http://www.hristiyan.net


Kitaplar Ana Sayfa


Kitap Ana Sayfa


BÖLÜM 9

 

RUH’UN MEYVELERİ

 

Tanrı, kendi Kutsal Ruhu’nun armağanını vererek

seni mühürlemiştir.

Tanrı’nın tüm çocukları aynı mührü taşırlar

ve içlerinde, aynı Ruh yaşar.

TOM  REES

 

Kutsal Ruh’un armağanları, büyüleyici ve heyecan vericidir. Armağan sahibi olmak demek, ortaya koyduklarımız veya yeteneklerimizden ötürü kardeşlerimizin bize yetki vermesi demektir. Belki bu nedenlerden, belki de başka nedenlerden ötürü, Ruh’un armağanları, Ruh’un meyvelerinden daha fazla kültürümüzün dikkatini çekmektedir. Ruh’un meyveleri, karanlığa mahkum edilmiş, daha fazla tercih edilen armağanların gölgesinde kalmış gibidir.

Fakat, kutsallaşma sürecimizin belirtisi, Ruh’un meyvelerinin varlığıdır. Tabiki de Tanrı, Kutsal Ruh’un bize verdiği armağanları saygılı bir şekilde kullanmamızdan hoşnut kalır. Fakat bence Tanrı, kendi halkı Ruh’un meyvelerini sergilediği zaman daha çok hoşnut olacaktır.

Pavlus, Galatyalılar’a şöyle öğütte bulunmaktadır:

 

Şunu demek istiyorum: Kutsal Ruh’un yönetiminde yaşayın. O zaman benliğin tutkularını asla yerine getirmezsiniz. (Galatyalılar 5:16)

 

Hıristiyan yaşamı bir hac yolculuğudur. Kutsal Yazılar’ın betimlemesine göre de, yürüyerek kat ettiğimiz bir yolculuktur. Yürümek, ulaşımın oldukça yavaş bir çeşididir. Bir çoğumuz, bu yolculuğumuz boyunca kaplumbağa hızıyla ilerleriz. Engelli denenme yolu boyunca koşup zıplayamıyoruz. İlerleyişimizi zorlayan engeller vardır. Yolculuğumuzun her noktasında karşımıza, benliğimizin hızını engelleyen bariyerler çıkmaktadır. Yine Pavlus şöyle yazmaktadır:

 

Çünkü benlik Ruh'a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzular. Bunlar birbirine karşıttır; sonuç olarak, istediğinizi yapamıyorsunuz. (Galatyalılar 5:17)

 

İşte savaş. Eski adam, yeni adam ile mücadeleye girmektedir. Benliğin günahkar doğası, Ruh’un etkisinin önünü tıkamak için savaşmaktadır. Bu savaş içe yönelik ve görünmez olmasına rağmen, savaşın neden olduğu ölü ve yaralıların dışa yönelik belirtileri vardır. Savaştan Kutsal Ruh galip geldiği zaman, bunun mevyesini görürüz. Benlik kazandığı zaman da, bunun dışa yönelik belirtisini görürüz.

Pavlus, Ruh’un meyvelerini ayrıntılarıyla açıklamadan önce, ilk olarak benliğin işlerini ortaya koymaktadır. Benliğin işleri, Ruh’un meyveleriyle tam bir zıtlık içerisindedir.

 

Benliğin işleri bellidir. Bunlar fuhuş, pislik, sefahat, putperestlik, büyücülük, düşmanlık, çekişme, kıskançlık, öfke, bencil tutkular, ayrılıklar, bölünmeler, çekememezlik, sarhoşluk, çılgın eğlenceler ve benzeri şeylerdir. Sizi daha önce uyardığım gibi yine uyarıyorum, böyle davrananlar Tanrı Egemenliği’ni miras alamayacaklar. (Galatyalılar 5:19-21)

 

Benliğin işlerinin sıralandığı liste iki nedenden ötürü oldukça önemlidir. İlk olarak, bu liste, bahsedilen Ruh’un meyvelerine karşı bir zıtlık sergilemektedir. İkinci olarak ise, bu liste, Pavlus’un da (tekrar tekrar) vurguladığı gibi, yeniden doğmamış olanı ve kaybolanı belirleyen günahkar eylemleri tanımlamaktadır. Tabi ki de, kurtulmuş kişinin herhangi bir zaman, bu günahlardan herhangi birisine düşmesi olasıdır. Bu günahlardan her birisi, büyük kutsallar tarafından sırayla veya aynı anda işlenmiştir de. Fakat bu günahlar, bir Hıristiyan’ın nitelikleri olamazlar. Eğer bu liste bir kişinin yaşam tarzını tarif ediyorsa, o zaman bu kişinin kurtulmamış olduğu ortadadır.

