http://www.hristiyan.net

 

Temeller Ana Sayfa

 

Kitap Ana Sayfa

 

4. İNSAN İLİŞKİLERİ

 

 

GİRİŞ

EVLİLİK VE AİLE

1. EVLİLİK NEDİR?

a) Ayrılma

b) Yapışma

c) Bir beden olma

d) Hayat boyu bağlılık

2. EVLİLİĞİN AMACI NEDİR?

a) Arkadaşlık

b) Çoğalma

c) Sağlıklı bir toplum oluşturma

3. EVLİLİĞİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

a) Özel bir ilişki

b) Hem karı hem de koca Mesih İsa’ya iman eden kişiler olmalıdır

c) Karı ve kocanın eşitliği

d) Evlilikte yetki yapısı

e) Evlilikte kocanın kalitesi

f) Evlilikte kadının kalitesi

g) Ya çok evlilik kavramı?

4. AİLE NEDİR?

5. BİR AİLENİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

a) Bir yuvadır

b) Bir okuldur

c) Kutsal bir yer

d) Başkaları için bir sığınaktır

6. AİLE İÇİ DAVRANIŞLAR

a) Çocukların anne ve babaları ile olan ilişkileri

b) Anne ve babanın çocukları ile olan ilişkileri

SONUÇ

BOŞANMA

1. KUTSAL KİTAP BOŞANMA KONUSUNDA NE ÖĞRETİYOR?

2. KUTSAL YAZILARDA BOŞANMAYI GEÇERLİ KILACAK NEDENLER VARMIDIR?

a) Evlilik kurumuna sadakatsizlik

b) Eğer imansız olan eş boşanmada ısrar ederse

3. BOŞANMAMIŞ BİR KİŞİ YENİDEN EVLENEBİLİR Mİ?

4. İSTİSNA BİR KURAL OLABİLİR Mİ?

a) Kutsal Kitab’ın evlilik hakkında neler öğrettiğini açıkça öğretmemiz gerekir

b) Kişileri evliliğe tam olarak hazırlamak gerekir

c) Evlilik yaşamında zorluklardan geçen imanlı ailelere evlilik konusunda yardım etmek gerekir

d) Tekrardan evlenmek hiçbir zaman ön bir seçenek olmama-lıdır

e) Boşanmış olanlar için de ruhsal rehberlik gerekmektedir

f) Boşanmış çiftlerin bağışlanamaz bir günah işlemedikleri bilinmelidir

SONUÇ

BEKARLIK

1. BEKARLIK HAKKINDAKİ YANLIŞ ÖĞRETİ

a) Bu yanlışlardan ilki bekarlığın evlilikten daha aşağı görülmesidir

b) Diğeri ise bekarlığın evlilikten daha üstün tutulmasıdır

2. BEKARLIĞIN TEMEL UNSURLARI

a) Armağan olarak bekarlık

b) Bekarlık ve arkadaşlık

c) Bekarlık ve cinsellik

d) Bekarlık ve kilise

 SONUÇ

ÖZET

 

4. BÖLÜM

 

İNSAN İLİŞKİLERİ

GİRİŞ

 

 

B

aşlangıçtan beri dünya üzerindeki her toplumun kendisine has bir sosyal düzeninin olduğunu gözlemliyoruz. İnsanlık belli bir düzen olmaksızın yaşamını güçlükle sürdürebilmektedir. Bu yaradılışımıza özgü bir şeydir. Zaten Allah bu nedenle insanını hiç yalnız bırakmamış ve onunla hep iletişim yolunu açmıştır. Kutsal Kitap Allah ile insan arasında tek yoldur. Hıristiyan yaşam düzenini, yöntemlerini Kutsal Kitap’tan öğrenmektedir. İnsanın kendi başına buyruk olarak yaşaması Kutsal Kitab’a göre aykırı bir düşüncedir. Allah insanı sosyal bir varlık olarak yarattı. Bu nedenle her insanın başka insanlara gereksinimi söz konusudur. Allah Adem’in yalnız olmasını istemedi. Ona bir eş, bir arkadaş yarattı. Daha bu noktadan itibaren Allah’ın arzuladığı insan ilişkisinin ne olduğunu görmemiz mümkündür.

 

 

EVLİLİK VE AİLE

 

1. EVLİLİK NEDİR?

 

Evlilik kadın ve erkeğin çok özel bir biçimde birlikteliği, tamamlayıcı ilişkisidir. Bu ilişki Mesih İsa ile kilisesinin ilişkisini yansıtmak amacıyla düzenlenmiştir. İki kişinin bu bağlayıcı ilişkisinin yakınlığı aynı zamanda Mesih İsa ile kendi kilisesinin arasındaki çarpıcı yakınlığı, sıcaklığı açıklar. Derin sevginin sıkı ağları evlilik ilişkisinde kadın ve erkeği adeta birbirine nakış etmektedir. Bu Allah’tandır. Evlilik farklı toplumlarda farklı şekillerde görülmektedir. Ama toplumlar bir yana atalım, acaba Allah gözünde evliliğin temelleri nelerdir? Bunlara birlikte bakalım. Allah gözünde evliliğin temel oluşturucularını en net şekilde Adem ve Havva’nın birlikteliğinde görebiliriz. Çünkü bu kurum Allah tarafından Adem ve Havva’nın zamanında kurulmuştu:

 

“Ve RAB Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım. Ve RAB Allah her kır hayvanını, ve göklerin her kuşunu topraktan yaptı; ve onlara ne ad koyacağını görmek için adama getirdi; ve adam her birinin adını ne koydu ise, canlı mahlukun adı o oldu. Ve adam bütün sığırlara, ve göklerin kuşlarına , ve her kır hayvanına ad koydu; fakat adam için kendisine uygun yardımcı bulunamadı. Ve RAB Allah adamın üzerine derin uyku getirdi, ve o uyudu; ve onun kaburga kemiklerinden birini aldı, ve yerini etle kapladı; ve RAB Allah adamdan aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaptı, ve onu adama getirdi. Ve adam dedi: Şimdi bu benim kemiklerimden kemik, ve etimden ettir; buna Nisa(Kadın) denilecek, çünkü o İnsandan alındı. Bunun için insan anasını ve babasını bırakacak, ve karısına yapışacaktır, ve bir beden olacaklardır.”                                               

Tek. 2:1824

 

Daha başlangıçtan Allah’ın insanını yalnız olarak bırakmak istemediğini, daha doğrusu insanı sosyal bir varlık olarak yarattığını görüyoruz. İnsan için yalnız olması iyi olmadığını Allah’ın bakış açısında görüyoruz. İlk yaradılış aşamasında insanın yalnızlığına çare olarak bir çok hayvan getiriliyor, ama çare olmaz. Tek çarenin bir başka insanın yaratılması görülüyor. Allah, Adem’in yanına eş olarak yarattığı Havva’yı getiriyor. İşte, insanın ilk sosyal yaşamı Allah önünde bir erkek ve bir kadının hem ruhsal, hem fiziksel anlamda derin bir sevgi bağında,  birlikteliğinde anlam kazanıyor.

Allah Havva’yı Adem’in varlığından yaratıyor. İkisi Allah benzeyişinde yaratıldıkları halde açık farklılıkları da gözlemleniyor. Allah burada kızını evlendiren bir baba gibi davranıyor. Böylelikle ilk evlilik gerçekleşmiş oluyor. Tekvin 2:1824’e bakarsak Kutsal Yazılar’da evlilik oluşumu için dört nokta belirginleşmektedir:

 

a) Ayrılma

Kadın ve erkeğin sığındıkları, korundukları ve üzerlerinde yetki sahibi olan ailelerinden tam olarak ayrılmalıdır. Bu yanlış anlaşılmamalı; aileleri sevmemek, onları bir daha hiç aramamak şeklinde bir ayrılmadan söz edilmiyor. Bu ayrılma, yeni bir ailenin sağlıklı oluşumu için artık kişinin kendi ailesini yönetebilmesi, fikirler yürütebilmesi için gereken bir ayrılmadır. Yeni kurulan bir ailede artık ne kızın ne de erkeğin anne ve babalarının etkin bir biçimde onlara karışma hakları olmamalıdır. Çünkü yeni çiftin anne ve baba olabilmeyi öğrenmesi için kendi kararlarını kendileri verebilmelidir. Böylelikle hem Allah önünde hem de toplum önünde sorumluluk sahibi olabileceklerdir. Bu güne kadar zaten anne ve babalarına itaat etmek, onların nasihatlerini dinlemekle sorumlu olan Allah’a inanan bu çift artık bu nasihatlerin aydınlattığı yolda, Allah önünde kendi başlarına devam etmelidirler.

Allah, çocukların ailelerini onurlandırmalarını buyurmaktadır.[1] Yukarıda dediğimiz gibi bu ayrılma onları tamamen bırakma değil, kendi ailelerinde artık kendilerinin yetki sahibi olmaları anlamındadır.

            Günümüzde birçok ailede büyük gerginlikler söz konusudur. Bu ailenin adeta açık bir tepeye ev kurmasından kaynaklanmaktadır. Rüzgar, fırtına evi sarsar durur. Yani, yeni aileye karışan çok olursa, sonuç aynı bu evin başına gelenler gibidir. Özellikle kayınvalide, kayınpeder bazen kolay kolay bırakmaz. Biz büyüğüz her şeyi en iyi  biz biliriz tavrıyla dururlar bu yeni ailenin kararlarına, yaşama tarzlarına müdahale edip dururlar. Sonuç, gerginlik olur, tartışmalar, küsüşmeler, dedikodu alır başını gider.

Özellikle kocalık sorumluluğunu almış bir erkeğin önceliğinin eşi olduğunu unutmaması gerekir. Anne ve babasına büyük bir sevgi ve saygı duyacak ama ailesi için artık kendi karar verecektir. Eşini kimsenin ezmesine, eleştirmesine izin vermeyecektir. Aile sorunları üzerinde kendisi düşünmeye başlayacaktır. Bu kadın için de gereklidir. Kocası kendisi için ilk düşünülecek kişidir. Anne ve baba ocağından artık çıkmış ve kendi ocağının tütmesi için sorumluluğu yüklenmiş olmalıdır. Böylelikle anne ve babasını yürekten sevecek, onları sayacak, ama evliliği üzerine toz kondurmalarına izin vermeyecektir. Buna dikkat etmeyen, bu Allah’ın buyruğuna itaat etmeyen ailelerin ne hale geldiklerini hep birlikte görebiliyoruz.

 

b) Yapışma

Anne ve babayı bırakma ve birbirine yapışma aile için oldukça öğretici ve ilginç bir açıklamadır. Bu ayrılış ve  yapışma toplumun tanık olduğu etkin bir harekettir. Bir ailenin senelerce besleyip büyüttüğü, sevgi ve emek verdiği evladın aileden ayrılması ve yeni bir yuva kurmasını görmesi toplumsal bir olaydır. Aile, komşular ve akrabaların tanıklığı kendiliğinden gündeme gelir. İnsanlar dostluklar, arkadaşlıklar için defalarca bir araya gelebilirler. Ama evlilik çok özel bir birlikteliktir. Bu nedenle birçok toplumda bu birliktelik büyük kutlamalarla ilan edilmektedir. Bu toplumsal olay düğün dediğimiz kutlamalarla topluma ilan edilir, ortak bir sevinçle yeni yuva desteklenilir.

Bunun dışında her ilişki, örneğin bir gecelik ilişkiler, evlilik kurumunu inkar edercesine hem birlikte olmak hem de olmamak tarzındaki ilişkiler Allah gözünde kabul gören ilişkiler değildir. Her şeyden önce toplumsal destekten uzaktır. Bilinmezlik vardır. Bu tarz ilişkilerin sonucu olan çocukların sağlıklı insan olarak yetişmeleri bir takım istisnalara bağlıdır. Kısacası toplumun sağlığı evliliklerin sağlamlıklarıyla pekişmektedir.

 

Bu anlamda Hıristiyan ahlakı, evlilik dışı her ilişki, kısa süreli beraberlikleri ve çiftlerin belirsizlik içinde evliymiş gibi yaşamalarını kabul etmemektedir. İsmen Hıristiyan olan zengin ülke vatandaşlarının bu tarz ilişkiler içinde olması Kutsal Kitab’ı bilmemeleri, hatta inanmamalarından kaynaklanmaktadır. Aynı zamanda inancı ne olursa olsun zengin toplumlarda aile konusuna lakayt yaklaşım daha yaygındır. Batı yaşam tarzına bakıp işte bu Hıristiyanlık’tır ya da Hıristiyan ahlakı televizyondaki dizilerdeki gibidir demek Kutsal Kitab’ı hiç okumamış olmakla eş anlamlıdır.

 

c) Bir beden olma

Allah evliliği çok kutsal olarak görmekte iki insanın ayrılmaz bir biçimde birleşmesi olarak değerlendirmektedir. Ancak böyle bir birliktelik cinsel ilişkiyi de geçerli kılmaktadır. Çünkü evlenmiş olan çift hem duygusal hem de fiziksel anlamda bir birlikteliği gerçekleştirmişlerdir. Cinsel birliktelik evlilik antlaşmasının bir işaretidir. Yani evlilik cinselliği geçerli kıldığı gibi cinsellik de evlilik antlaşmasının pekiştiricisidir. Bu basit bir birleşme değildir. Bu nedenle Allah evlilik dışı her çeşit cinselliği günah olarak değerlendirmektedir.[2]

 

d) Hayat boyu bağlılık

Allah’ın evlilikteki amacı erkek ve kadının yaşam boyu birlikteliğidir.[3] Kısa süreli ya da geçici bir biçimde kadın ve erkeğin birlikte yaşaması şeklinde bir kavram Allah için söz konusu değildir.

Bu nedenle birbirlerinden hoşlanan kadın ve erkek kendilerine şu soruyu sormalıdır: Acaba ona duyduğum sevgi bir ömür sürecek mi? Çünkü Allah önünde çıkılan bu yoldan dönüş yoktur. Evlilik bir oyun değildir. Yürüdüğü kadar yürür sonra bakarız görüşüyle ya da yürümezse boşanırız görüşüyle evlenmek Allah önünde evliliğin kutsallığını başından bozacak görüşlerdir.[4] Bu yaşam boyu adanmışlık derin güven ve bağlılığı da beraberinde geliştirir. Ancak güven ve sadakat dolu bir aile içinde yetişen çocuklar gerçekten insan olarak gerekli ruhsal besini alarak büyüyebilirler. Böyle bir aile topluma sağlıklı evlatlar yetiştirebilir. Güven için karşılıklı anlayış ve adanmışlık eşit şekilde gelişmelidir.

Günümüzde birçok ülkede yasalara göre evlilik bir imzayla mümkün olmaktadır. Bazen insanlar evliliği bir kağıt parçasına atılan imza olarak görmektedirler. Böyle gördükleri içinde ayrılmak onlar için oldukça kolay bir durumdur. Giderim mahkemeye bir celsede bu iş biter düşüncesi her zorlu tartışmada dile gelmeye başlar. Allah gözünde gerçek bir Hıristiyan evliliği bir imza olarak değerlendirilemez. Evlilik bir daire kiralama kontratı gibi bir kontrat değil, gerçek bir antlaşma, Allah önünde bozulmaz bir sözleşmedir. Kendisinin insanlarla olan ilişkisine örnek olarak evlilik antlaşmasını göstermektedir.[5]

Bu antlaşmaya ciddi olarak yaklaşan çift her ne olursa olsun birbirlerini sevmeye devam edecekleri konusunda da birbirlerine söz verdikten sonra evlilik kutlamasına girerler. Onların bu antlaşmaya yaklaşmaları ve karşılıklı olarak ciddi bir biçimde birbirlerine sözler vermeleri evliliği önemsemeyen kişiler için önemli bir tanıklık olmaktadır. Böylelikle bu kişiler Allah’ın istediği anlamda evlilik kurumunun ne olduğunu görebilirler.

 

2. EVLİLİĞİN AMACI NEDİR?

 

a) Arkadaşlık

Allah’ın Havva’yı yaratmasının nedeni Adem’in Havva olmaksızın tam olmaması ve aynı zamanda bir eşe olan gereksinimidir:

 

“Ve RAB Allah dedi: Adamın yalnız olması iyi değildir; kendisine uygun bir yardımcı yapacağım.”                           

Tek. 2:18

 

Konumuzun başında söylediğimiz gibi insan sosyal bir yaratıktır ve yalnız kalamaz. Adem’e yaradılış döneminde birçok hayvan arkadaşlık için getirildi, ama Adem kendisinin hem tam olmadığını hem de çok yalnız olduğunu hissetti. Ancak eşinin yaratılmasından sonra tamamlandı. Daha doğrusu insan tamamlanmış oldu. Evlilikte çocuk önemlidir. Çocuk Allah’ın bir armağanıdır. Ama evlilik yalnız çocuk edinmek için değil, arkadaşlık içindir.

Allah Adem’e Havva’yı getirdiği zaman, Adem bu yeni yaratılmış varlığın kendisine benzediğini anladı. Kendisine benzemesine karşın bazı farklılıklarının da olduğu söz konusuydu. Ömür boyu birlikte yaşayacaklar, yaşamı birlikte tadacaklar, birbirlerine dost ve arkadaş olup yardımcı olacaklardı.

Eğer bir evliliğin sağlıklı yürümesini istiyorsak, çiftlerin birbirlerini sevmesi kadar birbirlerinin en iyi arkadaşı olması da çok önemlidir. Karı ve koca her konuda birbirlerini geliştirmeye çalışmalı ve kendi ellerindeki büyük birliktelik potansiyelini geliştirmelidirler. Bu geliştirme hem ruhsal hem entelektüel alanlarda olur:

 

“Ve Allah insanı kendi suretinde yarattı, onu Allah’ın suretinde yarattı; onları erkek ve dişi olarak yarattı.”  

Tek. 1:27

 

Bu ayette gördüğümüz gibi Allah insanı erkek ve dişi olarak yarattı demektedir. Yani insan adeta bir elmanın iki yarısı gibi erkek ve dişide tamamlanmaktadır. Çift Allah’ın arzusunu yerine getirir. Dostlar olarak anne ve babalarından ayrılıp birbirlerine yapışarak tamamlanmış insan tablosunu çizerler. Bu durumda kadın ve erkek eşittir, onlar Allah’ın buyruğu doğrultusunda evlilik antlaşmasını gerçekleştirmiş sevgililerdir ve aynı zamanda arkadaştırlar.

 

b) Çoğalma

Evliliğin bir diğer nedeni çocuk sahibi olmaktır. Bugün birçok insan çocuk sahibi olmak istediği halde evliliği kabul etmemektedir. Ama Kutsal Kitabın öğretisine göre çocuk yetiştirmek için gerekli ortam evlilik ortamıdır. Çünkü Allah Adem ve Havva’yı çoğalma ile yani çocuklara sahip olmakla bereketlemiştir:

 

“Ve Allah onları mübarek kıldı; ve Allah onlara dedi: Semereli olun, ve çoğalın, ve yeryüzünü doldurun, ve onu tabi kılın..”

Tek. 1:28

 

Kutsal Kitap’ta Allah çocukları bir bereket olarak değerlendirmektedir:

 

“İşte, çocuklar RABDEN mirastır; Rahmin semeresi mükafattır. Yiğidin elinde oklar ne ise, Gençlik çocukları da öyledir. Ok kılıfı onlarla dolu olan adama ne mutlu! Düşmanları ile kapıda söyleşirken Utanca düşmezler.”               

Mez. 127:35

 

Bazı Hıristiyanlar çocukları evliliğin bir mührü olarak görmektedirler. Çocuklar olmaksızın evliliğin tam olarak yerine gelmediğini düşünmektedirler. Bu oldukça yersiz bir inançtır. Eğer karı koca çeşitli nedenlerden ötürü çocuk sahibi değillerse, bu onların evliliklerini, onların Allah önünde birlikteliklerini değersiz kılmaz. Bazı aileler çocuk sahibi olmadıkları için boşanmaya bile yeltenmektedirler. Bu da çok yersizdir. Çocukları olmayan karı kocanın birbirlerine daha da yakınlaşarak birbirlerine daha çok destek vermeleri gerekir. Önemli olan Allah önünde kadın ve erkeğin evlilik andını yerine getirerek evlenmiş olmalarıdır. Bu Allah önünde geçerli olan birlikteliktir. Onların çocuk sahibi olamamaları kendi ellerinde olan bir şey değildir. Bu nedenle bunun Allah’ın ahlakına ya da yaşama aykırı bir yanı yoktur. Canı veren Allah’tır. Çocuk sahibi olmanıza ya da olmamanıza karar verecek O’dur. Eğer O’nun istemine uygun olarak evlendinizse, bu evlilikte O’nun iradesini yerine getirdiğiniz için bir bereketlenme vardır. Ama çocukların olması ya da olmaması ek bir berekettir ya da Allah sizleri başka bir bereketle kutsayacaktır. Çocuklar evlilik için büyük bir bereket olmakla birlikte evliliğin kendisi berekettir. Eğer çocuk yoksa bu Allah’tan bir bereketsizlik olarak değerlendirilemez. Çünkü çocuk evliliğin getirdiği doğal berekete bir ek berekettir.

 

c) Sağlıklı bir toplum oluşturma

Allah aileyi toplumun ve insanlığın devamı için en temel ve önemli bir birimi olarak değerlendirmektedir. Toplumun gelişmesi büyümesi aileye bağlı olduğu gibi aynı zamanda toplumun disiplinli ve eğitilmiş bir toplum olması da yine aileye bağlıdır. Bir toplumun aile yapısının sağlamlığı bütün toplumun yapısının sağlamlığına işaret eder. Aile bu denli önemli bir kurumdur. Dağınık aile yaşamları, aileyi hiçe sayması, özgür yaşam biçimlerinin getirdiği sonuçları aklı başında her insanın görmesi mümkündür. Bugün bu konuda alarm veren toplumları görmek mümkündür.

