http://www.hristiyan.net

 

Kitaplar Ana Sayfa    

 

MEZMURLAR (ZEBUR)

 

İÇİNDEKİLER

 

Ders 1: Her ikisi de değil, fakat biri ya da diğeri                            2

Ders 2: Tanrı’nın dünyası ve Tanrı’nın sözü                                             6

Ders 3: Terkedilmişlik ve iman arasında                                                    10

Ders 4: Derin sevinç                                                                            15

Ders 5: Tanrı’ya susamak                                                                              19

Ders 6: Tanrı’nın halkı için Mezmuru                                                           23

Ders 7: Dizlerinin üstündeki kral                                                                  27

Ders 8: Değer mi?                                                                                            31

Ders 9: Ve yine de Tanrı                                                                                 35

Ders 10: Tanrı’nın sevgisinde titremek                                                      41

Ders 11: Sonunda özgür                                                                               44

Ders 12: Harikulade bilgi                                                                                47

Ders 13: Haleluya                                                                                             51

 

 

 

 

HER İKİSİ DE DEĞİL, FAKAT BİRİ YA DA DİĞERİ

 

1.DERS

 

MEZMUR 1

 

1- Ne mutludur o adam ki kötülerin öğüdü ile yürümez,

Ve günahkarların yolunda durmaz,

Ve mühtehzilerin derneğinde oturmaz;

2- Ancak zevki Rab’bin şeriatindedir.

Ve gece gündüz onun şeriatini derin düşünür.

3- Akar sular kenarına dikilmiş ağaç gibidir,

Meyvasını mevsiminde verir,

Ve yaprağı solmaz;

Yaptığı her iş de iyi gider.

4- Kötüler böyle değildir;

Ancak yelin süpürüp götürdüğü saman ufağı gibidir.

5- Bunun için kötüler hüküm gününde,

Ve günahkarlar salihler cemaatinde durmazlar.

6- Çünkü Rab salihlerin yolunu bilir,

Fakat kötülerin yolu yok olur.

 

MUTLULUK ARAYIŞI

 

Mezmurlar bölümündeki ilk Mezmurda, mutluluk arayışı kavramının bulunması dikkat çekicidir. Mezmur 1 her insanın nasıl mutlu olabileceğini anlatmaktadır. Eğer bir kimse en derin ve temel arayışımızın, istediği şeyi sağlayabiliyorsa, bu, bizim ilgi ve dikkatimizi çekmeyi hak etmez mi? Mezmur yazarı burada “mutlu” kelimesini gelişigüzel kullanmamaktadır. “Ne mutlu” ifadesi ile bizlere bir şeyler anlatmak istemektedir.

 

BÜYÜK AYRIM

 

İşte, tam bu noktada, derin ve temel arayışımızın yolu kesin bir farklılıkla ikiye ayrılır. Yazar Aslında şöyle demektedir. Gidilebilecek yalnız iki yol vardır. Doğru kişinin yolu (ki mutluluğa gider) ve kötü kişinin yolu (ki mutluluğa gitmez). Mezmur yazarı şunu söylemiyor. “Siz çok miktarda Tanrı ve bir çentik kadar şeytanı karıştırarak sıkıntınızı yok edebilirsiniz” veya Mezmur yazarı şunu da söylemiyor “Bir anlık bir Tanrısallık ile bol miktardaki şeytansallığı karıştırırsanız, vicdanınızı rahatlatırsınız” Hayır, Tanrı bunları söylemiyor, yani “her ikisi de” demiyor “biri ya da diğeri”

şeklinde bildiriyor. 

 

‘YASA’ DAN ZEVK ALMAK MI ?

 

Başlangıçta, Mezmur yazarının söyledikleri, zevk alınabilirliğin fazla miktarda karşıtı imiş gibi gözükmektedir. 1:2 ayetinde “Rab’bin yasasından zevk alınmasından” bahsedilmektedir. Bunu okuyan çoğu modern insan, kafasını kaşıyıp düşünmeye başlar, “Yasa’dan nasıl zevk alınır ki” der. Bizim için yasa, ilaç gibidir. Gerekli ve hayati olsa da, sürekli olarak almak istediğimiz bir şey değildir. Çoğu zaman hiç de iyi değildir. Yasayı heyecan verici ve enfes bulan bir kişiyi düşünün! (Mezmur: 119:97, 103, 127, 131). Çoğumuz adliyelerde çıkan olayları ya da mahkemelerde verilen adalet savaşlarını televizyondan seyretmekten hoşlanırız. Ancak çok azımız bunların ne olduklarını anlasak bile kanun maddelerini teker teker okuyup, çalışmaktan hoşlanır. Öyleyse Mezmur yazarının burada ne demek istediğini, hangi bağlamda algılamalıyız. Rab’bin yasasından zevk almak ne demektir?

 

Yasa kelimesi, bizler için olumsuz anlam taşır. Çünkü bizlere katılığı, özgürlüğün kısıtlanmasını, ahlakçılığı, sahte Tanrısallığı ve katı suçlamayı çağrıştırır. Yasa, günahla lekelenmiş bir dünyada, bizlerin kötü arzularını dizginlemek için açıkça gereklidir.

 

Mezmur yazarının, Rab’bin yasasından zevk alıyor olmasını anlamak, bu yasayı kimin verdiğini anlayabilmektir. Yasayı veren kişi Rab’dir. O Rab ki, halkı için büyük işler yapmıştır. Tanrı, halkına, bir şeyleri vermeden bazı şeyler istemez. Tanrı halkını “Mısırdan kölelik diyarından çıkarmış (Çıkış 20:2) ve İsa Mesih’in kanıyla da günah ve ölümden kurtarmıştır (Romalılar. 6:6; İbraniler 2:15). Tanrı yine büyük lütufkarlıkla bizlere şu buyrukla yaklaşır: Size yaptıklarıma karşılık olarak bunu yapın, ve mutlu olacaksınız. Çünkü yollarınızı bilirim (1:1-6). Bizlere bu yasayı veren Tanrı, bizlerin yollarıyla çok yakından ilgilenmenin daha da ötesinde, bizleri günaha olan kölelikten kurtarmıştır. Tanrı’nın buyrukları, bizlerin özgürlüğünü tanımlar.

 

Mezmurda Rab’bin yasası ifadesiyle anlatılmak istenen, Eski Ahit kitabının ilk 5 kitabıdır. Tanrı’nın İsrail’e vermiş olduğu öz ve gerekli öğreti bu kitaplarda bulunmaktadır. Bu kitaplar, Tanrı’yı ataları İbrahim’le antlaşma yaparak kendisi için bir halk seçen, İsrail’i oluşturan kadir ve yaratan Rab olarak açıklamaktadır. Bu kitaplar, Tanrı halkına Tanrı’ya itaat içinde ve yasasına uyarak nasıl yaşayacaklarını öğretir. Ancak bundan çok daha fazlasını da içermektedir. Halkının tüm dünyadaki ulusların arasında, onlara bereket olmaları ve Tanrının ışığını yansıtmaları için kendisini ve bu antlaşmaya olan adanmışlığını bu yasada açıklamıştır.

 

Mezmur yazarı, Rab’bin yasasından zevk aldığını söylerken aklından bunlar geçmektedir. Tanrı yasasını bu şekilde düşünmek, kişinin zihnini bereketler ve Tanrı’ya ait bir halk olmanın verdiği mutlulukla diğerlerinin de bereketlenmelerini sağlar (1:3)

 

KÖTÜLER BÖYLE DEĞİL

 

Buna karşılık “kötüler”, bu mutluluğu yaşayamayacaklardır (1:4) Mutluluk biçeceklerini umdukları şeyler, gizemli bir şekilde yaşamın sorunlarının saldırıları ve darbeleriyle her yöne dağılacak ve yok olacaktır. Bu nedenle yazar, kötülerin yolları konusunda ciddi bir uyarıda bulunmaktadır. Onların yollarında yürümek, ayakta durmaya ve sonra da oturmaya yol açar (1:1) ve daha sonra mahvoluşa (1:6) götürür. Aslında, bugün de, yozlaşma ve insan hakları ihlallerine karşı olan fakat gazete, tv ve diğer vakit geçirten şeylere karşı da istekli olmada başarılı olan bizler için de ne kadar uygun bir uyarıdır.

 

‘TAC’ A GİDEN YOL

 

Bundan yaklaşık 2000 yıl önce, dünyaya bir yabancı geldi. Saçma kuralların ve kalıpların ardından gitmedi. Herhangi bir grubun üyesi olarak da genel görüşe uymayı arzulamadı. Vizyonu olan bir kişiydi. “Beni gönderenin isteğini yapmak için geldim” dedi. (Yuhanna 6:38). Celile’den Golgota’ya ve daha sonra bahçedeki o mezara giden bir yolda yürüdü.

 

Kötülerin yargısına göre her ne kadar hiç tutulmayan bir zavallı olsa da, bu yabancı, Tanrı’ya olan itaatiyle bir krallık kurdu. Bu yabancı, Rab ve Kurtarıcı İsa Mesih, seni ve beni şu anda Tac’a giden o yolda yürümek üzere kendisini takip etmeye çağırmaktadır (2.Timoteyus. 4:7-8) Çünkü O’nun ölümü ve dirilişi zevkini Rab’bin yasasından alan kişinin bereketleneceğinin garantisidir.

 

GENEL MÜZAKERE

 

1.                  Dersin başlığı, Mezmur 1’in içeriğini nasıl aktarmaktadır?

2.                  Günümüz insanının mutluluk arayışında izlediği “kötülerin yollarına” örnekler veriniz ve tartışınız. Sizi mutlu eden nedir?

3.                  Mezmur 1:1’deki kelimelerin sırasının önemi var mıdır?(yürümek,durmak,oturmak)

4.                  Yasadan zevk almak mümkün mü? Nasıl?

5.                  Doğru kişinin yolu her zaman bereketlenir (Mezmur1:3) ve kötü olanın yolu yok mu olur (Mezmur1:6)?

Cevabınıza göre nedenlerinizi açıklayın.

6.                  Mezmur 1 ile Matta 7:13-20, 24-27’deki İsa’nın anlattığı benzetmeler arasında küçük bir karşılaştırma yapın. Bu benzetmeler hangi açıdan Mezmur 1’e benzemektedir? İsa, bu öğretilerin hangi boyutlarını vurgulamaktadır?

 

ODAKLANMA: Her bir dersteki odak sorusu, dersin içeriği ve sizi nasıl etkilediği hakkında, düşünmeye başlamanıza yardım etmek için hazırlanmıştır. Bu derse başlarken kendinize aşağıdaki odak sorusunu sorun. “Mutluluğu nerede arayabilirim?”

 

MÜZAKERE: Müzakere için, aşağıdaki sorulardan seçmeden evvel, genel müzakere soruları hakkında çalışmanız iyi olur. Aşağıdaki sorular ile bağlantılı olan sorular 1, 2 ve 4’dür.

Tanrı’nın yolunda yaşamak:

1.                 Erdemli olmanın yolu ve Tanrı’nın yasası hakkında bu derste ne öğrendiniz?

2.                 Tanrı tarafından düzenlenmiş olan, doğru ve yanlışın mutlak standartları hakkında, bildiğiniz bir veya iki şeyi paylaşın. Kendi gözünde doğru olan bir şeyin, ona göre doğru olduğunu söyleyen bir kişiye olan cevabınız ne olurdu?

3.                 Gerçekten Tanrı’nın yolunda yaşamaya çalışan, kendinizi ve/veya tanıdığınız Hristiyanları düşünün. Hem Tanrı’nın yolunda ve hem de günahlı kendi yolumuzda yürüyebileceğimizi düşünerek (herhangi bir isim vermeden), kendimizi nasıl aldattığımızı açıklayan bir veya iki örnek verin.

4.                 Mezmur 1’i, Mesihsel yaşamımızda, “dünyanın içinde fakat dünyalı olmamak” düşüncesi ile karşılaştırın. Mesih’in amacı doğrultusunda, “dünyanın içinde olup dünyalı olmayabilmek” hakkında bir veya iki yol tanımlayın.

 

Kapanış: İzlemek için Tanrı’nın yolunu arayan ve Mesih tarafından kurtarılmış, dürüst bir hayat sürdürmek üzere sana yardım etmesi için Tanrı’ya dua edin.

 

 

 

 

TANRI’NIN DÜNYASI VE TANRI’NIN SÖZÜ

 

2. DERS

 

MEZMUR 19

 

Gökler Allahın izzetini beyan eder

Ve gök kubbesi ellerinin işini ilan eder.

2- Gün güne söz söyler

Ve gece geceye bilgi gösterir

3- Söyleyiş de yok sözler de yok;

Onların sesi işitilmez

4- Onların ahengi bütün dünyaya,

Ve sözleri yerin ucuna varmıştır.

Onlarda güneş için çadır kurdu

5- O güneş ki, gerdekten çıkan güvey gibidir.

Ve bir yiğit gibi yoluna seğirtmek için sevinir,

6- Çıkışı göklerin ucundandır

Devri de onların sonuna kadar

Ve sıcağından saklı kalan yoktur

7- Rab’bin şeriati kamildir,canı tazeler

Rab’bin şehadeti sadıktır, bön adama hikmet verir

8- Rab’bin vesayası doğrudur,yüreği sevindirir

Rabbin emri paktır,gözleri aydınlatır

9- Rab’bin korkusu temizdir,ebediyen durur

Rab’bin hükümleri hakdır,hepsi doğrudur

10- Altından, çok saf altından da ziyade özlenir

Baldan ve süzme gümeç balından tatlıdır.

11- Kulun da onlarla sakınır

Onları tutmakta büyük karşılık vardır

12- Hatalarını kim ayırt edebilir?

Gizli günahlardan beni suçsuz tut.

13- Kulunu kasdi günahlardan da koru

Onlar üzerime krallık etmesin

O zaman kamil olurum ve büyük isyandan beri olurum.

14- Ağzımın sözleri ve yüreğimin düşüncesi

Senin önünde makbul olsunlar

Ya Rab, kayam ve kurtarıcım.

 

Kolayca görebildiğimiz gibi, bu Mezmur 3 ana bölüme ayrılmıştır. İçerik, ahenk söz seçimi, her bir bölümü diğerinden ayıran öğelerdir. Birinci bölüm (Mezmur 19:1-6), yaradılışın büyüklüğü için Tanrı’ya övgü sunar. Burada Mezmurlar kitabının en yüceltici diliyle karşılaşırız. İkinci bölüm (Mezmur 19:7-11) yasasını sunuştaki mükemmellik için Tanrı’ya övgü sunar. Üçüncü bölüm (Mezmur 19:12-14) Tanrı’ya günahın bağışlanması için yakarma ve denenmelere dayanma gücü için dua da bulunur.

 

AYRI MI ? BAĞLI MI ?

 

Bazı uzmanlar bu Mezmurun, kıtalarının farklılıklarından dolayı, değişik kişiler tarafından yazılıp birleştirildiğini söylüyorlar. Bu yanlıştır çünkü bu 3 bölüm birleştirildiğinde dokunaklı ve gerekli olan güçlü bir mesaj ortaya çıkıyor.

 

Laikleşme veya Tanrı’dan ayrılma alanında bir çok Hristiyan’ın hayatı, Tanrı’dan uzaklaşmış durumdadır. Bir seminerde, kiliseye gelen birinci sınıf bir kimyagerle görüşme fırsatım oldu. Ona sordum; Laboratuarı, Tanrı’ya olan imanınızla nasıl bağdaştırıyorsunuz? Cevabı kısa ve üzücüydü: “Çok basit, laboratuara gittiğimde Tanrı’yı kilisede bırakıyorum. Kiliseye gittiğimde de işi laboratuarda bırakıyorum”. Tanrı’nın yarattığı harikalara ve insanlığa verdiği ilk öğüde isteyerek sağırlaşmıştı. Bu evrenin ihtişamının mevcudiyeti, bir övgü sebebi olmasında başarısız kalmıştı.

 

Biz de aynı şekilde Tanrı’nın doğadaki mesajına kimyager gibi sağırlaşmışızdır. Oysa Mezmur yazarının doğadaki her şeyin, Tanrı’nın görkemini ilan ettiğini söylediğini görüyoruz. İlk 4 ayetin bütünlüğü, her bir ayetin ilk iki satırı arasında bir benzerlik ve paralellik vardır. 1-2 ve 4. ayetlere karşılık 3. ayet negatif bir paralellik gösteriyor. Aklımı, sesimi ve her düşünceyi Rab’be vermeye kullanmazsam , o zaman Tanrı’nın doğayla konuştuğu mesajına kulaklarımı tıkamış olurum. Bir kayanın tabakalarını gören jeoloğun, bunun Tanrı’nın bir mesajı olduğunu anlamaması da aynı düşüştür. Bununla birlikte, bir marangoz, sadece çekiç veya çivisine odaklanırsa, hünerli ellerinin, yaratıcı aklının ve çalıştığı tahtanın, Tanrı’nın hediyeleri olduğunun farkına varamaz. Tanrı’nın lütfuna bağlı olarak O’nun ihtimamından dolayı bize yemek verenden habersiz veya unutmuş olarak sadece yemeği pişiren bir aileye ne demeli?

 

DOĞANIN ÖVGÜSÜ

 

Örnek olması amacıyla, Mezmur yazarı, Tanrı’nın harikulade yarattıklarından biri olan güneşi göstererek (Mezmur 19:4-6) sanki şöyle diyor: “Eğer Tanrı’yı orada görmeye başlarsanız, belki oradan başka yerlerde de görebilirsiniz. Calvin şöyle demektedir: “Anlaşılması güç ve aşağılık hiçbir şey yoktur. Tanrı’nın dünyası hakkında ne kadar bildiğimi düşündüğümde, O’nu övmek ve yüceltmek için ne kadar çok sebebin var olduğunu anlarım” Mesela, güneş 93 milyon mil uzakta bir ışıktır, saniyede 186 bin mil bir hızla oraya varabilmek için gerekli olan süre 8 dakikadır. Buna trilyonlarca ve bilyonlarca yıldızları da eklersek, beni yaratan Tanrı’nın gücü ve büyüklüğü karşısında etkilenmiş durumda olurum. Kutsal Kitap’taki övgü Mezmurları nasıl “Rab’be hamdedin” diye başlarsa, bu Mezmurda övgü zaten başlamış durumda olur. Bunu doğa yapmaktadır, biz de buna katılmaktayız.

 

YASA HAYATI İÇİN ÖVGÜ

 

19:7-11 ayetlerinde Mezmur yazarı, Tanrı’nın antlaşma yaptığı halkına esinlemesi için övgüyü anlatıyor. 19:2. ayetinde, Mezmur yazarı, baldan daha tatlı olan (Mezmur:19:10; 1:2; 119:97-112) iyi olan yasasını bize verdiği için, O’na teşekkür ediyor. Burada “YASA” sadece 10 emri temsil etmiyor. Oysa Tanrı’nın kendi halkına sözünde Kendisini bildirmesini, esinlemesini bildiriyor. Bu yapılanlar, o zamanlarda İsrail halkının Mısır’dan çıkışlarından beri Tanrı’nın onlara yaptıklarının bir tutanağı idi. “Yasa” kelimesini tarihteki bakış açısından alıp yorumlarsak, Mesih’in muhteşem işi ve Kutsal Ruh’un akmasıyla Tanrı’nın esinlemesini görürüz. Tanrı’nın “Yasası” veya esinlemesi, bize yeni bir hayat verdi, bilge kıldı, kalplerimizi sevinçle doldurdu ve yeni yön ve yaşam odağı sundu (19:7-9). Böyle bir yasadan nasıl zevk alınmaz (19:10).

 

BAĞLANTIYI UNUTMAK

 

Biz modern Hristiyanlar, eğer Tanrı’yı bölümlere ayırarak, hayatın durumlarına göre tapınıyorsak, ikinci bölümdeki odaklanmaya kısıtlama getiriyoruzdur. (19:7-11). Tanrı’ya Kutsal Kitap’taki esinlemesi için teşekkür ediyoruz. Öyle ki doğa aracılığı ile sunduğu o hayret verici esinini unutabilirdik. Ama Mezmur yazarı bu iki odak noktayı (doğa ve yasa) beraber kullanarak birlikteliği sunuyor. Çünkü ikisi de birbirine ait olan, Tanrı’nın yarattığı dünya da söylediği söz de O’na övgüyü gerektiriyor.

 

BAĞIŞLANMA BULMAK

 

3. bölümde (19:12-14) biz laik insanların bu birlikteliği hayatımızda kullanmada ne kadar zorlandığımız yazılıdır. Mezmur yazarı sadece “isteyerek işlenen günahlara” değil “gizlenmiş günahlara” da bağışlanma diliyor (19:12-13). Gizli günahlar, Tanrı’yı, hem dünyasında ve hem de sözünde algılamakta başarısız olduğumuz zamanlar (sayısız miktarda) ortaya çıkar. Mezmur yazarı ile birleşip Tanrı’nın merhametine sığınarak bağışlanmaktan emin olabiliriz. Neden? Çünkü galaksilerin, yıldızların yaratıcısı, kendi gücünü açıkça “Kaya ve Kurtarıcı” olan Mesih’te göstermiştir (19:14).

 

GENEL MÜZAKERE

 

1)                 19’uncu Mezmurdaki 3 bölümü belirleyin. Her bir bölümün içeriğini özetleyin.

2)                 1. bölümde Mezmur yazarı, Tanrı’nın hangi adını kullanıyor? 2. bölümde hangi adı kullanıyor? Bu değişimin nedeni nedir?Bu bölümler neden birbirlerine aitdirler?

3)                 Mezmurda hangi tür paralellik örnekleri buluyorsunuz?

4)                 Deneyimlerinize dayanarak, “doğal” ve “dinsel” i nasıl ayırdığınızı açıklayın. Bu tür ayırımdan sakınmak için bu Mezmur bize nasıl yardımcı olur?

