[BÖLÜM 9]
YUSUF’UN RENGARENK CEKETİ: BİR UYUM ÖRNEĞİ
UYUM ÖĞRETİŞİ, KUTSAL YAZILAR’DA BİRÇOK DURUMDA GÖRÜLEBİLİR. Örneğin, hainliği ihanet ile sonuçlanan ve ardından da Mesih’in infazını getiren Yahuda’nın hareketinde bunu görmekteyiz. Yahuda’nın bu kötü eylemi, İsa’nın yargılanması için Yahudi olmayanlara teslim edilmesinde Yahuda’yı bir aracı olarak kullanarak, bir peygamberliği yerine getirdi. İnsan tarihinin bu en büyük sahnesinde Kayafa, Hirodes ve Pontius Pilatus’un da rol almasına rağmen, bu suçta aslan payı Yahuda’ya aitti.
Son yargı geldiğinde, Yahuda ayakta dikilip bu Kefaret olayına katkıda bulunduğu için bir ödül isteyebilecek mi? Şunu diyemez mi, “Ben olmasaydım, İyi Cuma, iyi değil Kötü olurdu”? Mesih’in ölüm yıl dönümünü “İyi” Cuma diye adlandırmamız, o gün yaşananları insan başlangıcı için şeytani kabul ettiğimiz gibi, o günü de insan tarihi için en kazançlı gün olarak gördüğümüzü gösterir. Eğer Yahuda, kurtuluş tasarısında Tanrı Yahuda’yı kullandı diye bu utanç verici suçundan ötürü erdem talebinde bulunmuş olsaydı, bu girişimi kesinlikle başarısızlıkla sonuçlanırdı. Tanrı’nın kendi kurtarıcı ilahi taktiriyle, bu olaydan iyi bir şey çıkarması, Yahuda’yı suçsuz yapmaz.
Aynı şey Firavun için de söylenebilir. Firavun’un yüreği katılaşmasaydı, Mısır’dan çıkış olmazdı. Mısır’ın kralı, Yahudilerin Mısır’dan çıkışına yardım ettiği için cennette bir ödül talep edebilir mi? Sorunun yanıtı, sorunun kendisidir.
Muhteşem Uyum Tasarıları
Şeytan’ın kışkırtması ile Eyüp’ün çiftlik hayvanlarını çalan Kildaniler, Eyüp bu büyük sınavdan geçtiği için kendilerine pay çıkarabilirler mi? Eyüp’ün hikayesi, geniş oyuncu kadrosu olan bir tiyatro oyunudur. Oyuncular ise Eyüp, Sabalılar, Kildaniler, Şeytan ve Tanrı’dır. Eyüp’e eziyet eden kimdi? Tanrı mı, Şeytan mı, Kildaniler mi? Muhteşem bir uyum tasarısı içinde hepsi.
Kildaniler’in suçunu düşünelim. Tanrı’nın mahkemesinde sanık kürsüsünden, Eyüp’e olan saldırılarından ötürü Şeytan’ı suçlayışlarını duymayacak mıyız? Kildaniler’in savunması, “Şeytan bize bunu yaptırdı” olacaktır. Sonra Şeytan’a dönülecek, o da “Tanrı bana bunu yaptırdı” diyecek. Böyle ardışık olarak sorumluluğu bir başkasına yükleme davranışını, ilk olarak Aden Bahçesi’nde, kendi isyanından ötürü Adem’in Havva’yı, Havva’nın da yılanı suçladığı zaman görmüştük. Yılanın ise Tanrı’dan başka suçlayacak kimsesi kalmamıştı.
