Birçok insan Mesih’in şu iddiasının doğruluğunu sorguladı: “Yunus, nasıl üç gün üç gece o koca balığın karnında kaldıysa, İnsanoğlu da üç gün üç gece yerin bağrında kalacaktır.”242 Şunu soruyorlar; “Eğer Cuma günü haçlanıp Pazar günü dirildiyse, nasıl oluyor da İsa mezarda üç gün ve üç gece kaldı?”
İncil’de Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın O’nun ölümü ve dirilişiyle ilgili kayıtlarında şu görülmektedir ki, İsa Yahudiler için bir sonraki günün başlaması anlamına gelen güneş batımından önce Cuma günü haçlandı ve gömüldü ve bizim Pazar günümüz olan haftanın ilk günü güneş doğmadan önce dirildi.
Bu, İsa’yı Cuma’nın bir kısmında, bütün Şabat boyunca ve Pazar’ın bir kısmında mezara koymaktadır. Başka bir deyişle O, iki gece, bir gün boyunca ve iki günün bir kısmında mezardaydı. Bunun tam olarak 24 saatlik 3 gün olmadığı açıkken Matta’da İsa ile ilgili olan peygamberlikle bir uyuşmazlığımız mı var?243
İsa’nın birbiriyle değiştirilebilir şu söyledikleri kaydedilmiştir, “İnsanoğlu üç gün sonra dirilecek” ve “üçüncü gün dirilmesi gerektiği”244 Bu, dirilişle ilgili olan birçok aktarmanın bunun üçüncü günde olduğunu ifade etmesinde görülebilir. Ayrıca İsa Yuhanna’da245 kendi dirilişinden bahsetmiş, üç gün içinde (dört gün değil) dirilmiş olacağını ifade etmişti. Matta 246 bu deyimsel kullanıma önem vermektedir. Ferisiler Pilatus’a İsa’nın “Ben öldükten üç gün sonra dirileceğim” kehanetinden bahsettikten sonra, üçüncü günün sonuna kadar mezarı muhafızların korumasını istediler.
Eğer “üç gün sonra”, “üç gün” ile değiştirilebilir olmasaydı, Ferisiler dördüncü gün için de bir muhafız isterlerdi.
“Bir gün ve bir gece” ifadesi günün sadece bir kısmını bile işaret etse bile, Yahudiler tarafından bir günü göstermek için kullanılmıştır. Bu ayrıca Eski Antlaşma’da da görülebilir.
Örneğin 1. Samuel’de şöyle diyor: “Üç gün üç gecedir yiyip içmemişti” ve sonraki ayette de şöyle diyor: “Üç gün önce hastalanınca, efendim beni bıraktı.”247
Yaratılış 248’ın bu deyimsel kullanışı kadar açık 18. ayette, Yusuf kardeşlerini 3 gün boyunca hapsetti, sonra onlara konuşuyor ve onları serbest bırakıyor, bütün hepsi 3 günde oluyor.
“Üç gün sonra” ve “üçüncü günde” ifadeleri birbiriyle yada Matta’yla 249 çelişmiyor. Birbiriyle değiştirilebilir ifadeler Yahudi anlatımın tarzının yaygın bir şeklidir.
“Üç gün ve üç geceye” bakmanın başka bir yolu da zamanın hesaplanmasında Yahudi yöntemini göz önüne almaktır. Yahudi yazarlar Kutsal Yazılar üzerine yazdıkları yorumlarda zamanın hesaplanmasıyla ilgili açıklamalarda bulunmuşlardır. Bir zaman aralığının herhangi bir kısmı tam olarak sayılmıştır. Babylonian Talmud (Yahudi yorumları) şunu nakletmektedir, “Bir günün bir kısmı, günün tamamı gibidir.” 250
Kudüs Talmud’u (böyle adlandırılmasının sebebi Kudüs’te yazılmış olmasıdır) diyor ki; “Bizim bir öğretişimiz var, ‘Bir gün ve bir gece bir Onah’tır ve Onah’ın bir kısmı tamamı gibidir.’” 251 Onah basitçe şu anlama geliyor: “Bir zaman aralığı.”
Bir Yahudi günü akşam saat 6’da başlar. Dr. Custance şuna işaret ediyor, “Genel anlamda şuna inanılmaktadır; hesaplama yöntemi Yaratılış Haftası’ndaki ilk günün karanlıkla başlayıp sonradan ışığa çevrilmesi etkenine dayanmaktadır ve ardından her 24 saatlik zaman aralığı “gece ve gündüz” sırasıyla tanımlanmıştır (Yaratılış 1,5,8 vs.)” 252
Mesih’in mezarda geçirdiği “üç gün ve üç gece” şöyle hesaplanabilir: Mesih Cuma günü haçlanmıştı. Cuma günü saat 18:00’dan önceki herhangi bir zaman “bir gün ve bir gece” olarak hesaplanıyor. Cuma günü saat 18:00’dan Cumartesi saat 18:00’a kadar yani Mesih’in dirildiği Pazar gününe kadar geçen herhangi bir zaman “bir gün ve bir gece” oluyor. Yahudi bakış açısına göre Cuma öğleden sonra ile Pazar sabahına kadar geçen zaman “üç gün ve üç gece” yapacaktır.
Günümüzde bile zamandan bahsederken aynı ilkeyi kullanıyoruz. Örneğin; bir çok çift çocuklarının 31 Aralık gece yarısından önce doğmasını ister. Eğer çocuk saat 23:59’da doğarsa yılın 365. gününün 365. gecesinde doğmuş sayılır. Yılın %99.9’u geçmiş olsa bile bu böyle kabul edilir.
Aşağıdaki şekil zaman çizelgesini göstermektedir:


Dr. Johnston Cheney çeşitli eleştirmenlerin diriliş kayıtlarında tutarsızlık olduğu iddialarından rahatsız olmuştu. Eleştirmenler kadınların mezar ziyaretlerinde ve Mesih’in Diriliş sonrası görünüşlerinde tutarsızlıklar olduğunu iddia ettiler. Dr. Cheney yıllarca süren bir çalışma sonucunda İncil’in içindeki ilk dört kitabın birbiriyle uyumlu bir yazıyı çıkardı. Dört kitabın birbiriyle harmanlanmasıyla Mesih’in hizmetlerinin aralıksız bir kaydı oluştu.
“Çok Sesli Olarak Mesih’in Yaşamı” adlı bu çalışmanın son bölümünü ekte sunuyorum çünkü Mesih’in görünüşlerinin mükemmel uyumunu göstermektedir.
Dünyayı Sarsan Bir Sabah
(Mat. 28:1-15; Mar. 16:1-11; Luk. 23:56-24:12; Yu. 20:1-18)
Şabat Günü geçince, Mecdelli Meryem, Yakup'un annesi Meryem ve Salome gidip İsa'nın cesedine sürmek üzere baharat satın aldılar. Ve haftanın ilk günü, sabah çok erkenden, hazırlamış oldukları baharatı alıp mezara gittiler.
Ansızın büyük bir deprem oldu. Rab'bin bir meleği gökten indi ve mezara gidip taşı bir yana yuvarlayarak üzerine oturdu. Görünüşü şimşek gibi, giysileri ise kar gibi bembeyazdı. Nöbetçiler korkudan titremeye başladılar, sonra ölü gibi yere yıkıldılar.
İsa, haftanın ilk günü sabah erkenden dirildiği zaman önce Mecdelli Meryem'e göründü. Ondan yedi cin kovmuştu. Ortalık daha karanlıkken Mecdelli Meryem mezara gitti. Taşın mezarın girişinden kaldırılmış olduğunu gördü. Koşarak Simun Petrus'a ve İsa'nın sevdiği öbür öğrenciye geldi. «Rab'bi mezardan almışlar, nereye koyduklarını da bilmiyoruz» dedi.
Bunun üzerine Petrus'la öteki öğrenci dışarı çıkıp mezara yöneldiler. İkisi birlikte koşuyordu. Ama öteki öğrenci Petrus'tan daha hızlı koşarak mezara önce vardı. Eğilip içeri baktı, keten bezleri orada serili gördü, ama içeri girmedi. Ardından Simun Petrus geldi ve mezara girdi. Orada serili duran bezleri ve İsa'nın başına sarılmış olan peşkiri gördü. Peşkir keten bezlerle birlikte değildi, ayrı bir yerde dürülmüş duruyordu.
O zaman mezara ilk varan öteki öğrenci de içeri girdi. Olanları gördü ve iman etti. İsa'nın ölümden dirilmesi gerektiğini belirten Kutsal Yazı'yı henüz anlamamışlardı. Bundan sonra öğrenciler [Olay karşısında şaşkına dönmüş bir halde] yine evlerine döndüler.
“Rabbuni!”
Meryem ise mezarın dışında durmuş ağlıyordu. Ağlarken eğilip mezarın içine baktı Beyazlara bürünmüş iki melek gördü; biri İsa'nın cesedinin yattığı yerin başucunda, öteki ayakucunda oturuyordu.
Meryem'e, «Kadın, niçin ağlıyorsun?» diye sordular. Meryem, «Rabbim'i almışlar» dedi. «O'nu nereye koyduklarını bilmiyorum.» Bunları söyledikten sonra arkasına döndü, İsa'nın orada, ayakta durduğunu gördü. Ama O'nun İsa olduğunu anlamadı.
İsa, «Kadın, niçin ağlıyorsun?» dedi. «Kimi arıyorsun?» Meryem O'nu bahçıvan sanarak, «Efendim» dedi, «Eğer O'nu sen götürdünse, nereye koyduğunu söyle de gidip O'nu alayım.» İsa ona, «Meryem!» dedi. O da döndü, İsa'ya İbranice, «Rabbuni!» dedi. Rabbuni, öğretmenim demektir.
İsa, «Bana dokunma!» dedi. «Çünkü daha Baba'nın yanına çıkmadım. Kardeşlerime git ve onlara söyle, benim Babam'ın ve sizin Babanız'ın, benim Tanrım'ın ve sizin Tanrınız'ın yanına çıkıyorum.»
Meryem gitti, İsa'yla bulunmuş olan, şimdiyse yas tutup gözyaşı döken öğrencilerine haberi verdi. Ne var ki onlar, İsa'nın yaşadığını, Meryem'e göründüğünü duyunca inanmadılar.
Güneşin doğuşundan sonra mezarda
Yohanna, Yakup'un annesi Meryem ve bunlarla birlikte bulunan öbür kadınlar güneşin doğuşuyla birlikte mezara gittiler. Aralarında, «Mezarın girişindeki taşı bizim için kim yana yuvarlayacak?»diye konuşuyorlardı. (Çünkü taş çok büyüktü.) Başlarını kaldırıp bakınca, o kocaman taşın yana yuvarlanmış olduğunu gördüler.
İçeri girince Rab İsa'nın cesedini bulamadılar. Mezara girip sağ tarafta, beyaz kaftan giyinmiş genç bir adamın oturduğunu görünce çok şaşırdılar. Onlar bu durum karşısında şaşırıp kalmışken, şimşek gibi parıldayan giysilere bürünmüş iki kişi yanlarında belirdi.
Korkuya kapılan kadınlar başlarını yere eğdiler. Melek kadınlara şöyle seslendi: «Korkmayın! Şaşırmayın! Çarmıha gerilen İsa'yı aradığınızı biliyorum. Diri olanı neden ölüler arasında arıyorsunuz? O burada yok; söylemiş olduğu gibi dirildi. Daha Celile'deyken size söylediğini anımsayın. İnsanoğlu'nun günahlı insanların eline verilmesi, çarmıha gerilmesi ve üçüncü gün dirilmesi gerektiğini bildirmişti.»
O zaman İsa'nın sözlerini anımsadılar. «Gelin, O'nun yattığı yeri görün. Çabuk gidin, öğrencilerine şöyle deyin: `İsa ölümden dirildi. Sizden önce Celile'ye gidiyor, kendisini orada göreceksiniz.' İşte ben size söylemiş bulunuyorum.»
“Selam!”
Kadınlar korku ve büyük sevinç içinde hemen mezardan uzaklaştılar. Korkularından kimseye bir şey söylemediler. Koşarak İsa'nın öğrencilerine haber vermeye gittiler.
İsa ansızın karşılarına çıktı, «Selam!» dedi. Yaklaşıp İsa'nın ayaklarına sarılarak O'na tapındılar. O zaman İsa, «Korkmayın!» dedi. «Gidip kardeşlerime haber verin, Celile'ye gitsinler, beni orada görecekler.»
Mezardan dönen kadınlar bütün bunları Onbirler'e ve ötekilerin hepsine bildirdiler. Ne var ki, bu sözler elçilere saçma geldi ve kadınlara inanmadılar.
Nöbetçilere Rüşvet Verilmesi
Kadınlar daha yoldayken nöbetçi askerlerden bazıları kente giderek olup bitenleri başkâhinlere bildirdiler. Başkâhinler ileri gelenlerle birlikte toplanıp birbirlerine danıştıktan sonra askerlere yüklü para vererek dediler ki, «Siz şöyle diyeceksiniz: `Öğrencileri geceleyin geldi, biz uyurken O'nun cesedini çalıp götürdüler.' Eğer bu haber valinin kulağına gidecek olursa biz onu yatıştırır, size bir zarar gelmesini önleriz.»
Böylece askerler parayı aldılar ve kendilerine söylendiği gibi yaptılar. Bu söylenti Yahudiler arasında bugün de yaygındır.
İsa ve Emmaus Yolunda İki Öğrenci
(Mar. 16:12-13; Luk. 24:13-35)
Aynı gün öğrencilerden ikisi [kırlara doğru yürümekte olan], Yeruşalim'den altmış ok atımı uzaklıkta bulunan ve Emmaus denilen bir köye gitmekteydiler. Bütün bu olup bitenleri kendi aralarında konuşuyorlardı. Bunları konuşup tartışırlarken İsa yanlarına geldi ve onlarla birlikte yürümeye başladı. Ama onların gözleri O'nu tanıma gücünden yoksun bırakılmıştı.
İsa, «Yolda birbirinizle ne tartışıp duruyorsunuz?» dedi. Bunlardan adı Kleopas olan O'na, «Yeruşalim'de bulunup da bu günlerde orada olup bitenleri bilmeyen tek yabancı sen misin?» diye karşılık verdi.
İsa onlara, «Hangi olup bitenleri?» dedi. O'na, «Nasıralı İsa'yla ilgili olayları» dediler. «O adam, Tanrı'nın ve bütün halkın önünde gerek söz, gerek eylemde güçlü bir peygamberdi. Başkâhinlerle yöneticilerimiz O'nu, ölüm cezasına çarptırmak için valiye teslim ederek çarmıha gerdirdiler; oysa biz O'nun, İsrail'i kurtaracak kişi olduğunu ummuştuk.
Dahası var, bu olaylar olalı üç gün oldu ve aramızdan bazı kadınlar bizi şaşkına çevirdiler. Bu sabah erkenden mezara gittiklerinde, O'nun cesedini bulamamışlar. Sonra geldiler, bir görümde, İsa'nın yaşamakta olduğunu bildiren melekler gördüklerini söylediler.
Bizimle birlikte olanlardan bazıları mezara gitmiş ve durumu, tam kadınların anlatmış olduğu gibi bulmuşlar. Ama O'nu görmemişler.»
“Peygamberlere İnanın!”
İsa onlara, «Sizi akılsızlar! Peygamberlerin bütün söylediklerine inanmakta ağır davranan kişiler! Mesih'in bu acıları çekmesi ve yüceliğine kavuşması gerekli değil miydi?» dedi. Sonra Musa'nın ve bütün peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazılar'ın hepsinde kendisiyle ilgili olanları onlara açıkladı.
Gitmekte oldukları köye yaklaştıkları sırada İsa, yoluna devam edecekmiş gibi davrandı. Ama onlar, «Bizimle kal. Neredeyse akşam olacak, gün batmak üzere» diyerek O'nu zorladılar. Böylece İsa onlarla birlikte kalmak üzere içeri girdi.
