2. HIRİSTİYAN AHLAKINDA KUTSAL KİTAP
GİRİŞ
HIRİSTİYAN AHLAKI İÇİN KUTSAL KİTAP’IN ÖNEMİ.
HIRİSTİYAN AHLAKI AÇISINDAN KUTSAL KİTAP’IN VAZ GEÇİLMEZLİĞİ.
1) Kutsal Kitap çağımızın çok öncelerinde o zamanın kültürüne hitap etmektedir. Bu nedenle günümüze ilişkin yeterli bir kaynak değildir.
2) Günümüzün birçok problemi Kutsal Kitab’ın içinde yer almamaktadır
3) Kutsal Kitab’ın içinde yer alan birçok ahlak öğretişi günümüzde geçerliliğini korumamaktadır.
a) Kutsal Kitap Allah’ın var olduğunu farz eder.
b) Kutsal Kitap bütün insanların ahlaki bir karakter ile yaratıldıklarını öğretiyor.
2. AHLAK BİLGİSİNİN TEMELİ ALLAH’IN VAHYİDİR
5. KUTSAL KİTAP AHLAKİ YAŞAMIN HER NOKTASINA ETKİR
6. ESKİ ANTLAŞMA VE YENİ ANTLAŞMA BİRBİR-LERİ İLE TAM BİR İLİŞKİ İÇİNDEDİR
a) Eski Antlaşma’da Allah’ın kurtarış planı Yeni Antlaş-ma’da Mesih İsa ile tamamlanmaktadır
b) Eski Antlaşma ile Yeni Antlaşma arasında tarihi ve siyasi zaman farkları vardır
c) Eski Antlaşma’nın amacı Allah’ın vahyinin açıklanması ve seçtiği halkın aracılığıyla kendisinin bütün milletlerce tanın-masıdır
ESKİ ANTLAŞMA’NIN TEMEL ÖZELLİKLERİ
1. ANTLAŞMA VE İTAAT
a) Allah ve İsrail iki eşit taraf değildir
b) Bu antlaşma itaat için bereket itaatsizlik için lanet getir-mektedir
c) Allah’ın ahlakı öğretişleri izlenmesi zor değildir
2. ON EMİR
YENİ ANTLAŞMA AHLAKININ TEMEL ÖZELLİKLERİ
1. ALLAH’IN KRALLIĞINA İLİŞKİN MESİH İSA’NIN ÖĞRETİŞİ
2. SEVGİNİN ÖNEMİ
3. ALTIN YASA
4. AMAÇLANAN İYİ ŞEYLER
5. KÖTÜ ŞEYLER DIŞLANMALIDIR
a) Cinsel günahlar
b) Dilin günahları
c) Sosyal günahlar
ÖZET
2. BÖLÜM
KUTSAL KİTAP
|
H |
ıristiyan ahlakının temelleri bölümünü irdelerken bir yapının temelinin ne kadar önemli olduğunu belirtmiştik. Dünyada her şeyin bir dayanağı olduğu gibi Hıristiyan ahlakının dayanağı da var, o da Kutsal Kitap’tır. Kutsal Kitap olmadan Hıristiyan ahlakından bahsetmek mümkün değildir. Bu her çeşit ahlak için aynıdır. Başka inançların ya da felsefelerin temelinde de yatan, o inanç ve felsefelerin temel kaynaklarıdır. Kutsal Kitap Hıristiyan inancının temelidir. Binlerce yıllık Kutsal Yazılar’ın toplamından çıkan sonuç bu Kitap’ta anlatılmaya çalışılanları oluşturmuştur. Bu yazılar yüzlerce yıl önce ne anlam ifade ediyorsa inanlılar için bugün de aynı anlamlarını korumaktadırlar. Şimdi ahlakın Kutsal Yazılarca değerlendirilmesine bakalım.
Burada her şeyden önce Kutsal Kitab’ın ne olduğuna değinmemiz gerekmektedir. Kutsal Kitap her şeyden önce Hıristiyan inancı için en son, değişmezliğini koruyan ve Hıristiyan inancının bütün temellerini oluşturan, inanç ve ibadetin bu temellere göre yapıldığı bir kitaptır. Kısacası bu Kitap varsa Hıristiyanlık’tan bahsetmek mümkündür. Bu Kitap yoksa zaten böyle bir inanç olmayacaktır. Kutsal Kitap Hıristiyan’ın ruhsal anlamda her şeyi demektir.
Allah kendisini bu Kitap aracılığıyla insanlarına anlatmıştır. O’na iman edenleri yine bu kitaba göre yönlendirir ve dün, bugün ve yarın yine inananlarına ve dünyada Allah’ı arayanlara yalnızca bu Kitap’ı aracılığıyla konuşmakta ve konuşacaktır. Bu nedenle bu Kitap Allah’ın Sözü olarak kabul edilmekte ve evreni yaradana itaat etmek için bu kitaba göre yaşanmaktadır.
Hıristiyan inancına göre Kutsal Yazılar gerçektir. Allah kendisini insanlara tanıtmak ve kendisine iman edenlere yol ve yön göstermek için insanların anlayacağı şekilde yazıların sözleri ve karakterlerini kullanarak bu kitapla konuşmaktadır:
“İlkin şunu bilmelisiniz: Kutsal Kitap’taki hiçbir Peygamberlik Sözü özel bir kişinin yorumu değildir. Çünkü Peygamberlik Sözü hiçbir zaman insan isteğiyle ortaya çıkmamıştır. Tersine, Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Allah’tan konuşmuştur.”
2. Pe. 1:2021
Kutsal Kitap içinde insan manzaraları vardır. Tarihin gerçekleri, yaşanan dönemin gerçekleri, aile yaşamları, gelenekleri görenekleri ve bütün bu güncel yaşam koşulları içinde Allah ile insanların ilişkileri vardır. Sevinçler, üzüntüler, heyecanlar, korkular; zenginlik, yoksulluk kısacası güncel yaşamda hissedilen her şeyde Kutsal Kitap yerini almaktadır. Çünkü dünyada birçok şey değiştiği halde insanın gereksinimleri, duyguları değişmez. Roma İmparatorluğu yerini başka yönetim biçimlerine bırakmış, giyilen giysiler, kullanılan silahlar, ulaşım araçları, iletişim araçları değişmiş ama insanların korkuları, üzüntüleri ya da sevinçleri hala aynı şekilde varlığını korumuş ve korumaktadır. İşte Allah kendisini o günkü insan sınırlarının, algılayışının anlayacağı şekilde nasıl açıklamışsa, bugün de Kutsal Kitap aracılığıyla bizlere kendisini, tarih içinde açıklamaya devam etmektedir.
Bu yazılar sadece boş, yönsüz, salt bir tarih kayıdı değildir. Çünkü Kutsal Kitab’ın aktardığı birçok tarihi gerçek yanında söylediği, belirttiği bir başka gerçek de Allah’ın Kutsal Ruh’unun bu yazılara ön ayak olması, yönlendirmesidir. Allah’ın Ruh’unun yönlendirmesiyle bu Kitap, artık dünyasal anlamda yazılmış, bir çok yapıttan elbette ki farklı olacaktır. Kutsal Kitap artık Allah’ın vahyidir:
“Tüm Kutsal Yazı Allah esinlemesidir. Gerçeği öğretmeye, yüreği eleştirmeye, yaşamı düzeltmeye ve doğruluk yolunda eğitmeye yarar. Öyle ki, Allah adamı yetkin olsun, her iyi iş için donatılsın.”
2. Ti. 3:1617
Allah’ın soluğu, Allah’ın esinlemesi, kısacası Allah’ın çizgisi bu yazıların tamamı içindedir. Allah bilgisinin nesillere aktarımı için Ruh Allah tarafından oluşturulmuş bir Kitaptır. Allah’ın iddiaları insanlar tarafından değiştirilemeyecek kadar güçlüdür. Allah ikide bir fikir değiştirmez. O’nun iyi ve güçlü karakterleri kendisinden kaynaklanır. Günahtan nefret eder ve kutsaldır. İşte bu noktalara gelmeye başladığımızda Allah’ın ahlakı gündeme gelmeye başlamaktadır. Nesillere, yüzyıllara hitap eden Allah’ın kendisini açıkladığı, kurtuluş ve Allah’ın yaşam planını sunduğu kitap, Allah yaşamının ahlaksal temellerini de bu noktalarda oluşturmaktadır. Günaha bakamayan, kutsal olma gibi özellikleri Allah’ın istediği ahlakı ortaya koymaktadır. O’nun karşılıksız sevgisi ve lütfu mükemmel bir ahlak yaşamı sergilemelerine de neden olmaktadır. O’nun sunduğu kurtarış planı ve Allah yaşamı konusundaki öğretişleri çağlar ve kültürler üzeri öğretilerdir. Örneğin: “Düşmanlarınızı sevin” ve “Bir yanağına tokat atana öbür yanağını da çevirmek” gibi öğretiler,[1] insanı insan yapan yaşam biçimleri bütün çağları kapsayan öğretilerdir. Bütün bu öğretiler Rab İsa’ya güvenerek Allah’ın lütfunun sonucu olan sonsuz yaşama kavuşan kişi için günlük yaşam noktaları olmalıdır. Karanlık odaya küçücük bir ışık bile girse o oda artık karanlık değildir. Bu örnek de buna benzemektedir. Bir Hıristiyan ne kadar eksikleri de olsa Kutsal Ruh tarafından her geçen gün şu ya da bu şekilde aydınlatılmaya başlamaktadır.
HIRİSTİYAN AHLAKI AÇISINDAN KUTSAL KİTAB’IN VAZ GEÇİLMEZLİĞİ
Çağların derinliklerinde her zaman Kutsal Kitab’ı kabul etmeyenler ya da Kutsal Kitap üzerinde bir takım olumlu olumsuz savlarda bulunanlar olmuştur. Özellikle Kutsal Kitab’ı geçersiz kılmak isteyenler çok ileriye gitmişlerdir. Son zamanlarda dilimizde yazılan ve Allah’ı inkar eden kişilerin kanıtlarını ortaya koyduklar yazılar birçok kitap raflarında yerini almaktadır. Bizler Hıristiyan inancını savunmak için bu savların karşısında illa güçlü kanıtlarla çıkmak zorunda değiliz. Çünkü Allah’ın oluşturduğu evrende Allah bile kendini kanıtlama gayreti içinde değildir. Çünkü görünen köy kılavuz istememektedir. Evrenin muhteşem dengesi, tarihin ilginç dehlizleri ve bütün bu dehlizler içinde hiç değişmeden sürüp giden Allah çizgisi, Allah’ın varlığını gerçekliğinin en büyük kanıtıdır. Ama zaten her insandan kendisine inanmasını beklememektedir. Buna karşın insana olan sevgisiyle lütfunu insanlığa sunmuş ve özgür irade kararlarına desteğini vermiştir. Yine de karışan beyinler bir takım sorulara yanıtlar beklemektedir. Özellikle Kutsal Kitab’ın geçerliliği ve otoritesinin günümüzün durumunda ne olduğu merak konusudur. Kutsal Kitap hala geçerliliğini koruyor mu? Hala üzerimizde bir otoritesi var mı? gibi sorular akılları kurcalamaktadır. Burada az da olsa bunlara yanıtları birlikte vermeye çalışalım.
1) Kutsal Kitap çağımızın çok öncelerinde o zamanın kültürüne hitap etmektedir. Bu nedenle günümüze ilişkin yeterli bir kaynak değildir.
Gerçekten de Kutsal Kitab’ın bazı bölümlerinde verilen örneklere baktığımızda günümüz kültüründen oldukça uzak olduğunu görmekteyiz. Bazı ahlak kuralları ya da anlayışları tamamen o günün dünyasına ait olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı zamanda gelişen çağdaş dünyamızın fabrikaları, mekanik gelişmeleri, ulaşım kolaylıklarının hiç birine ve çağdaş olmanın getirdiği sorunların hemen hemen birçoğuna da Kutsal Kitap içinde rastlamamız mümkün değildir.
O zaman Kutsal Kitab’ın önemi gerilerde mi kalmıştır? Yoksa gerçekten çağımızı da kapsayan Allah esini olarak yanı başımızda duran ve ruhsal yaşamımızı sürdürmemizde bize yol gösteren bir kitap mıdır?