 

3. EVLİLİĞİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

 

a) Özel bir ilişki

İki kişinin evlilik ilişkisinde bir araya gelmeleri özel bir şekilde birleşmeleri demektir. Onlar “bir beden” oluşturmaktadırlar. Bu birlikteliğe hiçbir şekilde bir başka kişinin müdahalesi söz konusu olmamalı, hiçbir şekilde bir ihanet karışmamalıdır. Özellikle başkaları ile cinsel anlamda bir birlikteliğe girerek eşlerin birbirine ihanet etmesi, birbirlerini yok sayması düşünülmemelidir bile. Bu güveni ve saygıyı sarsan çok büyük bir günahtır.

Örneğin: günümüzde birçok sanatçının evlilik ilişkilerinin ne denli kısa sürdüğü gözlemlenmektedir. Bunların birçoğunu araştırdığınızda karşılıklı güven ve saygı eksikliğinin ayrılma nedeni olduğunu görmeniz mümkündür. Çünkü eşler özgür bir yaşama inanmaktadır. Özgür bir yaşam biçimi sorumluluk taşımamak demektir. Aynı zamanda karşı tarafa adanmışlık diye bir konu söz konusu olmamaktadır. Kısacası Allah’ın bakış açısındaki evliliğin temellerine bile rastlamak mümkün değildir. O zaman bu evlilik türü zaten başından bozuk bir evliliktir. Hatta ismen evliliktir. Sanılan sevgi çoğunlukla şehvetle gelişen bir sevgidir. Eşlerin birbirlerine doymaları sonucunda güvensizlik, saygısızlık ön plana geçer. Hatta eşler birbirlerine kayıtsız davranmakla kalmayıp sözle de oldukça aşırıya kaçmaya başlarlar. Bütün bunlar ilişkiyi yıkmaya yeter de artar bile..

Bu noktada İncil’in cinsellik öğretisinin evlilik içinde sınırlanmasının değeri ortaya çıkmaktadır. Bir kişi bütün cinsel istemini kendi eşine yalnızca yürekten sevdiği ve bağlandığı, karısı olacak eşine saklarsa ömür boyu sürecek bir birlikteliği getireceği muhakkaktır. İstisnaların olması doğaldır, ama istatistiklere vurulduğunda bunun gerçekliği ortaya çıkacaktır. İncil, bu nedenle cinsel ilişkiyi evlilik çerçevesinde tutmaktadır. Evlilik, kolay bir kurum değildir. Bir de cinsellik sorunu ortaya çıktığında, başka ilişkiler araya girdiğinde ya da daha önce Allah’a itaatsizlikle yaşanmış ilişkiler hayallerde canlandıkça evlilik ilişkisi kökten sarsılmaya başlar. Bunların olmamasının en büyük garantisi Allah’ın İncil’deki seslenişine daima kulak vermektir. Evliliğin değeri Allah’ın bakış açısında çok değerli mücevher halini almaktadır. İncil’e göre bir kocanın zevki yalnızca karısında olmalıdır.[6] Kutsal Kitab’ın Neşideler Neşidesi bölümü karı koca ilişkisinin utanılacak bir yanı bulunmaksızın aktarıldığı bir bölümdür. Güvenli ve gerçekten doyurucu cinsellik ancak karı kocanın birlikteliğinde saklıdır. Allah cinselliği karı ve kocaya zevk alacakları bir armağan olarak vermiştir. Evlilik yatağı kutsal olarak değerlendirilmektedir:

 

“Herkes evliliğe saygıyla baksın, evlilik yatağını da lekesiz tutsun. Fuhuşa ve zinaya düşenleri Allah yargılayacaktır.” 

İbr. 13:4

 

Eğer eşlerden bir tanesince oldukça yanlış kullanılıyorsa, yani bu eş bir başkası ile ilişkiye giriyorsa, evliliğin sihri anında bozulmaktadır. Bu hem aileyi, hem ailenin görünümünü ve hem de evliliği bozmaktadır. Kutsal Kitap zinaya oldukça sert bir dille karşı çıkmaktadır. Bu konuda yedinci emir oldukça açıktır:

 

“Zina etmeyeceksin.”                                     

Çık. 20:14

 

Zina, Kutsal Kitab’ın bakış açısıyla “bir beden” olma durumunu ortadan kaldıran bir durumdur. Süleyman’ın Meselleri bir kişinin özellikle bir erkeğin cinsel yanlışlıklarını engelleme konusunda uyarılarla doludur.[7] Bu biçimdeki ilişkiler yalnızca günah ilişkisi olarak değil aynı zamanda hem aptalca hem de oldukça tehlikeli olarak değerlendirilmektedir:

 

“Bir adam koynuna ateş alır da, Elbisesi yanmaz mı?  Yahut bir adam korlar üzerinde yürür de, Ayakları kavrulmaz mı? Komşusunun karısı yanına giren böyledir; Ona dokunan kim olursa olsun suçsuz tutulmaz...”                

Sül. 7:2629

 

Aynı zamanda elçi Pavlus’un bakış açısına göre de kendi bedenini zinaya teslim eden kişi Allah’ın istemine karşı çıkan kişidir. Bu aynı zamanda ruhsal anlamda Mesih İsa ile olan birlikteliğe de  zarar vermektedir:

 

“Yoksa bir genel kadınla bağlantı kuranın, onunla tek beden olduğunu bilmiyor musunuz? Çünkü Kutsal Söz’de şöyle yazılıdır: İkisi bir tek beden olacak. Rab’le bağlantı kuran da O’nunla tek ruh olmuştur. Zinadan kaçının. İnsanın işlediği başka her günah beden dışıdır. Ama zina eden öz bedenine karşı günah işler. Hem bedeninizin sizlerde bulunan Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Bu Ruh size Allah tarafından verilmiştir. Kendi kendinizin değilsiniz. Bir değer karşılığında satın alındınız. Öyleyse Allah’ı bedeninizde yüceltin..”                                              

1. Ko. 6:1620

 

Mesih İsa’nın öğretileri dünyanın bilebileceği en üst düzeyde ahlak öğretileridir. Mesih İsa dünyaya yalnızca Allah müjdesini getirmek ve O’na inananlara Allah’ın kurtarışı olmakla kalmamış, aynı zamanda Allah’ın istediği ahlakı da insanlığa sunmuştur. Bu bakış açısından bir kadına düşüncesinde bile şehvetle yaklaşan bir insanın zina suçunu işlediğini dile getirmektedir:

 

“Zina etmeyeceksin dendiğini duydunuz. Ama size derim ki, bir kadına istek duyarak bakan herkes o anda yüreğinde onunla zina etmiş olur.”                                                

Mat. 5:2728

 

Burada Mesih İsa’nın bize hatırlatmak istediği zinanın yalnız hareket olmadığı, düşüncenin de zina olduğudur. Bu durumda İncil ahlakına uygun yaşam karı ve kocanın düşüncelerini de tutmalı demek.

Buraya kadar dikkatinizi çektiği gibi hanımlardan çok beylere hitaben yazılmış ayetler söz konusudur. Çünkü hanımlardan çok beylerin cinsel istemi daha çabuk uyarılır ve daha aktif bir yaklaşımda bulunmalarının söz konusu olduğu bugün bilim tarafından da kesinlik kazanmaktadır. Bu nedenle özellikle erkeklerin bu aşırı istemlerini Allah’ın bakış açısı olan evliliğe yönlendirmek istenmektedir. Ancak hanımlar için de yine hedeflenen bütün ilgisinin kocasına olması gerekiyor.

 

b) Hem karı hem de koca Mesih İsa’ya iman eden kişiler olmalıdır

Bazen Mesih İsa’ya iman etmiş kişilerin Mesih’e inanmayanlarla evlenme durumu ortaya çıkar. Eski Antlaşma’ya baktığımızda Allah’ın İsrail oğullarının Allah tanımazlarla evlilikleri konusunda ne denli uyarıldıklarına dikkat etmek gerekmektedir. Bu ırkçı bir yaklaşım nedeni ile değildir, aksine Allah’a inanan halkın putlara tapan ve oldukça sapkın inançlara sahip insanlarla birlikteliğini önlemek içindir. Bu önlemenin içinde kişinin kendi inançlarından sapmalarını önlemekte baş sırada yer almaktadır. İsrail Kenan diyarına girmeden önce Kenan’ın sapmış, oldukça çirkin inançlarına karşın oldukça uyarılmaktadır. İsrail oğullarının evlilik yoluyla bu kişilerle karışmalarını istememektedir:[8]

 

“Ve onlarla hısımlık etmeyeceksin; kızını onun oğluna vermeyeceksin, ve onun kızını oğluna almayacaksın. Çünkü o senin oğlunu benim ardımca yürümekten saptıracak,; ve başka ilahlara kulluk edecekler; ve RABBİN öfkesi size karşı alevlenecek, ve seni çabuk yok edecek.”                                                               

Tes. 7: 34

 

Yabancı eşler kendileri ile birlikte birtakım yabancı inanışları ve tanrılarıda getireceklerdir. Böylelikle gerçek olan Allah’a sadık olarak yaşamalarını ve ibadet etmelerini engelleyeceklerdir. 21.yy. eşiğinde bile gerçek budur. Eğer bir inanlı kendi inancına sahip olmayan bir kişi ile evlenirse, ne kadar güçlü bir inanlı olursa olsun adeta ruhsal anlamda sakat olmaktadır. O Allah’a ibadet için Mesih’in kilisesine gitmek isteyecek ama eşi bu istemi reddedecektir. O çocuklarına Mesih’in kurtuluşunu anlatmak isteyecek, ama eşi bir başka inancın doğru olduğunu çocuklarına aktarmaya kalkacaktır. Bu durumun ne kadar istisnası olursa olsun, genel olarak sonuçlar üç aşağı beş yukarı dediğimiz gibi olacaktır. Buna Kutsal Kitap’tan en güzel örnek Kral Süleyman’ın yaşamıdır. O birçok yabancı ilahlara tapan kadınla ilişkiye girmiştir ve sonunda gerçek Allah’la olan ilişkisini, O’na olan ibadetini yitirmiştir:

 

“Ve kral Süleyman Firavunun kızı ile beraber Moabiler, Ammoniler, Edomiler, Saydalılar, ve Hittilerden çok ecnebi kadınlar sevdi. RABBİN İsrail oğullarına: Onların arasına gitmeyeceksiniz, ve onlar da sizin aranıza gelmeyecekler; çünkü mutlaka yüreğinizi kendi ilahlarının ardınca saptıracaklardır, diye söylemiş olduğu milletlerden idiler; Süleyman onlara sevgi ile yapıştı. Ve yüz de cariyesi vardı; ve karıları onun yüreğini saptırdılar. Ve vaki oldu ki, Süleyman’ın ihtiyarlığı zamanında karıları onun yüreğini başka ilahların ardınca saptırdılar; ve babası Davud’un yüreği Allah’ı RAB ile bütün olduğu gibi onun yüreği bütün değildi.”  

1 Kr. 11:14

 

Bir inanlının Mesih İsa’ya iman etmemiş bir kişiyle evlendiği bir çok durumda imanlı taraf büyük bir teşviksizlikle karşı karşıya gelmektedir. İman etmemiş tarafın Mesih İsa’ya iman etmesi durumu oldukça zayıf bir ihtimaldir.

Bununla birlikte bir evlilikte iki taraf imanlı değilse ve daha sonra bu eşlerden biri Mesih İsa’yı yüreğine kurtarıcı ve Rab olarak kabul ederek imanlı olursa, elbette evlilikleri devam edecektir. Böyle bir evlilikte imanlı tarafın evliliği sürdürmesi bir günah değildir. Aksine böyle bir evlilikte imanlı olmayan kişi imanlı eşinin imanı hakkında öğrenir. Allah’ın evliliğe verdiği önem artık bu eşlerden hiç değilse biri tarafından kavranılmaya başlanmış olacak dolayısı ile bu bütün aileyi etkileyecektir:

 

“Eğer bir kardeşin iman etmeyen karısı varsa ve kadın onunla yaşamayı uygun buluyorsa, kardeş onu boşamasın. Bunun gibi, bir kadının iman etmeyen kocası varsa ve bu erkek onunla yaşamayı uygun buluyorsa, kadın onu boşamasın. Çünkü iman etmeyen erkek karısı nedeniyle kutsanır. Bunun gibi, iman etmeyen kadın da o kardeş nedeniyle kutsanır. Yoksa, çocuklarınız kutsanmış olmazdı. Ama şimdi kutsaldırlar.”                                         

1.Ko. 7:1214

Ruhsal anlamda çıkabilecek sorunlar, teşviksizlikler, hatta daha zorlu anlar göz önünde bulundurulursa Mesih İsa’ya iman etmiş bir kişinin Mesih İsa’ya iman etmemiş bir kişi ile evlenmemesi en doğru olanıdır. Elçi Pavlus bu konuda dullara da bir hatırlatmada bulunmaktadır. Bir kişi kendi eşi öldükten sonra bir başka kişiyle yeniden bir evlilik yapabilir. Ama burada kıstas yine o kişinin Allah’a ait bir kişi yani Mesih İsa’da bir imanlı olması gerekmektedir:

 

“Kadın kocasına onun yaşamı süresince bağlıdır. Koca ölürse, istediği kişiyle evlenmekte özgürdür. Ancak Rab’be bağlı biri olsun.”

1.Ko. 7:39

 

Allah müjdesi bütün insanlara saygı duymamızı ve elden geldiğince bütün insanlarla barış içinde yaşamamızı buyurmaktadır. Aynı zamanda insanları sevmek, hatta düşmanı bile sevmek baş sorumluluklarımızdandır. Başka inançtan insanlarla evlenmemek onları aşağı görmek, kabul etmemek anlamına gelmez. Çünkü Müjde’nin bütününe baktığımızda gördüğümüz bütün insanlara saygı ve sevgi ile bakmamız gerekiyor. Ama bir diğer gerçek de bu kadar farklı inanç ve görüşlere sahip dünyamız içinde Mesih İsa’da yepyeni bir yaşam yaşamaya çalışan bizlerin korunmasıdır. Zaten dış dünya birçok farklı inançta komşularımızla doludur. O zaman ev ortamının aynı inançta bina olması hem bizim ruhsal sağlığımız hem de çocuklarımızın ruhsal sağlığı açısından çok önemlidir. Allah’ımız bu nedenle bu konu üzerinde oldukça açık olarak görüşlerini bildirmektedir.

Anne ve babanın Mesih İsa’da  samimi bir Hıristiyan olarak yaşadıkları ailelerdeki ruhsal esenlik sonunda hem çocuklara hem konu komşuya hem de bütün akrabalara yansımaktadır. İki taraf da kurtuluşlarının kaynağı Mesih İsa’ya bakarak O’na daha benzemekte, bu da zamanımızda bile özlenen aile ortamını kendiliğinden sağlamaktadır.

Burada şu konuda da not düşmek çok önemlidir. Çiftlerin farklı milliyetlerden olması bir evlilik engeli değildir. Önemli olan inanç konusudur. Ne yazık ki bu ülkemizde de yanlış olarak uygulanmaktadır. Mesih İsa’ya inanmış bir Hıristiyan genç, bir başka samimi Hıristiyan gençle evlenememektedir. Çünkü ikisi de ayrı etnik kökenden gelmektedirler. Aileler milliyeti ön plana çıkararak bu evliliğe mani olmaktadırlar. Oysa bu Hıristiyan ailelerin göz önünde bulundurmaları gereken evlenecek olan kişilerin Mesih İsa’ya olan imanlarıdır. Müjde üzerinde yaşam sürüp sürmemeleridir. Mesih İsa’da O’nun hükümranlığında artık hiçbir milletin önemi yoktur. O’na yürekten inananlar eşit bir biçimde Allah çocukları olmuşlardır. Bu konuda anne ve babaların uyanık olmaları, kiliselerde dünyanın büyük yanlışlığı olan ırkçılık anlamındaki milliyetçiliğe bulaşmamaları gerekmektedir. Bu İncil’le taban tabana zıttır. Aslında bu gerçek malum ama yine bir takım tarihsel etkileşimler ne yazık ki, Allah müjdesinin dar anlamda anlaşılmasına neden olmuştur.

 

c) Karı ve kocanın eşitliği

Bu konu feministlerin savundukları şekilde algılanması gereken bir konu değildir. Daha dünyanın yaradılışında Allah, kadın ve erkeği kendi benzeyişinde yaratmıştır. Tekvin 1:27’de dediği gibi “Allah insanı kendi suretinde yarattı….onları erkek ve dişi olarak yarattı.” Bu gerçek eşitlik insanlık noktasında tartışma bile götüremez. Kadın, erkeğin kölesi olarak yaratılmamıştır. Aynı zamanda yalnız erkeğine çocuk doğuran bir varlık olarak da yaratılmamıştır. Evet, yaradılış aşamasında kadın erkekten yaratılmıştır. Bu yapı itibarıyla insanın kadın ve erkek olarak tamamlanmasının güzel bir göstergesidir. Biri olmadan bir diğerinin eksikliği çok açıktır. Allah’ın bakış açısına göre insan yani kadın ve erkek eşit olarak yaratılmışlardır. Farklılıkları vardır. Ama Allah benzeyişinde insan olarak yaratılmışlardır. Birbirlerine karşılıklı sevgi, yardım ve dostluk verme konusunda en uygun bir biçimde yaratılmışlardır. Bugün bilimin de söylediği gibi bazı kadınsı özellikler, duygular erkekte yer aldığı gibi bazı erkeksi duygular ve özellikler kadında da yer almaktadır. Ama baskın olan erkeklik ve baskın olan kadınlık ve bununla birlikte Allah’ın dizaynındaki bedenlerdeki farklılıklar iki cinsi birbirinden ayrı kılmaktadır.

Kutsal Yazılar’da kadının değerlendirilmesi erkeklerin değerlendirilmesinden farklı değildir. Allah benzeyişinde yaratılmıştır ve aynı şekilde saygı gösterilmesi gerekmektedir. Bu konuda birçok kültürler başarısızlığa düşmüşlerdir. Elçi Pavlus’un dediği gibi Mesih İsa’daki inancımız bütün konulara bakış açılarımızı değiştirdiği gibi cinslere bakışımızı da değiştirmiştir:

“Çünkü Mesih’le birleşmek üzere vaftiz edilenleriniz Mesih’i kuşandınız. Öyle ki, Yahudi ile Yunanlı, köle ile özgür, erkek ile kadın arasında hiçbir ayrım yoktur. Çünkü hepiniz de Mesih İsa bağlılığında birsiniz.”                                                         

Gal. 3:2628

 

Elçi Pavlus’un aktarımına göre evlilikte yalnızca kadının bedeni kocasına değil, aynı zamanda kocanın bedeni de karısına aittir. Yani karşılıklı olarak birbirlerine aittirler:

 

“Kadın kendi bedenine egemen değildir, erkek o bedene egemendir. Tıpkı bunun gibi, erkek de kendi  bedenine egemen değildir, kadın o bedene egemendir.”  

1. Ko. 7:4

 

Bu eşitlik aynı zamanda iki tarafı bağlayıcı bir eşitlik ve iki tarafın da birbirine bağlılığını kanıtlayan bir eşitliktir:

 

“Kaldı ki, Rab bağlılığında kadın erkekten, erkek de kadından ayrı sırada düşünülemez. Çünkü kadın erkekten oluştuğu gibi, erkek de kadından doğar. Ama her şey Allah’tan oluşur.” 

1. Ko. 11:1112

 

Bütün bu ayetler doğrultusunda eşlerin birbirlerini her açıdan desteklemeleri gerekmektedir. Allah’ın isteminde olduğu gibi birbirlerini tamamlamak için bütünü kapsama gayretini göstermeleri gerekmektedir.

 

d) Evlilikte yetki yapısı

Allah evlilik içindeki görev ve yetkileri oldukça net olarak açıklamıştır. Birçok bölümde hanımın beyine saygı ve itaat göstermesi buyurulmaktadır:

 

“Kadınlar Rab’be bağımlı olur gibi, kocalarınıza bağımlı olun. Çünkü Mesih nasıl kilise topluluğunun başı ise, erkek de kadınını başıdır.Mesih bedenin kurtarıcısıdır. Kilise topluluğu Mesih’e bağımlı olduğu gibi, kadınlar da kocalarına her konuda bağımlı olsunlar.”                                                   

Ef. 5:2224

“Kadınlar, Rab bağımlılığına yaraşır tutumla kocalarınıza bağımlı olun.”                                                        

Kol. 3:18

 

“...kadınlar, siz de kocalarınıza bağımlı olun. Öyle ki, bazıları Kutsal Söz’e iman etmeseler bile, karılarının yaşayışından etkilenerek söze gerek kalmadan kazanılsınlar. Kocalarınız saygıyla beliren suçsuz yaşayışınıza bakarak etkilensinler.”        

1. Pe. 3:12

 

Bütün bu ayetler daha yukarıda geçen ve eşitlikten bahseden ayetlerle bir çelişki oluşturmamaktadır. Çünkü İncil’in kadın ve erkeğin eşitliği konusundaki görüşleri oldukça nettir. Peki, o zaman bu ayetlerde denilmek istenilen nedir? Bu ayetlerde aile içi yönetim ve yetki biçimi belirlenmektedir. Aile içinde bir kaosun olmaması için bir yetki sorumluluğu belirlenmiştir. Yetki olmayan yerde birçok zaman bir kargaşa söz konusu olmaktadır.