Bu liste, göz dağı veren türden bir uyarı taşıdığı için, adı geçen günahların kısa birer tanımlarını vermemiz önemlidir:

 

1.   Fuhuş. Bahsedilen ilk günah, Yedinci Buyruğun ihlalidir. Bu günah, evli kişiler arasında yasa dışı cinsel ilişki aracılığıyla evliliğin kutsallığının bozulmasını içermektedir.

2.   Cinsel ahlaksızlık. Cinsel ahlaksızlık genelde, evli olmayan kişiler arasındaki cinsel ilişkiyi anlatır. Genellikle, evlilik öncesi cinsel ilişki ile alakalıdır. Fakat bu listedeki cinsel ahlaksızlık, bu sözcüğün en geniş anlamıyla içerdiği gayri meşru bir cinsel ilişkinin en geniş kapsamına sahiptir. (Eşcinsel davranışlar da bu başlık altına girer.)

3.   Pislik. Burada da cinsel bir anlam vardır. Genel konuşma dilinde “kirlilik” olarak adlandırılan türde bir davranışı ifade eder.

4.   Sefahat. Bu sözcük, dizginlenemeyen ve denetim altına alınamayan, vahşi ve zapt edilemez bir yaşam tarzını ifade etmektedir.

5.   Putperestlik. Bu sözcük, putlara veya sahte tanrılara tapmayı anlatmaktadır. En geniş anlamıyla putperestlik, somut eşyalara tapmayı da anlatmaktadır.

6.   Büyücülük. Bu sözcük, büyücülük yapmayı ve ruh çağırma, falcılık, astroloji vb. gibi yasak uygulamalarda bulunmayı içermektedir.

7.   Düşmanlık. Bu sözcük, düşmancıl, kin besleyen ve sevgisiz olan bir kişiyi anlatmaktadır.

8.   Çekişme. Bu durum kavgacı bir davranışta görülür. Çekişmeci olan bir kişi, kavgacı ve dövüşçüdür. Öfkesi burnundadır.

9.   Kıskançlık. Bu tutum, diğer insanların başarı ve zaferini hor gören, ben-merkezci bir ruh ortaya koyar. Sevgisizliği gösterir. Benliğin 7., 8. ve 9. işleri büyük bir olasılıkla, Hıristiyanlar arasında en çok yer edinen işlerdir, çünkü bu işlerin kolayca üstleri örtülebilmekte ve bu işlere mazeret gösterilebilmektedir.

10.  Öfke. Bu durum aniden öfkelenme krizine giren kişileri belirtir.

11.  Bencil tutkular. Bu durum, başkalarına zarar veren, acımasız kişisel kazanç arzusu fikrini içermektedir.

12.  Ayrılıklar. Bu durum, mantıklı olan fikir ayrılıklarını engellemez. Bunun yerine, sürekli olarak tartışan, kavga eden ve topluluklarda ayrılıklar yaratan çekişmeci ruhu betimlemektedir.

13.  Bölünmeler. Bu sözcüğün asıl anlamı, kabul edilen gerçeğe karşıt fikirleri bilerek seçmeyi içerir. Bu durum, teolojik hatalardan çok daha fazlasını içerir çünkü davranış ve tutuma dayalı hataları da içerir.

14.  Çekememezlik. Bu durum, başka birisine ait olana sahip olmayı arzulamayı içermektedir. Bu durum aynı zamanda, bazı yardımlardan hoşlanan kişilere karşı kötü duygular beslemeyi de içermektedir.

