21. [s. 130] "Allah derede oturanları kovamadı mı?"
Ve RAB Yahuda ile beraberdi ve dağlık ahalisini kovdu; çünkü derede oturanları kovamadı, çünkü demir cenk arabaları vardı. (Hakimler 1:19)
İlk olarak dikkat etmemiz gereken şey, insanları vadiden kovamayanların Tanrı değil Yahuda'lı adamlar olduğudur. Ama eğer Tanrı onlarla beraber idiyse düşmanlarını vadiden nasıl kovamadılar? Bu ayetten önceki ve sonraki ayetleri okuyanlar için apaçık olan en az dört neden vardır:
a) Tanrı'nın İsrail'e yardımı ve bereketi onların Kendi buyruklarını tutup tutmamalarına bağlıydı (Tesniye 7:1-5). Ama Hakimler 2:1-3, İsrail'in Tanrı'ya itaatsizlik ettiğini ve bu yüzden Tanrı'nın düşmanlarını kovmakta onlara yardım etmediğini gösterir. İsrail Tanrı'ya nasıl itaatsizlik etmişti? Putatapar uluslarla antlaşmalar yaparak. Bu yüzden İsrail'in düşmanları onların böğürlerinde dikenler olacaklardı (ayet 3).
b)İsrail, Tanrı'nın atalarıyla yaptığı antlaşmayı bozmuştu. Bu nedenden ötürü de, Tanrı onların düşmanlarını kovmalarına yardım etmemişti (2:20-21).
c) Tanrı, İsrail'in Kendi buyruklarına itaat etmekteki sadakatını sınıyordu. Tanrı bu uluslardan bazılarının hâlâ var olmalarına izin veriyorsa o da bu nedendendi. İsrail'in onları kovamaması, Tanrı'nın zayıflığından ötürü değil İsrail'lilerin Tanrı'ya olan imanlarının yetersizliğinden ötürüydü (2:22-23; 3:4).
d) İsrail'lilerin gerçek bir savaş deneyimi yoktu. Kenan diyarında bir ulus olarak ayakta kalabilmeleri için savaş sanatını öğrenmeleri gerekiyordu. Bu, Tanrı'nın onlara gereksinimleri olan deneyimi sağlamasının bir yoluydu, (3:1-2).
22. [s. 131] "Tanrı'nın burnundan duman yükseldi mi?"
Burnundan duman yükseldi, Ağzından ateş yiyip bitirdi; Ondan közler tutuştular.(II. Samuel 22:9)
Ben de onlara bir aslan gibiyim; kaplan gibi yolun yanında bekleyeceğim
(Hoşea 13:7)
Yine bu da bizi şaşırtan itirazlardan biridir. Çünkü burada da, insanbiçimci dil kullanımının bir başka örneğini görüyoruz (bakınız sayfa 158-159). Bu soruya yanıt olarak söyleyebileceğimiz iki şey vardır;
a)Daha önce de söylediğimiz gibi, Kuran da insanbiçimci dil kullanır. "Allah'ın yüzü" terimini çok kullanır (örneğin Rahmân/55:27). Eğer Allah'ın gerçekten bir yüzü varsa, bu neye benzer? Kuran aynı zamanda bize Allah'ın "gözetim"inden (Arapça: "nezâret") söz eder (Bkz. Hûd/11:37; Tûr/52:48; Kâmer/54:14). Buradan hareket edip O'nun gözlerinin ne renk olduklarını soralım mı? Tabii ki bu soru bizim yanıtladığımız soru kadar saçma bir sorudur.
b)Kutsal Kitap bize Tanrı'nın Kendisinin sorduğu, "Beni kime benzeteceksiniz ki, ben ona eşit olayım?" (Yeşaya 40:25), ve "Beni kime benzeteceksiniz ki kıyaslanabilinelim?" sorularını sorar. Tanrı hiç kimseyle ve hiçbir şeyle kıyaslanmaz. Tanrı'yı anlamamıza yardımcı olmak amacıyla insansal terimler kullanıldığında bu dilin harfi harfine algılanması beklenmemektedir.
23. [s. 130] "Allah pişman olur mu, olmaz mı?"
|
Allah insan değil ki, yalan söylesin,ve insan oğlu değil ki, nadim olsun; O söyler de onu yapmaz mı? Yahut söz verir de icra etmez mi? (Sayılar 23:19) |
Ve RAB yeryüzünde adamı yaptığına nadim oldu, ve yüreğinde acı duydu. Ve RAB dedi: Yarattığım adamı, ve hayvanları, sürünenleri ve göklerin kuşlarını toprağın yüzü üzerinden sileceğim; çünkü onları yaptığıma nadim oldum. (Tekvin 6:6-7) Ve RABBE dua edip dedi: Ah, ya RAB, ben daha memleketimde iken bunu söylemedim mi? bundan ötürü hemen Tarşişe kaçmağa davrandım; çünkü biliyordum ki sen lûtfeden ve çok acıyan, geç öfkelenen, ve inayeti çok olup kötülükten nadim olan Allahsın.(Yunus 4:2) |
Sayılar'da Tanrı, pişman olmayan olarak sunulmuştur. Ama diğer iki ayet Tanrı'nın pişman olduğunu söyler.
Yine burada Kutsal Kitap ayetleri Tanrı'nın duygularını ifade edebilmek için insanbiçimci bir dil kullanmaktadır (bakınız soru 20 ve 22). Bizim insansal duygularımız İlahi Olanı tanımlamak için asla yeterli değildirler. Ancak, Kutsal Kitap'ta Tanrı, yarattıklarından ayrı duran pasif bir varlık değildir. Yarattıklarıyla birçok yönden ilgilenir. Örneğin Tanrı'nın bir sevgi Tanrı'sı olduğunu biliyoruz. Tanrı'nın sevgisini insan sevgisiyle eşit tutamayız. Ama O'nun sevgisini insanlara bildirmek için başka hangi dili kullanabiliriz? O'nun sevgisini yaptığı şeylerde görürüz. İsrail'i Mısır'daki esaretten kurtarmıştır. Biricik Oğlu'nu günahkârları kurtarmak amacıyla ölmesi için vermiştir. Bunlar derin bir sevgiyi gösteren davranışlardır.