Bu kiliselerimiz için de geçerli bir durumdur. Allah kiliselere önderler atamıştır. Bize de bu önderlere itaat etmemiz buyurulmaktadır. Bu bizim ikinci sınıf vatandaş olduğumuz anlamında değildir. Kilisenin Allah’ın istemi doğrultusunda düzen içinde büyümesi çok önemlidir. Bu her şeyden önce herkesin esenliği içindir. Yani önderlerin olması ve önderlere itaat edilmesi genelin yararı içindir. Bu böyle olunca aile içinde de bir önderliğin bulunması yine aile düzeni için ailenin yararınadır. Bu bağlamda bir kadın saygı duymadığı, sözünü dinleyemeyeceği bir erkekle hiç evlenmemelidir.

Koca evin önderi olarak atanmış olmakla birlikte kendisi için de bir takım kıstaslar konulmuştur. Örneğin; koca hiçbir zaman eşini bir köle ya da hizmetçi gibi göremez. Kendi sorumluluğu eşinin sorumluluğundan daha da ağırdır. Kadın, kocasına itaat edecek ama erkek karısını kendisinden daha çok sevecek ve aynı zamanda kendi canını bile onun uğruna feda etmeye hazır olacaktır. Biraz sonra birlikte göreceğimiz ayetlerde bu konu oldukça açıktır:

 

“Mesih’in kilise topluluğunu sevdiği ve kendisini onun yararına verdiği gibi, siz kocalar da karılarınızı sevin. Mesih’in amacı kilise topluluğunu suyla bu Kutsal Söz demektir yıkayıp arıtmak, kutsal kılmaktır. Öyle ki, kilise topluluğunu parlak, kutsal ve suçsuz durumda kendi katına eriştirsin. Ne kiri, ne buruşuğu, ne de sıradan hiçbir bozukluğu olmaksızın eriştirsin. Erkekler de karılarını tıpkı bunun gibi “kendi bedenleri gibi” sevmekle yükümlüdürler. Karısını seven kendisini sever. Çünkü hiçbir vakit, hiç kimse öz bedenine kin beslemez. Tam tersine, onu besler ve korur; tıpkı Mesih kilise topluluğunu beslediği ve koruduğu gibi. Çünkü bizler O’nun bedeninin parçalarıyız. Bu nedenle, insan babayı ve anneyi bırakıp Karısına bağlanacak, ikisi bir tek beden olacak. Bu giz çok derindir. Ama ben Mesih’e ve kilise topluluğuna ilişkin söz ediyorum. Ancak her biriniz karınızı kendiniz gibi sevin. Kadın da kocasına saygıyla davransın.”                                                               

Ef. 5:2533

 

Özellikle bu ayetlerde anlatılanlar çok önemlidir. İncil inancının temelinde kadın ve erkekliğin eşitliği yattığı gibi aynı zamanda birbirine tam olarak sevgi ve saygı ile bağlı, aile sorumlulukları çok net bir biçimde belirgin Allah insanlarının oluşturduğu bir aile hayatı yatmaktadır. Bu Mesih İsa’da ve O’nun müjdesinde insanlığa sağlanan en büyük ahlaktır. Allah’ın öğrettiği ahlak en büyük ahlaktır. Dünyada farklı ahlakçılar, din ve ahlak öğretmeye çalışan insanlar vardır. Olacaktır da. Ama bu din ve ahlak öğretileri ne kadar güzel görünse de Allah’ın standartlarıyla karşılaştırıldıklarında ne kadar yanlış oldukları gün gibi ortaya çıkacaktır. Yalnızca televizyonlarda güzel bir müzik eşliğinde, spikerin ses tonunu tokça çıkararak okuduğu güzel cümleler bir inancın ahlakını en iyi ahlak yapamaz. Önemli olan uygulamada, yaşam pratiğinde gözlemlenenlerdir. Mesih İsa’da aile her şeyden önce tek eşlilikle koruma altına alınmış ve sağlıklı aile temeli anne ve babanın eşit bir ilgi ve sevgi ile birbirine bağlanmaları sağlanmıştır.

 

Kocalar, karılarını Mesih İsa’nın kilisesini sevdiği gibi, kendi bedenleri gibi sevmelidirler.  Bu gerçekten oldukça üst bir standarttır. Bu denli yüksek bir ahlakın anlaşılması için Mesih İsa’nın kimliği ve inananları için ne yaptığı ve Müjde’sinin ne olduğu anlaşılmalıdır. Aksi takdirde Mesih İsa’nın kilisesini sevdiği gibi sözünün anlamı çok sığ kalacaktır. Mesih İsa kendi seçilmişleri için canını haç üzerinde vermiştir. Kurtarıcımız olmuştur. Bu bağlamda kocadan beklenilen budur. Kendi eşi için canını verecek kadar sevgi dolu olması.

Böyle bir sevgiye gösterilecek itaatin ne tarz bir itaat olduğunu siz düşünün. Biz genelde itaat dendiğinde sanki birilerinin ‘dediğim dedik çaldığım düdük’ tarzında bize hükmetmeleri ve bizim onların önünde boyun eğmemiz şeklinde düşünürüz. Ama burada böyle bir sevgiye gösterilen itaat sevginin büyüklüğü önünde saygıyla eğilmek demektir. Bizim Mesih İsa’ya itaatimiz gibi. Mesih İsa bizim için kurban kuzusu olmuş, bütün günahlı benliğimize rağmen bizi kanıyla kurtararak Allah’a kabul ettirmiştir. Biz bu lütuf karşısında saygıyla eğilmek, O’na yücelikler vermek için seve seve gönüllü olarak itaat etmekteyiz. İşte, gerçek Allah inancında kadının kocasına olan itaati bu anlamdadır.

 

e) Evlilikte kocanın kalitesi

İncil’e göre kocanın karısını Mesih’in kilisesini sevdiği gibi ya da kişinin kendi bedenini sevdiği gibi sevmesi gerektiğini gördük. Böylesine bir sevgi kolay bir sevgi değildir. Büyük bir fedakarlık ve sorumluluk getirmektedir. Dışarıdan bakıldığında bazı entelektüel kişiler inançları kadın ve erkek eşitsizliğini körüklemekle yargılamaktadırlar. Bunda haklı oldukları çok yanlar vardır. Özellikle Hıristiyanlığı yargılarken ortaçağ bir dev gibi gözlerinin önüne gelmektedir. Oysa önemli olan insanların gerçek Allah inancını ne hale soktukları değil, esas Allah inancının ne olduğu gerçeğidir. İncil ne öğretmektedir? Allah müjdesi kocanın karısına dünyada çok nadir görülen bir sevgi yoğunluğu sunmasını istemektedir.

Bu tarz bir sevgi sertliği, çekişmeyi, kaba gücü ortadan kaldıracak bir sevgidir. Kadın ve erkek Allah önünde eşittir. İnsan olarak eşit haklara sahiptirler. Yalnızca yaradılış olarak Allah erkeğin aile içinde ve toplumda yüklenmesi gereken görevler nedeniyle fiziksel anlamda onu daha güçlü kılmıştır. Bu kadını güçlü kılmamış anlamında değildir. Kadının derin annelik duyguları erkeğe verilmemiştir. Fedakar, hassas ve sevgi dolu kadınlar, sağlıklı erkeklerin de sağlıklı kadınların da toplumda yerlerini almasını sağlamışlardır. Görüldüğü gibi erkek fizikçe güçlü olsa da kadının güçlü olduğu alanlar ayrıdır. Demek ki, Allah kadın ve erkeğe ayrı ayrı roller vermiştir.

Ama ne yazık ki, Allah’ın gerçek anlamda anlatmak istediği kadın ve erkek kavramını bilmeyen birçok erkek kendi fiziksel gücünü kadını aşağılamak, ona kötü davranarak kendi gücünü göstermek şeklinde kullanmaktadır. Oysa, Mesih İsa’da Rab’bin kurtarışını gönenmiş erkek fiziksel anlamda kendisinden biraz daha güçsüz kılınmış kadına karşı saygı göstermeli, oldukça nazik olmalıdır:

 

“Bunun gibi, siz kocalar da karılarınızla birlikte geçirdiğiniz yaşamı bilgiyle, kendinizden daha güçsüz cinsten olanlara davranırcasına sürdürün. Ayrıca, yaşam kayrasının ortak mirasçıları olarak onlara değer verin. Öyle ki dualarınız engelle karşılaşmasın.”

1. Pe. 3:7

 

Buradaki güçsüzlük ifadesi yukarıda dediğimiz gibi kadının biraz daha nazik yaratılmış olmasını irdelemektedir. Zaten kadınlara değer verilmesinin gerekliliği hemen ardından belirtilmiştir. Bir de önemli olan hiçbir zaman ayetlere tek başına bakmamalıdır. Yani bu konuya ilişkin bütün ayetler birleştirildiğinde İncil’in kadın ve erkeğe bakış açısı net olarak ortaya çıkmaktadır. Özetlenecek olursa kadın ve erkek evlilik yoluna birlikte çıkacak ve hiç boşanmayı düşünmeksizin Allah önünde, büyük bir sevgi ve özveri ile sürdüreceklerdir. Bir koca asla gençlik karısını bırakmamalıdır. Bu yalnızca bırakmama değil, aynı zamanda onun sevgisi ile iç içe olması da demektir.[9] Boşanma bölümünde değineceğimiz gibi “zina” ve “imansız tarafın kendi kararı ile terk etmesi” şeklindeki çok ama çok özel durumlar dışında evliliğin boşanma ile sonuçlanması söz konusu olamaz. Kocanın bütün dikkatini, sevgi ve ilgisini karısına yönlendirmesi en büyük sorumluluğudur.

f) Evlilikte kadının kalitesi

Kutsal Kitap’ta kadınlar hakkında oldukça çok ayetler bulunmaktadır. Özellikle Süleyman’ın Messel’leri iyi bir eşin karakterinde yer alan bu konuya ilişkin ayetlerin bir gelişimidir. Süleyman’ın Meselleri 31. bölüme bakıldığında yaşamını kocası ve çocuklarına gerçekten adamış bir kadının resmedildiği görülmektedir. Bu resimde kadın hiçbir şeye karışmayan, ailede sözü geçmeyen, silik bir şahsiyet değil, aksine oldukça etkin bir biçimde ailenin korunmasını, ilerlemesini sağlayan bir kişidir. Koca kadar etkin bir kişidir. Rol ayrımında kadın daha çok ev ve aile üzerinde etkinse erkek de daha çok dış ilişki ve işlerde etkindir. Bu her zaman ille de böyle olacak diye bir kavram yoktur. Çünkü birbirine yönelmiş saygı ve sevgi prensipleri sayesinde yürüyen bir evlilikte birbirine destek, birbirinin işlerini paylaşmaktan başka bir şey gözlemlenemez. Süleyman’ın Mesellerine dönecek olursak orada verilen ayetlerde görüldüğü gibi böylesine etkin, aktif bir kadının aynı zamanda kocasının tam güvenini de üzerinde topladığını görmekteyiz:

 

“Faziletli kadını kim bulabilir? Çünkü onun değeri yakutlardan çok üstündür. Kocasının yüreği ona güvenir, Ve adamın kazancı eksik olmaz. Kadın ona kötülükle değil, Hayatının bütün günlerince iyilikle öder.”               

Sül. 31:1012

 

Burada evinin bütün gereksinimlerini sağlamaya çalışan, evde her şeyin yolunda gitmesi için gayret gösteren bir kadın görüyoruz. Bu önümüze konulan ve örnek eş olarak önerilen bu kadın, muhtaç olanlara yardımcı olmaya çalışan, fakirlere yardım elini uzatandır. Konuştuğu zaman hikmetle konuşur, ailesine onur getirdiği gibi çevredeki insanlarca da saygı ile anılır. İşte, bir aile içinde kadının rolü bu ayetler bize açıklamaktadır. Allah’ın uygun gördüğü bir evli hanım ev yaşamında ya da toplum yaşamında bir dantel gibi Allah’ın ışığını üzerinde yansıtan kişidir.

Bu konu üzerinde bir başka ayette ise; Allah’ı hoşnut etmek isteyen hanımların dış görünümlerinden ziyade iç görünümlerini zenginleştirmeleri gerektiği söylenmektedir:

 

 

 

 

“Çekiciliğiniz dıştan beliren en son saç modasıyla süslenmek, altınla bezenip donanmak, giysiler kuşanmaktan ileri gelmesin. Tersine, içeride saklı kişilikle ilgili, bozulmayan yumuşak huy ve dingin ruhla belirsin. Allah katında bunun değeri pek çoktur. Önceki dönemde umutları Allah’ta olan kutsal kadınlar da kendilerini böyle donatırlardı. Onların bağımlılıklıları kocalarınaydı.” 

1. Pe. 3:35 9[10]

Zaman zaman bazı Hıristiyanlar bu ayetleri aslında yüzeysel anlamda algılamışlar ve hanımların altın ya da mücevher takmaması gerektiği gibi bir takım kurallar oluşturmaya kalkmışlardır. Bu ayetler ister bu haliyle ister orijinal metinleri üzerinde, dikkatlice okunursa içindeki esas anlam anlaşılacaktır. Amaç hanımların Allah’ın istemine uygun karakter güzelliğine önem vermeleridir. Çünkü hanımlar için güzel görünmek, beğenilme arzusu oldukça etkindir. Aslında bu erkeklerde de yok değildir. Ama esas olan Mesih İsa’da Allah’ın kurtarışını almış olan kişinin Allah’a yaraşır bir karakterde serpilip gelişmesidir.

 

g) Ya çok evlilik kavramı?

Kutsal Kitab’ımıza göre Allah’ın yarattığı insanı için ideal olan evlilik düşüncesi tek eşlilik üzerine kurulmuştur. Kişi tek bir eşle bir ömür boyu birlikte yaşamalı, Allah sevgisinin tadını bu eşle birlikte kurduğu aile içinde çıkarmalıdır. Allah’ın bu istemine karşın Eski Antlaşma’da çok evlilikle karşılaşmaktayız.

Kutsal Kitap’ta çok evliliği ilk kez Kain’in atalarından olan Lamek’in Ada ve Tsilla isimli iki eşle evlenmesinde görmekteyiz.[11] Aslında Kutsal Kitap çok evlilik için herhangi bir izin vermemektedir.

            Çok evliliğin olduğu her durumda çoğunlukla mutsuzluk ve huzursuzluk hakim olmaktadır. İbrahim’e eşi Sara tarafından bir cariye verilmişti. Bu o dönem kültürünün bir uygulamasıydı. İbrahim Hacer’le bu sayede ilişkiye girmişti.[12] Esav’ın da aynı hataya düştüğünü görüyoruz. Esav, Allah’a saygısı olmayan bir kişiydi ve bu nedenle Hittitler’den iki kadınla evlendi. Bu durum ailesine büyük yürek acıları verdi.[13]

Tekvin bölümünden sonra Eski Antlaşma içinde kaydedilmiş on üç çok eşlilik olayı ile karşılaşıyoruz. Bunlardan üçü hakimler döneminde sekiz tanesi ise krallar döneminde yer almaktadır. Çok eşliliğe en büyük örnek Süleyman’dı. 700 karısı ve 300 cariyesi bulunuyordu. Yalnızca çok eşlilik nedeniyle günah işlemedi, aynı zamanda Allah’ın emrine itaatsizlik ederek Allah’a inanmayan ve yabancı halktan olan kadınlarla evlenmişti. Sonuç olarak bütün bu kadınlar Süleyman’ın yüreğinin Yüce Allah’tan uzaklaşmasına ve krallığını kaybetmesine neden oldular.[14]

Bütün bu noktalara bakarak şu sonuçları çıkarabiliriz: Tek eşli olmayan evliliklerin çoğunda bir iç huzursuzluk ve mutsuzluk yaşanmaktadır. İstisnalar genel kaideyi bozmadıkları için olayı geniş olarak değerlendirmek gerekmektedir. Hem eşler arasında hem de aileler arasında büyük bir kıskançlık ve çekişme söz konusu olmaktadır.[15] Bunun dışında Kutsal Kitap’ta yer alan birçok evlilik ve evlilikle ilgili ayetler tek eşlilik üzerinedir.[16] Özellikle kilise önderleri için verilmiş bulunan ayetlerde tek eşliliğin önemi en belirgin özellik olarak göze çarpmaktadır:[17]

 

 

“Bu durumda Gözeticinin anlatılan nitelikleri taşıması gerekir. Yaşamı suçsuz, bir tek kadının kocası, davranışında ölçülü, ağırbaşlı, saygın, konuksever, öğretmeye yetenekli evini sağlıklı yöneten, çocuklarını bağımlı ve her bakımdan saygılı yetiştiren biri olmalı.

Hizmet Görücüler bir tek kadının kocası olmalı. Çocuklarını ve evlerini sağlıklı yönetmeli…

Ancak atayacağın ihtiyar kusursuz biri, tek kadının kocası olmalı… başkaldırmayan imanlı çocukların sahibi olmalı…”

1. Ti. 3:212; Tit. 1:6

 

Madem Allah tek eşli bir evlilik istiyordu neden kendi halkının çok evliliğine müsaade etti?

Kutsal Kitab’ın içinde kayıtlı olduğu halde Allah’ın istemi dışında olan birçok davranış biçimi bulunmaktadır. Kutsal Kitab’ın içinde Allah’ın istemi olmadığı halde boşanmanın da yer aldığını görüyoruz. Kölelerin varlığından da bahsedildiğini görüyoruz. Oysa Allah’ın bu kurumu hiç bir yerde önermediğini de görüyoruz. Bütün bu gördüklerimiz bize iki durumu açıklamaktadır.

Birinci: Allah halkı kendisini çepeçevre çevreleyen ve kendilerini çok kötü bir biçimde etkileyen putperest kültürlerin saldırısı altında kalmışlardır.

İkinci: insanın bütün ilişkilerinde etkin olan günahlılığını hiçbir zaman göz ardı etmemeliyiz.

Allah’ın bu tarz hareketlere hemen bir yargı getirmemesi, bu davranışları kabul ettiği anlamına gelmez. Aksine o insanına bütün bu yanlış yaşam biçimlerini sunup doğru olanı, kendi istemi doğrultusunda yaşamayı önerip durmaktadır. Çok evlilik yapmış kişiler ve hatta bu kişilerin hüsranla noktalanan yaşamları Allah’ın Kutsal Kitabı’nda yerini almıştır almış olmasına ama hiçbir zaman şu ya da bu kadar kadınla evlenebilirsiniz şeklinde bir öğretişte bulunulmamıştır. Demek ki, Kutsal Kitap çok eşli yaşam ve sonuçlarına ilişkin örneklemelerde bulunmuş ama esas olanın Allah’ın tek eşliliği kabul ettiği bir aile yaşantısı olduğunu öğretmiştir. İşte Allah’ın istemi olan budur. O’nun istemi, O’nun öğretişi Allah önünde O’na imanlı kadın ve erkeğin yaşam boyu hiç ayrılmadan birleşmesi, bir aile kurmasıdır.

 

4. AİLE NEDİR?

 

Hem Eski Antlaşma’da hem Yeni Antlaşma’da aile oluşturan iki unsur vardır: Birinci: kan bağı, ikinci: birlikte yaşamak, aynı koruma altında bulunmak.[18] Kutsal Kitab’ın aile için kullandığı ikinci kelime ise ‘ev’ kelimesidir.[19]

Kutsal Kitap aileyi bir toplumun temeli olarak görmekte ve Allah’ın aileyi toplumun çekirdeği olarak kadın ve erkeğin birlikteliği olarak öğretmektedir. Bir aile içinde hem kadının hem de erkeğin birliktelik için gerekli gereksinimleri karşılanmalıdır. Çocuklar aile içinde ruhsal ve bedensel gereksinimlerini sağlayarak büyümelidirler. Demek ki anne, baba ve çocuklardan oluşan toplumun en küçük birlikteliği ailedir. İnsan aile yaşamı, Kutsal Kitab’ın Tekvin bölümünde açıklandığı gibi Allah’ın insan varlığı için oluşturduğu kurumdur.[20]

Bütün bunlara karşın aile hem Eski hem de Yeni Antlaşma’da daha da geniş olarak ele alınmaktadır. Bu örneklemelere baktığımızda birkaç neslin bir arada yaşadığı yer olarak da aileyi tanımlamak mümkündür. Aile içinde o dönem yaşamlarında köleler ve hizmetçiler bile yerlerini almaktadırlar.

 

5. BİR AİLENİN ÖZELLİKLERİ NELERDİR?

 

Bir ailenin birçok özellikleri bulunmakla birlikte en belirginlerini şöyle açıklayabiliriz:

 

a) Bir yuvadır

Bir aile birimi içinde hem sevgi, hem sıcaklık hem de koruma vardır. Bütün çocukların babaları tarafından sevilmeye, korunmaya ve gereksinimleri karşılanmak için babalarının çalışıp ekmek parasını kazanmasına ihtiyaçları vardır. Aynı zamanda bütün çocukların anneleri tarafından sevilip bakılmaya ihtiyaçları vardır. Bu özellikler aileyi bir yuva yapmakta ve sıcak bir sevgi yumağı haline getirmektedir. Bu yumak ne kadar sevecen ve birbirine bağlı ise aile o kadar sağlıklıdır. Böylesine yuvalardan oluşan toplum daha da sağlıklıdır. Oysa çağımızda boşanmaların tehdit ettiği toplumsal bir yapı ortaya çıkmıştır. Yüzlerce çocuk boşanmaların getirdiği sağlıksız ortamlarda, anne ya da baba kucağından yoksun, ya da bazı durumlarda her ikisinden de mahrum büyümekte ve toplum için ruhsal anlamda birer bomba olmaktadırlar.