15.  Adam öldürme. Bu durum kendisini zaten açıklamaktadır. Birçok Hıristiyan tabi ki de gerçekten katil değildir, fakat Mesih’in kardeşlerimizden nefret etmemiz üzerine söylediği (Matta 5:22) sözlerini de aklımızda tutmamız gerekmektedir.

16.  Sarhoşluk. Bu sözcük, alkolün aşırı kullanılmasından ve dolaylı olarak da uyuşturucu kullanılmasından bahsetmektedir.

17.  Çılgınca eğlenceler. Bu durum, serbest olan çılgınca partilerden veya alkol yarışmalarından hoşlanan vahşi parti katılımcılarının yaşam tarzını içermektedir.

 

Benliğin bu işlerinden oluşan listeye karşılık olarak Pavlus, Ruh’un meyvelerini ortaya koymaktadır:

 

Ruh’un meyvesi ise sevgi, sevinç, esenlik, sabır, şefkat, iyilik, bağlılık, yumuşak huyluluk ve özdenetimdir. Bu tür nitelikleri yasaklayan yasa yoktur. (Galatyalılar 5:22-23)

 

Burada Pavlus, gerçek doğruluk biçimini sergilemektedir. Bu meyvelere Ruh’un meyveleri denmektedir. Bu meyve kendimiz değil, bizde ürün veren şeydir. Kendi başımıza bizler sadece benliğiz. Benlik ise, benlikten başka meyve vermez. Benliğin işleri, benliğin meyveleridir. Benlik, yararlı hiçbir şey üretmez. Martin Luher’in de söylediği gibi “hiçbir şey”, “bir şey” değildir.

Aynı babalıkta olduğu gibi. Ürün, ürünü verenden gelir. Soy, organizmanın kökenlerini özetlemektedir. Sadece Kutsal Ruh, Ruh’un meyvelerini verebilir ve üretebilir. Kutsal Ruh olmadan da yetenekli vaizler olabiliriz. Benliğimiz aracılığıyla teoloji konusunda bir deha olabiliriz. Lütuf olmadan da hünerli konuşmacılar olabiliriz. Fakat Ruh’un meyvesinin tek kaynağı, Kutsal Ruh’un bizdeki işleyişidir.

Ruh’un meyvelerinin, bizim ölçülerimizde en yüce doğruluk ölçüsü olarak yükselmemesi bir rastlantı değildir. Bizde, Ruh’un meyvelerinin dışında bir ölçüyü tercih edebilecek kadar büyük bir benlik vardır. Ruh’un meyvelerinin ölçüsü çok yücedir; bu ölçüye ulaşamayız. Bu yüzden, Hıristiyan altkültürlerde bile, kendimizi daha başarılı gösterebileceğimiz, daha alt seviyedeki ölçüleri yüceltmeyi tercih ederiz. Eğer Ruh’a biraz benlik katarsak, birbirimizle daha kolay bir şekilde yarışabiliriz.

Sevgimize bakarak değerlendirilmemiz, bizim için ne kadar zordur! Lütfen beni, yumuşak huyluluğun ölçütleriyle değerlendirmeyin. Ne kadar büyüdüğümün ölçüsü olarak, sabrımı gösteremeyecek kadar sabırsızım. Benim için vaaz vermek, sabırlı olmaktan daha kolaydır. Benim için, esenlik hakkında kitap yazmak, esenlikle dolu olmaktan daha kolaydır.

Ruh’un meyveleri, yüzeyde sıradan gibi görünen bir erdemler listesi içermektedir. John Calvin bu erdemler için, yeniden doğmamış putperestlerin bu erdemleri belirli bir dereceye kadar sergileme yeteneğine sahip olduklarını söylüyordu. “Sivil doğruluğu”, doğal birisi tarafından elde edilebilir olarak tanımlıyordu. Tanrı’nın herkese gösterdiği ortak lütfu aracılığıyla tüm günahkar yaratıklar, dışa yönelik bir doğruluk sergileyebilirler.