5)                 Saklı günahla (Mezmur 19:12) istekli günah (Mezmur 19:13) arasındaki fark nedir? İkisinden de sakınmak için gerçekten dua ediyor muyuz? Açıklayın.

 

Odaklanma: Aşağıdaki soruyu kendinize sorarak, bu dersin muhtevası için odaklanmaya başlayın. Tanrı’nın dünyası ve Tanrı’nın sözü, günlük yaşamımda nasıl etkin olmaktadır?

 

MÜZAKERE:

 

Müzakere için aşağıdaki sorulardan seçmeden evvel siz ve grubunuz, özellikle aşağıdaki sorular ile yakından ilgili olan 1, 2 ve 4 numaralı sorular üzerinde çalışabilirsiniz.

 

Tanrı’nın bizim için açıkladıkları ile ilgili olarak:

a)                 Tanrı’nın dünyasında ve sözünde açıklamış olduğu ile ilgili, öğrendiğiniz bir şeyi veya bu derste size sürpriz gibi gelen bir şeyi paylaşın. Sonra, dünyasında ve sözünde, kendinizi Tanrı ile ilişkilendiren bir yol belirleyin.

b)                  Zamanınız varsa, birlikte biraz şiir yazma denemesi yapın. 19:7-10 ayetlerinden esinlenerek Tanrı’nın sözü ve Tanrı’nın niteliklerini açıklayan cümleler yazın. Arkadaşlarınızın yazdıkları ile bir paralellik oluşturabildiyseniz, bunları birleştirerek bir grup şiiri yapabilirsiniz. Kısa bir örnek vermek gerekirse:

 

Açlığımızı gideren Tanrı sözü doğrudur,

Arzularımızı cevaplayan Tanrı’nın sevgisi zordur

Tanrının lütfu hiç eksilmez, tesellisi müthiştir.

c)                  Yaradılış bir söz olmayıp bir mesaj olduğuna göre, inanlıların bu yaradılışın bir sözü olarak ilişkilendirildiği hakkında bir kavram geliştirin. Bu kavram, batı uygarlığında, Tanrı sözünün, Tanrı’nın dünyasından ayrılmasına karşı etkin bir çalışma olmayacak mı?Yaradılışın bir sesi olarak, Tanrı’nın ihtişamını açıklayan, yapabildiğiniz (veya her zaman yaptığınız) bir ya da iki yöntemi düşünün. Bu araştırmanızda, çevresel kaygılarınızdan bahsedilmemiş ise, burada onlardan bahsedebilirsiniz. (Bununla bağlantılı olarak Mezmur 24:1-6 ayetlerine kısa bir bakışla, bu ayetlerin Mezmur 19’a nasıl bir yansıması olduğuna dikkat edin.

d)                  Bu dersin muhtevasını çalıştıktan sonra, kalbinizin ve ağzınızın Tanrı’nın parıltısı ile nasıl bir parlaklık kazandığını açıklayın (19:11)? Mezmur 19’daki ne tür gerçekleri başkaları ile paylaşmak istersiniz?

 

Kapanış: Tanrı’ya, günlük yaşamınızda, O’nun dünyası ve sözü arasında, sağlıklı bir denge kurmanızda yardım etmesi için ve Tanrı’nın, ihtişamını diğerlerine açıklayışına  önem verecek şekilde dua ederek dersi bitirin.

 

 

 

 

TERK EDİLME VE İMAN ARASINDA

 

3. DERS

 

MEZMUR 22

 

Allahım Allahım beni niçin bıraktın ?

Kurtuluşumdan, iniltimin sözlerinden niçin uzaktasın

2- Ey Allahım gündüz çağırıyorum, fakat cevap vermiyorsun

Ve geceleyin, fakat bana rahat yok

3- Sen ise Kuddüssün,

Ey sen, İsrailin tehlillerinde sakin olan

4- Babalarımız sana güvendiler

Güvendiler, sen de onları azad ettin

5- Sana feryat ettiler ve kurtuldular

Sana güvendiler ve utanmadılar

6- Fakat toprak kurduyum ben, ve insan değilim

İnsanların yüz karasıyım, kavmın hor gördüğü

7- Beni görenlerin hepsi benimle eğleniyor

Sırıtıp, baş sallayarak diyorlar,

8- Rabbe dayandı, onu azad etsin

Mademki ondan zevk alıyor,onu kurtarsın

9- Fakat beni rahimden çıkaran

Anamın kuzağında iken beni emin kılan sensin.

10- Doğuşumdan beri sana verildim

Anamın karnından beri Allahım sensin

11- Benden uzak durma, çünkü sıkıntı yakın

Çünkü yardım eden yoktur.

12- Bir çok boğalar beni kuşattı

Zorlu başan boğaları çevremi sardılar

13- Yırtan ve gümürdeyen aslan gibi

Üzerime ağızlarını saçıyorlar

14- Su gibi döküldüm

Bütün kemiklerim oynaklarından çıktı

Yüreğim balmumu gibidir, içimde eriyor

15- Kuvvetim çömlek parçası gibi kurudu

Ve dilim çenelerime yapışdı

Ve beni ölüm toprağına koydun.

16- Çünkü köpekler beni kuşattı

Şerirler takımı çevremi sardılar

Ellerimi ve ayaklarımı deldiler

17- Bütün kemiklerimi sayabilirim

Onlar bakıyorlar,gözlerini bana dikiyorlar

18- Esvabımı aralarında paylaşıyorlar

Libasıma da kur’a atıyorlar

19- Fakat sen ya Rab, uzak durma

Ey kuvvetim, bana yardıma koş

20- Nefsimi kılıçtan

Canımı köpeğin pençesinden azad et

21- Aslanın ağzından beni kurtar

Evet, yaban sığırlarının boynuzlarından bana cevap verdin

22- Senin ismini kardeşlerime ilan edeceğim

Cemaat içinde sana hamd edeceğim

23- Ey sizler,Rabden korkanlar,ona hamdedin

Ey sizler, bütün Yakup nesli, ona izzet verin

Ve ey sizler,bütün İsrail soyu,ondan korkun

24- Çünkü düşkünün derdini hor görmedi ve tiksinmedi

Yüzünü de ona örtmedi

Fakat onu imdada çağırınca işitti

25- Büyük cemaatte hamdim sendendir

Ondan korkanlar önünde adaklarımı öderim

26- Hakirler yerler, doyarlar

O’nu arayanlar Rabbe hamdeder

Yüreğiniz ebediyen yaşasın

27- Bütün dünya uçları anacak ve Rabbe dönecek

Ve milletlerin bütün soyları senin önünde secde kılacak

28- Çünkü krallık Rabbindir

Ve milletler üzerinde saltanat süren odur.

29- Bütün dünya semizleri yiyecek ve secde kılacaklar

Toprağa inenlerin hepsi

Ve kendini yaşatamıyan bile, onun önünde eğilecekler

30- Bir zürriyet ona kulluk edecek

Rab hakkında gelecek nesle anlatılacak

31- Gelecekler ve onun adaletini bunu yaptığını

Doğacak kavma bildirecekler.

 

Kutsal sözlerdeki bazı yerler, korku ile dolu olmamıza neden olur; görkemli Tanrı’nın şu şekildeki çağrısını duyarız “Ayakkabılarını çıkart, bastığın yer kutsaldır”. Mezmur 22 böyle bir bölümdür. Eski Ahitte her yönüyle en aşikar şekilde “Mesih İsa’yı” anımsatan bölüm bu bölümdür. Davud tarafından yazılan bu Mezmur, Davud’un kişisel deneyiminden çok ötededir. Bu Mezmur herkes içindir. Hepimiz zaman zaman haykırıp feryat ederek gökyüzüne şunları söyleriz: “Tanrım! Neden? Neden bunlar başıma geliyor?”

 

TARİHİN EN KARANLIK SAATİ:

 

İsa’nın, Golgota tepesinde (kafatası bölgesi anlamına gelen) çarmıha gerildiği Cuma gününün karanlığını göz önüne getirene kadar, bu çok anlamlı Mezmurun ne demek istediğini anlayamadık (Matta 27:33). Bu Mezmurun Mesihsel bir Mezmur oluşundan dolayı, yazıldıktan 1000 yıl sonra gerçekleşmesi önem kazandırmaktadır. Tarihin en karanlık saatinde, imkansız olan gerçekleştiğinde, bir vaizin dediği gibi “Tanrı biricik oğlunda duraksadığında” ayet 1’deki kalp kırıklığından kaynaklanan yakarmalardan dolayı bu Mezmur, Mesih’in anımsadığı Mezmurlardan bir tanesi olmalıdır. Çarmıh gerçekleşene kadar böyle bir olay olmamıştı: Kurtarış tarihinin bütün önceki nesilleri aracılığıyla güvenilir olmayan halkına güvenilir ve sadık olmayı ispatlamış olan Tanrı, şimdi ise kendi güvenilir oğlunu bıraktı.

 

Bu Mezmurda, en az 6 yerde, İsa’nın çarmıhını simgeleyen anlatımlar vardır. 22:1 ayeti İsa’nın korkunç bir şekilde terk edilişini (Matta 27:46), 22:7 ayeti İsa ile alay edenleri resimlemekte (Matta 27:39), 22:8 ayeti Mesih’in yardım çağrısına bir cevap alamadığını (Matta 27:43), 22:15 ayeti Mesih’in susamışlığını (Yuhanna 19:28), 22:16 ayeti çarmıha gerilmedeki çivilenişi (Yuhanna 20:25,27), ve 22:18 ayeti Mesih’in giysisini kura çekerek aralarında bölüşmek istemelerini (Yuhanna 19:23-24) resmetmektedir. Aslında bu sözler Davud’un bu acımasızlık tasvir eden ifadelerinin ötesinde, Mesih’in haçlanışında gerçek derinliğine kavuşur.

 

GERÇEK TERKEDİLMİŞLİK

 

Terkedilme korkunç bir duygudur. Düşmanlarınızın sizi zor bir ortama terk etmesi yeterince kötü olsa da, dostlarınızın bunu yapması sizi gerçekten yaralar. Fakat, Tanrı’nın sizi terk etmiş olduğunu hissettiğinizde, bunun ne kadar acı ve korkunç olduğunu, yarattığı kalp kırıklığını ve sizde oluşturacağı paniği düşünebilir misiniz?

 

Terkedilmiş olduğunuzu hissetmek için yalnız olmanız gerekmez. Aslında, bazen çevremizde insanlar olmasına rağmen bu duyguyu yaşarız. Sınıftaki bir talebe, parktaki bir çocuk, kilisedeki bir insan, etrafında yüzlerce insan olmasına rağmen kendisini yalnız hissedebilir. Mezmur yazarının ve İsa’nın yaşadığı deneyim işte budur. Pek çok insan tarafından kuşatılmışlardı, fakat bu insanlar kötüydüler. (22:5-8, 12-13, 16-18). Gözlerini dikerek şeytani bir zevk ile alay ettiler, hakaretler ve lanetler yağdırdılar, tehditler savurdular.

 

Sadece insanların lanetlemeleri ile kalmadı, Tanrı da sadık Oğluna mesafe koydu. İsa tüm hayatı boyunca, Baba’nın mevcudiyetinde idi. Sürekli olarak Baba’ya dua etti ve şakirtlerine dua etmesini öğretti; “Göklerdeki Babamız... ” (Matta 6:9). Aslında İsa, haçlanışındaki onurlu saati önceden bilmiş olduğundan kendisini yüreklendirdi: İşte saat geliyor... “yalnız değilim, çünkü Baba benimledir.” (Yuhanna 16:32). Çarmıha gerildiğinde bile, hala Baba’ya dua ediyordu “Baba, onları bağışla...” (Luka 23:34). Son nefesinde bile Baba’ya güvenip ona sığındı “Baba, ruhumu ellerine bırakıyorum” (Luka 23:46). Fakat, bir anlık ayrılışın verdiği acıyla İsa, Baba’ya seslenmenin imkansız ve nafile olduğunu hissetti. Hesaplanamaz bir şiddetteki ıstırapla haykırdı :”Baba, neden? ...Neden Tanrım ?” ...Babası O’nu terketmişti.

 

Şunu unutmayın ki, İsa’nın sorusu gerçek bir soru idi. Mezmur 22’deki bu sözleri tekrarladığında bir oyun oynamıyordu. Fiziksel ağrıları çok büyüktü, katlanmak zorunda olduğu alaylı sözler de yaralarına tuz basılması gibiydi, fakat onun kalbini kıran ve anlatılamaz şekilde üzen şey, babasının onu terk etmiş olmasıydı. Tüm dünyanın günahı omuzları üzerine çökmüştü, ve O’na yardım edebilecek hiç kimse yoktu (22:11).

 

GERÇEK KESİNLİK

 

Bütün bu karışıklıklara rağmen kesinlik hala mevcuttur. Bazı şeyler kolay bir şekilde asla değişmez. Çevresindeki her şeyin onu yaralamasına rağmen Davud hala şöyle diyordu: “Sen ise kutsalsın, sen İsrail’in övgüsüsün” (22:3). Herşeye rağmen, Ataları Tanrı’ya güvenmişlerdi ve “hayal kırıklığına uğramamışlardı” (22:4-5). Davud, bir şeyden bir şekilde tam olarak emin olabilirdi ki, bu acı dolu deneyimi çözümlenecekti. Gerçekte bu denenmeden dolayı Tanrı O’nu kurtaracaktı, zaferin yolda olduğu kesindi.

 

ÖVGÜYE ÇAĞRI

 

Bu Mezmurun son 10 ayetinde Mezmur yazarının ruh hali, karmaşıklığı övgüye dönüşüyor. Bunu coşkulu bir şekilde diğerlerine de tavsiye ediyor. “Ey sizler, Rab’den korkanlar, O’na hamdedin” (22:23). Mezmur yazarının övgüleri ülkenin sınırları dahilinde kalmayıp, Rab’bin kurtarıcılığı, dünyanın sonuna kadar gidiyor (22:27). Davud’un ıstırabı, tüm dünyayı ilgilendiren bir olay oluyor “Bütün dünya uçları anacak, ve Rabbe dönecek, milletlerin bütün soyları Senin önünde secde kılacak, çünkü krallık Rab’bindir, milletler üzerinde egemenlik süren O’dur” (22:27-28). Kutsal Kitapta daha sonra, Mesih’in çektiği acılar vasıtasıyla gerçekleşen şu duyuruyu şaşırtıcı bir şekilde görmekteyiz “İsraillilerden bir bölümünün yüreği, diğer uluslardan kurtulacakların sayısı tamamlanıncaya dek nasırlaşmıştır.” (Yahudi olmayıp kurtuluşu alan tüm diğer insanlar) Romalılar. 11:25).

 

ZAFERİ HECELEYEN ISTIRAP

İsa, neden Tanrı’nın terk edişini simgeleyen haç’a tahammül etmişti? Bunun için, en azından iki sebep vardır. Her şeyden önce, tüm insanlıkla bütünleşmiş olmalıydı. İsmini gizleyen bir bayan, bir keresinde, intihar girişimini irdelemem için beni aradı. Tanrı’nın bu bayana, yaşamına son verecek kadar sıkıntıya sokacak bir deneyimi neden verdiğini sorguladım. Buna benzer bir kişi, -aslında her birimiz- İsa’yı hatırlamalıyız, Söz beden aldı ve sık sık bizim hissettiklerimizi hissetti. “Çünkü kendisi sınandığında acı çektiğine göre, sınananlara yardım edebilir” (İbraniler 2:18). “Çünkü zayıflıklarımızda bize yakınlık duyamayan değil, tersine, her alanda bizim gibi sınanmış, yine de günah işlememiş bir başkâhinimiz vardır.” (İbraniler 4:15).

 

İkincisi ve daha önemlisi, İsa’nın acıları zaferi belirledi. Bizim reddedilmememiz için O terk edildi. Her seferinde bizimle olan ve bizi dinleyen Rabbi bulabilelim diye ve Mezmur yazarı ve her birimiz “Rabbim” diyebilelim diye, İsa, yalvaran haykırışlarına cevap alamadı.

 

GENEL MÜZAKERE

 

1.)               Mesih’e ait “Mezmur” teriminin anlamı nedir? Bir anlamda, tüm Mezmurlar – aslında tüm Eski Ahit- mesihsel değil mi?.

2.)               Davud’un hayatında, bu Mezmuru haykırmasının sebebi ne olmuş olabilir? Sizin hayatınızdaki hangi deneyimler Mezmur yazarının bu davranışını belirler?

3.)               Tanrı tarafından terkedilmiş bir insan, kendisini nasıl hisseder? (22:1), ve aynı zamanda da Tanrı’ya iman edebilir? (22:3, 9, 10).

4.)               Sıkıntı geldiğinde nasıl tepki göstermeliyiz? Utançla mı? Korkuyla mı? Başka bir şeyle mi?. Mezmur 22’ye göre, bu sıkıntıyı nasıl yenebiliriz?

5.)               Bu 22. Mezmurun son 10 ayeti neden övgü ilan ediyor? Mesih bilgimiz, Tanrı’nın sadakatini görmemiz için bir Mezmurcunun yapabileceğinden fazla bize nasıl yardımcı olabilir?

 

Odaklanma: Bu derse başlarken şu soruya odaklanın: Terkedilmişlikle iman arasındaki ilişki hakkında ne biliyorum?.

 

MÜZAKERE: Grup müzakeresi için aşağıdaki sorulara geçmeden evvel genel müzakere sorularından özellikle 2-5 arasındakileri cevaplayın.

Terkedilmişlik, iman ve övgü hakkında.

1.                  Tanrı tarafından terkedilmiş olduğunuzu hissetiğiniz bir deneyiminizi paylaşın. Uyguladığınızda sizi rahatlatıyorsa, Tanrı’nın sizi nasıl yenilediğini ve imanda güçlendirdiğini anlatın.

2.                  Şayet vaktiniz varsa, Mezmur 22’yi anımsatan, Matta ve Yuhanna’dan 6 bölüm hakkında inceleme yapın (Yukarıdaki notlarda “tarihin en karanlık saati” kısmına bakın). Golgota’daki imanı ve terkedilmişliği anımsatan Mezmur 22’yi, orada hangi biçimlerde görüyorsunuz?

3.                  Doğrulukta zafer getiren Rabbe övgü sunmak için sesimizi yükseltmek iyidir. Şu anda kendi kelimelerinizi kullanarak O’nu övmeyi deneyin. Günlük yaşamınızda, bu övgüyü kiminle paylaşmak istersiniz? (Cevabınızı,  Mezmur 22:22, 26-27, 30-31 ile kıyaslayın. )

 

Kapanış: Sıkıntıda olduğunuzda Allah’tan Kutsal Ruh aracılığıyla sizi yüreklendirmesini isteyin. Heryerdeki inanlıların imanları ve Allah’ın sadakati için teşekkür edin, Mesih’te bize vermiş olduğu kurtuluş ve Allah’ın muhteşem zaferi için övgüler sunun.

 

 

 

DERİN SEVİNÇ

 

4. DERS

 

MEZMUR 32

 

Ne mutludur o adam ki isyanı bağışlanmıştır

Günahı örtülmüştür

2- Ne mutludur o adam ki, Rab ona günah saymaz

Ve ruhunda hile bulunmaz

3- Ben susunca

Bütün gün iniltimden kemiklerim zayıfladı

4- Çünkü gece gündüz elin üzerimde ağırlaştı

Tazeliğim yaz kuraklığına döndü

5- Sana suçumu bildirdim

Ve fesadımı gizlemedim

Rabbe isyanlarımı itiraf edeceğim, dedim

Ve günahımın suçunu bağışladın

6- Bunun için senin bulunacağın vakitte her müttaki sana dua etsin.

Gerçek büyük sular taşınca, ona erişmeyecektir

7- Saklanacak yerim sensin, sıkıntıdan beni korursun

Kurtuluş terennümleriyle çevremi kuşatırsın

8- Sana talim edeceğim, ve yürüyeceğin yolu sana öğreteceğim

Sana öğüt vereceğim, gözüm senin üzerinde olacaktır.

9- Anlayışsız at yahut katır gibi olmayın

Onları tutmak için gem ve dizgin takımları olmazsa

Sana yaklaşmazlar

10- Kötünün kederleri çoktur,

Fakat Rab’be güvenen adamın çevresini inayet kuşatır

11- Ey salihler, Rab ile sevinin ve mesrur olun

Ve ey sizler, yüreği doğru olan hepiniz, sevinçle terennüm edin.

 

32. Mezmur öğretici bir Mezmurdur. Okuyucularına sağlam ve somut öneriler sunar. İkinci olarak bu Mezmur diğer pişmanlık duyuran Mezmurlara göre derin sevinç ve coşkunluk ruhu vermektedir. Aslında insan burada yeni antlaşmaya atıfta bulunan pek çok tema bulabilir ve bazı kimselere göre de bu Mezmur Yeni Ahitin Eski Ahitteki en net ifade edilen Mezmurudur.

 

DUYARSIZLAŞTIK MI ?

 

Bu Mezmur yazarı kendisini, müjdeyi işiten ve bundan dolayı sevinçten aşağı yukarı zıplayan, coşkuyla ne yapacağını şaşıran biri olarak görüntülüyor. Nedir bu iyi haber? Özgür kılınmış! Affedilmiş! Neden bağışlanmış? “Günahımdan” diyerek coşku ile atılarak ilan ediyor. Biz hepimiz can sıkıcı bir şekilde esneyerek “Of” çekeriz.

 

Bundan birkaç yıl önce, ırza tecavüz ve öldürmekten mahkum olmuş bir kişinin televizyondaki duruşmasını hatırlıyorum. Acı çekerek geçirdiği 12 yıldan sonra şimdi bu adam infaz odasına yeterince yakın bir yerde sandalyeler ve siyanür taneleri ile çevrilmiş bir halde, sürekli olarak şunu hatırlıyordu “bir gün, seninle ilgileneceğiz”.