Aslında yukarıda yazdığımız ve zaman zaman kafaları karıştıran soruların yanıtları vardır.
a) Kutsal Kitab’ın yetkisi
Kutsal Kitap daha önce değidiğimiz gibi Mesih İsa’ya iman etmiş, O’nda yeni yaşam bulmuş Hıristiyanlarca Allah’ın değişmez sözü olarak kabul edilmektedir. Kutsal vahyin insan düzeyinde, insanların anlayacağı şekilde ve yine insan örnekleri ile aktarımı olarak değerlendirilmektedir. Aslında bu kitap insan görüşleri değil, Kutsal Ruhça yönlendirilen insan sözleri ile ifade edilen ve insan yaşamı ile örneklenen Allah Kitabı’dır. Bu Kitap’ta yazılanları kaleme alan kişiler tamamen Allah’ın Ruhu’nun yönlendirişi ile bu kitabı kaleme almışlardır:
“İlkin şunu bilmelisiniz: Kutsal Kitap’taki hiçbir Peygamberlik Sözü özel bir kişinin yorumu değildir. Çünkü Peygamberlik Sözü hiçbir zaman insan isteğiyle ortaya çıkmamıştır. Tersine, Kutsal Ruh tarafından yöneltilen insanlar Allah’tan konuşmuştur.”
2. Pe. 1:2021
Yeni Antlaşma’nın bu sözleri, Kutsal Kitab’ı diğer kitaplardan ayıran özelliği çok iyi bir şekilde dile getirmektedir. Kutsal Kitap’taki hiçbir kişinin özel yorumu değildir. Allah’ın sesini duymak isteyen kişi için özel bir sese gereksinim yoktur. Çünkü Allah kendisini Kitabı’nda peygamberler aracılığıyla ve daha sonra kendi Oğlu, Allah’ın Sözü Mesih İsa aracılığıyla anlatmıştır. Aynı zamanda Kutsal Kitap’da birçok kere “Rab diyor ki” ile başlayan ifadelere rastlamak mümkündür.[2] Aynı zamanda “Allah’ın ağzıma koyduğu.” şeklindeki girişlerde oldukça fazladır.[3] Allah eğer bir insanın ağzına sözleri koyuyor ve söyletiyorsa, bu peygamberin sözleri değil, Allah’ın sözleridir. Eğer Allah kendisi doğrudan insanlar aracılığıyla mesajlar veriyor, insanların tarihi içindeki bütün olaylar Allah’ın Sözünün aktarılmasıyla yönlendiriliyor, insanlara söz veriyor ve bu sözlerini yerine getiriyorsa, bütün bunları içeren Kutsal Kitap Allah’ın kendi sözleridir, kendi Kitabı’dır ve dolayısıyla yetkin bir Kitap’tır. Belli bir yetkisi vardır. Allah’ın söylediği doğrudur. O zaman Allah’ın Kitabı gerçektir:
“Sen adilsin ya RAB, Ve hükümlerin doğrudur.
Şahadetlerini adaletle, Ve çok sadakatle emrettin.”
Mez. 119:137138
“Sözünün topu hakikattir; Ve her adaletli hükmün ebedidir.”
Mez. 119:160
“Ben gizlide, karanlık diyarının bir yerinde söylemedim.
Yakup zürriyetine: Beni boş yere arayın, demedim,
Ben, RAB, hak söyleyen, doğru şeyleri bildiren benim..”
Yşa. 45:19
“Onay kazanmış biri olarak kendini Allah’a sunmak için çaba göster. Utanç duyacak hiçbir şeyi olmayan, Allah gerçeği ile ilgili sözü doğru biçimde ele alan bir işçi olmayı amaçla.”
2.Ti. 2:15
Bütün bu sözlere baktığımızda Kutsal Yazılar’ın gerçek olduğunu görüyoruz. Allah’ın insanlığa söylemek istediği ana mesajlarının aslında bütün çağlara seslendiğini ve bütün insanlığı kapsadığını görüyoruz. Kutsal Kitab’ın içinde bulunduğu çağa hitap eden konular var, bir de o çağın olayları ile başka çağlara Allah’ın vermek istediği mesajlar var. Ayrıca bunların üstünde de her çağa yansıyan Allah’ın gerçek sözleri var. Allah’a bütün yürekle iman etmek, komşunu kendin gibi sevmek, bağışlamak, öldürmemek vb. gibi. Bu çağlara hitap açısından doğal olarak Allah’ın Mesih İsa’da sunduğu kurtuluş planı da baş köşeyi oluşturmaktadır.
b) Kutsal Kitab’ın evrenselliği
Şimdi üst paragrafta ulaştığımız noktada şunu belirtmemiz gerekmektedir; tüm çağları ve kültürleri kapsayan genel prensipler vardır. Bunların dışında belli zaman birimlerine ya da belli bölgelere hitap eden özel prensipler vardır. Kutsal Kitap içinde de bunları görmek doğaldır. Örneğin: Mısır piramitlerini inşa edenlerle, İstanbul’daki Süleymaniye Camii’ni inşa edenler, başkentimizde Atamızın kabri olan Anıt kabri inşa edenler arasında büyük bir eğitim farkı vardır. Burada bunlardan hangisinin en iyi olduğuna bakmıyoruz. Bu üç yapı da mimarlık açısından kendi çapında bir güzelliğe ve görkeme sahip. Demek istediğimiz şu: piramitler dönemindeki kültüre göre verilen eğitim oldukça farklıydı, Osmanlı döneminde de, Cumhuriyetimiz döneminde de, okullar, eğitmenler, araçlar birçok şey değişim gösterdi. Ama özellikle değişmeyen bir gerçek vardı. Bu inşaat prensipleri, inşaat hesapları o zaman kullanılan mimarinin temel prensiplerini hem Osmanlı döneminde hem de Cumhuriyetimizde kullanılmaktadır.
İşte, Kutsal Kitab’ı da bu örneğe vurguladığımızda sanırım demek istediğimiz daha net bir biçimde anlaşılabilmiştir. Matematik, geometri ve fizikte birçok kurallar değişmeden kalmaktadır. Henüz bilinmeyen yeni kurallar var elbette. Yer çekimi kanunu nasıl değişmiyorsa, suyun kaldırma gücü nasıl sürekli olarak kalıyorsa Kutsal Kitap da Allah’ın insanlığa sunduğu değişmez prensipler gibi dün, bugün ve yarın öyle kalmaktadır. Kültürler üstünde bütün insanlığa hitap etmektedir. Bu anlamda Kutsal Kitap evrenseldir. Allah sözü değişmez bir biçimde yarınlara, Mesih İsa’nın ikinci gelişine değin gider. Aynı yetkide ve aynı tazelikte kalır.
Bu konuda Kutsal Kitap’tan birçok örnekler vermemiz mümkündür. Kutsal Kitab’ın içinde insanların açgözlülüğüne ilişkin birçok örnek bulmak mümkündür. Bu örneklerden biri kral Ahab’ın yoksul bir adamın malına göz dikmesi sonucunda bu adamı öldürerek malını alması şeklindedir. Bugün bu olayın üzerinden yüzlerce yıl geçmesine rağmen gazetelerimizde okuduğumuz birçok olaylarda hala açgözlülük yüzünden işlenen cinayetlere tanık olduğumuzu görürüz. Demek ki, kral Ahab olayının temeli olan açgözlülük birçok çağda da temel sorun olarak gelmiştir. O zaman Kutsal Kitab’ın bu konu hakkında öğrettikleri hem o gün, hem de bugün için geçerlidir.[4]
Rab Mesih İsa dünya üzerinde yaşadığı dönemde özellikle din adamlarının ikiyüzlülüğüne karşı durmuştu.[5] Din dünyasında ikiyüzlülük o gün olduğu gibi bugün de büyük bir sorundur. İnsan unsurunun günahlı doğası insanların inançlarını kendi çıkarları ya da kendi tatminleri doğrultusunda kullanmalarına neden olmaktadır. Allah’ın gerçeği bile zaman zaman din adamlarınca çarpıtılıp bir gösteri aracı olarak kullanılmaya çalışılmıştır. Demek ki, Mesih İsa o dönemde bu konuda ne dediyse aynı şekilde geçerliliğini korumaktadır. Bugün cinsellik o günkü kadar insanları yoldan çıkaran bir araçtır. Cinselliği Allah çizgisi içinde kullanmak ya da kendi şehvetimizin peşinde koşmak o gün olduğu kadar bugün için de büyük bir sorundur. Kutsal Kitab’ın bu konu üzerindeki öğretileri bu konuda da çağlar üstü bir biçimde seslenmektedir.[6]
Ya para sevgisine, mal sevgisine ne demeli? Acaba insanın çağdaşlaşması bu konuya bir değişim getirmiş midir? Görüldüğü kadarıyla hayır. Hatta konu daha da derinleşmiş ama hiçbir şekilde gündemden düşmemiştir. Kutsal Kitab’ın bu konudaki öğretisi dün, bugün ve yarın taptaze bir biçimde kalmıştır.[7]
Daha bu gibi konuları irdelemek, üzerlerinde çalışmak mümkündür. Gördüğümüz gibi bugün elbiselerimiz değişik olabilir, kullandığımız araçlar çok farklı olabilir. Ama değişmeyen şey kendi temel davranış biçimlerimizdir. Buna göre Allah’ımız eski dönemlerdeki insanlara konuştuğu, seslendiği, gibi bu çağın modern insanına da yine aynı mesajları vermektedir.
2) Günümüzün birçok problemi Kutsal Kitab’ın içinde yer almamaktadır
Bu ilk bakışta yukarıdaki örneklerde olduğu gibi doğrudur. Örneğin: tüp bebek konusu Kutsal Kitab’ın içinde apaçık kesin bir yer almamaktadır. Doğum kontrol hapları, organ nakli, Borsa, Hisse senetleri, Demokratik ülke yönetimleri gibi daha birçok konu Kutsal Kitab’ın içinde açık bir biçimde almamaktadır. Ama Allah bizi düşünen bir varlık olarak yaratmıştır. Bu nedenle birçok olayın temel gerçekleri başka konularda uygulanabilir. Çağların değişmesiyle hem toplumsal yaşamın ilerlemesi, hem de bilimin yeni keşiflere ulaşması insan için önem taşıyan temellere büyük bir yenilik getirmemektedir. Örneğin: “öldürmeyeceksin” emri bütün asırları kapsamaktadır. Bugün kürtaj kişileri bebek sorumluluğundan kurtarmaktadır. Bu konu hakkında Kutsal Kitap bize açık açık konuşmamaktadır. Ama Allah’ın “öldürmeyeceksin” emri apaçıktır ve genel bir prensip olarak birçok konuda net olarak kullanılabilir. Nesillerin korunmasını, yaşamın değerini göz ardı ettiği için ve insan hayatını hiçe saydığı için kürtaj da bu hükme tabidir. Çok özel bir durum olmaksızın yanlştır.[8] Böyle çağdaş konular gündeme geldiğinde dört nokta bize yardımcı olacaktır.
i) Allah’ın verdiği aklı kullanmak[9]
ii) Kutsal Ruh içimizdedir. Mesih İsa Rab’bimiz demek ve bu imanda yaşamak, Kutsal Ruh olmadan mümkün değildir. O zaman Kutsal Ruh birçok çözülmesi güç konuda bize yardımcı olacaktır.
iii) Kutsal Kitap’ta anlatılan Allah karakterinin bilgisi bize çok büyük yardımcıdır. Örneğin: dürüst olmayan yeni bir sistem için karar vermeniz gerekiyor. Allah dürüsttür. Dürüst olduğuna göre o zaman biz O’nunla ilişkimiz var diyorsak, O’nun karakterini de örnek almak durumundayız. O zaman dürüstlük üzerine kurulmamış bir çağdaş sisteme inanlı olarak bizim katılmamız söz konusu olmayacaktır.
iv) Aynı zamanda Allah ilahiyatının gerçeklerinin oluşturduğu prensipleri geniş ve doğru uygulanmayı öğrenmeliyiz.
Eğer bizler bu dört ana noktaya göre hareket edersek, gündelik yaşamda karşılaştığımız çağdaş sorunlarımıza yanıt almış olacağız. Bu, sorunlara çözümü bizim bulmamız değil, Allah’ın öğretiş esaslarını günümüzde kullanmamızdır.
