http://www.hristiyan.net


Kitaplar Ana Sayfa


Kitap Ana Sayfa


BÖLÜM 10

 

BAŞKA BİR TESELLİ EDİCİ

 

Bir kişi yüreğinden

merhameti söküp atabilir

ancak Tanrı asla yapamaz.

WILLIAM COWPER

 

Ölümünden bir gece önce İsa, bir evin üst katında öğrencileriyle birlikte toplandı. Elem çekmeye başlamadan önce İsa, arkadaşlarıyla birlikte Fısıh bayramını kutlamanın derin bir özlemini duyuyordu. Böyle bir zamanda İsa’dan, arkadaşları tarafından teselli edilmeyi ummasını bekleyebiliriz. Bunun yerine, İsa onları teselli etmeye çalışıyordu.

Evin üst katında İsa, Kutsal Ruh’un Kişiliği ve işi hakkında yazılı olan en uzun konuşmasını yaptı. İsa bu konuşmasında, Kutsal Ruh’u göndereceğini vaat etmektedir:

 

Ben de Baba’dan dileyeceğim. O sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhunu verecek. Dünya O’nu kabul edemez. Çünkü O’nu ne görür, ne de tanır. Siz O’nu tanıyorsunuz. Çünkü O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır. Sizi öksüz bırakmayacağım, size geri döneceğim. (Yuhanna 14:16-18)

 

İsa burada, “başka bir Yardımcı”dan bahsetmektedir. “Yardımcı”,”Teselli edici” ya da “Avutucu” olarak tercüme edilen sözcüğün Grekçesi paracletedir.

Dikkatimizi çeken ilk şey, İsa’nın “başka bir” Paraclete göndereceğini vaat etmesidir. Bunun anlamı, açık bir şekilde, vaat edilen Paraclete’nin ilk defa ortaya çıkmış olmayacağıdır. Çünkü, eğer bir şeyin “başka bir” tanesi varsa, o zaman bu başka şeyin en az bir tane öncesi olması gerekir.

Bu nokta üzerinde durmamın sebebi, kilise dilinde Kutsal Ruh’a Paraclete denilmesinin olağan bir şey olmasıdır. Aslında Paraclete ismi, neredeyse sadece Kutsal Ruh için kullanılmaktadır.

Fakat biz, Kutsal Ruh’un asıl Paraclete olmadığı konusunda ısrar etmeliyiz. Asıl Paraclete, İsa Mesih’tir. İsa’nın Paraclete rolü, dünyadaki hizmeti için son derece önemliydi. Kutsal Ruh, “Başka bir Paraclete” ismini, İsa’nın yokluğunda almaktadır. Kutsal Ruh, Mesih’in ilk “yerine geçeni” veya “yerini alanı”dır. Kutsal Ruh, Mesih’in yeryüzündeki Yüce Vekilidir.

 

PARACLETEMİZ OLAN İSA

 

İsa’nın bizim Paracletemiz olarak üstlendiği rolü anlamak için Luka bölümündeki doğum hikayesine bakalım. İsa’nın Yeruşalim’de adanmasına dair yazılanlardan şunu okumaktayız:

 

O sırada Yeruşalim’de Şimon adında bir adam vardı. Doğru ve dindar biriydi. İsrail’in avutulmasını özlemle bekliyordu. Kutsal Ruh onun üzerindeydi. (Luka 2:25)

 

Bu metinde geçen “İsrail’in avutulması” ifadesi, Mesih’in gelişi için kullanılan bir terim olarak işlev görmektedir. Şimon’a “Rab’bin Mesihini görmeden ölmeyeceği” (Luka2:26) vaat edilmişti. (Grekçe’de ve İbranice’de geçen Mesih sözcüğü, “seçilmiş olan” anlamına gelmektedir.)