Onlarla sofrada otururken İsa ekmek aldı, şükretti ve ekmeği bölüp onlara verdi. O zaman onların gözleri açıldı ve kendisini tanıdılar. İsa ise gözlerinin önünden kayboldu. Onlar birbirine, «Yolda kendisi bizimle konuşurken ve Kutsal Yazılar'ı bize açıklarken yüreklerimiz nasıl da sevinçle çarpıyordu, değil mi?» dediler.
Petrus’a görünüşleri ikna ediyor
Kalkıp hemen Yeruşalim'e döndüler. Onbirler'i ve onlarla birlikte olanları toplanmış buldular. Bunlar, «Rab gerçekten dirildi, Simun'a görünmüş!» diyorlardı. Kendileri de yolda olup bitenleri ve ekmeği böldüğü zaman İsa'yı nasıl tanıdıklarını anlattılar [ama öbürleri bunlara da inanmadılar].
Pazar akşamı öğrencilerle
(Luk. 24:36-43; Yu. 20:19-23)
Haftanın o ilk günü akşam olunca, öğrencilerin Yahudi yetkililerden korkusu nedeniyle bulundukları yerin kapıları kapalıyken İsa geldi, ortalarında durup, «Size esenlik olsun!» dedi.
Ürktüler, bir hayalet gördüklerini sanarak korkuya kapıldılar. İsa onlara, «Neden telaşlanıyorsunuz? Neden kuşkular doğuyor içinizde?» dedi. «Ellerime, ayaklarıma bakın; işte benim! Dokunun da görün. Hayaletin eti kemiği olmaz, ama görüyorsunuz, benim var.» Bunu söyledikten sonra onlara ellerini ve böğrünü gösterdi.
Öğrenciler Rab'bi görünce sevindiler. Sevinçten hâlâ inanamayan, şaşkınlık içindeki öğrencilerine, «Sizde yiyecek bir şey var mı?» diye sordu. Kendisine bir parça kızarmış balık verdiler. İsa onu alıp gözlerinin önünde yedi.
İsa yine onlara, «Size esenlik olsun!» dedi. «Baba beni gönderdiği gibi, ben de sizi gönderiyorum.» Bunu söyledikten sonra onların üzerine üfleyerek, «Kutsal Ruh'u alın!» dedi. «Kimin günahlarını bağışlarsanız, bağışlanmış olur; kimin günahlarını bağışlamazsanız, bağışlanmamış kalır.»
Tomas’ın ikna olması
(Yu. 20:24-29)
Onikiler'den biri, «İkiz» diye anılan Tomas, İsa geldiğinde onlarla birlikte değildi. Öbür öğrenciler ona, «Biz Rab'bi gördük!» dediler. Tomas ise, «O'nun ellerinde çivilerin izini görmedikçe, çivilerin izine parmağımla dokunmadıkça ve elimi böğrüne sokmadıkça inanmam» dedi.
Sekiz gün sonra İsa'nın öğrencileri yine evdeydiler. Tomas da onlarla birlikteydi. Kapılar kapalıyken İsa gelip ortalarında durdu, «Size esenlik olsun!» dedi.
Sonra Tomas'a, «Parmağını uzat» dedi, «Ellerime bak, elini uzat, böğrüme koy. İmansız olma, imanlı ol!» Tomas O'na, «Rabbim ve Tanrım!» diye yanıtladı. İsa, «Beni gördüğün için mi iman ettin?» dedi. «Görmeden iman edenlere ne mutlu!»
Celile’de yedi öğrenciyle
(Yu. 21:1-24)
Bundan sonra İsa Taberiye Gölü'nün kenarında öğrencilerine yine göründü.
Bu da şöyle oldu: Simun Petrus, «İkiz» diye anılan Tomas, Celile'nin Kana Köyü'nden Natanel, Zebedi'nin oğulları ve İsa'nın öğrencilerinden iki kişi daha birlikte bulunuyorlardı. Simun Petrus ötekilere, «Ben balık tutmaya gidiyorum» dedi. Onlar, «Biz de seninle geliyoruz» dediler. Dışarı çıkıp tekneye bindiler. Ama o gece bir şey tutamadılar.
Sabah olurken İsa kıyıda duruyordu. Ne var ki öğrenciler, O'nun İsa olduğunu anlamadılar. İsa, «Çocuklar, balığınız yok mu?» diye sordu. «Yok» dediler. İsa, «Ağı teknenin sağ yanına atın, tutarsınız» dedi. Bunun üzerine ağı attılar. O kadar çok balık tuttular ki, artık ağı çekemez olmuşlardı.
İsa'nın sevdiği öğrenci, Petrus'a, «Bu Rab'dir!» dedi. Simun Petrus O'nun Rab olduğunu işitince üzerinden çıkarmış olduğu üstlüğü giyip göle atladı. Öbür öğrenciler balık dolu ağı çekerek tekneyle geldiler. Çünkü karadan ancak iki yüz arşın kadar uzaktaydılar.
“Gelin, yemek yiyin!”
Karaya çıkınca orada yanan bir kömür ateşi, ateşin üzerinde balık ve ekmek gördüler. İsa onlara, «Şimdi tuttuğunuz balıklardan getirin» dedi. Simun Petrus tekneye atladı ve tam yüz elli üç iri balıkla yüklü ağı karaya çekti. Bu kadar çok balık olduğu halde ağ yırtılmamıştı.
İsa onlara, «Gelin, yemek yiyin» dedi. Öğrencilerden hiçbiri O'na, «Sen kimsin?» diye sormaya cesaret edemedi. Çünkü O'nun Rab olduğunu biliyorlardı. İsa gidip ekmeği aldı, onlara verdi. Aynı şekilde balıkları da verdi. İşte bu, İsa'nın ölümden dirildikten sonra öğrencilere üçüncü görünüşüydü.
“Simun, beni seviyor musun?”
Yemekten sonra İsa, Simun Petrus'a, «Yuhanna oğlu Simun, beni bunlardan daha çok seviyor musun?» diye sordu. Petrus, «Evet, ya Rab» dedi, «Seni sevdiğimi bilirsin.» İsa ona, «Kuzularımı otlat» dedi.
İkinci kez yine ona, «Yuhanna oğlu Simun, beni seviyor musun?» diye sordu. O da, «Evet, ya Rab, seni sevdiğimi bilirsin» dedi. İsa ona, «Koyunlarımı güt» dedi.
Üçüncü kez ona, «Yuhanna oğlu Simun, beni seviyor musun?» diye sordu. Petrus kendisine üçüncü kez, «Beni seviyor musun?» diye sormasına üzüldü. «Ya Rab, sen her şeyi bilirsin, seni sevdiğimi de bilirsin» dedi.
İsa ona, «Koyunlarımı otlat» dedi. «Sana doğrusunu söyleyeyim, gençliğinde kendi kuşağını kendin bağlar, istediğin yere giderdin. Ama yaşlanınca ellerini uzatacaksın, başkası seni bağlayacak ve istemediğin yere götürecek.» Bunu, Tanrı'yı ne tür bir ölümle yücelteceğini belirtmek için söyledi. Sonra ona, «Ardımdan gel» dedi.
Yuhanna’nın anlattığı hikaye bitiyor
Petrus arkasına döndü, İsa'nın sevdiği öğrencinin kendilerini izlediğini gördü. Bu öğrenci, akşam yemeğinde İsa'nın göğsüne yaslanan ve, «Ya Rab, sana kim ihanet edecek?» diye soran öğrencidir. Petrus onu görünce İsa'ya, «Ya Rab, ya bu ne olacak?» diye sordu. İsa, «Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?» dedi. «Sen ardımdan gel!»
Bu yüzden kardeşler arasında o öğrencinin ölmeyeceğine dair bir söylenti çıktı. Ama İsa Petrus'a, «O ölmeyecek» dememişti. Sadece, «Ben gelinceye dek onun yaşamasını istiyorsam, bundan sana ne?» demişti. Bütün bunlara tanıklık eden ve bunları yazan öğrenci budur. Onun tanıklığının doğru olduğunu biliyoruz.
Celile’de bir dağda
(Mat. 28:16-20)
On bir öğrenci Celile'ye, İsa'nın kendilerine bildirdiği dağa gittiler. İsa'yı gördükleri zaman O'na tapındılar. Ama bazıları kuşku içindeydi.
İsa yanlarına gelip kendilerine şunları söyledi: «Gökte ve yeryüzünde bütün yetki bana verildi. Bu nedenle gidin, bütün ulusları öğrencilerim olarak yetiştirin; onları Baba, Oğul ve Kutsal Ruh'un adıyla vaftiz edin; size buyurduğum her şeye uymayı onlara öğretin. İşte ben, dünyanın sonuna dek her an sizinle birlikteyim.»
Son görünüşleri ve göğe yükselmesi
(Mar. 16:-14-20; Luk. 24:44-53)
İsa daha sonra, sofrada otururlarken Onbirler'e göründü. Onları imansızlıklarından ve yüreklerinin duygusuzluğundan ötürü azarladı. Çünkü kendisini diri görenlere inanmamışlardı.
İsa onlara şöyle buyurdu: «Dünyanın her yanına gidin, Müjde'yi bütün yaratılışa duyurun. İman edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen ise hüküm giyecek.
İman edenlerle birlikte görülecek belirtiler şunlardır: Benim adımla cinleri kovacaklar, yeni dillerle konuşacaklar, yılanları elleriyle tutacaklar. Öldürücü bir zehir içseler bile, zarar görmeyecekler. Ellerini hastaların üzerine koyacaklar ve hastalar iyileşecek.»
Onbirler’e Veda Konuşması
Sonra onlara şöyle dedi: «Daha sizlerle birlikteyken, `Musa'nın Yasası'nda, peygamberlerin yazılarında ve Mezmurlar'da benimle ilgili yazılmış olanların tümünün gerçekleşmesi gerektir' demiştim.»
Bundan sonra Kutsal Yazılar'ı anlayabilmeleri için zihinlerini açtı. Onlara dedi ki, «Şöyle yazılmıştır: Mesih acı çekecek ve üçüncü gün ölümden dirilecek; günahların bağışlanması için tövbe çağrısı da Yeruşalim'den başlayarak bütün uluslara O'nun adıyla duyurulacak.
Sizler bu olayların tanıklarısınız. Ben de Babam'ın vaat ettiğini size göndereceğim. Ama siz, yücelerden gelecek güçle kuşanıncaya dek kentte kalın.»
Zeytin Dağından göğe yükseliyor
Rab İsa, onlara bu sözleri söyledikten sonra, onları kentin dışına, Beytanya'nın yakınlarına kadar götürdü. Ellerini kaldırarak onları kutsadı. Ve onları kutsarken yanlarından ayrıldı, göğe alındı ve Tanrı'nın sağında oturdu.
Öğrencileri O'na tapındılar ve büyük sevinç içinde Yeruşalim'e döndüler. Sürekli tapınakta bulunuyor, Tanrı'yı övüyorlardı. Gidip Tanrı sözünü her yere yaydılar. Rab onlarla birlikte çalışıyor, görülen belirtilerle sözünü doğruluyordu.
Yaşama kavuşasınız diye
(Yu. 21:25; 20:30-31)
İsa, öğrencilerinin önünde, bu kitapta yazılı olmayan başka birçok doğaüstü belirti gerçekleştirdi. Bunlar tek tek yazılsaydı, sanırım yazılan kitaplar dünyaya sığmazdı.
Ne var ki yazılanlar, İsa'nın, Tanrı'nın Oğlu Mesih olduğuna iman edesiniz ve iman ederek O'nun adıyla yaşama kavuşasınız diye yazılmıştır.
(Johnston M. Cheney, The Life of Christ in Stereo, Portland, Western Baptist Seminary Press, 1969, s. 204-214.)
İsa Mesih’in duruşması, haçlanması ve dirilişi üzerine yayınlanmış en güzel eserlerden birisi New York eyaletinin en yüksek Mahkemesi’nin eski başkanı Walter M. Chandler tarafından yazılmış olan 2 ciltlik eser The Trial of Jesus (İsa’nın Duruşması)’dır. (Duruşmayla ilgili diğer bir yetkili kaynak Josef Blinzler’in The Trial of Jesus (İsa’nın Duruşması)’dır.)
Chandler’in şahidin tanıklığını ele alış biçimi aşırı derecede değerlidir. Yeni Antlaşma’nın diriliş kayıtlarının doğruluğunu analiz etmek için mükemmel bir kaynak. Yazar, bu eserin okuyucusunun Mesih’in dirilişiyle ilgili etkenleri anlamasını büyük bir şekilde geliştireceğine inanmaktadır:
Şahitlerin tanıklığına olan güven şunlara dayanmaktadır, birincisi, onların dürüstlüğü; ikincisi, onların yetenekleri; üçüncüsü, sayıları ve tanıklıklarının tutarlılığı; dördüncüsü, tecrübeyle tanıklıklarının uyumu; beşincisi, tanıklıklarının tamamlayıcı olaylarla uyuşması.
Yukarıda sayılan bu başarılı testleri Müjdecilere uygulayalım.
(1) İlk önce onların dürüstlüğü konusunu ele alalım.
Bu bağlamda kullanılan “dürüstlük” kelimesi özeldir. Kişisel doğruluktan çok kişisel samimiyetle bağlantılıdır. Şahitler dürüst müydü? Yani samimiler miydi? Gerçeği anlatma niyetinde miydiler? Yani, tanıklık ettiklerine kendileri inanıyorlar mıydı? Eğer öyleyse, onlar dürüst şahitlerdi, fakat yargıdaki bir hata yada gerçeğin yanlış anlaşılmasından dolayı tanıklıkları yanlıştı.
O zaman samimiyet anlamındaki dürüstlük testi Yeni Antlaşma hikayelerinden naklettikleri gerçeklerin şahitleri olarak Müjdecilere uygulanabilir. Ve bunu yaparken bu çalışmanın doğasını ve kapsamını aklımızın bir köşesinde tutalım; bunun dini bir çalışma olmadığını ve tamamen hukuksal ve resmi bir tartışmayı karıştırmaması için esinlenme sorusuna izin verilmemesi gerektiğini unutmayalım. Müjdeciler esinlenmiş yazarlar olarak değil de, laik tarihçiler olarak göz önüne alınmalıdır. Ve güvenilirliklerini test ederken, motivasyonlarının analizinde alışılmış standartların kullanılması ve günlük yaşamda sıradan bir adamın davranışları ve motivasyonları uygulanmak zorundadır. Onları çok fazla etki altında kalmış ve bazı tanrı ya da kahramanların rehberliğinde ve korumasında hareket eden acayip ya da doğaüstü varlıklar olarak görmek şu anki amacın kesinlikle dışındadır.
