[BÖLÜM 19]
SAHTE MUCİZELER
TANRI’NIN BUGÜN MUCİZELER YAPIP YAPMADIĞI SORUSUNUN ETRAFINDA dönen konu, karmaşık ve çoğu zaman alevlendiricidir. Eğer evangelical taraftan olan bir kişi bu zamanda yapılan mucizelere inanmadığını söylerse, çoğu zaman bu kişiye şüpheyle bakılır. Şüphenin nedeni, mucizelere inanmamanın doğabilimcilik ile, şüphecilik ile veya Liberalizm ile bağdaştırılmasıdır. (Büyük L harfi ile kullanmış olduğum Liberal kelimesiyle, başka bir şekilde liberal olarak tanımlanan bir kişiyi değil, ayrı bir okul olan teoloji okulunu kastediyorum).
Liberalizm ile evangelicalizm arasındaki tartışmanın önemli bir noktası da Kutsal Kitap’taki mucizeleri içerdiği için, tartışma günümüzdeki mucizeler sorununa da kaymaktadır. Bu noktada, kuruma göre suçlama eğilimi vardır. Liberalizm, bugün mucizelerin meydana gelmediğine inandığı için, bugün mucizelerin olduğunu inkar eden herkesin Liberal olması gerektiği düşünülmektedir. Evangelical olanlar ile Liberal olanlar arasında mucize sorunu üzerindeki ana farklılık, mucizelerin bugün olup olmadığı değil, Kutsal Kitap’ta iddia edildiği gibi geçmişte olup olmadığıdır.
Örneğin John Calvin, bazen Liberal zannediliyordu. Calvin ve Luther, Reform dönemindeyken, birçok kez Roma Katolik Kilisesi tarafından, öğretişlerinin gerçek olduğunu ispatlamaları için mucizeler yapmaya davet edilmişlerdir. Roma, Tanrı’nın Reformcular aracılığıyla değil, Roma Katolik Kilisesi aracılığıyla konuştuğunu ispatlamak için, kendi azizlerinin yazılı mucizelerine başvuruyordu. Onlara göre Reformcular, elçilik görevinin kilisede devam ettiğini veya kilisenin yeni ilahi vahiyin kaynağı olduğunu inkar ediyordu.
Vahiyin devam etmesi üzerindeki tartışma, Reformcuların Sola Scriptura görüşü, yani yazılı özel vahiyin yeterli ve tek kaynağının Kutsal Yazılar olduğu inancı için tehlikeliydi. Roma, böyle özel vahiyin ikinci bir kaynağının kilise geleneğinde yer aldığını ileri sürüyordu. Bu ikinci vahiy kaynağı, on altıncı yüzyılda Trent Konseyi’nde kabul edilmiş ve yirminci yüzyılda XII. Pius Humani Generis’in papa emriyle tekrar onaylanmıştı. Roma, Kutsal Kitap açısından mucizelerin, vahiyin temsilcilerini kanıtlayan veya onaylayan öneminin farkında olduğu için, kendisinin gerçek bir kilise ve Reformcuların yalancı peygamber olduğu iddiasını desteklemek için kilisenin mucizelerine başvurabiliyordu.
Calvin, Fransa kralına yazdığı, onun meşhur Institudes of the Christian Religion (Hıristiyan İnancının Esasları) adlı eserini takdim ettiği mektupta, Reformcuların mucizelerden yoksun olma sorunundan bahsediyordu. Calvin şöyle diyor:
Bizlerden mucizeler isteyerek dürüstçe davranmıyorlar. Çünkü biz, yeni bir müjde uydurmuyoruz fakat Mesih’in ve elçilerin yaptıkları tüm mucizelerle doğrulanan tek gerçeği koruyoruz. Ancak onlarda, bizde olmayan bir özellik var, inançlarını günümüzde meydana gelen bazı mucizelerle doğrulayabiliyorlar! Ve dahası, dıştan iyi göstermeye çalıştıkları fakat akıllarda tereddüt yaratan mucizeler ileri sürüyorlar O kadar gayri ciddi ve saçmalar ki, o kadar boş ve yanlışlar ki.(sy. 8)
Söz sahibi Reformcular, kendi öğretişlerinin, Kutsal Kitap’ın yetkisiyle onaylandığını ileri sürüyorlardı. Bu tartışmalarda görüyoruz ki, ne Roma ne de Reformcular, mucizelerin vahiyin temsilcilerinin gerçekliğini ispat eden belirtiler olarak işlem gördüğü hükmüne karşı gelmiyorlardı, bu noktada hemfikirlerdi. Tartıştıkları nokta, vahiyin elçilerin döneminden sonra devam edip etmediği ve devam eden bu vahiy ve mucizeler aracılığıyla onaylamanın devam edip etmediğiydi. Calvin ve Luther, sadece Roma’nın öğretişinin ve elçisel yetki ve vahiyin devam ettiği iddiasının gerçekliğini değil, aynı zamanda Roma’nın iddia ettiği mucizelerin gerçekliğini de sorguluyorlardı. Reformcular, Roma’nın mucizelerini sadece gayri ciddi değil aynı zamanda sahte olarak da görüyorlardı. Bu mucizelerin gerçek mucize olduklarını tamamen reddediyorlardı.