 

Fakat o kendisi için olan yasal temyiz girişimlerinin kendisine getireceği tehlikelerle savaşmaktan uzaktı. Her an o korkunç saat gelebilir, onun (ve benim) vücut salgılarımız renk değiştirmekte, kızarıklık yüzünden aşağıya akmakta ve dizleri titremeye başlamıştı. Bir müddet sonra ölüm cezasının ertelenmesi söz konusu oldu. Umutları yeniden canlanmıştı. Bir gün bu uzun zor sınav, avukatının çılgınca bir çaba sarfetmesine rağmen, öğleden evvel saat 10’da uygulanacak olan infaz işlemini kaldırmaya yetmedi. Suçlu bulunan mahkumun yüzü buğdaydan daha beyaz bir durumda, başı eğik bir konumda sandalyesine yürüdü ve oturtularak bağlandı. İçinde bulunduğu korkunç odanın kapısı kapatıldı ve öldürücü siyanür hapları suyun içine atıldı. Adamın kafası birdenbire düştü ve öldü. Artık çok geçti, bu kararın iptali için yapılan uğraşlar nafileydi.

 

Bir katilin hükümet yetkilisinden infaz kararının temyiz edilmesi veya edilmemesi konusunda bir cevap alabileceği hakkında kendimizi bu konuya kaptırmış olabiliriz. Ve şimdi de tüm yöneticilerin yöneticisinden bağışlanmış olduğu cevabını almış olan her hangi bir kişiye karşı, kendini beğenmiş bir tarzda tavır takınabiliriz. Aslında bu tavır dünyanın tüm yargısına karşı yapılan bir tavırdır. Bu kendini beğenmişliği nasıl açıklayabiliriz? Sonsuz yargının ve günahın dehşetli görünümüne karşı duyarsızlaştık mı?

 

ORANTILI SEVİNÇ

 

Bizim kişisel tepkilerimizi açıklayabilmemize rağmen bir şeyden emin olmalıyız: Mezmur yazarının kendisini adamışlığında duymuş olduğu zevkin derinliği, günahına olan duyarlılığının derinliği ile doğrudan doğruya orantısal olarak ilişkilidir. Hiçbirimiz günahının ne olduğunu bilmiyoruz, bunu bize söylemiyor. Bazı araştırmacılara göre, Davud Batşebayla olan trajik ilişkisinden sonra bu Mezmuru yazdı. Fakat bu sadece bir tahmindir. Davud’un günahını belirlenmemiş bir şekilde bırakmış olması, bir kişinin hayatındaki olayın ne olduğu değil, onun farkına varıp itiraf etmenin önemini ön plana çıkarmaktadır. Bu durum, hepimiz için geçerlidir.

 

Bu Mezmur kilise babası Augustine ve reformist Martin Luther için çok önemli idi. Aslında Augustine büyük harflerle çoğaltılmış olan bu Mezmurun O’nun son saatlerinde bağışlanma dilerken rahatlamasına sebep olduğunu öğretmişti. Tarihteki bir çok aziz, bu Mezmurdan ders almış ise, Rabbimizi Golgota’ya götüren günahlarımızın ağırlığını hatırlayarak bu Mezmurdan bizler de ders alabiliriz.

 

SUÇLULUKTAN ESENLİĞE

 

Mezmur yazarı kendi şahsi deneyiminden açıklayabildiği genel bir bildiri ile duyuruya başlıyor: “Ne mutludur o adama ki isyanı bağışlanmıştır, günahı örtülmüştür” (32:1). Davud farkında, çünkü önce yaptığını “suskun” lukla aklından silmeye çalışıyor: “Ben susunca bütün gün kemiklerim zayıfladı” (32:3). Başka bir ifadeyle çoğumuzun yaptığı gibi, yanlışlarını örtmek için unutmasını sağlayacak şekilde düşüncesine ara verdi. Bazılarımız bu hususta bir hayli ustayız, fakat Mezmur yazarı öyle değildi. Çünkü Tanrı ona öyle yakın ve o da Tanrıya öyle yakındı ki, “gündüz ve gece Tanrının eli üzerinde ağırlaşmıştı” (32:4). Suçlu oluşundan dolayı utancı  ona öylesine azap veriyordu ki “bütün gün iniltimden kemiklerim zayıfladı” (Mezmur 32:3), “gücüm yaz kuraklığına döndü” (32:4) sözlerini söylemişti. Utancından dolayı o kadar çok azap duyuyor, duyduğu şiddetli içsel baskı ağzını açıp suçunu itiraf etmesini sağlıyor.

 

Bu, lütuftan kaynaklanan bir baskı olduğundan dolayı, bu baskıyı sadece inanlılar anlayabilir. Başkaları buna kayıtsız kalıp, lanet okurken, geçmişe bakarak, Tanrı’nın çocukları ise bu baskının hata yapmış olan çocukları ile derinden bir arzu ile barışmak isteyen Tanrı’dan geldiği için, teşekkür ederler. Genelde bizde böyle bir arzu Babamızdan uzak olduğumuzda doğar. Bu surette, Luka 15:11-32’de İsa’nın anlattığı kayıp oğul meselindeki oğula benzeriz.

 

Mezmur yazarının nasıl dönüş yaptığına dikkat edin: “Sana suçumu bildirdim” (32:5). Luka’da kayıp Oğul’un açıkladığı gibi “kalkıp babamın yanına döneceğim” (Luka 15:18). Mezmurcunun itirafı, hikayesindeki dönüm noktasını belirlemektedir. Bunun devamında, itiraf etmenin doğrudan getirdiği neticeyi görüyoruz: “Günahımın suçunu bağışladın” (32:5). İçindeki tehdit eden korku şimdi gitmiş, barışıklık gelmişti. Onun dış dünyasında fırtınalar ve seller yükselerek onu çevreleseler de Mezmur yazarı emniyettedir çünkü Tanrı onu korumaktadır (32:6-7).

 

BEDELLİ BAĞIŞLAMA 

 

Mezmur yazarının suçluluğuyla ilgili kişisel muhasebesi, suçunu itiraf etmesi, bağışlanması ve huzur bulması, bize doğal akış gibi gelebilir: “Elbette, bundan başka nasıl bir sonuç bekleyebilirsiniz? Tanrı her zaman günahları bağışlar. Tanrı, aynı zamanda bağışlanma işleriyle uğraşmaktadır!”. Fakat, şunu da hatırlamalısınız ki, bağışlama otomatik olarak gelen bir döngü veya değersiz bir olgu değildir. Romalılar 4. bölümde Pavlus bağışlamanın Tanrı için ne kadar bedelli olduğunu açıklıyor: “Nitekim, iyi işlerine bakmaksızın, Tanrı’nın aklanmış saydığı kişinin mutluluğunu Davud şöyle belirtmektedir” (Mezmur 4:6). Bizlerin cezadan kurtulması ve Tanrı’nın gazabından özgür olalım diye, dürüst ve günahsız olan İsa Mesih dürüst olmayanlar için öldü.

 

Bundan dolayı, Davud, ilgisizliğimizi ortadan kaldırmak için, şu iki öğretiyi duyurmaktadır:

1.)       Günahtan sakının  “At veya katır gibi olmayın” (Mezmur 32:9).

2.)       Tanrı’ya güvenin, Tanrı’nın bağışlayan sevgisinde coşun ve mutlu olun (Mezmur 32:11).

 

GENEL MÜZAKERE

 

1.)       32:2 ayeti ne çeşit aldanmadan söz ediliyor?

2.)       Mezmur 32:3-4 ile 32:5 ayetlerinde Davud’un hissettiklerini karşılaştırın. Aynı duyguları daha evvel hissettiniz mi?. Eğer kendinizi rahat hissediyorsanız, deneyiminizi gruptaki diğer kişilerle paylaşın.

3.)       Allah’tan uzak olanların, yakın olanlara nazaran günahlarını örtmede ve unutmada neden daha başarılı görünüyorlar? Günahını tamamen örtebilen birisini tanıyor musunuz? Açıklayın.

4.)       Şunu tartışın: “Bana günahını ciddiye alan birisini söyle, ben de sana, o kişinin bağışlanmış olma sevincinin ne kadar çok olduğunu söyleyeyim.

5.)       Mezmur 32:8-11 ayetinde Davud’un verdiği iki öğreti nedir?

 

Odaklanma: Tüm bu ders süresi boyunca, şu soruyu aklınızda tutun. ”İtiraf ve bağışlanmanın benim için olan önemi ne kadar önemlidir?”

 

Kapanış: Tanrı’ya, şaşırtıcı bağışlaması,himayesi ve sevgisi için teşekkür edin. Kutsal Ruh’un, her bir kişinin kalbini Tanrı’ya daha fazla yaklaştırması için dua edin. Herkes, övgü ve ihtiyaçlar için duaya katılabilir. Toplantıyı sonlandırmadan evvel Mezmur 32’den esinlenen şu ilahiyi söyleyebilirsiniz: “Tekrar buluşuncaya kadar, Tanrı sizinle olsun”.

 

GRUP KOMPOZİSYON ÇALIŞMASI:

 

Eğer vaktiniz varsa, aşağıdaki şu alıştırmayı yapabilirsiniz:

Bugün dünyanın suçluluğa nasıl baktığını açıklamak için liderlerin yardımıyla grup liderinden bu konu ile ilgili malumat edinmesini isteyin.

Mezmur 32’de anlatılanların tamamen aksi olacak şekilde, itiraf ve bağışlanmayı inkar eden, modern psikolojiden bahseden bir anlatım hazırlamayı deneyin. Bu surette, modern psikoanalizin Mezmur 32’deki mesajdan ne kadar az miktarda olanını kabul ettiğini, bu şekilde bir çalışma aracılığı ile haberdar olmuş olursunuz. Bir örnek vermek istersek:

 

Ne mutlu o adama ki, suçluluk duygusunu reddeder,

Kalbinde günah acısı taşımaz.

Ne mutlu o adama ki, Tanrı’yı göksel bir hakim olarak değil,

O’nu, hoşgörülü, anlayışlı bir büyükbaba olarak görür.

Suçumu kabul ettiğim zaman diğer insanlar bana yüklendiler,

Sıkıntıda ve mutsuzdum.

Fakat daha sonra günah kavramını veya suçluluğu reddettiğim zaman

Sıkıntılarımdan kurtuldum.

Özgür bir kişi oldum,

Sadece kendimden sorumlu olan!

 

 

 

ALLAH’A SUSAMAK

 

5. DERS

 

MEZMUR 42 / MEZMUR 43

 

Geyik akar suları özlediği gibi,

Canım da seni öyle özler,ey Allah,

2- Canım Allaha, hay Allaha susamıştır

Ne vakit geleceğim ve Allahın önünde görüneceğim.

3- Bana her gün:Nerede senin Allahın? dedikleri için

Gece gündüz göz yaşlarım bana gıda oldu

4- Şunları anıyorum, ve içimde canım erimektedir

Nasıl alayla geçer ve onları Allahın evine götürürdüm.

Bayram eden halkı, meserret ve şükran sesiyle

5- Ey canım, neden çökmüşsün

Ve neden içimde inliyorsun?

Allaha ümit bağla, çünkü didarının kurtarışı için

Yine ona hamdederim

6- Ey Allahım canım içimde çökmüştür

Bunun için Erden diyarından

Ve Hermon dağlarından, Mitsar dağından seni anmaktayım

7- Senin çağlayanların ses verince, engin engine çağırıyor

Bütün dalgaların ve sellerin üzerimden geçti

8- Gündüzün Rab inayetini buyurur

Ve onun ilahisi, hayatımın Allahına dua

Geceleyin benimledir.

9- Kayama, Allahıma diyorum: Niçin beni unuttun?

Niçin düşman gadrı altında yaslı gezeyim?

10- Bütün gün bana hasımlarım: Nerede senin Allahın? Dedikçe,

Kemiklerimi ezer gibi bana hakaret ederler

11- Ey canım, neden çökmüşsün?

Ve neden içimde inliyorsun?

Allaha ümit bağla,çünkü ben yine ona hamdederim

Yüzümün kurtuluşu ve Allahım odur.

 

MEZMUR 43

 

Davamı gör, ey Allah, ve fasık millete karşı hakkımı ara

Hileci ve fesatçı adamdan beni azad et

2- Çünkü sen kuvvetimin Allahısın; niçin beni kendinden  attın?

Niçin düşman gadrı altında yaslı gezeyim?

3- Nurunu ve hakikatini gönder; bana yol göstersinler

Beni mukaddes dağına ve senin meskenlerine götürsünler

4- O vakit Allahın mezbahına

Büyük sevincim olan Allahıma gideyim.

Ve sana, ey Allah, Allahım,çenk ile hamdedeyim,

5- Ey canım, neden çökmüşsün?

Ve neden içimde inliyorsun?

Allaha ümit bağla, çünkü ben yine ona hamdederim.

Yüzümün kurtuluşu ve Allahım odur.

 

Bu Mezmurlardaki bazı pasajlar şimdiki zamana o kadar uyumlu ki, sanki dün yazılmış gibiler. Mezmur 42 ve 43 buna benzerler. Mezmur yazarı Tanrı tarafından terkedilmişliği hissediyor ve bu konu hakkında endişe duyuyor “Kayama Allah’ıma diyorum, beni neden unuttun?” (Mezmur 42:9). Daha da kötüsü, düşmanları sürekli olarak alay edip “senin Allah’ın nerede” diyerek rahatsız ediyorlar (42:10). Mezmurcunun imanı üç kere gerçeğin doğrulanması ile umutsuzluk arasında gidip gelmiştir. “Ey canım neden bu kadar umutsuzsun? Neden içimde inliyorsun? Allah’a ümit bağla” (42:5, 11; 43:5). Bu Mezmurlar, 3000 yıl önce yazılmış olmalarına rağmen bugün hala kalplerimize hitap etmektedirler. Bugünkü dünyanın tahribatlarını hissedip bugünkü aydın sayılan kişiler tarafından alaya alınmaya zorluklarla dayanan tek bir inanlının haykırışları şu şekildeki gibidir: “Davamı gör ey Allah ve ikiyüzlü insanlara karşı hakkımı ara, hilekar ve fesatçı adamdan beni kurtar” (43:1).

 

ESKİSİ YİNE GEÇERLİ

 

Aşikar olarak, Mezmur yazarı sıkıntısını, tipik Eski Ahit usulü ile ifade ediyor. Mezmur 42:6 ayetine göre uzakta Filistin’in kuzeyinde, Yeruşalim’den ve Rab’bin tapınağından tapınmanın merkezinden uzak bir yerdedir. Şiddetli bir şekilde orada olmak istiyor, kendisini Tanrı tarafından terkedilmiş hissediyor. Bu durumda genişletilmiş Yeni Ahit persfektifimizden bakarak nasıl ve nerede Tanrı’ya ibadet edebiliriz? Mezmur yazarının bu düşüncesinden bir miktar ayrılabiliriz. (Yuhanna 4:19-24). Fakat onun imanındaki belirsizlik ve bu belirsizliğin ona verdiği acıdan kaynaklanan bu acı dolu yazısı binlerce yıllık bir zamanı sıçrayarak bugün bizim için uzun bir konuşma haline dönüşüyor.

 

Tanrı hakkındaki şüpheler ve soruların, sadece bizlere ait olmadığını bilmek rahatlatıcıdır. Başkaları da şüphelendiler ve şüphelerine cevap buldular. Eskiden şimdiki çağda olduğu gibi, Mezmurcunun da şüphelerle zihninin karışmış olmasının gerçekliği kesinlik kazanmıştır. Halbuki bugün bizler Mesih’i bilmenin ve bizim için  kurtuluşu sağlamasının kazancına sahibiz. Düşünün ki, Mesih henüz gelmemiş olmasına rağmen Mezmurcu ümidini kaybetmemişti. Kararı şöyleydi: “Allah’a ümit bağla, çünkü ben yine O’na hamdederim, Kurtarıcım ve benim Allah’ım” (43:5, 11).

 

DAHA YAKIN BİR BAKIŞ

 

Mezmur 42 ve 43’e daha yakından bakmaya çalışalım. Allah’ı arzulayışını tarif etmek için, Mezmurcu canlı bir mecaz kullanıyor (42:1). Susuzluktan kavrulan, kuru bir memlekette yaşamadıkça bu anlatımın anlamını yakalamamız zor olacaktır. Mezmur, avcılar tarafından kovalanan bir geyiği resmediyor. Kovalamaca hızlandıkça geyik nefes nefese kalarak susuyor. Onun tek yaşama şansı bir kaynağa, taze bir suya kavuşmasıdır. Su bu geyik için bir lüks değildir. Bu su olmaksızın, hayvan tükenecek, mahvolacaktır. Aynı şekilde Mezmur yazarı da şöyle demektedir: “Ruhum sıcak ve nefes nefesedir, Allah’a susamıştır, O olmazsa ben ölürüm”.

 

Mezmurcu Allah için olan susamışlığı nereden almıştır? 14. yüzyıl düşünürü Johan Tauler, farklı bir yaklaşımla bunu şöyle cevaplamaktadır: “Gayet basit bir şekilde bunun cevabı şöyledir: Kutsal Ruh, ruhumuza gelip sevgi alevini tutuşturduğunda kıvılcımlara sebep olur, bunlar da Allah’a susuzluk ve arzu oluşturur” Kilise babası Augustine de benzer şekilde şöyle der: Kalplerimiz sende rahat bulmadıkça rahatsızız, çünkü Senin için yaratılmışız”. Allah için olan susamışlık Allah’tan başka hiçbir yerden gelmez.

Sabahleyin küçük çocuğumu çiş yaptırırken aralıksız olarak ağladığını hatırlıyorum. Ona ne şeker vermem, ne uyandırmaya yarayan bir saatin tıkırtısı ne de beşiğinde sallanması onu yatıştırmazdı. Elde tutulmak isterdi. Sonunda onu yerden alıp ellerimde salladığımda onu hemen uyumuş bir durumda bulurdum. Biz de buna benzer bir şekildeyiz. Allah’a susamışlığımızı gidermek için kendi çarelerimize başvursak da Allah’ın kucağına gelene kadar hala susamış kalırız. Sadece Allah’ın akarsuları nefes nefese kalmış bir ruhu dindirebilir.

 

Mezmurcu, kendisine acıma duygusu içinde üzgün bir şekilde beslenmesi için göz yaşlarını içiyor (42:3). Nostaljik bir şekilde geriye bakarak bizim de bazen söylediğimiz gibi “geçmişte her şey daha iyiydi” diyor. “Canım içimde erimekte iken şunları hatırlıyorum, nasıl alayla geçer ve onları Allah’ın evine götürürdüm, bayram eden halkı, meserret ve şükran sesiyle” (Mezmur 42:4). Fakat bunların hepsi geçmişteydi. Şimdi hiçbir şey yok. İnsanlar ona sataşıyorlar, “Allah’ın nerede” sorusu ile onu bıçaklıyorlar (42:3, 10). “Çağlayanların ses verince engin engine çağırıyor, bütün dalgaların ve sellerin üzerimden geçti” (42:7).

 

Evinin yolunu bilen hiç kimse kaybolmaz. Mezmurcu hala ağlamakta olmasına rağmen, güven altında ve Allah hala onun “kayası” (42:9). Mezmurcu kendinden emin. Aslında probleminin cevabının yolda olduğunu biliyor ve bundan emin, “Ben yine O’na hamdederim” (Mezmur 42:11).

 

ARAYIŞ TAMAMLANIYOR

 

Keder içinde olan Mezmurcu nasıl oluyor da ümidinden emin oluyor? Bunun cevabı basit çünkü Mezmurcu geçmişine bakarak Allah’ın sevgisinin onunla olduğunu görmekte (42:8). Bundan başka Mezmurcu şunu iyi bilmektedir ki, Tanrı kendisini arzu ile arayanları asla geri çevirmeyecektir. İşaya, Mezmurcunun Eski Ahitteki tam benzeri şu daveti yapmaktadır: “Ey sizler, her susayan ve parası olmayan sulara gelin; gelin, satın alın ve yiyin” (İşaya 55:1). Daha sonra İsa şu güveni veriyor: “Bir kimse susamışsa bana gelsin; içsin” (Yuhanna 7:37). “Kararlı bir şekilde O’nu arayan hiç kimse, asla geriye çevrilmeyecektir” (Luka 11:10).

 

Mezmurcu, sonu gelmez bir şekilde sorarak, yalvararak, dileyerek O’nu aramaya devam ediyor, “Nurunu ve hakikatini gönder, bana yol göstersinler, Senin meskenlerine götürsünler” (43:3). Mezmurcu Rab’bin cevabından o kadar emin ki, övgü ile sonuçlandırıyor. “Allah’a ümit bağla, çünkü ben yine O’na hamdederim, kurtarıcım ve benim Allah’ım O’dur” (43:5).

 

Mezmurlar konusunda uzmanlaşmış birisi Yeni Ahitte, Mezmur 42 ve 43’e paralel olan bir bölüm olmadığını söylemektedir. İsa geldikten ve herkesi vermiş olduğu yaşam suyundan içmeye davet etmesinden sonra (Yuhanna 4:14; 7:37), bu mesajı işiten herkes artık Allah’ı daha fazla aramalı. İsa ‘yaşam suyu’ gelmiştir. Telaşımız sona erdi, susuzluğumuz giderildi.

 

Kendimizi beğenmiş olmayalım diye imanımız görünür olana kadar Mesih’in ruhunun bizleri yenilemesini ve güçlendirmesini istemeliyiz.

 

GENEL MÜZAKERE

 

1.)               Mezmur 42 ve 43’de, Mezmurcunun ruhunun kederli olduğunu bildiren cümleleri bulun (42:5). Ruhunuzun kederli olduğu durumları açıklayın.