Eski Antlaşma’daki Yahudilikte “İsrail’in Avutulması” kavramı, mesihsel kurtuluşu ifade etmektedir. Kendi halkını avutmak, Tanrı’ya ait bir iştir. Tanrı’nın kederi avuntuya çevirme gücü vardır. Yeşaya bölümünde Tanrı’nın şu vaadini duyuyoruz:

 

“Avutun halkımı” diyor Tanrınız, “Avutun! Yeruşalim halkına dokunaklı sözler söyleyin. Angaryanın bittiğini, suçlarının cezasını ödediklerini, günahlarının cezasını RAB’bin elinden iki katıyla aldıklarını ilan edin.” (Yeşaya 40:1-2)

 

Tanrı’nın kendi halkını avutması, bir çoban simgesiyle betimlenmektedir:

 

Sürüsünü çoban gibi güdecek, kollarına alacak kuzuları, bağrında taşıyacak; usul usul yol gösterecek emziklilere. (Yeşaya 40:11)

 

Yeruşalim’in avutulması, Tanrı’nın avutan bir anne betimlemesiyle bağdaştırılmaktadır:

 

“Yeruşalim’le birlikte sevinin, onu sevenler, hepiniz onun için coşun, Yeruşalim için yas tutanlar, onunla sevinçle coşun. Öyle ki, onun avutucu memelerini emip doyasınız, kana kana içip onun yüce bolluğundan zevk alasınız.” Çünkü RAB diyor ki: “Bakın, esenliği bir ırmak gibi, ulusların servetini taşkın bir ırmak gibi ona akıtacağım. Ondan beslenecek, kucakta taşınacak, dizleri üzerinde sallanacaksınız. Çocuğunu avutan bir anne gibi avutacağım sizi, Yeruşalim’de avuntu bulacaksınız. (Yeşaya 66:10-13)

 

Kendi halkının avutulması için Tanrı’nın gönderdiği en büyük avutucu, Tanrı’nın Elem Çeken Hizmetkarı’dır. Tanrı’nın Hizmetkarı’nın rolü hakkında Yeşaya’nın yaptığı tanımda şunu okumaktayız:

 

Egemen Rab’bin Ruhu üzerimdedir. Çünkü O beni yoksullara müjde iletmek için meshetti.
Yüreği ezik olanların yaralarını sarmak için, tutsaklara serbest bırakılacaklarını, zindanlarda bulunanlara kurtulacaklarını, RAB’bin lütuf yılını, Tanrımız’ın öç alacağı günü ilan etmek, yas tutanların hepsini avutmak, Siyon’da yas tutanlara yardım sağlamak – Kül yerine çelenk, yas yerine sevinç yağı, çaresizlik ruhu yerine onlara övgü giysisini vermek – için RAB beni gönderdi. Öyle ki, RAB’bin görkemini yansıtmak için, onlara “RAB’bin diktiği doğruluk ağaçları” densin.
(Yeşaya 61:1-3)

 

Bu sözler, İsa’nın Dağdaki Vaazının bir bölümünde tekrar edilmektedir: “Ne mutlu yaslı olanlara! Çünkü onlar teselli edilecekler.” (Matta 5:4)

Mesih’in hizmeti, avutma hizmetini de içermektedir. Mesih, yüreği kırılmış olana şifa vermek için ve yaslı olan herkesi teselli etmek için gelmektedir. Paraclete olan kişi Mesih, yani İsa’nın kendisidir. İsa sadece bu dünyadan ayrılacağını bildirirken, “başka bir” Paraclete’yi göndereceğinden bahsetmiştir.

 

PARACLETE NEDİR?

 

Mesih’in hizmetindeki avutma rolünün küçük bir görünümünü kaba taslak açıklamamıza rağmen, şimdi, avutmanın temel kavramından Paraclete kavramına doğru yöneleceğiz.

İlk çağlarda Paraclete teriminin zengin ve çeşitli bir kullanımı vardı. Bu sözcük “yanında olarak adlandırılan kişi” anlamına gelen, bir ön ek (para-) ve bir kökten (kalein) türemiştir.