Ailelerin bu duruma düşmesinde yine etkin olan etken günahtır. İnsanın günahlılığı gün yüzüne çıktığında boşanmalar başlamaktadır. Bu Allah’ın istemi ve aile için olan planı değildir. İnsan yine kendi aldanmışlığı ile günahın peşinden koşarak bu sonuca gelir. Allah’a ait bir aile sevginin, korumanın ve kabul görmenin mekanıdır. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh tek olan Allah’ın sevgi yumağının gizemi dünya üzerinde Mesih inanlı ailelerde yansır.

 

b) Bir okuldur

İster hatırlayalım isterse hatırlamayalım ama bizim bir insan evladı olarak ilk ders aldığımız yer ailedir. Birçok insanların problemli yaşamlarının kaynağı anne ve babanın bu insanlara çocukluklarında verdiği yanlış eğitimleridir. Aile içinde doğru şeyleri öğrendiğimiz gibi yanlış şeyler de öğrenebiliriz, ya da öğrendiklerimizi yanlış uygulayabiliriz. Ama bizim ailemiz eğer sevgi ve kabul üzerine kurulmuş bir aile ise bütün yanlışlarımız sevgi ve hoşgörüyle düzeltilecek, bizim sağlıklı bir kişi olarak yetişmemiz sağlanmış olacaktır.

Ahlakın temellerini öğrendiğimiz yer yine aile ocağıdır. Aile içindeki ahlak anlayışı doğrudan bize geçmektedir. Annelerin yalan söylediği ailelerde çocuklar da yalan söyleyecektir. Babaların sözlerini tutmadıkları ailelerde çocuklar da sözlerini tutmayacaklardır. Aile içindeki bütün ilişkiler çocuklar tarafından bir kameranın kayda geçmesi gibi kayda geçilecektir. Bütün bu öğretim konuları çocuk için hava ve su kadar gereklidir. Çünkü çocuk bütün bu öğrendiklerini yaşam boyu kullanacaktır.

Çocuk ailesini dinlerse, yetkiye, itaati öğrenmesi gerekir. İtaat yanında disiplin paralel olarak gitmektedir. Bir imanlı ailesi içinde uygun bir disiplinin olması gerekir. Allah bizi sevdiği için başı boş bırakmaz ve bize bir takım disiplin uygulamalarında bulunur. Ailenin çocuk yetiştirmesinde de uygulaması gereken disiplin kural ve cezaları bulunmalıdır. Yalnız böyle disiplin sevginin sonucu olmalıdır, öfkenin getirdiği disiplinin sonuçları Allah istemi olmayacaktır.[21]

Aileler çocuklarını disiplin etme konusunda oldukça büyük bir sorumluluk altındadırlar. Çocuğun istediği her şeyi yapamayacağını bilmesi çok önemlidir. Eğer bunu evde öğrenemezse, o zaman dış dünyada bir yolla kendisine öğretilecektir. Bu kişi için bazen çok zor tecrübeler edinmesi demektir.

Aynı zamanda çocuk bütün ilginin yalnızca kendisi üzerinde olmasının gerekmediğini de bilmek zorundadır. Aile içinde başkaları ile paylaşmasını öğrenmelidir. Eğer kardeşleri varsa oyuncaklarını, yemeğini kısacası sahip olduğu şeyleri ailenin diğer fertleri ile paylaşmasını öğrenmelidir. Anne ve baba eğer bu konuda çocuğa yeterli bir eğitim verememişse oldukça kendini beğenmiş, bencil bir kişilik gelişecektir. Böyle bir durumda acaba suçlu kimdir?

Süleyman’ın Mesellerinde disipline ilişkin oldukça net öğretiler görüyoruz:

 

“Değneğini esirgeyen oğlundan nefret eder; Fakat onu seven vaktinde tedip eder.”                       

Sül. 13:24

 

Kutsal Kitab’ın disiplin anlayışında hiçbir aşırılığa rastlamak söz konusu değildir. Aynı zamanda disiplin yalnızca kızlar için de değildir. Bizde yaygın bir söz vardır: “Kızını dövmeyen dizini döver” diye. Ama burada gördüğümüz gibi yalnızca kız çocukları için değil, disiplin erkek çocukları için de aynı şeydir. Gerektiği zamanlarda ve sevgiden uzaklaşmamak kaydıyla yalnızca disiplin amaçlı cezalandırma çocuklar için öğretici olacaktır. Ama bu kesinlikle çocuğa eziyet etmek, küçücük bedenini incitecek şekilde bir vurma ya da cezalandırma şeklinde olamaz. Zaten disiplin yalnızca dövme ile algılanmamalıdır. Ama sınırlı ve disiplinli bir şekilde çocuğun poposuna ya da eline vurmak sakıncalı değil.[22]

Süleyman’ın Mesellerine bakmaya devam edersek babaların oğullarını disipline sokmaları konusunda başka uyarılara da rastlamak mümkündür. Aynı zamanda yalnızca aptal olanların babalarının disiplin edişine aldırmazlık edeceklerini söylemektedir. Disiplin sürekliliği olan bir öğretiş biçimidir.[23] Disiplinin sürekliliği çocuğun ilerde karşılaşacağı tehlikelerden onu korumak anlamındadır. Ama şunu unutmamalıyız çocuğu disiplin etmek kendi egomuzu tatmin, öfkemizi geçirmek için bir yöntem şeklinde algılanmamalıdır. Aynı zamanda disiplinin amacı gerçekten yanlış bir hareketi, sevgiyi elden bırakmadan düzeltme ve eğitim verme amaçlı olmalıdır. Yoksa bu bir zulme dönüşebilir. Kutsal Kitab’ın söylediği anne ve babanın çocuklarını sevgi içinde ve sürekli bir disiplin içinde tutmalarıdır. Günümüzde çocuk psikolojisi uzmanları oldukça etkin disiplin yöntemleri uygulamışlar ve çok iyi sonuçlar elde etmişlerdir. Bu kişilerin fikirleriyle birlikte, Kutsal Kitap da okunarak en etkin disiplin yöntemleri ile Allah buyruğu olan aile içi eğitimi vermek gerekmektedir. Görüldüğü gibi aile bazen içindeki her bir ferdin öğrenim gördüğü bir okuldur.

 

c) Kutsal bir yer

Aile aynı zamanda çocukların Allah sözünü öğrendikleri ilk yerdir:

 

“Çocuğu gideceği yola göre yetiştir. Yaşlı olunca da ondan ayrılmaz.”          

Sül. 22:6

 

Kutsal Yazılar’a göre baba ruhsal anlamda ailenin reisidir. Bu rolü oldukça ciddi bir biçimde almalıdır. Allah, İbrahim’i çocukları ve ailesini Allah yolunda tutması için seçti:

 

“Kendisinden sonra oğullarına ve evi halkına salah ve adalet yapmak için RABBİN yolunu tutmalarını emretsin diye, onu tanıdım; ta ki, RAB onun hakkında söylemiş olduğu şeyi İbrahim’in üstüne getirsin.” 

Tek. 18:19

 

Eğer anne ve baba imanı ciddi olarak ele almazlarsa çocuklardan nasıl ciddi olarak ele almalarını bekleyebilirler? Allah, anne ve babalardan kutsal buyruklarını çocuklarına öğretmelerini istemektedir:

“Ve bugün sana emretmekte olduğum bu sözler senin yüreğinde olacaklar; ve onları oğullarının zihnine iyice koyacaksın, ve evinde oturduğun, ve yolda yürüdüğün, ve yattığın, ve kalktığın zaman bunlar hakkında konuşacaksın.”               

Tes. 6:67

 

Anne ve babalar çocuklarının iman hakkındaki sorularına cevap verebilecek yeterlilikte olmalıdırlar:

 

“İlerde oğlun sana: Allah’ımız RABBİN size emrettiği şahadetler, ve kanunlar, ve hükümler nedir? diye sorduğu zaman, oğluna diyeceksin:…”       

Tes. 6:20

 

Bir çocuk babasına neden Allah’a inandığını sorarsa baba oğluna “biz hep böyle inanırız” şeklinde bir cevap vermemelidir. Cevaplar Kutsal Kitab’a uygun, inanma nedenleri açık bir şekilde verilmelidir. “Allah’a inanmamızın ve ibadet etmemizin nedeni O’nun bize olan sevgisi, bizi günahlarımızdan kurtarmasıdır. O bizi çok sever ve bize yaşam boyu yön verir, bizi korur ve gereksinimlerimizi karşılar” gibi cevaplar vermemiz gerekmektedir.

Timoteos ailesi tarafından Kutsal Kitap eğitimini iyi almış bir kişiye çok güzel örnektir. O’nun eğitiminin temelinde iki kadının rolü vardır. Bunlardan biri annesi diğeri ise büyükannesidir. Oldukça iyi inanlı olan bu kişiler Timoteos’a Kutsal Yazılar’ı öğretmişlerdir.[24] Timoteos’un babası Grek’ti.[25] Büyük bir olasılıkla Mesih İsa’ya iman etmeyen bir kişiydi. Buna rağmen annesi ve büyükannesi imanlarını Timoteos’a aktarabilmişlerdir. Ailelerinde iyi bir iman örneği gören çocuklar büyüdükleri zaman çok sadık birer imanlı olma fırsatları vardır. Sadık bir imanlı olmanın temelinde aile içinde iyi bir iman öğretişi de yatmaktadır. Yaşayarak Allah Sözü’ne tanıklık ve aynı zamanda Allah Sözü’nden öğretmek birbirini tamamlamaktadır.

Günümüzde yeni moda öğretilerden biri de çocukları kendi haline bırakmak ve kendi inançlarını kendilerinin seçmesine fırsat vermektir. Acaba bu ne kadar doğru bir görüştür? Her şeyden önce Kutsal Kitap bize çocuklarımıza Allah Sözü’nü öğretmemizi, Allah Müjde’sini duyurmamızı buyurmaktadır. Bu çocuklarımızı Mesih’in müjdesinde yetiştirmemiz için en yeterli nedendir. Çocuklarımızı Allah bilgisinden mahrum bırakmak da bir tür beyin yıkamaktır. Yani modern yaşama göre Allah’tan bir haber kal ve git kendi istediğini seç. Ya bu boşluk içinde yetişen çocuk kendisine çok tehlikeli bir yol seçerse? Ya hiç bir şeye inanmaz büyük bir sahtekar olursa? Ya herkesten nefret eden bir cani olursa? Bu sıralama böyle gider. Böyle bir öğretiş imanın önem taşımadığını öğretme açısından bir beyin yıkamadır. Bazen bedeli ağır olabilir. Bu nedenle Mesih İsa’da Rab’bin kurtarışını gönenmiş bizlerin evleri de kutsal yerlerdir. Burada Allah’ın sevgisi vardır ve yalnızca Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta kendisini açıklayan Tek Allah’a ibadetler edilir.

 

d) Başkaları için bir sığınaktır

Aile herkesten kopmuş kendi başına bir çok kişilerin katıldığı kulüp değildir. İmanlı bir aile Allah müjdesini başkalarına da duyurmaya can atan bir ailedir. Allah’ı hoşnut etmek isteyen bir aileye sahip olan kişinin bu muhteşem hazineyi başkaları ile paylaşmaması Allah ailesinin yapacağı şey değildir. Mefiboşet sakat bir insandı. Kendisi Davud’un düşmanı olan Saul’un torunu yani Yonatan’ın oğluydu.[26] Buna karşın Davud tahta geçtiğinde bu kişiyi kendi ailesi içinde koruma altına aldı.

Bu tarz koruma ve paylaşma anlayışı altındaki aileler oldukça genişlerler ve geniş aile konumuna gelirler. Ama çağımızda özellikle endüstrileşmiş ülkelerde artık bunu görmek oldukça zorlaşmıştır. Çünkü aile içindeki bütün fertler çalışmak zorunluluğundadır. Bu nedenle değil başkalarına yardımcı olabilmek, birbirleri için bile vakit bulamamaktadırlar. Özellikle bu gibi ülkelerde yaşlıların bakımı neredeyse tamamen devlete yüklenmiştir. Ailede kim yaşlanırsa onunla ilişkiler kopacak hale gelir ve kendi hallerine bırakılırlar. Aslına bakarsanız bu Kutsal Kitap öğretisinde yer almamaktadır. Anne ve baba her ne yaşta olurlarsa olsunlar çocukları için anne ve babadırlar. Bu nedenle buna göre özel sevgi, saygı ve ilgi görmeleri gerekmektedir. Kutsal Kitab’ın buyruğu anne ve babaya saygı ile davranmaktır:

 

“Anana babana saygı göster vaat ilişiğinde duyurular ilk buyruk budur: Öyle ki, üzerine iyilik gelsin ve yeryüzünde yaşamın uzun sürsün.”                                         

Ef. 6:23

 

Rab Mesih İsa’nın döneminde Yahudiler yaşlılarına karşı sorumluluklarını yerine getirmez olmuşlardı. Bu nedenle bu tarz kişilere karşı Mesih İsa’nın sert uyarıları dikkat çekmektedir[27] Evden ayrılmış olabiliriz. Artık kendi evimizi idare ediyor da olabiliriz. Ama her ne durumda ya da her ne yerde olursak olalım bizler için anne babalarımız hala bizim için anne ve babadırlar. Bu nedenle hala aynı sevgi ve saygıya layıktırlar. Onlara saygı ve sevgi göstermememiz demek büyük yanlış içinde olmamız demektir: 

 

“Akrabalarını, özellikle de ev halkını düşünmeyen kişi imanı yadsımış olur. Bir imansızdan beterdir o..”  

1. Ti. 5:8

 

Allah’ın kimsesizlere yer verdiğini okuyoruz.[28] Ailesiz olanlar Allah’ın gözetimindedir. Onları yalnızlıkları içinde koruyan her şeyin sahibi yüce Allah’tır. Allah’ımızın göz ardı etmediği insanları bizim göz ardı etmemiz hiç mümkün değildir. Bu nedenle samimi Hıristiyanlar kapılarını bu tarz kişilere de açmalı ve dünyada elimizden geldiğince insanlara yardım etmeye çalışmalıyız. Çünkü Allah merhamet Allah’ıdır. Biz O’na bakarak değişiriz. Nasıl yaşamımız gerektiğini O’ndan öğreniriz.

 

6. AİLE İÇİ DAVRANIŞLAR

 

Allah ailenin dış dünyaya karşı korunması konusunda oldukça net buyruklar vermiştir. Örneğin; zina büyük bir suçtur. Allah’ın arzuladığı aile hayatı için çok büyük tehdit, Allah’ın istemi olan aile kutsallığına saldırıdır. Bu nedenle ailenin bu gibi dış saldırılardan korunması için bir takım koruyucu buyruklar vermiştir. Aynı şekilde aile içi ilişkiler içinde koruyucu buyruklar vermiştir. Allah bu buyrukları üç ana başlık altında insanlara sunmuştur. Bunlar karı/ koca ve çocuklar için olan buyruklardır. Allah aileyi özellikle bu üç birimin birliği olarak tanımlamaktadır. Bu kişiler birbirleri ile nasıl bir ilişki içinde bulunacaktır? Şimdi buna bakalım:

 

a) Çocukların anne ve babaları ile olan ilişkileri

Kutsal Yazılar anne ve babamıza onur getirmemizi, onları sevip saymamızı istemektedir:

 

“Babana ve anana hürmet et, ta ki, Allah’ın RABBİN sana vermekte olduğu toprakta ömrün uzun olsun.”             

Çık. 20:12

 

“Çocuklar, her konuda ana babalarınızın buyruklarına uyun. Çünkü Rab’bin beğendiği tutum budur.”                           

Kol. 3:20

 

Burada sevgi ve saygının yalnızca babaya ya da anneye olmadığına dikkat etmek gerekir. Sevgi ve saygı her ikisine de aynı derecededir. Acaba bunun anlamı nedir?

Birinci: Çocukların kendi anne ve babalarına değer vermeleri gerekmektedir. Çocuklar ancak kendileri annebaba olduklarında ailelerinin kendileri için neler yaptıklarını anlayabilirler. Çocuklar annebabalarına büyük saygı duymalı ve onlara hürmet etmelidirler. Çocukların annebabalarına saygı göstermeleri Allah’a saygı göstermeleri demektir. Çünkü annebabaya saygı gösterilmesini isteyen Allah’tır. Bu buyruğa itaat edip yaşamak bile Allah’a itaattir, Allah’a saygı göstermektir. Çocukların anne ve babalarına da saygı göstermeleri istenmektedir.[29] Burada önce anneden bahsedilmektedir. Anne ve baba arasında bir ayrımcılık yapılmadan her ikisine de eşit saygı ve sevgi gösterilmesi istenmektedir.

İkinci: çocuklar baba ve annelerinin sözlerini dinlemelidir:

 

“Oğlum, babanın talimini dinle, Ve ananın öğrettiğini bırakma.”                                    

Sül. 1:8 ve 6:20

 

“Çocuklar, Rab bağlılığında ana babanızın buyruklarına uyun. Çünkü doğru tutum budur.”                                 

Ef. 6:1

 

Anne ve babaya itaatsizlik ve onlara saygısızlık Kutsal Yazılar’a göre günahtır.[30] Anne babaya itaatsizlik Allah yargısının yaklaştığına, son günlerin geldiğine işaret olarak görülmektedir.[31]

Kişi her zaman anne ve babasına itaati ön planda tutmalıdır. Çünkü bu Allah’ın istemidir. Ama eğer kişinin ailesi Allah’a olan inancı ve itaati konusunda baskı yapıyor, bir takım eziyet ve emirlerde bulunuyorsa o zaman imanlı kişi anne ve babasına karşı nasıl bir tavır takınacaktır? Bu oldukça zor bir durumdur. Bu durumda kişi iki nokta ile karşı karşıya gelmektedir: Allah’a itaat ya da annebabasına itaat.

Bu durumda Efesoslulara mektup 6:1’deki ayeti bir kez daha dikkatlice okumak gerekir. Burada bir çocuğun ailesine tam olarak itaat etmesinden bahsedilmektedir. Yalnız burada bir noktaya dikkat etmek gerekmektedir. Anne ve babaya itaatin sınırı “Rab bağlılığında” sözcüğü ile belirlenmiştir. Anne ve babaya sevgi ve saygı gösterilmeli ve onlara itaat edilmelidir. Ama bu sevgi ve saygı Allah buyruklarından daha önde olmamalıdır. Allah’a sevgi ve saygı, O’nun buyruklarına itaat evrendeki her şeyden daha önde ve en önemlidir.[32]

 

b) Anne ve babanın çocukları ile olan ilişkileri

 

Özellikle babaların çocuklarını korumaları, onlarla ilgilenmeleri konusunda ayet bulunmaktadır:

 

“..babalar, çocuklarınızı kızdırmayın. Tam tersine, onları Rab’bin eğitimi ve öğüdüyle yetiştirin.”  

Ef. 6:4

 

Babanın eğitimi daha önce belirttiğimiz gibi ailede  bir disiplin unsuru olmalıdır. Kırıcı, yıkıcı, kızdırıcı bir eğitim değil, yapıcı bir eğitim olmalıdır. Disiplinin elden bırakılmaması gerektiğini öğrenmiştik. Yanlış ve yersiz disiplin çocuğun benliğinde kırgınlık, kızgınlık, kısacası bir içsel acılık onun teşvikini kıracak hatta içine kapanmasına neden olacaktır. Babanın bütün davranışları birer örnek olmalıdır. Sözleri çocuğu rencide edici, onu başarısızlığa sürükleyici olmamalı, aksine bina edici olmalıdır. Çocuklar yanlış yaparlar, büyükler de çok yanlış yaparlar. Genelde büyükler bir zamanlar küçük olduklarını ve çok hatalar yaptıklarını çoktan unutmuşlardır. Bu nedenle çocuktan kendi sınırlarının üstünde bir beklenti içindedirler. Oysa çocuğa hata yapma şansı verilmelidir. Sonra da doğrusu öğretilmelidir. Bir su bardağını deviren çocuğa hemen bağırma eğilimi içindeyizdir. Oysa ona sıkı tutmasını öğretmek bizim sorumluluğumuzdur. Ama küçücük bir hata bile olsa dilimiz öylesine uzundur ki, neleri yıktığımızın farkında bile değilizdir. “Sen her zaman böylesin, bir şey yapamazsın, bak yine devireceksin.. Sen bırak” şeklindeki sözlerle çocuğumuzun geleceğinin temellerini atmaktayız. Ama bu temeller hiçte kendine güvenen bir çocuk yetiştirme temelleri değildir. Çocuk oldukça kendini küçümseyen, bir takım kompleksleri olan bir çocuk olarak yetişecektir.

Babanın disiplini oldukça dikkatli ve olumlu bir eğitim olmalıdır. Çocuklarının yararını düşünerek disiplin verilmelidir. Birçok zamanlarda ve birçok toplumlarda çocuğun bir kişi olduğu çok çabuk unutulmaktadır. Kendisine evdeki bir eşya gibi yaklaşılmakta ve çocuk hiçbir zaman dinlenmemektedir. Oysa onun en büyük gereksinimi sevilmek ve kabul edildiğini bilmektir. Dinlenmiş olmakta anne ve baba tarafından çocuğa sağlanan en büyük lütuflardan biridir.

Daha önce de gördüğümüz gibi Allah’ın istediği yolda çocukların eğitimi yine anne ve babanın sorumluluğudur. Yalnızca fiziksel ve duygusal gereksinimleri değil, ruhsal gereksinimleri de anne ve baba omuzlamalıdır.[33]

 

SONUÇ

 

Evlilik ve aile yaşamı[34] Allah’ın toplumsal yaşam içinde arzuladığı yaşam biçimidir. Kutsal Kitap içinde evlilikten aile içi ilişkilere kadar oldukça net bir düzen görülmektedir. Bugün dünyamızda Allah’ın kurduğu evlilik ve aile düzenine karşı oldukça sert bir saldırı bulunmaktadır. Bunun sonucunda da aileler parçalanmakta ve dünya yalnız insanların dünyası haline gelmektedir. Bu arada da zaten sorunlarını çözmeye gücü olmayan dünyamızın sorunlarına bir yenisi daha yenisi eklenmektedir. Bütün bu evlilik ve aile karşıtı görüşlere rağmen Allah’ın buyruklar göz önünde bulundurularak bu kurum daha da iyi korunmalı ve Allah’ın istemi doğrultusunda hareket edilmelidir. Çünkü bunun karşısında olmak kişisel bencillikten başka bir şey değildir. Unutulmaması gereken kendi ailelerimiz Allah için bir onur ve O’nun kutsallığı için bir tanıklıktır.