2.)               “Senin Allah’ın nerede” şeklindeki soru ile, Mezmurcu’ya ne denilmek istendiğini açıklayın (42:3,10). Benzer bir soru size sorulsaydı, tepkiniz ne olurdu?

3.)               Mezmurcu tekrar ve tekrar “Ümidinizi Allah’a bağlayın” ifadesini neden kullanıyor? (42:5, 11, 43:5). Hangi bağlamda biz de aynısını söyleyebiliriz?

4.)               Herkes Tanrı’ya susamış mıdır? Açıklayın. Bu susamışlığı hangi yollarla gidermeye çalışırız?

5.)               Bugün dünyada iman konusunda bir kriz var mıdır? Geçmiş zamanlardakinden daha mı çoktur? Açıklayın. Kişisel olarak imansal bir kriz yaşadığınızda ne yaparsınız?

 

Odaklanma: Bu ders boyunca aşağıdaki odak sorusunu aklınızda tutun: “Allah için susamışlık benim için ne anlam ifade ediyor ?”.

 

MÜZAKERE

Aşağıdaki sorulardan seçmeden evvel, genel müzakeredeki özellikle 1, 3 ve 4 no’lu sorular üzerinde çalışın.

Tanrı’ya olan susamışlığımız hakkında:

1.)               Mezmurdaki şaşırtıcı su benzetisini düşünün. Allah’a susama, göz yaşlarının gıda olması, ruhumuzdan haykırmak, derinden seslenmek (42:2-4,7). Bu imajlar, zihninizde ne tür duyguların uyanmasına sebep oluyor? Bu Mezmurda, diğer hangi benzetiler sizin dikkatinizi çekiyor?

2.)               Genel müzakeredeki 1. soru ile bağlantılı olarak, kişisel olarak karşılaştığınız üzüntülü anlarınızı düşünün, üzüntünüzü başlatanın ne olduğu hakkında düşünün. Bunun ne kadarının psikolojik, ne kadarının fiziksel kaynaklı olduğunu anlatın? Bu, sizin Allah’a olan susamışlığınızla bağlantılı mıydı?. Açıklayın.

3.)               Size ümit veren nedir? Hangi deneyimler (sizin kendinize veya diğerlerine ait olan) ümidinize önderlik etti? Hangi öğretiler bunu sağladı? İsa’nın “yaşayan su” olma sözü, size ne anlam ifade ediyor? (Yuhanna 7:37-38). Ümidinizi başkaları ile nasıl paylaşırsınız?

 

Kapanış: Grubunuzdaki diğer insanların Mesih’in “diri su” oluşunu başkalarıyla paylaşabilmeleri, Rabbe susamışlıklarının giderilmesi için güçlenmeleri, Rab’bin gruptaki kişilere yakın olması için, Rabbe dua edin.

 

 

 

 

TANRI’NIN HALKI İÇİN MEZMUR

 

6. DERS

 

MEZMUR 46

 

Allah bize sığınacak yer ve kuvvettir,

Sıkıntıda hemen hazır bir yardımdır.

2- Bundan dolayı dünya alt üst olsa,

Ve denizlerin bağrına dağlar devrilse

3- Suları kükreyip karışsa

Onların kabarması ile dağlar titrese

Biz korkmayız

4- Bir ırmak var ki, onun cedvelleri

Allahın şehrini,yüce olanın kutsal meskenlerini,sevindirir

5- Allah onun ortasındadır; o sarsılmaz.

Sabaha karşı Allah ona yardım eder.

6- Milletler kükredi, ülkeler sarsıldı

O sesini verdi, dünya eridi

7- Orduların Rabbi bizimledir

Yakubun Allahı yüksek kulemizdir

8- Gelin Rabbin işlerini görün,

Dünyada ne harabiyetler yaptı

9- Yerin ucuna kadar cenkleri durdurur

Yayı kırar ve mızrağı parçalar

Cenk arabalarını ateşte yakar

10- Durun ve bilin ki, Allah ben’im

Milletler arasında yükseleceğim,dünyada yükseleceğim

11- Orduların Rabbi bizimledir

Yakubun Allahı yüksek kulemizdir.

 

Bazı Mezmurlarda özne tekil kullanıldığı halde (örneğin, “Rab benim ışığımdır”-Mezmur 27:1) Mezmur 46 özneyi çoğul kullanmaktadır. “Allah sığınacak yerimiz ve kuvvetimizdir” (46:1). Evvelki Mezmurlar şahsi ümit ve güvence bildiriyorlardı. Mezmur 46 ise Tanrı halkına güven vermektedir. Mezmur 46 kiliseye hitabeden bir Mezmurdur.

 

Bu Mezmur en fazla gündemde olan Mezmurlardan biridir. Kilise gibi Allah’ın sadık izleyici ordusu tarih boyunca sürekli olarak sıkıntı dolu ve bilinmez bir gelecekle yüzleşerek yürümüşlerdir. Bu Mezmur kilisenin ruhunu yenilemiş, adımlarını hızlandırmıştır. Bu Mezmur Martin Luther için çok önemli idi. Aslında Martin Luther 1521’deki meşhur Worms duruşmasında bu Mezmurun bir uyarlamasını yaşıyordu. Bu duruşmada gözlerini zamanın güçlü prensesine cesurca dikerek kendisinin o ünlü kararını şu şekilde açıklıyordu “İşte burada ayaktayım başka bir şey yapamam”. Bu Mezmur mesleğini ve hatta hayatını dahi tehlikeye atma pahasına böyle zor durumlarda bile ona motivasyon sağlamıştır. Bundan ötesi bu Mezmur hayatı boyunca önemli bir şekilde aklında tuttuğu bir Mezmur olarak onda kalmış. Bazı biyografi yazarları onun için şöyle demiştir: “Herhangi bir kötü durumla her karşılaştığında “Gelin 46. Mezmuru söyleyelim” dermiş. Bu Mezmurdan esinlenerek Reform hareketinin marş ilahisi sayılan “Kalemiz güçlü Tanrımızdır” şiirini yazmıştır.

 

TANRI’NIN KENTİ

 

Bu Mezmur, Allah’ın halkını mahvolmaktan kurtardıktan sonra yazılmış olabilir. Büyük bir ihtimalle Yeruşalem kralı Sanherib’in şiddetli saldırılarına karşı korunması sıralarında yazılmıştır (II.Krallar:18-19, İşaya:36-37). Bu olayda Tanrı’nın kenti Yeruşalem 185.000 adet saldırgan Suriyeli askerden korunmuştur.

 

Fakat Mezmur Kudüs’ün tarihinde daha da öteye gider. Mezmur “mimarı ve yapıcısı Allah” olan (İbraniler 11:10), Tanrı’nın yeni kenti olan Kudüs’e işaret ediyor. 46:4 ayetinde söylendiği gibi: “Öyle bir ırmak vardır ki, onun cetvelleri Allah’ın kentini, Yüce olanın kutsal meskenlerini sevindirir”. Tanrı’nın Eski Ahitteki halkı, sadece Tanrı’nın kendi tapınağında aralarında bulunduğu Kudüs kentinde yaşamalarından mutlu değildi. Halk daha önemli bir şekilde zamanın sonunda Tanrı’nın sürekli olarak hüküm süreceği şehir olarak, Kudüs’e bakıyorlardı. “Ve son günlerde öyle vuku bulacak ki dağların arasında, Rab’bin tapınağının dağı kurulacak, tepelerden yukarı doğru yükselecek, ve bütün milletler O’na doğru yönelecekler. Şeriat Sion’dan Rab’bin sözü ise Kudüs’den çıkacak” (İşaya 2:2-3). Ve “Rab orada görkemli bir şekilde bizimle birlikte olacak. Geniş ırmakların ve çayların bulunduğu bir yer gibi olacak” (İşaya 33:21).

 

IRMAK VE KENT

 

Mezmur yazarının Eski İsrail yerine gelecekteki Yeni Yeruşalim’i anlattığını nasıl bilebiliriz? Bu kolay, çünkü Eski Yeruşalim bu ırmaktan yoksundu. 46:4 ayeti şunu ifade ediyor “Bir ırmak var ki onun cetvelleri, Allah’ın şehrini sevindirir” (46:4). Burada iki belirgin nokta “ırmak” ve “şehir” gelecekteki görünümü simgeliyor. Eski Ahit’te bunu İşaya’da gördük. Benzer olanını Yeni Ahit kitabında, Vahiy bölümünde görüyoruz: “Sonra melek beni ruh’un yönetiminde, büyük ve yüksek bir dağa götürdü. Oradan bana, gökten Tanrı’nın yanından inen ve O’nun görkemiyle ışıldayan kutsal kenti, Kudüs’ü gösterdi”(Vahiy 21:10). “Melek bana, Tanrı’nın ve Kuzu’nun tahtından çıkan, billur gibi berrak olan yaşam suyu ırmağını gösterdi. Kentin ana yolunun ortasında akan ırmağın iki tarafında, on iki çeşit meyve üreten ve her ay meyvesini veren yaşam ağacı bulunuyordu. Ağaçların yaprakları ise, ulusların şifası içindir” (Vahiy 22:1-2).

 

MEZMURDAKİ 3 KITA

 

46. Mezmur kendi arasında üç bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde (46:1-3) doğal afetler meydana gelebilir, bunlar Allah halkını da vurabilir, ancak görüyoruz ki, Allah halkı sarsılmadan duracaktır (46:1). İkinci bölümde (46:4-7) Mezmur yazarı şuna değiniyor; tarihteki geçmiş olaylar şimdi başka farklı meydan okumalara yol açabilir “Uluslar kükrüyor, krallıklar sarsılıyor” fakat Tanrı bu şehirde yaşıyor, bir kere daha saldırıları kovacak, onlara engel olacaktır, “Orduların Rab’bi bizimledir, Yakup’un Allah’ı yüksek kulemizdir” (46:7). Üçüncü bölümde (46:8-11) Mezmur yazarı sonsuz huzurun hüküm sürdüğü alanı tanımlıyor ve bizi bunu görmeye davet ediyor. “Gelin ve Rab’bin işlerini görün, dünyada ne harabiyetler yaptı, ki O ki yayı kırar ve mızrağı parçalar” (46:8-9). Doğru yolda sürüden ayrılan ve hala Rab’bin Allah olduğunu anlamakta isteksiz olan herhangi birisine Rab, kendisi meydan okuyor ve şöyle diyor: Durun ve bilin ki, Allah ben’im” (46:10) Başka bir deyişle şöyle diyor “Silahlarınızı bırakın! Kıpırdamayın! Savaş sona erdi! Mezmur yazarı İkinci bölümün sonunda aynı doğrulamanın tekrarı ile Mezmurunu sonlandırıyor “Orduların Rab’bi bizimledir, Yakup’un Allah’ı yüksek kulemizdir” (46:11).

 

GEÇMİŞTEN GELECEĞE

 

Şu an hüküm sürmüyor gerekçesiyle üçüncü bölüme itiraz edebilirsiniz. Bugün kilise şanlı zaferden uzak, hatta düşman tarafından ağır ateş altına alınmıştır. O halde kilisenin geleceği nasıl emniyette olabilir? Cevap basit olduğu kadar derindir de. Kutsal Kitaba göre geçmişe atılan bir göz geleceğe ümit ve emniyet veriyor. Mezmur yazarının ümidi şunda köklenmiştir “Yakup’un Allah’ına” O ki, kendini geçmişteki sıkıntıda göstermiştir. “Sıkıntıda hep yardımcımızdır”(46:1). Veya Yeni Ahitte Yuhanna’dan bir örnek almak istersek: Ege denizinin azgın suları onu Patmos adasında sarmışken sarsılmaz olan ümidi geçmişte olanı hatırlamakla yeşerdi. İsa Mesih, dünyanın günahının kurbanı günaha galip geldi. Bunu aklında tutarak şunu yazdı: “Var olan, var olmuş ve var olacak olandan, ...ve Mesih İsa’dan sizlere lütuf ve esenlik olsun, O Mesih ki, ölüler arasından ilk doğan ve güvenilir olan tanıktır (Vahiy 1:4-5). Mesih yaşayan Tanrı olduğuna göre hiç kimse, hiçbir şey kendi şehrini ve kendi halkını gelecekte deviremez. (İbraniler 12:22-24).

 

Geçmiş aynı şekilde bizim içimizde de işlemeli. John Calvin’in dediği gibi: “Tanrı’nın bizi korumak amacıyla gösterdiği lütfun görünmesinin vaatlerinin sağlamlığını kalplerimize yerleştirmeye yaradığını sürekli olarak gözlerimizin önünde bulundurmalı ve hiç unutmamalıyız”.

 

GENEL MÜZAKERE 

 

1.)           46:4 ayetinde Mezmur yazarı, “Allah’ın şehri” deyimiyle ne demek istiyor?.

2.)           Mezmurdaki üçüncü bölümü açıklayın. Konuları nelerdir?

3.)           46:8 şöyle söyler: “Gelin ve Rab’bin işlerini görün”. Burada hangi işlerden bahsediliyor? Başka hangi işler bildirilebiliriz?

4.)           46. Mezmurun ana mesajı nedir? Bugün bu, kilisede nasıl uygulanabilir?

 

Odaklanma: Bu dersi çalışırken aşağıdaki şu odak sorusunu aklınızda tutun. “Hangi çeşit uygulamalarda Allah’ı kurtarıcım olarak görmekteyim?.

 

MÜZAKERE: Aşağıdaki uygulama sorularını araştırmadan evvel,genel müzakeredeki 2-4 arası soruları çalışın.

Allah’ın sığınağımız oluşu hakkında:

1.)               Varsa, bu Mezmurda hangi tür imajlar size konuştu? Şayet sizden sığınağınız olarak Allah hakkında yazmanız istenseydi ne tür bir imaj kullanırdınız?

2.)               Allah’ı sığınağımız olarak tanımladığımızda veya Allah’ımız olarak tanımladığımızda ne demek isteriz? Bu yaklaşım Allah’a inanmayan bir kimse için nasıl bir yansıma oluşturur? Kutsal Kitap’ın yapmamış olduğu bir tarzda, birileri Allah’ın krallığının dışında kalmalarına sebep olduğumuz herhangi bir davranışı veya sözü benimsedik mi? Açıklayın.

3.)               Yaşamınızda, Allah’ı bir sığınak olarak, ne zaman algıladınız? Bu durumlarda, bu Mezmura, ne zaman bakarsınız?

 

Kapanış: Allah’ı her türlü işlerinizde sığınak ve kuvvet olarak görebilmeniz için ve O’nun hayret verici rahatlığını yaşamak ve bunu başkaları ile paylaşmak için her biriniz Allah’tan yardım isteyin.

 

 

 

 

DİZLERİNİN ÜSTÜNDEKİ KRAL

 

7. DERS

 

MEZMUR 51

 

Ey Allah, inayetine göre bana acı,

Rahmetinin çokluğuna göre isyanlarımı sil

2- Fesadımdan beni büsbütün yıka

Ve suçumdan beni temizle

3- Çünkü isyanlarımı bilirim

Ve suçum daima önümdedir

4- Sana,ancak sana karşı ben suç ettim

Ve senin gözlerinde kötü olanı işledim

Şöyle ki, sözlerinde adil

Hükmünde suçsuz olasın

5- İşte ben fesat içinde doğdum

Ve anam günah içinde bana hamile kaldı

6- İşte, sen gönülde hakikat istersin

Ve bana içimde hikmet bildirirsin

7- Beni zufa ile temizle de pak olurum

Beni yıka da kardan ak olurum

8- Bana meserret ve sevinç işittir

Ezdiğin kemikler mesrur olsun

9- Suçlarıma karşı yüzünü ört

Ve bütün fesatlarımı sil

10- Bende temiz yürek yarat, ey Allah;

Ve içimde doğru ruh tazele

11- Beni önünden atma

Ve mukaddes ruhunu benden alma

12- Bana kurtarışının meserretini geri ver

Ve istekli ruh ile bana destek ol

13- Asilere senin yollarını öğreteyim

Ve suçlular sana dönerler

14- Kandan beni kurtar,ay Allah,kurtuluşumun Allahı

Dilim de senin adaletini terennüm etsin

15- Ya Rab, dudaklarımı aç

Ve ağzım senin haddini bildirsin.

16- Çünkü sen kurbandan zevk almazsın;yoksa arzeylerdim

Yakılan takdimeden razı olmazsın

17- Allahın kurbanları kırılmış ruhtur

Ey Allah, kırılmış ve ezilmiş yüreği hor görmezsin

18- Kereminle Sion’a iyilik et

Yeruşalimin surlarını yap

19- O zaman salah kurbanları ile,

Yakılan takdimeden ve bütün yakılan takdimeden zevk alırsın

O zaman senin mezbahın üzerinde danalar arzedilir

 

Mezmurun kendisi yazarının günahını bildirmiyor ve de II.Samuel 11; 12 bölümlerindeki olaylara güçlü bağlantı oluşturan ayrıntılı bilgi içermiyor. Bu çerçevede bu Mezmurun kelimelerini kullanarak her kes kendi günahlarını hatırlayıp itiraf edebilir. Bu Mezmur buna çok uygundur.

 

Yine de tüm bunları göz önünde tutarak Mezmur 51 ile Davud’un hayatındaki olayın bağlantısını anlatan resmi burada bulabiliriz. Burada bunu yapalım. Davud’un Batşeba ile olan hikayesini göz ardı edip, bu Mezmurun başka bir olaydan esinlendiğini düşünelim.

 

KRAL GÜNAH İŞLEDİĞİNDE 

 

II.Samuel:11; 12 bölümlerinde Kutsal Kitap bize Kral Davud’un çok güzel bir kadını yıkanırken görüp, onu soruşturmaya çağırtıp ve onunla ilişkide bulunduğunu anlatır. Batşeba evli bir kadındı ve kocası Davud’un ordusunda savaşan bir askerdi ve o anda da savaşta idi. Davud kadının hamile kaldığını öğrenince kocasını çağırtıp karısı ile ilişkiye girmesini istedi. Böylece bu hareketi kendi zinasını kapatacaktı. Ancak kocası Uriya sadık bir asker olarak karısına gideceğine sarayın girişinde yattı. Davud onun eve gidip karısı ile ilişki kurmasını sağlayamadığı için onu tekrar savaş alanına yolladı. (II.Samuel 11:15). Uriya’nın savaşta ölmesi uzun sürmedi.

 

İsrail’de hiç kimsenin (kralın bile) kesinlikle istediğini yapmaya hakkı yoktu. Her şeyin ve herkesin üzerinde egemen ve hakim olan Rab’di. Rab Allah İsrail ulusunu krallığa, genel olarak kendisiyle antlaşmaya çağırmıştır. Hiç kimse bu antlaşma talebinin üzerinde değildi. (Bu, Kutsal Kitaba ait krallık kavramıyla, İsrail’in inançsız komşularının kavramı arasındaki belirgin farkı simgeliyor. Diğer ülkelerde kral yasaların üzerindeydi, ancak İsrail’de kral, Allah’ın yasalarının buyruğu altındaydı.)

 

Davud’un yanlış bir şey yaptığını göstermek için Allah, bu duruma yargısını ilan amacıyla peygamber Natan’ı yolladı. Natan, Davud’un bu çok çirkin, rezilce hareketini ona hiddetlenerek söylemesi üzerine Davud yakardı “...Rab’be karşı suç işledim” (II.Samuel 12:13). Ne şaşılacak bir resim, bir kral tövbekarlıkla dizlerinin üzerine düşüyor.

 

GÜNAHIN KARAKTERİ VE BAĞIŞLANMA 

 

Mezmur 51 tüm Mezmurlar içinde en iyi bilinenidir. Günah ve bağışlanmanın karakteri hakkında derin anlayış sahibi olmamıza yardım eder. Davud’un bu Mezmura nasıl başladığına dikkat edin. Zaten bağışlanmış olduğu halde yine de merhamet diliyor (51:1). Kral olarak hiçbir özür veya mazeret göstermiyor (Çıkış 20:1-17).

 

Antlaşma yapan Allah’ın emirlerine itaat edilmese de ayırım yapmayan Allah, Davud’un merhamet dilediği Allah ile aynıdır. Davud Allah’ın inayetini, merhametini almaktan tamamen emin, çünkü biliyor ki, Allah değişmez sevgi Allah’ıdır. Bunun anlamı şudur: Allah’ın karakteri, antlaşmasına bağlılığını gösteriyor. Bu, sadakat ve sevginin bir birleşimidir. Asla ölmeyen sevgi, inatla seven, karşı tarafın cevabı ne olursa olsun sadık kalan, antlaşmaya bağlı kalan sevgi anlamındadır. Bu değişmez sevgi kuvvetli bir karakterdedir, kararsızlığın tam karşıtıdır.

Rab İsrail’le antlaşmaya girdiğinde sevgisi için yemin etti, onları ne olursa olsun sevmeye devam edeceğine söz verdi. Bu sevgiye dayanarak Davud bağışlanma dileyip bunu alacağından emindi. Yalvarması şöyleydi: “Ama Allah’ım, hatırla söz vermiştin”.  

 

GÜNAHIN DERİNLİĞİ 

 

Bağışlanmayı almasına rağmen Davud (Allah’ın kalbini arayan adam) işlediği suçun derinliğinin farkında “Çünkü isyanlarımı bilirim ve suçum daima önümdedir” (51:3). Günah ne kadar köklü! Dıştaki kötü hareketlerden çok içteki hareketlerle ilgili, benliğinin derinliklerine inen günah! İçten güçlenmeye ihtiyacı var (51:6) ve de Allah bunu istiyor. Ancak Davud bunu hesaba katmadı. Ezikliği o kadar fazlaydı ki, bunun dışarı vurması şöyle oldu: “İşte ben fesat içinde doğdum, anam günah içinde bana gebe kaldı” (51:5). Davud, burada günahının sorumluluğunu atalarına yığmayı düşünmüyor. Suçlamayı dürüst bir şekilde, gereken yere yerleştiriyor: “Sana, ancak sana karşı ben suç işledim” (51:4).