Buna benzer bir şekilde, Kutsal Kitap, Tanrı'yı tövbe eder bir şekilde resmettiğinde, Tanrı'nın nasıl olduğunu anlamamız için insansal sözcükler kullanılmıştır. Her zaman olduğu gibi, dikkatli bir bilgin onların gerçek anlamını anlamak için bu ayetlerin içinde bulunduğu metnin bütününe bakar. Her ayeti sırasıyla inceleyeceğiz:
a) Tekvin 6:6-7 Tanrı insanoğlunu yarattığına pişman oldu. İnsanlığın içine düşmüş olduğu ahlaksal ve ruhsal bozukluğun farkına vardığımızda Tanrı'nın, Kendi kutsal karakterine sadık kalabilmek için bu tür davranışları ahlaksal açıdan tiksindirici bulduğunu anlarız. Bu bize insanbiçimci dilin kullanımından başka bir şekilde nasıl anlamlı bir biçimde iletilebilir? Tanrı'nın insanlığın davranışını bu şekilde değerlendirmemesi, O'nu, Kendisi kutsal olmakla beraber, kutsal olmayan davranışlar karşısında pasif kalan Biri olma suçlamasıyla karşı karşıya bırakırdı. İnsanlığı yarattığına pişmandır, insanlığın ahlaksal bozukluğa düşmesi O'nu üzmektedir, bu yüzden O, Kendi ahlaksal karakteriyle tutarlı bir biçimde davranmaktadır.
b) Yunus 4:2 Burada Tanrı'nın fikrini değiştirdiğini ve ilk önce vaat ettiği gibi kötü insanları yargılamadığını görüyoruz. Ama yine Tanrı, sadece Kendi kutsal ahlaksal karakteriyle tutarlı bir biçimde davranmaktadır. Kutsal Kitap ayetlerinde tekrar tekrar, Tanrı'nın günahı yargılama vaadinin yanı sıra tövbe edenlere merhamet vaadinde bulunduğunu okuyoruz. Bu şekilde, eğer günahkârlar günahlarından tövbe ederlerse, Tanrı günahkârlar için olan yargısından dönme kapasitesine sahiptir. Buna bir başka örnek de, Yeremya 18:6-8'de bulunur. Tanrı İsrail'e, eğer bir ulusu yargılayacağını bildirmiş ve sonra da o ulusu uyarmışsa, eğer ulus tövbe ederse Tanrı da vaat ettiği yargıdan vazgeçeceğini söylemiştir. Bu, Tanrı'nın herhangi bir biçimde değiştiğini mi gösterir? Tabii ki hayır. Tanrı'nın insanlıktan tövbe beklemesi, sonra da, yargılamadan vazgeçerek karşılık verememesi O'nun ahlaksal karakteriyle çok tutarsız bir şey olurdu. Ama Kutsal Kitap ayetleri, Tanrı'nın Kendi ahlaksal karakterinde tamamiyle tutarlı ve değişmez olduğunu öğretirler.
c) Sayılar 23:19 Buradaki metin, tanrıtanımaz bir kralın İsrail'i lanetlemek için bir din adamı kiralamaya çalışmasından söz etmektedir. Ayetin söylemek istediği, Tanrı'ya kutsadığı bir halkı lanetlemesi için kaba bir şekilde rüşvet verilemeyeceğidir. Bir insan hoş olmayan bir şeyi yapmak için kiralanabilir ama kutsal bir Tanrı'nın böyle bir şey yapması mümkün değildir. Bu bakımdan Tanrı bir insan gibi değildir. Malaki 3:6 bunu onaylar, "Çünkü ben Rab değişmem." Bu ayet, Tanrı'nın duygusuz, yerinden kımıldayamayan, yaratıklarına karşılık verme kapasitesine sahip olmayan biri olduğunu söylememektedir. Söylemek istediği, Kendi ahlaksal karakterinde Tanrı'nın Kendi amaçları, karakteri ve varlığına tutarlı olmasına güvenebileceğimizdir.
24. [s. 131] "Allah'ı, kimse gördü mü?"
|
Ve Musa ile Harun, Nadab ve Abihu, ve İsrailin ihtiyarlarından yetmiş kişi çıktılar; ve İsrailin Allahını gördüler; ve onun ayakları altında, gök yakuttan tuğla döşeme gibi, aydınlıkça asıl göke benzer bir şey vardı. Ve İsrail oğullarının asilzadelerine dokunmadı; ve Allahı göıdüler, ve yiyip içtiler.(Çıkış 24:9-11) |
Tanrı'yı hiçbir zaman hiç kimse görmemiştir. O'nu, Baba'nın bağrında bulunan ve kendisi Tanrı olan biricik Oğul tanıttı. (Yuhanna 1:18) |
Çıkış'taki ayetler, bize Harun, Nadab, Abihu ve İsrail'in ihtiyarlarından yetmiş kişinin Tanrı'yı gördüğünü söyler. Ancak Yuhanna 1:18'de hiç kimsenin hiçbir zaman Tanrı'yı görmediği yazılıdır.
Tanrı'yı göremeyeceğimizi söyleyen bir sürü ayet vardır (Çıkış 33:20; Yuhanna 1:18). Neden mi? İki nedenden ötürü. Birincisi, Tanrı ruhtur (Yuhanna 4:24). Tanrı'nın özünü göremeyiz çünkü O ruhtur. İkincisi, bir insan Tanrı'nın çıplak görkemine bakıp yaşayamaz. Çok yüce ve (huşu vericidir) korkunçtur. Çok kutsal ve güçlüdür. Saul'un Şam yolunda yolculuk ederken Tanrı'nın yüceliğinin sadece bir kısmını görmesinden sonra, üç gün kör olması bundandır (Elçilerin İşleri 9:3-9). Eski Antlaşma'da Tanrı'nın bir bulut, ateş ya da melekler tarafından simgelenmesinin nedeni buydu. Peki öyleyse, insanların Tanrı'yı gördüklerini söyleyen ayetlere ne demeli?
a) Tekvin 32:30 Burada Yakup bir melekle güreşmiştir (bakınız Hoşeya 12:4). Ama bu sıradan bir melek değildi. Bir insanın Tanrı'yla fiziksel olarak güreşemeyeceğini biliyoruz. Ama burada Tanrı, bir meleğin Kendisini simgeleyen şekliyle Yakup'la güreşmiştir. Bu, Yakup'un yaşamında ruhsal bir dönüm noktası olmuştur. Bu yüzden Yakup, Tanrı'yı gerçekten yüz yüze görüp yaşadığını söyleyebilmiştir. Tanrı'yı gerçekten gören birinin öleceğini biliyordu. Ancak Yakup, Tanrı'nın temsilcisiyle güreşmiştir, ve bu anlamda bütün hayret ve huşu vericiliyle gerçekten de Tanrı'yı, bir insanın Tanrı'yı görüp de hâlâ yaşayabilmesinin olası olduğu tek yolla görmüştür.