Bu tartışmada, bir şey gayet açıktır. Tartışılan konu, Tanrı’nın mucizeler yapıp yapamayacağı değil, Kutsal Kitap’ın yegane yazılı özel vahiy kaynağı olup olmadığı idi. Bu nokta, çoğu zaman, mucizelerin devam etmesi üzerinde günümüzde yapılan tartışmalarda göz ardı edilmektedir. Bugün evangelizm içinde, sadece olmasa da özellikle karizmatik kanadında, Tanrı’dan yeni vahiylerin geldiği ve yeni mucizelerin bereketli varlığı iddia edilmektedir. Günümüzde mucizelerin olma olasılığı o kadar büyük görülüyor ki, Hıristiyan kitapevlerinde bununla ilgili posterler satılmakta ve bir çok kilise önderinin eserleri “Bir Mucize Bekle!” ifadesiyle süslenmektedir. Bu çevrelerde mucizeler, sadece muhtemel olarak görülmüyor, bekleniyor da. Evangelistler, rağbet gören vaazlarında mucizeler vaat etmekteler ve hatta bu mucizeleri ulusal televizyon kanallarında da göstereceklerini iddia etmekteler.
Aynı zamanda, birçok evangelicalın, bugün vahiyin devam etmediğine fakat mucizelerin devam ettiğine inandığına da dikkat etmeliyiz. Bu kişiler, başkaları nasıl mucizeler olmadan vahiy gelebileceğine inanıyorsa biz de vahiy olmadan mucize yapan kişilere sahip olabiliriz diyerek mucizeleri vahiyden ayırmaktalar. Bu kişilere göre, mucizelerin, vahiy aracılarını onaylamanın dışında da işlevleri olduğu için, bir vahiy karşılığı olmadan da olmaya devam edebilmektedir.
Bu konu üzerinde klasik Reform görüşü, daha önce gördüğümüz gibi mucizelerin, vahiy aracılarını onaylamanın dışında da işlevleri var olduğudur. Yani mucizeler, vahiy aracılarını onaylamaktan fazlasını da yapabilir. Fakat geride şu soru kalıyor, Mucizeler daha azını yapabilir mi? Burada bir sorun yatmaktadır. Eğer vahiyin aracısı olmayan birisi mucizeler yapabiliyorsa, o zaman mucizeler, vahiy aracısını onaylayan kanıt olarak nasıl işlev görebilir? Eğer hem vahiy aracıları olanlar hem de vahiy aracıları olmayanlar, mucizeler yapabiliyorsa, bir mucizede onaylama değeri olma olasılığı nedir? Eğer yalancı bir peygamber bir mucize yapabiliyorsa, o zaman gerçek peygamber, kendi hizmetinin kanıtı olarak mucizelere başvuramaz. Bu sorun, Yeni Antlaşma’nın, elçilerin yetkisini kanıtlamak için elçilerin yaptığı mucizelere başvurduğunu görmemizle daha da vahim bir hal almaktadır. Bu başvurma, eğer vahiy aracıları olmayanlar mucizeler yapabiliyorsa, açıkça sahte bir başvuru ve yanlış bir iddia olur.