Dışa yönelik doğruluk, dış yönden Tanrı’nın yasasına benzer fakat Tanrı’nın sevgisine doğru yönelmiş bir yürekten gelen niyete sahip değildir. İmanlı olmayanlar, doğal bir şefkat sevgisi ile severler. İmanlı olmayan kocaların, eşlerine karşı doğal bir sevgisi vardır. İmanlı olmayan annelerin, çocuklarına karşı doğal bir sevgisi vardır. Dünyasal şarkılar da, sevginin erdemliliğini övmektedir.

Dolayısıyla, Ruh’un meyveleri olarak bilinen diğer erdemler de, tanrısızlar arasında sergilenebilmektedir. Adolf Hitler’in de şefkatli olduğu anlar olmuştur. Stalin de bir anlığına yumuşak huyluluk sergilemiştir. Musa’nın zamanındaki Mısır Firavununun da zaman zaman sabrettiği olmuştur. Günümüzde ise, Mormonların ılımlı olmaları dikkat çekmektedir.

İşte sorun burada yatmaktadır. Eğer imanlı olmayanlar Ruh’un meyvelerinde adı geçen erdemleri gösterebiliyorlarsa, bu erdemlerin bir şekilde bizde var olmasının, yaşamlarımızda Kutsal Ruh’un var olduğunu gösterip göstermediğini nasıl bilebiliriz? Ruh’un meyvelerinden yalnızca bir tanesinin dışarıya doğru sergilenmesi, yeniden doğmuş olmanın bir kanıtı değildir.

Belki de, “sivil doğruluk” ile Ruh’un meyvelerini birbirine karıştırmak kolay olduğu için Hıristiyanlar, Tanrı’ya gerçek bağlılığın göstergesi olarak başka şeylere bakmaya eğilim göstermektedirler. Fakat Kutsal Kitap, bizleri böyle bir denenmeye teslim etmemektedir. Kutsal Ruh, gerçek meyveler verir. Bizim, yaşamlarımızda ürün vermemiz, Kutsal Ruh’un işine bağlıdır. (İmanlı olmayanlar bile şefkatli, yumuşak huylu, esenlik dolu, ...vb. olabildiği için, Hıristiyanlar çoğu zaman, etkili vaaz verme, kitap yazma gibi işlere önem vermektedir. Dikkat çekmeyen bir şekilde iyi olmak – Ruh’un meyvelerini sergilemek –, daha az belirgindir fakat muhtemelen, harikulade bir vaiz, inanç sahibi bir yazar, imanlı bir şarkıcı...vb. şeyler olmaktan Tanrı’ya daha çok bağlılık gösterir.)

Sivil doğruluk ile Ruh’un meyveleri arasındaki farklılığı ayırt etmeyi öğrenmeliyiz. Bu farklılık, tek bir farklılık değildir. Bu farklılık, aynı zamanda bir tür farklılığıdır.

Ruh’un meyveleri nadir ve sıra dışıdır. Bu farklılık, yaygın olan sevgi ile nadir olan sevgi arasındaki, sıradan bir sevgi ile sıra dışı bir sevgi arasındaki ve doğal bir sevgi ile doğa üstü bir sevgi arsındaki farklılığa benzer.

 

SEVGİ

 

Kutsal Ruh’tan doğan sevgi meyvesi, üstün bir sevgidir. Sıradan bir doğal sevgi erdeminin üzerine çıkar. Bu sevgi, Kutsal Kitap’taki agape, 1.Korintliler 13.Bölüm’de heyecanlı bir şekilde bahsedilen sevgidir. Sevimli birisini sevmek başka, düşmanı sevmek başkadır. Doğal sevgi, değersiz madenle karıştırılmış altın gibidir. Bu sevgi, bencil heveslerle kirletilmiştir. Kıskançlık cevheriyle ve edepsizlik alaşımıyla karışmış durumdadır. Bu tür bir sevgi, tutarsız bir sevgidir.

1.Korintliler 13.Bölüm’de Pavlus, sevginin kıskanmadığını, övünmediğini veya böbürlenmediğini söylemektedir. Sevgi kaba davranmaz, kendi çıkarını aramaz ve kolay kolay öfkelenmez. Kötülüğün hesabını tutmaz, haksızlığa sevinmez.