Müjdecilere dürüstlük testinin uygularken iki faktöre ihtiyaç duyulmaktadır: (1) Karakter; (2) Motivasyon. Bu dürüst karakter ve erdemli motivasyon mükemmel dürüstlüğün ana kaynaklarıdır. Bundan sonra, ana faktör olarak, dürüstlüğün tartışılmasında, İncil yazarlarının ya iyi ya da kötü insanlar oldukları uygun bir şekilde iddia edilmesi olabilir. Onların olayında orta bir alan yok, çünkü birleşmiş olaylar ve varılmış sonuçlar negatif ya da farklı olmayan güçler tarafından üretilmiş olması için çok fazla ilginç ve hayret vericidir. İyi adamlar idilerse o zaman öğrettiklerine ve yazdıklarına inanmışlardı, ve dürüsttüler, öbür türlü onların iyi oldukları hipoteziyle uyuşmayan bir şekilde, bilerek, bütün dünyaya bir yalanı hile ile kabul ettirmiş olurlar. Kötü insanlar idilerse o zaman yaşamları ve öğretişleri prensipte daha önce veya sonra tarihin başka bir yerde kaydetmediği bir çelişki oluşturmaktadır ve doğaya ters düşmektedir. Çünkü söylediklerinde ve yazdıklarında ilahi bir karakter resmettiler ve herkesin bildiği yüce gerçekleri ilan ettiler. Her ciddi, düşünceli kişi en azından bir kere şunu araştırır: kötü insanlar, komplocu ve hipokratik, mükemmel masumluğu ve günahsız güzelliği bütün sahte peygamberlerin ve bütün putların zihinsel ve ruhsal sıfatlarıyla alay eden ve rezil eden böyle bir karakteri resmedebilirler mi ? Olimposlu Zeus, fevkalade Yunan aklının hükümdar yaratığı, zalim ve intikamcı bir ilahtı – zaman zaman da inançsız bir evlat ve sarhoş bir sefahat düşkünüydü. Hintlilerin Büyük Ruh’u köpeklere ölümsüzlüğü vermiş ama kadınlara vermeyi reddetmiştir. Diğer iğrenç ve korkunç sıfatlar putları bozmuş ve putperest peygamberlerle putların karakterlerini bulanıklaştırmıştır. Ama Nasıralı İsa günahsız olduğunu iddia eden saf ve mükemmel bir varlıktı 253, ve iddiaları inanan ve inanmayan herkes tarafından kabul edilmiştir. Nasıralı kibar birisi tarafından öğretilen ve Müjdeciler tarafından iletilen büyük gerçekler uluslara şifa getirdi. İnsanlar arasında evrensel bir kardeşlik oluşturdu. Böyle bir karakterin resmedilmiş olması ve böyle gerçeklerin dürüst ve samimi olmayan insanlar tarafından ilan edilmiş olması mümkün mü? Kötü alışkanlık faziletin atası olabilir mi? Dikenlerden üzüm ve devedikeninden incir toplanabilir mi? Eğer İsa İncil’de anlatıldığı gibi gerçekten saf ve kutsal bir varlık değil idiyse o zaman Müjdeciler kutsal olmayan edebiyattaki her şeyi geride bırakan fevkalade yüce bir karakter yarattılar ve bu kötü zihniyetli adamlar ne yakalandılar ne de cezalandırıldılar. Bu düşünceden Müjdecilerin mutlak dürüstlük ve mükemmel samimiyetinden başka bir sonucu türetmek imkansızdır. Bunun yanında onların yazdıkları okunduğunda saf ve dindar adamlar oldukları hakkında derin bir izlenim edinilmektedir.
İncil yazarlarının samimiyetini etkileyen ikinci sırada olan ve karakterden daha önemli bir özellik motivasyon sorusudur. Eğer Müjdeciler samimi olmasalardı ve kendi hikayelerine inanmasalardı onların bunu anlatmasını, vazetmelerini ve uğrunda ölmelerini hangi motivasyon sağladı? Bütün insanların şimdi yada şimdiye kadar tamamen bencil olduğuna inanılmamaktadır, ama maddi veya manevi karşılık bekleme insan için ana motivasyon olduğu düşünülmektedir. Ödül, Emek Tapınağı’nı açan muhteşem anahtardır ve ödüllendirmenin bazı biçimleri, şimdi ve bundan sonra, adamların hararetli aktivitelerinin tamamını açıklamaktadır. Elçilerin kendileri bu kanuna itaat ederek hareket ettiler çünkü onları Yeni Krallık’taki yerleri ve üstün olmak için çekişirken buluyoruz. Efendilerine gösterdikleri emek ve tahammül ettikleri özverilerin karşılığı olan ödülün tam olarak nasıl olacağını bile sormuşlardı. On iki tahta oturacakları ve İsrail’in on iki kabilesini yargılayacakları cevabını almışlardı.
Nasıralının İncilini yayma ve yayımlamada Müjdecilerin ödül beklentisine bu ilkeyi uygulayalım ve özellikle sonucu dikkate alalım, çünkü insan davranışındaki motivasyon sorusunu etkilemektedir. Ama öncelikle bir an için elçisel hizmetin başlangıcındaki siyasi ve dini durumu tekrar gözden geçirelim. İlk Hristiyanların Efendisi ve Kurtarıcısı çarmıhta bir suçlu gibi ölmüştü. Elçilerin vaaz etmeye başladıkları din; günahlardan tövbe etme, Haçlanmış Olan’a iman ve O’nun ölümden dirilişine olan inanç öğretilerinde bulunmaktaydı. Bu öğelerin temel olduğu Hristiyanlık, yok etmek için diğer bütün dinleri için aramış ve yerlerini almaya çalışmıştır. Nasıralının takipçileri putperestlere ve bütün putlara karşı siyah bir bayrak yükseltmişlerdi. Hiç bir taviz istenmedi ve de hiç verilmedi. Bu garip inanç sadece diğer bütün dinlere karşı koymamış, kendi temeli üzerine kurulmamış bütün dünyasal yönetimleri de küçümsemiştir. Küçük ama adanmış grup böylece en başta dünyadaki bütün dini ve laik güçlere karşı çıkmıştır. Yahudilik bu yeni dini ifadeyi itaatsiz ve asi bir kız olarak damgalamıştır. Putperestlik onu sahtecilik ve dolandırıcılık olarak duyurmuştu çünkü öğretileri Portico ve Akademi’leri tarafından bilinmiyordu ve öğrettikleri hem Stoacılar hem de Epicurianlar tarafından gülünç bulunmuştu. Roma devleti, kralların güçsüzlüğünü öğreten ve dünyasal imtiyazları alçaltmaya çalışan dini sistemi kıskanç bir şekilde, tetikte gözlüyordu.
Yeni bir inancı oluştururken ve öğretilerini öğretirken, Müjdeciler karşılaştıkları ve karşılaşabilecekleri acımasız muhalefetten başka ne bekleyebilirlerdi? Sıradan insanları küçümseyen gururlu ve mağrur Sadducelerin ya da insanüstü üstünlükleriyle övünen Roma aristokrasinin insanların tamamen eşit olduğunu ve evrensel kardeşliği öğreten bir dini isteyerek kabul edeceklerini ciddi bir biçimde ümit etmişler miydi? Karşılaştıkları acımasız zulümleri, korkunç işkenceleri ve dayanılmaz ölümleri beklememişler miydi? O zaman şunu sorabiliriz: Aradıkları ödül bu muydu?
Yine bir soruyu ortaya atıyoruz: Eğer dürüst ve içten olmasalardı adamların bu şekilde hareket etmelerini sağlayan motivasyon neydi? Eğer bir yalanı vaaz ettiklerini biliyor olsalardı, ne gibi bir ödül beklerlerdi? Dünyasal ya da cennetsel bir şey miydi? Öğretişleri şöhret kazandırabilecek ya da iltimas verebilecek bütün ruhsal ve dünyasal otoriteleri karşısına aldığında dünyasal bir ödülü beklemelerini ummak anlamsızdır. Cennetsel bir ödül mü bekliyorlardı? Dünyaya bir yalanı vaaz ederek böyle bir şeyi elde edebileceklerini ümit ettiklerini düşünmek gülünçtür. Bu yüzden hiçbir şey yanlış olduğunu bildikleri bir din uğruna belli sayıda adamın bir araya gelip babalarının eski inançlarını reddetmeleri, tamamıyla yaşam şekillerini değiştirmeleri, fazilet ilkelerini ilan etme ve uygulamada taviz vermeyen insanlara dönüşmeleri, bütün yaşamlarını belirli gerçekleri insanlığa ilan etmek için harcamaları ve sonunda şehitlerin ölümünün acısını çekmelerinden daha aptalca olamaz. Eğer yanlış olduğuna inanıyorlar idiyseler, o zaman samimiydiler ve onların güvenilirliklerinin bir öğesi tespit edilmiş olur. İddialarının tamamıyla doğru olup olmadığı şu anda bir soru değildir. Bu iddialar yanlış olmuş olabilir, gerçi yazarları doğru olduğuna inanıyordu – bu noktada samimiyet testi tanığın kendisinin de inandığı iddiaları öğrettiği bir iddiaya insanların daha fazla inanma eğiliminde olduğu basit temele dayanmaktadır.
(2) İkinci sırada, tanık olarak güvenilirliklerini test ederken Müjdecilerin yeteneklerini incelememize izin ver.
Kanıt Kanunu’nun yazarları genellikle tanığın tam olarak doğruyu konuşma yeteneğinin iki özelliğe dayandığı konusunda hemfikirler: (1) Açıkça algılamasını sağlayan doğal gözlemleme gücü ve ifadesinin bağlantılı olduğu gerçeklerin ayrıntılarını tamamen hatırda tutmasını sağlayan hafıza gücü; (2) Tanıklığında bulunduğu şeyleri gözlemleme fırsatları.
Bu özelliklerden ilki olan gözlemleme gücüne ve hafıza kuvvetine İncil yazarlarının ne kadar sahip oldukları hakkında bir bilgimiz yok. Kanunun gerçekten sandığı; onların en azından sağlam akıllı ve ortalama zekada adamlar olduklarını doğru olarak farz etmek için kesin olarak doğrulandık. Bu varsayım, belki fark edilmiştir, bir itirazcının yeterli ve tatmin edici kanıtla aksini ispat edene kadar tanıkların lehindedir. Bu ispatın Müjdeciler olayında başarılı olarak yapılmış ya da yapılabilecek olmasına inanılmaktadır.
Onların lehindeki bu hukuki varsayım bir yana, onların İncil tarihiyle ilgili konularda doğru ve yetkili olarak konuşmak için hak kazanmış olmalarına bizi götüren kesin özellikler var. İlk olarak, yazılanların kendisi yetiştirilmiş bir zeka kadar olağanüstü zihinsel kuvvete işaret etmektedir. Üstelik Luka’nın ve Yuhanna’nın bölümleri entelektüel derinlik ve kültürün değişmeyen özellikleri olan zarif bir stili ve yüce bir betimlemeyi açığa çıkarmaktadır. “Cahil balıkçı” fikri kesinlikle İncil yazarlarına uygulanamaz. Eğer çok cahil olmuş olsalardı, İncil’e ait yazıları yazarken çektikleri sıkıntının yanında diğer sıkıntıları az gelmiştir. İncil’in Yahudiler tarafından Grekçe yazılmış olması gerçeği, tamamen okumamış olmadıklarını göstermektedir.
Bu ikisinin meslekleri çok açıktır. Matta vergi toplama yerinde oturuyordu 254 ve Luka bir hekimdi.255 Bu her iki görev, adamların sıradan bilgisinden fazlasını, bir o kadar da doğru gözlem gücü, ayırt etme ve tahlil gerektirmektedir.
Ama doğal dayanabilirlikleri ne olursa olsun, Müjdecilerin İsa’nın ve O’nun öğrettiklerinin lehinde önyargılı oldukları ve diğer bütün inançlara karşı acımasız bir önyargıya sahip oldukları konusunda sık sık ısrar edilmektedir. Bu aynı anda yazarların güvenilirliğine yapılmış en zayıf saldırıdır. İncil yazarlarının fanatik olmadıkları Kutsal Yazılar’daki tarz ve stilde kanıtlanmaktadır. Fanatizmin dili sövüp sayma ve kınama üzerine bağırarak atıp tutmanın ve hırsın dili bir tarafta, methiye ve aşırı övgü diğer tarafta. Fanatikler destekledikleri kişiyi övmek için hiç bir sınır tanımazlar. Yeni Antlaşma hikayelerinin en dikkate değer özelliklerinden biri hiç bir yerinde uygunsuz öfke ya da sabırsız itirazlar olmamasıdır. İsa’nın hizmetinin olaylı 3 yılı Müjdeci yazılarda mizacın gösterilmesi ve kötü konuşmanın kullanılmasını bir çok fırsatta sağlamıştır. Vaftizcinin Herod tarafından öldürülmesi; İsa’ya karşı kurnazca planları; Sanhedrin’in ajanlarının Efendi’nin ayak izlerini sabit olarak takip etmeleri ve Pontius Pilatus’un emriyle O’nun haçlanması, kalbin coşması ve kanın kaynaması için daha ne istenebilirdi ki? Ama hiçbir yerde sert bir his ya da abartılı bir duygu en ufak bir şekilde gösterilmemiştir. Nazik bir sabır, ılımlı bir soğukkanlılık, ağırbaşlı olma, bütün düşünce ve ifadeleri belirtmektedir. Yeni Antlaşma’da gösterilen, Pilatus’un karakteri İncil yazarlarının adaletliliğine ve yüce gönüllülüklerine en üstün örnektir. Filo ve Josephus Romalı vali inatçı, acımasız ve kinci olarak tanımlamaktadırlar. Eski dünyadan günümüze gelen, Pilatus’un karakterine iyi niyetle değinen tek fikir, hepsinin üstünde, onu korkakça ve ödlek olarak tanımlayarak doğrulanmış olan adamların yazılarında bulunmaktadır. Onu bir canavar olarak resmetmektense, İsa’yı devamlı olarak serbest bırakmaya çalışmasıyla ilgili kayıtlarında karakteriyle vicdan bağdaştırmışlar ve kalbine merhamet koymuşlar. Fanatikler bunu böyle yapmazlardı.
Yine, Müjdecilerin akıllarında ve kalplerinde eğilim ve önyargının ikisinin de olmaması kendi saçma zaaf ve gaflarını kaydetmede ve bunu bütün dünyaya ilan etmelerinde hiç bir tereddüt göstermemiş olmaları gerçeğiyle gösterilmiştir. Bunu yapacak olan bir kişi doğru aklın en emin belirtilerini gösterir. Kanunun söylenişinde bu bir “ilginin karşıtı ilanı”dır ve büyük ilanlar inanılırdır çünkü evrensel olarak gözlemlenmiştir ki “insanlar kendi itibarlarını düşürecek hikayeler uydurmazlar.” “Theistic ve Hristiyan İnancı’nın Temelleri” eserinde “Bunları herhangi bir yazarda bulduğunuzda” diyor profesör Fischer, “onun genel doğruluğu lehine kuvvetli bir varsayım oluşturmaktadır.” Yeni Antlaşma yazılarının birçok bölümü İsa’yı ve Elçilerini dünyanın önüne daha çok olumsuz bir ışıkta koymaktadır. Petrus’un İsa’yı inkarı 256 ve Yahuda tarafından ele verilişi 257; tutuklama sırasında Onbirlerin Bahçe’den kaçışları 258; Petrus’un denizin üzerinde yürümeye çalışmasının gülünç denemesi ve inancının zayıf olmasından dolayı başarısız olması 259; İsa’nın sevgisinde ve Yeni Krallık’taki yerleri ve üstünlükleri konusunda sık sık öğrencilerin çocukça çekişmeleri;260 ikincinin birinciyi ziyaret ettikten ve onun tarafından vaftiz edildikten sonra Vaftizci Yahya’nın İsa’ya elçi göndererek Mesih olup olmadığını sorması 261; İsa’nın ailesinin O’nun deli olduğuna inanması 262; Nasıra’daki komşularının O’nu uçurumdan atmakla tehdit ettikleri gerçeği 263 – bu çeşitli anlatımlar her dönemde şüpheci eleştirinin ele alınmasını sağlamıştır. Bunlar İncil hikayelerinden çıkarılmış olabilirdi. Bu da tasarlayan ve güvenilmez insanlar tarafından yapılmış olurdu.