 

Davud’un yanlış yaptığını ilan etmesine dikkat edin. Başkasına değil, Allah’a karşı günah işledi (51:4). Toplumda yaptığımız haksızlık ve yanlışlar için “kardeşime karşı suç işledim, yanlış yaptım” diyebiliriz. Davud böyle demiyor. Neden? Cevap çok basit: Allah İsrail halkı ile antlaşma yapıp onları kendisine bağladığında, bu antlaşmanın kanunu benliklerinin tümü için geçerliydi. Sadece Allah’la değil, halkla olan ilişkilerini de kapsıyordu. Her hangi birisi karşı tarafın haklarına saygısızlık eder, ona karşı günah işlerse bu sadece karşı tarafa değil, Allah’a karşı gelmekti. Başkalarının toplumsal haklarıyla Tanrıya karşı dinsel kurallar arasında kırılamayan bir bağ vardı. Önceki ihlal edilince sonraki imkansızlaşıyor.

 

Köklü hastalıklara köklü şifalar gerekir. Davud bunu biliyordu ve yakarıyordu “Bende temiz yürek yarat ey Allah, ve içimde doğru ruh tazele” (51:10). Burada “yaratmak” kelimesi Tekvin 1:1’deki yaratmak ile aynıdır. Günah öylesine derinden kök salmış ki, iyileşmesi sadece ilahi girişim ve kökten ameliyatla gerçekleşebilir. Bağışlanma, ilk yaratılış kadar yeni ve köklü bir şeydir.

 

Davud neden ciddiyetle bağışlanma arzuluyor? İki sebep var: “Asilere senin yollarını öğreteyim (51:13), “Ve ağzım senin hamdini bildirsin” (51:15). Kendisi bir günahkar olarak diğer günahkarları tanıyabiliyor ve de onlara Allah’a dönmelerini daha etkili bir şekilde ısrarla tavsiye edebilir.

 

GENEL MÜZAKERE

 

1.)               II.Samuel 11; 12 bölümlerine bakın. Davud neden Natan’ın azarlamasından önce değil de, sonra günahını itiraf etti (II.Samuel 12:13)? Davud azarlanmasaydı ve itiraf etmeseydi ne fark edecekti?

2.)               Mezmur yazarı Allah’ın “tükenmeyen sevgisine” nasıl bakıyor (51:1) ? Tanrı, değişmeyen sevgisini Mesih’te nasıl gösterdi? Bağışlanmak için dua ederken bu değişmeyen sevgi bize nasıl yardımcı olur?

3.)               Davud neden şöyle söylüyor: “Sana ancak sana karşı suç işledim” (51:4)? Birisini incittiğiniz zaman (mesela dedikoduyla) bunu Allah’a karşı işlenen günah olarak görüyor musunuz?

4.)               Kendisine karşı günah işlediğimizde Allah bizde nasıl temiz bir yürek yaratabilir?

5.)               Mezmur yazarına, suçlulara öğretmeden evvel “Asilere senin yollarını öğreteyim”(51:13) ne olmuştu? Allah’ın yollarının kötü bir günah işlemiş birisi tarafından size öğretilmesini ister misiniz? Yoksa, o kişi hakkında iki yüzlü olduğunu mu düşünürsünüz?

 

Odaklanma: Bu dersle ilgili çalışma yaparken, aşağıdaki soruyu aklınızda tutun:

“Mezmur 51’in sözleri, hangi yollardan bana uygulanabilir ?”

 

MÜZAKERE: Aşağıdaki sorulara geçmeden evvel, genel müzakere sorularından (özellikle 2, 3 ve5) nolu sorulara çalışın.

Günah ve bağışlanma hakkında:

1.                 Bu Mezmurdan öğrendiğiniz bir iki şeyi adlandırın. Eğer yaptığınızda sizi rahatlatacaksa size doğrudan konuşan, size hitap eden ayetleri okuyun ve nedenini açıklayın.

2.                 Allah’a itiraf etmeniz gereken, başkalarına karşı işlediğiniz günahlar için kalbinizi araştırın. Bunların Allah’a karşı da olduğunu fark ettiniz mi? Bu yanlışlar için sessizce Allah’tan bağışlanma dileyip, o kişilerin Allah’ın değerlerini anlamak için her gün yardım isteyin.

3.)       Bu Mezmurun ana fikrini tarif etmek için nasıl başlık kullanırdınız? Mesele “bağışlama duası” “Allah’ım acı bana”, “Kardan beyaz”. Bu alıştırmaları kullanıp, Mezmurun değişik bakış açılarına odaklanın. Bunların sizin üzerinizdeki etkisini paylaşın.

4.)       Allah’ın yollarını başkalarına öğretmek için kullanabileceğiniz bir iki yolu tarif edin. (51:13) Özellikle bağışlanmış günahların anlatımında bu Mezmuru nasıl kullanırsınız?

 

Kapanış: Her birinizi temizleyip yenilemesi için, değişmesi gereken yönleriniz ve günahlarınızın bağışlanması için ve bu yönlerinizi bildirmesi için, Allah’tan yardım isteyin.

 

 

 

DEĞER  Mİ?

 

8. DERS 

 

MEZMUR 73

 

Gerçek, Allah İsraile.

Yüreği temiz olanlara iyidir

2- Ben ise, ayaklarım sürçmek üzere idi,

Az kaldı adımlarım kayacaktı

3- Çünkü kötülerin selametini görünce

Mağrurları kıskandım

4- Çünkü onların ölümünde ağrılar yoktur.

Ve bedenleri besilidir

5- Onlarda halkın derdi yoktur

Ve insanlar gibi bela çekmezler

6- Bunun için gurur onlara gerdanlık gibidir.

Zorbalık onları elbise gibi örtüyor

7- Gözleri semizlikten dışarı fırlar

Yüreğin dileklerinden öte geçtiler

8- İstihza ederler, ve gaddarlıktan kötülüklr söyleşirler

Yüksekten konuşurlar

9- Ağızlarını göklere koydular

Ve dilleri yerde dolaşır

10- Onun için bunların kavmı buraya döner

Ve bol sular onlara içirilir

11- Ve derler: Allah nasıl bilir?

Ve yüce olanda bilgi var mıdır?

12- İşte kötüler bunlardır

Ve daima rahattalar, servet çoğaltırlar

13- Gerçek, yüreğimi boş yere temizlemişim.

Ve suçsuzlukla ellerimi yıkamışım

14- Çünkü her gün belaya uğradım

Ve her sabah ceza çektim

15- Eğer: böyle söyliyeyim deseydim

İşte, senin oğullarının nesline hainlik ederdim

16- Buna nasıl akıl erdirebilirim diye düşününce

Bu benim gözlerimde güç bir işti

17- Allahın makdisine girinceye kadar

Onların sonunu anlayıncaya kadar

18- Gerçek, onları kaypak yerlere korsun

Onları yıkıma düşürürsün

19- Nasıl bir anda harap oldular!

Dehşet içinde büsbütün bittiler

20- Uyanan için rüya nasılsa

Ya Rab, sen uyanınca, onların suretini hor göreceksin

21- Çünkü yüreğim acılaştı

Ve gönlümde incindim

22- Ben ise, akılsızdım ve bilgisiz

Senin indinde hayvan gibi oldum.

23- Fakat ben daima seninle beraberim

Benim sağ elimden tuttun

24- Öğüdünle bana yol gösterirsin

Ve sonra beni izzetle anarsın

25- Göklerde başka kimim vardır

Ve yeryüzünde senden başkasını istemem

26- Bedenim ve yüreğim eriyor

Fakat yüreğimin kuvveti  ve payım daima Allahtır.

27- Çünkü işte, senden uzak duranlar yok olur

Senden ayrılıp zina edenlerin hepsini yok edersin

28- Fakat Allaha yaklaşmak bana iyidir

Senin bütün işlerini bildireyim diye

Rab Yehovayı kendime sığınacak yer ettim.

 

Araştırmacılar Mezmur 73’ü bilgelik olarak tanımlıyor. Bu Mezmur Allah’a imanımızla, günlük deneyimlerimiz arasında ilişki kurmaya çabalıyor. Bunu her zaman gerçekleştirmek kolay değil, çünkü çoğu zaman olanlar bizim olması gerekeni düşündüğümüzle mutabık kalmıyor. Mesela, hepimiz doğuştan iyi veya kötünün, refah veya acı çekmenin arasındaki farkı biliriz ve inanırız ki doğruyu yapanlar, ödüllendirilmeli ve en başa çıkmalıdır. Bunun yanı sıra rezilcesine kötülük yapanlar ise, yaptıklarının neticesinde acı çekmeliler. Her şeye rağmen doğruluk doğruluktur.

 

NEDEN? NİÇİN?

 

Bununla birlikte bazen hayat dolandırıcılara azizlerden daha pürüzsüz, daha kolay görünür. Suçlu olmanın karşılığı buymuş gibi... Bu örnekler karşısında şu kaçınılmaz soru karşımıza çıkar “Allah’ım, bunu hak etmek için ne yaptım?” (Neden doğru olan acı çekiyor?). Veya başka bir deyişle : “Suçlu kişi her seferinde nasıl oluyor da kaçıp kurtuluyor?”, (Kötü olan neden refah içinde?).

 

Bu soru uzun bir zaman Mezmur yazarının aklını karıştırdı. Sonunda bu problemi çözdü ve sonucunu bize şöyle bildirdi: “Gerçekten Allah İsrail’e, yüreği temiz olanlara iyidir” (73:1). “Gerçek” kelimesinin buradaki anlamı şudur: “Evet, tüm bunlar olup biterken hala doğru olan şu ki: “gerçekten” kelimesini kullanarak Mezmur yazarı işlerin her zaman kristal kadar berrak olmadığını gösteriyor. Daha sonra Mezmur yazarı ıstıraplı problemini kaydediyor: “Ben ise ayaklarım üzerinde sürçmek üzere idim, az kalsın adımlarım kayacaktı çünkü kötülerin selametini görünce mağrurları kıskandım” (73:2-3). Genç birisi olarak “doğru” cevabını şüphesiz kendi kafasında öğrenmişti. Fakat deneyiminden tamamen tersi olduğunu keşfetti. Kötüler refah içindeyken doğrular acı çekiyordu.

 

Mezmur yazarı kötünün kolay yaşamını ne kadar canlı tarif ediyor (73:4-12). Hastalık, asla onları hastaneye götürmez. Tam aksine yapılan check up’lar zaten bilineni doğrular, zinde ve neşelidirler. Gurur onların mücevheridir. Şöyle bir düşünelim: Genelde eğer ellerine fırsat geçerse komşuları hakkında kötü konuşmaktan çekinmezler. Her şey kendi istedikleri gibi gittiğinden başkalarına ihtiyaçları yoktur. Sahip olduklarıyla çalım atıp, böbürlenirler. Gösterişleriyle övünürler. O derece yüzsüzleşirler ki, cennetin kapısına dayanıp burunlarını Allah’a kaldırarak: “Allah nasıl bilir, Yüce olanda bilgi var mıdır?”.

 

Tüm bunları gören Mezmur yazarı yumruğunu sıkıp Allah’a soruyor: “İyi olmak neye yarıyor? Buna değmez”. ”Gerçek yüreğimi boş yere temizlemişim ve suçlulukla ellerimi yıkamışım” (73:13).

 

ALLAH’IN KURALLARIYLA OYNAMAK

 

Eğer hepimiz aynı ölçüde dürüst olsaydık, Mezmur yazarı sınıflanmalarımız içinde aynı şeyi hisseden bir ordu bulurdu. Dürüstçe oynadığımız oyunu kaybettiğimizde, düşmanlarımız dolandırarak kazandığında onun gibi biz de kaç defa aynı şeyleri hissetmedik mi? Belki entrikalı bir işte fırsatı kaçırmışızdır, arkadaşlarımız ise bunun neticesinde fırsatı kaçırmayıp zengin olmuşlardır, biz ise olamamışızdır. Veya belki öğretmenimize doğruyu söylemişizdir, arkadaşlarımız ise bir şey uydurmuşlardır. Teneffüste biz sınıfta kalmışızdır, onlar dışarıda oynamışlardır.

 

Gerçekten bugün bazılarımız oyunu Allah’ımızın kurallarına göre oynadığımız için sıklıkla aşağılanmışızdır ve bundan vazgeçip insanların her hareketinden bir çıkar bulunduğuna inanan bir kimse haline gelmişizdir. Mezmur yazarı neredeyse böyle oluyormuş “sürçmek üzere” (73:2). Biz de yüz üstü düşmüşüzdür. Sahip olduğumuz azıcık imanımız tamamen yok olmuştur. İçimizden bir çoğumuz ise, hala inanmanın kapsamında ilerlemekteyiz. Birazcık dua ederiz, kiliseye gider ondalığımızı veririz, kilise broşürlerini fırsat buldukça Kutsal Kitabı ise biraz daha sıkça okuruz. Ancak bunları hareket olarak yaparız. Hayat bize yine de bıktırıcı ve zordur. Şöyle bir soru aklımıza gelmektedir: “Tanrısal bir inançta olmak ve bir Hristiyan gibi yaşamak buna değer mi ?” “Tüm bunları anlamaya çalıştığımda bu bana çok anlamsız göründü” (73:16).

 

Bir şey için Mezmur yazarına şapkamı çıkarmaktayım: En azından önüne gelene, problemlerini boşboğazlık etmeme düşüncesine sahipti. Özellikle bu mevzuda çocuklar hakkında çok dikkatli idi. “Eğer, böyle söyleyeyim deseydim; işte, senin oğullarının nesline hainlik ederdim” (73:15). Bu küçük ayet, bir eğitimci olarak beni çok etkiledi. Biz eğitmenler bazen öğrencilerimizin aklına cevaplarını temin etmeye teşebbüs bile etmeden problemleri sunmaya yetkili zannederiz. Böylece onlara şüpheler aşılamaya sebep oluruz. Meydan okumalara karşı da “ilmi özgürlüğü” siper alırız. Bundan sonra da “bırakalım gençler konuşsun” diye açıklama yaparız. Her öğretmen ve veli şu öğüdü çok iyi benimser: “Kesinlik kazanan şeyler tam ve mutlak olan anlamındadır, şüpheler ise kendileriyle mücadele etmeyi gerektirir.”

 

YARDIMCI BİR ÇÖZÜM 

 

Mezmur yazarına yardım tam zamanında geliyor. Yardımı nereden buluyor? “Allah’ın kutsal tapınağına girdiğimde, kötülerin gidecekleri son yerin neresi olduğunu anladım” (73:17). Ne kadar da karmaşık olmayan bir durum, bugünkü insanlara karmaşık gelebilir. Mezmur yazarının ne kadar şüpheci, karamsar olduğunu anlaması Allah’ın huzuruna, tapınağa çıktığı zaman açığa çıktı. “Ben ise amaçsız ve bilgisizdim, senden evvel dört ayaklı kaba bir yaratık gibiydim.” (73:22).

 

Fakat Mezmurcu bazı yararlı dersler de öğrendi. Öncelikle kötülerin artan kazanç ve başarılarının geçici olduğunu keşfetti. Halk arasında sık olarak görüldüğü gibi yolsuzluğa adı karışan bazı belirgin kişilerin yanlış bir hareketi, onların düşüşlerine sebep olur. “Aslında onları kaygan zeminlere oturtursun” (73:18).

 

Daha sonra yazar Allah ile karşılaştığında Allah’ın hala kendisi ile olduğunu öğrendi: “Göklerde başka kimim vardır ve yeryüzünde senden başkasını istemem” (73:25). Mezmur yazarı ortağı ve destekleyicisi Allah olarak aslında ne kadar zengin olduğunu keşfetti. Bu Mezmur, Mezmurcunun çevresindeki olayların daha iyiye gitmiş olduğuna dair bir işaret taşımıyor. Mezmur yazarı, muhtemelen evvelki durumundan daha zengin ve sıhhatli olmadı, ama daha bilgili oldu. Mezmurcu şunun farkına vardı: Mukayese bile kabul etmeyecek şekilde, Allah ile olan zor durumlar, Allahsız kolay durumlara tercih edilebilir.

 

73. Mezmurun yazarı Allah ile olan beraberliğinin bu dünya üzerinde ömür boyundan da ötede olduğunu farketti (73:23-24). John Calvin’in Institute of the Christian Religion adlı kitabında şöyle geçer: Allah, inananları O’nunla sonsuzlukta yaşayacakları birlikteliği daha istekli beklemeleri ve bu konuda daha hararetle düşünmeleri için dünyasal zevklerden mahrum eder. Bu ne kadar doğru? İbrahim diriliş gerçeğini, sadece oğlu İshak’ı kurban etmenin acısını yaşadıktan sonra anladı (Tekvin 22; İbraniler 11:19). Eyüp kendisini bekleyen ihtişamı her şeyden mahrum olduğunda gördü (Eyüp 19:25-26). Aynısı burada Mezmur yazarı için de geçerliydi. Mezmur yazarının, keder çukuruna düştükten sonra onu bekleyen ihtişamı görmesine izin verilmişti.

 

73. Mezmur iyilerin neden bazen acı çektiği, kötülerin ise refahta olduğu hakkında bir felsefi veya ilahi açıklamada bulunmuyor. Böyle bir problemle karşılaşıldığında basit bir çözüm sunuyor: Allah halkıyla beraberdir ve bu birliktelik tüm ihtiyaç ve arayışlarımızın tatmini için fazlasıyla yeterlidir.

 

GENEL MÜZAKERE

 

1.)               Hayatınızda 73:2-3; 13, 14 ayetlerinde belirtilen probleme denk düşen bir durumu düşünün. Eğer anlattığınızda rahatlayacaksanız bu durumunuzu tasvir edin.

2.)               Bugün somut bir şekilde Mezmur 73:15 ayetini tatbik edebileceğiniz bir veya daha fazla yolu belirleyin. “Eğer böyle söyleyeyim deseydim, işte, senin oğullarının nesline hainlik ederdim”.

3.)               Mezmur yazarı 73:17 ayetinde Allah’ın huzuruna girerek hangi üç dersi öğrendi?

4.)               “İyi olmanın bedeli var” ifadesi doğru mu? Açıklayın. Ödemeyi göz önüne alarak Allah’a itaat etmeye karar vermek doğru mu? Açıklayın.

5.)               Mezmur yazarının çevresindeki olaylar asla daha iyiye gitmediyse sürçmesinden kurtulmasına sebep olan değişim neydi?

 

Odaklanma:Bu dersi çalışırken şu odak sorusunu aklınızda tutun. “Hangi durumlarda Allah’a iman etmemin bir değeri olduğunu düşündüm ?” 

 

MÜZAKERE:Aşağıdaki uygulama sorularına geçmeden evvel “Genel Müzakere” bölümündeki 1, 4 ve 5 nolu soruları çalışın.

Şüphe, iman, tapınma hakkında;

1.                 Allah’a imanınızın değeri hakkında şüpheniz olan bir durumu tanımlayın. Allah sizi tekrar geriye doğru güvenceye nasıl yöneltti?

2.                 Tapınmada Allah’ın yakınlığını yaşadığınız bir iki yolu paylaşın. Bunun imanınız üzerindeki etkisini söyleyin.

3.                 73. Mezmurun mesajıyla Allah’a imanda şüpheyle çabalayan birisine nasıl yardım edebileceğimizi açıklayın. Varsa bir örneği paylaşın, o kişiye Allah’a iman ve ona yakın olmanın hayattaki en önemli şey olduğunun güvencesini anlatın.

 

Kapanış: İmanda güçlü durmanız ve ona daha yakın olmanız için Allah’tan yardım etmesini isteyin. Başkalarının imanlarını güçlendirmek için de Allah’tan fırsatlar dileyin.

 

 

VE YİNE DE ALLAH

 

9. DERS

 

MEZMUR 78

 

Ey kavmım, şeriatime kulak verin

Ağzımın sözlerine kulağınızı iğin.

2- Ağzımı meselle açayım;

Eski zamandan olan sırları beyan edeyim

3- Onları işittik ve bildik

Ve atalarımız bize anlattılar

4- Onları oğullarından gizlemeyeceğiz

Rabbin senasını, kuvvetini ve ettiği şaşılacak işleri

Gelecek nesle anlatacağız

5- Yakup da bir şehadet ikame etti

Ve İsrailde bir şeriat koydu

Atalarmıza emretti ki

Oğullarına onları öğretsinler

6- Ta ki, gelecek nesil, doğacak çocuklar bilsinler de

Kalkıp kendi oğullarına anlatsınlar

7- Ve ümitlerini Allaha bağlasınlar

Ve Allahın işlerini unutmasınlar

Ancak onun emirlerini tutsunlar

8- Ve ataları gibi inatçı ve asi,

Yüreğini pekiştirmemiş

Ve ruhu Allaha sadakatsiz bir nesil olmasınlar

9- Silahlı, okçu, Efraim oğulları

Cenk gününde geri döndüler

10- Allahın ahdini tutmadılar

Ve onun şeriatinde yürümek istemediler

11- Ve onun işlerini

Ve kendilerine gösterdiği şaşılacak işleri unuttular

12- Mısır diyarında, Tsoan kırında

Atalarının önünde şaşılacak işler etti.

13- Denizi yardı ve onları geçirdi

Ve suları bir yığın gibi durdurdu.

14- Gündüzün bulutla,

Ve bütün gece ateş ışığı ile onlara yol gösterdi

15- Çölde kayaları vardı

Ve derinliklerden gelir gibi onlara bol bol içirdi

16- Kayadan akar sular çıkardı

Ve suları ırmaklar gibi akıttı

17- Fakat ona karşı gene suç etmekte

Çölde yüce olana karşı isyan etmekte devam ettiler

18- Ve iştihalarına göre yiyecek isteyerek

Yüreklerinde Allahı denediler

19- Ve Allaha karşı söz söyleyip dediler:

Allah çölde sofra kurabilir mi?