İlk çağlarda bir paraclete, hukuk mahkemesine yardım etmesi için çağrılan bir kişiydi. Paraclete, mahkemede kişinin hakkını savunan, yasal bir danışmandı. Bu anlam, bu sözcüğün 1.Yuhanna’da kullanılan temel anlamıdır:

 

Yavrularım, bunları size günah işlemeyesiniz diye yazıyorum. Ama içimizden biri günah işlerse, adil olan İsa Mesih bizi Baba’nın önünde savunur. (2:1)

 

Burada “savunur” olarak tercüme edilen sözcük Paraclete sözcüğüdür. Bu metinde Paraclete olarak adlandırılan kişinin Kutsal Ruh değil, İsa olduğuna dair hiç şüphe yoktur.

Bu metinde Paraclete, Tanrı’nın kürsüsü önünde duran bir Avukat’tır. Yeni Antlaşma’nın müthiş gerçeği budur, Tanrı’nın hakim kürsüsü önünde durduğumuzda duruşmamızı yönetecek olan yargıç, İsa olacaktır. Aynı zamanda mahkemenin atadığı savunma avukatımız da İsa olacaktır. Bir kişinin, yargıcın aynı zamanda savunma avukatı da olduğunu bilmenin güvencesiyle duruşmaya gitmesi, o kadar da korkunç bir şey değildir.

İstefan’ın taşlanması olayının geçtiği yazılara baktığımızda, İsa’nın Avukatlık görevinin şekilsel bir görünümünü görürüz:

 

Böylelikle halkı, ileri gelenleri ve din bilginlerini kışkırttılar. Gidip İstefan’ı yakaladılar ve Yüksek Kurul’un önüne çıkardılar. Getirdikleri yalancı tanıklar, “Bu adam durmadan bu kutsal yere ve Yasa’ya karşı konuşuyor” dediler. (Elçilerin İşleri 6:12-13)

 

İstefan, kendisine karşı uydurma suçlamalarda bulunan bir mahkemenin onunla alay etmesine maruz kalmıştı. Dünyasal meclis, bir kanguru mahkemesi gibi davranmıştı. İstefan savunma konuşmasını yaptıktan sonra onu yargılayanlar şiddetli bir öfke gösterdiler:

 

Kurul üyeleri bu sözleri duyunca öfkeden kudurdular, İstefan’a karşı dişlerini gıcırdattılar. (Elçilerin İşleri 7:54)

 

Öfke ve düşmanlığı içinde dünyasal mahkeme, İstefan’a karşı bulunduğu yargıyla ona saldırdı. Tam o anda, Tanrı’nın lütfu aracılığıyla İstefan’a, göksel mahkemeden gözle görülür bir görüm verildi:

 

Kutsal Ruh’la dolu olan İstefan ise, gözlerini göğe dikip Tanrı’nın görkemini ve Tanrı’nın sağında duran İsa’yı gördü. “Bakın” dedi, “göklerin açıldığını ve İnsanoğlu’nun Tanrı’nın sağında durmakta olduğunu görüyorum. (Elçilerin İşleri 7:55-56)

 

İstefan, “Bakın!” dedi. Elbette ki İstefan, gördüğü muhteşem görümün coşkunluğundan ötürü çok heyecanlanmış olmasaydı, kendisini suçlayanlara “bakın” demekten daha saçma bir şey olamayacağının farkında olurdu. Tanrı’nın İstefan’ın gözlerinin görmesine  izin verdiği şeyi, onlar göremezlerdi.

İstefan’ın heyecanlı bir şekilde “bakın” demesinin ötesinde, İstefan’nın gördüğü çok önemli bir şey var. İstefan, İsa’yı Tanrı’nın sağında durmakta olduğunu gördü.

