünün inanli anne-babalari yeni doğmuş bebeklerini vaftiz etmelidirler. Bu kaçinilmaz bir sonuçtur. Bebek vaftizi öğretisi hakkinda okumak isteyenler için: Kenneth L. Gentry, Jr’in Infant Baptism: A Duty of God’s People (Bebek Vaftizi: Tanrı Halkinin bir Sorumluluğu) adli çalişmasi konuyu mükemmel bir şekilde ortaya koymaktadir.

 

 

 

KILISE YÖNETIMI

 

Presbiteryenler, benimsedikleri kilise yönetim sisteminin elçisel kiliseye en yakin olan yönetim biçimi olduğundan emindirler. Mesih, kilisenin başi olarak kabul edilir (Ef. 1:22-23). Kilisesi üzerindeki hükümdarliğini Sözü, Ruh’u ve insanlarin hizmeti araciliğiyla sürdürür (Ef. 4:10-12).

 

“Presbiteryen” kelimesi “presbitery” kelimesinden türetilmiştir. Presbiteryenizm, “Presbiterlerin (ihtiyarlarin) yönettiği bir düzen” anlamina gelir.

 

Presbiteryenzimin Anahtar Özellikleri

 

1. Tanrı tarafindan oluşturulan iki görevden oluşan çoklu liderlik anlayişi vardir: 1) ihtiyar, 2) diyakon.

 

A) Ihtiyar

 

Ihtiyarlar (presbiterler), Tanrınin topluluğu üzerinde ruhsal gözetmenlik yapmak üzere Tanrı tarafindan atanmiş kişilerdir (Elç. Işl. 14:23; 11:30; 15:2, 6, 23; 16:4; 20:17; 21:18; 1. Tim. 3:1-7; 5:17-20; Yakup 5:14; 1. Pet. 5:1-3; Ibr. 13:17).

 

Normal olarak ihtiyarlar arasinda bir ayrim yapilir. Bazilarina “öğreten ihtiyarlar” ve bazilarina da “yöneten ihtiyarlar” denir. Yöneten ihtiyarlar hastalari ziyaret ederek, aci içinde olanlari teselli ederek, Kilisenin çocuklarini besleyip koruyarak, insanlarla ve insanlar için dua ederek ve vaaz edilen Söz’e karşilik topluluk içinde meyve verilmesini dikkatle takip ederek ruhsal gözetmenliklerini yerine getirirler.

 

Öğreten ihtiyarlar, özel olarak Sözde ve doktrinde çalişmak üzere ayrilmiş kişilerdir (1. Tim. 5:17). Bu tür ihtiyalara çoğunlukla “pastör” ya da “din adami” denir. Yönetici ihtiyarlara ek olarak onlarin görevi Sözü vaaz edip uygulamalari yerine getirmektir.

 

Ihtiyarlar arasindaki farklilik yetki farkliliği değil görev farkliliğidir. Buna ihtiyarlarin eşitliği denir. Kiliselerde hiyerarşinin var olduğuna dair hiç bir kanit yoktur. Her ikisinden de beklenenler aynidir (1. Tim. 3:1-7).

 

Kiliseler, çoklu ihtiyar anlayişiyla yönetilir. Yeni Antlaşmada her kilisede birkaç ihtiyar bulunmaktaydi (Elç. Işl. 14:23). Her şehirde birkaç ihtiyar olmaliydi (Titus 1:5).

 

Ihtiyarlar, kilise topluluğu tarafindan seçilirdi. Elçilerin Işleri 14:23’de elçilerin seçilmesini anlatirken kullanilan kelimenin tam olarak anlami, “el kaldirarak oy vermek” dir.

 

Bununla beraber, ihtiyarlara topluluğun geneli tarafindan sahip olunmayan bir yetki verilirdi. Herkesin ayri ayri ruhsal armağanlari vardi (Rom. 12:6-8; 1. Kor. 12:28). Göreve ciddi bir atamayla başlanirdi. Iman ettikten hemen sonra alinan bir sorumluluk değildi (1. Tim. 4:14; 5:22). Bu görev kendi bünyesinde bir yetki sifati taşimaktadir: “yönetici” (1. Tim. 5:17), “gözetmen” (Elç. Işl. 20:28), “çoban” (1. Pet. 5:1-2), “güden” (1. Tim. 3:5). Bu görev, genelde inanlilardan beklenmeyen daha yüksek özellikler gerektirmektedir.

 

B) DIYAKON

 

Diyakonlar ana olarak hizmet görevine atanmişlardir (Elç. Işl. 6:1-6). Ruhsal gereklilikleri en azindan bir ihtiyarinki kadar yüksektir (1. Tim. 3:8-10). Diaykonlar, ihtiyaçta olanlara, hastalara, arkadaşsizlara ya da üzgün olan herhangi bir kişiye hizmet ederler. Topluluğun ondalik ve armağanlarini toplayip dağitirlar. Topluluğun tüm fiziksel mallariyla ilgilenirler. Görevlerinin denetimi konusunda diyakonlar Oturumun (ihtiyarlar topluluğu) gözetimi altindadirlar.