b) Çıkış 24:9-11 Musa, Harun, Nadab, Abihu ve İsrail'in ihtiyarlarından yetmiş kişi, Tanrı'nın antlaşmayı yürürlüğe koyması için kutsal dağa çıktılar. Burada, Tanrı'yı gördüklerini ve yiyip içtiklerini okuyoruz. Bu ayetlerde dikkat edilmesi gereken bazı önemli şeyler vardır. Bunlardan birincisi, "ayağının altında" gibi insanbiçimci bir dilin kullanılmasıdır. Bunun, akıllı bir okuyucuya insan gözüyle görülemeyeni tanımlamaya çalışmak için insanbiçimci dil kullanıldığını bildirmesi gerekir. İkincisi, mecaz kullanımıdır. Burada başka ne görüyoruz? O'nun ayağının altında "kaldırım gibi bir şey" gördüler. Insanbiçimci dilde olduğu gibi, mecaz kullanıldığında da yorum, bunlar göz önünde bulundurularak yapılmalıdır. Üçüncü olarak, 10'cu ayet, gözlerini ancak Tanrı'nın ayaklarını görebilecek kadar yükseğe kaldırabildiklerini apaçık bildirmektedir. Eğer Sayın Yüksel'in söylediği gibi Tanrı'yı gerçek bir şekilde görselerdi neden burada Tanrı'nın Kendisinin bir tarifini bulmuyoruz? Ama tabii ki bulmuyoruz. Tanrı'nın bir görünüşünü gördüler. Ama Tanrı'nın sadece bir görünüşünü gördükleri halde Tanrı'nın kendilerini öldürmediğinin hâlâ farkındaydılar (ayet 11). Böylece Tanrı'nın bir görünüşünü görme anlamında Tanrı'yı gördüler- ve yaşadılar.
c) Çıkış 33:11 Bu ayet bize Tanrı'nın Musa'yla yüz yüze konuştuğunu yazıyor. Bir insan nasıl olup da Tanrı'yla bu şekilde konuşup yaşayabilir? Yine burada, insanbiçimci dil kullanıldığına dikkat etmeliyiz: "bir insanın arkadaşıyla konuştuğu gibi." Bu ayet, Tanrı'nın Musa'nın Kendisiyle ayrıcalıklı ve yakın bir ilişki içinde olmasına izin verdiğini tanımlamaktadır. Ama Musa gerçekten Tanrı'nın yüzünü görüp yaşamış mıdır? Eğer Musa Tanrı'yı gerçekten yüz yüze gördüyse o zaman neden aynı bölümde Tanrı'nın yüceliğini görmeyi istemiştir? (ayet 18). Eğer Musa gerçekten Tanrı'nın yüzünü gördüyse neden aynı bölümde Tanrı, "Yüzümü göremezsin, çünkü insan beni görüp de yaşayamaz" demiştir (ayet 20)? Eğer Sayın Yüksel bu mecaz dilini harfi harfine yorumlamakta ısrar ederse o zaman Musa'yı aynı bölümde büyük bir çelişki yapmakla suçlamaktadır. Bu Musa hakkında yapılan çok ciddi bir suçlamadır.
Diğer yandan da Sayın Yüksel kendi Kitabı tarafından yargılanmaktadır:
"Sana Kitâb'ı indiren O'dur. Onda Kitâb'ın temeli olan kesin anlamlı âyetler vardır, diğerleri de çeşitli anlamlıdırlar. Kalblerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak, kendilerine göre yorumlamak için onların çeşitli anlamlı olanlarına uyarlar. Oysa onların yorumunu ancak Allah bilir... Bunu ancak akıl sâhipleri düşünebilirler. " (Kuran, Âl-i İmran/3:7)
25. [s. 132] "Hz. Yakub insan mıydı?"
|
Ve Yakub o yerin adını Peniel koydu; çünkü: Allahı yüz yüze gördüm, ve canım sağ kaldı, dedi.(Tekvin 32:30) |
Ve dedi: Yüzümü göremezsin; çünkü insan beni görüp de yaşıyamaz. (Çıkış 33:20) |
Çıkış'taki ayet, kimsenin Tanrı'yı görüp de yaşayamayacağını söyler. Ama Tekvin'de Yakup, Tanrı'yı görüp yaşadığını söylemiştir. Bu sorunun yanıtı için Soru 24'e bakın (sayfa 164).
26. [s. 132] "Kocan seni yaratan mı?"
Çünkü kocan seni Yaratandır; onun ismi orduların RABBİDİR
(Yeşaya 54:5)
Bu ayet, İsrail'in "yaratıcısı" olan Tanrı'yı onun "kocası" olarak resimler.
Ayeti bağlı bulunduğu ayetlerle birlikte okuyanlar için burada insanbiçimci bir dil kullanıldığı çok açıkça bellidir. Sayın Yüksel, iki değişik İngilizce çevirinin bu ayeti farklı biçimlerde verdiğini işaret etmektedir. RSV (Revised Standart Version), "Senin Yaratıcın senin kocandır" diye çevirir ve Today's English Version, "Yaratıcın senin için bir koca gibi olacaktır" der. Çoğu dillerde aynı şeyi söylemenin birçok değişik biçimi vardır. İngilizce eski ve zengin bir dildir. Bu iyi bir örnektir. İngiliz dilini bilenler ve ayetin içinde bulunduğu metni okumak için zamanlarını verenler için anlamda hiçbir farklılık yoktur. O'na bir Koca adı verilerek Tanrı'nın Kendi halkı için olan sevgisini tanımlamaya çalışmak için insanbiçimci bir dilin kullanıldığını biliyoruz. Yeşaya 62:4-5'de de aynı düşünceyi görüyoruz. İngilizcede aynı şeyi dile getirmek için iki değişik konuşma biçimi kullanabiliriz. Bir şeyin bir şey olduğunu söylemek için bir mecaz kullanırız: örneğin bir adamın davranışlarının ya da huyunun nasıl olduğunu anlatmak için "O adam bir aslandır" deriz. Bir şeyin bir şey gibi olduğunu söylemek için benzetme de kullanabiliriz: örneğin "O adam aslan gibidir". Anlamda ne fark vardır? Hiç. Bu yüzden Sayın Yüksel'in bu sorusunun İngilizce dilbilgisini çok iyi bilmemesinden kaynaklandığını düşünüyoruz.
27. [s. 133] "Tevrat'ı Hz. Musa mı yazdı?"
Ve RABBİN sözüne göre, RABBİN kulu Musa orada, Moab diyarında öldü. Ve Moab diyarında Beyt-peor karşısındaki derede onu gömdü; fakat bugüne kadar kimse onun kabrini bilmez. Ve Musa öldüğü zaman yüz yirmi yaşında idi; gözü zayıflamadı, ve kuvveti eksilmedi. Ve İsrail oğulları, Moab ovasında, otuz gün Musaya ağladılaı; ve Musa için yas günleri tamam oldu. Ve Nun oğlu Yeşu hikmet ruhu ile dolu idi; çünkü Musa ellerini onun üzerine koymuştu; ve İsrail oğulları onu dinliyorlardı, ve RABBİN Musaya emretmiş olduğu gibi yapıyorlardı. Ve RABBİN Mısır diyarında, Firavuna, ve bütün kullarına, ve bütün memleketine yapmak için Musayı gönderdiği alâmetler ve hârikalarda, ve bütün İsrailin gözü önünde Musanın gösterdiği bütün kuvvetli elde, ve bütün dehşette, Musa gibi RABBİN yüz yüze bildiği bir peygamber daha İsrailde çıkmadı.