Yine, eğilim ve önyargı sorusuna değinerek, şu gözlemlenmeye değerdir; şüpheci kimseler sıradan edebiyatta kullandıkları eleştiri kurallarının aynısını kutsal olanlara uygulamada başarısız olmuşlardır. Onların iddiasına göre Müjdeciler inançları konusunda değersizdirler çünkü bazıları kendi Rab ve Efendi’lerinin sözlerini ve eylemlerini kaydetmektedir. Bu kutsal ve hassas ilişkinin onların hükümlerini saptırdığı ve körelttiği öne sürülmektedir. Bu yüzden inançlarının kurucusunun yaşamı ve hizmetiyle ilgili gerçekleri ve koşulları yazma yetkisi onların ellerinden alınmaktadır. Ama benzer ilişkileri sürdüren laik yazarların güvenilirliğine aynı testler uygulanmaz. Sezar’ın Yorumları ve Xenophon’un Anebesis’i yazarlarının güçlü eylemlerini ve parlak başarılarını kaydetmektedir; ama İncil yazarlarının eğilim ve taraf tutma nedenlerinden dolayı reddedilmesi gerektiğinde ısrar edenler tarafından bu etken tarihsel kayıtlar olarak onların güvenirliğini yok etmemektedir. “The Memorabilia of Xenophon”, “Recollections of Socrates” sevgi ve hayranlık dolu bir öğrencinin eseridir ve şu anda dünyadaki bütün üniversiteler bu kitabı Atinalı büyük filozofun yaşamını ve sohbet stilini öğretirken kullanmaktadırlar. Hiç bir zaman Xenophon ve Socrates arasında var olan derin ilişkinin Memorabilia’nın yazarının güvenilirliğini etkileyebileceği tartışılmamıştır. İngilizce en iyi biyografi Boswell’in “Johnson’un Yaşamı”dır. Boswell’in Dr. Johnson için olan hayranlığı putperestçedir. Zaman zaman büyük İngiliz’in köle gibi pohpolaması iğrenç dalkavuklukla eşanlamlıdır. Buna rağmen, onun çalışması tarihsel edebiyata anıtsal bir katkıdır. “Britannica Ansiklopedisi” diyor ki; “Boswell dünyanın şimdiye kadar gördüğü en iyi biyografiyi üretmiştir”; ama yazarın yaşamını yazdığı adama spaniel-like adanmışlığı nedeniyle neden bu kitap reddedilmiyor? Eğer Matta, Markos, Luka ve Yuhanna etkilenme bazında reddediliyorsa neden Sezar, Xenophon ve Boswell reddedilmiyor. Kutsal olanlarla kutsal olmayan yazarlar arasında güvenilirlik testi uygularken gerçekten bir fark yoktur. Adil ve tam eleştiri her ikisine de aynı kuralları uygular.
Starkie tarafından öne sürülen ikinci hukuki güvenilirlik testi altında – ki bu tanıklığın verildiği gerçekler ve şartlar hakkında gözlemleme imkanıdır, Müjdecilerin sahip olduğu çoğunluğun yüksek derecede bir kanıt olduğu güvenle söylenebilir. Bir mahkemede sunulabilecek en inandırıcı tanıklık, gören ya da duyan bir görgü şahididir. Şimdi, İncil hikayelerinde kendileri tarafından kaydedilmiş birçok olaylarda bütün İncil yazarlarının görgü tanığı oldukları makul derecede kesindir. Hem Matta hem de Yuhanna Efendi’lerinin gezilerinde devamlı bulunan Onikiler arasında sayılmışlardır, O’nun konuşmalarını dinlemiş, mucizelerini yaparken şahit olmuş ve O gittikten sonra O’nun inancını yaymışlardır. Çok muhtemeldir ki Kurtarıcının yaşamı ve hizmetindeki olayların diğer bir görgü tanığı da Markos’tur. İncil’deki ikinci kitabı tutuklama sırasında Bahçe’de kıyafetlerini bırakarak kaçan genç adamın yazdığı çok genellikle kabul edilmektedir.264 Eğer Markos Getsemani’de gece yarısı kalabalığın Nasıralı’ya ne yapacağını görmek için gölgeler arasında gerçekten izliyor idiyse o zaman büyük Öğretmen’in yaşamı ve hizmetlerindeki bir çok başka olayların da şahidi olduğu bir olasılıktan çok daha fazladır. Ama bu doğru olsun olmasın, ikinci kitabın Matta ve Yuhanna gibi İsa’nın bütün hareketleri ve sözleriyle aşina olan Petrus tarafından Markos’a dikte edildiği çok iyi bilinmektedir. İlk çağların Hristiyan yazarları oybirliğiyle Markos’a atfedilen kitabın Petrus’un diktesiyle yazıldığı konusunda tanıklık etmektedirler. Eğer tanıklıkları doğru idiyse ikinci kitabın gerçek yazarı Petrus’tur. Markos’un kitabının bir görgü tanığı tarafından yazıldığı şöyle diyen şüpheci Renan’ın görüşüdür: “Markos’ta, gerçekler diğer Müjdeciler arasında boş yere aradığımız bir netlikle bağlantılıdır. İsa’nın belirli sözlerini Syro-Chaldeon olarak anlatmaktan hoşlanıyor. Kesinlikle bir görgü tanığından geldiği belli olan dakik gözlemlerle dolu. Açıkça İsa’yı takip etmiş olan, O’nu sevmiş ve O’nu çok yakından gözlemlemiş olan ve hafızasında O’nun canlı bir görüntüsünü saklamış olan görgü tanığının Elçi Petrus’un kendisi olduğunu, Papias ile aynı fikirde olmamızı engelleyecek hiç bir şey yoktur.”265 Aynı yazar kendisi tarafından anlatılan olaylara Matta’nın da tanık olduğunu açıklamaktadır. Şöyle diyor: “Her şeyi hesaba katarsak, dört İncil kitabının gerçek olduğunu itiraf etmeliyim. Benim görüşüme göre hepsi, birinci yüzyılda yazılmıştır ve genel konuşursak yazarları kendilerine mal edilmiş kişilerdir ama tarihi değerleri çeşitlidir. Matta yazıları için açıkça sınırsız güveni hak etmektedir; onlar İsa’nın öğretişlerinden birebir alınmış açık ve canlı hatıralardır.”
Luka’nın, kaydettiği bir çok şeyin görgü tanığı olması ve başkalarının ondan görgü tanığı olarak bahsetmesi, kitabının giriş ayetlerinde mükemmel bir biçimde açıktır. Koruyucu hükümdar Teofilos’a bahsederken kitaptaki bilgileri ona aktaranların görgü şahitleri olduğuna onu temin etmişti. Şöyle diyor: “Sayın Teofilos, Birçok kişi aramızda olup bitenlerin tarihçesini yazmaya girişti. Nitekim başlangıçtan beri bu olayların görgü tanığı ve Tanrı Sözü’nün hizmetkârı olanlar bunları bize ilettiler. Ben de bütün bu olayları ta başından özenle araştırmış biri olarak bunları sana sırasıyla yazmayı uygun gördüm.“266 Bunun kanıt olarak anlamı; Teofilos için tüm bilgiyi toplamak, Onikiler’den olmamasından dolayı kendisinin görmemiş olduğu şeyleri fazladan gerçekler ile kendi kişisel bilgilerine yaptığı ilaveleri görgü şahitleriyle sağlama almış.
Aziz Yuhanna Mesih’in söylediklerini ve yaptıklarını kaydetmek için özel olarak hak kazanmıştı. “İsa’nın sevdiği öğrenci” olarak adlandırılmıştı. Çok büyük samimiyeti ve arkadaşlığından dolayı Kurtarıcı’nın huzuruna her zaman kabul edildi. Son yemekte, başını Efendi’sinin göğsüne güvenle ve sevgiyle yaslamıştı. Petrus ve Yakup’la birlikte, Yair’in kızının dirilişine tanıklık etti, Dağdaki Değişim’de ve Kurtarıcı’nın Bahçe’deki şiddetli acısında bulundu. İsa çarmıhtayken annesini ona emanet etmişti. Koşarak Petrus’u geçmesiyle Onikiler arasında açık mezara varan ilk kişi o olmuştu. Başkahinle olan uygun ilişkileri aracılığıyla saraya girmesine ve İsa’nın duruşmasında hazır bulunmasına hem de arkadaşı Petrus’u da tanıtmasına izin verildi.
Bundan dolayı, bütün bakış açılarına göre, Müjdecilerin İncil hikayelerindeki olayların doğru ve tam olarak kaydedebilmeleri için yeterli oldukları açıktır. Temelde görgü tanıkları olmaları ve durumun ellerinde olması, onlara olayların gerçek tarihini onlardan yüzyıllarca sonra yaşamış tarihçi ve eleştirmenlerden daha iyi yazmalarına hak kazandırmıştır.
Ama eğer Müjdeciler yazdıkları yol gösteren olaylara görgü tanığı oldularsa, olanları unuttuktan uzun bir süre sonra yazdıkları ya da o arada gelişen çeşitli geleneklerle karıştırdıkları iddiası sık sık ortaya atılmaktadır. Bu iddiada belki biraz doğruluk payı olabilir ama İsa’nın haçlanması ve dirilişi gibi konularda tanıkların güvenirliliğini yok etmeye yeterli değildir. Bunlar kolayca unutulabilecek ya da başka şeylerle karıştırılabilecek olaylar değildir. İncil’deki kitapların yazılma ve yayımlanma tarihi belli değildir. Ama Heidelberg’ten profesör Holtzmann (Hristiyanların tarafını tutan birisi olduğu söylenemez çünkü bir kaç yıl boyunca Baden’deki Grand Duchy’de Özgür Düşünenler’in lideri olmuştu), konu üzerinde yaptığı birkaç yıllık dikkatli araştırmasından sonra, İncil’deki ilk üç kitabın, Synoptic kitapların, 60 ve 80 yılları arasında yazıldığını duyurdu.267 Bu Mesih’in ölümünden sadece 30 ila 50 yıl sonrasındaydı. Bu otuz ile elli yıl arasında İsa’nın yaşamını ve yaptıklarını her gün vaaz eden ortalama hafıza ve zekaya sahip adamların bunları unutmuş olması mümkün mü? Oxford’tan müdür Drummond’un tanıklığı bu noktada çok geçerlidir. Şöyle diyor: “Eğer Synoptic kitapların Mesih’in zamanından kırk ila altmış yıl sonra yazılmış olduklarını varsayarsak hala ilk kaynaklara dayanmaktadırlar ve kırk yıl sonra bile karakteristik sözlerin hatırası mükemmel netlikte olabilir... Benim özellikle iyi bir hafızam yok, ama kırk hatta elli yıl önce söylenmiş birçok sözü hatırlayabilirim ve bazı durumlarda hadiseyi canlı bir biçimde gözümün önüne getirebilirim.”268
Kanıtların açık bir şekilde gösterdiği gibi, eğer Müjdeciler görgü şahitleri idiyse güvenirliliğin en önemli testlerinden birini geçmiş oluyorlar.
(3) Sayıları ve tanıklıklarının tutarlılığı üçüncü sırayı almakta.
Bir şahidin tanıklığı aynı şey için tatmin edici bir şekilde tanıklık eden başka şahitler tarafından doğrulanıyorsa çok güçlenir. Doğrulayıcı şahitlerin sayısı arttıkça, sahtekarlık ve hilekarlıklar engellenmiş olur, tanıkların güvenilirliği daha da doğrulanmış olur. İfade veren tanıkların tanıklığıyla doğrulayanların arasındaki uyum, kanıtların varlığında haklı ve uygun bir tutarlılığı dolaylı olarak göstermektedir. Materyal noktasında radikal bir farklılık sadece güçlendirmeyi boşa çıkarmaz, tanıklardan birisinin yada her ikisinin de güvenilirliğini yok eder.
Yıllar boyunca şüpheci eleştirmenlerin acımasız saldırıları İncil yazarlarının farklılıkları diye adlandırılan konu üzerinde merkezleşmişti. It is asserted by many or a sudden change in the position of one or both the parties, causing distratction of attention, at the time of the occurrence of the events involved in ligitation – all or any of these conditions, as well as many others, may create discrepancies and contradictions where there is a total absence of any intention to misrepresent. Bu gerçeğin esaslı bir takdiri tartışmanın bu safhasında açık bir anlamaya büyük yardımı olacaktır.
Yine, İncil yazarlarına karşı farklılıkla ilgili suçlamalarla oluşan bir araştırma hikayelerde dahil edilmeyen kısımları eleştirmenlerin ve şüphecilerin çelişki olarak sınıflandırdıklarını göstermektedir. Hiçbir şey dahil edilmeyenleri çelişki olarak göstermekten daha gülünç olamaz, ta ki davanın gereklilikleri dahil edilmemiş gerçeklerin ve durumların ifade edilmesini temel alsın yada dahil etmeme açıkça yanıltmak veya aldatmak için yapılmış olsun. Herhangi bir başka iddia tarihsel iddiayı altüst eder ve çelişkilerle doldurur. Dion Cassius, Tacitus ve Suetonius, hepsi Tiberius’un devri hakkında çok ayrıntılı bir şekilde yazmışlardır. Her biri tarafından bahsedilen birçok şey diğer ikisi tarafından kaydedilmemiştir. Bu gerçekten dolayı üçünü birden güvenilmez tarihçiler olarak ret mi etmeliyiz? Abbott, Hazlitt, Bourrienne ve Walter Scott Napolyon Bonapart’ın biyografisini yazmışlardır. Hiç biri diğerlerinin yazdığı bütün olaylardan tamamen bahsetmemektedir. Bu atlamalar bütün bu yazarların faziletini yok edip onları kuşku duyulan ve reddedilen kişiler mi yapar? Grafton’s Chronicles İngiliz tarih edebiyatında en yüksek derecedeki eserlerden biridir. Kral John’un devrini kapsamaktadır ve Magna Charta’nın kabul edilişi hakkında bahsetmemektedir. Bu Jefferson’un yaşamının Bağımsızlık Bildirgesi’nden bahsedilmeden yazılmasıdır; ya da Lincoln’ün Özgürlük Fermanı’ndan bahsetmeyen bir biyografisi gibidir. Bu tuhaf atlamaya rağmen İngilizler hala Grafton’s Chronicles’ı değerli bir eser olarak arşivleri arasında koruma altına almışlardır. Eleştirinin aynı cömert ruhu kutsal olmayan edebiyatın her yerinde bulunmaktadır. The opponents of Christianity are never embarrassed in excusing or explaining away omissions of contradictions, provided the writer is a layman and his subject secular. Ama konunun kutsal olmasına izin ver ve yazarın da dindar bir kişi – vaiz, papaz ya da peygamber, aniden inanılmaz bir şekilde bütün tarafsız eleştirileri yok oluyor. Bir an için Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın kutsal bir kişi olan Mesih’in biyografi yazarları olduğu unutulabilirse uyuşmazlık konularında hiç bir zorluk, onların güvenilirliğine karşı hiç bir itiraz çıkmazdı. Şüphesiz var olan ufak farklılıklar fark edilmeden geçilir ya da genel anlamda tam ve doğru oldukları konusundaki ezici inanç altında sonsuza kadar gömülürlerdi.
Ama Müjdeciler esinleme ile yönetiliyorlardı, şüpheciler diyor, ve aralarındaki farklılıklar esinleme teorisiyle uyuşmuyor. Tanrı onları zıt hikayeler yazmaları için esinlemezdi. Ama esinleme tarafından yönlendirildiklerini iddia ettikleri varsayımı yanlıştır; çünkü, Marcus Dods’un doğruyu söylediği gibi, “Kitapların hiç biri şaşmaz yada hatta esinlenmiş gibi duramaz. Sadece onlardan bir tanesi yazarın bilgisini nasıl elde ettiğini anlatmaktadır ve bu da uygun kaynakların dikkatle araştırılmasıdır.”269
Ama bu bölümün ilgilendiği İncil yazarlarının esinlenmiş olup olmaması buraya kadar önemsizdir. Güvenilirlikleri test edilirken kanıtın kuralları her iki durumda da aynı olurdu.