Kilise, Mesih’in Oturumu (Latincesi sessiodur) diye adlandırılan önemli bir öğretişe sahiptir. Mesih’in oturumu, Mesih’in Tanrı’nın Sağında oturduğu yüce konumunu ifade etmektedir. Bu oturum, Mesih’in evrensel yetkisiyle yetkilendirilmesini içerir. Mesih, üstün yetki koltuğunda oturmaktadır. İsa, Tanrı’nın sağında bulunan bu koltuktan, kral olarak hükümdarlığını ve yargısal gücünü yürütmektedir. İsa, hem bir kral hem de bir yargıçtır.

Fakat İstefan’ın gördüğü görümde İsa, oturmuyordu. Ayakta duruyordu. Bir mahkeme salonunda, hakim kürsüsünde yargıç oturur. Yargıcın ayakta durduğu tek an, mahkeme salonuna girdiği ve salondan ayrıldığı andır. Duruşma boyunca yargıç oturmaya devam eder. Dava devam ederken davacının avukatı, tanıkları sorguya çekmek veya jüriye hitap etmek için ya ayakta durur ya da kürsüye yaklaşır. Aynı şekilde savunma avukatı da, dava devam ederken sırası geldiğinde ayakta durur.

İstefan’ın gördüğü görümdeki büyük ironi şudur, dünyasal yargı kürsüsü İstefan’ı teolojik bir kafir olarak ölüme mahkum ettiği anda, Teoloji Prensi, İstefan’ın davasını Baba’nın önünde savunmak için göksel mahkemede belirdi. İsa ayakta dururken, İstefan’nın avukatı olarak duruyordu. İsa, İstefan’ın gökteki Paracletesiydi.

İsa’nın İstefan için yaptığı şey istisna bir olay değildi. İsa aynı şeyi kendi halkından olan herkes için yapar. İsa şu anda bile bizim Avukatımızdır.

İsa’nın Baba Tanrı önünde bizim avukatımız olarak üstlendiği rol o kadar önemlidir ki, bu rolün Kutsal Ruh’un Paraclete hizmeti üzerindeki anlayışımızın gölgesinde kalmasına izin vermemeliyiz.

Kutsal Ruh, bizim “bir başka” Paracletemiz, bizim kutsal Avukatımızdır. Paraclete hizmetinde Kutsal Ruh, birden fazla görev almaktadır.

İlk olarak Kutsal Ruh, Baba Tanrı’ya seslenmemizde bize yardım eder:

 

Bunun gibi, Ruh da güçsüzlüğümüzde bize yardım eder. Ne için dua etmemiz gerektiğini bilmeyiz, ama Ruh’un kendisi, sözle anlatılamayan iniltilerle bizim için aracılık eder. Yürekleri araştıran Tanrı, Ruh’un düşüncesinin ne olduğunu bilir. Çünkü Ruh, Tanrı’nın isteği uyarınca kutsallar için aracılık eder. (Romalılar 8:26-27)

 

Duamızda olması gereken en önemli şeylerden bir tanesi de, dualarımızın Tanrı’nın isteğine göre olması gerektiğidir. Dua, bir tapınma biçimidir. Tanrı, tapınmamızın ruhta ve gerçekte olmasını istemektedir. Baba Tanrımız’ın yanında iki Avukatımız olduğu gibi, iki Aracımız da vardır. Kutsal Ruh, Baba’ya uygun bir şekilde dua etmemiz konusunda da bize yardım etmektedir.