(Tesniye 34:5-12)
Mesih İnanlıları Musa'nın Tora denilen Kutsal Kitap'ın ilk beş kitabını yazdığını söylerler. Ama Tora'nın son kitabının son bölümünde Musa'nın kendi ölümü ve gömülüşü kayıtlıdır. Musa kendi ölümü ve gömülüşünü nasıl kaydedebilirdi?
Geçenlerde ünlü bir teoloji profesörü uzman olduğu bir konuda yazdığı büyük kitabını tamamladı. Ancak kitap basılmadan önce profesör öldü. Günümüzde yayın dünyasında böyle bir şey olduğunda, yazarı iyi tanıyan birinden yazar hakkında biyografik bir not yazmasını istemek gelenekseldir. Bu biyografi kitabın son bölümü olarak kitaba eklenir ve genellikle imzasızdır. Profesörün ölümüyle ilgili bölümü başka biri yazdığı için, bu profesörün kitabın geri kalan kısmını yazmadığı anlamına mı gelir? Böyle bir şeyi önermek bile mantıksızdır. Aynı şey Tesniye kısmı için de geçerlidir. Tesniye'nin son bölümünde Musa'nın ölümünün anlatılması kitabın Musa tarafından yazılmadığı anlamına gelmez. Musa'nın sözleri kayıtlıdır (Tesniye 1:1; 5:1; 27:1, 11, v.b.). Musa'nın "bu yasanın" yazarı olduğu da söylenir (31:9, 24). Tanrı'nın bu önemli hizmetkârının ölümünün yazılarının sonuna eklenmesi doğal bir şeydir ve kitabı yazanın o olduğu gerçeğini değiştirmez.
28. [s. 133] "Hz. İsa Davud'un Oğlu mu değil mi?"
|
İbrahim oğlu, Davut oğlu İsa Mesih'in soyuyla ilgili kayıt şöyledir:.. (Matta 1:1) Kör bir adam da, "Ey Davut Oğlu İsa, halime acı!" diye bağırdı. (Luka 18:38) |
Ferisiler toplu haldeyken İsa onlara şunu sordu: "Mesih'le ilgili olarak ne düşünüyorsunuz? O, kimin oğludur?" Onlar da, "Davud'un Oğlu" dediler. İsa şöyle dedi: "O halde nasıl oluyor da Davut, Ruh'tan esinlenerek O'ndan 'Rab' diye söz ediyor? Şöyle diyor Davut:'Rab Rabbime dedi ki, Ben düşmanlarını senin ayaklarının altına serinceye dek sağımda otur.' Davut O'ndan Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davud'un Oğlu olur?" (Matta 22:41-45) |
Evet. İsa Mesih Davut'un oğludur. Matta 1:1'de İsa'nın Davud'un "oğlu" (torunu, neslinden) olduğunu okuyoruz. "Davut Oğlu" ismi, beklenen Mesih için çok yaygın bir unvandı çünkü eski peygamberler Mesih'in bu soydan geleceğine tanıklık etmişlerdi. Tanrı, verdiği sözü tutarak Davut'un soyundan İsrail'e bir Kurtarıcı, İsa'yı gönderdi. Bunun için Luka 18:38'deki kör gibi İsa'yı Mesih olarak kabul eden insanlar ona "Ey, Davut Oğlu" olarak seslenirlerdi.
Şimdi İsa Mesih'in Matta 22:41-45'te söyledikleri bununla çelişmiyor ki! İsa, Hz. Davut'un Tanrı'nın esniyle yazdığı 110. Mezmura başvurarak, İsrail'in din liderlerine "Davut O'ndan (Mesih'ten) Rab diye söz ettiğine göre, O nasıl Davut'un Oğlu olur?" diye sordu (22:45). Ama bunu sormakla İsa, Kutsal Yazılara göre Mesih'in hem Davut'un oğlu hem de Davut'un Rabbi olduğunu göstermekteydi. İsa'nın verdiği kanıta hiç kimse karşılık veremedi. İşte, Mesih'le ilgili sırrın özü zaten budur. Davut'un Rab'bim diye seslendiği yüce Olan Davut'un soyundan doğarak insan oldu. Ve böylece Davut'un Oğlu Mesih oldu. Matta'nın aynı bölümünde bu gerçek vurgulanmaktadır ki, bakireden doğan çocuk için, melek şöyle dedi, "'O'nun adını İmanuel koyulacaklar'. İmanuel de 'Tanrı bizimledir' demektir" (Matta 1:23). Açıkça görülüyor ki burada aklı ermeyecek kadar büyük bir gerçek var, ama hiç bir çelişki yoktur.
29. [s. 134] "Davud'un hangi oğlu Hz. İsa'nın atasıdır?"
|
Davut, Uriya'nın karısından doğan Süleyman'ın babasıydı. (Matta 1:6) |
Natan oğlu, Davut oğlu, Yeşay oğlu(Luka 3:31) |
Hem Süleyman hem de Natan O'nun atalarıdır. Matta'da İsa'nın üvey babası olan Yusuf'un soyağacı verilmektedir. Luka'da ise İsa'nın annesi Meryem'in soy ağacı verilmektedir. Yani, her ikisi Davut'un soyundandır ama Yusuf Davut'un oğlu Süleyman'ın torunuyken, Meryem Davut'un oğlu Natan'ın torunudur. Not: Ayrıntılı cevap için bunu izleyen soruya bkz.
30. [s. 134] "İsa'nın dedesi Yakup mu Heli mi?"
|
Yakup, Meryem'in kocası Yusuf'un babasıydı. Meryem'den de Mesih denilen İsa doğdu.(Matta 1:16) |
İsa'nın kendisi görevine başladığı zaman otuz yaşlarındaydı. Yusuf'un oğlu olarak biliniyordu. Yusuf da Eli oğlu, (Luka 3:23) |
Burada Sayın Yüksel sadece Sayın Deedat'ın daha önce cevapladığımız iddialarını tekrarlamaktadır (Bkz II. Bölüm, s. 102-103). İsa'nın üvey babası Yusuf'un babası Yakup'tu. Yusuf'un kayınpederi ise Heli'ydi. Edip Yüksel'in iddia ettiğine göre Hristiyanlar bu iki soy listesinin tutarsızlığını gizlemeye çalışmaktadırlar. Böyle bir amaç söz konusu olamaz. Karşılaştırılınca besbelli ki bu iki liste birbirlerinden çok farklıdırlar. Yani ikisi aynı kişinin soyu olamaz. Yukarıda söylediğimiz gibi Matta'da İsa'nın üvey babası olan Yusuf'un soyu verilmektedir. Luka'da ise İsa'nın annesi Meryem'inki verilmektedir. Ama Yahudiler arasında kadınların isimleri soy listelerinde genellikle bulunmadığı için Luka'da Yusuf Meryem'in yerini tutuyor. Bunu ispatlamak için aşağıdaki noktalara başvurabiliriz:
1.İsa'nın doğumuyla ilgili olaylar Matta'da Yusuf'un açısından ama Luka'da Meryem'in açısından anlatılmaktadır. (Bkz. Matta 1-2 ve Luka 1-2). Örneğin İsa'nın bakire Meryem'den doğacağını bildiren meleğin Yusuf'a görünmesi Matta'da bulunurken, Meryem'e daha önceki görünmesini Luka'da buluyoruz (Matta 1:18-25; Luka 1:26-38). Buna göre Meryem'in soyunu zaten Luka'da bulmayı beklerdik.