Aslında Şeytan, Eyüp’ün çiftlik hayvanlarını çalması için Kildaniler’i zorlamadı. Kildaniler de saf, bozulmamış ve aniden iradesi Eyüp’ten çalmaya zorlanmış bir halk değildi. Baştan beri sığır hırsızıydılar. Tanrı, Eyüp’ün etrafına, Eyüp’ü Şeytan’ın ve insanların saldırısından koruyacak bir çit koymuştu. Çit kaldırıldığında, Şeytan da Eyüp’e karşı düzenlediği saldırılarının bağını çözme fırsatını yakaladı. Şeytan, başından beri Eyüp’ün çiftlik hayvanlarına şüphesiz göz dikmiş olan Kildaniler’in kötü emellerini kullandı. Eyüp’ün denenmesinde Tanrı’nın güttüğü amaç, Şeytan’ın iftiraları karşısında Eyüp’ün haklı olduğunu ispatlamak ve kendi gücünü ve görkemini göstermekti. Şeytan’ın amacı ise, Tanrı ile alay etmek ve insanın tek başına bırakıldığında Tanrı’ya değil Şeytan’a hizmet edeceğini ispatlamaktı. Kildaniler’in kendi yapacakları işler vardı. Başlangıçta, Eyüp’ü kendilerine karşı savunmasız bırakan bu evrensel tiyatroyla alakalı değillerdi. Onları ilgilendiren şey sığırlar ve ticari kazançlarıydı. Burada, çeşitli güdülere sahip ve Tanrı’nın isteğini yerine getirmek için birlikte çalışan değişik oyuncular görmekteyiz. Bu ortak çalışma, ya da sinerjizm, bir uyum gizemi örneğidir.
Belki de Kutsal Yazılar’daki uyumu anlatan en belirgin örnek, Yusuf’un hayat hikayesidir. Yusuf’un sorunları, Yusuf gençken, sadece on yedi yaşındayken başlamıştı. Yakup yaşlıyken doğduğu için ata Yakup, Yusuf’a karşı bir kayırıcılık gösteriyordu. Bu da, Yusuf’un abileri arasında derin bir kıskançlığa ve öfkeye neden oldu. Abilerinin Yusuf’a karşı olan nefretleri, Yusuf’un onlara gizemli rüyalarını anlatmasıyla daha da arttı:
İsrail Yusuf’u öbür oğullarının hepsinden çok severdi. Çünkü Yusuf onun yaşlılığında doğmuştu. Yusuf’a uzun, renkli bir giysi yaptırmıştı. Yusuf’un kardeşleri babalarının onu kendilerinden çok sevdiğini görünce, ondan nefret ettiler. Yusuf’a tatlı söz söylemez oldular.
Yusuf bir düş gördü. Bunu kardeşlerine anlatınca, ondan daha çok nefret ettiler. Yusuf, “Lütfen gördüğüm düşü dinleyin!” dedi, “Tarlada demet bağlıyorduk. Ansızın benim demetim kalkıp dikildi. Sizinkilerse, çevresine toplanıp önünde eğildiler.”
Kardeşleri, “Başımıza kral mı olacaksın? Bizi sen mi yöneteceksin?” dediler. Düşlerinden, söylediklerinden ötürü ondan büsbütün nefret ettiler.
Yusuf bir düş daha görüp kardeşlerine anlattı. “Dinleyin, bir düş daha gördüm” dedi, “Güneş, ay ve on bir yıldız önümde eğildiler.”
Yusuf babasıyla kardeşlerine bu düşü anlatınca, babası onu azarladı: “Ne biçim düş bu?” dedi, “Ben, annen ve kardeşlerin gelip önünde yere mi eğileceğiz yani?” Kardeşleri Yusuf’u kıskanıyordu, ama bu olay babasının aklına takıldı.(Yaratılış 37:3-11)
Yusuf’un rüyaları, Yakup’u kızdırmıştı. Abilerini ise daha çok kızdırmıştı. Abileri, Yusuf’u aralarından atmak için düzen kurmaya başladılar:
Kardeşleri onu uzaktan gördüler. Yusuf yanlarına varmadan, onu öldürmek için düzen kurdular. Birbirlerine, “İşte düş hastası geliyor” dediler, “Hadi onu öldürüp kuyulardan birine atalım. Yabanıl bir hayvan yedi deriz. Bakalım o zaman düşleri ne olacak!”