Sevgi, basite indirgenerek, içme, dans etme, makyaj yapma, sinemaya gitme, kağıt oynama ve benzeri şeylerden uzak durma olarak tanımlanmamaktadır. Çarmıhı gerektiren şey, ruj değil kıskançlıktır. Kefaret gerektiren şey, poker değil açgözlülük, sinema değil böbürlenmedir.

Bazıları sevgiyi, “koşulsuz sevgi” olarak tanımlamaktadır. Bu “koşulsuz sevgi” kavramı, hilebazın oyun çantasından çıkan bir kuruş altın ya da süslü bir mücevher taşı gibi olabilir. Kullanıldığı ortama göre ya tamamen doğrudur ya da tamamen yanlıştır. Kürsüden tatlı tatlı gülümseyerek, “Tanrı bizi olduğumuz gibi kabul ediyor” diye iddia eden bir vaiz, korkunç bir yalan söylüyordur. Tanrı’nın Egemenliği, gerektirdiği koşullar açısından, Bay Rogers’ın komşuluk koşullarından daha titizdir. Sevgi müjdesinin üzeri, sakkarinden yapılmış bir lütufla kaplı değildir. Tanrı, kibirli bir kişiyi kibiriyle birlikte kabul etmez. Tanrı, tövbesizlere sırtını döner. Tanrı’nın kendi günahkar yaratıklarına karşı sevgi gösterdiği kesindir fakat bu sevginin kutsal koşulları vardır. Bizim, dizlerimizin üzerinde ve kırılmış bir yürekle Tanrı’ya yaklaşmamız gerekir.

Jonathan Edwards, sevgi hakkında şöyle demektedir:

 

Eğer Hıristiyanlığın tamamı sevgi ise, o zaman sevgiyi yıkan şeyler, kesinlikle Hıristiyanlar’a uygun değildir. Kıskanç bir Hıristiyan, kindar bir Hıristiyan, soğuk ve katı yürekli bir Hıristiyan olması, en büyük saçmalık ve çelişkidir. Bu durum, birisinin karanlık ışıktan veya yanlış bir gerçekten bahsetmesine benzemektedir.

 

Öğretmenim Dr. John Gerstner bir keresinde, agapenin Pavlus’un hayatında sergilenişinden bahsetmişti. Pavlus’un karakterini tarif etmek için, Pavlus’un isminin İngilizce’deki harflerini akrostiş olarak kullanmıştı, P-a-u-l. P harfi Polluted (Kirli) kelimesini temsil ediyordu çünkü, Pavlus kendisini en büyük günahkar olarak tanımlıyordu. A harfi, Pavlus’un Apostolic (Elçilik) görevini temsil ediyordu. Konumumuzla alakalı olan harfler ise U ve L harfleridir. U harfi, Pavlus’un gerçeğe olan Uncompromising (Değişmez) bağlılığını; L harfi de, Pavlus’un Love (Sevgi) kalitesini ifade ediyordu. Gerstner, bunu şöyle açıklıyordu: “Bu, Pavlus’un hem değişmez hem de seven birisi olduğunu söyleyebileceğimiz anlamına gelmez. Ya da Pavlus’un değişmez fakat seven birisi olduğunu söyleyebileceğimiz anlamına gelmez. Fakat, Pavlus’un değişmez ve bu yüzden de seven birisi olduğunu söyleyebiliriz.”

Ruhsal sevgi, Tanrı tarafından yürütülür. Önce Tanrı bizi sevdiği için ve O’nun sevgisi yüreklerimize döküldüğü için bizler Tanrı’yı sevebiliyoruz. Bu sevgi, doğal sevginin üzerindedir. Kutsal Ruh olan Tanrı tarafından değiştirilmiş bir yürekten kaynaklanmaktadır.

 

SEVİNÇ

 

Sevinç, Ruh’un bir meyvesi olarak geçmektedir. Bu sevinç, tuttuğumuz takımın Süper Kupa’yı kazanmasıyla bir anlık yaşadığımız bir sevinç değildir. Bu sevinç, “sıcak kanlı bir yavru köpeğin mutluluğu” da değildir. Üstün agape sevgisi gibi, bir Hıristiyan’ın sevinci de üstün bir sevinç, mutluluktan doğan bir sevinçtir. İmanlı olmayan birisi, gülümsemesine neden olan olumlu duygular yaşar fakat imanlı olmayan hiç kimse kurtuluşun mutluluk veren sevincini tatmamıştır.