20- İşte, kayaya vurdu da sular fışkırdı

Ve seller coşdu:

Ekmek de verebilir mi?

Kavmına et bulur mu?

21- Bundan dolayı Rab işitip gazaplandı;

Ve Yakuba karşı ateş tutuşdu

Ve İsraile karşı öfke yükseldi

22- Çünkü Allaha inanmadılar

Ve onun kurtarışına güvenmediler

23- Bununla beraber yukardan asümana emretti

Ve göklerin kapılarını aştı

24- Ve yemek için üzerlerine man yağdırdı

Ve göklerin buğdayını onlara verdi

25- Herbiri kudretliler ekmeğini yedi;

Onlara doyuncaya kadar yiyecek gönderdi

26- Göklerde şark yelini estirdi

Ve kuvvetile cenup yeline yol gösterdi

27- Ve eti onlar üzerine toz gibi

Kanatlı kuşları da denizlerin kumu gibi yağdırdı

28- Onları konakları ortasına

Ve oturdukları yerlerin çevresine düşürdü

29- Böylece yediler ve çok doydular

Ve istediklerini onlara verdi

30- Henüz iştahları üzerlerinde

Yiyecekleri daha ağızlarında iken

31- Allahın öfkesi onlara karşı yükseldi

Ve en semizlerinden öldürdü

Ve İsrailin yiğitlerini yere serdi

32- Bütün bununla beraber yine suç ettiler

Ve onun şaşılacak işlerine inanmadılar

33- Bunun için onların günlerini boşlukla

Ve yıllarını dehşetle bitirdi

34- Kendilerini öldürdüğü zaman onu araştırdılar

Ve geri döndüler ve Allahı gayretle aradılar

35- Hatırladılar ki Allah onların kayası idi

Ve yüce Allah onları kurtaran idi

36- Fakat ağızları ile ona yaltaklandılar

Ve dilleri ile ona yalan söylediler

37- Çünkü yürekleri onunla doğru değildi

Ve onun ahdinde sadık değildiler

38- Fakat o rahimdir,fesadı bağışladı, ve helak etmedi

Ve çok kereler öfkesini onlardan çevirdi

Ve bütün gazabını uyandırmadı

39- Hatırladı ki onlar beşerdir

Geçen ve geri dönmeyen bir yel

40- Kaç kere çölde ona isyan ettiler

Ve ıssız yerde onu gücendirdiler

41- Allahı tekrar tekrar denediler

Ve İsrailin kutsalını incittiler

42- Onun elini, ve onları hasımdan kurtardığı günü anmadılar

43- Nasıl Mısırda alametlerini

Tsoan kırında harikalarını yaptı

44- Irmaklarını ve derelerini

İçmesinler diye kana çevirdi

45- Aralarına sinek sürüleri gönderdi ve kendilerini yediler

Ve kurbağalar gönderdi ve kendilerini yok ettiler

46- Onların mahsulünü tırtıla

Ve onların ekmeğini çekirgeye verdi

47- Bağlarını dolu ile

Ve cemiz ağaçlarını kırağı ile öldürdü

48- Hayvanlarını doluya

Sürülerini yakıcı yıldırımlara verdi

49- Onlara karşı öfkesinin kızgınlığını

Hiddeti, hışmı ve sıkıntıyı

Bir alay şer meleklerini, gönderdi.

50- Öfkesine yol açtı

Canlarını ölümden esirgemedi

Ve hayvanlarını vebaya verdi

51- Ve Mısırda bütün ilk doğanları

Hamın çadırlarında kuvvetlerini ilkini vurdu

52- Fakat kendi kavmını koyunlar gibi götürdü

Ve çölde onları sürü gibi güttü

53- Onları emniyetle yürüttü ve korkmadılar

Fakat onların düşmanlarını deniz örttü

54- Ve onları makdisinin sınırına

Sağ elinin edindiği bu dağa getirdi

55- Önlerinden milletleri de kovdu

Pay olarak onları ölçü ile böldü

Ve onların çadırlarında İsrail sıptlarını oturttu

56- Onlar ise, yüce Allahı denediler ve isyan ettiler

Ve onun şahadetlerini tutmadılar

57- Ataları gibi geri döndüler ve hainlik ettiler

Aldatıcı yay gibi iğri gittiler

58- Yüksek yerler ile onu öfkelendirdiler

Ve oyma putları ile onu kıskandırdılar

59- Allah işitti ve gazaplandı

İsrailden çok ikrah etti

60- Ve insanlar arasında kurduğu çadırı

Şilo meskenine bıraktı

61- Ve kuvvetini sürgüne

Güzelliğini hasmın eline bıraktı

62- Ve kavmını kılıca verdi

Mirasına gazaplandı

63- Yiğitlerini ateş yedi

Kızlarına da düğün türküsü söylenmedi

64- Kahinleri kılıçla düştüler

Ve dul karıları ağlamadı

65- O zaman Rab, uyanan adam gibi

Şaraptan bağıran yiğit gibi uyandı

66- Hasımlarını vurup geri attı

Onlara ebedi bir yüzkarası verdi

67- Ve Yusuf çadırını istemedi

Efraim sıptını da seçmedi

68- Ancak Yahuda sıptını seçti

Makdisini yükseklikler gibi

69- Ve ebediyen kurduğu dünya gibi, bina etti

70- Ve kulu Davudu seçti

Onu koyun ağıllarından aldı

71- Kavmı Yakubu ve mirası İsraili gütmek için

Onu emzikli koyunların ardından getirdi

72- Yüreğinin kemaline göre onlara çoban oldu

Ve ellerini maharetiyle onları güttü

 

Rab İsrail halkıyla bir antlaşma yaptı ve Onları Mısır’daki esaretten kurtardı “Kuvvetli bir el ile ve uzanmış bir kol ile” (Tesniye 4:34). Tanrı onları, kutsal bir halk (veya ayrılmış) olmaya çağırdı (Çıkış 19:5-6; Tesniye 7:6).

 

Neden bu halk? Herhangi bir üstünlüğü miras aldıklarından veya etkileyici bir sayıya sahip olduklarından dolayı değildi. Musa bunu şöyle açıklıyor: “Rab’bin sizi sevmesi ve sizi seçmesi bütün kavmlardan daha çok olduğunuz için değildi, çünkü bütün kavmlardan az idiniz, fakat Rab sizi sevdiği ve atalarınıza ettiği andı tutmak için Rab sizi kudretli el ile çıkardı” (Tesniye 7:7-8). İşte bu lütuf tamamen özendirmeden uzak ve hak edilmeyen bir tercih.

 

Rab’bin bu kurtarma işini müthiş işleri kovaladı. 78. Mezmur bunu bildirmekte ve kutlamaktadır “Allah atalarının gözleri önünde şaşılacak işler yaptı” (78:12). Bunlar o kadar muhteşem işler ki, Allah’ın bu konudaki önderliğini hiç kimse görmezlikten gelemez. “Denizi böldü”, “Onlara bulutla yol gösterdi”, “kayaları çatlattı ve su verdi”, “İnsanların yemesi için man yağdırdı” (78:13-15, 24, 27). Bu Mezmurda, Allah’ın muhteşem işleri sırasıyla biraz daha açıklanıyor ve Davud’un seçilmişliğiyle neticeleniyor (78:70).

 

ÇOCUKLARA  SÖYLEMEK

 

Mezmur yazarı neden tüm bu bilgileri tekrarlıyor? Sadece şunun için: Ebeveynleri tarafından kendilerine söylenen şimdiki nesle anlatsın diye “Rab’bin şaşılacak işlerini gelecek nesle anlat” (78:4). Amaç öğretmek. Dikkat edilirse bu çocuklara söyleme işi rast gele, hafife alınacak, sadece ilgileniyorsan yap işi değildir. Allah bu uygulamayı emretti (78:5).

 

Yaşlı ebeveynler gençlere şu öğüdü verirler: “Gün ve saatlerinizi çocuklarınıza ayırın, onlar büyüyüp giderler, çok az zamanınız var”. Böyle değer verdikleri anlarda aileler çocuklarına neler demeliler? Yetmişsekizinci Mezmur tavsiyesinde başarılıdır. “Onlara Allah’ın bizim ve atalarımız için yaptıklarını, geçmiştekileri söyleyin” (Çıkış 13:14-15). Bu sevinçli sorumluluk ailelerin işidir. Kilise okul öğretmeninin, çocuğun bakıcısının, bakanın işi değildir. Bununla birlikte tüm bunlar yardımcı olabilirler.

 

LÜTUFTAN YAKINMAK

 

Söylemesi üzücü ama, Eski Ahitteki Allah’ın halkı, Allah için bir hayli hayal kırıklığı olmuşlardır. Onlar için tüm yaptıklarından sonra bunlara rağmen uygun karşılık vermekte başarısız olmuşlardır. 78. Mezmuru “zıtlıkları birleştiren Mezmur diyebiliriz. Çünkü İsrail’in sürekli Allah’ın lütfuna karşı sızlanmasını anlatıyor ve sıklıkla “fakat” kelimesini kullanarak daha fazla şikayetin geldiğini bize bildiriyor (78:10), “fakat ona karşı suç işlemekte devam ettiler” (78:17) “henüz iştahları üzerlerinde yiyecekleri daha ağızlarında iken” (78:30), “tüm bunlara rağmen suç işlemeye devam ettiler” (78:32), “fakat ağızları ile ona yaltaklandılar” (78:36), “onlar ise, Yüce Allah’ı denediler ve isyan ettiler” (78:56), “ataları gibi geri döndüler ve hainlik ettiler” (78:57). Tanrı’nın onların lehine olan muhteşem işlerine karşılık halkın ne şekilde hareket ettiğine dikkat edin. Karşı geldiler, günah işlediler, geri döndüler, dalkavukluk ettiler, sınadılar, itaatsizlik ettiler ve sadakatsizdiler. İsrail, Allah’ın hizmetçisi olduğunu düşünüyordu. Bununla birlikte O’na kötü davranıp aldırmazlıktan geldikçe kendilerine mecburen gülümseyeceğini bekliyorlar ve de ihtiyaçları olduğunda onları kutsayacağını düşünüyorlardı.

 

Ancak yanılıyorlardı, Allah işsiz güçsüz veya etkileyici bir şekilde tarihin bir kenarında oturup kendi seçtiği halkın burunlarını emirlerine karşı kaldırmalarını seyretmemektedir. İsrail’in itaatsizliği ve baş kaldırmasına Allah kehanetle hareket etti “Bundan dolayı Rab işitip öfkelendi ve Yakup’a karşı hiddetlenip, İsrail’e karşı öfke yükseldi” (78:21). Bu öfke egoistlikten doğmamıştır ancak kendisini ciddiye alan sevgiden doğmuştur. Bundan dolayı da hakaretle reddedilince cezalandırılmalıydı. Bu şuna da benzetilebilir: Zamanını, enerjisini, duygularını bol bol eşi için harcayan birisi için ondan sadece sızlanma ve nankörlük görmesinin yarattığı öfke gibi, yine de “tüm bunlara rağmen” (78:32) Allah’ın kesintisiz kutsamaları İsrail’in üzerinde olmaya devam etti (78:23-29).

 

VE YİNE DE TANRI KİBAR :

 

Görebildiğimiz gibi Allah, ‘zıtlıklar içinde birleştirme’ leri de kullanmaktadır. “Fakat O bağışlayıcıdır, fesadı bağışladı ve yok etmedi” (78:38). Yasal olarak onları yok edebilirdi. Yüce bir yaklaşımla bunu yapmadı. Yine de bu Allah’ın aykırı olanda gerçekleştirdiği birleştirici düşüncesinin bir onayıdır.

 

Bu Mezmura iki yoldan yaklaşabiliriz: Eski Ahitteki bu halkı, bizim şimdiki iman hayatımızdan güvenli bir mesafede tutabiliriz. Böylece kendimizi beğenmiş bir şekilde onlardan farklı olduğumuzu kabul edip rahatlarız veya I.Korintliler 10:6 ayetindeki sözlere inanırız “Bu olaylar, onlar gibi kötü şeyler arzu etmememiz için bize ders olsun diye oldu”. Çünkü Mesih’in gelmesinden bu yana İsraillilere yaptıklarından daha ciddi ve şaşırtıcı işlere tanık olduk. Onlar çölde manla beslenirken biz sürekli olarak hayat ekmeği ile besleniyoruz. (Yuhanna 6:51; 1.Korintliler10:16). Onlar kayadan su içtiler, biz biliyoruz ki, Mesih kurtuluşumuzun kayasıdır” (1.Korintliler 10:4-5). Mesih, diri suyu temin etti, biliyoruz ki içimizdeki Kutsal Ruh ebedi hayatı veren su kaynağıdır. (Yuhanna 4:14; 7:37-39). Şimdi Kutsal Ruh’un ne dediğine bakalım:

“Eğer, bugün onun sesini işitirseniz,

atalarınızın baş kaldırdığı

ve çölde onu sınadığı günkü gibi,

yüreklerinizi nasırlaştırmayın.

Atalarınız beni orada deneyip sınadılar

Ve kırk yıl boyunca yaptıklarımı gördüler.

Bu nedenle o kuşağa darıldım

Ve dedim ki,

Yürekleri hep kötüye sapar,

Benim yollarımı öğrenmediler.

Gazaba geldiğimde and içtiğim gibi,

Onlar huzur diyarıma asla girmeyecekler. ”

 

Bu nedenle, herhangi birimizin aynı tür söz dinlemezlikten ötürü düşmemesi için o huzur diyarına girmeye gayret edelim. (İbraniler 3:7-11 ; 4:11)

 

GENEL  MÜZAKERE

 

1. Mezmur 78, tarihi bir Mezmurdur. Mezmur, İsrail’in hangi tarihi çağını kapsamaktadır? Hangi noktadan hangi noktaya kadar?

2. Allah’ın sadakatini ve İsrail’in sadakatsizliğini anlatan 12 ayet bulun. Mezmur, hangi not ile son buluyor?

3. Mezmur yazarının İsrail tarihini bu kadar sıklıkla tekrarlamasındaki amaç nedir? Bu Mezmuru işitmek, çocuklar üzerinde ne gibi bir etki yapabilir? Sizin üzerinizdeki etkisi nasıl olmaktadır?

4. Çocuklarınızın Kutsal Kitap’ta anlatılan tarihsel vakaları bilmesi önemli midir? Neden? Kilise tarihini bilmeleri ne kadar önemlidir?

 

Odaklanma:Bu dersi çalışma süresince aşağıdaki soruyu aklınızda tutun. “Tanrı’nın halkının tarihi benim için ne kadar önemlidir?”

 

MÜZAKERE: Aşağıdaki uygulama sorularına geçmeden evvel, “genel müzakere” konusundaki sorulardan özellikle 2, 3 ve 4’ü inceleyin.

Tanrının halkı olarak, tarihimiz üzerinde:

1. Küçümseme düşüncesinden uzak kalarak şu söz üzerinde düşünün: “Eşi olmayan Allah, neden İbranileri seçti?” Allah’ın bu derece inatçı, asi, kalın kafalı, taş kalpli halkı seçtiğini hiç merak ettiniz mi? Veya şunu söyleyebilir misiniz, İsrailliler tüm insanlığın temsilcisi olarak örnek olarak seçildiler?. Bizim sahip olduğumuz insan toplulukları olsaydı bir şekilde daha iyi cevap vermiş olacaklardı?

 

2. Kutsal Kitap tarihine olan bakış açınız nedir? Kilise tarihi nasıldır? Deneyim ve tecrübelerinize dayanarak mümkünse bunların ikisinin de önemli olmasının bir veya iki nedenini yazın. Cevabınızı geçmişteki bir başarı ve başarısızlığa odaklanarak dengelemeye çalışın. Allah’ın elinin nerede çalışmış olduğunu görmüş olduğunuzu not edin.

3. Hristiyanların müşterek ve paylaşılmış bir kimliğe sahip olduklarını araştırın. Bu düşünceyi yapıcı buluyor musunuz? Yoksa kişisel özgürlük anlayışına zıtlık mı oluşturuyor? Açıklayın. Eğer zamanınız varsa, şunları okuyup müzakere edin: I.Korintliler 22-23; 3:10-11; 4:14-16.

4. Kutsal Kitap’ta, Allah halkının tarihi ve kilisenin gelişmesi üzerindeki etkenleri hakkında başkalarıyla paylaşmak için yapabileceğiniz 1-2 şeyi adlandırın. Mesajınızın ana teması ne olur?

 

Kapanış: Asırlar boyunca insanlık için ve bizler için düşüşlerimize, kusurlarımıza rağmen Allah’ın sadakatine teşekkür edin.

 

 

 

 

ALLAH’IN SEVGİSİNDE TİTREMEK

10. DERS

 

MEZMUR 99

 

Rab saltanat sürüyor, kavmlar titresinler

Kerubiler üstünde tahtındadır, yer sarsılsın

2- Rab Sionda büyüktür

Ve bütün kavmların üstünde yüksektir

3- Senin büyük ve korkunç ismine hamdetsinler

O kutsaldır

4- Kralın kuvveti de adaleti sever

Sen doğruluğu kurarsın

Sen Yakupda adaleti ve salahı işlersin

5- Allahımız Rabbi yükseltin

Ve ayaklarının basamağında secde kılın

O kutsaldır

6- Onun kahinleri arasında Musa ve Harun

Ve ismini çağıranlar arasında Samuel

Rabbi çağırdılar, o da kendilerine cevap verdi

7- Bulut direğinde onlara söyledi

Şehadatlerini ve kendilerine verdiği kanunu tuttular

8- Ey Allahımız Rab, sen onlara cevap verdin

Ettikleri işlerden gerçi öç aldınsa da

Onlara bağışlıyan bir Allah idin

9- Allahımız Rabbi yükseltin

Ve mukaddes dağında secde kılın

Çünkü Allahımız Rab kutsaldır.

 

Bir çok din adamı bugün beyinlerinde korkunç bir düş ile yaşamaktadır. Allah’ı dedelerden gelen bir dost, bir ahbap olarak düşünürler. Gece gündüz, evde olan, kapısını çalıp davetsizce, ansızın girebilecekleri biridir. Onlar için Allah kibar, yumuşak konuşan, ne yazık ki şimdi zamanını evde rahat etmekle geçiren, kendini alçaltıp, bizim çılgınca meşgul olduğumuz hayatımızda dikkatimizi çekmek için yalvaran, kendini alçaltan biridir. Bizlerin çoğu Allah için çok meşgulüzdür. Programlarımızın arasına “Tanrı için zamanı” sıkıştırarak kendimiz hakkında gerçekten iyi hissedip, iyi olduğumuza gerçekten inanırız. Kısaca bugün bizler evcilleşmiş bir Tanrı’ya sahibiz. Onun hakkındaki düşüncemizi putlaştırıp kendi hayalimizi üretmekle sonuçlanmışızdır. Bugünkü derste Kutsal Kitabın hiçbir yerinde buna yakın bir öğreti olmadığını açıkça görüyoruz. Gerçek Tanrı kendini bize Yüce kral olarak gösteriyor.

 

KRAL OLAN ALLAH

 

Mezmur 99 İsrail ile antlaşma yapan Allah’ın kral olarak tahta oturmasını kutlayan bir Mezmurdur. Yine de bu görüş, eski çağlardaki aynı canlılıkla bize konuşmayabilir. Bugün sıradan insanlarla krallar arasındaki ayırımı tamamen yok etmek için boyun eğen politikacılarımız vardır. Halkın arasında kimlik saptamak için çaba sarf eden, seçmen sayılarını çoğaltmak için kot pantolon ile çevrede gösteriş gezintileri yapan, işe gitmek için otobüs kullanan, kendi çantalarını taşıyan liderlerimiz vardır. İçimizden herhangi biri hala krallık ile yönetilen bir ülkeden göç etmiş olabilir. Öte tarafta bu Mezmurun ifadesini daha doğru bir şekilde yakalamış olabilir. Çünkü, sadece sadakatle bağlı olan birinin kavrayacağı gizemli bir izlenimin sardığı bir krallık vardır. İyi bir kral kimliğini halkla saptar, halk da onunla saptar. Yani birbirleriyle bütünleşirler. Ancak kendisiyle onlar arasında kritik bir mesafe vardır. O halkdan biri değil, kraldır.

 

Mezmur 99 bize Allah’ın yüceltildiğini gösteriyor. İnsanlığa Allah’a yaklaşma ayrıcalığı verildiğinde ona korku ve titreme ile yaklaştılar “Rab egemenlik sürüyor, kavmlar titresinler” (99:1). Allah kutsaldır (99:3, 5, 9). “Kutsal” ayrılmış anlamındadır. Kutsal Kitaptaki Allah insanların önünde korkuyla titredikleri Allah’tır. Görüşme için ansızın karşısına çıkmıyorlar, tam aksine ayaklarının önünde secde kılıyorlar “Allahımız Rabbi yükseltin ve ayaklarının basamağında secde kılın” (99:5)

 

NEDEN KORKU ?