İncil farklılıkları hakkında Paley’in “Hristiyanlığın Kanıtları”ndan daha geçerli bir gözlem yapılmadı. Eserinde şöyle diyor:
“Hikayenin gerçeğini anlamaktansa ilgili durumlardaki bazı farklılıklardan dolayı tamamını reddetmekten daha aceleci ve daha felsefe dışı bir davranış bilmiyorum. İnsan tanıklığının bilinen karakteri durumla ilgili çeşitliliklerle ilgili tatmin edici bir gerçektir. Bu, adalet mahkemelerindeki günlük deneyimin öğrettiği bir şeydir. Bir işlemin kayıtları farklı tanıkların ağızlarından çıktığında aralarından açık yada gerçek uyuşmazlıkların ortaya çıkarılmaması nadiren mümkün değildir. Bu uyuşmazlıklar davacı tarafından dikkatlice gösterilir ama genellikle hakime çok az bir etki eder. Aksine, yakın ve dakika tanıklıklar birlik ve sahtekarlık üzerine kuşkuya neden olmaktadır. Yazılı tarih aynı tarzda bir harekete değindiğinde, karşılaştırma genellikle her zaman benzer düşünce için zemin sağlamaktadır. Pek çok ve bazen de önemli çeşitlilikler kendilerini gösterirler; hem de kesin uyuşmazlıklar; henüz herhangi biri gerçeğin güvenilirliğini sarsmak için yeterli sayılmaz. Yahudilerin elçisi, Claudia’nın heykelini onların tapınağına koyma emrini uygularken, Filo hasat zamanı, Josephus tohum ekme zamanı der. Her ikisi de çağdaş yazarlardı. Hiç bir okuyucu bu uyuşmazlık karşısında bir elçinin gönderildiği ya da böyle bir emrin verilmiş olduğu konularında şüpheye düşmez. Kendi tarihimiz aynı türde örnekler vermektedir. II. Charles’ın hükümdarlığı zamanında Marquis of Argyll’in ölümü kayıtlarında çok göze çarpan bir uyuşmazlığımız var. Lord Clarendon, asılmak üzere mahkum edildiğini ve idamın aynı gün gerçekleştiğini nakletmektedir; diğer yanda tam aksine, Burnet, Woodrow, Heath ve Echard onun Pazar günü mahkum edildiği ve Pazartesi günü infazın gerçekleştiği konusunda hemfikirdirler. Marquis of Argyll’in idam edilip edilmediği hakkında İngiliz tarihinin herhangi bir okuyucusu burada bir soru çıkaracak kadar şüpheci miydi? Hristiyan tarihinin zaman zaman saldırıya uğradığı prensiplere göre şimdilik bu bilinmezliğe bırakılmalı.”270
Okuyucu İncil’deki uyuşmazlıkların Müjdecilerin güvenilirliği konusunda zarar verici olduğu kadar yararlı etkisini de çok dikkatlice göz önüne almalıdır. Bir sınıf insan İncil yazarlarının o zamanda bir araya gelmiş ve hile yolları oluşturmak ve dünyaya sahte bir raporu yayınlamaya aracılık etmek için basit komplocular olduğunu hayal etmiştir. Bu ahmakça bir varsayımdır çünkü yazarların farklı zamanlarda ve yerlerde yazdığı kesin olarak bilinmektedir. Üstelik, kitapların stilleri ve içerikleri kandırmak amacıyla birlikte planlanmış olduğu fikrini zayıflatmaktadır. Ve bundan başka, bu uyuşmazlıkların kendisi “birlik ve sahtekarlığın” olmadığını göstermektedir; çünkü akıllı komplocular tamamıyla aynı hikayeyi aynı dilde uydurmuş olurlardı.
Dahası, adil ve tarafsız eleştiri sadece farklılıkları göz önüne almayıp ayrıca Yeni Antlaşma hikayelerindeki birbirini destekleyen kısımları da inceler. Şu unutulmamalıdır ki kitapların yazarları farklı zamanlarda ve yerlerde yazan birbirinden bağımsız tarihçilerdi. Sonra genel bir antlaşmanın olduğu gerçektir çünkü birbirlerini tamamıyla doğruluyorlar. Bu şekilde incelendiğinde içinde bir uyuşmazlık yada tutarsızlık bulunan, pek çok birbirini destekleyen olayların bulunabileceği, başarılı bir yalanlanma korkusu olmadan ileri sürülebilir.
Müjdesel hikayelerde birbirini destekleyen bölümler yada özellikler üç başlık altında sınıflandırılabilir: (1) İncil yazarlarından birisinin belirli tarihsel olayları naklederken aynısının diğerlerinden biri ya da daha fazlasının da anlatması. Bu olaylar sıradan doğrulamadır. (2) Müjdecilerden birisinin bir diğeri tarafından açıklanmadığı sürece belirsiz yada anlamsız olabileceği belirli bir gerçeği anlatması. Bunlar iç doğrulama olarak tanımlanabilir. (3) Diğerleri ne söylemiş olurlarsa olsunlar bir Müjdeci tarafından nakledilen bir gerçeğin olayın doğasından dolayı gerçek olması gerektiği durumlar. Bu mantığın yada aklın basit doğrulamasıdır.
Bir kaç örnek bu sınıflandırmayı netleştirmek için yardımcı olacaktır.
İlk başlık olan “Sıradan Doğrulama” ile ilgili 5000 kişiyi doyurma mucizesinin kayıtlarından bahsedilebilir. Bütün Müjdeciler bize bu olaylardan bahsediyorlar ve her biri toplanan yemek artıklarının 12 küfe dolusu olduğu gerçeğinden bahsediyor.271
İkinci başlık olan “iç doğrulama” başlığı altında aşağıdaki olaylar aktarılabilir:
Matta 26:67,68 : “Bunun üzerine İsa'nın yüzüne tükürüp O'nu yumrukladılar. Bazıları da O'nu tokatlayıp, «Ey Mesih, peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?» dediler.”
İtirazcı bir eleştiri şöyle derdi: Neden gözünün önündeki kişilere peygamberlik etmesi için Mesih’e soruluyor? Belirsizlik çok zarar verici olabilirdi eğer aynı olayı Luka şu şekilde anlatmış olmasaydı: “Gözlerini bağlayıp, «Peygamberliğini göster bakalım, sana vuran kim?» diye soruyorlardı.”272 Mesih’in gözlerinin bağlanmış olduğu Luka tarafından anlatılmasaydı Matta’da geçen “peygamberlik” kelimesi anlamsız olurdu.
Yine Matta 13:2’de : “Çevresinde büyük bir kalabalık toplandı. Bu yüzden İsa tekneye binip oturdu. Bütün kalabalık kıyıda duruyordu.” Burada belirli bir tekneden bahsediliyor ama Matta bunun hangi tekne olduğundan bahsetmiyor. Ama Markos yardımcı oluyor ve açık bir şekilde şunu söylüyor: “İsa, kalabalığın arasında sıkışıp kalmamak için öğrencilerine bir kayık hazır bulundurmalarını söyledi.” Bu ikisi birlikte tekneyi tanımlamaktadır.
Yine Yuhanna 6:5’te : “İsa başını kaldırıp büyük bir kalabalığın kendisine doğru geldiğini görünce Filipus'a, «Bunları doyurmak için nereden ekmek alalım?» diye sordu.” Bu İsa’nın İncil’de bu elçiden bahsettiği iki yerden birisi. Neden diğerleri değil de Filipus’a sormuştu bu soruyu? Biri Yuhanna’dan diğeri de Luka’dan olan iki bölüm bunun cevabını vermektedir. Yuhanna 1:44’te şunu okuyoruz: “Filipus da Andreas ile Petrus'un kenti olan Beytsayda'dandı.” Luka 9:10’da 5000 kişinin doyurulduğu bu mucizenin geçtiği yeri öğreniyoruz: “Sonra İsa yalnızca onları yanına alıp Beytsayda denilen bir kente çekildi.” Diğerleri yerine neden Filipus’a sorduğu açık bir şekilde anlaşılıyor. Beytsayda Filipus’un memleketiydi, bu yüzden doğal olarak ekmek satılan yerleri diğerlerinden daha iyi biliyordur. Sorunun sorulduğu Yuhanna 6’da, ne doyurulan yer ne de kendisine soru sorulan elçi uzaktan bile olsa Beytsayda ile ilişkilendirilmemiş. Luka’da da mucizeyle ilgili yazılarda Filipus’tan ve ona sorulan sorudan bahsedilmemektedir. Ama bu yazılar birleştirildiğinde aradaki çarpıcı uyum ortaya çıkıyor ve açıklama tamamlanıyor.
Yine Yuhanna 18:10’da : “Simun Petrus yanında taşıdığı kılıcı çekti, başkâhinin Malkus adındaki kölesine vurup sağ kulağını kopardı.” Petrus’un bu saldırısından dolayı tutuklanması yada cezalandırılması konusundan hiçbir kayda rastlamadığımız için böyle bir olayın olmadığı ileri sürülmüştür. Luka’daki bir yazı neden tutuklanmadığını açıklamaktadır. “Ama İsa, «Bırakın, yeter!» dedi, sonra kölenin kulağına dokunarak onu iyileştirdi.” 273 Kulağın iyileştirilmiş olması Petrus’un neden tutuklanmadığını açıklamaktadır. Çünkü eğer bir tutuklama yapılsaydı saldırı hakkında hiçbir kanıt olmayacaktı. Mucizenin iyileştirmesinden dolayı Petrus’a karşı tanıklık edenlerin kafası karışırdı ve rezil olurlardı. İftira attıklarından dolayı mahkemeden bile uzaklaştırılabilirlerdi. Ayrıca tutuklamanın olmaması olayın olmuş olması ve mucizenin gerçekleşmesiyle ilgili sessiz bir doğrulamadır.
Üçüncü başlık olan “mantığın yada aklın doğrulaması” konusunda tek bir olayın aktarılması yeterli olacaktır.
“İkisi birlikte koşuyordu. Ama öteki öğrenci Petrus'tan daha hızlı koşarak mezara önce vardı.” (Yuhanna 20:4) Bu “öteki öğrenci” diğerleri arasında en genç elçi olarak kabul edilen Aziz Yuhanna’dır. Yuhanna 21:18’den anlıyoruz ki Aziz Petrus orta yaşlarını geçmiştir. Genç olanın yaşlı olandan daha hızlı koşup mezara önce varmasından daha doğal ne olabilir ki? Mezara önce varmasına rağmen içeri girmeyip kendisinden yaşça büyük olan Petrus’u beklemiştir. Bundan daha doğal bir açıklama olabilir mi?
Bunlar gibi örnekler daha da uzatılabilir çünkü İncil hikayeleri bunlarla doludur ama bu yukarıda bahsedilenler birbirini destekleme teorisine örnek vermek için yeterli sayılmaktadır. Yeni Antlaşma hikayelerindeki iç doğrulama olayları özellikle ikna edicidir. Bunlar olayın doğasından dolayı bozulma yada sahtekarlığın bütün imkanlarını kapatan planlanmamış uyumun doğasındaki iddia ve ispatlardır. Bir tek olayda tek bir cümle içinde ifade edilmişlerdir ve başka bir yerde bazı kısımlarının ifadeleriyle desteklenen izole edilmiş düşüncüleri temsil etmektedirler. Gerçi küçük, ayrık ve parça parça, tıpkı dinamitin parçacıkları gibi, toplanıp birleştirildiğinde karşı konulamaz bir güçle hareket etmektedirler.
Bir kez daha bu farklılıkların İncil yazarlarının komplocu olduğu, dünyaya sahte bir tarihi yayınlayarak insanoğlunu kandırmak amacıyla bir araya geldiği görüşlerini çürütmekte de kullanıldığına dikkat çekiliyor. Başka hiç bir şey bir sahtekarlığı hazırlamak için komplo kuran insanların bütün başarılı komploların altında yatan temel prensibi ihmal edeceklerini düşünmekten daha absürd olamaz. Bu temel prensip de şöyledir: komplocuların söyledikleri ve yaptıkları arasından genel amacı ortaya çıkarmak için bir plan yapılarak olması gereken ve makul bir uyumun yaratılması ve sürdürülmesi gerekir. Önceden bir birlik yoksa, sonradan dört adamın farklı zamanlarda ve yerlerde aynı tarihi yeteri kadar çok dile getirerek yazmaları gerçeği, yazarların güvenilirliğinin ve yazdıklarının gerçekliğinin ispatlarıdır. Bu noktada çok büyük bir yazarın tanıklığı aktarılmalıdır: “Daha önce bir anlaşmanın olmadığı aynı zamanda yazılmış belli sayıdaki tanıklardan, there is a probability distinct from that which may be termed the sum of the probabilities resulting from the tesimonies of then witnesses were of such a character as to merit no faith at all. Bu olasılık uyuşmanın kendisinden gelmektedir. Böyle bir uyuşmanın şansla olma olasılığı birden sonsuza kadardır; yani başka bir deyişle ahlaksal olarak imkansızdır. Bu yüzden, eğer uyum dışarıda tutulursa, gerçeğin varlığı dışında başka bir sebep kalmamaktadır.”274
Daha önce bir birliğin olmadığı, birbiriyle uyumlu tanıklıklardan çıkan olasılık teorisini Müjdecilerin davasına uygula; bir kerede onların dürüst olduğu ve hikayelerinin doğru olduğuna ikna oluruz.
(4) Şimdi Müjdecilerin tanıklıklarının uyumlarını insan tecrübesiyle ile incelememize izin ver. Bu Starkie tarafından tanımlanan tanıkların güvenilirliklerinin hukuksal testinin dördüncüsüdür.
Tecrübeyle tanıklığın uyması tanıkların güvenilirliği için uygulanan en etkili ve evrensel testtir. Uygulanmasının hukuki yargılanma yöntemlerine ve mahkemelere bağlı olmadığına dikkat edilmesi gerekir. Etkili olması için profesyonel marifetlere ihtiyacı yoktur. Hakim yada jüri kadar nalbant ve marangoz da başkaları iddialarını analiz ve araştırma için ileri sürüdüğünde onu uygular. Doğruluğu sorgulanan yeni bir teori işlendiğinde ilk önce tecrübe testi uygulanır. Eğer görmüş, duymuş ve hissetmiş olduklarımızla uyum içinde değilse, genellikle reddederiz yada en azından kuşku duyarız. Eğer bir kaşif kutup bölgelerinden geri gelip bize Florida’dan ithal ettiklerimiz gibi portakalları gördüğünü, onların Kuzey Kutbuna yakın yerlerde ağaçlarda büyüdüğünü bize söylese ona inanmayacağızdır. Aynı şekilde Güney Amerika’dan gelen bir gezginin Kutup ayılarını Amazon’un kıyılarında dolaştığını iddia etse ona da güven duymayacağızdır. Betimlemeler bizim portakalın yetişmesi için gereken temel ortamları ve kutup ayılarının çok iyi bilinen alışkanlıkları ve iklimsel doğaları hakkında bildiklerimizle tamamıyla tutarsız olacaktır. Washington ve Devrim zamanından kalma çok eski bir doküman demiryolları, telgraf, telefon ve elektrik lambaları hakkında bahsetse ilk bakışta hemen sahte olduğu anlaşılır. Çünkü tarihsel gerçekler kadar kendi tecrübemiz bize Washington ve Amerikan Devrimi zamanında böyle şeylerin olmadığını anlatmaya başlar.
Şimdi, mucizeler meselesi hariç, İncil yazarlarının güvenilirlikleri hakkında tecrübeyle uyuşan test kullanılarak onların iddiaları hakkında şimdiye kadar hiç bir ciddi itiraz yapılamamıştır. Genel olarak kabul edilmiştir ki, hatta şüpheciler tarafından bile, Yeni Antlaşma hikayelerinde öne sürülen gerçekler, mucizelerin nakledildiği yerler hariç, doğanın tabiatıyla ve insanın tecrübesiyle uyumludur.
Birkaç şüpheci bir mucizenin imkansız olduğunu ilan ettiler ve Müjdecilerin Mesih’in mucizevi hareketlerini yazarken aldatıldıkları yada aldattıklarını söylediler. Ve ister aldatmış isterse aldatılmış olsunlar inanılma konusunda değersizdirler. Mucizeler teorisinin imkansızlığını ileri sürenler arasındaki en büyük muhalif olan Spinoza şöyle yazmıştır: “Bir mucize, doğaya aykırı yada doğaüstü olsun, tamamıyla saçmalıktır. Hiçbir şey doğa kanunlarına uymadan doğada oluşmaz; bu kanunlar ilahi zekaya kadar herkese uzanır; ve son olarak doğa sabit ve değişmeyen bir yönde devam etmektedir – bundan dolayı ‘mucize’ kelimesi sadece insanlığın görüşleriyle bağlantılı olarak anlaşılabilir ve bir olayın, bir fenomenin bilinen başka olaylarla açıklanamayan sebeplerden başka bir şey değildir... Doğrusu şöyle diyebilirim; mucize doğal şeylerin bilinen ilkeleriyle doğal anlayışımızla açıklanamayan bir şeydir.”