 

 

BOŞANMA

 

Boşanma konusu bugün dünya üzerindeki aileleri oldukça etkileyen bir konudur. Bu konuyu ele aldığımızda öncelikle evliliğin ne olduğunu bir kez daha gözden geçirmemiz gerekmektedir. Evlilik Allah’ın bakış açısına göre nedir? İşte, önemli olan bu noktadır. Allah’ın bakış açısı oldukça nettir. Evlilik, Mesih İsa’da olan yani samimi bir biçimde Hıristiyan olan bir kadınla bir erkeğin Allah önünde birleşmeleridir. Bu birleşme ömür boyu sürecek bir birleşmedir. Tek eşli bir biçimde sürdürülmesi gerekmektedir. Burada Allah’ın “bir beden olacaklar” ifadesi bu iki kişinin fiziksel, duygusal, ruhsal anlamda birliktelikleri demektir:

“Bunun için insan anasını ve babasını bırakacak, ve karısına yapışacaktır, ve bir beden olacaklardır.”                        

Tek. 2:24

 

Artık bu evliliğin gerçekleşmesi demek bu iki kişi arasında hiç kimsenin bulunmaması demektir. Özellikle anne ve babalar bu çiftten saygı ve sevgi görecekler ama çiftin özel hayatına karışmayacaklardır. Çünkü Allah’ın buyruğuna göre sağlıklı olanı budur. Kendi başlarına artık Allah’ın buyruğu olan bu evliliği ömür boyu götüreceklerdir.

Rab’bimiz Mesih İsa’dan boşanma hakkında soru sorulduğu zaman evlilik konusunda ömür boyu olduğu şeklinde cevap vermiştir. Şimdi bu bölüme birlikte bakalım:

 

“İsa şöyle yanıtladı: Başlangıçta Yaradan onları erkek ve dişi olarak yarattı diye hiç okumadın mı siz? Sonra ekledi: Bu nedenle, insan babayı ve anneyi bırakıp karısına bağlanacak, ikisi bir tek beden olacak. Öyle ki, bundan böyle iki ayrı kişi değil, ama bir bedendirler. Onun için, Allah’ın birleştirdiğini insan ayırmasın.”

Mat. 19:46

 

Burada Mesih İsa öncelikle onlara ilk yaradılışı hatırlatmış ve bu yaratılışta Allah’ın insanı dişi ve erkek olarak yarattığını dile getirmiştir. Zaten bu hatırlatmada bile Allah’ın evlilik için ideal anlamdaki bakış açısının ne olduğu görülmektedir.[35] Bu noktadan “Allah’ın birleştirdiğini insan ayırmasın” diyerek bu birleşmenin ayrılmaz bir birleşme olduğu noktasına gelmiştir. Yani samimi bir Hıristiyanın evliliğinde çok büyük bir dikkatle birbirlerini seçen çiftlerin ayrılma düşünmeksizin birlikteliği söz konusudur. Yani, Hıristiyanlık inancında bir Hıristiyanın evliliği ‘olmazsa olmaz’, ‘yürüdüğü yere kadar’, evlenmek haksa boşanmak ‘helal’ gibi sözler üzerine kurulamaz.

Bütün bu buyruklara karşın insanın günahlılığı bazen böylesine dikkatle başlanması gereken ve yaşam boyu sürmesi gereken evliliği kötü bir noktaya getirebilir. İşte bu durum Allah’ın arzulamadığı, O’nun istemine uymayan bir durumdur. Çok çok özel ve zor durumlarda boşanma konumuna kadar gelinebilir. Ama bu Allah’tan insana verilmiş bir haktan değildir. Aksine insanın günahlılığının ortaya çıkardığı ve çok çok istisna olan acı bir durumdur. O zaman boşanma konusu dünya gündeminde bu kadar yaygın acaba Kutsal Kitap boşanma konusunda ne öğretmektedir?

 

 

1. KUTSAL KİTAP BOŞANMA KONUSUNDA NE ÖĞRETİYOR?

 

Kutsal Kitap’ta Malaki peygamberi okuduğumuz zaman Allah’ın boşanmayı hiç sevmediğini görebiliriz:

 

“Çünkü İsrail’in Allah’ı RAB diyor: Ben boşanmadan, ve esvabını gaddarlıkla örten adamdan nefret ederim, orduların RABBİ diyor; bunun için ruhunuzu sakının da hainlik etmeyin.”   

Mal. 2:16

 

Bu ayete baktığımızda Allah’ın boşanmaya bakış açısı oldukça nettir. Artık bu net bakış açısının üstüne boşanmaya ilişkin Allah’ın başka bir açıklamasını beklemek söz konusu bile edilemez. Bunun dışında yalnızca insanın günahlılığından kaynaklanan sorunlara cevap olsun diye çok özel durumlarda boşanmanın bir sebep olarak söz konusu olabileceği gözlemlenmektedir. Allah’ın hoşuna gitmeden yalnızca günah gerçeği nedeni ile. Musa Peygamber’in boşanma konusuna değindiğini görmekteyiz. Özellikle onun bu değinmesi boşanmanın getireceği kötü sonuçları ortadan kaldırmaya yöneliktir. Aşağıda göreceğimiz metin daha çok yeniden evlenme üzerinedir:

 

“Bir adam bir kadın alıp onunla evlendiği zaman vaki olacak ki, onda utanılacak bir şey bulduğu için, kadın onun gözünde lütuf bulmazsa, onun için boş kağıdını yazacak, ve onun eline verecek, ve onu evinden gönderecektir. Ve evinden ayrıldıktan sonra kadın gidip başka bir erkeğin karısı olabilir. Ve sonraki adam da ondan nefret ederse, ve onun için boş kağıdını yazarsa, ve onun eline verip onu evinden gönderirse; yahut onu kendisine karı olarak almış olan sonraki adam ölürse; onu göndermiş olan evvelki kocası, kadın murdar edildikten sonra, onu kendisine karı olarak tekrar alamaz; çünkü RABBİN önünde bu mekruh bir şeydir; ve Allah’ın RABBİN sana miras olarak vermekte olduğu memlekete suç işlettirmeyeceksin.”  

Tes. 24:14

 

Burada boşanma işlemi için evlenme işleminin tam tersinin yapıldığını görüyoruz. Yalnız boşanma için “utanılacak bir şeyi bulunması” sözü bir neden olarak gösterilmektedir. Kutsal Yazılar bu konuda özel olarak bir açıklamada bulunmamakla beraber bu “utanılacak şeyin” gerçekten önemli bir şey olduğunu vurguluyor. Bunun ölüm cezasına kadar gittiği görülürse, o zaman bu utanılacak şeyin aleni bir zina olduğu anlaşılıyor.[36] Yalnız bu “utanılacak” cinsel davranışta gerçekten yüzsüzlük, utanmazlık yattığı belli oluyor. Çünkü tamamen aleni bir davranış sonucunda, tanıklarla belirlenmiş bir zina suçu kişiyi ölüme kadar götürüyor.[37]

Özellikle bu yasada kadının korunmasının amaçlandığını görmek mümkündür. O dönemin toplum yapısı yine göz önünde bulundurularak ayetler incelenmelidir. İlk kocanın kadını göndermesi durumunda, kadının bir başka erkekle evlenmesi ve bu erkeğin de onu bırakması kadının yeniden ilk eşine dönebilmesini tamamen ortadan kaldırıyor. Demek ki, bu noktada ilk kocanın karısını kolayca evden atabilmesine bir set çekilmek isteniyor. Kocanın bir öfke sonucu böyle bir işe kalkışması önlenmek isteniyor.[38] Bugün tarihe baktığımızda, o dönemin sosyal yapısı içinde gerçekten de bir bayanın kendi başına yaşamasının ne denli zor olduğunu görüyoruz. Burada kadının boşanma sonucu eline verilen imzalı kağıt kadına yeniden evlenme özgürlüğü veriyor. Böylelikle kadın toplum içinde korunmasız ve yalnız başına kalmıyor. Mişna’nın açıklamasına göre boşanma sertifikası “herhangi bir adamla evlenebilir” şeklinde kadına bir özgürlük vermektedir.[39] Ama kadının başka bir adamla evlenmesi yeniden eski kocasına dönmesini tamamen engellemektedir.

Aslına bakılırsa ve o günün koşulları da değerlendirilirse bu yasa kadın için bir korunma yasası olmuştur. Kocanın eşini kolay bir biçimde boşaması engellenmiş, aynı zamanda boşama gerçekleşirse kadına yeniden istediği bir kişi ile evlenebilme şansı tanınmıştır. Başından bir evlilik geçtiğine göre kadın zaten bakire değildir. Ama boşanma sertifikası o dönemde kadın için bakirelik kadar önemli bir belgedir. Çünkü bu belge yeniden kurabileceği yuvanın bir garantisi olmaktadır. Kadın toplum içinde yalnız başına itilmiş bir biçimde bırakılmamıştır. Ona ciddi olarak yaklaşılmasını emir.[40]

Boşanmanın Allah istemi olmadığını gördük. Bu olay insanların kendi günahlarından ötürü geldikleri çok zor noktada ancak belli şartlara bağlı bir sibop olarak değerlendirilmelidir:

 

“İsa, siz katı yürekli olduğunuz için Musa eşlerinizi boşamanıza izin verdi dedi.”  

Mat. 19:8

 

Boşanma günümüzün çok büyük sorunlarından biridir. Özellikle, endüstriyelleşmeyi tamamlamış ülkelerde zengin ama çalışmaya köle olmuş ailelerde bu durum daha da yaygındır. Kutsal Kitap’ta boşanmaya giden bütün yollar Allah planına göre kapatılmıştır. Ancak çok özel durumlarda insanın günahının getirdiği nokta boşanmayı gündeme getirmektedir. Bu noktada insanın en az yara alacağı biçimde boşanmanın gerçekleşmesi için Kutsal Kitap bazı görüşler öne sürmüştür.

 

 

2. KUTSAL YAZILARDA BOŞANMAYI GEÇERLİ KILACAK NEDENLER VARMIDIR?

Allah’ın boşanmadan hoşlanmadığını artık öğrenmiş bulunuyoruz. Ama her şeyi çok iyi bilen ve önceden gören Yüce Allah, günahın getireceği bazı özel durumlarda ne yapılması gerektiği konusunda da insanını aydınlatmıştır. Kutsal Yazılar’a göre kapalı bulunan boşanma yolunun yalnızca iki istisnası bulunabilir. Şimdi bu istisna durumları birlikte görelim:

 

a) Evlilik kurumuna sadakatsizlik

Burada Ferisi’lerin Mesih İsa’yı zor durumda bırakmak için bu konuyu gündeme getirdiklerini görüyoruz. Burada Mesih İsa’nın verdiği cevap Yeni Antlaşma’da Allah’ın konu üzerindeki görüşünü vermektedir:

 

“Kendisine yaklaşan bazı Ferisiler O’nu sözle tuzağa düşürmeye çalışarak, ‘Kişinin herhangi bir nedenle karısını boşaması yasal mıdır?’diye sordular. İsa şöyle yanıtladı:’Başlangıçta Yaradan onları erkek ve dişi olarak yarattı diye hiç okumadınız mı siz?’ Sonra ekledi: ‘Bu nedenle, insan babayı ve anneyi bırakıp karısına bağlanacak, İkisi bir tek beden olacak.’ Öyle ki, bundan böyle iki ayrı kişi değil, ama bir bedendirler. Onun için, Allah’ın birleştirdiğini insan ayırmasın.’ Ferisiler sordular: ‘öyleyse Musa neden, erkek kadına boşanma kağıdı verip onu salıversin’ yolunda buyruk verdi? İsa, ‘Siz katı yürekli olduğunuz için Musa eşlerinizi boşamanıza izin verdi’ dedi, ‘Ne var ki, başlangıçta durum bu değildi. Size diyorum ki, her kim zinadan başka bir nedenle karısını boşayıp başkasıyla evlenirse zina etmiş olur.’ Öğrencileri, ‘Erkeğin eşiyle ilişkisi böyle olacaksa hiç evlenmemek daha iyi ‘dediler. İsa, ‘Herkes bu sözü yüreğine sığdıramaz’ diye yanıtladı,’Sadece kendilerine bu yetki Allah tarafından verilenler sığdırabilir. Çünkü kimisi daha doğuştan evlenme yeterliğini taşımaz. Kimisi ise insanlar tarafından evlenemeyecek duruma getirilir. Kimisi de göklerin hükümranlığı için kendilerini evlenmekten uzak tutarlar. Bunu yüreğine sığdırabilen sığdırsın.”                                                          

Mat. 19:312

 

Boşanma konusu Yahudi din grupları tarafından oldukça tartışılan bir konuydu. Zaten bu nedenle Ferisiler Mesih İsa’nın bu konuda ne diyeceğini merak etmişlerdi. Tesniye 24:14’de geçen “utanılacak şeyi bulunmak” sözü yeterince açık olmadığı için Yahudi gruplarının bakış açısı da oldukça birbirinden farklıydı. Örneğin Hillel’i izleyen gruptakiler, kadının kocasının hoşuna gitmeyen herhangi bir durumda boşanabileceğini söylüyorlardı. Eğer kadın iyi yemek pişirmiyorsa ve kocasını bu konuda yeterince hoşnut edemiyorsa bu bir boşama nedeni olabilirdi.[41]

Shama’yı izleyenler ise bunun ancak gerçek şahitlerin tanıklığında aleni bir zina sonucu söz konusu olacağını savunmaktaydılar. Yani boşanmanın gerçekleşmesi için güvenilir şahitlerin tanıklığı ile bir zina olayının olması gerekmekteydi.[42] Ferisiler, Mesih İsa’yı bu noktada sınıyorlardı. Acaba Mesih İsa Hillel grubu gibi liberal bir kişi mi, yoksa Shama grubu gibi oldukça tutucu bir kişi mi?

Aslında bu soruları sorarken Ferisi’lerin kafasında başka bir senaryo da söz konusu olabilirdi. Mesih İsa bu soruların sorulduğu  zaman Kral Herod Antipas’ın bölgesindeydi.[43] Vaftizci Yahya bu kralın yaptığı uygunsuz evlilik üzerine konuştuğu için tutuklanmış, sonra da öldürülmüştü.[44] Belki İsa Mesih boşanma konusu üzerinde konuşurken Kral Herod’un bu uygunsuz evliliğine de göndermelerde bulunacak ve böylelikle tutuklanacaktı. Gerçekten oldukça büyük bir tuzak söz konusuydu.

Yahudi Kral Herod Antipas, karısını kardeşi Filip’in karısı olan Herodias ile evlenmek için boşamıştı. Herodias da Kral Herod’la evlenebilmek için Filip’ten ayrıldı. Bu herkesin yakından bildiği bir skandaldı ve üstüne üstlük bu uygunsuzluğu eleştiren Vaftizci Yahya’yı da tutuklatmış ve öldürmüştü. İşte durum bu kadar ciddi bir durumdu.[45]

Mesih İsa bütün bu tuzaklara dokunmadan oldukça net bir cevapla konuya aydınlık getirdi. Mesih İsa’nın hatırlatmasına göre, Allah başından beri karı ve kocanın ayrılmaksızın bir evlilik yaşamı sürdürmelerini arzuluyordu. Allah’ın birleştirdiğini insan ayırmasın diyerek bu konuya netlik getirmişti.[46]

Bu cevap üzerine Ferisiler o zaman neden Musa’nın Tesniye 24:14’te boşanmaya izin verdiğini sordular. Aslında Musa boşanma konusunda bir buyruk vermemişti.[47] Aslında Kutsal Yazılar’da boşanmaya ilişkin özel bir buyruk bulunmamaktadır. Mesih İsa’nın bu konuya işaret etmesinin nedeni çok çok özel konumlarda bir uzlaşma sağlanması içindir. Çünkü insanlar evlilik konusunda da kendi yollarına gitmişler ve Allah’ın konu üzerindeki arzusunu reddetmişlerdi. Özellikle Ferisiler Allah’ın bir uzlaşma sağlansın, bu konudaki sorunlar hallolsun diye sunduğu yolu bir emir olarak ortaya koymaya başlamışlardı. Musa’nın bir yazılı sertifika verilmek suretiyle boşanma krizini aşmak için sunduğu çözüm ne yazık ki birçok Yahudiler tarafından her erkek istediği zaman eşini boşar şeklinde bir anlayışla değişmişti.

Mesih İsa bir çok konuda antlaşmayı yenilerken yanlış anlaşılmış ve yanlış anlayış üzerinde devam etmekte olan bu boşanma sertifikası olayını ortadan kaldırmıştır:

 

“Size diyorum ki, her kim zinadan başka bir nedenle karısını boşayıp başkasıyla evlenirse zina etmiş olur.”  

Mat. 19:9

 

Evliliği bozma konusuna bu kadar karşı olan Allah acaba neden buna bir tek istisnada bulunmuştur? Evlilik, Allah’ın gözünde erkek ve dişinin kutsal beraberliği, birlikteliğidir. Adeta yarım elmanın kendisini tamamlamasıdır. Yaşam boyu sürecek bir birlikteliktir, bir bütünleşmedir. Ruhsal ve bedensel iç içe geçmedir. Tek bir insan olan bu iki kişinin arasına eğer üçüncü bir şahsın girmesine izin veriliyorsa, Allah’ın evlilikte bizlere sunduğu iyi ve güzel amaç ortadan kalkmaktadır. Bu kutsal beraberlik arasına adeta bedene ait olmayan bir parçanın eklenmeye çalışılması gibi girmiştir. Bildiğimiz gibi Allah’ımız sadıktır ve sadakate çok önem vermektedir. Kendi yarattığı insanı ile yaptığı antlaşmaya  asırlar boyunca sadık kalan bir Allah’tır ve bizden de aynı şeyi bekleyerek evlilik kurumunu bu sadakat temeli üzerine kurmuştur. Bizim kusursuz olmadığımızı biliyor. Zaten bu nedenle birçok konuda bize yeterince hoşgörü göstermektedir. Ama bir aile düzeninin bozulmasına yol açabilecek şekildeki isyanlarımıza göz yummamaktadır. Evliliğe karşı sadakatsizlik terimi eski Grekçe’de “porneia” olarak geçmekte ve her çeşit aykırı cinsellik, cinsel sapkınlık, cinsel anlamda kötü davranış bu terim altında toplanmaktadır. Evlilik dışı ilişki zinadır.

Yalnız bu boşanma istisnası da evliliği onarabilecek yollar denenmeksizin uygulanmamalıdır. Diyelim ki, eşlerden biri büyük bir sadakatsizlikle zina yaptı. Bu büyük günaha düştü. Bu hemen o gün boşanma anlamına gelmemelidir. Çünkü insan bir takım fırsatları kendi çıkarı doğrultusunda kullanabilir. Buna fırsat vermemek gerekmektedir. İnsan olarak dikkatli olmalıyız. Bir gün olmadık zamanda Şeytan’ın vesveselerine kanıp yoldan çıkmamız söz konusu olabilir. İncil bu nedenle sürekli olarak imanlıları uyarıp durmaktadır:

 

“Bu nedenle sağlam durduğunu sanan düşmemeye dikkat etsin”                                                                              

1. Ko. 10:12

 

Demek ki, düşebilme durumu bazen bizi köşede beklemektedir. Belki bu günaha düşen eş yaptığı hatanın bilincine varacak, tövbe edecek ve her zamankinden daha da sadık bir eş olabilecektir. Bu nedenle böylesine büyük bir problem iyice görüşülmeli, konuşulmalı ondan sonra yapıcı adımlar atılmalıdır. Ama taraflardan biri bu zinayı alışkanlık haline getirir, yoldan tamamen çıkar ve ailenin düzeni allak bullak hale gelirse, işte bu noktada artık boşanma bir istisna olarak gündeme gelmektedir. Bu hemen o gün boşanma anlamına gelmemektedir.

 

 

b) Eğer imansız olan eş boşanmada ısrar ederse

Pavlus’un boşanma konusuna istisna olarak gösterdiği ikinci neden ise imansız olan eşin boşanma konusunda çok ısrarlı olmasıdır. Korintos’taki imanlılar bu konuya ilişkin sorular sormuşlardı ve Pavlus İncil’deki Korintoslular’a mektubunda bu sorulara cevaplandırdı:

 

“Geriye kalanlara Rab değil, ben söylüyorum: Eğer bir kardeşin iman etmeyen karısı varsa ve kadın onunla yaşamayı uygun buluyorsa, kardeş onu boşamasın. Bunun gibi, bir kadının iman etmeyen kocası varsa ve bu erkek onunla yaşamayı uygun buluyorsa, kadın onu boşamasın. Çünkü iman etmeyen erkek karısı nedeniyle kutsanır. Bunun gibi, İman etmeyen kadın da o kardeş nedeniyle kutsanır. Yoksa, çocuklarımız kutsanmış olmazdı. Ama şimdi kutsaldırlar. İman etmeyen kişi boşanmayı yeğliyorsa boşansın. Böyle durumlarda kardeşin ya da kız kardeşin yükümlülüğü yoktur. Çünkü Allah bizi barış içinde yaşamaya çağırdı. Ey kadın! Kocanı kurtaracağını nasıl bilebilirsin? Ya da, ey koca! Karını kurtaracağını nasıl bilebilirsin? Ancak herkes Rab’bin kendisine sağlayışı oranında ve Allah’ın çağırdığı koşullar içinde yaşasın. Tüm kilise topluluklarında verdiğim yönerge budur.”   