 

2. Presbiteryenizm, bağlı bir kilisedir. Bununla demek istediğimiz, kilise yönetimi bir ya da birkaç topluluk üzerinde yetkisi bulunan alçak ve yüksek seviyede mahkemelerden oluştuğudur.

 

Elçilerin Işleri 15’deki Kudüs konsili bizlere kiliselerin aralarindaki bağlılik kavramini ve belirli bir topluluk tarafindan kullanilan yetkiyi göstermektedir. Sorun, konsilin önünde tartişilmişti (Elç .Işl. 5:4-19). Ve yine sorun topluluğun demokratik fikir birliğiyle değil, elçiler tarafindan çözülmüştü (Elç. Işl. 15:6). Bununla birlikte, Kudüs konsili Antakya kilisesindeki sorun hakkinda bir hüküm vermişti. Bu hüküm sorunun çiktiği mahkemeye gönderilmişti (Elç. Işl. 15:20-23). Bu karara uyulmasi gerekiyordu (Elç. Işl. 15:28; 16:4) ve itaat edilmesi için diğer kiliselere de karar duyurulmuştu (Elç. Işl. 16:4).

 

Presbiteryen kilisesi, 1) Oturum, 2) Ihtiyar Heyeti ve 3) Genel Kurul ile elçisel kilisede bulunan bağlılik kavramini uygulamaya çalişir.

 

Oturum, tek bir topluluk üzerinde yetki sahibi olan yerel bir kilisenin ihtiyarlarindan oluşur.

 

Ihtiyar Heyeti, belli bir coğrafi bölgede birkaç kilise üzerinde yetkisi olan bir sonraki en üst mahkemedir. Sinirlari içindeki tüm kiliseler üzerinde yetki sahibidir. Öğreten ihtiyarlar, Ihtiyar Heyeti tarafindan incelenir ve hizmetinin gerekli olduğu kiliselere atanir. Oturum düzeyinde çözümlenemeyen meseleler Ihtiyar Heyetine sevkedilebilir.

 

Genel Kurul, özde, tüm ülkeyi kapsayan gelişmiş bir ihtiyar heyetidir. Ülkedeki tüm o mezhebe ait kiliselerin temsilcilerinden oluşan mahkemedir. Altindaki tüm kilise ve mahkemelerdeki birlik ve huzurun devamini sağlar. Genel Kurul, başvurulabilecek en yüksek mahkemedir. Ihtiyar Heyeti tarafindan çözümlenememiş meseleleri karara bağlar.

 

 

 

 

 

 

SONUÇ

 

Tabi ki, Presbiteryenizmin her inancindan burada bahsedilmedi. Amacimiz, tarih boyunca Presbiteryenizmi diğer mezheplerden ayiran belli başli özellikleri anlatmakti. Ayni zamanda, tüm bu belli başli özellikler, bizler, yani Presbiteryenler hakkinda daha fazla öğrenmek isteyen kişiler için giriş niteliği taşimaktadir. Ayrica, yine bunlar kilise önderlerine (eskilerine olduğu gibi) yeni kurulmuş kiliselerin üyelerinin kiliselerinin temel öğretilerini anlamalarinda yardimci olmalari açisindan değerli bir kaynaktir.

 

Presbiteryenizm, çok zengin bir geçmişi olan bir mezheptir. Yani, Tanrı Sözünün hiçbir zaman değişmeyecek temeli üzerinde duran bir mezheptir. Bizler “Kitap Ehliyiz”. Bizler, bizi karanliktan kendisinin şaşilacak işiğina çikaran kudretli Tanrıyi öven ve yücelten kişileriz. Bizler, her düşünceyi Mesih’e uysun diye tutsak tutsak etmeye adanmiş kişileriz. Ve yine bizler, sadece tek bir amaç için yaşiyoruz: Tanrı’yi yüceltmek ve O’ndan sonsuza dek zevk almak.

 

 

 

 

 

DIPNOT REFERANSLARI

 

 

1. Thomas Witherow, The Apostolic Church (Elçisel Kilise), s. 17.

 

2. Louis Berkhof, Manual of Christian Doctrine (Hiristiyan Doktrini El Kitabi), s. 27.

 

3. O. Palmer Robertson, The Christ of the Covenants (Ahitlerin Mesihi), s. 4.

 

4. Ibid., s. 14, 15.

 

5. Louis Berkhof, Systematic Theology (Sistematik Teoloji), s. 277.

 

6. The Christ of the Covenants, s. 57.

 

7. Ibid., s.28.

 

8. Manual of Christian Doctrine, s. 47

 

9. W. J. Seaton, The Five Points of Calvinism (Calvinizmin Beş Maddesi), pp. 6, 7.

 

10. Ibid., p. 8.

 

11. Loraine Boettner, The Reformed Doctrine of Predestination, s. 152.

 

12. Summary of Christian Doctrine (Hiristiyan Doktrininin Özeti), s. 165.

 

13. John Murray, Christian Baptism (Hiristiyan Vaftizi), s. 86.

 

14. Ibid., p. 8.

 

 

 





Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için tıklayınız.
9 Ağustos 2003 tarihinden beri  sayfa gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail atınız.