Bir keresinde, Hıristiyan kitapevlerinin bir toplantısında konuşma yapmak için davet edilmiştim. O sıralar, Benny Hinn’in Good Morning, Holy Spirit (Günaydın Kutsal Ruh) adlı kitabı, Hıristiyan piyasasında en iyi satanlar sınıfında bir numaraydı. Konuşmamda sordum, eğer Hinn, yaptığını iddia ettiği mucizeleri yapıyorsa, neden hiç kimse Hinn’in kitabının Yeni Antlaşma’ya dahil edilmesi için destek vermiyor? Hinn, yeni bir vahiye sahip olduğunu, hatta Tanrı’nın ona işitebileceği bir sesle konuştuğunu iddia ediyordu; böylece Hinn, Kutsal Kitap’ta bulunan bir peygamberin kimliğine sahip oluyordu.
Çağdaş mucize yapanlarda bariz bir şekilde eksik olan şeylerden birisi, Kutsal Kitap’taki vahiy aracılarının sergiledikleri mucize türleridir. Benny Hinn, elçileri rezil edercesine, tiyatro kıyafetleriyle bir sahnede kendi mucizelerini sergilemektedir. Hinn, mucizelerini bir mezarlıkta yapmıyor. Günümüzde hangi mucize yapan kişi, suyu şaraba çevirebilir veya dört günlük ölüleri diriltebilir? Benny Hinn Kızıl Deniz’i bölemez ya da baltaları suda yürütemez. Neden? Bugün devam eden mucizelerin kalitesi, Kutsal Kitap’taki vahiyin aracıları tarafından sergilenen mucizelerin kalitesinden daha mı düşüktür? Rab’bin eli mi kısaldı?
Mucizeyi nasıl tanımlarsak tanımlayalım, günümüzdeki mucizeleri, Kutsal Kitap’ta yazılı olan mucizelerden farklı bir sınıfa koymamız gerektiği açıktır. Bugünlerde, devlet tarafından kabul edilmediği sürece kimse yoktan bir şey var edemiyor!
Bu, artık Tanrı’nın kendi ilahi taktiriyle çalışmadığı anlamına mı geliyor? Tanrı, kendi doğaüstü gücünü aramızda kullanmaktan vazgeçip bu gücü kullanmayı bırakmış mıdır? Tanrı, sıra dışı yollarla duaları yanıtlamıyor veya doktorların şifası olmaz dedikleri şifa dileklerini kabul etmiyor mu? Asla! Tanrı hala diridir ve çalışmaktadır. Kendi halkının dualarını olağanüstü yollarla yanıtlamaktadır. Tanrı’nın doğaüstü lütfu, her gün aramızda belirgin biçimde yer almaktadır. Eğer bu şeyleri mucizeler olarak görürsek o zaman mucizelerin hala devam ettiğini kabul etmiş oluruz.
Mucizelerin, vahiy aracılarının onaylama ve Tanrı’nın yazılı Sözü’nün gerçekliğini kanıtlama işlevleri yüzünden ortaya çıkan konuları üç sınıfa ayırıyoruz. Bu sınıflar şunlardır, Tanrının olağan ilahi taktiri, Tanrı’nın sıra dışı ilahi taktiri ve Tanrı’nın mucizeleri (dar anlamda tanımlanmış haliyle). Bu üç sınıf için, Tanrı’nın, kendi sıradan ilahi taktiri ve sıra dışı ilahi taktiri ile işleyişinin devam ettiğini, fakat özel vahiy aracılarını, dar anlamıyla mucizelerle onaylama işinin devam etmediğini söylemekteyiz.
Şeytani Mucizeler
Aranızdan bir peygamber ya da düş gören biri çıkarsa, bir belirtiyi ya da şaşılası bir olayı önceden bildirirse, ‘Bilmediğiniz başka ilahlara yönelip tapınalım’ derse, söz ettiği belirti, şaşılası olay gerçekleşse bile, o peygamberi ya da düş göreni dinlememelisiniz. Tanrınız RAB kendisini bütün yüreğinizle, bütün canınızla sevip sevmediğinizi anlamak için sizi sınamaktadır. (Yasanın Tekrarı 13:1-3)
O gün birçokları bana diyecek ki, ‘Ya Rab, Ya Rab! Biz senin adınla peygamberlik etmedik mi? Senin adınla cinler kovmadık mı? Senin adınla birçok mucize yapmadık mı?’ O zaman ben de onlara açıkça, ‘Sizi hiç tanımadım, uzak durun benden, ey kötülük yapanlar!’ diyeceğim.” (Matta 7:22-23)
Eğer o zaman biri size, ‘İşte Mesih burada’, ya da ‘İşte şurada’ derse, inanmayın. Çünkü sahte mesihler, sahte peygamberler türeyecek; bunlar büyük belirtiler ve harikalar yapacaklar. Öyle ki, ellerinden gelse, seçilmiş olanları bile saptıracaklar. İşte size önceden söylüyorum.