1. Ko. 7:1217

 

O dönemde bazı öğretişler bir samimi Hıristiyanın imansız bir kişi ile yaşayamayacağı üzerineydi.[48] Pavlus, bu nedenle burada bu görüşün Allah’ın olmadığını, aslında imansız da olsa imanlı eşin aileyi bozmadan yaşamını sürdürmesinin büyük bir bereket olduğunu vurgulamaktadır. Yani öncelik her ne koşulda olursa olsun ailenin korunmasını sağlamaktır. Günümüzde istediğimiz kadar çağdaş olalım yine ailenin önemini yadsımak mümkün değildir. Dünyanın temelinde aile Allah’ın koyduğu yer ve değer dünyanın sonuna dek devam edecektir. Bu nedenle İncil’in müjdesine iman etmeyen bir ailede eşlerden birinin iman etmesi aslında eşini ve ailesini  bırakması gibi bir sonuç getirmemektedir. Aksine eşlerden birinin imanlı yaşantısı hem kendisine hem aileye büyük bir bereket olacaktır.  

Ancak bunun bir istisnası vardır. İncil’de toplumsal gerçekler göz ardı edilmemiştir. Bazen inanan eşe karşı diğer eşin tutumu sertleştikçe sertleşir. İmanı olmayan eş “İncil okur, kiliseye gidersen seni boşayacağım, sen gavur oldun, Hıristiyanlık’tan dönmezsen çocukların yüzünü bile göstermeyeceğim” şeklinde büyük bir baskı hatta dayakla bile karşı karşıya kalır. Ülkemizde bu baskı özellikle hanımlar için daha çok söz konusu olmaktadır. Böyle bir durumda eşler sürekli olarak sabra ve duaya davet edilir. Allah bu tarz karşı çıkmaları çok iyi bilmektedir. Kendi sözü bizim için Mesih İsa’da yeryüzündeyken aynı baskı ve eziyetleri çekmiş, hatta haça kadar gitmişti. Bu nedenle böylesine baskı gören imanlı eş ister kadın olsun ister erkek olsun sabırla, dua ile, anlayışla ve her şeyden önemlisi sevgi ile ailesini korumaya devam etmek durumundadır. Bu adeta Mesih’te olan imanının bir gereğidir ve bir ibadet ruhu ile katlanılırsa ancak dayanılabilir. Ama bütün bunlara rağmen eğer imansız eş bırakır gider, boşanma davası açar ve boşarsa, işte o zaman imanlı eş için bir sorumluluk bulunmamaktadır. İmansız eş eziyet ediyor diye boşama hakkı imanlı eşe verilmemiştir. Bu yine Hıristiyan inancının aileye verdiği önemi çok güzel bir biçimde vurgulamaktadır.

İmansız eşin boşaması durumunda, imanlı eşin yükümlülüğünün olmaması konusuna gelinceye dek şu iki aşamayı yerine getirmesi gerekmektedir:

Birinci: İmanlı taraf bu boşanmada hiçbir rol oynamamalıdır. Ailesini kurtarmak için elinden geleni yapmalı ve yukarıda dediğimiz gibi sevgide ve saygıda kusur etmemelidir. İmanlı eşin istediği tek şey  inancına karışılmaması ve ibadetine engel olunmamasıdır. Eşine onu  sevdiğini, saydığını söylemeli ve onu anladığını ifade etmelidir.

İkinci: Eğer imansız taraf boşanmayı istiyor ve ısrar ediyorsa ve özellikle bu konu artık aile huzurunu iyice bozuyor, ailenin fertlerinin esenliğini kaçırıyorsa, esenliğin korunması ve daha kötü sonuçların çıkmaması için imanlı taraf, imansız tarafın açtığı boşanma davasının noktalanmasına izin verebilir. Zaten birçok örnekte görüldüğü gibi bu noktaya kadar gelmiş evlilikler, imanlı taraf hayır dese de uzun uzun mahkemelerin olmasına, ailenin iyice yaralanmasına ve büyük tatsızlıkların  yaşanmasına sahne olmaktadır.

 

Bu ikinci noktada da boşanma bir emir değil, son noktada uygulanabilir ve birçok sorunu engellemek için bir uzlaşma çıkışıdır.

Acaba zina ve imansız eşin ısrarla boşanmaya gitmesi gibi çok özel sorunlar dışında boşanma için başka istisnalar söz konusu mudur? İnsan günahlı bir benliğe sahip olduğuna göre kendisine öldüresiye eziyet eden bir kocaya karşı kadın kendisini korumak maksadıyla boşanabilir mi? Bu ve benzeri birçok sorun günahlı benliklerin bir sonucu olarak karşımıza çıkacaktır. Acaba o zaman inanlı kişinin tavrı ne olacaktır? Evliliği sadece aralarında bir antlaşma olarak niteleyen ve öğretenler vardır. Bazen eşlerden biri bu antlaşmayı bırakıp giderse evlilik kendiliğinden bozulmuştur şeklinde bir sonuç çıkartmaktadırlar.

Kutsal Yazılar’da her özel durum için bir cevap bulmak ve hatta bu cevabı beklemek yanlıştır. Çünkü Kutsal Yazılar her şeyden önce insanın Allah’ın istediği yolda yürümesi için gerekli standartları ve birçok duruma uygulanabilir ana konuları dile getirmektedir. Birçok konuya yetebilecek ve birleştirildiğinde Allah görüşünü sağlayacak kadar çok noktalar verilmiştir. Önemli olan bu noktaları bir araya getirip Allah yaşamı tablosunu sergileyebilmektir.

Her şeyden önce Hıristiyan evliliği bir kira kontratı değildir. Taraflardan birinin çekip gitmesi, ya da evlilikten hoşnutsuz kalıp evliliği bırakması ile evlilik sonuçlanmış olmaz. Evlilik, buraya kadar irdelediğimiz konulara göre Allah önünde büyük bir kararlılıkla çıkılan, yaşam boyu sürecek bir birlikteliktir. Dayak gibi, kavga gibi ya da insanın günahlı doğasından kaynaklanan birçok eksiklikler çıktığında Allah yolundan sapmadan uygulanabilecek bazı yollar vardır. Örneğin; imanlı bir ailede her şey sütliman olacak diyemeyiz. Zaman zaman insansal doğamızın ve eski benliğimizin etkisinde birbirimizi incitebiliriz. Ama bunlar had safhaya geliyorsa, eşlerin bir müddet diğer olgun imanlı kardeşlerin (bu kişilerin özellikle imanlı bir aile yaşantısına sahip evli kişiler olmalıdır) denetiminde bir süre ayrı kalmaları salık verilmektedir. Bu ayrı kalış süresi sürekli olarak imanlı ailelerce çevrelenmeli ve korunmalıdır. Kilise liderlerinin özel danışmanlığı da bu dönemde çok önemlidir. Özellikle bu ayrı kalış süresi cinsel anlamda eşlerin zinaya düşmesi, başka günahlara yönelmesi gibi bir süreç değildir. Evlilikleri hakkında yeniden Kutsal Yazılar doğrultusunda donatılmaları, dua ve yalvarışla Allah önünde O’nun Kutsal Ruhu’ndan aydınlanmaları ve evlilik yaşamlarına yenilenmiş olarak dönebilmeleridir.

Bu kısa süreli ayrı kalma özellikle kocalarından eziyet gören hanımlar için çok önemli ve kaçınılmazdır. Eğer koca Mesih İsa’ya iman ettiğini söylediği halde bu eziyeti yapıyorsa, kilise bu konuda hanımını koruma altına alacak ve bu sorun ortadan kalkana dek konuyla ilgilenecektir. Eğer imansız eş bu duruma neden oluyorsa, kilise bu kişiyle tatlı tatlı konuşmayı deneyecek; eğer başarılı olmuyorsa, kanuni yaptırımlarla imanlı eşi koruma altına aldırmaya yardımcı olacaktır.

Görüldüğü gibi Yeni Antlaşma, gerçekten insanların dünyadaki yaşamlarını esenlik ve huzur içinde, Allah’a ait olarak geçirmelerini sağlamak için tek yoldur. Gerçektir. Kaynak, evrenin sahibi olan Yüce Allah olduğuna göre en doğrudur. Allah’a göre aile çok önemlidir. İmanlı aile çok önemlidir.

 

3. BOŞANMAMIŞ BİR KİŞİ YENİDEN EVLENEBİLİR Mİ?

 

Yukarıda değindiğimiz gibi boşanma, Hıristiyan anlayışına göre, olmaması gereken ve bu nedenle mümkün olduğunca engellenmeye çalışılan bir durumdur. Bununla birlikte çok zor ve özel durumlarda boşanma olayını yaşayan kişilerin yeniden evlenmesi de bir başka konudur. Bu konu da Hıristiyanlar tarafından farklı olarak değerlendirilmektedir.

Bir kesim Hıristiyan, Mesih İsa’nın hem boşanmayı yanlış hem de boşanmadan sonra evlenmeyi de zina olarak değerlendirdiğine dikkati çekerek, boşanma sonrası yeniden evlenmeyi de reddederler:[49]

 

“Denmiştir ki, ‘Kim karısını boşarsa ona boşanma belgesi versin’ Ama ben size derim ki, her kim karısını zina dışında bir nedenle boşarsa, onu zinaya itmiş olur. Her kim boşanmış bir kadınla evlenirse zina etmiş olur.”                                             

Mat. 5:3132

 

“Size diyorum ki, her kim zinadan başka bir nedenle karısını boşayıp başkasıyla evlenirse zina etmiş olur.”    

Mat. 19:9

 

Bu ayetleri kendi durumu içinde, yani, tarihsel ve kültürel unsurlarla değerlendirmemiz gerekmektedir. Mesih İsa’nın dünyamızda bulunduğu sırada birçok kişi beğendiği bir başka kişiyle evlenmek amacıyla boşanma yoluna gidiyordu. Yani aileyi parçalayan şiddetli geçimsizlik, aile içi sorunlar değil, yalnızca kişinin kendi zevk düşkünlüğüydü. Boşanma adeta yeni bir evliliğin habercisiydi ve bu hem YahudiGrek kültürü hem de Roma kültürü için doğal bir durumdu. Matta 19:312’de Ferisiler bu konu hakkında Rab Mesih’ten soruyorlardı. Mesih İsa’nın doğrudan bir cevap verdiğini görmüyoruz. Mesih İsa, bu soruyu soranların kendi uygulamalarını gözden geçirmelerini öneriyordu (Mat. 19:3). Aynı zamanda Allah’ın bakış açısına göre evliliğin sürekliliği ve Allah’ın birleştirdiğini insanın ayırmaması gerektiğini öğretiyordu.

Bundan sonra Mesih İsa, başka bir kişiyle evlenmek için kendi eşini boşamaya kalkan kişinin zina yaptığını vurgulamaktadır. Boşanmanın ancak zina gibi bir nedenle gündeme geleceğini bunun dışında evlilik kurumunun hiçbir nedenle yıkılmasına izin olmadığını öğretmektedir. Yeni Antlaşma’da zina kapsamı oldukça ince ayrıntıya kadar indirilmiştir. Bir kadına şehvetle bakmak bile zinadır. O zaman bu konuda bir erkeğin başkasına karşı olan ilgisinden ötürü eşini ihmal etmesi, ya da ilgisini başkası üzerinde toplaması, başkasına göz ucuyla bakması, bu konuda düşünmeye başlaması bile zinadır. Bu bakış açısında evlilik pamuk ipliğine bağlanmaktan korunmuş ve mümkün mertebe boşanma eşlerden birinin Allah korkusu olmaksızın gidip bir başkası ile ilişki kurması noktasında ve bunu inatla devam ettirme noktasında gündeme gelmiş olmaktadır. Burada dikkat çekilmesi gereken nokta şudur: zina dışında herhangi bir nedenden ötürü eşini boşayıp başka biriyle evlenen kişinin de zina suçu altına girmesine neden olmaktadır.

Kral Hirodes’le evlenmek için Herodya eşini boşamıştı. Bildiğiniz gibi kocası Kral Hirodes’in kardeşi Filipos’tu. İster resmi olarak boşanmış olsun, isterse olmasın bu tarz ahlaka aykırı böyle bir yaklaşımla yeni bir evliliğe başlamak Allah’ın kurduğu evlilik düzeninin ve evlilikteki amacının yüzde yüz dışındadır. Beğendiği kişiyi almak için birinin eşini boşaması ne kadar resmi bir boşanma olursa olsun Allah’ın gözünde zinadır.

O zaman başlangıçta sorduğumuz soruyu yineleyelim: “Boşanmış bir kişi yeniden evlenebilir mi?” Rab’bin bu konudaki açıklaması çok nettir. Evlilik Allah’ın onayladığı bir kurumdur. Hiçbir insansal neden bu evliliği ortadan kaldırmamalıdır.

Ama yukarıda değindiğimiz gibi, Mesih İsa’nın da açıkça söylediği şekilde eşlerden biri tarafından büyük bir sadakatsizlikle zinaya düşülerek yıkıma uğramış bir evlilik sonrasında terk edilen, sadakatsizliğe uğrayan eşin durumu ne olacaktır? Bu kişi yeniden evlenebilir mi? Burada şu noktalar üzerinde durmamız gerekecektir:

 

i) Mesih İsa bu istisna durumda yeniden evliliği engelleyecek şekilde bir öğretişte bulunmamıştır. Kendisine boşanmaya ilişkin sorular yöneltilmiş ve O bu sorulara karşılık olarak zina gibi çok derin bir günah dışında evliliğin bozulmasının mümkün olmayacağını dile getirmiştir. Eğer boşanma sonrası evliliğe ilişkin sorulsaydı O’nun düşünceleri yine aynı çizgide olacaktı. Yani yalnız kendi çıkar ve zevkini düşünen insanın evliliği bozması zina olduğuna göre, başka bir kişiyle evlenmesi, zinayı sürdürmesi anlamındaydı. Ama Allah’ın gösterdiği istisna olan, aile içi sadakatsizlik, yani zina sonucunda terkedilmiş eşin, imanlı biriyle yeniden evlenmesinde Allah’ın evliliğe bakış açısını geniş olarak değerlendirdiğimizde bir sorun görülmemektedir.

 

ii) Eski Antlaşma’da zina yapan eşe ölüm cezası verilmekte, diğer eşin ise yeniden evlenmesi salık verilmektedir:

 

“Ve başka birinin karısı ile zina eden, komşusunun karısı ile zina eden adam, hem o, hem kadın mutlaka öldürülecektir.”

Lev. 20:10

 

“Eğer bir adam, başka bir adamın karısı olan bir kadınla yatmakta olarak bulunursa, o zaman kadınla yatan adam ve kadın, onların ikisi de öleceklerdir; ve  kötülüğü İsrail’den kaldıracaksın.”

Tes. 22:22

Mesih İsa’nın günlerinde Yahudiler, Eski Antlaşma’da yazan bu yasayı, daha doğrusu ölüm cezasını uygulayamıyorlardı. Çünkü kendileri Roma yasaları altındaydılar. Ama Eski Antlaşma’daki bu yasalar bize zinanın evliliği ortadan kaldıran bir unsur olduğunu göstermeye yeterlidir. 

 

iii) Yahudi inancında boşanma sonucunda iki taraf yeniden evlenme hakkına sahipti. Dediğimiz gibi boşanma sudan sebeplere indirgenmiş ve özellikle hanımlar için adaletsiz bir hal almıştı. Mesih İsa, sadakatsizlik olan ve evlilik kurumunu derinden sarsan zina suçu dışında boşanmayı yasaklamıştı. Eski Antlaşma öğretisine göre zina evliliği tamamen fesh eden bir durum olarak görülmektedir. Yukarıda da gördüğümüz gibi ölüm cezası gibi bir cezayı da beraberinde getirmektedir. Yeni Antlaşma’ya göre Mesih İsa’nın bahsettiği bir zina durumu söz konusu olursa evlilik otomatik bir yok olma ile karşı karşıya kalmaktadır. Evliliğin kutsallığı, Allah’ın amacı yok olmaktadır. Bu nedenle boşanmaya gidilebilmektedir. Evlilik zina nedeniyle Allah gözünde bozulmuş olarak görüldüğü için sadakatsizliğe uğrayan eş için artık bir bağ kalmamış demektir. Bu da sadakatsizliğe uğrayan eş için yeniden evlenmeyi mümkün kılmaktadır.

Bu konu üzerinde kuşkusuz tartışmalar olmuştur. Mesih İsa’nın zina yüzünden boşanma sonucunda tekrar evliliğe müsaade etmemesi düşüncesi savunulmaktadır. Ama ayetler genel olarak değerlendirildiğinde, yalnızca zina olursa boşanma söz konusu olabilir, zinanın getirdiği zarara uğrayan ve evliliğe sadakatsizlik etmeyen eş için yeniden evlenebilmek söz konusu olabilmektedir. Ama zina dışında büyük geçimsizlik gibi durumlarda eşlerin belli bir süre ayrı kalmaları boşanma değil, ailenin yeniden yapılanabilmesi için verilen bir süredir. Bu süre içinde eşler birbirlerine sadakat yeminleri üzerinde durmak mecburiyetindedirler ve böylelikle evlilik her açıdan korunmuş olmaktadır. Eğer çiftlerden biri imanlı değilse ve bütün çabalara rağmen geçimsizlik yüzünden çekip gider ve imanlı eşi boşarsa yine aynı şekilde imanlı eş artık özgür kalır ve yeniden evlenebilme şansı doğmuş olmaktadır. Tesniye 24:14’te görüldüğü gibi Allah gerçekten insanın günahlı durumunu ve bu durumundan kaynaklanan yanlışlarını göz önünde bulundurmaktadır. Dünyada yaşayan kendi seçtikleri canların da ne gibi özel durumlarla karşı karşıya gelebileceklerini çok iyi bilmekte ve bazı istisna durumlara çözüm sunmaktadır.

 

iv) Evlilik çok doğal bir durumdur. (Bekar kalmak için çağrılanlar dışındaki kişiler için) Elçi Pavlus özellikle toplumdaki ahlaksızlıkların önüne geçebilmek için evliliğin değerini çok net belirlemiştir:

 

“Şimdi gelelim bana yazdığınız sorunlara: Erkeğin kadınla ilişki kurmaması iyidir. Ama zinadan sakınmak için her erkeğin kendi karısı, her kadının da kendi kocası olsun.”  

1. Ko. 7:12

 

Bu ayetlerin hemen ardından evlenmemiş, dul kalmış ya da boşandığı halde evlenmemiş kadınlar için oldukları gibi kalmalarını önermiştir. Ama bu durumları kendileri açısından zor oluyorsa, özellikle cinsel arzuları kendilerini günaha teşvik ediyorsa, evlenmelerinin daha hayırlı olduğunu söylemiştir. Anlaşıldığı gibi bazı kişiler için evli olmamak denenmelere açık olmakla eş anlamlıdır. Bazen bu durum günaha götüren yol olur:

 

“Evli olmayanlara ve dullara şunu belirteyim: onların benim durumumda kalmaları pek iyi olurdu. Ama tutkularını alt edemeyenler evlensin. Çünkü evlenmek, için için yanmaktan yeğdir.”

1. Ko. 7:89

 

Aynı bölümde elçi Pavlus imanlı olmayan eşi tarafından bırakılan imanlı eş için bir yükümlülüğün olmamasından bahsetmektedir. Bu eş böyle bir durumda artık özgür kalmıştır. İsterse olduğu gibi kalabilir ve iman yaşamını sürdürebilir. Ama eğer cinsel açıdan denenmelere tabi kalıyorsa, o zaman imanlı bir kişi ile yeniden evlenebilir:[50]

 

 

“İman etmeyen kişi boşanmayı yeğliyorsa boşansın. Böyle durumlarda kardeşin ya da kız kardeşin yükümlülüğü yoktur. Çünkü Allah bizi barış içinde yaşamaya çağırdı.”  

1. Ko. 7:15

 

4. İSTİSNA BİR KURAL OLABİLİR Mİ?

 

Kabullenir bir şekilde boşanmış bir Hıristiyanın yeniden evlenmesini öğretmek tehlikeli değil mı? Kutsal Yazılar, Tesniye 24:14’te boşanmanın getirdiği sonuçlar, bizim boşanmış bir Hıristiyanın yeniden evlenmesini öğretmemiz sonuçları da olmayacak mı? Eski Antlaşma’nın döneminde insanın günahı ne idiyse, Yeni Antlaşma döneminde de insanın günahı aynıydı. Burada gözden kaçırılmaması gereken nokta: Zina sonucu gelinen son noktada bir uzlaşma, bir çözüm sağlamaktır. Çözümsüz bırakılabilecek yüzlerce yaşam sorunu toplumsal dengeyi bozacaktır. Bu nedenle İncil, birçok sorunu çözümsüz bırakmamak için sorunların temelinde yatan gerçekler üzerinde gerekli aydınlatmayı yapmıştır.