Kutsal Ruh’un sevinci kalıcıdır. Bu yılın Süper Kupa’yı kazanan takımı, bir sonraki sene eleme turlarını geçemeyebilir. Sevimli yavru köpekler büyür yaşlanır ve sonunda mezarda çürür giderler. Kurtuluş sevinci daimidir. Mesih’in bizim için kazandığı zafer, belirli bir döneme ait değildir. Kurtarıcımız asla kötü bir yıl geçirmez.

Kutsal Ruh’un sevinci, neşelendirdiği kadar kalıcıdır da. Acının ortasındayken varlığını sürdüren şey, sevinçtir. Sevincin derinliği vardır. Sevinç, ruhun derinliklerine işler. Umutsuzluğu sürgüne gönderir ve kötümserliği kovar. Kibir yapmayan bir güven, kabadayılık yapmayan bir cesaret sağlar. Nasıralı İsa da, ağlayabiliyordu. Fakat İsa’nın gözyaşları, O’nun Babası’nın evinde duyduğu sevinci bitiremezdi.

Biz, ümidimizde seviniriz. Ümidimiz, bir hayalperestin hayal ürünü değil, kurtulmuş olanın güvencesidir. Bu sevinç, Kurtarıcımızın buyruğunu duyabilecek kulağa sahip kişilerin sevincidir, “Cesur olun, ben dünyayı yendim!” (Yuhanna 16:33).

 

ESENLİK

 

Kutsal Ruh’un esenliği de benzer şekilde, üstün bir esenliktir. Bu esenlik, her Yahudi’nin özlemini duyduğu esenlik(barış), yani şalom idi. Bu esenlik, Martin Luther’in dünyasal esenlik diye adlandırdığı esenliğin, İsrail’in sahte peygamberlerinin öne sürdüğü esenliğin ötesinde bir esenliktir. Yatıştırma tarafından alt edilen, korkak bir esenlik değildir. Bu esenlik, kalıcı bir zafer tarafından kazanılmış bir esenliktir.

Dünyasal savaşlar sona erdiğinde ve barış antlaşmaları imzalandığında, daima bir ateşkes tedirginliği yaşanır. Kılıcın en küçük bir tıkırtısının bile yeni düşmanlıkların başlamasına neden olduğu yerlerde, her zaman bir soğuk savaş vardır. Neville Chamberlain’in balkondan sarkıp, “Barış bizim zamanımızda sağlandı” demesi ile İsa’nın masaya eğilip “Size esenlik bırakıyorum, size kendi esenliğimi veriyorum. Ben size dünyanın verdiği gibi vermiyorum” (Yuhanna 14:27) demesi arasında fark vardır.

Mesih’in bizlere bıraktığı miras, esenliktir. Esenlik, bizim Barış Prensi’nden aldığımız mirasımızdır. Bu esenlik, dünyanın veremeyeceği bir esenliktir. Hiç kimsenin bizden koparamayacağı, devamlılığını koruyan bir esenliktir.

Kutsal Ruh bizlere bir iç esenlik, anlayışımızı aşan bir esenlik verir. Fakat Kutsal Ruh’un verdiği esenlik, akıl esenliğinden çok daha değerlidir. Stoacıların soğukkanlılığından ve Epikürcülerin lakaytlıklarından üstündür. Bu esenlik, aklanmamızdan kaynaklanan esenliktir. Bizler aklanmakla Tanrı ile barışmış olduk. Müjde’yi duyup kabul ettik. Tanrı’nın açık çağrısını duyduk. “Avutun halkımı, ... , Avutun! Yeruşalim halkına dokunaklı sözler söyleyin. Angaryanın bittiğini, suçlarının cezasını ödediklerini ...” (Yeşaya 40:1-2).