2.Luka'da, her ne kadar Yusuf'un ismi bulunuyorsa da yine de İsa'nın onun oğlu olmadığı vurgulanmaktadır "Yusuf'un oğlu olarak biliniyordu" (Luka 3:23).
3.Luka 1:32 ve 69'da Meryem'in de Davut'un soyundan olduğu ima ediliyor.
4.Oğlu sözcüğü sık sık değişik anlam taşıyabilir. Örneğin: İsa için "İbrahim oğlu, Davut oğlu" (Matta 1:1), Âdem için "Tanrı oğlu" denilir (Luka 3:38). Ayrıca belli ki bu listelerde birçok kuşak bilerek atlanmaktadır, yani "oğul" sözcüğü "torun" anlamını da taşır. Buna göre "Heli oğlu" derken "Heli'nin damadı" anlamında olmasına şaşmamalıyız.
5.Bu son nokta Luka'nın asıl Grekçe metninde de doğrulanmaktadır. Şöyle ki, listedeki her isimden önce belirtili tanıtıcı olan "tou" sözcüğü bulunmaktadır. Ancak Yusuf'tan önce yoktur! Anlaşılan buradaki ilişkide bir fark vardır.
6.Bir başka kaynakta kanıt bulunmaktadır. Yahudilerin "Talmud" diye bilinen yorum kitabında, İsa'nın annesi Meryem'den söz ederken "Heli'nin kızı olan Meryem" olarak söz etmektedir (Bkz. Haghigha 77.4).
Sonuçta Luka'daki listenin Meryem'in soyuna verdiği yorumu her açıdan uygun ve mantıklıdır.
|
Yekonya, Babil'deki sürgünlükten sonra doğan Şaltiyel'in babası; Şaltiyel ise Zerubabel'in babasıydı. Zerubabel, Abihud'un babası; Abihud, Elyakim'in babası; Elyakim de Azor'un babasıydı. Azor, Sadok'un babası; Sadok, Ahim'in babası; Ahim ise Elihud'un babasıydı. Elihud, Elazar'ın babası; Elazar, Matan'ın babası; Matan da Yakub'un babasıydı. Yakup, Meryem'in kocası Yusuf'un babasıydı. Meryem'den de Mesih denilen İsa doğdu. (Matta 1:12-16) |
Buna göre, İbrahim'den Davud'a kadar toplam ondört kuşak, Davut'tan Babil'e sürgünlüğe kadar ondört kuşak ve Babil'e sürgünlükten Mesih'e kadar da ondört kuşak geçti.(Matta 1:17) |
Yüksel, "Babil sürgününden Mesih'e kadarki sürede 14 nesil geçtiğini belirten Matta on üç nesil saymaktadır" diyor. Bu sorunun cevabı çok basit değildir. Matta 1:17 ile ilgili aşağıdaki iki noktaya dikkat etmemiz gerek.
"Buna göre, (a) İbrahim'den Davud'a kadar toplam ondört kuşak, (b) Davut'tan Babil'e sürgünlüğe kadar ondört kuşak ve (c) Babil'e sürgünlükten Mesih'e kadar da ondört kuşak geçti." (Matta 1:17)
1) Matta, üç ayrı kuşak grubunun ayrımını yaparken Davut'u birinci ve ikinci gruplara (a, b) dahil ediyor. Bu nedenle ikinci kuşak grubunun başında Süleyman değil, Davut yer alıyor (Bkz. aşağıdaki şema).
2) Matta ikinci kuşak grubunu (b) sayarken bir kişiye (yani Yekonya'ya) kadar değil sürgünlüğe kadar saymaktadır. "Davut'tan Babil'e sürgünlüğe kadar ondört kuşak". Aynı şekilde üçüncü kuşak grubunu (c) sayarken sürgünlüğü dahil ederek saymaktadır: "Babil'e sürgünlükten Mesih'e kadar da ondört kuşak geçti." Ayet 11'de Yoşiya'nın ismi sürgünlüğün başlangıcı ile ilgili olarak gösteriliyor. Yekonya'nın ismi ise, ayet 12'de sürgünlüğün sonu ile ilgilidir.
Bu nedenle Matta, nesillerin sayımını aşağıdaki tablo şeklinde yapmaktadır:
|
"İbrahim'den Davud'a kadar toplam ondört kuşak" |
"Davut'tan Babil'e sürgünlüğe kadar ondört kuşak" |
"Babil'e sürgünlükten Mesih'e kadar da ondört kuşak" |
||||||
|
1 |
İbrahim |
1 |
Davut |
1 |
(Yekonya ) Sürgünlük |
|
|
|
|
2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 |
İshak Yakup Yahuda Peres Hesron Ram Aminadab Nahşon Salmon Boaz Obed Yeşay |
2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 |
Süleyman Rehavam Abiya Asa Yehoşafat Yoram Uziya Yotam Ahaz Hizkiya Manaşe Amon |
2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 |
Şaltiyel Zerubabel Abihud Elyakim Azor Sadok Ahim Elihud Elazar Matan Yakup Yusuf |
|
|
|
|
14 |
Davut |
14 |
Sürgünlük (Yoşiya ) |
14 |
Mesih İsa |
|
|
|
Özet olarak söz konusu olan ayeti şöyle anlamamız gerek: İbrahim'den Davut'a kadar toplam ondört kuşak sayılır. Davut'tan (Babil'deki sürgünlük zamanında doğan Yekonya'nın babası olan) Yoşiya'ya kadar ondört kuşak sayılır. (Babil'deki sürgünlük zamanından sonra doğan Şaltiyel'in babası olan) Yekonya'dan Mesih'e kadar ondört kuşak sayılır. Yani herhangi bir tutarsızlık yoktur.