Spinoza’nın mucizeler öğretisine olan radikal muhalefeti, Yeni Antlaşma’da öğretildiği gibi, kendi özel felsefesine özgü bir üründür. O bir panteistti ve Tanrı’yı doğa ile bir tutmaktaydı. Doğada ayrı ve daha üstün kişisel bir Tanrı’ya inanmıyordu. O kendisine dünyanın ve doğanın bağlı ve itaatkar olduğu, bir hükümdarın da içinde bulunduğu, ruhsal krallık teorisini reddetmişti. Bundan dolayı ona göre eğer gerçekten aldatıcı ve hileli değilse doğal güçle açıklayamadığı her güç gösterisi gerçek değildi; çünkü bunu yaratabilecek doğada daha üstün herhangi bir şeyi hayal edemiyordu. Böylece gerçekte onun mucizeleri inkar edişinin sebebi en baştan dünyayı yaratan ve o zamandan beri bir babanın izlemesi gibi hareketlerini izlemiş ve kaderini kontrol etmiş kişisel bir Tanrı’nın varlığını inkar edişinden başka bir şey değildir.
Mucizeler konusu gerçekten bir inanç meselesidir, bilimin bir sorunu değil. Fiziksel ispatlarla bir mucizenin doğasını ispatlamak veya çürütmek mümkün değildir. Başka bir deyişle, bir mucizeyi kimya yada fizik açısından analiz etmek imkansızdır. Bununla birlikte bir mucizenin gerçekleştiğini başka herhangi bir olayın ispatlanabileceği gibi insan tanıklığıyla ispatlanabilir. Gerçeğe, onu anlamaya yetenekli olmadan yada sebebi gösteremeden tanıklık edebiliriz.
Evrende fiziksel güçler kadar ruhsal güçler olduğuna; bir yerlerde istediği sonucu elde etmek için bir gezegeni yaratma veya yok etme gücünü sahip her şeyi bilen ve her şeye gücü yeten Ruhsal bir Varlık olduğuna inananlar mucizesel gücün kullanımına kolayca inanabilir. Tanrı’nın en başta “«Işık olsun» diye buyurdu ve ışık oldu” dediğine Yaratılışla ilgili İncil’deki kayıtlara inananlar İsa’nın aynı Tanrı’nın “bedende göründü”ğüne inanıyorlarsa, O’nun suyu şaraba çevirdiğine yada kötürümü iyileştirdiğine inanmakta zorluk çekmeyeceklerdir. Yaratılış gününde yoktan var eden bir Tanrı, kesinlikle kör Bartimay’a görüş ya da Lazar’a yaşamını geri veremeyecek kadar güçsüz değildir.
Spinoza’nın felsefesiyle ilgili problem onun kendi başkahiniyle – Doğayla – onun tanımı altında Mesih’in yapmış olduğu mucizelere çok yakından benzediği söylenen mucizeleri devamlı olarak yapmakta görünüyor. Süt mideye alınıyor, sindirmenin çeşitli işlemlerine maruz kalıyor, sonra kana atılıyor ve son olarak et ve kemik oluyor. Bu değişimin en son adımı bilim adamları için bilinemeyendir ve muhtemelen bilinemeyecektir. Yeni Antlaşma Yazıları tarafından daha derin bir gizem ileri sürülmemektedir. Suyun şaraba dönüşmesi sütün ete ve kemiğe dönüşmesinden çok daha tuhaf, çok daha fazla anlaşılmaz değildir. Kimyasal elementlerin birbirinden farklı olduğu belki söylenebilir. Bununla birlikte, her ikisinin de sonucu Spinoza’nın tanımıyla mükemmel bir şekilde açıklanmıştır, “Bir mucize doğal şeylerin bilinen ilkeleriyle ve bizim doğal anlayışımızla açıklanamayan olaylardır.”
Doğanın her yerde olduğu ve bütün zamanlar boyunca evrenin ruhsal güçleri tarafından yapılmış mucizelerle uyum içinde ve paralel olarak harikalar işlediği dürüstçe dikkate alınmalıdır. Tanrı’nın egemen mucizesi bir insanın bütün günahları ve kusurlarıyla kanatlı bir ruha dönüşüp böylece adi ve bayağı dünyayı terk ederek yıldızlar arasındaki yaşama gitmeye uygun olması olarak tanımlanabilir. Doğa, zayıf gücüyle, aynı harikayı bir tırtılı bir kelebeğe çevirerek böylece onun bir gübre yığınından çiçekler arasındaki bir yaşama gitmesi için taklit etmeyi dener.
Spinoza mucizelerin imkansız olduğunda ısrar etmektedir çünkü “doğa sabit ve değişmez bir şekilde hareket etmektedir?” Ama bu gerçekten doğru mudur? Doğa kanunları değişmeyen tekdüzelikte midir? Doğa zaman zaman tekdüzelikten yorulmaz mı ve yaratılışta özgürlüğe karar verip bizim mucize yada daha kabaca “hilkat garibesi” dediğimiz şeyleri yapmaz mı? Spinoza’nın “sabit ve değişmeyen bir şekilde” demekten hoşlandığı bir yönde hareket edersek doğa genellikle iki bacaklı bir tavuk ve tek başlı bir yılan sağlamaktadır. Peki ya sık sık gördüğümüz üç bacaklı tavuklara ve iki başlı yılanlara ne demeli? Bu şeyler yaratılırken doğa “sabit ve değişmeyen bir şekilde” mi hareket ediyordu? Spinoza böyle bir olguyu onun “doğal şeylerin bilinen prensipleriyle doğal anlama” düşüncesiyle açıklayabilir miydi? Onları doğal “kazalar” ya da “hilkat garibeleri” olarak adlandırarak kendini tatmin eder miydi? Bununla birlikte bunlar onun tanımına göre mucizelerdir. Bütün konunun bir mucizenin bazı standartları ve tanımlarıyla ilgili tartışılması ve üzerinde düşünülüp taşınılması gerekir. Eğer doğa ara sıra, canı sıkıldığında yada farklı bir şey yapmak istediğinde kendi kanunlarını altüst edip bizim “hilkat garibesi” dediğimiz şeyleri yaratıyorsa, o zaman neden doğayı yaratan Tanrı’nın, evrensel yönetim için yaptığı kanunları zaman zaman geçici olarak askıya alıp ve hatta onları tuhaf ve garip amaçlar için, bizim mucize diye adlandırdığımız bu garip fenomenlerin yaratılışında kullanmasını farz etmek bu kadar mantıksız gelmektedir?
Renan gibi başka şüpheciler mucize ihtimalini inkar etmiyorlar ama kendilerini böyle şeylerin olup olmadığı konusunda yeterli ispatın olmadığı fikriyle tatmin etmektedirler. “Değil,” diyor Renan, “şu yada bu felsefe adına değil, ama evrensel olaylar adına mucizeyi tarihten atıyoruz. Bu zamana kadar hiç bir mucizenin ispatlanamadığını söylüyoruz.” Daha sonra Breton, biyografi yazarı ve felsefeci, bir mucizenin gerçekleştiğini yeterli derecede ispatlanabilmesi için yapılması gereken testlerle ilgili fikrini bize aktarıyor. “Eğer yarın” diyor, ”bir thaumaturgus tartışmaya yeterli derecede önemli belgelerle kendini takdim etse ve diyelim ki ölümden diriltmeye kendisinin muktedir olduğunu söylese ne yapacağız? Fizyologlar, fizikçiler, kimyacılar, tarihsel eleştiriye alışkın olan kişilerden oluşan bir komisyon kurulurdu. Bu komisyon bir ceset seçerdi, kendilerini ölünün gerçek olduğuna dair ikna ederlerdi, deneyin gerçekleştirileceği bir odayı seçerlerdi, bütün tedbir sistemlerini ayarlarlardı böylece şüphe için hiç bir ihtimal kalmazdı. Eğer böyle şartlar altında diriliş gerçekleşseydi kesinliğe yakın bir ihtimal elde edilmiş olurdu. Bununla birlikte bir deneyi her zaman için tekrar edebilmek gerekir – tekrar aynısını yapmak ve bu bir mucize olduğuna göre zorluk yada kolaylık sorunu olmaması gerekir. Thaumaturgus muhteşem eylemini başka şartlar, başka cesetler üzerinde, başka yerlerde yapmak üzere davet edilirdi. Eğer mucize her defasında başarılı olursa iki şey ispatlanmış olur: birincisi, dünyada doğaüstü olayların olabildiği; ikincisi, bunu yapabilme gücünün belirli insanlara ait yada verilmiş olduğu. Ama bu şartlar altında başka bir mucizenin gerçekleştiğini kim gördü? Şimdiye kadar her zaman thaumaturgus deney konusunu, yerini ve izleyicilerini kendisi seçmedi mi?”275
Bu Renan tarafından yazılmış olan “İsa’nın Yaşamı” adlı kitaptan bir özettir ve bu kitap Mesih’in mucizelerinin İncil’deki kayıtlarını yok etmek amacındadır. Bu büyük şüphecinin bu iddiada her zamanki adaletliliğini kullanmadığını söylemek çok fazla olmaz. Dolaylı olarak İsa’yı bir thaumaturgus’a benzetmiş ve sonuçta O’nun, mucizelerinde “deney konusunu, yerini ve izleyicilerini” seçtiğini iddia etmiştir. Yeni Antlaşma tarihinin bütün öğrencileri Mesih’in yaptığı mucizelerdeki gerçeklerden ve şartlardan dolayı bunun doğru olmadığını bilmektedir. Bayağı merakın ve itirazcı inanmazlığın özel olarak toplanmış “fizyologlar, fizikçiler ve kimyacılar” tarafından tatmin edilmediği doğrudur. Ama kişilerin tanıtılmalarının engellenmediği, gizlenmeye yada saklamaya çalışılmadığı; deney konusunun, belirli bir yerin yada özel dinleyicilerin seçilmediği de eşit derecede doğrudur. Yeni Antlaşma mucizeleri genel bir şey gibi, açık havada, sokakta, yol kenarında, dağın eteğinde, İsa’nın hem dostları hem de düşmanları önünde yapılmıştı. Deney konusu için arama ve ilan verme yoktu. İsa konuyu yeri ve izleyicileri seçmekten uzak, mucizevi güçlerini ölümcül bir hastalıktan dolayı acı çekmekte olan ve iyileştirilmeyi isteyenlerin ona gönüllü olarak gelmesiyle kullandı. Bazı olaylarda, hastalık kalıcı bir durumdaydı ve halk tarafından iyi biliniyordu. İyileştirme alenen yapılıyordu ve bir çok insan şahit oluyordu.
Renan, örneğinde bahsettiği thaumaturgus’un kendisine tamamen inanılmadan önce ölümden dirilme olayını tekrar etmesi gerektiğini öne sürmektedir. Bu bize İsa’nın birçok mucize gerçekleştirdiğini hatırlatmaktadır. İncil hikayelerinde kırktan fazlası kaydedilmiştir ve Aziz Yuhanna’nın kapanış ayetinde hiçbir zaman yazılmamış olan daha bir çoğunun O’nun tarafından gerçekleştirildiğine dair kuvvetli bir ima bulunmaktadır. Bunlar O’nun mucizevi gücünü göstermek için fazlasıyla yeterlidir.
Whatever form infidelity may assume in its antagonism to the doctrine of miracles, it will be found that the central idea is that such things are not founded in experience; and that this test of credibility fails in the case of the Gospel writers, because they knowingly recorded impossible events. Bu özel testin değerini düşürmeyi denemek boşa olur ama doğru şekilde tanımlanmış ve sınırlandırılmışsa daha temelsiz bir şeyin olmadığı gözlemlenebilir. Bir adamın, ulusun yada jenerasyonun deneyi başka bir adam, ulus yada jenerasyon için gerekmediği unutulmamalıdır. Marconigram Yeni Gineli bir vahşiye ne kadar gizemliyse Mısırlıların piramitleri dikerken ki tam olarak kullandıkları mekanik işlem de günümüz bilim adamlarına gizemlidir. Doğu ve Batı birbirlerine düşüncede ve yaşamda neredeyse mucizevi formda farklı töreler, alışkanlıklar ve gelenekler sunmaktadır. “Fransız diyor ki; ‘Ben Avrupa’daki en iyi boyacıyım; hiç kimse bana denk olamaz ve kimse Lyons’u geçemez. Bununla birlikte kızların 30.000 $ değerinde şallar yaptıkları Keşmir’de ona, üretmesi bir yana, onları birbirinden bile ayırt edemeyeceği 300 farklı renk gösterirler.” “Haçlıların Hikayeleri” adlı kitabında Sir Walter Scott, Türk Selahaddin ve Aslan Yürekli İngiliz Richard’ın tanışmasını nefes kesici bir şekilde anlatmaktadır. Selahaddin Richard’tan kendisine olağanüstü kuvvetini göstermesini ister. Norman kral çadırın zemininden demir bir çubuk alır ve onu ikiye ayırır. Müslüman savaşçı hayrete düşer. Ondan sonra Selahaddin, onun gibi bir demiri ikiye bölemeyeceğini ama eşit derecede harika bir şey yapabileceğini söyler. Bunun üzerine divandan kuştüyü bir yastık alır ve onun ikiye bölünmesini sağlayan Şam tarzı kılıcını üzerinden geçirir. Richard şaşkınlık içinde bağırır: “Bu kara sanattır; büyüdür; şeytandandır; direnci olmayan bir şeyi kesemezsin!” Burada Batı gücü ve Doğu sihri karşılaşır ve birbirlerinin huzurunda mucize gibi görünürler. “Kayıp Sanatlar” adlı muhteşem konferansında Wendell Phillips, George Thompson’un ona bir keresinde Kalküta’da bir adamın az miktarda ince ipeği havaya fırlattığını ve bir Hindu’nun bunu kılıcıyla ikiye böldüğünü gördüğünü anlattı. Bir batılı kılıç ustası bunu yapamazdı.
Mucizelerin itirazcıları sık sık günümüzde neden mucize olmadığını ve onları neden hiç bir zaman göremediğimizi sorar. Spinoza’nın tanımına göre buna verilecek cevap, mucizelerin her gün olduğunu sadece doğa değil, insan tarafından da gerçekleştirildiği verilebilir. Halk buna inanmadıkça neden Edison “büyücü” yada “sihirbaz” olarak anılmıyor? Ama tartışma Mesih’in yaptığı tarzda mucizelerin günümüzde görülmemesi mi? Geçmişte hiç bir zaman tekrarlanmayacak şeyler yapılmadı mı? Mısır’daki piramitlerden ve inkaların kaybolan sanatlarından bahsetmiştik. Daha ileri bir örnek belki de insanın kökeninde yatmaktadır. İki teoriden birisi şüphe götürmeyecek derecede doğru: ilk kadın ve erkeğin dünyaya doğmadan gelmiş olmaları yada kadın ve erkeğin daha düşük seviyedeki hayvanların evrimleşmesinin bir ürünü olduğu. İnsan ırkının kaynağı hakkında başka hiç bir teori geliştirilememiştir. Şimdi, kesindir ki günümüz jenerasyonları hiç bir zaman bunlardan birisini deneyimlememiştir; günümüzdeki bütün insanların kuşkusuz başka insanlardan doğmuş olması ve erkek ve kadınların dört bin yıl önce günümüzdeki gibi fiziksel ve ruhsal olarak mükemmel olmalarından evrim sürecinin uzun süre önce durduğunun kesin olarak anlıyoruz. Diğer bir deyişle, insanın kaynağını oluşturan işlemler geçmiştedir. Günümüzde böyle şeyler görmediğimiz için İsa’nın mucizelerinin gerçekleşmediğini tartışmak insan yaşamının tarihi ve gelişimlerinin şüphe getirmez meydana gelişini inkar etmektedir çünkü bu gibi oluşumlar ve gelişmeler bize ve jenerasyonumuza artık tanıdık değildir.