Yukarıda değindiğimiz gibi kürtaj oldukça güncel bir sorundur. Birçok kişi için yaptırıver gitsin halini almıştır. Oysa biz Hıristiyanlar olarak bu konunun karşısında yerimizi alıyoruz. Bu sonucu nereden çıkartıyoruz? İnsan yaşamına saygı olarak incelediğimiz bölümde neden kürtajı kabul etmediğimizi göreceksiniz.[10]
Ayrıca günümüzde insan cenini ile birçok yeniliklere ulaşan bir tıp ilmi söz konusudur. İlerde çocukların göz rengine kadar önceden seçmek mümkün olacaktır. Bütün bunlara biz Hıristiyanlar olarak nasıl yaklaşacağız? Görüldüğü gibi Allah’ın öğretisinin temeli anlaşılıyorsa bu temeli birçok konulara uygulamak kolay olacaktır. Zaten Kutsal Kitab’ın bütün çağlara hitap etmesi de bu noktada başlamaktadır.
3) Kutsal Kitab’ın içinde yer alan birçok ahlak öğretişi günümüzde geçerliliğini korumamaktadır
“Keskin sirke kübüne zarardır” şeklinde bir atasözümüz vardır. Halkımızın çoğu bu atasözünü anlamaktadır. Çünkü hem fiziksel olarak anlamını bilmekte hem de onun mecaz anlamda ne anlatmak istediğini bilmektedir. Ama belki sirke toplumlardan silinip unutulsaydı bu atasözünün anlamını kavramamız o kadar kolay olmayacaktı. Çünkü böyle bir ekşi maddenin gerçekten varlığından haberdar olmadığımız için küpüne zarar verip vermeyeceğini anlamakta da zorluk çekecektik. Ayrıca bunun sinirli bir insanın kendine zarar verdiği anlamına da geldiğini belki hiç mi hiç kavrayamayacaktık. İşte, bu noktada Kutsal Kitab’a karşı getirilen böyle bir eleştiriye yanıt gelmektedir. Kutsal Kitap içinde İsrailoğullarına verilmiş bazı tuhaf emirler bulunmaktadır:
“….Oğlağı anasının sütünde pişirmeyeceksin.”
Çık. 23:19
Bu bizim için oldukça tuhaf bir emirdir. Böyle bir emri nasıl uygulayabiliriz? Ya da başka bir deyişle bu emrin bizi bağlayan tarafı var mıdır?
Aslında Allah’ın bu emirle İsrail oğullarına öğretmek istediği bir prensip vardır. Bizim bu konuda bu prensibi öğrenmemiz gerekmektedir. Eğer bu prensip öğreniliyorsa uygulama görevini tamamlamış olur.
Şimdi bu emrin biraz derinini araştıralım. Arkeologlar, bu uygulamaya ilişkin bazı metinler buldular. Bunlar Suriye yakınlarında bulunan Ugarit dinsel yazıtlarıydı. Böyle bir uygulama o dönemin putperest dinsel ayinlerinden biriydi ve bereket için kullanılıyordu. Bildiğimiz gibi bütün bu gibi putperest uygulamalar İsrail oğullarının çevresinde yerleşmiş durumdaydı. Oysa Allah her şeye kadir, her tür bereketin yegane sahibiydi. O’na iman edenler Allah yerine konmuş putlara sunulan hiçbir ibadet, hiçbir uygulama yapmamalıydılar. Komşuların yanlış inançları, batıl uygulamaları, dinsel törenleri bizleri hiçbir biçimde etkilemeyecek konuma gelmeliydi.
İşte burada prensip ortaya çıkmaktadır. Önemli olan Allah’ın koyduğu inanç çerçevesi dışında dünyanın bize komşu olarak getirdiği insan kardeşlerimizin hiçbir boş inanç uygulamaları, öğretileri alınmamalı, yaşamımıza getirilmemeli, çocuklarımıza öğretilmemelidir. Bizim için oğlağın kendi sütünde pişirilmesi söz konusu değildir. Ama bu emirle gelen prensip dünyanın sonuna dek devam edecek bir prensiptir.
Buradan bir başka örneğe geçelim Mesih İsa kendi öğrencilerinin ayaklarını yıkamış ve aynı uygulamayı bizlere de emretmişti.[11] Günümüzde birçok Hıristiyan’ın bu uygulamayı yapmadıklarını görüyoruz. Bu emre itaatsizlik değil midir? Yoksa zamanla bir şeyler mi değişmiştir? Hayır, aslında ortada değişen bir şey yoktur. Dönemin kültürel örneği kullanılarak değişmez bir prensip, hem de harika bir gerçek vurgulanmak istenmiştir.
O dönemin kültüründe dışarıdan evine giren bir misafirin toz topraktan kirlenmiş ayakları evin en kıdemsiz hizmetkarı tarafından yıkanırdı. Bu misafirperverliğin bir gereği olarak yapılıyordu. Mesih İsa’nın bunu uygulamasındaki en büyük gerçek, öğrencilerine hizmet şuurunu net olarak öğretmekti.. Mesih İsa hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye gelmişti. Aynı evdeki en kıdemsiz hizmetkar gibi kendisini alçaltarak Allah yolunda hizmet etmenin önemini gösteriyordu. Bu tamamen Allah yolundaki hizmetin bencil duygulardan ve gururdan uzak bir biçimde yapılmasına ışık tutuyordu. Burada Mesih İsa’nın görsel olarak sunduğu örneğin arkasındaki öğretilmek istenilen gerçeğin ne kadar çağdaşlığını yitirmeyecek bir gerçek olduğunu görebiliyoruz.[12] Bu prensip hiç kuşkusuz günümüzde her imanlı için çok büyük önem taşıyan sağlıklı bir prensiptir. Mesih İsa’nın ikinci gelişine dek bu uygulama tazeliğini ve güncelliğini koruyacaktır.
Yukarıda bahsettiklerimizin ışığında Kutsal Kitab’ın ortaya koyduğu birçok ahlaki değerin, birçok konuya ilişkin olduğunu ve dünyadaki birçok konu içinde temel prensip oluşturduğunu görüyoruz. Buna göre Kutsal Kitab’ın getirdiği Hristiyan ahlakı dünyanın her döneminde, her bir ırk ve kültür tarafından rahatlıkla algılanabilir ve uygulanabilir. Güncelliğini yitirmiş ya da yetkisinden birşeyler kaybetmiş değildir. Aslında en büyük zorluk Kutsal Kitab’ın koyduğu prensiplerin çağlara uyarlanma zorluğu ya da bazı konuların Kutsal Kitab’ın içinde yer almaması sorunu değil, Allah’ın buyruklarına itaat etme sorunudur. Aşağıda vereceğimiz buyruklar oldukça net, açıklamaya, yoruma gerek bırakmayacak ve çevrildiği her dilde net bir biçimde anlaşılabilecek konulardır. Ama önemli olan kişinin bu buyruklara, gerçekten Allah’a itaat edip, bu buyruklar doğrultusunda yaşayabilmesidir:
“Çalmayacaksınız ve birbirinize hile ile davranmayacaksınız.”
“Size yeni bir buyruk bildiriyorum: Birbirinizi sevin. Tıpkı benim sizleri sevdiğim gibi siz de birbirinizi sevin.”
Yu. 13:34
“Her tür acı söz, öfke, kızgınlık, gürültücülük, sövücülük ve bunların yanı sıra her tür kötülük üzerinizden gitsin. Birbirinize karşı iyi yürekli olun. Mesih bağlılığında Allah’ın sizleri bağışladığı gibi, siz de sevecenlikle birbirinizi bağışlayın.”
Ef. 4:3132
Daha önce söylediklerimizi özetlersek, bize zor görünen konularda Allah görüşünü öğrenmemiz ve yaşamımıza almamız için Kutsal Kitab’ın temelinde söylemek istedikleri üzerinde etüd etmemiz gerekmektedir. Eğer temel prensipler bizde varsa gündelik yaşamda karşılaştığımız her yeni noktaya da ışık tutmuş olacaktır ve bizim için karmaşık noktalar oldukça azalacaktır. Yeter ki, Allah Sözü yolumuza ışık olsun. Bütün her şeyin üstünde Allah Sözünün değişmez ve Allah’tan olduğunu bilmek her şeyin başlangıcıdır. Böylelikle kitabın her çağa ve her insana hitap ettiği gerçeğini öğrenmiş oluruz:
“Ey adam, iyi olanı sana bildirdi; ve hak olanı yapmak, ve merhameti sevmek, ve Allah’la alçak gönüllü olarak yürümekten başka RAB senden ne ister?”
Mik. 6:8
HIRİSTİYAN AHLAKININ GENEL
ÖZELLİKLERİ
1. KUTSAL KİTAP ÇOK ÖNEMLİ ÖNERMELERDE BULUNUR
a) Kutsal Kitap Allah’ın var olduğunu farz eder
Felsefi kaynaklarda olduğu gibi Kutsal Kitap’ta Allah’ın varlığı üzerinde bir tartışma söz konusu değildir. Çünkü Kutsal Kitab’a göre Allah tartışmasız olarak vardır. O birdir, yücedir. Her şeye kadirdir: Eski Antlaşma şu sözlerle başlamaktadır:
Mezmurlara baktığımızda iman etmeyen kişi için “aptal” ifadesi kullanılmaktadır:
Bu örneklerde görüldüğü gibi, Kutsal Yazılar Allah’ın varlığını tartışmasız olarak kabul ederek bize Allah’ı açıklamaktadır. O bize kendisini açıklamıştır ve bizim O’nun isteminde bir yaşam yaşamamızı istemektedir.
b) Kutsal Kitap bütün insanların ahlaki bir karakter ile yaratıldıklarını öğretiyor
Kutsal Kitap, doğru ve yanlış konusunda Allah’ın kendi standartları olduğunu söylemektedir. Bu nedenle bu ahlak standardı ile yaratıldık. Ama sonra düşünme yeteneğimizle iyi ya da kötü konusunda kendi yolumuzu çizmeye başlarız.
Kutsal Kitab’ın başında yaratılan ilk insanlara itaat edilecek tek bir emir verilmişti, buna karşın insanoğlu bu emre itaat etmemeyi seçti.[13] Bu zamandan itibaren insanoğlu “günaha düşmüş” ahlakı ile doğmaya başlamış oldu. Bu Allah’ın emirlerine itaatsizlik olarak kendini göstermektedir. İnsanoğlu günaha eğilimli olmuştur. Allah’ın emirlerini yerine getireceğine kendi yollarını aramayı tercih etmiştir. Bunun kanıtını dünyamızın her tarafında görmek mümkündür. Elçi Pavlus günahkar insanoğlunun bu düşük ahlak standardını şu şekilde tanımlamaktadır:
18 “Kötü tutumlarıyla gerçeğe set çeken insanların tüm Allah saymazlığına ve kötülüğüne karşı Allah’ın öfkesi gökten açıklanır. 19 Çünkü Allah’a ilişkin ne varsa onlara belirgindir. Çünkü Allah onlara açıklamıştır. 20 O’nun göze görünmeyen nitelikleri başlangıcı, sonu olmayan gücü ve Allah’lığı dünyanın yaratılmasından bu yana yapılan işlerden anlaşılmakta ve açık açık görülmektedir. Onun için, hiç özürleri yoktur. 21 Çünkü Allah’ı bilmelerine karşın, O’nu Allah olarak yüceltmediler, ne de teşekkür sundular. Tam tersine, tasarılarında boş savlara kapıldılar ve anlayıştan yoksun akılları kapkaranlık oldu. 22 Bilgelik taslarken akılsızlığa sürüklendiler. 23 Ölümsüz Allah’ın yüceliğini ölümlü insanla, kuşlarla, dört ayaklı yaratıklarla ve sürüngenlere benzer şeylerle değiştirdiler.
24 Bu nedenle, Allah onları yüreklerini tutkusunda iğrençliğe teslim etti; bu işlerle kendi aralarında bedenleri aşağılansın diye. 25 Onlar Allah’ın gerçeğini yalanla değiştirdiler; Yaradan’dan çok yaratığa tapındılar, ona hizmet sundular. Allah çağlar boyunca kutlansın. Amin
26 Bunun için Allah onları utanç verici isteklere teslim etti. Kadınları, doğal ilişkiyi doğala ters düşen ilişkiye dönüştürdüler. 27 Bunun gibi, erkekleri de kadınla doğal ilişkiyi bırakıp tutkuyla birbirleri için yanıp tutuştular. Erkekler erkeklerle utanmazlık ettiler ve sapıklıklarına yaraşan karşılığı kendi varlıklarında buldular.