32. [s. 136] "'Admin' neden kayboldu?" (Luka 3:33)
Yüksel, İncil'in bazı İngilizce çevirilerinde Luka 3:33'te "Admin"in ismi bulunurken neden Türkçe nüshalarda bulunmadığını sormaktadır. "Admin" kaybolmadı. "Admin" ismi zaten elimizdeki eski Grekçe İncil el yazmalarının çoğunlukta bulunmamaktadır.8 Örneğin, A, D, K, D ve Y diye bilinen metinlerde "Admin" yoktur.9 Birkaç eski el yazmasında ise Admin bulunmaktadır. Böylece bu ismin İncil'in her hangi bir İngilizce veya Türkçe çevirisinde bulunup bulunmaması, hangi el yazması grubuna dayanarak çevirilmiş olduğuna bağlıdır. Her neyse Admin'in Matta'da bulunmadan Luka'da bulunması beklenebilen bir şeydir. Çünkü Matta'daki liste zaten kendi yazınsal ve ruhsal amaçlarına göre birçok kuşağı atlamaktadır (Bkz. soy ağaçlarıyla ilgili açıklamalar, sayfa 141-142).
33. [s. 137] "İsa Celile'de mi yoksa Yahudiye'de mi itibar gördü?"
|
Bu iki günden sonra İsa oradan ayrılıp Celile'ye gitti. İsa'nın kendisi, bir peygamberin kendi memleketinde saygınlığı olmadığına tanıklık etmişti. Celile'ye geldiği zaman Celileliler O'nu iyi karşıladılar. Çünkü onlar da bayrama gitmişler ve bayramda O'nun Kudüs'te yaptığı her şeyi görmüşlerdi... Adam, İsa'nın Yahudiye'den Celile'ye geldiğini işitince yanına gitti, ölmek üzere olan oğlunu gelip iyileştirmesi için O'na yalvardı. O zaman İsa adama, "Sizler, belirtiler ve harikalar görmedikçe iman etmeyeceksiniz" dedi. (Yuhanna 4:43-48) İsa, Kral Hirodes'in devrinde Yahudiye'nin Beytlehem kasabasında doğduktan sonra ...(Matta 2:1) |
İsa, Ruh'un gücüyle donanmış olarak Celile'ye döndü. İsa, büyümüş olduğu yer olan Nasıra'ya geldiğinde, her zaman yaptığı gibi Sept günü havraya gitti. Onlara şöyle dedi: "Kuşkusuz bana şu değimi hatırlatacaksınız: '...Kefernehum'da yaptıklarını duyduk. Aynısını burada, kendi memleketinde de yap.' Size doğrusunu söyleyeyim, hiçbir peygamber kendi memleketinde iyi karşılanmaz". (Luka 4:14,16,23-24) İsa onlara, "Hangi olup bitenleri?" dedi. O'na, "Nasıralı İsa'yla ilgili olayları" dediler. "(Luka 24:19) |
Sayın Yüksel burada, İsa'nın itibar görmediği yerin Yuhanna'yla Matta'ya göre Yahudiye, Luka'ya göre ise Celile olduğunu iddia etmektedir. Halbuki İsa ne Celile'de ne de Yahudiye'de itibar gördü. Yuhanna 4:43'te "oradan ayrılıp Celiye'ye gitti" derken İsa'nın, Yahudiye'den değil, Samiriye'den ayrılması söz konusudur. Samiriye'de İsa gerçekten itibar görmüştü, hatta hiç bir mucize yapmadan dünyanın Kurtarıcısı olarak kabul edilmişti (Bkz. Yuhanna 4:39-42). Fakat hem Yahudiye'de (2:23-25) hem de Celile'de (4:45-48) kendi Yahudi halkı ancak "belirtiler ve harikalar" gördükleri takdirde inanırlardı. Halbuki hiç bir zaman O'na yürekten iman etmiş değildiler. Yani "iyi karşıladılar" deyişinde alaylı bir ifade söz konusudur. Buradaki "kendi memleketi" ifadesiyle hem Yahudiye'yi hem de Celile'yi kastedip bölüm 1:11'deki "kendi yurduna geldi, ama kendi halkı O'nu kabul etmedi" sözünün doğru olduğunu göstermektedir. Bunu Yuh. 4:45-48'de açıkça görebiliriz ki halkı İsa'ya içten inanmıyordu. Üstelik bu üzücü gerçeğe her dört İncil'de de aynı şekilde rastlıyoruz.
34. [s. 138] "Kim yardım istedi? Yüzbaşı mı, ihtiyarlar mı?"
|
İsa Kefernahum'a varınca bir yüzbaşı O'na gelip, "Ya Rab" diye yalvardı, "felçli uşağım korkunç acılar içinde evde yatıyor." İsa, "Gelip onu iyileştireceğim" dedi. Ama yüzbaşı, "Rab, ben layık değilim ki, damımın altına giresin!" karşılığını verdi. "Sen yeter ki bir söz söyle, uşağım iyileşir." (Matta 8:5-8) |
Orada bir yüzbaşının çok değer verdiği kölesi ölüm döşeğinde hasta yatıyordu. İsa'yla ilgili haberleri duyan yüzbaşı, gelip kölesini iyileştirmesini rica etmek üzere O'na Yahudilerin bazı ihtiyarlarını gönderdi. Bunlar İsa'nın yanına gelince içten bir yalvarışla O'na dediler ki, "Bu adam senin yardımına layıktır" (Luka 7:2-4) |
Yüzbaşı yardım istedi. Ama isterken Yahudi ihtiyarlarının aracılık etmeleriyle yardım istedi. Ahmet'in bir tanıdığı aracılığıyla istekte bulunmasını, tanıdığına değinmeden şöyle açıklayabiliriz, "Ahmet, Mehmet'ten şunu istedi." Fakat herhangi bir çelişkiye düşmeden, "Ahmet Mehmet'e tanıdığını yolladı. O da Ahmet için Mehmet'ten şunu istedi" de diyebiliriz. İşte Matta olayı daha kısa ve öz şekilde (7 ayet ile; Luka da 10 ayet ile) açıklarken arada bulunanlardan söz etmeyip yüzbaşının ilk şahıs olarak İsa'dan yardım istediğini anlatmaktadır. Bu da Matta'nın amacından kaynaklanan niteliklere uygundur (Bkz. VII. Bölüm - İncil mi İnciller mi?).
35. [s. 138] "Çıkarken mi, yaklaşırken mi?
İki kör mü bir kör mü?"
|
Eriha'dan ayrılırlarken büyük bir kalabalık İsa'nın ardından gitti. Yol kenarında oturan iki kör adam, İsa'nın oradan geçmekte olduğunu duyunca, "Ya Rab, ey Davut Oğlu, halimize acı!" diye bağırdılar.(Matta 20:29-30) Sonra Eriha'ya geldiler. İsa, öğrencileri ve büyük bir kalabalıkla birlikte Eriha'dan ayrılırken, Timay oğlu Bartimay adında kör bir dilenci yol kenarında oturuyordu.(Markos 10:46) |
İsa Eriha'ya yaklaşırken kör bir adam yol kenarında oturmuş dileniyordu. (Luka 18:35) |
İsa herhalde eski Eriha'dan çıkarken yeni Eriha'ya yaklaşırken körleri iyileştirdi. O dönemde iki Eriha vardı - tepede büyük ölçüde yıkıntı olan eski Eriha ve bundan bir kilometre uzakta Romalı kral Herodes'in inşaat ettirdiği yeni Eriha.10 Eski Eriha, Yeşu zamanında yıkılıp İsrail'in kralı Ahab zamanında tekrar yapılmıştı (Yeşu 7:20; I. Krallar 16:33-34). Büyük bir olasılıkla Matta'yla Markos Filistin'li Yahudiler olarak İsa'nın çıktığı eski şehirden, Troas'lı Luka ise İsa'nın yaklaştığı yeni şehirden bahsetmektedir.