“Bunun için size, ‘İşte Mesih çölde’ derlerse gitmeyin. ‘Bakın, iç odalarda’ derlerse inanmayın. (Matta 24:23-26)
Yasa tanımaz adam, her türlü mucizede, yanıltıcı belirtilerle harikalarda ve mahvolanları aldatan her türlü kötülükte sergilenen Şeytan’ın etkinliğiyle gelecek. Mahvolanlar, gerçeği sevmeye ve böylece kurtulmaya yanaşmadıklarından mahvoluyorlar. İşte bu nedenle Tanrı, yalana kanmaları için onların üzerine yanıltıcı bir güç gönderiyor. Öyle ki, gerçeğe inanmayan ve kötülükten hoşlananların hepsi yargılansın. (2.Selanikliler 2:9-12)
Kutsal Kitap’ın bu örnek metinleri, Şeytan’ın gücü ve aldatması üzerine yapılan ciddi uyarılara dikkat çekmektedir. Şeytan, Aden Bahçesi’nde yılan şeklinde ilk olarak hile ve kurnazlıkla görünmüştü ve Tanrı’nın halkı için yenmesi zor bir düşman olmaya devam etmektedir. Luther’in dediği gibi “Şeytan’ın gücü ve kurnazlığı büyüktür” ve bunlar “acımasız nefret” ile birleştiği için daha da tehlikeli olurlar. Şeytan aldatma sanatında o kadar ustadır ki, bizlere sub species boni, yani iyiliğin himayesi altındaymış gibi görünür. Kendisini bir ışık meleğine dönüştürebilir ve hatta “seçilmişleri” bile saptırmaya çalışır. (bkz. Matta 24:24 ve Markos 12:22).
Kutsal Yazılar, Şeytan’ı bizlerden daha yüce bir varlık olarak tasvir etmektedir. Şeytan bir melektir fakat düşmüş bir melek. Aslında tam anlamıyla söylersek, Şeytan doğaüstü bir varlık değildir. Sıradan “doğada” görmeyi umduğumuz şeylerden daha yüce olabilir fakat bir yaratık olduğu ve doğanın yaratılan düzeninin bir parçası olduğu için, doğal düzene aittir. Şeytan, Tanrı’nın seviyesinde değildir ve değişmeyen tanrısal niteliklerin hiçbirisine sahip değildir. Şeytan bir ruhsal varlıktır fakat sınırlı bir ruhsal varlıktır. Sınırsız, sonsuz, değişmeyen, her şeyi bilen ve her yerde bulunan birisi değildir. Sahip olduğumuzdan daha fazla bilgiye ve daha büyük güce sahip olabilir fakat tanrısal bir güce sahip değildir.
Kutsal Kitap, Şeytan’ın ileri sürdüğü “mucizeler”den bahsederken, Şeytanı’ın işlerini “yanıltıcı belirtiler ve harikalar” (2.Selanikliler 2:9) diye adlandırılır. Buradaki soru, niteleyici terim olan yanıltıcı kelimesinin ne anlama geldiğidir. Bu kelimenin anlamı, Şeytan’ın yanıltıcı bir nedenle gerçek mucizeler yapabilir olması mıdır? Yoksa bu kelimenin anlamı, Şeytan’ın yaptığı belirtiler ve harikaların, sahtekar oyunlar olması ve gerçek mucizeler olmaması mıdır? Teologlar bu soru üzerinde farklı düşünmektedirler.
Şeytan’ın, contra naturam olan işleri yapabilir olması anlamında gerçek mucizeler yapabileceğine inanan kişiler, Şeytan’ın bu işlerinin contra peccatum, yani “günahın karşısında” olmadığını ileri sürüyorlar. Bu teknik ayırım, Şeytan’ın doğaya karşı hareket edebilmesine rağmen asla, en azından ileride, kendi kötü amaçlarına karşı, “günaha karşı” olmaktan çok “günahın yanında” olan bu amaçlarına karşı hareket edemeyeceğini göstermek için tasarlanmıştır. Bunun mantığı, kendi içinde bölünmüş bir evin ayakta duramayacağı ve Şeytan’ın mucizeler yaparak asla kendi amaçlarına karşı hareket etmeyeceğidir. Şeytan’ın mucizeleri daima iyiye ve Mesih’in gerçeğine karşı yönlendirilmiştir. Bu görüşü savunanlar, Şeytan’ın yaptığı mucizeler ile Tanrı’nın yaptığı mucizeleri, Kutsal Yazılar ile sınava tabi tutarak bu iki mucize arasındaki farkı ayırt edebileceğimizi söylemektedirler.