Kişisel olarak görmediğimiz, duymadığımız ve hissetmediğimiz her şeyi yanlış olarak tanımlamak zihinsel görüş alanını en acı bir biçimde sınırlandırmak olacaktır. Entelektüel ufkumuz başkalarının gördüğü ve bildiği şeylere katılmayacak olsaydık kendi kendine fazlaca gelişmeyecekti. Bir çok bilgi bize telegrafik olarak gönderilmektedir ve bir çok şey, doğru olduğunu kabul etmemiz gereken seyyahlar tarafından bize anlatıldı; şimdiye kadar gördüklerimiz yada duyduklarımızla hiç bir ilgisi olmasa bile. Yoksa Hollandalı elçinin Hollanda’da suyun sık sık katı bir maddeye dönüşerek donduğu hikayesini reddeden Siyam Kralı kadar ahmakça davranmış oluruz. Doğu Hindistan’ın sıcak ikliminde suyun böyle donduğunu kral daha önce hiç görmemişti ve bu yüzden böyle bir şeyin bir yerlerde olmuş olmasına inanmayı reddetti.
Tecrübe en mantıklı ve en makul testtir, eğer inceleme altında olan kanunun bütün maddi safhalarına yeteri derecede uzanarak değiniyorsa. Sonsuz çeşitlilikteki biçimleri ve değişiklikleriyle maddi ve ruhsal evreni basit ve izole bir yaşamın yada bir dönemin yada ırkın kendine özgü standartlarının sınırlı tecrübesiyle yargılamada ısrar etmek en tehlikelisidir. Böyle bir testin uygulanmasıyla ilerleyen bir uygarlık imkansız olurdu, çünkü her nesildeki insanların sıfırdan başlaması gerekirdi ve kendi tecrübelerinin sonuçlarıyla sınırlandırılmış olurlardı. Ayrıca, böyle bir öğretinin zorla uygulanması yaratıcı dehalar tarafından keşfedilmiş yada fizik veya kimya araştırmalarıyla geliştirilmiş doğanın kabulünü, bu gibi gerçeklerin evrensel tecrübenin olayları olana kadar, engeller. Herkes o zaman kuşkulu vatandaşın yerinde olabilir. Kuşkulu vatandaş Baltimore’dan Washington’a telgraf aracılığıyla başkanlık için James K. Polk’un adaylık anonsu mesajının gönderildiği kendisine anlatılan kişidir. Telgraf mesajlarına aynı anda kablonun her iki ucunun başında olmadıkça inanmayı reddetti. Onun kuşkuculuğuna ve tecrübesizliğine rağmen telgrafın sanatı gerçekti. Columbus’un gemisini ilk gördüklerinde Amerikan yerlileri, onları cennetten gelmiş büyük kuşlar sandıklarını söylemişlerdir çünkü onların tecrübelerine göre hiç bu kadar kocaman kanatları olan kanolar görmemişlerdi. Heredotus bize bazı cesaretli denizcilerin o zamanlarda genelde gidilen yerlerin sınırları dışında Afrika’nın kıyılarına gittiklerini anlatmaktadır. Gezilerinden harika bir kayıtla geri geldiler ve günün ortasında gölgelerinin güneyi gösterdiği bir ülkeye gerçekten vardıklarının hikayesini anlattılar. Kimse onlara inanmadı ve raporları Akdeniz halkı tarafından hor görülerek ve inanılmayarak reddedildi. Çünkü onların tek bildiği bir kişinin gölgesinin her zaman kuzey yönünde olduğuydu. Gölgelerin başka bir yöne dönebileceği ihtimaline inanmıyorlardı. Bununla birlikte denizcilerin raporu doğruydu.276
Bu basit örnekler bizden başka varlıkların sadece bizim tecrübe ettiklerimizden farklı değil, anlayışımızın hem kalıcı hem de geçici olarak dışında tecrübeleri olduğunu bize öğretmektedir. Bu gerçeğin ahlak prensiplerini mucizeleri dikkate alarak Müjdecilere uygulandığında, İsa’nın mucizevi güçlerine maruz kalan ve şahit olan şanslı kişilerin bizim hiç bir zaman edinemediğimiz ve şimdi tam olarak anlayamadığımız tecrübelere sahip olduğu görülebilir.
(5) Beşinci ve son olarak, paralel olaylarla tanıklıklarının uyumu testi bulunmaktadır.
Bu tanıklığı yazıya çevrilmiş tanığın ölü, kayıp yada delirmiş olduğu olaylarda güvenilirliğin ana testidir. Böyle şartlar altında kişisel sorgulama imkansızdır. Bunun anlamı, tanık sanki hala yaşıyor ve sözlü olarak tanıklık ediyormuş gibi aynı derecede eğilim, önyargı ve kişisel tavırlara suçlama ve doğrulamayı geliştirmektir. Yazılmış bir hikaye elimizdeki tek şey ise, ancak bölümlerinin dikkatlice araştırılması, birbirleriyle karşılaştırılması sonra da tamamlayıcı ve aynı zamanda oluşan gerçeklerle ve şartlarla karşılaştırılması güvenilirliğini tespit edebilir. Bu testin değeri çok fazla büyütülmemelidir. Greenleaf dayalı olduğu temeli tam olarak az ve öz bir şekilde ifade etmiştir. “Her olayın” diyor, “gerçekten belli olan, insanın meselelerinden meydana gelen engin karmaşık olayları içinde kendine uygun ilişkisi ve yeri vardır; kaynağını ondan önce gelen olaylara borçlu, aynı zamanda ve yerde ve genellikle uzak yörelerde meydana gelen diğer hepsiyle çok yakından bağlantılıdır ve başarılı olan birçok başkalarını doğurarak sırasını kullanmaktadır. Bütün bu anlaşılmaz bağlamlar ve görünmeyen anlaşmazlık içinde mükemmel bir uyum var; en uzak derecede bağlantılı bütün diğer çağdaş olaylarla gerçekten olmuş gerçeklerle birbirine tamamen uyarken, aynı zamanın ve yerin gerçek olaylarıyla yakından karşılaştırıldığında yanlış gözükmeyebilecek bir hikayeyi herhangi bir insanın uydurması imkansızdır.”277
Bu prensip sorgulamayı yapanın yeteneklerine geniş bir alan sunmaktadır ve diğer bütün testler başarısız olduğunda onun gerçeği ortaya çıkarmasını yada yanlış bulmasını sağlar. Ayrıca yalan yere tanıklık edenler ve onların suburnaları tarafından da çok iyi bilinen bir prensiptir. Sahte tanıklar detaylardan dikkatlice kaçınırlar çünkü tanıklıklarının tek bir gerçeğe, ki onun da bağlı olduğu olaylar basit ve birkaç tanedir, yakın tutarak kendilerini güvende tutarlar ve ayrıntılardan korkarlar. Eğer tanık prensibi anlayamayacak kadar yada tehlikesini tahmin edemeyecek kadar cahilse avukatı, eğer mesleğinde alçaklık yapmaya razıysa ve sahte tanıklıklarla adaletin suyunu bulanıklaştırmak istiyorsa, uygun bir uyarıya dayanabilir. Tanıktan kendisine daha önce talimat verilmemiş meseleler hakkında çok az şey hatırlaması istenir. Özellikle mahkeme tarafından tanıklık etmesi mecbur edildiği meselelerde tanıklığı tereddütlü, sınırlı ve doğal olmayan bir şekilde sonuçlanacaktır. Her seferinde birçok önemli olanı unutmasını sağlayacak uygun hatıralar önüne sürülür böylece birçok önemli olanları unutup önemli olmayan gerçekleri ve olayları hatırlar. Halihazırda sorgulanmamış olduğu herhangi konu hakkında acı dolu bir tereddüt gösterecektir. Diğer yandan dürüst tanık, ifadelerinde genellikle içten, açık yürekli ve rahattır. Onun tanıklığı bundan dolayı doğal ve denetimsizdir.
Bu ikinci özellikler Yeni Antlaşma hikayelerinin her bir sayfasını işaretlemektedir. İncil yazarları en yüksek özgürlükleriyle yazmışlardı, detaylı ve fazlaca ayrıntılı kayıtlar tutmuşlardı. Yaşadıkları zamandaki örf ve adetleri, alışkanlıkları ve tarihi gerçekleri yazmışlardır. Yazılarının doğallığı ve içtenliği hayrete değerdir. Hiç bir yerde bir şeylerin üstünün örtülmesi, yama ya da uydurmaya çalışma yoktur. Yazılarının hiç bir yerinde genellikle sahte tanıklıkların özellikleri olan tanıtıcı cümleler yada takip eden açıklamalar yok. Kendilerine inanılıp inanılmadığı konusunda tamamıyla umursamaz gözüküyorlar. Yazarlar şöyle diyor gibiler: “Bunlar gerçeklerin kayıtları ve eğer dünya bunları reddederse tarihin gerçeklerini reddetmiş olur.” Bu şekilde olan açık kalplilik ve kendine güven etkileyicidir ve bütün tartışma forumlarında bunlar gerçeğin su götürmez işaretleri olarak nitelendirilir.
Şu varsayılmalıdır ki Müjdeciler sahte tanıklıklardaki meselelerin çok aşırı detaylandırılmasının tehlikesinin tamamen farkındaydılar ve gerçek olmasaydı kendilerini iddialarının bu kadar çok ayrıntılarına adamaları için tereddüt ederlerdi. Heidelberg’ten olan Profesör Holtzmann’ın düşüncelerini halihazırda incelemiştik. Bunlar Synoptic kitapların zamanımızın 60 ila 80 yılları arasında yazılmış olduğudur. O zaman da Kurtarıcı’nın yaşamı ve öğretişiyle ilgili olaylara olduğu kadar kutsal yazarlar tarafından nakledilen sayısız diğer gerçekler ve olaylara aşina olan bir çok insanın hala yaşıyor olduğu kesindir. Aziz Pavlus 1. Kor. 15:6’da dirilen İsa’nın aynı anda göründüğü 500 kişiden bahsetmekte ve şunu eklemektedir “Bunların çoğu hâlâ yaşıyor, bazılarıysa öldüler.” Ve şu unutulmamalıdır ki 250 kişiden oluşan bu grubun dışında Efendi’nin öğretişleri ve mucizeleriyle ilgili farklı hatıraları olan daha birçokları yaşıyordu. O’nun tarafından iyileştirilmiş olan, O’nu dizlerinde oturmuş olan çocuk ve O’na eziyet etmiş ve öldürmüş olan Pharisaic partinin ve Sadducen aristokrasisinden bir çok kişi gibi bir çoğu kuşkusuz halen yaşıyorlardı ve Nasıralı’nın hizmetlerinin olayları hakkında canlı anıları vardı. Bu insanlar Müjdecilerin iddia etmiş olabileceği yanlış iddiaları çürütebilecek durumdaydılar. Bu gerçeğin bilincine varmak kendilerinin doğruyu söylemeleri için kuvvetli bir nedendir.
Ama İncil kitapları sadece kendi dönemindeki yazarlar tarafından yalanlanamamış; daha sonraki bilimsel araştırmalar ve tarihsel incelemeler de onu suçlayamamış ve çürütememiştir. Bu noktada tamamlayıcı ve çağdaş tarihle tanıklıklarının uyumu testini doğrudan uygulayacağımız noktaya geliyoruz. Bu amaç için, bir örnek olması açısından, sadece İsa’nın duruşması ve haçlanmasını içeren olayların teyidi için kutsal olmayan tarih aktarılmaktadır.
İlk olarak Mesih’in yargılanmasında Pontius Pilatus’un olduğunu bize Müjdeciler anlatmaktadır. Hem Josephus hem de Tacitus Pilatus’un o zamanda Yahuda’nın valisi olduğunu anlatmaktadır.278
Yuhanna 18:31’de şunu okuyoruz: “Pilatus, «O'nu siz alın, kendi yasanıza göre yargılayın» dedi. Yahudi yetkililer, «Bizim hiç kimseyi ölüm cezasına çarptırmaya yetkimiz yok» dediler.” Bir çok kutsal olmayan tarihçiden, eski yada yeni, yaşamın ve ölümün gücünün Yahudilerden alındığını ve Roma Valisine verildiğini öğreniyoruz.279
Yuhanna 14:17’de şöyle yazıyor: “Askerler İsa'yı alıp götürdüler. İsa çarmıhını kendisi taşıyıp Kafatası-İbranice Golgota- denilen yere çıktı.” Şu teyit edici cümle Plutarch’ta bulunmaktadır: “Her çeşit kötülük kendi özel işkencesini üretir; her suçlu kişide olduğu gibi, infaz için öne çıkarıldığında kendi çarmıhını taşır.”280
Matta 27:26’da şöyle okuyoruz: “Bunun üzerine Pilatus onlar için Barabba'yı salıverdi. İsa'yı ise kamçılattıktan sonra çarmıha gerilmek üzere askerlere teslim etti.” Romalılardaki bu haçlanmadan önce yapılan kırbaçlama bir çok eski zaman yazarları tarafından tasdik edilmektedir. Bunların arasından Josephus ve Livy’den bahsedilebilir. Aşağıdaki yazı Josephus’tan alınmıştır:
“Daha önce kamçıyla kırbaçladığını çarmıha gerdi.”281
“Dövülmüş olarak, kalenin karşısında çarmıha gerildiler.”282
“Önce dövüldü sonra da canlı canlı yakıldı.”283
Livy’den tek bir cümle yeterli olacaktır:
“Değneklerle dövüldükten sonra hepsi dışarı sürüklendiler ve kafaları uçuruldu.”
Yuhanna 19:19,20’de şöyle okuyoruz: “Pilatus bir de yafta yazıp çarmıhın üzerine astırdı. Yaftada şöyle yazılıydı: NASIRALI İSA - YAHUDİLER'İN KRALI. İsa'nın çarmıha gerildiği yer kente yakındı. Böylece İbranice, Latince ve Grekçe yazılan bu yaftayı Yahudiler'in birçoğu okudu.” Suçlunun cezasını cezalandırıldığı alete yapıştırmak Romalılar arasında bir gelenekti. Bu bir kaç antik tarihçi tarafından yazılmıştır. Bunlardan Suetonius ve Dion Cassius’u sayabilirz. Suetonius’ta şöyle bir cümle geçmektedir: “Ailenin babasını köpeklere şu başlıkla attı, ‘Bir gladyatör konuşurken Tanrı’ya karşı saygısızlık etmemeli.’”285 Dion Cassius’ta da şunu görüyoruz: “ölümünün sebebini gösteren bir yazıyla mahkemenin yada meclisin ortasından geçirilir ve peşinden çarmıha gerilir.”286
Ve son olarak, Yuhanna 19:32’de şunu okuyoruz: “Bunun üzerine askerler gidip birinci adamın, sonra da İsa'yla birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar.” Konstantin’in bir emriyle haçlanma cezası kaldırıldı. Bu emrin övgüsünden bahsederken meşhur bir dinsiz yazar bacakların kırılması olayından bahsetmektedir. Bu yazar şunu söylüyor: “O kadar dindardı ki bacakların kırılmasıyla yapılan çarmıhı, bu çok eski cezayı, kaldıran ilk kişi oldu.” 287
Eğer tarihin doğrulayıcı özellikleriyle İsa’nın duruşmasının ve haçlanmasının üzerine kurulu sınırlı etkenleri bırakır ve İncil yazarlarını bir bütün olarak göz önüne alırsak, onların evrensel tarih ve tecrübe gerçekleri ve öğretişleriyle onaylandıklarını ve doğrulandıklarını bulacağızdır. Bu yazarlar hakkındaki bir araştırma ayrıca onların doğruluğu ve güvenilirliğinin ispatı sonucunu oluşturan ilahi bir unsur ortaya çıkarır. İncil hikayelerindeki ilahi ya da ruhsal unsur üzerine bir tartışma, bu tartışmanın amacına yabancı kalır. 1. bölümün kapanış sayfaları Yeni Antlaşma hikayelerindeki insan unsurlarını incelemeye adanacaktır. Bu, Starkie tarafından bahsedilen güvenilirliğin beş hukuki testinin ayrıntılarından daha fazlası olmayacaktır.