28 Allah’ı bilme aşamasına gelmeyi onaylamadıklarından, Allah onları uygunsuz işler yapmaları için onaylanmayan düşünceye teslim etti. 29 Onların varlığında her tür bozukluk, aşağılık, açgözlülük, kötülük doldu taştı. Çekememezlik, adam öldürücülük, kavgacılık, düzenbazlık, bayağılık onları tepeden tırnağa dek sardı. Dedikoducular, 30 başkalarını çekiştirenler, Allah’ı çekemeyenler, onu bunu aşağı görenler, büyüklenenler, övünenler, uygunsuz işler düzenleyenler, ana baba sözü dinlemeyenler, 31 düşük düşünceliler, sözünde durmayanlar, sevgi nedir bilmeyenler, sevecenlikten yoksun kişiler. 32 Bu işleri yapanlara ölüm yaraşır diyen Allah kuralını bilmelerine karşın, bunları yalnız yapmakla yetinmezler, üstelik yapanları da onaylarlar”
Rom. 1:1832
Din dışı ahlak anlayışının tersine,[14] Kutsal Kitap ahlak öğretişi insanın daha doğumunda bazı ahlaki temellere sahip olduğu görüşündedir. Yaradılışın güzelliği, mükemmelliği ve düzeni karşısında bütün insanlar Allah’ın varlığını kolaylıkla algılayabilmektedirler. Hem kendilerinin hem de yaşadıkları dünyanın O’nun tarafından yaratıldığını kabul edebilirler. Buna karşın, Allah’ın ahlak düzeyini kabul etme konusunda pek de gönüllü değillerdir. Allah’ı hoşnut etmek yerine kendilerini hoşnut etmeyi tercih ederler. Kutsal Kitab’ın ahlak öğretisinin temelinde, insanın günahının farkına vararak tövbe etmesi ve Allah’ın bizim için olan iyi amacına sıkı sıkıya sarılması yatmaktadır.
2. AHLAK BİLGİSİNİN TEMELİ ALLAH’IN VAHYİDİR
Kutsal Kitab’a göre doğru ya da yanlış ahlak bilgisi, antik geleneklerin, akılcı felsefelerin çalışılması ile öğrenilemez. Bu bilgiler ancak Allah’ın vahyi içinde bulunmaktadır. Allah, kendi vahyinde ahlak bilgisinin ne olduğunu yarattığı insanına bildirmiştir:
“Ve şimdi, ey İsrail, Allah’ın Rab’den korkmaktan, onun bütün yollarında yürümekten, onu sevmekten, ve bütün yüreğinle ve bütün canınla Allah’ın Rab’be hizmet etmekte, bugün iyiliğin için sana emretmekte olduğum Rab’bin emirlerini, ve kanunlarını tutmaktan başka, Allah’ın Rab senden ne istiyor?”
Tes. 10:1213
“Oğlum, kulağını hikmete çevirerek, Ve anlayışa yüreğini meylettirerek, Sözlerimi kabul edersen, ve emirlerimi yanında saklarsan; Gerçek, eğer idraki çağırırsan; ve anlayışa sesini yükseltirsen; Eğer gümüş arar gibi onu ararsan, ve defineler araştırır gibi onu araştırırsan; Rab korkusunu o zaman anlayacaksın, Ve Allah bilgisini bulacaksın. Çünkü Rab hikmet verir; ağzından bilgi ve anlayış çıkar; Doğrular için sağlam öğüt saklar, Doğrulukla yürüyenler için kalkandır; Ta ki, adalet yollarını kayırsın, ve salihlerinin yolunu korusun. Salahı ve hakkı ve doğruluğu, evet, her iyi yolu o zaman anlayacaksın. Çünkü senin yüreğine hikmet girecek ve canına bilgi hoş gelecek;”
Sül. 2:111
“Ey adam, iyi olanı sana bildirdi; ve hak olanı yapmak, ve merhameti sevmek, ve Allah’ınla alçak gönüllü olarak yürümekten başka Rab senden ne ister?”
Mik. 6:8
Allah günlük hayat için doğruluk, dürüstlük, adalet için kendi sözünde bütün standartları oluşturmuştur.
3. AHLAKİ ÖĞRETİŞ GENELDE BUYRUK FORMUNDA VERİLMİŞTİR
Kutsal Kitap, Allah’ın var olduğunu tartışmasız önerdiği gibi, Allah’ın ahlak standartlarını da tartışmasız önermektedir. Kendi dünyası için yarattığı ahlak standartları üzerinde hiçbir şekilde tartışılmasını istememektedir. Kendisi yarattığı her şeyin tek sahibidir. Bu nedenle her tür standardı koymak yalnızca O’nun hakkıdır.
On Emir’in büyük bir çoğunluğu “Yapmayacaksın” ve ”Etmeyeceksin” şeklinde ifadelerle kendini göstermektedir.[15] Elçi Pavlus Selanik’te inanlılara ne yapmaları, nasıl davranmaları gerektiğini anlatırken kesinlikle neden göstermemiştir. Yalnızca Allah’ın isteminin bu olduğunu belirtmiştir:
“Allah’ın istemi şudur: Kutsal kılınasınız, böylece zinadan uzak durasınız. Öyle ki, her biriniz kendi bedenine kutsallık ve onurla egemen olsun.”
“Çünkü Allah bizi iğrençliğe değil, kutsallığa çağırdı. Bu nedenle, bu ilkeleri hiçe sayan kişi insanı değil, bize Kutsal Ruhu’nu veren Allah’ı hiçe saymış olur.”
1. Se. 4:34, 78
Burada Selanikliler’den beklenilen yaşam standardı elçi Pavlus’tan değil, doğrudan Allah’tan Selanikliler’e verilmektedir. Bu nedenle buyruk tarzındadır.
Zaman zaman da insanların Allah’ı hoşnut eden davranışları neden yapmaları gerektiği açıklanmaktadır. Elçi Pavlus, Mesih İsa’nın günahlarımız için bir sunu olduğunu dile getirerek O’na inananların da aynı biçimde günahlarına ölmeleri gerektiğini söylemektedir. Bu ruhsal anlamdaki ölümle hem günah, hem de günahın gücü yenilmiş olacaktır. Görüldüğü gibi burada neden belli standartlarda yaşamamızın gerektiği açıklanmaktadır. Eğer bizler Mesih İsa’da kurtuluşu aldığımızı söylüyorsak artık günahlı davranışlarımızın bizi yönetmesine izin vermemiz mümkün olamaz.[16]
Eğer bizler Allah’ın Kutsal Ruhu tarafından yönetiliyorsak, bedenin bütün uygunsuz işlerini ölüme bırakmamız gerekir.[17] Elçi Pavlus aynı şekilde Kolose’lileri uyarırken günahlara ölmenin Mesih İsa’da yeni ve lekesiz bir hayata dirilmek olduğunu söylemiştir.[18] Görüldüğü gibi Kutsal Kitap’ta birçok ahlakı standartlar buyruk şeklinde verilmiştir. Bu buyrukların temellerinde de güçlü bir ilahiyat bulunmaktadır.
4. İNANÇ VE AHLAK BİRBİRLERİNDEN AYRILAMAZ
Bu bize oldukça açık gelmektedir. Ama antik dönem için aynı şeyi söylememiz mümkün değildir. Örneğin: o dönemde tapınak fahişeliği gibi bir olay vardı. Buna “yaşam gücü” diyorlardı. Bütün ürünlerin bereketleri için cinselliği bir tapınış olarak kullanıyorlardı. Bebeğin oluşumunu merak ediyorlar ve buna “yaşam gücü” diyorlar ve tapınıyorlardı. “Yaşam gücüne” tapınış ise cinsel ilişkiyi getiriyordu. Bu ibadetin bir parçasıydı. Tapınak fahişeleri ise, bu tapınış için en gerekli unsuru oluşturuyordu. Eski Antlaşma, Allah’ın ahlak standartlarının dışındaki bu inanışa karşı çıkmaktadır:
“İsrail kızlarından ve İsrail oğullarından kendilerini fuhşa vakfetmiş kimse olmayacaktır. Kadın fuhşunun kazancını, yahut erkek fuhşunun ücretini, her hangi bir adak için Allah’ın Rab’bin mabedine getirmeyeceksin; çünkü bunların ikisi de Allah’ın Rab’be mekruh şeylerdir.”
Tes. 23:1718
Antik dönem ahlak anlayışlarını öğrendikçe Allah’ın neden İsrail oğullarının farklı olmalarını istediğini daha iyi bir biçimde anlamış oluruz. Bugünkü dünyamızın da ahlak anlayışı Allah’ın anlayışından çok farklıdır. Bu nedenle Rab’bimiz, kendisine inananların farklı olmalarını istemektedir.
Allah, peygamberleri aracılığıyla esas isteminin tapınış biçimlerinden ziyade kendisini hoşnut edecek yaşam tarzı olduğunu açıklamıştır. Doğruluk, dürüstlük, adalet gibi yüksek standartlar gerçek imanla bütünleştiğinde, Allah’ı hoşnut eden bir yaşam ortaya çıkar:
“Ve ellerinizi açtığınız zaman, gözlerimi sizden gizleyeceğim; bir çok dualar ettiğiniz zaman da dinlemeyeceğim; elleriniz kanla dolu. Yıkanın, temizlenin; gözümün önünden işlerinizin kötülüğünü atın; kötülük etmekten vazgeçin; iyilik etmeği öğrenin; adaleti arayın, ezilmiş olana doğruluk edin, öksüzün hakkını koruyun, dul kadının davasına bakın. Rab diyor: Şimdi gelin de davamızı görelim; suçlarınız kırmız gibi olsa da, kar gibi beyaz olur; kırmız böceği gibi kızıl olsa da, yapağı gibi olur.”
Yşa. 1:1518
Amos peygamberin mesajı da yine aynı mesajdır. Allah, anlamsız ibadetle ilgilenmemektedir. Eğer insanlarının yaşam tarzları O’nun düzeyine uygun değilse, ibadet boş kalmaktadır:
“Bayramlarınızdan nefret ediyorum, onları hor görüyorum, ve bayram toplantılarınızdan hoşlanmam. Yakılan takdimelerinizi ve ekmek takdimelerinizi bana arz etseniz de razı olmayacağım; ve besili hayvanlarınızdan selamet takdimelerine bakmayacağım. İlahilerinin gürültüsünü benden uzaklaştır; çünkü santurlarının ahengini de dinlemeyeceğim Ancak hak sular gibi, ve adalet kuvvetli ırmak gibi aksın.”
Amos 5:2124
Peygamber Mika da buna benzer sözler söylemektedir. Bizler Allah’a birçok sunularla yaklaşabiliriz. Ama eğer gerçek anlamda O’nun yaşam standardı yaşamlarımızdan yansımazsa, sunduklarımızın Allah önünde değeri yoktur:[19]
“Ne ile Rab’bin karşısına çıkayım, ve yüce Allah’ın önünde iğileyim? Onun karşısına yakılan takdimelerle mi, bir yıllık buzağılarla mı çıkayım? Binlerce koçlardan, on binlerce yağ sellerinden Rab hoşlanır mı? günahım için ilk oğlumu, canımın suçu için bedenimin semeresini mi vereyim. Ey adam, iyi olanı sana bildirdi; ve hak olanı yapmak, ve merhameti sevmek, ve Allah’ınla alçak gönüllü olarak yürümekten başka Rab senden ne ister?”
Mik. 6:68
Eski Antlaşma’dan olan yukarıdaki sözler çok açık bir biçimde inanç ve ahlakın birliğini göstermektedir. Bunlar birbirlerinden ayrılamazlar. İbadet, inancımızın yansıması olarak ne kadar önem taşıyorsa, inancımızın günlük yaşama yansıması olan ahlak anlayışımız da o kadar önem taşımaktadır. İnanç ve kutsal yaşam birlikte bir anlam ifade etmektedir.
Yeni Antlaşma’nın birçok yerinde bu konu üzerinde aynı görüş paylaşılmaktadır. Romalıların 1.bölümünden 11.bölümüne kadar olan bölümlerinde ilahiyat öğretilmektedir, 12.bölümünden 16.bölümüne kadar olan bölümlerde ise öğretilerin uygulamasının nasıl olacağı dile getirilmektedir. Bir başka anlatımla teori ve pratik bir arada tam bir anlam vermektedir. Galatyalılarda da aynı yaklaşım söz konusudur. Galatyalılar 1:512 ilahiyat öğretişini içermektedir. Galatyalılar 5:13; 6:10 arasında ise bu ilahiyatın yaşama geçirilmesi vurgulanmaktadır.[20] Elçi Pavlus, ilahiyatçı olduğu kadar ahlak öğretmeniydi. Bizler ilahiyatı hiçbir zaman davranışlardan ayrı olarak değerlendiremeyiz. Hıristiyan ahlakı Hıristiyan ilahiyatından yansır ve hiçbir zaman ayrılamaz.