İkinci soruya gelince iki kör vardı. Bu, Markos'la Luka'nın bir kişi yazdığı yerde Matta'nın iki kişi yazdığı tek yer değildir (Bkz. Matta 8:28 ve Markos 5:2 ile Luka 8:27'ye). Bu Matta'nın olaylara gözleriyle tanık olduğundan kaynaklanmış olabilir. Her ne ise bu bir çelişki yaratmıyor. Olayın önemli yönlerini anlatmak için bir kişi, hele o kişi diğerinden daha fazla dikkate değerse yeterdir. Örneğin: "Bugün çarşıda Salih Erdoğan'ı gördüm. Senelerdir onu görmemiştim!" derim. Halbuki Salih beyin yanında gördüğüm başka bir arkadaş da vardı. Fakat anlatmak istediğim şey için önemli olmadığından ona değinmeyebilirim.
36. [s. 139] "Sıpa ile beraber eşek var mıydı?"
|
"Karşınızdaki köye gidin. Hemen orada bağlı bir dişi eşek ve yanında bir sıpa bulacaksınız. Onları çözüp bana getirin." Eşekle sıpayı getirip üzerlerine giysilerini yaydılar, İsa da sıpanın üzerine bindi. .(Matta 21:2, 7) |
"Karşınızdaki köye gidin. Köye girer girmez, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp bana getirin." Sıpayı İsa'ya getirip üzerine kendi giysilerini yaydılar. İsa da sıpaya bindi.(Markos 11:2, 7) "Karşıdaki köye gidin. Köye girince, üzerine daha hiç kimsenin binmediği, bağlı duran bir sıpa bulacaksınız. Onu çözüp bana getirin. . (Luka 19:30) |
Evet, eşek vardı. Matta bu olayı açıklarken, Markos ile Luka'da yazılmayan bir ayrıntı vermektedir. İsa'nın bindiği hayvanın sıpa olduğuna göre eşeğin orada olup olmaması fazla önem taşımıyor. Ama Matta özellikle İsa'dan önceki peygamberler aracılığıyla bildirilen sözlerin ayrıntılı bir şekilde yerine gelmiş olduğunu sürekli vurgulamaktadır. Bunun için Mesih'le ilgili olan Zekeriya 9:9'daki "Siyon kızına deyin ki, 'Bak, alçakgönüllü Kralın, bir eşeğe, evet bir sıpaya, bir eşek yavrusuna binmiş sana geliyor'" sözleri İsa'nın bir eşeğin sıpasına binmesiyle gerçekleştiğini göstermeye özenmektedir. Bu yüzden bu ayrıntı eklenmiş olabilir.
37. [s. 139] "Şehadeti doğru muydu?"
|
Eğer kendim için ben tanıklık edersem, tanıklığım geçerli olmaz.(Yuhanna 5:31) |
Kendim için ben tanıklık ediyorsam da tanıklığım geçerlidir. Çünkü nereden geldiğimi ve nereye gideceğimi biliyorum. Oysa siz, nereden geldiğimi, nereye gideceğimi bilmiyorsunuz.(Yuhanna 8:14) |
İsa'nın şehadeti, söylediği her söz ve yaptığı her şey gibi doğruydu. O'nu suçlamak istedikleri zaman İsrail'in Yüksek Kurulu kendisine karşı tanık aradılar fakat bulamadılar. O günah işlemedi, ağzından hileli bir söz çıkmadı. Sayın Yüksel'in bu soruda çok yüzeysel bir şekilde karşılaştırdığı iki ayete, bağlantılı oldukları ayetlerle birlikte bakılırsa gerçek bir çelişki yoktur tabii. Yuhanna 5:30-32'de İsa'nın dediğini şu sözlerle açıklayabiliriz: "Eğer sırf kendiliğimden tanıklık edersem, yani Tanrı'nın bana verdiği sözlerine bağımsızca kendim için tanıklık edersem tanıklığım geçerli ve doğru olmaz. Halbuki Tanrı da aynısını tanıklık eder." Yuhanna 8:13-18'de Ferisiler (Aynen Sayın Yüksel'in yaptığı gibi) İsa'nın önceki sözlerini yanlış bir şekilde kendisine karşı kullanmaya çalışıyorlardı. Bu sefer İsa kendi sözlerinin doğru ve güvenilir olduğunu vurguluyor, hatta öncekine benzer sözlerle bile bunu ispatlıyor (8:16-18). Her iki bölümde de İsa'nın vurgulamak istediği gerçek, kendisinin Baba Tanrı'yla bir olmasıdır.
38. [s. 140] "Ağaç ne zaman kurudu? Ağacın suçu neydi?"
|
İsa sabah erkenden kente dönerken acıkmıştı. Yol kenarında gördüğü bir incir ağacına yaklaştı. Ağaçta yapraktan başka bir şey bulamayınca ağaca, "Sonsuza dek artık meyve vermeyesin!" dedi. İncir ağacı hemen o anda kurudu. Öğrenciler bunu görünce şaşkına döndüler. "İncir ağacı birdenbire nasıl kurudu?" diye sordular.(Matta 21:18-20) |
Ertesi gün Beytanya'dan çıktıklarında İsa acıkmıştı. Uzakta, yapraklanmış bir incir ağacı görünce üzerinde belki incir bulurum diye yaklaştı. Ağacın yanına vardığında yapraktan başka bir şey bulamadı. Çünkü incir mevsimi değildi. İsa ağaca, "Artık senden hiç kimse bir daha meyve yemesin!" dedi. Öğrencileri de bunu duydular. Sabah erkenden incir ağacının yanından geçerlerken, ağacın kökten kurumuş olduğunu gördüler. Olayı hatırlayan Petrus, "Rabbî, bak! Lanetlediğin incir ağacı kurumuş!" dedi. (Markos 11:12-14, 20-21) |
Ağaç çok kısa zaman içerisinde kurudu, fakat Markos'ta açıkça belirtildiğine göre İsa'nın ağacı lanetlediğinden sonraki gün öğrenciler kurumuş olduğunu görünce İsa'ya sordular. Matta'da hikâye özetlenip kısaltılmıştır. Bu Matta'da sık sık rastlanan bir nitelik olup, orada bulunan hikâyelerin sürekli zamandizine göre değil ama bazen konulara göre düzenlenmiş olduğu görülmektedir. (Örneğin: Matta 9:18-26'i Markos 5:21-43'le karşılaştırın.) Markos 11:12-14 ile 20-24'teki iki ayrı gün oluşan olay Matta 21:18-22'de ait olduğu tek konuya göre birleştirilmiştir. Matta 21:20'deki "Öğrenciler bunu görünce" ifadesi ertesi günle ilgilidir. Ama önemli olan ağacın İsa'nın sözü üzerine çabucak kurumuş olmasıdır.