Ruben bunu duyunca, Yusuf’u kurtarmaya çalıştı: “Canına kıymayın” dedi, “Kan dökmeyin. Onu şu ıssız yerdeki kuyuya atın, ama kendisine dokunmayın.” Amacı Yusuf’u kurtarıp babasına geri götürmekti. (Yaratılış 37:18-22)
Kardeşlerin arasındaki tartışma, tasarılarını cinayete doğru yönlendirdiğinde Ruben araya girdi ve başka bir tasarı sundu. Yusuf’u düpedüz öldürmemeyi fakat çaresiz bir şekilde bir kuyuya atmayı önerdi. Ruben, gizlice kuyuya dönüp Yusuf’u kurtarmayı tasarlıyordu. Fakat Mısır’a doğru yol alan bir kervanın oradan geçmesi ile kendiliğinden ortaya çıkan bir başka çözüm yolu yüzünden Ruben’in bu tasarısı, bir kenara atılmış oldu:
Yusuf yanlarına varınca, kardeşleri sırtındaki renkli uzun giysiyi çekip çıkardılar ve onu susuz, boş bir kuyuya attılar.
Yemek yemek için oturduklarında, Gilat yönünden bir İsmaili kervanının geldiğini gördüler. Develeri kitre, pelesenk, laden yüklüydü. Mısır’a gidiyorlardı. Yahuda, kardeşlerine, “Kardeşimizi öldürür, suçumuzu gizlersek ne kazanırız?” dedi, “Gelin onu İsmaililer’e satalım. Böylece canına dokunmamış oluruz. Çünkü o kardeşimizdir, aynı kanı taşıyoruz.” Kardeşleri kabul etti. Midyanlı tüccarlar oradan geçerken, kardeşleri Yusuf’u kuyudan çekip çıkardılar, yirmi gümüşe İsmaililer’e sattılar. İsmaililer Yusuf’u Mısır’a götürdüler. (Yaratılış 37:23-28)
Yahuda üçüncü büyük kardeşti. Ruben ise en büyük olanlarıydı; baba tarafından bereketlenecek olan ve ailenin egemenliği vaadini alacak olan erkek çocuktu. Ancak Ruben, kardeşleriyle beraber Yusuf’tan sadece kurtulmayı değil aynı zamanda kar elde etmeyi de tasarlamıştı.
Yusuf’un hayatında sonradan gerçekleşen olaylar, Alexander Dumas’ın The Count of Monte Cristo (Monte Cristo Kontu) adlı eserinin bir özeti gibidir. İlk olarak Yusuf, Mısır hükümetinde üst düzeyde bir memur olan Potifar’a köle olarak satıldı. Ancak, sürgünde ve köle olan Yusuf başarılı oldu ve efendisine sunduğu mükemmel hizmetiyle efendisinin övgüsünü kazandı. Sonra Yusuf, Potifar’ın karısının kendisine sunduğu cinsel teklifleri reddedince Potifar’ın karısı tarafından yalan yere suçlandı. Reddedilen kadın Yusuf’tan öç almak istedi ve Yusuf hapse atılıp orada yıllarca kaldı. Yusuf yabancı bir ülkedeydi ve atalarının Tanrı’sına tapınıldığı kültürden uzaklaştırılmış, onun için değerli olan her şeyden ayrı kalmıştı. Bu geçen kayıp yıllar boyunca Yusuf’un inancının bütünlüğünü nasıl koruduğunu merak etmekten başka bir şey yapamayız. Ancak, Yusuf bunu yaptı. Onu Potifar’ın karısının bu yasak davetlerine dayanmaya yönlendiren şey imanıydı:
Yusuf’u evinin ve sahip olduğu her şeyin sorumlusu atadığı andan itibaren RAB Yusuf sayesinde Potifar’ın evini kutsadı. Evini, tarlasını, kendisine ait her şeyi bereketli kıldı. Potifar sahip olduğu her şeyin sorumluluğunu Yusuf’a verdi; yediği yemek dışında, hiçbir şeyle ilgilenmedi.