5. KUTSAL KİTAP AHLAKİ YAŞAMIN HER NOKTASINA ETKİR
Bu sayfaların içeriğine baktığımızda Allah’ın yaşamımızın her noktası ile yakından ilgilendiği sonucunu çıkarmamız mümkündür. Hıristiyan ahlakı bizim özel yaşamlarımıza ve düşüncelerimize etkimektedir. Yakınlarımızla, komşularımızla, çevremizle olan ilişkilerimiz, iyi bir vatandaş olmamız hep aynı kaynaktan etkilenmektedir. Şimdi bu konuya birkaç örnekle bakalım:
Allah evlilik yaşamımız ve aile hayatımızla ilgilenmektedir.[21]
Toplum içinde yardıma ihtiyacı olanların ve zayıf olanların korunmaya, ilgiye ihtiyaçları vardır. Allah bütün bu insanlarla aslında insan aracılığıyla çok yakından ilgilenmek istemektedir:
“Öksüz ve dul kadın için adalet eder, ve garibe ekmek ve esvap vermekle onu sever.”
Tes. 10:18
Herkes için, hem yerli hem de yabancı için aynı yasa vardır:
“Sizin için hüküm bir olacak; garip için nasılsa, yerli için de öyle olacak; çünkü ben Allah’ınız Rab’im…”
Lev. 24:22
Çalışma hayatında da, ticaret yapan insanların ticaretlerin de doğru ve dürüst olmaları, ölçülerinde hakkı gözetmeleri buyurulmaktadır:
“Hükümde, uzunluk, tartı, miktar ölçülerinde haksızlık etmeyeceksiniz. Sizde doğru terazi, doğru taşlar, doğru efa, ve doğru hin olacak; ben Mısır diyarından sizi çıkaran Allah’ınız Rab’im.”
Lev. 19:3536
Kaybolmuş bir hayvan bulunduğunda sahibi düşman bile olsa geri vermemiz emredilmektedir.[22] Sağıra hiçbir zaman lanet okunmayacak, köre tökez olunmayacaktır.[23]
Her şeyin en önemlisi düşüncelerimizin yenilenmesi ile değişmemiz olacaktır. Rab’bin öğretisine göre, düşüncelerimizin değişmesi daha çok Allah’ın karakterini yansıtmamız demek olacaktır:
“Şimdiki çağın gidişine uymayın. Tersine, anlayışınızın yenilenmesiyle büsbütün değiştirilmiş insanlar olun. Öyle ki, Allah’ın istemini, neyin yararlı, beğenilir, yetkin olduğunu öğrenesiniz.”
Rom. 12:2
“Hepimiz açılmış yüzle Rab’bin yüceliğini aynada yansıtırcasına, bir yücelikten bir yüceliği geçerek, aynı görünüme dönüştürülüyoruz. Ruh olan Rab’bin etkisidir bu.”
2. Ko. 3:18
Allah, kendi halkının yaşamındaki her ayrıntı ile tek tek ilgilenmektedir. Eğer gerçekten O’na inananlar O’nun istemi doğrultusunda kutsal bir yaşam yaşamaya başlarlarsa, herkesten farklı olacaklardır. Hıristiyan inancının kökeninde yaşam değişimi yatmaktadır ve inanç, ibadet ve yaşamla kendisini göstermektedir. Bundan sonraki bölümde yaşamın her alanında Allah’ın istediği ahlakın nasıl etkin olması gerektiğini göreceğiz.
6. ESKİ ANTLAŞMA VE YENİ ANTLAŞMA BİRBİRLERİ İLE TAM BİR İLİŞKİ İÇİNDEDİR
Eğer Yeni Antlaşma’yı iyi bir biçimde anlamak istiyorsak, Eski Antlaşma’yı da iyice anlamamız gerekmektedir. Yeni Antlaşmada’ki birçok ahlak buyruğunun temelini de ancak Eski Antlaşma’yı anlamakla algılayabiliriz.
Örneğin; Mesih İsa Matta 19’da boşanma ile ilgili konuşurken Eski Antlaşma’ya dayalı açıklamalarda bulunmaktadır.[24] Elçi Pavlus Romalılar 1:1832’de insanlığın günahlılığından bahsederken Eski Antlaşma’daki ahlak standartlarını temel almaktadır. Romalılar 1:20’de ise yaradılış doktrinine değinmektedir.[25] Konuyu kadın ve erkeğin günah konusunda hiçbir özürleri bulunmadığı şeklinde noktalamaktadır. Romalılar 1:23’te insanın günahlı benliği yüzünden Allah’ın yüceliğini Allah’a yakışmayan şeylere değiştirdiğini söylemektedir. Burada Tesniye 4:1617 hatırlatılmaktadır. Yine cinsel aşırılıklar üzerinde konuşurken elçi Pavlus’un dayanağı Eski Antlaşma olmuştur.[26]
Bu örneklerde gördüğümüz gibi Eski Antlaşma Yeni Antlaşma için büyük bir temel oluşturmaktadır. Çünkü Allah’ın birçok konuda olduğu gibi ahlakı öğretişi de Eski Antlaşma üzerinden Yeni Antlaşma’ya doğru bir çizgi halinde gelmektedir. Bu nedenle Eski Antlaşmayı ne kadar iyi bilirsek, Yeni Antlaşma’yı da o kadar iyi bir biçimde bilmiş olacağız. Aynı zamanda Eski Antlaşma ile Yeni Antlaşma arasında da bazı farklılıkların olduğu unutulmamalıdır:
a) Eski Antlaşma’da Allah’ın kurtarış planı Yeni Antlaşma’da Mesih İsa ile tamamlanmaktadır
Musa’nın Eski Antlaşma yasası Mesih İsa’nın kendi kimliğinde, hizmetinde ve öğretilerinde tamamlanmıştır. Bunu Yeni Antlaşma’da net olarak görmekteyiz.[27]
b) Eski Antlaşma ile Yeni Antlaşma arasında tarihi ve siyasi zaman farkları vardır
Eski Antlaşma’nın kapsadığı zaman süresi çok daha uzundur. Birçok imparatorluğun hüküm süresini kapsamaktadır. Eski Antlaşma doğrudan İsrail oğullarını Allah’ın halkı olarak görmektedir. Allah’ın halkını bir millet olarak kabul etmektedir. Burada İsrail tek bir millet olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada yönetim teokrasidir. Demokrasi değildir. Eski Antlaşma’da genelde İsrail’in üzerinde yönetici Allah’tır. Yeni Antlaşma’da ise İsrail’in üzerinde yönetici konumunda olan Roma İmparatorluğudur. Bu yönetim tamamen Allahsız bir yönetimdir.
c) Eski Antlaşma’nın amacı Allah’ın vahyinin açıklanması ve seçtiği halkın aracılığıyla kendisinin bütün milletlerce tanınmasıdır
Yeni Antlaşma, Allah’ın muhteşem vahyinin sonuca erdiği noktadır. Allah’ın Mesih’inin gelmesi ile birlikte, Allah’ın kurtuluş müjdesi bütün dünyaya yayılmaya başlamıştır. Yalnızca İsrail soyundan gelenler değil, Mesih İsa’ya iman eden her kişi Allah’ın halkı, buradan anlaşılacağı gibi Eski ve Yeni Antlaşma, Allah ile halkı arasında iki ayrı zaman biriminde birbirini tamamlamıştır.
Allah’ın halkı farklı durumlarla yüz yüze gelmişlerdir. Ama Allah’ın karakteri hiçbir zaman değişmemiştir. Kurtarış planında da, bu anlamda bütün Kutsal Kitap aslında temel bir ahlak öğretisini ortaya koymaktadır. Kutsal Kitap’ta Allah’ın kendi seçtiklerinden, kendi halkından beklediği kutsal olmalarıdır. Çünkü Allah’ımız kutsaldır. Allah’ın bugünkü istemi de yine o dönemden farklı değildir.
ESKİ ANTLAŞMA’NIN TEMEL ÖZELLİKLERİ
Eski Antlaşma’nın her yerinde ahlaki öğretişlere rastlamak mümkündür. Böyle bir çalışma içinde Eski Antlaşma’nın kapsadığı bütün ahlak öğretilerine değinmek mümkün değildir. Biz burada ancak belli başlı konulara değinebiliriz. Eski Antlaşma’nın en temel ahlak öğretisi tek olan Yüce Allah’a ibadettir:
“Seni Mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran Allah’ın Yehova beni im. Karşımda başka ilahların olmayacaktır.”
Çık. 20:23
Çıkış ve Levililer kitapları Allah’ın yasalarını kendi halkına açıklamaktadır. Tesniye kitabı yasayı hem genişletir hem de kendi halkına bu antlaşmaya itaat etme mecburiyetlerini hatırlatır. Mezmur ve Süleyman’ın Meselleri gibi hikmet kitapları ise Allah halkına dünya yaşamı içinde hikmetli bir biçimde yaşayabilmeleri konusunda öğretişte bulunur ve öğütler verir. Peygamber kitapları ise özellikle Allah ile Sina dağında yapılan antlaşmaya sadık kalınması için uyarılarda bulunulan kitaplardır. Bu bölümlerle insanlara antlaşmaya sadık kalmaları önerilir. Aynı zamanda peygamberler Allah’ın gelecekte kuracağı adalet sisteminden bahsederler. Bütün bunlar Allah’ın aslında kendi halkı ile ne kadar yakından ilgilendiğini daha net bir biçimde gözlerimizin önüne sergilemektedir. Aşağıdaki noktaların incelenmesiyle de aynı şeyleri görmemiz mümkündür.
1. ANTLAŞMA VE İTAAT
Allah ve İsrail antlaşma dediğimiz özel bir ilişki ile birbirlerine bağlanmışlardır. Bu bizim bugün yaptığımız antlaşmalardan farklı bir antlaşmadır. Günümüzde yapılan her tür antlaşmada iki tarafın da aktif rol aldıklarını görmek mümkündür. Bu tarz antlaşmalarda iki taraf da katılımcıdır.
Oysa Allah ile İsrail arasında Sina dağında yapılan antlaşma bu alıştığımız tarzdaki kontratlardan farklıdır.
a) Allah ve İsrail iki eşit taraf değildir
Allah İsrail’i seçmiştir. Bu durumda İsrail’in Allah’a verebileceği ne vardır? Demek ki, bu yapılan antlaşmada bir taraf her şeye sahip olan taraftır. Öbür tarafsa hiçbir şey ortaya koyamamaktadır. Böyle bir antlaşmanın önerisi bile Rab tarafından gelmiştir:
“Rab’bin sizi sevmesi ve sizi seçmesi bütün kavmlardan daha çok olduğunuz için değildi; çünkü bütün kavmlardan az idiniz; fakat Rab sizi sevdiği, ve atalarınıza ettiği andı tutmak istediği için Rab sizi kudretli elle çıkardı, ve kölelik evinden, Mısır kıralı Firavunun elinden sizi kurtardı. Ve bil ki, Allah’ın Rab, Allah olan odur, kendisini sevenler, ve emirlerini tutanlar için bin nesle kadar ahdi ve inayeti koruyan.”
Tes. 7:79
b) Bu antlaşma itaat için bereket itaatsizlik için lanet getirmektedir
Allah İsrail’in Allah’ı olmak konusunda oldukça ciddidir ve aynı zamanda aynı ciddiyetle İsrail’i de kendi halkı olarak görmek istemiştir. Tesniye 28’de iki liste bulunmaktadır. Bu listelerden ilki İsrail’in Allah’ı dinlemesi karşısında elde edeceği bereketlerin listesidir.[28] İkinci listede ise, İsrail’in itaatsizliğinin getireceği lanet listesidir. Eğer İsrail Allah’ı unutursa, o zaman bütün bu listedeki bereketsizlikler üzerlerine olacaktır.[29] Bu noktada İsrail oğullarının antlaşmayı unutmamaları gerekmektedir. Tesniye’yi[30] okuduğumuzda göreceğimiz gibi, Rab her zaman her şeyi açık bir biçimde ortaya koymak istemektedir. Allah önünde hiçbir şey gizli değildir. Allah’ın İsrail’le yaptığı antlaşmada da İsrail’den gizlenilen hiçbir şey yoktur.
c) Allah’ın ahlakı öğretişleri izlenmesi zor değildir
Musa kendi halkına bu buyrukların izlenebilir buyruklar olduğunu söylüyordu. Allah’ın buyrukları O’na inananların bulamayacakları uzaklıkta değildir. Allah’ın buyrukları vahyi aracılığı ile herkese ulaşmıştır:
“Çünkü bugün sana emretmekte olduğum bu emir senin için güç değildir, ve senden uzak değildir. O göklerde değildir ki, diyesin: Kim bizim için göklere çıkacak ve bizim için onu alıp getirecek ve bize işittirecek ki, onu yapalım? Ve o denizden öte değildir ki, diyesin: Kim bizim için denizin ötesine geçecek, ve bizim için onu alıp getirecek, ve bize işittirecek ki, onu yapalım? Fakat yapasın diye o kelam sana çok yakındır, ağzında ve yüreğindedir.”