 

Neden Mezmur 99’da titreme ve saygıyla karışık korkudan söz ediliyor? Bu kadar katı, sert, insanların önünde dehşetle büzüldükleri zorba biri, Kutsal Kitabın tanıttığı Tanrı’nın karakterinin dışında görünüyor. Dahası bu Mezmur, cesaretlendiren Mezmur 98’e doğrudan tezatmış gibi görünüyor. “Rabbe yeni bir ilahi okuyun”, “Ey bütün dünya, Rabbe meserretle nida edin” (98:1, 4). Şarkı söylemek ve sevinç, korkuyla bağdaşmayan şeyler değil mi? Bunu anlamak için Mezmur 99’da bahsi geçen korkunun doğasını keşfetmemiz gerekir. Korku insanlığı değişik sebeplerden dolayı kavrar. Ayyaş bir baba akşam eve döndüğünde, eşyaları kırıp döktüğünde, karısına küfürler savurduğunda, çocuklarına kötü davrandığında, evdekiler korkarlar. Evinize hırsız girip kafanıza silahı dayayıp, hemen paranızı isteyip korku ve dehşet saçtığında korkarsınız. Doğal bir afet, genel bir yönetim değişimi, savaş anında istila veya başka herhangi bir kriz meydana geldiğinde ne yapacağımızı hayatta kalıp kalmayacağımızı bilmeden hemen korkuya kapılırız. Ancak dikkat edin, her bir durumda insanlar, kötü muamele gördükleri, kötü şeylerle karşılaştıkları için korkuya kapılıyorlar. Bu tür korku insanı titretir ve sakatlar.

 

Oysa Mezmur 99, başka tür bir korkuyu tarif ediyor. Birisinin lehine yapılan iyi işlerin neden olduğu korku. İsrail kendi lehine yapılan bir çok kudretli ve ilahi işlerden yararlanmıştı. Vaat edilen topraklara doğru giderlerken, “Uluslar üzerinde yüceltilen Allah” (99:2), İsrail’in düşmanlarını kıyıda tutarken halkına bir bulutla yol gösterdi” (99:7). Mısır’dan Kenan’a olan yolculuklarında bir çok fırsatlar ve deneyimleriyle Allah’ın “bağışlayan Allah” olduğunu keşfettiler (99:8). Bu derece teveccühün sergilenmesi onlarda şaşkınlık ve saygıyla karışık korku duymalarına neden oldu. Allah’ın iyiliği karşısında ağızları açık, hayretten konuşamaz halde ve korku içindeydiler! Onlar günahkar ve çok ileri derecede değersizdiler, sevgiyle karşılanıyorlardı. Bunun gibi sevgi gerçekten kişiyi titretebilir.

 

TEMEL DİREK OLAN SEVGİ

 

Fakat bu sevgi, zayıf, cansız, romantik bir şey değildi. Allah’ın sevgisi güçlü ve görkemlidir. O belkemiğidir. Öyle bir sevgidir ki, bağışlamak istemesiyle beraber, doğruluk ve adalet uğruna ödenmesi gerekenden yanadır. İncitildiğinde veya çiğnendiğinde bu sevgi cezalandıracaktır “ettikleri işlerden gerçi öc aldınsa da, onları bağışlayan bir Allah idin” (99:8). İsrail bunu acı ve ciddi bir deneyimden öğrendi. Allah’ın adaleti, bir korku şeklinde aralarında yerleşti.

 

Biz çoğu kez sevgiyi adaletten ayırırız. Seven birinin adil olamayacağını veya adalet üzerinde ısrar eden birinin sevgi gösteremeyeceğini düşünürüz ya da öyle zannederiz. Çocuklar ve öğrenciler bu konuyu oynamaktan hoşlanırlar. Yapılan yanlışlar için ceza aldıklarında şöyle karşılık verirler: “Ama beni sevmiyorsun!”. Bizler de çoğumuz yetişkinler olarak bu hatayı yapmayacak kadar büyümemişizdir.

 

Bizim bu ahmakça ve saçma konuşmamıza Allah’ın mükemmel bir cevabı vardır. Allah, bu cevabı Golgota’da göstermiştir. Orada adalet ve huzur İsa Mesih’te öpüşmüşlerdir. Bu olayın dehşetli ve şaşırtıcı karakteri bizim anlayışsız aklımıza işlediğinde sadece tek bir karşılık verebiliriz: Mezmur yazarıyla beraber titremeye başlarız!

 

GENEL MÜZAKERE

1.                 Rab’bin egemenliği ne kadar yaygındır? Diğer ulusların kendi tanrıları olduğu halde Mezmur yazarı bunu nasıl söyleyebiliyor?

2.                 Mezmur 99’a göre Rab kral olarak ne yapıyor? Bugün Mesih aynı şeyi yapıyor mu? Açıklayın.

3.                 Allah’ın sevgisi ve adaleti birbirlerine zıt mıdır? Açıklayın.

4.                 Allah’ın kutsallığı karşısında cevabımız ne olmalı (Mezmur 99:9) ? Allah’ı kendi anlayışına göre çizen Hristiyanlar tanıdınız mı? Açıklayın.

 

Odaklanma: Bu dersi çalışma süresince şu soruya odaklanın. Allah’ın adaletiyle sevgisi arasındaki ilişkiye nasıl bakıyorum?

 

MÜZAKERE: Aşağıdaki uygulama sorularından seçmeden evvel, “genel müzakere” konusundaki özellikle 3 ve 4 nolu sorular hakkında çalışma yapın.

Sevgi, adalet ve kutsallık üzerine:

1.                 Mezmur 99’daki dersten, Allah hakkında ve sevgisi üzerine ne öğrendiniz? Kendinizle ilgili olarak ne öğrendiniz?

2.                 Sizin kendi Kutsal Kitap okumanızdan veya bir deneyiminizden Allah’ın sevgisi ve adaleti hakkında bir iki örnek verin.

3.                 Allah’ın kutsal sevgisi önünde korkuyla titrediğiniz bir deneyiminizi açıklayın. Aklınızdan hangi düşünceler geçti?

4.                 Tapınırken Allah’ın kutsallığı önünde saygıyla karışık korku duygusu neden önemlidir? Her tapınışınızda bunu yaşıyor musunuz? Niçin öyle veya niçin öyle değil?

 

Kapanış: Tüm ulusların adaletli ve Kutsal olan Rabbi, Ruhu ve Mesih aracılığıyla bize merhamet ettiği, bize önderlik ettiği ve Allah’ın çocukları olarak nasıl yaşamamız gerektiğini bize bildirdiği için teşekkür edin

 

 

 

SONUNDA ÖZGÜR

 

11. DERS

 

MEZMUR 126

 

Rab Siona dönenleri geri getirince,

Rüya görenler gibi idik

2- O zaman ağzımız gülüşle

Ve dilimiz terennümle dolmuşdu

O zaman milletler arasında dediler

Rab onlar için büyük işler etti

3- Rab bizim için büyük işler etti

Bunun için seviniyoruz

4- Ya Rab, sürgünümüzü geri döndür

Cenupdaki seller gibi

5- Gözyaşları ile ekenler meserretle biçeceklerdir

6- Ekeceği tohumu taşıyıp ağlıyarak giden,

Elbette demetlerini taşıyarak meserretle gelecektir

 

Bazen bir dakika bir saat, bir gün ise sonsuzluk gibi gelir. Çocuklar yeni yılı bekleyemezler. Öğrenciler ise okulun son gününü hevesle beklerler. Bazı olaylar o kadar sıkıcıdır ki sonsuza kadar sürecekmiş gibi örneğin: Okul yıllarındaki konuşmalar uzar da uzar.

 

BİR DURAKLAMA

 

M.Ö 586’da Yahuda halkı nesilleri Nabukadnezar tarafından alınan Babil’in esareti  altında beklemişti. Sürgünleri boyunca seneler hep aynı monotonlukla geçiyor, her bir yeni yıl sanki öncekinden daha yavaş gidiyor, geçmek bilmiyordu. Onlar sevgili şehirleri Yeruşalim’den, evlerinden acımasızca itilmekle kalmayıp, tapınaklarından da olmuşlardı ve Allah’ı da kaybetmişlerdi. Zihinlerinde şu oluşmuştu: Allah’ın ya onları kurtarma gücü yoktu, ya da artık onlarla ilgilenmiyordu veya her ikisi de doğruydu. Duraklama zamanı gelmişti. İmanları zayıf olan çoğu için, tüm ümit kaybolmuştu. “Babil ırmakları kenarında, orada oturduk ve Sion’u andıkça ağladık” (Mezmur 137:1).

 

İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra bu aynı duygular O’nun takipçilerine de gelmişti. Tüm ümitlerini, rüyalarını, tutkularını O’nun üzerine koymuşlardı fakat şimdi O ölmüştü. “Oysa biz onun İsrail’i kurtaracak kişi olduğunu ummuştuk” (Luka 24:21). Bir zamanlar onları yücelten ümitleri ne kadar yükselmiş ise ümitsizlik de o kadar batırmıştı onları ve adeta korkudan felç durumda üstteki odada birleşmişlerdi. Yaşam süreçleri durma noktasına gelmişti.

 

BİR MUCİZE

 

Üst odadaki öğrencilere ve de Babil’de sürgündeki bu halka çok heyecanlı bir şey, bir elektriklenme oldu. Her birine mantıki inanca meydan okuyan şaşırtıcı iyi haberler geldi. Sürgündekiler, özgür olacaklarına dair bir haber aldılar. Öğrenciler de İsa’nın dirildiği haberini aldılar! Her birinin aldığı mucize haber gerçek olacak kadar iyiydi. Her iki mesaj da doğruydu. M.Ö 536’da kral Koreş bunu ilan etti. “Göklerin Allah’ı dünyanın bütün krallıklarını bana verdi ve Yeruşalim’de kendisi için ev yapayım diye bana emretti. Onun bütün kavmından aranızda kim varsa Allah’ı onunla beraber olsun ve Yahuda’da  olan Yeruşalim’e çıksın ve İsrail’in Allah’ı Yehova’nın Yeruşalim’de olan evini yapsın” (Ezra 1:2-3).

 

Sürgündeki halk bunu işitince kendilerinden geçtiler. Rüya gibiydi (126:1). Tekrar Yeruşalim’i, Davud’un kentini görecekler, inşa ettikleri tapınakta Allah’a tapınacaklardı. Tanrı onları unutmamıştı. O’nun elleri kurtaramayacak kadar kısalmamıştı. Allah onların ihtiyaçlarına cevap vermişti ve “O zaman ağzımız gülüşle ve dilimiz terennümle dolmuştu” (126:2).

Dikkat edin, bu olay o kadar görkemliydi ki, inanmayanlar bile bunu işitince yıldırım çarpmışa dönmüşlerdi.“...Rab onlar için büyük işler yaptı” (126:2). İsrail halkı da bunu sadece şöyle onayladı “Rab bizim için büyük işler yaptı, bunun için seviniyoruz” (126:3).

 

Mesih’e inananlar için, İsa’nın diriliş olayı bundan daha az şaşırtıcı ve sevindirici değildir. Hristiyanlar bunu kutlamak ve anlamının derinliğini kavramak için tekrar tekrar Mezmur 126’ya dönerler. Pazar sabahı İsa Mesih mezardan çıkıp yürüdüğünde Allah insanlığın en derin ihtiyacına cevap veriyordu. Günahkar Babil’de, ümitsizlik, hastalık, ve ölüm içinde kapana sıkıştırılmış olan inanlılar, Mesih’te artık özgür olmuşlardır. Yeni Ahit şöyle demektedir “...öğrenciler Rab’bi görünce sevindiler.” (Yuhanna 20:20). Sevinçten kendilerinden geçtiler. Sürgünde kurtulmuş olmaktan daha da muhteşem bir mucizeydi.

 

SADECE  KALANLAR

 

Mezmur 126’nın ikinci yarısı hala sürgünde kalanlar için bir duadır (126:4-6). Sadece bir kısmı geri dönmüştü. Tüm halka geri dönme fırsatı verilmiş olmasına rağmen bazıları dönemediler, bazıları da dönmediler. Bazıları bu yolculuğu yapmak için yaşlıydı, bazıları çok tembeldi. Bazıları ise Babil’in sunduğu ucuz zevklerle tatmin oldular. Babalarının Allah’ının onlara sunduğu kurtuluşu hakaretle reddettiler. Tüm bu geride kalanlar için, Mezmur yazarı dua ediyor “Ya Rab sürgünümüzü geri döndür, Cenuptaki seller gibi” (126:4). Dikkat edin, Mezmur yazarı kendisi döndüğü halde, kendisini, geride kalan kardeşlerinden ayrı tutmuyor. “onların sürgünlerini” demiyor fakat “sürgünümüzü” diyor. Kendi kimliği onlarınki ile o kadar içiçe ki, onlar hala kölelikte iken, kendisi de acı duyuyor. Hepsi geri gelmedikçe, kurtuluş ve sevinç tam olmayacaktır. Ancak, Mezmurcu bunun için dua ediyor ve gizlice ümit besliyor “Ekeceği tohumu taşıyıp ağlayarak giden, elbette demetlerini taşıyarak meserretle gelecektir” (126:6).

 

İsa’nın dirilişinin sevinci ve heyecanı ortasında ciddi olarak bundan şüphe duyanlar da vardı (Matta 28:17). Şeytan onları o kadar körleştirmişti ki, tarihin bu en şaşırtıcı olayına gözlerini çevirmede başarısız oldular.

 

Bugün de şüpheciler hala mevcuttur. Bizim de sevincimiz, onlardan dolayı üzüntüyle süslenecektir. Bizim de onlar için duamız Mezmur yazarı gibi olmalı “Ya Rab sürgünümüzü geri döndür. ”

 

FAKAT HATIRLAYIN

 

Göz yaşları arasında, Rab’bin, söylemiş olduğu gibi dirilmiş olduğunu hatırlayın (Matta 28:6). Allah’ın bizim için yaptığı “müthiş şeylerle” şaşkın bir durumda (126:2-3) biz de aynen o rüyada olanlar gibiyiz (126:1; Elçilerin İşleri 2:17).

 

GENEL MÜZAKERE

 

1.)               Hristiyanların paskalya pazarında Mezmur 126’ya baktıklarını biliyor musunuz? Bunu neden yaptıklarını düşündünüz mü?

2.)               Sürgündeki İsrail halkıyla, İsa’nın haçlanışından sonraki öğrencilerinin durumu arasındaki kıyaslama  hakkında ne söyleyebilirsiniz?

3.)               İsa’nın diriliş sevinci ve sürgünden kurtulma sevinci ile kıyaslayabileceğiniz deneyimleriniz oldu mu? Anlatarak rahatlayacağınızı düşünüyorsanız bir tanesini grubunuza açıklayın.

4.)               Dirilişe inanmayı reddedenlerdeki anlayışa nasıl güvence verebiliriz? Buna inanmanın önceliğini göstermek için belirgin hangi yolları takip edebiliriz?

 

Odaklanma:Bu dersi çalışmanız süresi boyunca şu soruyu aklınızda tutun: Ruhani sevinç ve yenilenmeyi nasıl tarif edebilirim?

 

MÜZAKERE:

Aşağıdaki uygulama sorularına geçmeden evvel “genel müzakere” kısmındaki sorulardan özellikle 3 ve 4 nolu sorular üzerinde çalışın.

Sevinç, yenilenme ve ümit üzerinde:

1.)               Ruhsal sevinç ile mutluluk arasındaki farkı, birisine nasıl açıklarsınız ?

2.)               Hakkında konuşmuş olduğunuz veya sahip olup da sergileme fırsatı bulduğunuz bir umudunuzdan bahsedin. Bu deneyiminiz, sizin üzerinizde ne gibi bir etki bıraktı? Bu konu hakkındaki görüşlerinizi sürdürmek isterseniz bu dersin sonunda açıklanan grup çalışmasına bakın.

3.)               Bazılarınız son günlerde yenilenme deneyimlerinden geçiyor olabilirsiniz. Bir çok kilisede de ilerleme, ruhani disiplin ve ruhani uyanışlar yaşanmaktadır. Sahip olduğunuz yenilenme deneyimleriniz hakkında konuşun. Mezmur 126’da kendisine yansıma bulan kaç çeşit deneyiminiz var?

 

Kapanış: Günlük yaşamımızın her bölümünde, umutlarınızı ifade etmenizdeki çabalarınızda ve Mesih’te coşkulu deneyimlere sahip olmanız konusunda Allah’ın yardımcı olması için dua edin.

 

 

HARİKULADE BİLGİ

 

12. DERS

 

MEZMUR 139

 

Ya Rab beni denedin ve bildin

2- Oturuşumu ve kalkışımı sen bilirsin

Düşüncemi uzaktan anlarsın

3- Yolumu ve yattığım yeri ayırt edersin

Ve bütün yollarımı bilirsin

4- Çünkü dilimde bir söz yokken

İşte, Ya Rab, sen onu tamamen bilirsin

5- Beni arkadan ve önden kuşattın

Ve elini üzerime koydun

6- Bu bilgi benim için çok acaiptir

Yüksektir ona erişemem

7- Senin ruhundan nereye gideyim?

Ve senin yüzünden nereye kaçayım?

8- Eğer gökler çıksam, sen oradasın

Ve ölüler diyarında yatağımı sersem, işte oradasın

9- Seherin kanatlarını alsam

Denizin sonlarına konsam

10- Orada da senin elin bana yol gösterir

Ve sağ elin beni tutar

11- Desem ki: Gerçek karanlık beni örtecek

Çevremdeki ışık gece olacak

12- Karanlık da senden gizlemez

Ve gece gündüz gibi ışır

Karanlık ve ışık senin için birdir

13- Çünkü böbreklerimi sen teşkil ettin

Anam karnında beni ördün

14- Sana şükreylerim

Çünkü heybetli ve şaşılacak surette yaratılmışım

İşlerin acaiptir

Ve canım bunu pek iyi bilir

15- Gizli yerde yaratıldığım zaman

Dünyanın derin yerlerinde şaşılacak surette kurulduğum zaman

Bedenim sana gizli değildi

16- Gözlerin beni cenin iken gördü

Ve daha onlardan hiç biri yokken

Benim için tayin olunan günlerin hepsi

Senin kitabında yazılmıştır

17- Düşüncelerinde benim için ne değerlidir, ey Allah!

Onların topu ne büyüktür!

18- Onları saysam kumdan çokturlar

Ben uyanınca yine seninle beraberim

19- Gerçek kötüyü öldürürsün, ey Allah

Ey kanlı adamlar, benden uzaklaşın

20- Çünkü onlar sana karşı kötülük söylüyorlar

Ve düşmanların senin adını yalan yere anıyor

21- Ya Rab, senden nefret edenlerden nefret etmez miyim?

Ve sana karşı ayaklananlara kederlenmez miyim?

22- Onlardan büsbütün nefret eylerim

Benim için düşman oldular

23- Ey Allah, beni dene, ve yüreğimi bil

Beni imtihan et ve düşüncelerimi bil

24- Ve eğer bende kötülük yolu varsa bak

Ve ebedi yolda bana rehber ol

 

Mesleki hayatlarına atılmak için evlerinden ayrılan gençler çok geçmeden insan selinde isimsiz biri olmanın faydasını ve zararını keşfederler. Ailenin kurallarından özgür, meraklı komşulardan uzak olmak iyi olabilir. Gizlilik güven sağlamaktadır.

 

Diğer taraftan binlerce kişi arasından sadece birisi olmak, bir şirkette, büyük bir şehirde, üniversite yurdunda, orduda tek birisi olmak hiç de eğlenceli değildir. Kalabalıkta kendinizi o kadar yalnız hissedebilirsiniz ki, sanki uzaklaşıp oradan ayrıldığınızda kimse farkına bile varmayacak düşüncesine kolayca kapılırsınız.

 

Tüm bu durumlar bugünkü toplumumuzun gerçekten küçük bir evrenidir. Modern yaşam şeklimiz -sık sık ancak geçici ahbaplıklarıyla, değişkenlikleriyle, bilgisayarlarıyla, toplantı kuyruklarıyla insanın değerini sıfıra indiren bu yaşam- çoğumuz için kötü bir bilinmezlik üretir. Daha da kötü olanı şudur: İnsanlar sadece yalnızlık çekmekle kalmıyorlar, kalabalıkta kayboluyorlar ve de kendilerini Allah’tan ayrı hissediyorlar. Göklerin sessizliği ve nasırlaşmış dünya arasında yaşıyorlar mı, ölmüşler mi kimsenin umurunda olmadığına kolayca inanabilirler.

 

SICAK VE SÖZ VERİLMİŞ İTİRAF

 

Bu tespit, Mezmur 139’dan aldığımız mesajdan ne kadar farklıdır. İmandan doğan coşkunlukla Davud ne diyor: “Ya Rab, beni denedin ve bildin. Oturuşumu ve kalkışımı sen bilirsin. Düşüncemi uzaktan anlarsın” (139:1-2). Böyle atılgan bir itirafa bizim ilk tepkimiz bizi şöyle söyletebilir: Bu kadar yakından bilinmeyi kim ister. Hareketimiz, sözümüz, düşüncemiz, bunlar sadece kendimizce bilinmeli. Kendimizin bile farkında olmadığımız şeyleri meydana çıkaran, acımasızca araştıran, içine giren, bize ait olan şeyleri kurcalayan Yüce avukata sahip olmayı kim ister.

 

Ancak, Davud Allah’ın kendisi hakkındaki candan bilgisinden memnundu. Allah yakamızı kurtaracağımız meraklı bir komşu değildir. O sevilecek, bizi düşünen kurtarıcımızdır. Mezmur 139, Allah hakkında bahsedilen ciddi, heyecansız, ürünsüz, tarafsız bir Allah bilimi değildir. Allah’a sunulan sıcak ve söz verilmiş bir itiraftır. Eğer sadece bize Allah gücünün bir kerede her yerde olduğunu, her şeyi bildiğini kanıtlayan, güç anlaşılır bir öğreti ise o zaman gerçek Mezmur 139’un farkında değilizdir. Davud Mezmura “Ya Rab” diye başlar ve Mezmur boyunca diğer cümlelerde de kalbinin ürettiği tüm duyguları dışa vurur. Bu, Mezmur 139’da çalışan şair Davud’dur. Bilimsel bir düz yazı değil, Allah’ın kendisini çok yakından bildiğini hatırlayan ve kendini duygu dalgalarıyla yıkayan bir şiir lisanı, ancak bunu ifade edebilir. Rab’bin buyurduğu “Allah’ı tüm aklınla seveceksin” buyruğunu o kadar ciddiye alır ki, “tüm kalbinle ve ruhunla seveceksin” buyruğunda başarısız olan Kutsal Kitap uzmanına yazık olmuştur (Matta 22:37). Yazık o Tanrı bilimcilerine ki, Martin Luther’in şu sözünü işitmekte başarısızdırlar: “Tüm ilahiyat şahsi beyanlarla yapılmalıdır”.