Bu iddia, ölümcül bir yanılgıdan ötürü, bir dolaylı mantık yanılgısından, yani sorunun kanıtlanmış olduğunu düşünmelerinden ötürü zarar görmektedir. Şeytan’ın mucizelerini Kutsal Yazılar’ın içeriğiyle sınamadan önce, bu mucizeleri sınayacak bir Kutsal Yazı bulmamız gerekir. Kutsal Yazılar’ın, vahiy aracıları tarafından, vahiy aracılarının Tanrı’nın sözcüleri olduğunu doğrulamak için sergilenen mucizeler ile onaylandığını biliyoruz. Fakat vahiy aracılarını onaylayan mucizelerin şeytani olmadığını nasıl bileceğiz? Belki de Nikodim, ifadesini değiştirmeliydi: “Rabbi, senin Tanrı’dan, ya da Şeytan’dan, gelmiş bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisiyle olmadıkça kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz.” Aslında Ferisiler, İsa’yı yaptığı mucizeleri Şeytan’ın gücüyle yapmakla suçluyorlardı. Bu noktada Ferisiler, daha sınırlayıcı bir mucize görüşü olan Nikodim’in teolojisine göre daha düşük bir teolojiye sahiptiler.
Bizim de, vahiyin aracıları olmayanların yaptığı mucizeler sorusu ile karşı karşıya kaldığımız sorun, şeytani mucizeler sorunuyla daha da büyümektedir. Eğer şeytan gerçek mucizeler yapabiliyorsa, o zaman mucize yapanların Tanrı’dan geldiğinin onayı için Kutsal Kitap’a göre mucizelere başvurmak, sahte bir başvuru olur.
Bence, Şeytan’ın belirti ve harikalarını tanımlayan “yanıltıcı” kelimesinin, bu belirti ve harikaların sadece amacını değil aynı zamanda yapısını de tanımladığı sonucuna varmak daha anlamlıdır. Bu mucizeler yanıltıcı belirtilerdir çünkü sahte ve taklittirler. Şeytan’ın belirtileri, Musa’nın gücünün aynısını sergilemeye çalışan Mısır’ın büyücülerin yaptığı hayret verici hilelere benzer:
RAB Musa’yla Harun’a şöyle dedi: “Firavun size, ‘Bir mucize yapın’ dediğinde, söyle Harun’a, değneğini alıp Firavun’un önüne atsın. Değnek yılan olacak.” Böylece Musa’yla Harun Firavun’un yanına gittiler ve RAB’bin buyurduğu gibi yaptılar. Harun değneğini Firavun’la görevlilerinin önüne attı. Değnek yılan oluverdi.
Bunun üzerine Firavun kendi bilgelerini, büyücülerini çağırdı. Mısırlı büyücüler de büyüleriyle aynı şeyi yaptılar. Her biri değneğini attı, değnekler yılan oldu. Ancak Harun’un değneği onların değneklerini yuttu. (Mısırdan Çıkış 7:8-12)
Mısırlı büyücülerinin, bugünkü sihirbazlardan farklı sihirleri yoktu. Aralarındaki tek fark, Batı dünyasındaki en çağdaş sihirbazların, sihir yaptıklarını gerçekten iddia etmemeleri ve kendilerine daha çok “illüzyonist” veya eli çabuk ustalar demek istemeleridir. Bu çağdaş gösteri türüne ilgi duyanların olduğu sihirbazlık dükkanları, birçok ticari hile öğrenebilir. Bir zamanlar doğramacılık yapan bir komşum olmuştu. Komşumun uzmanlık alanı, sihirbazlık yapanlara özel dolaplar yapmaktı. Bu dolaplarda, akıllı menteşe düzenekleri, sahte tabanlar, gizli bölmeler ve çoğu zaman aynalar bulunuyordu. Sihirbazlar bugün, bir tavşanı bir şapkada veya bir yılanı açılır kapanır bir boruda saklama konusunda zorluk çekmemektedir. Musa ve Harun, kendi mucizelerini sergilediklerinde, Mısırlı büyücüler de onların bu olağanüstü başarılarının aynısını yapabileceklerini düşündüler. Ancak, sadece yılanları yutulmakla kalmadı, daha sonra ellerindeki hileler bitince ve gerçek mucize yapanların olağanüstü işlerini taklit edemeyince ümitleri de kırıldı.