Bunun için "ağacın suçu neydi?" sorusu daha esaslıdır. Tabii ki ağacın suçu yoktu. Fakat ikiyüzlü din adamlarının suçu vardı. İşte bu hareketle İsa onları gözle görülür bir şekilde ikaz ediyordu. İncir ağaçları genellikle meyvesi çıktığı zaman veya biraz sonra bile yapraklanırmış. İncir mevsimi olmadığı için İsa bu nadir yapraklı ağaca yaklaştı. Yaprakları olması meyvesi olduğunu da ilan ediyordu. Fakat ilan ettiği şey yalandı. Meyvesi yoktu. Bunun için meyvesi olduğunu ilan eden fakat meyvesiz olan bu ağacı İsa lanetledi.
Kutsal Kitap'ta incir ağacı İsrail oğullarını simgeleyen bir semboldur (Bkz. Yeremya 24:1-8; Hoşea 9:10; Nahum 3:12). Allah'ın onlardan beklediği de "iyi incirler"di, yani sevgi, doğruluk, sadakat, dolu olmak gibi. İsa da Kendisiyle İsrail'le ilgili şu benzetmeyi açıklamıştı: "Adamın birinin bağında dikilmiş bir incir ağacı varmış. Adam gelip ağaçta meyve aramış, ama bulamamış. Bağcıya, 'Bak' demiş, 'ben üç yıldır gelip bu incir ağacında meyve arıyorum, bulamıyorum. Onu kes. Toprağın besinini neden boş yere tüketsin?'" (Luka 13:6-9). İsa, İsrail ağacının sahibi olarak üç yıl boyunca meyve aradıktan sonra son kere Kudüs'e geldi. Varır varmaz tapınağa gitti, her tarafı gözden geçirerek "meyve" durumunu yokladı (Markos 11:11). Tapınakta gözüne çarpan, dua edenler yerine satıcılardı. Ertesi gün Kudüs'e dönerken meyvesiz incir ağacını lanetledi (Markos 11:12-14). Ondan hemen sonra tapınağa gidip satıcıları tapınaktan kovmaya başladı (Markos 11:15-19).
İşte İsa'nın lanetlediği bol yapraklı ama meyvesiz ağaç ibretinin anlamı çok açıktır. İsa, kendilerini Tanrı'ya çok meyve verenler olarak gösteren ikiyüzlü din adamlarını lanetliyor, onları İsrail ağacının pek yakında kesileceği hakkında uyarıyordu. Matta 23'teki İsa'nın tekrarladığı "Vay halinize ey din bilginleri ve Ferisiler, ikiyüzlüler!" sözlerine bakınız. Sayın Yüksel'in kitabında alıntı yaptığı Delhi'li yazar, alakası olmayan saçma sapan yorumlarıyla İsa'nın yaptıklarından hiçbir şey anlamadığını ortaya koymuş bulunuyor. Sakınsınlar da, Kudüs'teki din bilginlerinin uğradığı mahkûmiyete uğramasınlar.
39. [s. 141] "Horoz kaç kere öttü?"
|
"Sana doğrusunu söyleyeyim" dedi İsa, "bu gece horoz ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin."(Matta 26:34) İsa, "Sana şunu söyleyeyim, Petrus, bu gece horoz ötmeden sen beni tanıdığını üç kez inkâr edeceksin" dedi.(Luka 22:34) İsa şöyle cevap verdi: "Benim için canını mı vereceksin? Sana doğrusunu söyleyeyim, horoz ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin."(Yuhanna 13:38) |
"Sana doğrusunu söyleyeyim" dedi İsa, "bugün, bu gece, horoz iki kez ötmeden sen beni üç kez inkâr edeceksin." (Markos 14:30) |
Markos'ta yazıldığı gibi horoz iki kere öttü. Markos Petrus'un yardımcısıydı ve özellikle Petrus'la ilgili olaylara daha ayrıntılı bir şekilde tanıklık etmektedir. Horoz ilk kez öttüğünde Petrus aldırmamış tövbe etmemişti. Ancak ikinci kez öttüğünde İsa'nın dediğini hatırladı ve hüngür hüngür ağlayarak tövbe etti. Aslında bir fark yoktur. "Yemeye çağıran zil çalmadan önce yetişin" ile "zil ikinci kez çalmadan önce yetişin" ifadeleri arasındaki fark gibidir. Birisi sadece biraz daha ayrıntılı olarak açıklıyor.
40. [s. 141] "Haç'ı kim taşıdı? Simun mu, İsa mı?"
|
Askerler İsa'yı götürürken, kırdan gelmekte olan Simun adında Kireneli bir adamı yakaladılar, çarmıhı sırtına yükleyip İsa'nın arkasından yürüttüler. (Luka 23:26) |
Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası - İbranicede Golgota - denilen yere çıktı.(Yuhanna 19:17) |
Bizi çok seven ve Kendini uğrumuza feda eden Kurtarıcımız İsa haçı taşıdı. Zalimce dövülüp kamçılandığı halde, İsa yine de vali konağından Kudüs şehir kapısına kadar çarmıhını taşıyarak "dışarı" çıkabildi (Yuhanna 18:28 ile Markos 15:20'ye bkz.). Orada zayıflığı ve kan kaybedişinden dolayı İsa çökünce askerler "kırdan gelmekte olan Simun adında Kirenli bir adama ...İsa'nın çarmıhını zorla taşıttılar (Markos 15:21). Ondan sonra "İsa'yı Golgota, yani Kafatası denilen yere götürdüler" (Markos 15:22).
Yuhanna neden Simon'u ele almıyor? Çünkü bu ayrıntı Yuhanna İncili'nin amacına uygun değildi (Bkz. VII. Bölüm - "İncil mi İnciller mi?). İsa'nın çarmıhtaki ölümüne, O'nun kararlılığı ve Baba'sına olan itaatkârlığı açısından bakmak mümkündür. Ayrıca ölümüne O'nun çektiği acılar ve verdiği mücadele açısından bakmak da mümkündür. Her iki perspektif de doğrudur ve ikisi de her iki İncil'de de öğretilmektedir. Fakat Yuhanna özellikle Baba'nın egemen planına ve Oğul'un söz dinlemesine ağırlık vermektedir.
Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için
tıklayınız.
9 Ağustos
2003 tarihinden beri sayfa
gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail
atınız.