Tarihin en büyük felaketi, kutsal bir Tanrı ile bu Tanrı’nın isyankar yaratıkları arasındaki savaştır. Bir Hıristiyan için bu savaş, ilk ve son defa galip gelinmiştir. Bizler, günah işlemeye ve Tanrı’nın memnuniyetsizliğine neden olmaya devam edebiliriz. Kutsal Ruh’u kederlendirebiliriz fakat Kutsal Ruh bize karşı bir daha asla savaş ilan etmeyecektir. Bu, çarmıhta bizim için onaylanmıştır.

 

SABIR

 

Kutsal Ruh’un bu meyvesi, acılara katlanma meyvesi, yani sabır meyvesidir. Bu nitelik, Tanrı’nın karakterini yansıtmaktadır. Bu nitelik, ağzı burnunda olan bir kişiliğin öfke patlamalarına yer vermez. Öfkelenmekte yavaştır. Hor görülmeye ve başkalarının kötülüklerine dayanır. Yargıcı bir ruh hakkında hiçbir şey bilmez.

Sabır, Eyüp’ün şu sözlerinin özüydü, “Beni öldürse bile O’na güvenim sarsılmaz.” (Eyüp 13:15). Sabrın, bekleme yeteneği vardır. Beklemek zordur. Uçakları, otobüsleri bekleriz. Mektupları ve misafirleri bekleriz. Mesih’in dönmesini bekleriz. Mesih’in bizi savunacağı vaadinin yerine gelmesini bekleriz.

Hıristiyan bir kişi, maddesel bir ruhu reddeder. Uzun vadeli hedefler için yaşar. Kendi çıkarını aramaktan kaçınır. Cennette hazineler biriktirir. Tanrı’nın saatini beklemeye isteklidir.

Kutsal Ruh, insanlara sabreder. Kutsal Ruh’un bize verdiği bu meyve, birbirimize tahammül etmemizi sağlar. Kardeşlerimizin birden kutsallaşmasını dilemeyiz. Sabır, kardeşimizin gözündeki çöpe söz söylemez. Sabır, birçok günahı örten sevgi ile bütünleşmiştir.

 

ŞEFKAT

 

İsa, güçlü ve şefkatliydi. Güçlü ve kibirli olanlarla karşı karşıya geldiği zaman, ne merhamet dilemiştir, ne de merhamet etmiştir. Güçsüz ve yüreği kırık olanlarla karşılaştığında ise, şefkatli olmuştur. Asla ezilmiş bir kamışı kırmamıştır. Günahkarı azarlarken, bunu şefkatle yapmıştır. İsa, hor görülen bir bayana şöyle yanıt vermişti, “Ben de seni yargılamıyorum ... Git, artık bundan sonra günah işleme!” (Yuhanna 8:11). Tüm yeryüzünün Yargıcı, kaba değildi. Yargılamaktan ötürü sevinç duymuyordu.

Şefkat, bir lütuf niteliğidir. Kişinin güç ve yetkisini denetim altına alma isteğini içerir. Zayıf olanı ezmez. Düşünceli ve naziktir. Sevginin yargısını, merhamet eklenen adaleti gösterir.

 

İYİLİK

 

İyilik, temek bir kişisel doğruluğu kapsamaktadır. Ruh’un bu meyvesi, hilesiz bir kişinin oluşmasına yardımcı olur. İyilik, göreceli bir terimdir. Bir şey veya bir kişi, bazı ölçütlere göre iyidir. İyiliğin en büyük ölçütü, Tanrı’nın kendi karakteridir. İsa’nın zengin genç yöneticiye “Bana neden iyi diyorsun? İyi olan yalnız biri var, O da Tanrı’dır.” (Luka 18:19) demesinin nedeni budur.

Fakat iyilik niteliği, Kutsal Ruh’un işlediği hayatlara ekilir. Kutsal Ruh bizlerde, iyiliği etkin kılar. En iyi işlerimiz, günah yüzünden kusurlu olsalar bile, yine de bizlerde gerçek bir değişim meydana gelir. Kurtuluşumuzda, bağışlandığımız kadar şifa da buluruz. Kutsal Ruh bizleri iyileştirmektedir.

Tanrı, Mesih’in doğruluğunu bize aktararak bizleri doğru kılmakla kalmaz, aynı zamanda bizleri kıldığı gibi olmamız için içimizde yaşar da. Kutsallaşma, aklanmayı takip eder. Bu kutsallaşma, aklanmamız kadar gerçektir. Bunu meyvesi de iyiliktir.