Tes. 30:1114
Allah’ın yolları her zaman kolay yollar değildir. Bu yollarda her zaman Allah’ın yardımına ihtiyacımız vardır. Antlaşma, insanlara zorla kabul ettirilebilecek bir şey değildir. İnsanlar Allah’ın antlaşmasına seçilmişlerdir:
“Ve Musa gelip kavma Rab’bin bütün sözlerini ve bütün hükümlerini anlattı; ve bütün kavm bir sesle cevap verip dediler: Rabbin söylediği bütün sözleri yapacağız.
Ve ahit kitabını alıp kavmın karşısında okudu; ve dediler: Rabbin bütün söylediklerini yapacağız, ve dinleyeceğiz.”
Tes. 24:3,7
Bu anlamda Eski Antlaşma’nın ahlakı karakteri Allah ile kendi halkı arasındaki antlaşma ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Bu antlaşmanın temeline göre Allah’ın kendi insanından beklentileri vardır. Seçme krallık kahinleri olarak kabul edilecek bir halk olacaktır. Aynı zamanda yalnızca Allah’a hizmet, ibadet ve O’nu hoşnut edecek bir halk olacaktır. Böylelikle dünya bu seçilmiş halka bakarak Allah’ın yüceliğini, bereketlerini daha da yakından görmüş olacaktır:
“Ve Musa Allah’ın huzuruna çıktı, ve Rab onu dağdan çağırıp dedi: Yakup evine böyle diyeceksin, ve İsrail oğullarına bildireceksin; Mısırlılara ne yaptım, ve sizi nasıl kartal kanatları üzerinde taşıdım, ve sizi kendime getirdim, gördünüz. Ve şimdi, eğer gerçekten sözümü dinleyecek ve ahdimi tutacaksanız, bana bütün kavmlardan has kavm olacaksınız; çünkü bütün dünya benimdir; ve siz bana kahinler melekutu, ve mukaddes millet olacaksınız. Senin İsrail oğullarına söyleyeceğin sözler bunlardır.”
Çık. 19:36
2. ON EMİR
Ahlak konusunda On Emir dediğimiz buyruk zinciri çok önemlidir. İsrail oğulları Sina dağı eteklerinde iken Allah bu emirleri Musa aracılığıyla halkına vermiştir.[31] Aynı buyruklar Tesniye bölümünde birkaç ilave bölümle tekrarlanmaktadır. Bunun amacı Kenan diyarına girmeden önce İsrail oğullarına buyrukları bir kez daha hatırlatmaktır.[32]
Bu etkin özet buyruklar toplamı Allah’ın kendi halkından beklentisini açıklamaktadır. Bu buyruklar iman, ibadet ve yaşam alanlarını kapsamaktadır. Bu buyruklarda Allah’ın varlığının, O’na olan ibadetin, İsminin, O’na ait olan günün kutsallığını öğretmektedir. Aynı zamanda evliliğin ve ailenin, insan hayatının, varlığının ve gerçeğin değerli olduğunu öğretmektedir. Bu genel olarak iki bölüme ayrılmaktadır:
Birinci bölümdeki emirler, Allah ile ilişkimizi düzenleyen emirlerdir. Eğer Allah ile ilişkilerimiz düzenli değilse, ahlak hayatımızın da düzenli olmasını bekleyemeyiz.
İkinci bölümdeki emirler ise İnsanlar ile olan ilişkilerimizi düzenleyen emirlerdir.
1. “Benden başka Allah’ın olmayacak.”
Allah tek olan ve yüce olan Rab’dir. Bu nedenle yalnız O’na hizmet eder, O’nu yüceltir ve O’na saygı gösteririz. Yaşamlarımızı da yalnız O’nun için yaşarız.
2. “Ne gökte, ne yerde hiçbir şeyin suretini kendin için bir put olarak yapmayacaksın.”
İsrail’in etrafında bulunan bütün milletler kendi elleri ile yaptıkları putlara tapınmaktaydılar. Ama Allah’ın halkı İsrail bu milletlerden farklı olmalıydı.
3. “Allah’ın adını boş yere ağzına almayacaksın.”
Allah’ın adı kendisini, karakterini, kim olduğunu ifade etmektedir. Bu isim çok ciddi bir isimdir ve boş yere kullanılamaz. Birçok millet o dönemde de hatta bu dönemde de kendi tanrılarının adını adeta sihirli bir sözcük gibi söylemektedirler. Oysa her şeye kadir olan Allah’ın adı bu şekilde kullanılamaz. O en kutsal en değerli isimdir. Yerli yersiz bu ismi kullanmak demek, ismin sahibine olan inancın değerini kavrayamadığımız anlamına gelmektedir.
4. “Sebt gününü hatırlayıp o günü kutsal olarak tutacaksın.”
İş, Allah tarafından bize verilen armağanlardan biridir. Yalnız çalışma bizi köle konumuna düşürmemelidir. Dinlenme de Allah tarafından bize verilmiştir ve çok gereklidir. Hem çalışarak hem de dinlenerek bedenlerimizi koruyabiliriz ve aynı zamanda Allah’ı yüceltebiliriz.
Bu dört emrin arkasından gelen altı emir insanlarla olan ilişkilerimizi düzenlemektedir. Eğer bizler bu emirleri tam olarak dinlemezsek o zaman doğal olarak insanlarla olan ilişkilerimizde sorunlar yaşamaya başlarız. Allah’ı sevmede en büyük ikinci adım insanları sevmektir.
5. “Annene ve babana saygı göstereceksin.”
Burada yalnız babaya ya da yalnız anneye sevgiden, saygıdan bahsedilmemektedir. Hem anneye, hem de babaya saygı söz konusudur. Sağlıklı bir ailenin temeli sağlıklı bir biçimde anne, baba ve çocuklar arasındaki sağlıklı ilişkide yatmaktadır. Bu nedenle aile yapısını koruyabilmek için elimizden gelen her şeyi yapmamız gerekmektedir.
6. “Öldürmeyeceksin.”
Allah’ın gözünde yaşam çok değerlidir. O yaşamın sahibidir. Birisini öldürmek Allah’ın kendi benzeyişini yok etmek anlamına gelir. Buna hem kendini öldürme, hem kürtaj hem de ötenazi dahildir.[33]
7. “Zina etmeyeceksin.”
Allah’a göre evlilik çok kutsaldır. Zina yalnızca karşıdaki kişiye karşı bir günah değil, doğrudan Allah’a karşı işlenilen bir günahtır.[34]
8. “Çalmayacaksın.”
Herkesin sahip oldukları kendine aittir. Bu nedenle başkalarının mallarına el uzatılmamalı, zorla ellerinden alınmaya kalkışılmamalıdır. Bu nedenle başkalarının mallarına çok saygı göstermemiz gerekir.
9. “Komşulara karşı yalan tanıklıkta bulunmayacaksın.”
Doğruluk Allah için çok değerlidir. Sürekli doğru konuşmak bazen bizi zor durumda bırakabilir. Bazen birkaç küçük yalanın yaşamımızı kolaylaştırabileceği gibi yanlış bir saplantıya düşeriz.[35] Allah doğrudur ve doğrunun sahibidir. Bu nedenle doğruluktan ayrıldığımız her zaman Allah’ın karakterinden uzaklaşırız.
10. “Tamah etmeyeceksin.”
Bu en içteki düşüncelerimizi etkileyen bir oluşumdur. Gerçekten başkasının sahip olduklarına göz dikiyor muyuz? Allah bizden sahip olduklarımızla yetinmemizi istemektedir. Başkalarının sahip olduklarına özenmek beraberinde kıskançlık gibi başka günahları da getirir.
Eğer herkes bu emirleri dinleseydi dünyamızın hali gerçekten çok farklı olacaktı. Böyle bir farklı dünya içinde ailelerimiz memnun ve daha emin bir ortam içinde olacaklardı. Artık evlerimizin kapılarını bile kilitlememize gerek kalmayacaktı. Ticaret yaptığımızda da hiçbir kaygı çekmeyecektik. Toplum içinde birçok konuda da çok rahat olacaktık.
Bildiğimiz gibi Allah kutsal bir yaşam istemektedir. Kendisinden kendi kutsal karakterinin İsrail oğullarından yansımasını istemektedir. Böylelikle kutsallığı bütün dünyaya yansımış olacaktı.
Tekvin 12:3’te Allah, büyük bir millet yapacağı konusunda İbrahim’e söz vermektedir. Allah, İbrahim aracılığıyla dünyayı bereketlemek istediğini de söylemektedir. Allah’a itaat eden İsrail’i gören halkın ne diyeceğini okuyalım:[36]
“Ve onları tutun ve yapın; çünkü kavmların gözünde o sizin hikmetiniz ve anlayışınızdır; onlar bütün bu kanunları işitecekler, ve gerçek bu büyük millet hikmetli ve anlayışlı bir kavmdır, diyecekler. Çünkü, kendisini her çağırdığımız zaman Allah’ımız Rab bize yakın olduğu gibi kendisine böyle yakın Allah’ı olan hangi büyük millet vardır? Ve bugün önünüze koymakta olduğum bütün bu şeriat gibi o kadar adil kanunları ve hükümleri olan hangi büyük millet vardır?”
Tes. 4:68
Allah’ın niyeti milletlerin İsrail aracılığıyla kendi görkemini görmesiydi. Çünkü İsrail kutsal millet ve kahin krallığı özelliğini taşıyordu. Ama ne yazık ki İsrail bu görevi yerine getirme gücünden yoksun kaldı. Başka milletler gibi oldular. Bugün dünya Allah’ın görkemini kilise aracılığıyla görecektir. Bu nedenle kilise gerçek anlamda Allah’ın görkemini, kutsallığını, karakterini yansıtmalıdır.
Burada durup düşünmemiz lazım, gerçekten Allah’ın görkemini yansıtıyor muyuz?
YENİ ANTLAŞMA AHLAKININ TEMEL ÖZELLİKLERİ
Eski Antlaşma’da olduğu gibi, Yeni Antlaşma üzerinde de ancak özet olarak bir etüd yapmamız mümkün olacaktır. Çünkü zaten kitabımızın tamamı Kutsal Kitap ahlakını anlatmaya çalışmaktadır. Şimdi burada Yeni Antlaşma ahlakının temel özelliklerine bakalım:
1. ALLAH’IN KRALLIĞINA İLİŞKİN MESİH
İSA’NIN ÖĞRETİŞİ
Mesih İsa, kendi gelişi ile birlikte Allah krallığının yeryüzünde başladığını vaaz ediyordu. O’nun krallıktan kastı yeryüzündeki krallıklarla tam olarak aynı anlamda değildir. Allah’ın krallığı tamamen O’nun seçtiklerinden oluşturduğu halkını ruhsal anlamda yönettiği bir krallıktır. Kişiler Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul ettikleri takdirde bu krallığın bir ferdi olmaktadırlar. Bu krallığın ferdi olmak demek, ruhsal anlamda insanın yüce Yaratıcının karakterini yansıtmaya başlaması demektir. Bu yansıtma Mesih’in krallığını bütünleştireceği ana dek sürecek bir gelişim sürecidir. Çünkü Allah’ın krallığı Mesih İsa’nın gelişi ile başlamakta ve O’nun ikinci gelişine dek gelişim göstermektedir.
Mesih İsa’nın bütün öğretişlerinde yüksek bir ahlaki öğretiş vardır. O’nun halkı bu öğretişlerin yansıtıcısı olma durumundadır.