Bir avukat bazen dünyasal bir ağızla “sözcü” olarak ifade edilmektedir. Tanrı Musa’yı, İsrail’in Mısır’dan Çıkmasına önderlik etmesi için çağırdığı zaman, Musa’yı kavrayan korkuyu hatırlıyoruz. Yetersiz bir konuşmacı olduğuna dair düşünceleri Musa’yı sıkıntıya sokuyordu. Musa Tanrı’ya şöyle yakardı:

 

Musa RAB’be, “Aman, ya Rab!” dedi, “Ben kulun ne geçmişte, ne de benimle konuşmaya başladığından bu yana iyi bir konuşmacı oldum. Çünkü dili ağır, tutuk biriyim.” RAB, “Kim ağız verdi insana?” dedi, “İnsanı sağır, dilsiz, görür ya da görmez yapan kim? Ben değil miyim? Şimdi git! Ben konuşmana yardımcı olacağım. Ne söylemen gerektiğini sana öğreteceğim.” (Mısırdan Çıkış 4:10-12)

 

Musa itiraz etmeye devam ettiği zaman Tanrı, Harun’u ona sözcü olarak vereceğini vaat etti:

 

Onunla konuş, ne söylemesi gerektiğini anlat. İkinizin konuşmasına da yardımcı olacak, ne yapacağınızı size öğreteceğim. O sana sözcülük edecek, senin yerine halkla konuşacak. Sen de onun için Tanrı gibi olacaksın. (Mısırdan Çıkış 4:15-16)

 

Burada, insanın ağzını Yaratan’ın, peltekçe konuşan çocuklarına yardım etmeye tenezzül ettiğini görmekteyiz. Kutsal Ruh, sadece Baba Tanrı’nın önünde değil aynı zamanda insanların önünde de bizim Paracletemizdir. Tanrı’nın Eski Antlaşma’da Musa’ya verdiği vaat, Yeni Antlaşma’da Tanrı’nın tüm çocuklarına bireysel olarak vaat edilmektedir.

İsa kendi öğrencilerine, sıkıntıya düştükleri anlarda insanların önlerinde konuşmalarına yardımcı olmak için Kutsal Ruh’un onların yanında olacağını vaat etmiştir:

 

Sizi tutuklayıp mahkemeye verdiklerinde, ‘Ne söyleyeceğiz?’ diye önceden kaygılanmayın. O anda size ne esinlenirse onu söyleyin. Çünkü konuşan siz değil, Kutsal Ruh olacak. (Markos 13:11)

 

Görüyoruz ki Kutsal Ruh, Baba Tanrı’nın önünde olduğu gibi bu dünyanın yargı kürsüleri önünde de bizim Avukatımız veya Paracletemiz olarak hizmet etmektedir.

Kutsal Ruh aynı zamanda, hem bizi savunmak için, hem de dünyayı günahlı olduğuna ikna etmek için çalışır. Dünyaya karşı davacı avukatlık rolünü üstlenirken, aynı anda bizim de savunma avukatlığımızı yapar:

 

O gelince günah, doğruluk ve gelecek yargı konusunda dünyayı suçlu olduğuna ikna edecektir: Günah konusunda, çünkü bana iman etmezler; doğruluk konusunda, çünkü Baba’ya gidiyorum, artık beni görmeyeceksiniz; yargı konusunda, çünkü bu dünyanın egemeni yargılanmış bulunuyor. (Yuhanna 16:8-11)

 

Görüyoruz ki, Kutsal Ruh’un Paraclete rolündeki görevi, hukuksal yani yasaldır. Kutsal Ruh’un bu işleyiş yönü, kendi doğası ve karakteriyle tutarlıdır. Kutsal Ruh, Gerçeğin Ruhu ve Kutsallık Ruhu’dur. Mesih’in gerçeğine tanıklık eder. İsa’ya iman etmemek bir günahtır. Dünya, imansızlık günahı konusunda suçlu olduğuna ikna edilmektedir. Kutsal Ruh, dünyadan davacı olurken aynı zamanda Mesih aracılığıyla bizi haklı çıkarmaya çalışmaktadır. Kutsal Ruh daima doğruluktan ve gerçekten yana durmaktadır.

 

PARACLETE VE TESELLİ

 

Paraclete’nin öncelikli rolünün bir savunma avukatı olduğunu gördüğümüz zaman, bu rolün teselli etme ve avutma kavramlarıyla olan ilişkisini merak ediyoruz.