Çağdaş sihirbazlar tarafından sergilenen hilelerin bazıları, onlara tanık olanları gerçekten hayrete düşürmektedir. Buradaki ironi ise şudur, bu hayrete düşüren hilelerin çoğu büyük yetenek ve yıllarca titiz bir çalışma gerektirmesine rağmen, bu hilelerin bazıları aynı zamanda yapılması en kolay olanlardır.
Lou Costello, “saf” kurbanından, ortaya koyduğu iskambil destesinden, bir kağıt seçmesini isteyerek girdiği bahislerden çok para kazanıyordu. Kağıdı seçen adama, başka bir şehirde gerçekten zihin okuyan birisini tanıdığını söylüyordu. Adamın telefonla bu zihin okuyan adamı arayıp, seçtiği kağıdı bu sihirbaza sorduğu taktirde, sihirbazın adama seçtiği kağıdı uzak mesafeden beyin telepatisiyle söyleyeceğine dair bahse giriyordu. Bu saf kurban bahsi kabul ettiği zaman (aynı bir keresinde Jackie Gleason’un da itiraf ettiği gibi), telefonla sihirbazı arayıp, seçtiği kağıdı sihirbaza soruyordu. Sihirbaz da adama, seçtiği kağıdı düşünmesini söylüyor ve anında telefonda adamın seçtiği kağıdı söylüyordu... Bu her zaman doğru çıkıyordu.
Costello veya sihirbaz bunu nasıl yapıyordu? Bu çok basit bir hileydi. Costello, tüm ülkede elli iki tane “sihirbaz” ayarlamıştı. Her bir sihirbaz bir kağıttan sorumluydu. Costello, destedeki elli iki kağıdın her birinin sihirbazını ve telefon numarasını ezberlemişti. Saf kurbanı bir kağıt seçtiğinde, Costello adama sadece o kağıttan sorumlu olan sihirbazın ismini veriyordu. Ne zaman birisi bu sihirbazı arayıp sihirbaz ile görüşmek istediğini söylese, sihirbaz hangi kağıdı bulması gerektiğini biliyordu.
Şeytan’ın hileleri bundan daha karmaşıktır fakat yine de hile olarak kalırlar. Şeytan’ın hokkabazlığı, Houdini’nkileri aşabilir fakat tek başına yoktan var eden ve ölümden yaşam getiren Tanrı’nın mucizevi gücüne asla yaklaşmaz.
Şeytan’ın hizmetkarları, Musa ve Harun ile olan müsabakalarını kaybettiler. Şeytan’ın hizmetkarları, Karmel Dağı’nda İlyas tarafından bozguna uğratıldılar. Mesih’in çölde veya dünyadaki hizmetinde Mesih’in karşısına çıkamadılar. Şeytan, kendi hizmetinde İsa’nın gerçek mucizevi gücünü kullanmak için İsa’yı ayartmaya çalıştı. Şeytan, İsa’nın gücüne imrenmişti. Simun Magus da, bir boş uğruna Kutsal Ruh’un gücünü satın almaya çalıştı (bkz. Elçilerin İşleri 8:9).
Tanrı’nın ilahi taktiri, Tanrı’nın gücü ile hizmet eder. Mucizeler, Tanrı’nın yaratılanlar ve tarih üzerindeki egemenliğinin bir parçasıdır. Tanrı’nın sözü, Tanrı’nın karanlık güçlere teslim etmek istemediği gücü ile mutlak suretle onaylanmıştır. Şeytan’ın hileleri, Tanrı’nın mucizevi onaylaması ile gerçeği doğrulanmış ve onaylanmış Tanrı Sözü tarafından açığa çıkarılmıştır.
Bugün kilise, kendilerinde elçilerin gücü ve yetkisi olduğunu iddia edenlerin ciddi tehlikesi ile karşı karşıyadır. Bu konuda Hıristiyanlar, bu tür iddialarda bulunanlardan kaçmalı ve uyanık olmalıdır.