Yukarıda değindiğimiz gibi, O’nun halkı olmak Mesih İsa’ya tövbe ve imanın bir sonucudur. Mesih İsa, krallığı hakkında da geniş açıklamalarda bulunmaktadır.[37] Kaybolan oğul anlatısı da yine O’nun krallığının özelliğini anlatan bir anlatımdır. Bu örnekte Baba’nın iyiliği ve cömertliği dikkat çekicidir. Aynı zamanda oğulun tövbesinin de altı çizilmelidir.[38]
2. SEVGİNİN ÖNEMİ
Eski Antlaşma’da Allah’ın O’nun kendi halkına olan sevgisi değişmez ve sonsuzdur.[39] Allah bol bol bağışlayan ve seven olarak tanımlanmaktadır.[40] Burada seçtiği halkı için olan sevgisinin çok daha farklı bir sevgi olduğunu unutmamak gerekir. Allah’ın sevgisinin sonsuzluğu konusunda da birçok bölümü bulmak mümkündür.[41] Allah’ın sevgisinin farklı şekillerde açıklamasını gösteren oldukça farklı ayetler vardır:
“Çünkü Allah dünyayı o denli sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi. Öyle ki, her kim O’na iman ederse yok olmasın, sonsuz yaşama kavuşsun.”
Yu. 3:16
“Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Allah’tandır ve seven kişi Allah’tan doğmuştur. Allah’ı bilendir. Sevmeyen kişi Allah’ı bilmeyendir. Çünkü Allah sevgidir. Allah’ın bize sevgisi şununla belirgin oldu: Biricik Oğlunu dünyaya gönderdi; O’nun aracılığıyla yaşayalım diye. Sevgi bundadır. Biz Allah’ı sevmedik. Doğrusu, O bizleri sevdi ve günahlarımızı gidermesi için bağışlamalık olarak Öz Oğlu’nu gönderdi. Sevgili kardeşlerim, eğer Allah bizleri böylesine sevdiyse, biz de birbirimizi sevmek zorundayız.”
1. Yu. 4:711
Birçok kişi sevgiden, sevginin öneminden konuşup durmaktadır. Elbette sevgi çok önemlidir. Ama sevgiden bahsederken hangi çeşit sevgiden bahsettiğimizi bilmemiz gerekmektedir. “Sevgi” sözcüğü çok farklı anlamlara gelmektedir.
Antik Grekçe’de sevgi sözcüğü dört ayrı sözcükle ifade edilmektedir. Yani sevgi dört çeşide bölünmüş. Yeni Antlaşma yazarlarının sevgi sözcüğünü kullandıkları yerde sevginin ne tür olduğu da belirgindir. Bizler de bunu net olarak anlayabilmemiz için şimdi bu sözcükleri görelim:
Eros: Bu sözcük cinsel sevgiyi, tutku ile yanıp tutuşan sevgiyi ifade etmek için kullanılmaktadır. Tamamen cinsel tatmini arayan, şehvetle bağlantılı bir sevgi çeşididir. Özellikle yunan tanrılarının o meşhur ahlaksızlıklarını anlatmak için kullanılmıştır. Bu sözcük Yeni Antlaşma içinde kullanılmamaktadır. Çünkü yalnız zevk için yapılan bir cinselliği içermektedir.
Stergo: Bu özellikle anne, baba ile çocuklar arasındaki doğal sevgiyi ifade etmek için kullanılan sevgi sözcüğüdür. Bu sevgi türü evcil hayvanlara beslenen sevgiyi de kapsamaktadır.
Phileo: Bu sözcük ise daha çok dostluğu, arkadaşlığı hoşlanılan biri ya da bir şeyi ifade için kullanılan sözcüktür. Örneğin: bir filozofun hikmeti sevmesi ifadesindeki sevgi de yine bu sözcükle ifade edilebilir. Bu sevgi sözcüğü aynı zamanda karı koca arasında, kardeşlere olan sevgi gibi doğal aile sevgisini de içerebildiği gibi, ruhsal aile sevgisi içinde kullanılmaktadır.
Agape: İşte Yeni Antlaşma içinde en çok kullanılan sevgi sözcüğü budur (116 defa kullanılmıştır). Allah’ın bizimle olan ilişkisini, Allah’ın kendi Oğlu’na olan sevgisini ifade eder. Bu her zaman veren ve hiçbir zaman karşılığı beklemeyen sevgidir. Allah bizler iyi insanlar olduğumuz için bizi sevmemektedir. O bizi kendisi sevgi olduğu için sevmektedir. Bu sevgi değişken duygulara, davranışlara bağlı olmayan sevgidir. Bu sevginin içeriği hedeflediği şeyi hedeflenenden bir şey beklemeden sevmesidir. “Allah bizi hak etmediğimiz halde sevmektedir” sözcüğü buna güzel bir örnek oluşturmaktadır. Aslında “aşkın gözü kördür” derler. Burada sanki bu halk deyişinin yansıması söz konusudur. Çünkü aşık olan, gerçek anlamda seven kişi sevdiğinin hatalarını görmez. Ama Allah’ın insanına olan “agape” sevgisinin farkı, kulunun hatalarını gördüğü halde yine bir kör aşık gibi sevmeye devam etmesidir. Bizi sevmesinde en büyük etmen yine kendi karakteridir.
İncil’in Yuhanna bölümünde Mesih’in bize olan sevgisinin, Baba’nın kendisine olan sevgisi kadar olduğu anlatılmaktadır.[42] Mesih İsa bu nedenle kendi öğrencilerine “birbirinizi sevin” buyruğunu vermiştir. Rab Mesih İsa’ya en büyük buyruğun ne olduğu sorulduğunda şöyle cevap vermiştir:
“Allah’ın Rab’bi tüm yüreğinle, Tüm canınla, tüm anlayışınla seveceksin.” En önemli olan ve başta gelen buyruk budur. İkincisi de bununla eşit değerdedir: İnsan kardeşini kendin gibi seveceksin.” Mat. 22:3739
Burada sevgi sözcüğünün geçtiği yerde “agape” kullanılmaktadır. Yani karşılıksız sevgi. İşte bizler Allah’ı bu şekilde bir sevgi ile sevmeliyiz. Bütün aklımızla, bütün kalbimizle ve kuvvetimizle. O’nun sevgisi yalnızca inananlara değil, inanmayanlara, düşmanlarımıza kadar uzanmalıdır:
“Komşunu seveceksin, düşmanına kin besleyeceksin, dendiğini duydunuz. Ama size derim ki, düşmanlarınız sevin ve size baskı yapanlar için dua edin. Öyle ki, göklerdeki Baba’nızın oğulları olasınız. Çünkü O güneşini hem kötülerin, hem iyilerin üzerine doğdurur ve yağmurunu hem doğruların, hem eğrilerin üzerine yağdırır.”
Mat. 5:4345
Bu kavram özellikle o çağ için oldukça yeni bir kavramdır. O dönemlerde insanlar yalnızca kendi ailelerini ve çevrelerini seviyorlardı. Rab İsa’yı ölüme götürecek kadar olan bu sevgi ise karşılıksız olan sevgiydi. O kendisini haça götürenleri bile bağışladı.[43] Hiçbir ahlak ölçütü Mesih İsa’nın yukarıdaki satırlarda öğrettiği şekilde yüksek değildir. Ancak Allah’ın bu tarz sevgisini tadanlar bu şekilde bir sevgiyi algılayıp başkaları ile paylaşmayı bilebilirler:[44]
“Sevgili kardeşlerim, birbirimizi sevelim. Çünkü sevgi Allah’tandır ve seven kişi Allah’tan doğmuştur, Allah’ı bilendir. Sevmeyen kişi Allah’ı bilmeyendir. Çünkü Allah sevgidir. Allah’ın bize sevgisi şununla belirgin oldu: Biricik Oğlu’nu dünyaya gönderdi; O’nun aracılığıyla yaşayalım diye. Sevgi bundadır. Biz Allah’ı sevmedik. Doğrusu, O bizleri sevdi ve günahlarımızı gidermesi için bağışlamalık olarak Öz Oğlu’nu gönderdi. Sevgili kardeşlerim, eğer Allah bizleri böylesine sevdiyse, biz de birbirimizi sevmek zorundayız.”
1. Yu. 4:711
Bazı kişileri sevmek oldukça zordur. Allah yüreklerimize Kutsal Ruh’unu döktükten sonra bu sevilmesi zor kişileri sevmeye başlarız. Böylelikle Allah’ın sevgisi yaşantımızdan yansımaya başlar.[45]
3. ALTIN YASA
Mesih İsa’nın buyruklarından biri o dönemin Yahudi din önderlerince de çok iyi bilinen bir yasaydı.[46] Yahudi din önderlerinin bu yasayı genelde algıladıkları form negatif formdu. Yani; “Sana yapılmasını istemediğini, başkalarına da yapma.” Ama Rab Mesih İsa, o dönemin bu ünlü ahlak ilkesini aldı, değiştirdi ve pozitif bir formatta sundu:
“Sana yapılmasını istediğin bir şeyi sen de başkalarına yap.”
Mat. 7:12
Bu Rab Mesih İsa’nın ahlakı kavramını oldukça güçleştirmektedir. Biz başkalarının bize yapmasını istemediklerimizi, bizde başkalarına yapmadığımızda aslında hiçbir şey yapmaz hale geliriz. Ama Rab’bin öğretişinde kendimiz kadar başkalarını da kollama söz konusudur. Bu gerçekten yüksek bir standardı oluşturmaktadır.
4. AMAÇLANAN İYİ ŞEYLER
Yeni Antlaşma içinde nasıl davranmamızı belirleyen listeler vardır. Allah’ın Ruhu tarafından yönetilen insan karakterinde görülmesi gereken “meyveler”den bahsetmektedir. Bu listelerde sevgi sözcüğünün önemi özellikle vurgulanmaktadır:
“Bunlara karşı Ruh’un ürünü sevgi, sevinç, esenlik, sabır, iyi yüreklilik, iyilik, içten bağlılık, yumuşak huyluluk, tutkulara üstünlüktür.”
Gal. 5:2223
Elçi Pavlus’un Koloseliler’e mektubunda, iyi karakteri yansıtan benzer bir liste bulunmaktadır. Bu listede de en önemli yer yine sevgiye ayrılmıştır. Çünkü bütün her şeyi birbirine bağlayan sevgidir:
“Öyleyse Allah’ın seçilmişleri, kutsal yaşamlılar ve sevilenler olarak, sevecenlikle dolu bir yürek, iyilik, alçak gönüllülük, yumuşak huyluluk ve sabır kuşanın. Birbirinize karşı sabırlı davranın; birinin öbürüne karşı bir yakınması varsa, birbirinizi bağışlayın. Tıpkı Rab’bin sizlere bağışladığı gibi, siz de bağışlayın. Bunların tümü üzerine, yetkinlik yaşamının başı olan sevgiyi kuşanın.”
Kol. 3:1214
Bu liste sevgi, esenlik ve barıştan konuşmaktadır. Her şey buradan akmaktadır. Bütün bunların hepsi ben merkezli yaşamın karşıtıdır.[47] Biz aynı zamanda akıllarımızı ne ile doldurmamız gerektiğini de Yeni Antlaşma’dan öğreniyoruz:
“Özetle, kardeşlerim, aklınızı erdemli ve övgüye değer ne varsa ona yorun: Gerçek, saygılı, doğru, pak, güzel, onurlu olan ne varsa.”
Flp. 4.8
Düşündüklerimiz çok önemlidir. Bilgisayarlarda bir çöp merkezi vardır. Zaman zaman bilgisayarlarımızı temizlememiz gerekmektedir. Bu nedenle bilgisayarlarımızı ne ile yüklediğimiz de çok önemlidir. Aynen bu örnekte olduğu gibi bizim aklımızı da iyi şeylere yöneltmemiz çok büyük önem taşır. Aklımız da bir bilgisayara benzediği için iyi şeylerle doldurduğumuzda onun işlevi de oldukça verimli olacak ve bizlere saydam, saf bir yaşam yaşama olanağı sağlayacaktır.[48]
Yeni Antlaşma’da kilise önderlerini de yönlendirecek bir liste bulmak mümkündür:
“Bu durumda gözeticinin anlatılan nitelikleri taşıması gerekir. Yaşamı suçsuz, bir tek kadınını kocası, davranışında ölçülü, ağırbaşlı, saygın, konuksever, öğretmeye yetenekli, içki tutkusundan uzak, kaba kuvvetten arı, tersine iyi yürekli, kavgacılıktan, paraya tutsaklıktan iğrenen, evini sağlıklı yöneten, çocuklarını bağımlı ve her bakımdan saygılı yetiştiren biri olmalı.”