Bu ve benzeri birçok noktada özellikle kilise liderlerine büyük bir görev düşmektedir. Allah bizlerden kendi hoşnut olduğu yaşam biçimlerini benimsememizi beklemektedir. Kendisine inananların ailelerinin de Allah’a ait aileler olarak yaşam sürmelerini istemektedir. Bu nedenle kiliselerin önderleri Allah’ın Sözü ve bakış açısını sürekli inananlara aktarmak, onların zor dönemlerinde yanlarında olmak ve Allah’ın hoşnut olduğu yaşam standartlarını dünya ile değiştirmemelerine yardımcı olmak durumundadırlar. Zaten kilise önderler bunun için Kutsal Kitab’ı öğretme ve uygulamada yardımcı olarak bulunurlar. Esas önder, esas çoban olan Mesih İsa önderliğinde ve örneğinde gözetim altındaki insanlardan sorumludur. O zaman kilise önderlerine bu konuda düşenleri kısaca şöyle sıralayabiliriz: 

 

a) Kutsal Kitab’ın evlilik hakkında neler öğrettiğini açıkça öğretmemiz gerekir

Kutsal Kitab’ın evlilik öğretisi verilmelidir. Allah’ın evlilik deyince neyi arzuladığını, evliliğe bakış açısı öğretilmelidir. Yaşam boyu sürmesi gereken evliliğin ne anlama geldiği, evlilikte sadakatin, adanmışlığın ne demek olduğunu, bağışlama ve uzlaşmanın önemini sürekli öğretmek gerekmektedir. Bu konularda yalnızca gençler değil, evli olan ya da olmayan her yaştaki kişiler aydınlatılmalıdır.

Bir imanlı boşanma konusunu gündeme getirdiğinde öncelikle Mesih İsa’nın Ferisi’lere verdiği cevap verilmeli; Allah gözünde evliliğin yaşam boyu sürmesi gereken bir bağlılık olduğu ve sadakat gerektirdiği hatırlatılmalıdır. Öğretişlerimiz sorunların kökenine inmezden önce Allah öğretişinin temel taşları üzerinde olmalıdır. Boşanma ise; insanın günahlı doğasında başarısızlığının bir sonucu olarak başvurulabilecek en son nokta olarak değerlendirilmelidir.

 

b) Kişileri evliliğe tam olarak hazırlamak gerekir

Evliliği Kutsal Kitab’a göre anlayan bir kişi için boşanma diye bir kavram söz konusu olmamalıdır. Ama bu gerçekten iyi bir öğretişin sonucunda karşımıza çıkacaktır. Doğal olarak eşlerden her iki tarafın da Mesih İsa’ya iman etmiş Hıristiyanlar olması gerekmektedir. Aksi takdirde eşlerden birinin iman konusunda emin olmaması ya da başka bir inanç taşıması ilerde çözülmesi zor sorunlara yol açıyor.

İmanlı genç ailelerin kendilerini alçaltarak kendilerinden hem iman açısından hem de yaş açısından daha olgun olan ailelerden danışmanlık almaları çok yararlı olacaktır. Özellikle bu ailelerden aile içi sorunları halledebilme, birbirine karşı saygı duyma, bağışlamayı kabul etme ve verme, uzlaşmacı olma, cinsel konulardaki beklentiler, iki tarafın anne ve babaları ile olan ilişkileri konusunda danışmanlık almaları onlara beraber yürüyecekleri yaşam yolunda aydınlık olacaktır.

 

c) Evlilik yaşamında zorluklardan geçen imanlı ailelere evlilik konusunda yardım etmek gerekir

Kiliselerimiz, dua ve yardımlaşma konularında kendimizi güvenli hissedebileceğimiz bir yer olmalıdır. Günümüzde birçok imanlı ailelerin evlilikleri, bir diğer imanlı kardeşin ya da ailenin yardımı sayesinde yok olmaktan kurtulmuş ve yeniden pırıldayan bir aile halini almıştır. Dünya yürümeyen evlilikler için yargısını anında vermektedir. Bu yargı karı ve kocanın boşanmasını gündeme getirmektedir. Bizler Allah’ın çocukları olarak bu görüşün karşısında, evrenin yaratıcısı olan Allah’ın evlilik üzerindeki görüşünü yansıtmalıyız. Boşanma, yürümeyen evliliğin sigortası değildir. Hiçbir zaman da olmamıştır. Bu konuda bize iyi birer örnek gibi görünen istisnalar olsa da, dilimizde dediğimiz gibi ‘istisnalar kaideyi bozmaz’.

Boşanma ve yeniden evlenme konularına ilişkin bizlere gelecek sorulara en iyi cevap, evliliğe Allah’ın bakış açısı ile bakarak, boşanmaya yol açacak her durumu ortadan kaldırmak için elbirliği ile çalışmaktır. Kilise, sıcak bir aile yuvası olarak bu konuda büyük bir sorumluluk taşımaktadır.

 

d) Tekrardan evlenmek hiçbir zaman ön bir seçenek olmamalıdır

Boşanmış kişiler her şeyden önce boşandıkları eşleri ile bir uzlaşma sağlanması için ellerinden geleni yapmalıdırlar. Bunu iş olsun diye değil, kilisedeki kardeşleri görsün diye değil gerçekten gerektiği için yapmalıdırlar. Zaten kardeşler bu samimi gayretlere tanık olacaklardır. Artık yapılacak hiç bir şey kalmıyorsa, ilk önce boşanmış kişi bekar kalsın, yoksa ikinci bir evliliği düşünmeye başlayabilir. Zaten boşanmanın iki istisnasını; zina ve imansız olan eşin bütün ısrarlara rağmen imanlı eşi boşamasını yukarıda söylemiştik. Bu şekilde boşanmaya kadar gelinmiş bir durumda eşler hala uzlaşma yolları aramalıdırlar. Ancak başka bir alternatif kalmazsa, ikinci kez evlilik söz konusu edilebilir. Bekar kalmakta diğer bir alternatif olarak düşünülebilir. Ama bekar kalış kişiyi günaha yönlendirmeyecek bir yaşamı beraberinde getirmelidir.

e) Boşanmış olanlar için de ruhsal rehberlik gerekmektedir

İmanlı toplum, evlilikte başarısızlığa uğramış bir kardeş için yürek sertliğiyle davranmamalı o kişiyi kucaklamalıdır. Boşanma tecrübesi ile oldukça hırpalanmış imanlı bir kişinin gerçekten ruhsal anlamda desteğe ve yardıma ihtiyacı vardır. Boşanmış kişi yalnızlık, terkedilmişlik, reddedilmişlik gibi duygularla mücadele içindedir. Bu duygular derin yaralarla birlikte kişiyi allak bullak edebilir. İşte tam bu noktalarda Mesih’teki kardeşlerin rolleri başlamaktadır. Onlar Mesih İsa’nın merhametini ve bağışlamasını tatmış kişiler olarak bu kardeşi kucaklamalı ve yaralarının daha çabuk iyileşmesine yardımcı olmalıdırlar.

Kiliseler için en büyük tehlike konuları derinlemesine bilmeksizin ya da kardeşleri iyi bir biçimde tanımaksızın aleyhte konuşmak, dedikodu yapmaktır. En iyisi bu gibi konuları yaşayan bir kardeşe sevgimizi sunarak önderlerin ellerine bırakmaktır. İleri geri konuşmamak, o kardeşi daha da yaralayacak yanlış hükümlere girmemekte çok dikkat edilmelidir. Bugün bir konu da başarısız olduysa da, yarın bir başka konuda biz başarısız olabiliriz. O nedenle böyle durumlarda Rab’be dua ile bu kişiyi Allah önüne getirmek ve mümkün olduğunca kişinin ruhsal olarak bir an önce iyileşmesini, olgun bir imanlı olarak Allah yaşamına dönmesini sağlamak gerekir.

 

f) Boşanmış çiftlerin bağışlanamaz bir günah işlemedikleri bilinmelidir

Yukarıda değindiğimiz gibi bazen kilise içinde olgun olmayan inanlılar yerli yersiz konuşmayı, hükümler vermeyi kendileri için bir görev sayarlar. Oysa böylelikle kendileri de günah sorunuyla karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu kişilere göre boşanmış bir imanlı en büyük günahı işlemiştir. Bu adeta Allah tarafından bağışlanamayacak bir günah gibi gösterilmeye çalışılır. Aslında bu ve buna benzer düşünceler imanlı için bir hayli tehlikelidir. Dedikodunun, zan altında tutmanın, kilise içinde bölücülük yapmanın da ciddi günahlardan olduğu ve Allah’ın yargısını çektiği unutulmamalıdır. Bütün bu günahların da yürekten bir tövbe ile Allah önüne getirilmesi gerekmektedir.

Evlilik ilişkisinin bozulmasının bir günah olduğu kuşkusuzdur. Çünkü insanın günahlı benliğinden kaynaklanan uzlaşmazlıkla ya da sadakatsizlikle Allah’ın bakış açısına aykırı bir davranışta bulunulmuştur. Bu küçümsenemez. Ama bu günah, diğer günahlar gibi, Allah önünde ikrar edilerek Allah’ın büyük bağışlayıcılığından nasibini alacaktır.

 

 

SONUÇ

 

Kutsal Yazılar’ın tamamına baktığımızda iki istisna dışında boşanmanın kabullenemez olduğunu görüyoruz. Bu iki istisna durumun oluşmasında yine bazı şartların gerçekleşmesi gerekmektedir. İki istisna durumdan biri eşlerden birinin cinsel sadakatsizliği, yani bir zina durumudur. Diğeri ise imansız eşin terk etmesidir. Bu durumlarda bile ailenin bozulmaması için elden geldiğince mücadele vermek gerekmektedir. Eğer bütün çabalar sonuçsuz kalıyorsa, o zaman boşanma bir uzlaşma yolu olarak, bir istisna olarak karşımıza çıkar. Boşanmanın bir bahane olmaması için gerçekten iyi bir durum değerlendirmesi şarttır. Başka hiçbir şey yapılamıyorsa en son nokta boşanma noktasıdır. Tekrar söylemek gerekirse Kutsal Kitab’a göre aileler için boşanma diye bir kavram yoktur. Evlilik bir kez ve ömür boyu sevgi, saygı ve sadakat üçgeninde Allah önünde gerçekleşmektedir.

Bu nedenle Kutsal Yazılar’ın tümünü bilmek çok önemlidir. Ne buyrukların ötesine geçmek, ne de Kutsal Kitap’taki buyrukları bir kenara atmak söz konusu olmamalıdır. Kutsal Kitap ne derse ona göre yaşamak Allah’ın hoşnut olduğu bir yaşam güncelleştirmektir. Yaşamda kendi günahlılığımızdan kaynaklanan sorunlar vardır. Uzlaşamadığımız durumlar vardır. Bazen ne yapılırsa yapılsın kendi benliğimiz bizleri geri dönemeyeceğimiz noktalara getirmektedir. Allah’ımız sevgi Allahı”dır. Kendi seçtikleri için her durumda esenlikte kalabilmeleri için gerekli ana buyrukları vermiştir. Çok çok özel durumlarda bu iki istisna olay gerçekleşip boşanma söz konusu olursa bekar kalmak ya da ikinci kez evlilik söz konusu olabilir. Ama bunun da yine gerçekten Allah’ın verdiği şartlara uygun olarak gerçekleşmesi gerekmektedir.

İnsanoğlu günahlı benliği ile zaman zaman günaha ve ruhsal anlamda başarısızlığa düşmektedir. Böyle durumlarda hem disiplin hem lütufla karşı karşıya kalmaktayız. Bu nedenle boşanma sonucunda bir yığın problemle uğraşmaktansa, bizleri boşanma kapısına kadar getirecek sorunlarla uğraşmayı öğrenmeliyiz. Bunun en iyi yolu Allah’ın evlilik üzerindeki amacı ve arzusunu iyi öğrenmek, O’ndan öğrendiklerimizi de yaşamlarımızda uygulamaktır.

 

 

BEKARLIK

 

Hıristiyan inancı, evliliğin yanında bir başka yasal durumu daha tanımakta ve bu konu hakkında görüşler bildirmektedir. Bu bekarlıktır. Evlilik nasıl bazı kişiler için bir armağansa, bekarlık da başkaları için bir armağandır. Elçi Pavlus, Korintoslular’a yazdığı mektupta hem evliliği hem de bekarlığı bir armağan olarak değerlendirmiştir:

“Herkesin benim gibi olmasını isterdim. Ama herkes Allah tarafından kendine özgü bir bağışla donatılmıştır; kimisi bir tür, kimisi başka tür.”                                            

1. Ko. 7:7

 

1. BEKARLIK HAKKINDAKİ YANLIŞ ÖĞRETİ

 

Bekarlık hakkında yaygın olan iki öğreti bulunmaktadır. Bunların her ikisi de oldukça büyük bir yanlış anlamayı beraberinde getirmektedir.

 

a) Bu yanlışlardan ilki bekarlığın evlilikten daha aşağı görülmesidir

Evlilik bölümü üzerinde çalışırken Allah’ın Adamın yalnız olmasından hoşnut olmadığını ve kendisine bir eş yarattığını görüyoruz. Allah’ın bakış açısına göre yetişkinlerin evlenmesi en iyi olanıdır. Böyle bir öğretişe bakan insanlar Allah’ın bekarlık konusuna bakış açısını öğrenmeden bekarlığı yargılamaya başlamaktadırlar. Evet, Allah’ın bakış açısında evlilik yetişkinler için güzel olanıdır. Ama bu Allah’ın bekarlığa kızdığı, onu ikinci sınıf gördüğü anlamına gelmemektedir.

Hem Mesih İsa hem de elçi Pavlus kendi öğretilerinde bekarlık çağrısı almış kişilerin, onurlu bir çağrı aldıklarını belirtmektedirler. Mesih İsa’nın boşanma konusundaki ciddi öğretişlerini duyan öğrenciler oldukça şaşırmışlardı. Bu nedenle bekar kalmanın daha hayırlı olacağını bile düşündüler. Bunun üzerine Mesih İsa şöyle cevap verdi:

 

“Öğrencileri, ‘Erkeğin eşiyle ilişkisi böyle olacaksa hiç evlenmemek daha iyi’ dediler. İsa, ‘Herkes bu sözü yüreğine sığdıramaz’ diye yanıtladı, ‘Sadece kendilerine bu yetki Allah tarafından verilenler sığdırabilir. Çünkü kimisi daha doğuştan evlenme yeterliliğini taşımaz. Kimisi ise insanlar tarafından evlenemeyecek duruma getirilir. Kimisi de göklerin hükümranlığı için kendilerini evlenmekten uzak tutarlar. Bunu yüreğine sığdırabilen sığdırsın.”               

Mat. 19:1112

 

Bekarlığın kendisine özgü yararları vardır. Bunun başında Allah ile daha derin ve daha yakın bir yaşam geçirebilir. Allah sözüne, Allah hizmetine ve doğal olarak hizmet için insanlara daha çok zaman ayırabilir. Bütün bunlar birçok evli imanlıların isteyip her zaman yapamadıkları şeylerdir.[51] Bu nedenle bekarlık evlilik yanında daha alt bir düzeyi oluşturmamaktadır. Özellikle Allah’ı daha çok sevmek isteyen ve O’na bütün yüreği ve dikkati ile hizmet etmek isteyenler için evliliğin yanında birçok avantajlar sağlayan bir durumdur.

 

b) Diğeri ise bekarlığın evlilikten daha üstün tutulmasıdır

Tarihte bazı Hıristiyan kiliselerinin öğretilerinde bekarlık evlilikten daha üstün bir durum olarak değerlendirilmiştir. Bu yanlışın kaynağında şu iki neden yatmaktadır.

Birinci: Kutsal Kitab’ın yanlış anlaşılmasıdır. Çünkü hem Mesih İsa hem de elçi Pavlus bekarlığın iyi olduğunu öğretmişlerdi. Ama her ikisi de evliliğin üstünde değer taşıyan bir konum olduğunu öğretmemişti. Kutsal Kitap bunu öğretmemektedir. Kutsal Kitab’a göre evlilik Allah tarafından onaylanan ve kutsal kılınan bir kurumdur.

İkinci: O dönemde bazı Hıristiyan öğretileri Grekler’in felsefesinden etkilenmişti. Bu görüş fiziksel yaşamının tamamen ruhsal yaşamından ayrı ve aşağı olduğunu öğretiyordu. Bu yüzden cinsellik hem istenmeyen hem de oldukça aşağılanan bir kavram olarak kabul ediliyordu. Bu görüş monastik yaşam tarzının yaygınlaşmasının nedenlerin biriydi. Yani evlenmeyip kendisini Allah’a adayan kişiler çoğaldı. Manastır yaşamı genişledi. Oysa, Kutsal Yazılar’a baktığımızda evliliğin, birçokları için Allah’ın sağladığı bir armağan olduğunu görüyoruz. Bu kurum aşağılık bir kurum değil, Allah tarafından onaylanmış ve kutsal kılınmış bir kurumdur.

Bekarlığın ne evlilik üstünde yer alan, ne de evliliğin altında yer alan bir durum olmadığını iyi anlamak gerekmektedir. Her kişi yaşamının bir bölümünü bekar olarak yaşamaktadır. Birçok toplumlarda bekarlar oldukça büyük bir çoğunluğu oluşturmaktadır. Bunların bir kısmı henüz evlenmemiş ya da evlenememiş olanlardır. Bir kısmı evlenmeyi düşünmeyenler, diğer kısmı ise eşlerini kaybetmiş olanlardır. Özellikle çağdaş toplumlarda bekar kalış süresi oldukça uzamaya başlamıştır. Gençler artık daha geç evlenmeyi arzulamaktadır. Bu konuda boşanma oranının artması da büyük rol oynamaktadır.

 

2. BEKARLIĞIN TEMEL UNSURLARI

 

Bekarlık konusunda birçok unsuru alt alta sıralamak mümkündür. Şimdi bunlardan bazılarına bakalım.

 

a) Armağan olarak bekarlık

Bekarlık bir armağan olarak görülmektedir. Allah birine bekarlık armağanını verirse, bu kişi Allah hizmetinde daha adanmış olarak çalışabilir. Allah’ın krallığı için hizmet etmekte Allah’ın yüreklendirmesiyle böyle bir yola baş konabilir. Ama bu baş koyuşta düşüncelerin bütün dünyasal kaygılardan, özellikle cinsel düşüncelerden arınması ve temiz kılınması gerekmektedir. Cinsel arzular kişiyi rahatsız ederken, zorla bekar kalınmaya çalışılması oldukça ağır sorunları doğurabilir. Bu bir çağrıdır. Allah’ın güçlendirmesiyle yüklenilebilecek bir sorumluluktur. Bu armağana sahip kişiler artık zamanlarının tamamını Allah için harcayabilirler. Evliler gibi ev geçindirme kaygıları yoktur. Ev ve ailenin getirdiği sorumluluklardan uzaktırlar.

Bir kişi kendisinde bekarlık armağanı olduğunu nasıl bilebilir? Elçi Pavlus’un şu öğretisi bu konuda yardımcı olabilir:

 

“Evli olmayanlara ve dullara şunu belirteyim: Onların benim durumumda kalmaları pek iyi olurdu. Ama tutkularını alt edemeyenler evlensin. Çünkü evlenmek, içir yanmaktan yeğdir.”

1. Ko. 7:89

 

Eğer bir bekar sürekli olarak cinsel sorunlar içindeyse, cinsel düşünceler kendisini rahatsız ediyorsa, bu kişinin böyle bir armağan olmadığı belirgindir. En güzeli bir eş için sürekli dua etmesidir. Ama bunun yanı sıra kendisini bu konularda denetlemeli, iyi ve sağlıklı arkadaşlıklar kurmalıdır. Böylelikle tamamen kendisini Allah hizmetine verebilir. Eş için yılmadan dua etmek aynı zamanda büyük bir karakter gelişmesi de sağlayabilir. Başkası için dua etme konusunda daha çalışkan bir karakter kazanılabilir.

Bazı bekarlar uzun yıllardan beri dua ettikleri halde cevap almamanın kaygısı içindedirler. Adeta umutları kesilmiş, bezgin düşmüşlerdir. Hatta evlilik konusunun açılmasından rahatsızlık bile duyarlar. Bu durumlarda Allah’ın yetkinliği unutulmamalıdır. O dualarımıza evet ya da hayır şeklinde cevaplar verebilir. Bizim için farklı planları olabilir. Bizim karakterimizi değiştirme konusunda bizi eğitmek isteyebilir. Sabrımızı geliştirmeyi düşünebilir. Bizim iyiliğimiz için yanlış bir evlilik yapmamıza engel olmak isteyebilir. Bizden iyi bir eş olmayacağını bildiği için bizim kendi kendimizi ateşe atmamızı durdurmak isteyebilir. Kısacası cevap gelmemesi belki de bizim daha sonra çok iyi görebileceğimiz gibi kendi faydamız içindir. Belki cevapsız gibi görünen durum içinde çok cevaplar vardır. Bize düşen Allah’a olan sevgimizi, saygımızı sadık bir biçimde korumak ve O’nun bütün vaatleri yerine getiren Allah olduğunu anlayarak sabır içinde beklemektir. Eğer bu sabır ve bekleyişimiz Allah’ımıza bir övgü ve ibadet olarak sunulursa, alacağımız bereket hesap edilemez.

Evlenmek isteyen ama bir türlü bunu gerçekleştiremeyen kişi ne yapacaktır? Zamanımızda bu durumda olan birçok kişi vardır. Bu kişiler yukarıdaki yazdıklarımızı göz önünde bulundurarak daha da umutla Allah’a yakarışlarını sürdürmelidirler. Özellikle cinsel düşüncelere karşı kendilerini dua, oruç ve yalvarışla, Allah’ın sözünü ezberlemekle korumalıdırlar. Aynı zamanda imanlı arkadaşlıktan bereket ve teşvik alabilirler. Ne durumda olduğumuz önemli değildir. Her durumda Allah tarafından bize verilmiş sorumluluklar vardır. O bize karşılıksız kurtuluş lütfunu sunmuştur. Bizden beklediği O’nun çocukları olarak kutsal bir yaşam yaşayarak O’nun tanıkları olmamızdır.