Daha önce de gördüğümüz gibi, İsrail’in avutulması terimi ile Paraclete unvanı arasında dil açısından da bir bağlantı vardır. Hem avutma sözcüğü hem de Paraclete unvanı, aynı sözcükten türemiştir. (Avutma sözcüğünün Grekçesi paraklesistir.)

Kutsal Ruh’un avutma işini ve Tanrı ile insan arasındaki aracılık işini birbirinden ayırt etmemiz önemli olmasına rağmen, bu iki işi birbirinden ayıramayız. Gördüğümüz avuntunun bir kısmı, Kutsal Ruh’un bizim duruşmamız boyunca bizimle birlikte olmaya çağrılmış olduğunu bilmemizdir.

Bunun yanında, aklımızda tutmamız gereken bir diğer ayrım daha vardır. Teselli edilme veya avutulma denildiğinde, aklımıza genelde bu işin biz yaralandıktan sonra yapıldığı gelir. Bir anne, ağlayan çocuğunu avutur. Bizler yastayken Kutsal Ruh tarafından teselli ediliriz.

Kutsal Ruh kesinlikle, hizmetinin bu şefkat dolu eylemlerini Tanrı’nın halkı için yapar. Kutsal Ruh, anlayışın üzerinde olan esenliğin Yazarı’dır. Fakat Kutsal Ruh, Paraclete rolünde iken biz yara almadan da bize yardım eder. Savaştan sonra bizi avuttuğu gibi, savaşımızda da bize güç vermek için çalışır.

İngilizce Kutsal Kitaplar’ın eski çevirilerinde Paraclete unvanı, genelde Teselli Eden olarak tercüme ediliyordu. Kutsal Kitap’ın birçok çağdaş çevirisinde ise, bu sözcüğün yerine, Yardımcı veya Avutucu gibi değişik bir sözcük kullanılmaktadır. Bu durum, eski çevirilerde hata olduğunu göstermez. Aslında, insan dilinin değişkenliğine dikkat çeker. Yaygın olarak kullanılan sözcükler değiştikçe, ortak konuşma dilimiz de değişmeye maruz kalabilmektedir.

Örneğin İngilizce’de, sevimli anlamına gelen cute sözcüğü, eskiden “çarpık bacaklı” anlamında kullanılıyordu. Bir de taramak anlamına gelen scan sözcüğüne bakalım. Eğer öğretmeniniz size, çalışma kitabınızı tarayın deseydi ne yapardınız? Birçok kişi bu talimatı şu şekilde alırdı, “kitabın sayfalarını yavaş yavaş çevirin”. Bu durum, bu sözcüğün, kendi gerçek anlamının tamamen zıttında kullanıldığı bir durumdur. Aslında scan sözcüğünün anlamı, “dikkat vererek, tam bir hassaslıkla okumak”tır. Uçakla seyahat ederken, uçuşumuzu takip eden radar ekranlarını tarayanların, sadece yapması gerektiği için değil, daha üstün bir dikkat ile işlerini yapmasını ümit ederiz. Belki de scan sözcüğündeki bu değişim, “çabucak, hızla geçmek” anlamına gelen skim sözcüğüne olan telaffuz benzerliğinden kaynaklanmaktadır. Bugün taramak sözcüğünün kullanımı, aslen kendi anlamının tam tersi olan, hızla geçmek anlamına gelmektedir.

Benzer şey, teselli etmek ifadesinin anlamında da meydana gelmiştir. Teselli etmenin neredeyse tamamen, şefkat dolu bir destek aracılığıyla bizim keder ve üzüntümüz için yapıldığını düşünürüz. Bu sözcüğün Latincesi comfortistir. Com- ön eki “ile” anlamına gelmekte, fortis kökü de “güç” anlamına gelmektedir. O zaman bu sözcüğün asıl anlamı “güçlü” demektir. O zaman, teselli eden birisi, savaştan sonra teselli etmek için değil, savaş için güç vermeye gelen kişidir.