Yusuf güzel yapılı, yakışıklıydı.
Bir süre sonra efendisinin karısı ona göz koyarak, “Benimle yat” dedi.
Ama Yusuf reddetti. “Ben burada olduğum için efendim evdeki hiçbir şeyle ilgilenme gereğini duymuyor” dedi, “Sahip olduğu her şeyin yönetimini bana verdi. Bu evde ben de onun kadar yetkiliyim. Senin dışında hiçbir şeyi benden esirgemedi. Sen onun karısısın. Nasıl böyle bir kötülük yapar, Tanrı’ya karşı günah işlerim?” (Yaratılış 39:5-9)
Eski Antlaşma’nın özelliklerinden birisi de, iman kahramanlarını her yönüyle betimlemesidir. Bu kahramanların birçoğu da, Shakeapeare’in ölümcül ahlaki kusurlar sergileyen kahramanlarına benzer bir şekilde tanımlanmıştır. Ancak, Yusuf’ta böyle bir kusur bulmamız için bir mikroskop gereklidir. Yusuf, yaşamını anlatan hikaye boyunca, neredeyse Mesih’inkine benzer bir erdeme sahip görünmektedir. Potifar’ın karısının tekliflerini reddederken, efendisi Potifar’a karşı günah işleyemeyeceğini, efendisinin ona güvenini sarsamayacağını söyledi. Bunun da ötesinde Yusuf, Potifar’ın karısının isteklerine razı olmanın Tanrı’ya karşı günah işlemek anlamına geldiğinin de farkındaydı. Bu isteklere razı olmak istemiyordu. Tanrı’ya olan itaatinden ötürü Yusuf, kendisini hapiste buldu. Orada da, mahkumlarla arkadaş oldu:
Yusuf’u yakalayıp zindana, kralın tutsaklarının bağlı olduğu yere attı. Ama Yusuf zindandayken RAB onunla birlikteydi. Ona iyilik etti. Zindancıbaşı Yusuf’tan hoşnut kaldı. Bütün tutsakların yönetimini ona verdi. Zindanda olup biten her şeyden Yusuf sorumluydu. Zindancıbaşı Yusuf’un sorumlu olduğu işlerle hiç ilgilenmezdi. Çünkü RAB Yusuf’la birlikteydi ve yaptığı her işte onu başarılı kılıyordu. (Yaratılış 39:20-23)
Yusuf, zindanda bile iyi olmaya devam etti. Örnek bir mahkumdu ve zindancıbaşının saygısını kazanmıştı. Yusuf’un hapsedilmesinde göze çarpan şey, esirliğinde bile Tanrı’nın onunla birlikte olduğu ve yumuşak merhametiyle onu koruduğuydu. Yusuf, abileri ve Potifar tarafından terk edilmişti fakat Tanrı tarafından terk edilmemişti.
Yusuf’un zindanda edindiği arkadaşları da onu yüzüstü bıraktı:
“Düş gördük ama yorumlayacak kimse yok” dediler.
Yusuf, “Yorum Tanrı’ya özgü değil mi?” dedi, “Lütfen düşünüzü bana anlatın.”
Baş saki düşünü Yusuf’a anlattı: “Düşümde önümde bir asma gördüm. Üç çubuğu vardı. Tomurcuklar açar açmaz çiçeklendi ve salkım salkım üzüm verdi. Firavun’un kasesi elimdeydi. Üzümleri alıp Firavun’un kasesine sıktım. Sonra kaseyi ona verdim.”