 

BAĞLILIK

 

Bağlılık (İman), Tanrı’nın bir armağanıdır. Aynı zamanda bir meyvedir de. Aracılığıyla kurtulduğumuz iman, kendi yaptığımız bir şey değildir. Tanrı’dan gelir. Fakat, bize gelir ve bizim tarafımızdan yerine getirilir. Kutsal Ruh, imanı bizlerde etkin kılar. Bu iman, Luther’in fides viva diye bahsettiği, yani itaatkarlığın işlerini ortaya çıkaran diri imandır.

İman (Bağlılık) bir güvendir. Tanrı’ya inanmaktan çok daha fazla şey ifade eder. Tanrı’ya iman etmek anlamına gelir. Kutsal Ruh’un bağlılık meyvesi, yaşamlarımızla Tanrı’ya güvenmemizi içerir.

Fakat bağlılık meyvesi, güvenden daha fazlasını da içerir. Bizim güvenilir birisi olduğumuz anlamına da gelir. İmanlı bir kişi sadece güvenen değil, aynı zamanda güvenilen bir kişidir de. Eveti evet, hayırı hayırdır. Sözlerini tutar. Hesaplarını öder. Yükümlülüklerini yerine getirir. Sadık ve bağlıdır. Bağlılık, onun karakterinin bir işaretidir.

 

YUMUŞAK HUYLULUK

 

Yumuşak huyluluk, Tanrı yolunda yürüyen bir kişiye ait bir niteliktir. Yumuşak huya sahip birisi, yumuşak huylu birisidir. Gerçek bir yumuşak huylu birisi, Mesih’i örnek almalıdır. Kadın dergilerindeki anketler, sürekli olarak, kadınların erkeklerde aradığı, birbirinden ayrılmayan iki özelliğin güç ve şefkat olduğunu göstermektedir.

Yumuşak huyluluk – ya da şefkat – , zayıflıkla karıştırılmamalıdır. Musa, yumuşak huylu birisiydi. Yani, alçakgönüllülük niteliğine sahipti. Kim olduğunu biliyordu. Kibirli olmayan bir cesareti vardı. Miras olarak bu dünyayı alacak olan kişiler, yumuşak huylu kişilerdir. Mesih, yumuşak huyluların yeryüzünü miras alacaklarını vaat etmiştir. Mütevazılık da, yumuşak huyluluğun diğer yüzüdür. Bu ikisi beraber ilerlerler ve alçakgönüllü bir ruh aracılığıyla birbirlerine yapışıktırlar.

Tanrı, alçakgönüllü olana lütuf gösterir. Bu lütuf da, daha fazla lütfa neden olacak bir lütuftur.

 

ÖZ DENETİM

 

Ruh’un listede sıralanan son meyvesi, yani öz denetim ya da kendine hakim olma, diğer niteliklerden doğar. Arsızlık, aşırılık ve gösteriş, özdenetime yakışmaz. Bu davranışlarda, çok az özdenetim gösterilir. Kutsal Ruh, sert veya zorlayıcı değildir. Vahşi veya kaba da değildir.

 

İşte bunlar, Kutsal Ruh’un meyveleridir. Bunlar, Tanrı yolunda yürüyen birisinin gerçek izleridir. Bunlar, olgun Hıristiyanlar’ın hayatlarında fazlasıyla ve diri bir şekilde sergilenen niteliklerdir.

Bunlar, Rabbimiz’in bizlerden geliştirmemizi istediği meyvelerdir. Bu nitelikler, aynı zamanda Tanrı’nın armağanı olan erdemlerdir. Tanrı, bizlerdeki bu ayırt edici nitelikleri ödüllendireceğini vaat etmektedir. Bunun nedeni, bu niteliklerin bize ait doğruluktan kaynaklanması değil, Augustine’nin de öne sürdüğü gibi, “Tanrı’nın kendi armağanlarına taç giydirmekten hoşnut olmasıdır.”





Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için tıklayınız.
9 Ağustos 2003 tarihinden beri  sayfa gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail atınız.