Bekar imanlıların özellikle çevrelerindeki evli kişilere bakarak kendilerini başarısız ve yalnız hissetmemeleri gerekmektedir. Allah’ın kurtardığı kişiler olarak yalnız değillerdir. Hiçbir şekilde de başarısızlığa uğramamışlardır. Onlar için Allah’ın hazırladığı bir plan vardır, Allah’a bakarak yaşamlarını sürdürmelidirler. Hem de tam olduklarını, Allah ile birlikte yaşadıklarını bilerek. Allah’ın bekarlık armağanını gönenerek yaşamalıdırlar.

Evliler evlilik armağanını gönenerek yaşamalıdırlar. İki taraf dünyaya, onun öğretilerine özellikle cinsel sapkınlıklara yenik düşmemelidirler. Bu arada bekar imanlılar evlileri iyi anlamalıdırlar. Kendi özgürlük avantajlarını kullanamayan evlileri bir takım konularda kendilerine katılmadıkları için yargılamamalılar, Allah’ta anlayışla evli ailelere yaklaşmalıdırlar. Evlilerin kendi aralarındaki diyalog içinde bekarlar yanlış yapmamaya karıkocayı tedirgin edecek söz ve davranışlardan kaçınmaya çalışmalıdırlar. Bekarlığın kendine göre rahat bir yaşam programı vardır. Evliler bu konuda bağımlıdırlar. Bekarlar bu konuda hassas olmalıdırlar. Örnek vermek gerekirse sinemaya gitmek isteyen bir bekar bunu yerine getirme konusunda daha büyük bir hareket özgürlüğüne sahiptir. Evli arkadaşına baskı yapabilir, hatta kendisine katılmadığı için kızabilir. Oysa evli kardeşin durumunu iyi anlamalıdır. Bekarlıkta yapılan bazı davranışlar evli çiftlerin yanında, çiftlerden biri en yakın arkadaş olunsa bile, yapılmamalıdır.

Bu bekarları anlama konusunda da aynıdır. Evlilerin bekarları anlaması, onların ruhsal hassasiyetlerini göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Aile yaşamında bir takım sorumluluklar taşımadıkları göz önünde bulundurulmalı ve aile içindeki sorumluluk kavramlarından bazılarını kolaylıkla anlayabilmeleri beklenmemelidir.

 

b) Bekarlık ve arkadaşlık

İnsanoğlu sosyal bir varlıktır ve daima sosyal bir ortam içinde yaşamaya çaba göstermektedir. Bu nedenle bir bekarın her iki cinsle arkadaşlık kurması en doğal hakkıdır. Ama imanlı bir bekar için arkadaşlık tamamen cinsel düşünce ve yaklaşımların dışındadır. Kutsal Yazılar iyi arkadaşlığın önemi üzerinde durmaktadır:

 

“İki kişi bir kişiden iyidir, çünkü emekleri için iyi ücretleri olur. Çünkü düşerlerse, biri arkadaşını kaldırır; fakat yalnız olup düşenin vay başına! Onu kaldıracak kimse yoktur.”   

Vaiz 4:910

 

Bekar kişinin etrafında dostluk kurduğu kişiler, kendi yetişmesi ve gelişmesi açısından çok önem taşımaktadır. Aklı başında bekar arkadaşlar bulması, olgun evli çiftlerle arkadaşlık kurması, özellikle çocuklu ailelerle vakit geçirmesi bir bekar için büyük bir emniyet ortamının oluşması demektir. Böylelikle bekar yalnız kalmamış olur. Aynı zamanda sevilir ve kabul görür. Bu ruhsal anlamda bekarlığı sağlıklı kılar.

Yalnızca arkadaş çevresi değil, aile çevresi de bir bekar için oldukça önem taşımaktadır. Ailenin bekar fertlere olan sevgisi ve kabulü çok önemlidir. Onlar ihmal edilmemelidir. Evlilik ve Aile başlıklı bölümümüzde, ailelerin her zaman ailesizleri kucaklayan bir yapıda olması gerektiğinden bahsettik. Bu  nedenle özellikle Doğuş bayramı, Diriliş bayramı gibi belli günlerde bekarlar aile içine daha bir sevgi ve samimiyetle kabul edilmelidir.

 

c) Bekarlık ve cinsellik

Kutsal Kitab’a göre cinsel ilişki yalnızca evlilik içinde geçerlidir. Bekarların başkaları ile ilişkisi ancak dostluk ve arkadaşlık ilişkisidir. Bu ilişkilerde hiçbir zaman cinselliğe yer yoktur. Bu Allah’ın bir öğretisidir. Bunun kolay olmadığı, özellikle modern toplum yaşamı içinde iyice güçleştiği kesindir.

Cinselliği yaratan da Allah’tır. Cinselliği iki karşı cinsin sevgiyi derinlemesine algılaması, evlilik yaşamının pekişmesi, neslin devamı gibi bazı nedenlerden oluşmuştur. Cinsellik kötü bir şey değildir. Ama önemli olan cinselliği Allah’ın arzuladığı şekilde kullanabilmektir. Allah’a göre cinselliğin rahatlıkla yaşanabileceği kurum evlilik kurumudur. Bekar bir kişinin birçok cinsel sorunlarla mücadele etmek zorunda kaldığı bilinmektedir. Yine de dünyada birçok insan bekar oldukları halde Allah’a yaraşır bir yaşam sergileyebilmektedirler. Eğer dünyaya bakar ve dünyasal bir yaşam sürmeye kalkarsak, temiz bir cinsel yaşam sürmemiz mümkün olamaz. Bizi bütün bu cinsel yozlaşmadan kurtarabilen yalnızca Kutsal Ruh’tur. Ancak Allah ile, O’nun sözü ve Ruh’u ile bizler kendimizi günah çukuruna girmekten koruyabiliriz. Yeter ki, gönül Allah’a yaraşır bir yaşam yaşamayı istesin ve O’na yönelsin.

Allah cinsel yaşamı bir kenara itmemiştir. Bunu oluşturan kendisidir. Bu konuda bizim ne kadar bocaladığımızı da bilmektedir. Allah standartlarına göre yaşam, dünyanın her standardından üstündür. Bizi bizden daha iyi tanıyan Allah bu standartlara ne kadar zor uyabileceğimizi bildiği için Kutsal Ruhu’nu bize yardımcı olarak vermiştir.

Cinsel konulardan çok rahatsız olan bir bekarın ilk yapacağı şey kendisini meşgul edecek faydalı hobiler, ilgi alanları ya da iş bulmasıdır. Aynı zamanda bütün yüreği, aklı ve kalbi ile Allah’a hizmeti de amaç edinmiş olmalıdır. Böylelikle cinsel arzular kısmen ya da tamamen kontrol altına alınmış olacaktır. Dua ile üstesinden gelinemeyecek zorluk hemen hemen çok azdır. Dua  aynı zamanda bekarı daha olgunlaştıracaktır. Özellikle pornografiden kaçınması gerekmektedir. Pornografi ya da zihinde bir takım düşünce ya da hayallerle kişinin kendi kendini tatmine kalkması, kişinin gerçek dünyanın dışına çıkması gibi bir şey: bu da Allah’a bir yücelik getirmeyecektir.[52] Ayrıca cinselliği evliliğe saklamak evliliğin daha sağlam temeller üzerine kurulmasını sağlayacaktır. Cinselliği önceden yaşamamış çiftlerin ilişkileri, sürekli olarak farklı farklı kişilerle ya da kendi başlarına cinselliği yaşayan kişilerin ilişkilerinden daha derin ve iyidir. Çünkü yaşamlarında başkaları olmadığı için farklı zevk anlayışları da yoktur. Bu karı koca arasında daha bir sadakat ve bağlılık doğuracaktır. Ayrıca eşlerin birbirlerini başkaları ile kıyaslamalarını da engelleyecektir.

Bazen çok zor ya da istisna durumlarda şehvetsiz olarak, hayal gücünü kullanmadan bir cinsel boşalma kişi için bir koruma tatmini olabilir. Böylelikle kişi cinselliğin kendisini sürekli olarak rahatsız etmesinden kurtulmuş olabilir. Ama bu yalnızca bir siboptur. Sürekli başvurulursa sürekli peşinden koşulan bir alışkanlık halini alır. Yeniden söylemek gerekirse mastürbasyon, pornografi ve hayal kullanılmadan yalnızca çok büyük cinsel baskı ve uyarı durumlarında kişinin kendini günahtan koruması için bir siboptur.

 

d) Bekarlık ve kilise

Kiliselerimizde bazen evlilikler üzerinde birçok vaazlar verilmekte ve ailelere ilgi gösterilmektedir. Bu aynı şekilde bekarlar için de söz konusu olmalıdır. Bazı kiliselerimizde bekarların sayısı evlilerden daha çoktur. Kilise bekarları bağrına basmalı ve onları birçok etkinliğin içine almalıdır. Böylelikle bekarlar kendilerini büyük bir aile içinde bulacaklar ve dışlanmaktan kurtulacaklardır. Kilise önderleri ve öğretmenler evliler üzerine eğildikleri kadar bekarlar üzerine de eğilmelidirler.

Bekarların belli başlı danışmanlık sorunları bulunmaktadır. Bu sorunlar dikkatli bir biçimde ele alınmalı ve kilise olarak ilgilenilmelidir. Ülkemizde birçok bekar aileleri ile birlikte yaşamaktadırlar. Bu bir yere kadar bekar kişinin bazı sorunları için iyi olmakla birlikte, özellikle İncil inancında yaşamlarını sürdürenler için her zaman iyi değildir. Üstüne üstlük modern çağın getirdiği yeni şartlar ülkemizde bile bekarların artık kendi başlarına yaşamaları durumunu beraberinde getirmiştir. Kendi başlarına yaşayan bekarların daha da hassas oldukları gözlemlenebilir. En çok hissettikleri sanki kendilerine fazla değer verilmemesidir. Oysa bu çoğu zaman yanlıştır ama onlar böyle değerlendirebilirler. Onlara verilecek değer, Allah’ın onlara verdiği armağanları değerlendirmek, onlarla iyi dostluklar kurmak bekarlara toplumda layık oldukları yeri verecektir.

 

SONUÇ

 

Hem evlilik hem de bekarlık Allah gözünde kabul gören iki durumdur. Her iki durumda da sürülen Allah’ın hoşnut olduğu yaşam Allah’a onur getirmektedir. Her ikisi de saygı duyulması gereken Allah’ın sağladığı birer armağandır. Yalnızlık ve yakın ilişki yoksunluğundan kaynaklanan sıkıntılar içinde kalan bekar için güvenilebilir arkadaşlıklar ve yakın dostluklar büyük bir çare olacaktır. Aynı zamanda böyle dostluklar bekar kişileri bina edecek ve olgunlaştıracaktır da. Kutsal Kitap’ta böyle dostlukların örneklerini görebiliriz. Rut ve Naomi arasındaki yakınlık, Davut ve Yonatan’ın arkadaşlığı, Pavlus ile Timoteos arasındaki yakınlık bu konuda en güzel örneklerdir.[53] Bu kişiler arasında gördüğümüz dostluklarda hiçbir cinsel unsur bulunmamaktadır. Yakın arkadaşlıklar için oldukça güzel örneklerdir. Bu arkadaşlıklarda oldukça engin bir güven ve ruhsal anlamda destek söz konusudur.

Elçi Pavlus’un Korintos kilisesine söylediği gibi; bekar kişilerin tek bir fikir olarak Allah’a hizmet etmesinde büyük bir özgürlükleri vardır. Evli kişi yanında oldukça avantajlıdırlar. Kutsal Kitap’ta Allah’ın sadık hizmetlilerinden bazı kişilerin bekar olduklarını görüyoruz. Yeremya’nın bir eşi yoktu ve  Allah’a büyük bir sadakatle hizmet etti.[54] Hezekiel evlilik yapmıştı ama eşi ölmüştü.[55] Eşinin ölümünden sonra bekar olarak sürdürdüğü yaşamda Hezekiel, Allah tarafından çok etkin bir biçimde kullanıldı. Elçi Pavlus’un da evli olmadığını görüyoruz. Allah elçi Pavlus’u ne kadar geniş bir alanda kullandı. Böylelikle Allah’ın müjdesi uluslara duyurulmuş oldu. Elçi Pavlus evli olsaydı belki bu kadar geniş bir hizmeti yapması söz konusu olamayacaktı. Allah’ın evlileri kullandığı gibi bekarları da ne kadar etkin bir biçimde kullandığını görüyoruz. Elçi Pavlus örneğinde gördüğümüz gibi bekar kişinin kendi enerji, düşünce ve duygusunu Allah yolunda daha fazla kullanabilmesi daha çok hizmetin yerine getirilebilmesini sağlamaktadır.

Allah’ın yetişkinler için genel arzusu Allah’a yaraşır bir evlilik yapmaları ve ömür boyu eşleri ile birlikte Allah’a onur getirmeleridir. Bu arada bazı kişileri de bekar olarak kalmaları ve kendi hizmeti için daha yoğun bir biçimde gayret göstermeleri için çağırmıştır. Bu da Allah’ın arzusudur. O zaman genel için arzuladığı evlilikte, bazı kişiler için arzuladığı bekarlıkta Allah’a onur getirmek için yaşanacak birer durumdur. Yeter ki, her iki durumda da Allah’ın Müjdesinde ve Müjdesine uygun bir yaşam sergilensin.

 

 

ÖZET

 

Allah’ın insan ilişkileri için oluşturduğu ve Kutsal Yazılar aracılığı ile duyurduğu standartlar oldukça ciddi standartlardır. Eski Antlaşma’da zina putperestlikle eş değerde görülmektedir. Yeni Antlaşma’ya baktığımızda da, hem Mesih İsa hem elçi Pavlus evlilik konusunda sadakatin ne denli önemli olduğunu ortaya koymaktadırlar. Elçi Pavlus cinsel günahları sıraladığı birçok günah listesinde çok belirgin günahlar olarak nitelendirmiştir. Bu nedenle Kutsal Kitab’a göre cinsler arasındaki ilişki, ilişkinin niteliği çok önem taşımaktadır.

Evlilik kutsal ve aynı zamanda Allah tarafından verilmiş bir armağandır. Sadık, güvenilir ve yaşam boyu süren bir evlilik için cinsellik, Allah’ın insanlarına sağladığı en güzel armağanlardan biridir. Evlilik içinde cinsellik sevginin fiziksel ifadesidir, hoştur ve doyum sağlar.

Allah’ın arzuladığı anlamda evlilik yaşam boyu süren evliliktir. Ama dünyada yaşayan insanın günahlı benliğinden kaynaklanan uzlaşmazlıklar bazen evlilik üzerine kara bulutlar getirmektedir. Bazen bu bulutlar çözümsüz sorunları da getirir. Bu söz konusu olursa[56] bu noktalara gelindiğinde ve hiçbir çözüm kalmadığında boşanmanın söz konusu olabileceğinden bahsedilmektedir. Yine de boşanma hiçbir zaman bir buyruk olarak Kutsal Yazılar’a girmemiştir. Bu iki istisna sonucu yalnız kalan imanlı eş için bir kez daha evlenme söz konusu olabilir. Kutsal Kitap yine bunu bir buyruk değil bir müsaade olarak sunmaktadır.

Bekarlık da evlilik gibi Allah’ın bir armağanıdır. Ne evlilikten aşağı ne de evlilikten yukarı bir konumdur. Bekarlık bazen Allah hizmetinde etkin hizmet fırsatı doğurmaktadır. Böylelikle başkalarının bir anlamda bereket almasına neden olurlar.

Gerçek anlamda müjdeyi yansıtan Hıristiyan toplum, Allah’ın kutsallığını yansıtan, Allah’ın hikmetine tanıklık eden ve O’nun lütfunu açıklayan bir toplumdur.

 



[1] Çık. 20:12.

[2] 5. “Cinselik” bölümüne bakın

[3] Mat. 19:46.

[4] Boşanma ile ilgili bölüme bakın

[5] Sül. 2:1617; Hez. 1; 16:8; Mal. 2:1316.

[6] Sül. 5: 1519. Cinsellik hakkındaki Kutsal Kitap öğretileri için 5. “Cinsellik” Bölümüne bakın.

[7] Sül. 57.

[8] Neh. 13:2327.

[9] Sül. 5:1819.

[10] 1. Ti. 2:811.

[11] Tek. 4:19.

[12] Tek. 16:14 İbrahim’in bu iman eksikliği ve karakter zayıflığı ilerde iki oğlu arasında hiç bitmeyecek anlaşmaların olmasına neden oldu. Aslında bu ayrılığın neden olduğu çekişmeler günümüze kadar devam edip durmaktadır. Hıristiyanlık ve İslam arasındaki çekişmenin bile nedenleri arasında bu kökteki sorun bulunmaktadır.

[13] Tek. 26:35.

[14] 1.Kr. 11:111.

[15] Tek. 30:124; 1.Sam. 1:38.

[16] Tek eşlilik üzerine olan bu ayetleri okuyun: Lev. 18:18; Mez. 128:3; Sül. 5:1521; 1.Ko. 7:12; 1.Ti. 3:2,12.

[17] Bu ayetler bekar bir kişinin önder olmasını engellememektedir. Yalnızca evli önderlerin tek eşli ve evine, ailesine sadık kişiler olmaları gerektiğini belirtmektedir.

[18] WC Kaiser, Towards OT Ethics, s. 153.

[19] Rut 4:11; Ef. 2:19; 1.Ti. 3:15.

[20] Tek. 2:45:1.

[21] İbr. 12:610.

[22] Sül. 23:13.

[23] Sül. 15:5.

[24] 2. Ti. 1:5; 3:15.

[25] Hab. iş. 16:1.

[26] 2.Sa. 9.

[27] Mar. 7:813.

[28] Mez. 68:6.

[29] Lev. 19:3.

[30] Lev. 20:9; Tes. 21:18

[31] 2. Ti. 3:12

[32] Kol. 3:20

[33] Sül. 1:8 ve 6:20’ye bir göz atarsanız çocuk eğitiminin hem anne hem baba üzerinde olduğunu görmeniz mümkündür.

[34] “Büyük Serüven” adlı kitapta Evlilik ve Aile konu üzerine çok detaylı bir yazıya alınmıştır. Bu kitap Türkiye'de Yeni Yaşam Yayıncılık tarafından 1999 basılmıştır.

[35] Tek. 1:27; 2:24.

[36] Lev. 20:10; Tesniye 22:22.

[37] A Cornes Divorce and Remarriage s.133.

[38] Tes. 24:4.

[39] Gitim 9.3. Mişna, Yahudi din adamlarının yasa üzerine tartıştıkları, düşündükleri konuların toplandığı antik bir kitaptır. Yahudiler için bir nevi hadis kitabıdır.

[40] Tes. 22:2829’da başka bir yasa vardır. Eğer bekar bir erkek, bekar bir kıza tecavüz ederse, onunla evlenmek ve kadını yaşam boyu yanında tutmak zorundadır. Bu yasaya göre, bu kişilerin boşanması yaşam boyu söz konusu olamaz. Bu yasada kendisine saldırıya uğramış bir kadını belli bir güvence altına almak için verilmiş bir yasadır.

[41] Misna Gittim 9.10. Rabbay Akiba’ya göre eğer koca başka bir kadını daha güzel buluyorsa bu bile boşama nedeni olabilirdi! Tarihçi Yosefus’un Yeni Antlaşma dönemi Yahudi yaşam ve kültürü hakkında yazdıklarında bunları bulmak mümkündür. Boşanma hakkında anlattığı bir bölümde şöyle yazmaktadır: “Karısını herhangi bir neden ya da kızgınlıktan ötürü boşamak isteyen şu şekilde bir sertifika yazar…” (Antiquities 4:253). Bütün bunlar Yahudiler’in boşanma konusunu ne kadar kaygan bir zemin üzerine oturttuklarını göstermeye yetmektedir.

[42] RT France, Matthew, s122.

[43] Mar. 10:1.

[44] Mat. 14:312.

[45] WL Lane, The Gospel of Mark, s.354.

[46] Tek. 1:27; 2:24; Mat. 19:46.

[47] Markos’un kaydına göre Mesih İsa Mar. 10:34’te buyruk sözcüğünü kullanmaktadır. Musa sadece boşanma durumunda boşanma sertifikası verilmesi konusunda bir buyruk yazmıştır. Oysa boşanma konusunda bir buyruğu. bulunmamaktadır. Bu konu için John Stott’un  Issues Facing Christians Today, s. 292’deki 19.nolu açıklamaya bakmak gerekir. Aynı zamanda P & D Feinberg’in Ethics for a Brave New World isimli kitabının s.317318 bakılabilir.

[48] JRW Stott, Issues Facing Christians Today, s. 297298.

[49] Mar. 10:1112; Luk. 16:18.

[50] JRW Stott, Issues Facing Christians Today, s. 299.

[51] Elçi Pavlus 1. Ko. 7:2933’te bu konuları daha da netleştirmiştir.

[52] Mat. 5:2729.

[53] Kutsal Kitap içindeki Rut bölümü başından sonuna yakın arkadaşlık için güzel bir örnek oluşturmaktadır. Özellikle 1:1518’e bakın. Davud ve Yonatan’ın arkadaşlığı için 1.Sam.1921; Pavlus ve Timoteos’un baba oğul ilişki gibi olan arkadaşlıkları için 1. Ti. 1:18; 2. Ti. 1:12:1’e bakın.

[54] Yer. 16:14.

[55] Hez. 24:12, 1518.

[56] Zina ve imanlı olmayan eşin terk etmesi




Hristiyan.Net'i Açılış Sayfanız yapmak için tıklayınız.
9 Ağustos 2003 tarihinden beri  sayfa gösterimi aldık.
Destek olmak ya da reklam vermek için, lütfen webmaster@hristiyan.net adresine mail atınız.