1. Ti. 3:23
Burada gördüğümüz kilise önderlerinin ahlak standartlarının yaşadıkları çevrenin üstünde olması gerçeğidir.[49]
5. KÖTÜ ŞEYLER DIŞLANMALIDIR
Dışlanması gereken kötü şeylerin listesi, hedeflenmesi gereken iyi olan şeylerin listesinden daha uzundur. Bu o dönemin ahlak durumunu göstermektedir. Bu listeler üç ana noktaya ayrılmaktadır:
a) Cinsel günahlar
Bütün arkeolojik ve tarihsel kanıtlar o dönemin cinsel ahlaksızlıklarının ne denli bol ve yaygın olduğunu ve özellikle toplum tarafından kabul gördüğünü göstermektedir. Eşcinsellik, zina gibi cinsel ahlaksızlıklar halk arasında normal olarak karşılanmaktaydı. Burada her şeyden önce kişinin kendini tatmin etmesi düşünülüyor ve ahlak sorumluluğu göz ardı ediliyordu. Bu tarz cinsellikle iyi bir yemek yemek aynı düzeyde görülüyordu. Eğer biz Yeni Antlaşma’nın bu konudaki öğretilerini iyi algılamak istiyorsak, o günkü toplumun yaşantı biçimini de çok iyi anlamamız gerekmektedir.[50] Elçi Pavlus’un cinsel ahlak konusundaki öğretilerinin oldukça radikal ve devrimci nitelikte olduğunu görürüz. Cinsel ahlaksızlığın her türü Yeni Antlaşma’da yasaklanmaktadır:
“Hakka aldırmazların Allah hükümranlığnı miras almayacaklarını bilmez misiniz? Kandırılmayın. Fuhuş yapanlar, yalancı tanrılara tapanlar, zina edenler, oğlanlar, oğlancılar, hırsızlar, açgözlüler, sarhoşlar, sövücüler, kapkaççılar Allah hükümranlığını miras almayacaklar.”
1. Ko. 6:910
“Zinadan kaçının. İnsanın işlediği başka her günah beden dışıdır. Ama zina eden öz bedenine karşı günah işler. Hem bedeninizin sizlerde bulunan Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Bu Ruh size Allah tarafından verilmiştir. Kendi kendinizin değilsiniz. Bir değer karşılığında satın alındınız. Öyleyse Allah’ı bedeninizde yüceltin.”
1. Ko. 6:1820
“Aranızda zinanın, her tür iğrençliğin ya da açgözlülüğün sözü bile edilmesin. Kutsal yaşamlılara özgü tutuma ters düşer bunlar.”
Ef. 5:3
Bu ayetlerde de gördüğümüz gibi bedenimizi nasıl kullanacağımız konusunda dikkatli olmamız gerekmektedir. Bedenimiz de yalnızca Allah’ı yüceltmek için kullanılmalıdır.
b) Dilin günahları
Günümüzde olduğu gibi elçi Pavlus’un günlerinde de dedikodu, kötü konuşma ve sözler oldukça yaygın olarak kullanılmaktaydı.[51] Bu nedenle elçi Pavlus, Efes’teki imanlıları uyarmaktadır:
“Ağzınızdan hiçbir yararsız söz çıkmasın. Tam tersine, yapıcılığa katkıda bulunabilen, dinleyicilerin canına can katan yararlı söz neyse o konuşulsun.”
Ef. 4:29
“Kirli davranış, saçma sapan ya da kaba söz hiç yakışık almayan bir biçimsizliktir. Bu tür işlere gireceğinize Allah’a şükran sunun.”
Ef. 5:4
Kilisede hiçbir tartışma olmamalı ve kilise liderleri birbirlerine karşı kalkmamalıdırlar.[52] Elçi Pavlus’un Timoteos’a yazdığı öğüde bakın:
“Akılsız, asılsız tartışmalardan yüz çevir. Bunların sürtüşme doğurduğunu bilirsin. Rab’bin uşağı sürtüşmeye kapılmamalı, herkese uysal davranmalıdır; öğretebilmeli, kötülüğe katlanabilmeli…”
2. Ti. 2:2324
Dilimizi nasıl kullandığımıza dikkat etmeliyiz. Dilimiz çok güçlü bir silahtır. Bununla insanları bina ederiz ya da yerin dibine geçiririz. Elçi Yakup’un söylediği gibi; aynı dille hem Rab’bi yüceltebilir hem de başkalarını kötü sözlerle yerebiliriz. Bu nedenle bir imanlının dilini kullanmayı öğrenmesi en büyük iç disiplinden biridir.[53] Söylediğimize dikkat etmek çok önemlidir.
c) Sosyal günahlar
Hareketlerimiz hem kendimizi hem çevremizi çok etkilemektedir. Bir inanlı için başkalarını kötü yönde etkileyecek her hareket yasaklanmaktadır. Örneğin tembellik:
“Aranızda bazılarının vakitlerini düzensizlikle geçirdiğini duyuyoruz. Bunlar çalışmamak bir yana, herkesin işine de burunlarını sokuyorlar. Rab İsa Mesih’in yetkisiyle onları öğütleriz: Serinkanlılıkla çalışıp ekmek paralarını çıkarsınlar.”
2. Se. 3:1112
Aynı şekilde birçok sosyal olmayan davranış da yine ağır bir dille reddedilmektedir.[54] Eğer kilise içinde herhangi biri bu davranışlardan birine kalkışırsa Allah’ın müjdesine, Mesih İsa’nın ismine zarar getirmiş olacaktır:
“Hayır. Size kendisiyle yakınlık kurmamanızı yazdığım kişi, kardeş diye bilinirken zina eden, açgözlülüğüyle tanınan, yalancı Tanrılara tapan, sövücü, sarhoş ya da kapkaççı kişidir. Böyle biriyle yemek bile yemeyin,”
1. Ko. 5:11
İmanlının günlük hayatının İncil’e uyması çok ama çok büyük önem taşımaktadır. Görüldüğü gibi Yeni Antlaşma’da da oldukça önemli ahlak öğretişleri bulunmaktadır. Eğer bir kişi Mesih İsa’yı izlemek istiyorsa ve özellikle Allah’ın krallığının güç ve sevincini yaşamak istiyorsa, o zaman kendisini yüksek ahlak standartları için hazırlamalıdır.
ÖZET
Kutsal Kitap ahlakının kaynağı Rab’bin karakteridir. Eski Antlaşma insan ilişkilerinde adalet, merhamet ve gerçekten bahsederken insani felsefelere dayanmamaktadır. İsrail’in antlaşmaya dayalı imanı adalet, merhamet ve gerçek Allah’ın kendi karakterinden kaynaklanmaktadır. Peygamberler toplum içindeki doğru hareketlere yaptıkları çağrıda Allah’ın karakterini anlatmaktadırlar. Allah’ın karakterine göre fakirlere, dullara ilgi göstermenin gerekliliğini anlatmaktadırlar. On Emir bir buyrukla değil, önemli bir kalıp sözle başlamaktadır:
“Seni Mısır diyarından, esirlik evinden çıkaran Allah’ın Yehova Ben im.”
Çık. 20: 2
Allah’ın kendileri için yaptıklarına şükrandan ötürü, iyi davranışlar doğal olarak ortaya çıkarlar.
Yeni Antlaşma’da bunu bulmak mümkündür. Mesih İsa’nın bizim için yaptıklarından ötürü bizler de Allah’ı hoşnut edecek şekilde davranmayı yürekten arzulamalıyız. Bu nedenle elçi Pavlus, Kolose’deki imanlıların gökte olan şeylere gözlerini dikerek kendi kötü yollarından vazgeçmelerini söylemektedir. Çünkü Mesih İsa’ya iman eden kişiler artık Mesih İsa ile dirilmiş kişilerdir. Aslında bu kişilerin ruhsal anlamda dünyanın günahlılığı ile alakası kalmamıştır:
“Eğer Mesih’le birlikte dirildinizse, yücelerdeki şeyleri arayın. Allah’ın sağında, Mesih’in oturduğu yerde olanları isteyin.”
Kol. 3:1
Ahlak ve din gerçekten birbirine bağlı iki kavramdır ve bu kavramları birbirlerinden koparmak mümkün değildir. Kutsal Kitab’ın ahlakını yaşamak ancak Allah ile Mesih İsa aracılığında ve Kutsal Ruh’un gücünde olan ilişki sonucu mümkün olabilir.
[1] Luk. 6:2735.
[2] Örn. Tek. 1:3, 6, 9, 11, 14, 20, 24, 26, 29 ve Say. 15:1, 37; 17:1, 10; 18:1, 8, 20, 25; 19:1. Bu bölümlerin Allah Sözü’nün kendisinin Allah Sözü olduğu hakkındaki tanıklığını veren bölümlerden sadece ikisinin olduğunu görürüz. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.
[3] Örn.: Say. 22:38; Tes. 18:1820; 1. Kr. 17:24; Yer. 1:9; 29:3132; Hez. 2:7.
[4] 1. Ko. 21.
[5] Mat. 23.
[6] Tek. 19; Rom. 1:2627.
[7] 1. Ti. 6:10.
[8] “Kürtaj” bölümüne bakınız. s. 70
[9] Genelde akıl Allah’tan değilmiş gibi davranılmakta ve inanç konusu gündeme geldiğinde akıl gündem dışı bırakılmaya çalışılmaktadır.
[10] “İnsan Yaşamına Saygı” 3. Bölüme bakınız. s. 63
[11] Yu. 13:117.
[12] Mar. 10:45.
[13] Tek. 2:1517; 3:119.
[14] “Din Dışı Ahlak Sistemleri” 12. Bölüme bakınız. s. 515
[15] Çık. 20:117.
[16] Rom. 6:123.
[17] Rom. 6:18:17.
[18] Kol. 3:15.
[19] Mez. 51:1517.
[20] Gal. 5:136:10. Aynı yaklaşım elçi Pavlus’un diğer mektuplarında da görülmektedir: Ef. 46 ve Kol. 2:20; 4:6’da da aynı noktalar vardır.
[21] “İnsan İlişkileri” 4. Bölüme bakınız. s. 127
[22] Çık. 23:45.
[23] Lev. 19:14.
[24] Mat. 19:4 ile Tek. 1:27’i ve 5:2’yi karşılaştırın. Aynı zamanda Mat. 19:5 ile Tek. 2:24.
[25] Tek. 1 ve 2; Mez. 19:16.
[26] Lev. 18:2223.
[27] Mat. 5:1720; Rom. 3:2131; Ef. 3:712.
[28] 28:114
[29] 28:1568
[30] Özellikle 2830 bölümleri.
[31] Çık. 20:217.
[32] Tes. 5:621.
[33] Bu ve benzeri konular için “İnsan Yaşamına Saygı” 3. Bölüme bakınız. s. 63
[34] “İnsan İlişkileri” 4. Bölüm s. 127 ve “Cinsellik” 5. Bölüme bakınız. s. 193
[35] “Gerçek ve Yalan” 6. Bölüme bakınız. s. 245
[36] Zek. 8:2023.
[37] Mat. 13’teki anlatıma bakınız.
[38] Luk. 15:1132.
[39] Çık. 15:13; 20:6; 34:7 ayetlerine bakınız. Aynı zamanda Hoşea kitabıda bu konuya örnek bir kitaptır.
[40] Say. 14:1819.
[41] 1. Ta. 16:34,41; Mez. 107.
[42] Yu. 15:917.
[43] Luk. 23:3234.
[44] 1. Ko. 13.
[45] Rom. 5:5.
[46] Bu Rab İsa’dan önce 4. yy.a kadar inmektedir, D.Guthrie, “İntroduction to the NT’ s. 905.
[47] 2. Pe. 1:57.
[48] Rom. 12:2; 2. Ko. 10:45.
[49] Tit. 1:78.
[50] “Cinsellik” 5. Bölüme bakınız. s. 193
[51] Rom. 1:2930; 2. Ko. 12:20.
[52] 1. Ti. 3:3.
[53] Yak. 3:312. Sül. 18:21 ile karşılaştırın.
[54] Çalma reddedilmektedir: Ef. 4:28. Tamah putperestlikle eş değerde görülmektedir: Kol. 3:5. Sarhoşluk kötü bir şey olarak değerlendirilmektedir: 1. Ti. 3:3; Tit. 1:7.