Yusuf, “Bu şu anlama gelir” dedi, “Üç çubuk üç gün demektir. Üç gün içinde Firavun seni zindandan çıkaracak, yine eski görevine döneceksin. Geçmişte olduğu gibi yine ona sakilik yapacaksın. Ama her şey yolunda giderse, lütfen beni anımsa. Bir iyilik yap, Firavun’a benden söz et. Çıkar beni bu zindandan. Çünkü ben İbrani ülkesinden zorla kaçırıldım. Burada da zindana atılacak bir şey yapmadım.” (Yaratılış 40:8-15)
Yusuf, sakinin ve fırıncının düşlerini yorumladıktan sonra saki, Firavun’a olan hizmetine geri döndü. Fakat Yusuf’u unuttu. Yusuf, perişan bir halde zindana terk edilmişti. Firavun, hiçbir bilge adamının yorumlayamadığı, rahatsız edici düşünü görene kadar aradan çok uzun zaman geçmemişti. Sonunda saki, Yusuf’u hatırladı ve Yusuf’un yeteneklerini Firavun’a överek anlattı.
Yusuf Firavun’un düşünü başarılı bir şekilde yorumladığında, ülkede en önemli ikinci kişi olma konumuna getirilmekle ödüllendirildi. Tüm bu olanlar, ilerde Yusuf’un kardeşleriyle tekrar bir araya gelmesine zemin hazırlamak içindi. Hikaye doruk noktasına ulaşıp Yusuf’un kimliği abilerine açıkladığında, abileri Yusuf’un intikam almasından korkarak geriye çekildiler:
Babalarının ölümünden sonra Yusuf’un kardeşleri, “Belki Yusuf bize kin besliyordur” dediler, “Ya ona yaptığımız kötülüğe karşılık bizden öç almaya kalkarsa?” Böylece Yusuf’a haber gönderdiler: “Babamız ölmeden önce Yusuf’a şöyle söyleyin diye buyurmuştu: ‘Kardeşlerin sana kötülük yaptılar, lütfen onların suçunu, günahını bağışla.’ Ne olur şimdi günahımızı bağışla. Biz babanın Tanrısı’nın kullarıyız.” Yusuf bu haberi alınca ağladı.
Bunun üzerine kardeşleri gidip onun önünde yere kapanarak, “Senin köleniz” dediler.
Yusuf, “Korkmayın” dedi, “Ben Tanrı mıyım? Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi. (Yaratılış 50:15-20)
Tanrı’nın Uyum Gizemlerindeki Yüce Amacı
Yusuf, babasının isteği üzerine abilerini bağışladı. Onların suçunu önemsiz kılmadı fakat olayda Tanrı’nın yüce amacına dikkat çekti. “Siz bana kötülük düşündünüz, ama Tanrı bugün olduğu gibi birçok halkın yaşamını korumak için o kötülüğü iyiliğe çevirdi.” dedi. Kutsal Kitap’ın uyum öğretişinin locus classicusu, yani kalbi işte budur. Tanrı, ilahi taktiriyle Yusuf’un hayatının bütünüyle ilgilendi. Yusuf’un Mısır’a getirilmesi Tanrı’nın eli sayesinde oldu. Bu, günahkar davranışlarından ötürü Yusuf’un abilerini suçsuz çıkarmadı fakat Tanrı kendi amacını yerine getirmek için insanların kötü düzenlerini kullanarak hareket etti.
Yusuf, Tanrı’nın istemi ile abilerinin istemi arasındaki farkı vurguladı. İstem kavramı, insanın kişiliğinin ve iradesinin merkezinde yatmaktadır. İsteğe bağlı hareketler istem içerir. Kalbimin atması, isteğime bağlı olmayan bir harekettir; kalbimin atmasını istememe rağmen kalbim, ben istiyorum diye atmaz. Ahlaki davranışlar ise tersine, bir sebebe dayalı olarak, istem ile yapılan davranışlardır. Yapılması düşünülen davranışlardır. Aslında, “kaza” durumlarındaki suçlar için yasada önlemler vardır. Bu tür suçlar, istemimiz doğrultusunda büyür veya küçülür. Arabamızı bir başkasının arabasına çarpmayı tasarlamamış olabiliriz fakat arabamızı sürerken olabildiğince hızlı sürmeyi düşünmüş olabiliriz. Eğer arabamızı bir başkasının arabasına hız yaparken çarparsak, bu ihmalkarlığımızdan ötürü sorumlu oluruz.