 

İÇERDEN  DIŞARIYA

 

“Ya Rab beni denedin ve bildin” (139:1). Bu, Allah’ın kişiyi içerden dışarıya bildiğine dair gerçeği yakalamak için anlamlı bir eğretiliktir! Davud insan seli içinde kendisini tek olarak ele almayı düşünecek kadar büyük olan Allah’ı boşuna yakalamak zorunda değildi. Onun Allah’ı zaten bunu yapıyordu. Doktor gibi, Allah onu muayene ediyordu ve Allah işini bitirdiğinde tam olarak Davud’un kim olduğunu biliyordu.

 

“Oturuşumu ve kalkışımı sen bilirsin, düşüncemi uzaktan anlarsın” (139:2). Davud sabah uyandığında, Allah onu karşılamak için oradaydı. Hatta, Davud, Allah’ı ondan önce gitmeden, çok sevdiği sandalyesine ulaşamazdı bile. Oturuşunu ve kalkışını mümkün kılan kemiklerinin, kaslarının ve aklının birlikte çalışmasındaki Allahı’nın rolünden emindi. Bu ayette, Davud bize şunu hatırlatıyor: Sabah uyanıp kaktığımızda en basit hareketlerimizi bile henüz biz düşünmezken, önemsemezken, üzerinde bile durmazken Allah hepsini ayarlıyor.

 

HERYERDE

 

“Beni arkadan ve önden kuşattın, ve elini üzerime koydun” (139:5). Böyle bir muamele, bu dünyanın VIP’lerine (çok önemli kişiler), başkanlarına, krallarına veya yüksek makamdaki kişilere yaraşır. Onların korumaları nereye giderlerse kendilerinin yanı başlarında tüm zararlardan korumak için onların yanındadırlar. Yine de her birimiz, Allah’ın çok önem verdiği kişileriz.

 

139:7-12 ayetlerinde Davud bize en hafif düşünce ve kelimeyi bile örtemeyeceğimizi, Allah’tan bunu gizleyemeyeceğimizi, ondan kaçmanın kesinlikle imkansız olduğunu anlatıyor (139:8). Karanlık örtünün altında gizlice yürümek iyi değildir. Çünkü her şeyden kaçıp uzaklaşmak bile boşa yapılan bir alıştırmadır (139:12). Belki bizi telefondan uzaklaştırabilir (139:9-10) ama Allah’tan kaçamayız.

 

Bir günahkardan başka kim, her şeyi gören ve bilen Allah’tan utanılacak bir şeyi örtmeye çaba harcayıp kaçmak ister? Allah’ın hep gözetleyen gözleri sadece bağışlanmamış günahkarlar için tehlikelidir ve tehdittir. Oysa bağışlanmış kutsallar için huzur veren zevktir. Ancak bağışlanmış ve bağışlanmamış günahkara her ikisine de aynı şekilde bu sözler uygun bir uyarıdır. Biz ki suçlayacak ve utandıracak herhangi bir tanıklıktan saklanır, gizleniriz. Bunu Allah’ın önünde yapamayız. Bir avcı gibi, Allah bizim yolumuzdadır ve kendisini kandırıp kaçabilmemiz mümkün değildir.

 

ŞAŞIRTICI KARIŞIKLIK VE DEĞİŞİKLİK

 

139:13-16 ayetlerinde Davud vücudunun yapılış şeklini uzun uzadıya düşünüyor ve bunu Allah’ı övmek için vesile olarak kullanıyor. Allah’a şöyle söylüyor: “Çünkü böbreklerimi sen teşkil ettin, annemin karnında beni ördün” (139:13). Bir an için düşünün. Elinizin şaşılacak maharetlerini, gözünüzün karmaşalığını, beyninizin muazzam depolama kapasitesi ve işleyiş tarzını, hatta psikolojik katmanlarının karmakarışıklığını tüm bunlar sizi ilahi söylemekten zor alıkoyar. “Sana şükredeyim çünkü heybetli ve şaşılacak şekilde yaratılmışım” (139:14). John Calvin’in dediği gibi: “Allah’ın işini ele almanın gerçek ve asıl bakış açısı şaşkınlık ve hayranlıkla sonuçlanır”.

 

Allah’ın işlerinin sınırsız nizamına bakarak Davud sadece şu şekilde tepki verebilir: “Düşüncelerin de benim için ne kadar değerlidir, Ey Allah” (139:17). Her seferinde Mezmur yazarı gözlerini başka yöne çeviriyor, başka ses işitiyor ve de övmek için başka fırsat buluyor.

 

DEĞİŞEN RUH HALİ

 

139:19-22 ayetlerinde ruh hali o kadar beklenmedik bir şekilde değişiyor ki, bazıları bu ayetlerin bu Mezmura ait olup olmadıklarından şüphe ediyor. Bir kutsalın bu şekilde bir anlatımda bulunmasının uygunluğunu ima bile etmiyorlar. Çünkü Davud Allah’ı övmekten, kötülere nefret etmeye dönüyor. Nefretini, kusur olarak da bulmuyor. Allah’la samimiyetini geliştirmek için üstünlük, doğruluk olarak sayıyor. “Ya Rab, senden nefret edenlerden nefret etmez miyim? Onlardan büsbütün nefret ederim” (139:21-22).

 

Mezmurda, beddua niteliğindeki bu paragrafın anlamını nasıl açıklamalıyız? İsa’nın standartlarına denk gelmekten aciz, sadece Eski Ahit’teki düşük derecedeki ruhaniliği mi bildiriyor? “Ama ben size diyorum ki, düşmanlarınızı sevin, size zulmedenler için dua edin” (Matta 5:44). Bu paragraflar Allah’ı bize açıklamıyor mu?

 

Elbette ki, açıklıyor. Öncelikle aynı Yeni Ahitteki kutsallar gibi, Eski Ahittekilere de kardeşlerini bağışlamaları emredilmişti. Daha da önemlisi bu bilmece gibi olan paragrafa Davud’un Allah’a tam bağlılığına ve O’nunla birleşmesine delil olarak bakılmalıdır. Davud, Allah’ın özel seçtiği biri olarak o kadar O’nunla iç içeydi ki, (II.Samuel 7:15) bazı İsrailli liderlerin gerektiği gibi Allah’ı övmediklerini görünce aynı Allah gibi, öfkesi kabarıyor.

 

KONTROL  ZAMANI

 

Fakat böyle bir “nefret” sadece kendilerini tamamen Allah’a adamış ve O’nunla birleşmiş kutsallara müsaade edilebilir. Belki Davud bile buna uymuyor çünkü bu beddua nitelikli duayı söyledikten hemen sonra Allah’tan hayatını tekrar kontrol etmesini istiyor. “Bende kötülük yolu varsa bak” (139:24). Gerçeği itiraf etmekle başlayan dua “Beni denedin ve bildin” (139:1) Tanrı’dan önderlik etmesini isteme duasıyla bitiyor “Ey Allah beni dene ve yüreğimi bil” (139:23).

 

GENEL MÜZAKERE

 

1-) Hiç kendinizi “kalabalıkta kaybolmuş” hissettiniz mi? Bu deneyiminizi  ve nasıl hissettiğinizi paylaşın.

2-) Allah’ın sizin hakkınızda her şeyi biliyor olması, sizin için huzur verici mi, rahatsız edici midir?

3-) Mezmur 139’da şu yerleri bulun: Allah’ın kontrolü, her şey üzerindeki mutlak hakimiyeti, Allah’ın her şeyi bilmesi, Allah’ın her yerde oluşu. Bunları bilmek imanınızı ne kadar güçlendiriyor.

4-) 139:19-22 ayetlerinde Davud’un bildirdiği nefreti Hristiyanların örnek alması (taklit etmesi) uygun mu dur?Açıklayın.

 

Odaklanma:Bu ders boyunca, aşağıdaki odaklanma sorusunu aklınızda tutun.

Mezmur 139, Mezmur yazarının Allah’la olan ilişkisini nasıl göstermektedir?

 

İLERLEME (35-50 dakika)

MÜZAKERE:

Aşağıdaki uygulama sorularına geçmeden evvel genel müzakere kısmındaki 1 ve 2 nolu soruları yapın.

1.)               Bu Mezmura hangi başlığı kullanırdınız? Örnek: “Beni tanırsın” “Her şeyi bilen, her yerde olan Allah” gibi mi?

2.)               Sizin Allah’la ilişkinizi, Mezmur yazarı ile nasıl karşılaştırıyorsunuz? Mezmur yazarının, şahsen size konuşan veya sizin Allah’la olan ilişkinizi hatırlatan ifadelerindeki bir iki noktayı bildirin. Hangi yollarla Mezmur yazarına daha fazla benzemek istersiniz? Ne şekilde istemezdiniz.

3.)               139:23 ayetindeki gibi hiç dua ettiniz mi? Evet ise, neticesi ne oldu. Hayır ise, Allah’tan böyle bir istekte bulunmak için sınırlanmış mısınızdır? Böyle bir istekte bulunduğunuzda, Allah’ın hayatınızda ne yapacağını düşünürsünüz? Daha derine gidersek hangi durumlarda bu duayı yapmayı düşünürsünüz (İmanınızı itiraf ettiğinizde mi, önemli bir karar aldığınızda mı, ölmek üzere olduğunuzda mı, Sabah uyandığınızda mı), neden?)

4.)               Mezmur 139, Allah’la ilişkiniz hakkında bir başkasıyla konuşmak için size nasıl bir ilham verir? Allah’ı tanımayan birisine rahatça açıklayabileceğiniz bir iki ifadeyi bildirin.

 

Kapanış: Allah ile olan ilişkinizin yakınlığı için, O’na sadık olmak için, Allah’a açıklamaya çağrıldığınızda ve O’nunla ilişkinizi açıklamak istediğinizde, O’ndan açık fikirlilik isteyin, O’nun sizin için ne ifade ettiğini söyleyebilmeyi isteyin.

 

 

HALELUYA

 

13. DERS

 

MEZMUR 146

 

Rabbe hamdedin

Ey canım Rabbe hamdet

2- Ömrüm oldukça Rabbe hamdedeyim

Ben kaldıkça Allahıma terennüm edeyim

3- Emirlere ve kurtarışı olmıyan adem oğluna güvenmeyin

4- Onun ruhu çıkar, kendisi toprağa döner

Hemen o günde kuruntuları yok olur

5- Ne mutlu o adama ki, yardımı Yakubun Allahıdır

Ve ümidi Allahı Rabdedir

6- O Allah ki, gökleri ve yeri

Denizi ve içlerindeki her şeyi yaratan

Ebediyen hakikatı koruyan

7- Mağdurların hakkını alan

Açlara yiyecek verendir

Rab esirleri azad eder

8- Rab körlerin gözlerini açar

Rab iğilmiş olanları doğrultur

Rab salihleri sever

9- Rab garipleri korur

Öksüzü ve dul kadını tutar

Ve kötülerin yolarını saptırır

10- Rab ebediyen

Ey Sion, senin Allahın devirden devire saltanat sürecektir

Rabbe hamdedin

 

Mezmurlar kitabı çalışması eğer herhangi bir şeyi tamamladıysa açıkça meydanda olan tartışma götürmez gerçek şudur: Mezmurlar kederden ümide, inlemelerden sevince, insani duyguların açık bir sıralamasını yansıtmaktadır. Mezmurlardaki şarkıların muhtelif birlikteliğini tutan yapışkan görünümündeki zıtlıklara rağmen, eninde sonunda zaferli olacak olanın Allah olması fikridir.

 

Dolayısıyla Mezmur yazarlarının son sözü yenilgi değil, zaferdir. Kötümserlik değil, iyimserliktir. Allah’ın zaferi güvence altına almasına karşılık insanlığın O’na uygun olan tek cevabı O’nu övmektir. Mezmur yazarları her fırsatta sık sık şunu haykırmaktadırlar: “Rab’be hamd edin” (Mezmurlar 104-106; 111; 113; 115-117; 134-135; 146-150).

 

ZAFERLİ BİR SON

 

Mezmur kitabındaki her beş Mezmurdan birisi coşkulu bir şekilde, övgüler sunarak sonlanmaktadır (Mezmur 41:13; Mezmur 72:18-19; Mezmur 89:52 ; Mezmur 106:48; Mezmur 150:6). Zaferli kapanışı toparlamak ve övgü kelimesini akıllarımıza iyice yerleştirmek için Mezmurcular son beş Mezmurda bunu belirginleştirmişler. Bunlara “Haleluya” Mezmurları da denir. Soluk alan her şeyin Rab’bi övmesi teşvik edilir “Bütün nefes sahipleri Rab’be hamd etsin” (Mezmur 150:6). Bu son 5 Mezmur, İbranice bir kelime olan, anlamı “Rab’be hamd etmek” olan “Haleluya” ile başlar ve biter. Bu Mezmurların tarihleri, Yahudi halkının Mısır’dan çıkışları ve Babil’den kurtulup, Allah’ın kendilerine verdiği toprakta yenilenmelerinin kutlaması sıralarındadır. Sadece 146. Mezmurda Allah’a şahsi hürmet ve bağlılık bildiriliyor. Aslında odaklanılan nokta milli kurtuluşlarıdır. Allah diğer milletleri yumuşatarak kendi halkının kurtuluşunu tamamladı. Allah’ın yüceliğinde kendi halkı emniyetteyken sevinç ve memnuniyet içinde Allah’a hamd etmekten başka yapacak hiçbir şey yoktu.

 

KUDRETLİ  VE  İLGİLENEN  TANRI

 

Mezmur 146, Allah’ın işlerinin ne kadar kudretli ve mükemmel olduğunu anlatmakla bitiremez. Allah muhteşem işlerini kendisinin halkına ne kadar cana yakın, lütufkar olduğunu göstermek için yaptı. Bu halk öyle bir halk ki, prenslere, ölümlülere, kurtarışı olmayanlara değil, Yakup’un Allah’ına güvenir “Emirlere ve kurtarışı olmayan Ademoğluna güvenmeyin” (146:3) ve “Yakup’un Allah’ıdır” (146:5). Bu güçlü Allah sadece hiçbir şeyden gökleri ve dünyayı ve içindeki her şeyi yaratmakla kalmadı “...gökleri ve yeri, denizi ve içlerindeki her şeyi” (146:6, 24:1-2), aynı zamanda ilgilendi, sonuna kadar sadık kaldı (146:6). Rab eskiden verdiği sözü hatırladı: “...bana bütün kavimlerden has kavim olacaksınız...” (Çıkış 19:5). Allah, sürgündeki zulme uğrayan kendi halkına adaletini gösterdi “...açlara yiyecek verendir, Rab esirleri azad eder, körlerin gözlerini açar...” (Mezmur 146:7-8). Rab’bin bütün yaptıklarının ölçüsüne baktığımızda, O’nun Mezmurcu ve kendi halkı için vardığımız sonuç şudur: “...Rab dürüstleri sever” (146:8).

 

Bu sonuç gerçek olabilecek kadar çok iyiydi. Bir yorumcunun dediği gibi: “Son sevinç, Allah’ın ne kadar büyüleyici olduğu değil, bizim O’nun için ne kadar büyüleyici olmamızdır”. Allah’ın halkı O’nun için kıymetlidir.

 

EN İYİSİ  DAHA GELMEDİ

 

Rab’bin salihleri sevdiğinin ilanı, en iyisinin daha gelmediğine dikkat edersek daha çok anlamlı derinlik ve sevinç getirir. Her şeye rağmen, Mezmurcunun sözleri Allah’ın, kurtuluş tarihindeki en büyük eyleminin peygamberliği olsaydı Mezmurcu muhtemelen sadece bir bulanıklık hissedecekti. Görülen manzara: Allah’ın kendi oğlunun bizi tekrar Allah ile birlikte doğru kılması için devreye girmesidir. Yuhanna’nın 1:14’de belirttiği gibi: “Söz insan olup aramızda yaşadı”. “Öz oğlunu günahlı insan benzerliğinde günah için kurban olarak gönderip, günahı insan benliğinde yargıladı” (Romalılar  8:3-4) ve bizleri Allah ile barıştırdı (Romalılar 5:11; II.Korintliler 5:18). Dolayısıyla artık İsa Mesih’i Kurtarıcı ve Rab olarak imanla kabul eden bizler doğruluğa erişmişizdir (Romalılar 3:22). Ve sonsuza kadar O’nunla yaşayacağız (I.Selanikliler 4:17).

 

Mezmur 146:7-8 ve İşaya 61:1-2 ayetlerinin çekici benzerliğine dikkat edin. Aynı, İsa’nın göreve başladığında ve doğrudan kendisine uygulayarak ilan ettiği gibi: “Rab’bin ruhu benim üzerimdedir, çünkü O beni, müjdeyi yoksullara iletmek için meshetti. Tutsaklara serbest bırakılacaklarını, körlere gözlerinin açılacağını duyurmak için, ezilenleri özgürlüğe kavuşturmak ve Rab’bin lütuf yılını ilan etmek için beni gönderdi” (Luka 4:18-19). Bazı eleştirmenlerin iddia ettikleri gibi, Mezmurları Mesih ile ve Mesih’in işi karşılaştırmak kutsal sözleri ihlal etmeyi gerektirmiyor. Hatta anlamı pekiştiriyor bile. Dahası, Allah halkının sürgünden dönmesinden sonra kendilerine söz verdiği gibi Mezmurlar, yeni bir antlaşmaya yeni bir çevrede referans olacak şekilde yorumlanmak üzere haykırmaktadırlar (Yeremya  31:31). Bugün, biz biliyoruz ki Mesih öldü, dirildi ve göğe yükseldi, zaferle saltanat sürmek için yükseltildi ve bizimle Allah’ın Yeni Antlaşmasını tesis eden de kendisi idi (Luka 22:20, I.Korintliler 11:25). Buna cevap olarak kilise sevinçle haykırıyor “...Rab eğilmiş olanları doğrultur... ” (146:8).

 

Dünyamızda hala bundan emin olmamıza ve başımızı tam olarak kaldırıp coşkunlukla ilahi söylememize, sevinmemize engeller vardır. Bazılarımız ağır suçluluk altında hala eğilmiştir. Başkalarımız şüpheler, hastalıklar, aile sorunları, depresyonlar, başarısızlıktan hüsrana uğramalar, ümitsizlikler, güvenlerini yanlış yerlere koymalar v. s. bunların saldırısı altındadırlar. Başkaları ise, hala insanlığın esrarengiz ve son düşmanının uğursuz ve tehdit edici olarak, “ölüm” olduğunu kabul ederler.

 

Hepimize tüm bunlara rağmen iyi bir haber geliyor. Mesih’te Allah zaferi kazandı! Tüm doluluğu ile yeni bir günün doğması önümüzde. Öyle ise şimdi kalkın! Geldiği ve tekrar geleceği zaman arasında, bu an ne eskisi gibi karanlık ne de gelecekte olacak kadar aydınlıktır. Rab ve Mesih’te biz ümit, sevinç ve övgü halkıyız. Haleluya ! (146:2).

 

GENEL  MÜZAKERE

1.)               Haleluya Mezmurları hangileridir? Neden? Ne zaman yazılmışlardır?

2.)               146:3 ayetini günümüzde nasıl uygulayabiliriz?

3.)               146:5-7 ayetinde Mezmurcu bizi Allah’a bakmakla uyardığında hangi sebepleri gösteriyor?

4.)               146:7-9 ayetinde Rab’bin yaptığı birkaç şeyi söyleyin. Her biri için örnek bulmaya çalışın.

5.)               Mezmur 146:10, Matta 28:18 ve 1.Korintliler 15:25 ayetlerini karşılaştırın. Bunlar bizi neden “Haleluya” için teşvik ediyorlar?

 

Odaklanma:Mezmur 146 üzerinde çalışırken şu soru üzerinde odaklanın: Rab’bi neden övmeliyim?

 

MÜZAKERE:Aşağıdaki uygulama sorularına geçmeden evvel, “genel müzakere” başlıklı konusundaki, özellikle 2, 3 ve 5 nolu sorular üzerinde çalışın.

Rab’bi övmekle ilgili olarak:

1.)               Rab’bi neden övmemiz gerektiği hakkında öğrendiğimiz 1-2 şeyi ifade edelim.

2.)               Pazarları neden kiliseye gidersiniz? (dürüst olun) Sizi gelmeye ve tapınmaya yönlendiren nedir? Sizi övme haline koyan hangi durumdur? Tapınma ve övme arasındaki ilişkiyi keşfedin.

3.)               Mezmurlarla ilgili bu çalışma hakkındaki fikriniz nedir? Bu çalışmaya başlarken sahip olduğunuz beklentileriniz karşılık buldu mu? Gelecekte bu Mezmurları nasıl kullanacağımız hakkındaki düşüncelerinizi paylaşın. Bunların kıymetini nasıl koruyorsunuz ve dua hayatınızla nasıl bağdaştırıyorsunuz? Başkalarına tanıklık etmek için onları nasıl kullanabilirsiniz?

 

Kapanış: Sonsuzluk boyunca hükmeden Allah’tan bize sonsuz yaşam ümidi verdiği, bize doğrulukla yardım ettiği ve bizi kötülüklerden sakındırdığı için O’na teşekkür ve hamtlar sunan bir dua ile bu son bölümü kapatın.





Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için tıklayınız.
9 Ağustos 2003 tarihinden beri  sayfa gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail atınız.