Tabi ki de, Kutsal Ruh bunun her ikisini de yapmaktadır. Kutsal Ruh yaralı, mağlup veya kederli bir kişinin bulabileceği en şefkatli teselli kaynağıdır. Fakat vaat edilen Paraclete üzerindeki vurgu, Paraclete’nin bize savaş için güç ve yardım sağlamaya gelecek olmasıdır.

Bazen, “bunu beceremem” ifadesini duyarız. Birisi bunu söylediğinde, kendisinin belirli bir alanda zayıf olduğunu beyan etmiş olur. Beceri genelde güç sözcüğünün eş anlamlısı olarak kullanılmaktadır.

Kutsal Kitap’ın ifadesiyle, bizim becerimiz olan kişi, Kutsal Ruh’tur. Gücümüzün geldiği Kişi, Kutsal Ruh’tur. Kutsal Ruh gelip bizim içimizde yerleştiği ve bizimle birlikte kaldığı için, Kutsal Yazılar şunu diyebilmektedir:

 

Ama bizi sevenin aracılığıyla bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz. (Romalılar 8:37)

 

Tarihteki ironilerden birisi de, Alman filozof olan Frederick Nietzche tarafından Hıristiyanlığın eleştirilmesinde yer almaktadır. Nietzche, Hıristiyanlığın bir zayıflık dini, insanın kendi en temel eyleminden, yani “yönetme arzusu”ndan vazgeçmesine neden olan bir din olmasını şikayet ediyordu.

Tanrı’nın öldüğünü ilan eden Nietzche, Tanrı’nın merhametten ötürü öldüğünü söylüyordu. Nietzche’ye göre, Hıristiyanlığın dünyaya bıraktığı miras, merhamet, şefkat ve zayıf çekingenlik, olmuştur. Nietzche, Süpermen tarafından yönetilecek yeni bir insanlık talep ediyordu. Bu Süpermen’in herkesten farklı olan başlıca özelliği, cesaret olacaktı. Süpermen, herkesin üstünde bir galip olacaktı.

Romalılar 8.Bölümde de bir ironi bulunmaktadır. Pavlus, bizim “galiplerden üstün” olduğumuzu söylemesi bizi, Grekçe’de bir tane olan fakat dilimize üç ayrı sözcük olarak tercüme ettiğimiz bu sözcüğün tercümelerine yöneltiyor. Romalılar bölümündeki bu Grekçe sözcük, hupernikon sözcüğüdür. Huper- ön eki diğer dillere hiper olarak geçmiştir. Aslında tam olarak Pavlus, Hıristiyanlar’ın sadece galip olmadığını, “hiper galipler” olduğunu yazmaktadır. (hupernikon sözcüğünün Latince’ye tercümesi ise supervincemus sözcüğüdür. Dolayısıyla bir Latin, bu ifadeyi, “bizler süper galipleriz” diye okumaktadır.)

Eğer Nietzche, süpermenler arıyorsa, bizleri güçlendirmek için yanımızda bulunan kişi diye adlandırılan Kutsal Ruh’un gücü ve varlığıyla güçlendirilenlere bakmalıdır.

Aslında, kendimiz veya kendi içimizde Hıristiyan olan bizler, güçsüz bir kitleyiz. Fakat, Mesih’in kendi kilisesine verdiği vaadini yeniden duymaktayız:

 

“Ama Kutsal Ruh üzerinize inince güç alacaksınız. Yeruşalim’de, bütün Yahudiye ve Samiriye’de ve dünyanın dört bucağında benim tanıklarım olacaksınız. (Elçilerin İşleri 1:8)





Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için tıklayınız.
9 Ağustos 2003 tarihinden beri  sayfa gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail atınız.