Tanrı’nın istemleri her zaman iyidir. Tanrı’da grilik veya ihmalkarlığa düşme yoktur. Tanrı açık bir şekilde Yusuf’un köleliğe satılmasını istedi. Bundaki amacı tamamen kutsaldı. Bu sona ulaşmak için kullandığı araçlar, kendi yarattıklarının kötü emelleriydi. Bu kişiler, Tanrı’nın isteminden tamamen farklı bir şey istiyorlardı. Kötülük düşünüyorlardı. Kötü olanı yaptılar. Bu kötülüklerden ötürü sorumludurlar.
Bir bebeğin ağlayışının tarihin yönünü nasıl değiştirdiğini gördük. Tanrı, aynı bebek Musa’ya kendi taktiri uyarınca baktığı gibi, Yusuf’un hayatında meydana gelen her şeyi de O yönetti. Eğer “peki ya?” oyununu Yusuf ile oynarsak, Yusuf’un renkli ceketine kadar geriye gideriz. Eğer ortada bir ceket olmamış olsaydı, kardeşlerin arasında belki de bu kadar çok imrenme ve kıskançlık olmayacaktı. Kıskançlık olmasaydı, Yusuf Midyanlı tüccarlara satılmayacaktı. Ve eğer Midyanlı tüccarlar ters yönde yol alıyor olsalardı, Yusuf asla Mısır’a gidemeyecekti. Mısır’a gitmeseydi, Potifar’a satılmayacaktı. Eğer başka birisi onu satın alsaydı, Potifar’ın karısıyla karşı karşıya gelmeyecekti. Potifar’ın karısı olmasaydı, zindan da olmazdı. Zindan olmasaydı, Yusuf saki ve fırıncıyla tanışmayacaktı. Yusuf, saki ile tanışmasaydı, asla Mısır’ın başbakanı olmayacaktı.
Oyuna devam edelim. Eğer Yusuf, Mısır’ın başbakanı olmasaydı, Yahudiler asla Goşen bölgesine yerleşemeyeceklerdi. Eğer bu olmasaydı, Yahudiler asla Mısır’da köle olmayacaklardı. Kölelik olmasaydı, Musa adında ağlayan bir bebeğin kurtarılmasına gerek kalmayacaktı. Musa olmasaydı, Mısır’dan Çıkış da olmayacaktı. Mısır’dan Çıkış olmasaydı, Yasa da olmayacaktı ... Ve oyun ta İsa’ya ve İsa’nın çarmıhtaki kurtarış işine kadar devam eder.
Bu “Peki ya?” yığınını iç içe geçirdiğimizde, eğer Yusuf’un renkli ceketi olmasaydı Hıristiyanlık diye bir şeyin olmayacağı ve insan tarihinin her bölümünün değişik bir şekilde sonlanacağı sonucuna varırız. İşte burada, ilahi taktire ait bir uyum gizemi yer almaktadır. Tanrı iyi olanı düşündüğü için, kulu Yusuf, abilerinin kıskançlık ve hasretlerinin kurbanı oldu.
Tanrı değişik bir kurtuluş tasarısı ile de çalışabilirdi, bu gayet mümkündür. Kurtarma işini yerine getirmek için Yusuf’un ceketine ihtiyacı yoktu. “Peki ya?” oyunumuz görüldüğü gibi sadece bir oyun. Bu oyun, ilginç bir mantık yürütme yapar, hepsi bu kadar. Tanrı, insan tarihiyle böyle oyunlar oynamaz. Tanrı’nın taktirine dayalı yönetimi ciddi bir iştir. Geriye kalan şey, Yusuf’un hayatında gerçekleşen olayların yazıldığı gibi yerine geldiğidir. Bu olaylar, Tanrı’nın kusursuz isteminden ötürü eninde sonunda yerine gelmiştir. Tanrı’nın olmasını düşündüğü şeyler, uyum gizemi bağlamında yerine gelmiştir.