İncil hikayelerindeki insan veya tarihi kısımların güvenilirlikleri is meant that likeness or resemblance in matters of representation of fact to other matters of representation of fact which we find recorded in secular histories of standard authority whose statements we are accustomed to accept as true. Tarihsel gerçeklerin birbirleriyle ilişkileri ve hala diğerlerinin ispatlanmaya çalışıldığı, gerçek olduğu bilinen yada inanılan şeylerin bağlantıları ve benzerlikler inanç için esaslı bir zemin oluşturmaktadır ve bu nedenle ispatın şekilleri güvenilirdir. Yeni Antlaşma hikayelerinin en rasgele okunması, içinde anlatılan olaylarla iddialarına tamamıyla inanılan laik tarihçiler tarafından çok iyi bilinen ve nakledilen tarihsel olaylar arasındaki göze çarpan benzerlikler görülür. Bu benzerliklerin bir kaç tanesine birlikte bakalım.
Aziz Luka Bahçe’deki Kurtarıcı’nın ıstırabını tanımlarken: “Derin bir acı içinde olan İsa daha hararetle dua etti. Teri, toprağa düşen kan damlalarını andırıyordu.”288
Bu tuhaf “Kanlı ter” meselesi dünya tarihinde o kadar nadir olmuştur ki Getsemani’de olmuş olması sık sık reddedilmiştir. Bu yazılar üçüncü Müjdecinin hayal gücünün aşırı heyecandan dolayı geleneklerin hatalarını kaydetmesi sayılmıştır. Ama şimdi benzer olaylar laik yazarlar tarafından doğrulanmıştır. Tissot şöyle bir olayı aktarmaktadır: “Bir denizci bir fırtınada o kadar korkmuştu ki dizlerinin üstüne çöktü ve fırtına boyunca kan terledi. Bu kan terini sildikten sonra teri normale döndü.”289 Schenck şöyle bir olayı bir olayı aktarmaktadır: “Askerlerin eline düşmüş olan bir rahibe, kılıçlar ve hançerlerle ölüm tehdidi altındayken o kadar korkmuş ve heyecanlanmıştı ki vücudunun her yerinden kan çıkmaya başlamıştı. Ona saldıranların gözü önünde kan kaybından öldü.”290 Fransa’daki IX. Charles’ın ölümünü yazarken Voltaire şöyle diyor: “Onu öldüren hastalık pek bilinmeyen bir türdendi; bütün gözeneklerinden kan çıkıyordu. Bazı örnekleri bulunan bu hastalık ya aşırı korku ya da aşırı şehvetin bir sonucudur.”291 Aynı olay eski Fransız tarihçi De Mezeray tarafından da çarpıcı bir şekilde anlatılmıştır: “Gençliğinin kuvvet ve enerjisiyle bu hastalıkla uzun süre mücadele etmişti ama sonunda Vincennes’deki kalesinde 8 Mayıs 1574 yılları civarında yatağa düşmüştü. Yaşamının son iki haftasında bünyesi tuhaf davranışlar gösterdi. Şiddetli acılara sebep olan kasılmalar geçiriyordu. Şiddetli bir şekilde titriyor ve kan vücudunun her yerinden hatta derisinin gözeneklerinden bile çıkıyordu. Öyle ki bir keresinde kanlı terden sırılsıklam olmuş olarak bulundu.”292
Eğer denizci, rahibe ve Fransa Kralı bu “kanlı ter”den mustarip olmuşlarsa, o zaman neden İsa, Nasıralı Marangoz, aynı şekilde bundan mustarip olmuş olmasın? Eğer Tissot, Schenck ve Voltaire’e inanılmışsa neden Aziz Luka’ya inanmayı reddedelim? Eğer Aziz Luka bu konuda gerçeği söylemişse neden onun Tanrı’nın Oğlu’nun yaşamı, ölümü ve dirilişi hakkında söyledikleriyle ilgili olaylara şüphe duyalım? Voltaire, şimdiye kadar yaşamış en parlak ve en güçlü şüpheci, bu konuda Mesih’in biyografi yazarıyla uyuşmuyor mu?
Benzerlik ve uyumla ilgili başka bir olaya bakalım. Çarmıha gerilmeyi anlatırken Aziz Yuhanna şunları yazmıştır: “Ama askerlerden biri O'nun böğrünü mızrakla deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı.” 293 Eski şüpheci eleştiriler Kurtarıcı’nın böğründen kan ve su çıkmasıyla ilgili yazıları reddetmiştir. Bunun birinci sebebi diğer Müjdecilerin bu olaydan bahsetmemesi; ikinci sebebi de iddia edilen şeyin bilimsel olmamasıdır. Ama modern tıp bilimi çok net bir şekilde, İncil kayıtlarına göre, İsa’nın kalbinin yırtılmasından dolayı öldüğünü göstermiştir. 19. yüzyılın ortalarında, ünlü bir İngiliz hekim ve cerrah olan Dr. Stroud “Mesih’in Ölümünün Fiziksel Sebebi” başlıklı bir tez yazdı. Bu tezde İsa’nın çarmıhtaki ani ölümünün sebebinin kalbinin yırtılması olduğunu çok açık bir şekilde ispatlamıştır. Bu gerçeği oluşturmak için bir çok iddia ileri sürülmüştü. Diğer sebeplerin arasında, çarmıhta kısa bir süre kalmış olması ve ruhunu teslim etmeden hemen önce yüksek sesle bağırmış olması yırtık bir kalbin Keder İnsanı’nın ölümüne neden olduğunu ispatlama eğilimindedir. Bu kitabın yazarına göre en kuvvetli kanıt böğrüne bir mızrak sokulduğunda ölü adamdan kan ve suyun çıkmış olduğu gerçeğidir. Dr. Stroud bunun öldükten sonra kalbin zorla delinerek yırtılması durumunda sık sık olduğunu söylemiştir. “Ölümden bir kaç saat sonra kan genellikle iki temel bileşime ayrılır: crassamentum; koyu kırmızı renginde, yumuşak pıhtı şeklinde bir maddeye ve serum; açık renkte sulu bir sıvıya. Genellikle bunlar kan ve su olarak adlandırılır ve eğer kalp zorla yırtılır yada delinirse ayrı ayrı akarlar. Bu tez sayısız tıp yetkilisinin görüşlerini aktarmış ve tamamlandığında İngiltere’nin bazı ünlü hekimleri ve cerrahları tarafından da onaylanmıştır.
Çok muhtemeldir ki Aziz Yuhanna İsa’nın yanından çıkan tuhaf kan ve suyun fiziksel sebebini bilmiyordu. Görülüyor ki kendisine inanılmayacağından korkmuş ve bu yüzden bir sonraki ayette kendisinin bunu şahsen gördüğünü bütün dünyaya anlatmakta dikkat etmiştir: “Bunu gören adam tanıklık etmiştir ve tanıklığı doğrudur. Doğruyu söylediğini bilir. Siz de iman edesiniz diye tanıklık etmiştir.”294 Yine burada İsa’nın yanından akan kan ve su konusunda modern tıp bilimi nazik ve müşfik Müjdeci’nin hikayesiyle uyuşmaktadır.
Benzerlik ve uyuşma konusunda başka bir örnek Bahçe’de Mesih’in tutuklanması olayıyla oluşmaktadır. Aziz Yuhanna diyor ki: “İsa, «Benim» deyince gerileyip yere düştüler.”295
Tarihte sıradan insanların şeytan olduklarını düşündükleri kişilerin karşısında sersemledikleri ve donup kaldıkları bazı olaylar bulunmaktadır. Galli bir muhafız Sulla tarafından Marius’u öldürmek için Minturnae’ye gönderildiğinde, eski Roma aslanı gözlerinde şimşekler çakarak ayağa kalkıp köleye doğru ilerledi ve o da “Caius Marius’u öldüremem!” diye çığlık atarak korku içinde kaçtı.”296
Bahçedeki tutuklanma anında öğrencilerin hepsinin O'nu bırakıp kaçtığını Matta’dan da öğreniyoruz.
Bu korkaklıktan ve terk etmekten farklı bir olay değildir. Bu ancak evrensel bir gerçeğin örneğidir: halk kahraman yada peygamberi zafer ve taç giyme zamanlarında kör gibi takip eder ve delicesine yüceltir ama küçük düştüğünde ve çarmıha gerildiğinde terk ederler.
Savonarola’nın yakılmasını hatırla. Florentine Cumhuriyeti’nin bu vatansever rahibi Tanrı tarafından esinlendiğine inanıyordu. Kahramanca yaşamı ve şehit edilmesi iddiasını haklı gibi gösteriyor. Aziz Markos’un öğrenciliğinden Reformasyonun müjdecisi olmuş ve takipçileri sözlerine sanki gökyüzünden gelmiş bir mesajla esinlenerek söylenmiş gibi bağlı kaldılar. Daha sonra kötülük peşinde olan bir Engizisyon mahkemesi onu çarmıha çivilediğinde ve etrafında alevler yükseldiğinde onu yücelten aynı halk ona sövüp, onun şehitliğiyle alay ettiler.
Napolyon’nun kariyerini hatırla. Austerlitz’in oğlu dünyaya karşı durduğuna bütün Fransız ulusu bir zamanlar Korsika’nın teğmeni olan imparatorlarına karşı sevgi ve saygıda çılgına dönmüşlerdi. Ama müttefikler Leipsic Savaşı’ndan sonra Paris’e girdiğinde aynı Fransız ulusu kendi imparator putlarını inkar etmiş, heykellerini yok etmiş, emirlerini iptal etmiş ve bütün Avrupa ile birlikte onun sonsuza kadar Fransa’dan sürgün edilmesini talep etmiştir. Ardından Elba’ya seyahat gelmiştir. Ama bu sadakatsizlik ve vefasızlık dolu tarihi melodram henüz tamamlanmamıştı. Aynı Napolyon bir kaç ay sonra hapis olduğu Akdeniz adasından kaçarak Fransa sahillerine çıktı. Aynı Fransız ulusu tekrar onu açık kollarla karşıladılar, yücelttiler ve öpücüklere boğdular. Yüz gün geçtikten sonra Waterloo’nun korkunç savaş alanında, “Şans ve kader birleşerek önceki kralın servetini yıktı.” Yine vefasız Fransız halkı Napolyon hanedanlığına son verip sevinç dolu alkışlar arasında XVIII. Bourbon Louis’in sürgünden dönüşünü kutladılar.
Ve Müjdeci şu sözleri yazdığında: “öğrencilerin hepsi O'nu bırakıp kaçtı” sadece bütün tarihin ilettiği ve uyumun gösterdiği gerçeğin bir şekline anlam kattı.
Yine, kutsal olan ve olmayan tarih arasındaki benzerlikler ve paralellikler sadece gerçeklerin hikayeleriyle duracakmış gibi değil. Laik tarih aynı kutsal tarihte olduğu gibi benzer karakterler göstermektedir. Benzerlik genellikle o kadar çarpıcıdır ki şaşkınlık uyandırmaktadır. Örneğin; Aziz Petrus ve Mareşal Ney’i karşılaştır. Petrus Oniki Elçinin lideriydi; Ney Napolyon’nun oniki mareşalinin şefiydi. Petrus düşünmeden hareket eden aceleci birisiydi; Ney de öyle. Petrus Elçisel hizmetteki acil durumlarda ilk konuşan ve harekete geçen kişiydi. Dumas’ın anlattığında göre Ney, her zaman savaşı başlatmak ve ilk saldırıyı yönetmek için sabırsızdı. Petrus muhtemelen İsa’nın büyük trajedisinin başladığı bahçeyi en son terk eden kişiydi; Ney hükümdarlığının kariyerinin sonunun açıkça görülemeye başlandığı Rus kışının dehşetini en son terk eden kişiydi. Petrus İsa’yı inkar etti; Ney Napolyon’u. Elba’dan kaçarken onu bir kafes içinde XVIII. Louis’e getirmeyi bile teklif etti. Petrus, daha sonra, inkar ettiği İsa’ya olan bağlılığından dolayı çarmıha gerildi; Ney bir zamanlar reddettiği Napolyon’a olan bağlılığından dolayı vurularak öldürüldü.
Şimdiye kadar anlatılan örnekler karşılaştırma düşüncesini içermektedir ve benzerlik üzerine kurulmuştur. Bu örnekler çok daha fazla arttırılabilir, ama bu bağlamda yeteri kadar anlatıldığına inanılmaktadır. Bununla birlikte, Kutsal Yazılar’daki insan unsurunun kutsal olmayan tarihteki hikayelerle olan uyum ve benzerlikleri konusundaki bu özet tartışmayı kapatırken Müjdecilerin hikayelerine yapılabilecek gerçeğin başka bir testinden biraz bahsedilebilir. Bu test herhangi belirli bir tarihsel gerçekler grubuna odaklanmamış bir karşılaştırmadan elde edilmemiştir. İncil yazarları ve insan ırkının tecrübelerinden oluşmuş ifadelerin arasında anında fark edilen ve ayrılmaz olan bağlantıdan çıkmaktadır. Tek bir örnek bunu açıklamaya yetecektir. İsa çarmıha çivilendiğinde, haçlanma sırasında orada bulunan Aziz Yuhanna hariç geri kalan Elçilerin orada olmaması üzücü ve dokunaklıydı. Nasıralı’nın erkek takipçileri Efendi’lerinin en acı zamanında ona destek olmak ve teselli vermek için yanında değillerdi. Ama kadın takipçileri sonuna kadar O’nunlaydı. Annesi Meryem, Mecdelli Meryem, Müjdeci Aziz Yuhanna’nın annesi Salome ve diğerleri, şüphesiz Celile’den takip eden kadınlar, O’na yardım etmek ve varlıklarıyla O’nu teselli etmek için oradaydılar. Çarmıhta onlar O’nun yanındaydı ve üçüncü günün sabahında O’nu karşılamak için yine onlar oradaydı. Diriliş sabahı günün ilk ışıkları dünyayı aydınlatmaya başladığında yine bu aynı kadınlar baharat taşıyarak acele acele mezara giderlerken görülüyor. Ölümsüz sevgi için güzel kokulu sunular taşıyorlardı. Kadınların sadakatleri ve adanmışlıkları ile Keder Adamı’nın adımlarını takip eden erkeklerin tereddütlü sadakatleri arasında ne kadar da çok fark var! Elçilerinden biri O’nu inkar etti, diğeri ele verdi ve biri hariç hepsi O ölümle pençeleşirken O’nu terk ettiler. Kendi yurttaşları O’nu alçakça çarmıha gerdi. Ama “Yeni Antlaşma’da adı geçen hiç bir kadın asla sesini Tanrı’nın Oğlu’na karşı yükseltmedi.”
Kutsal Yazılar’da görülen kadınların adanmışlığı evrensel tarih ve tecrübede de görülmektedir. Matta, Markos, Luka ve Yuhanna’nın bize bu adanmışlıktan bahsetmesi “evet, bu her ülkede ve her zaman için doğrudur” dememiz için yeterlidir. Bunun sadece tarihten değil beşikten mezara kadar yaşamın tamamından kendi tecrübelerimizle öğrendik. Üzüntünün gecesi hiç bir zaman bir annenin aydınlatamayacağı kadar karanlık olmamıştır. Sağı solu belli olmayan evladın cezası hiç bir zaman annesinin kollarını açmayacak kadar çok kötü olamaz. Kişisel sevgi dolu sadakatlerini geçip kadınların vatansever adanmışlıklarına bakarsak, kadınların sadakati inkar edilemez. Denilir ki Fransa’nın kadınları Alman savaşının borcunu ödemiştir. Spartan’lı annenin asker oğluna olan mesajı tekrar etmek için çok fazla bilinmektedir. Scipio’nun lejyonları Kartaca şehrinin duvarlarını kuşattığında ve umutsuzluk Punic şehrinin sakinlerini sardığında, Kartacalı kadınlar uzun siyah saçlarını Kartacalı okçuların yayları için kesmişlerdi. Örnekler daha da çoğaltılabilir; ama bunlar İncil’deki kadınların, Meryem, Marta ve Salome’nin, dünyadaki bildiğimiz adanmış kadınlardan olduğunu göstermeye yeter. Özetlersek, eğer İncil yazarları inanılmaya değer değilse insan ırkının laik tarihsel olayları arasından mantıklı inanç için bir temel olmadığını ilan ederiz. Başka hiçbir edebiyat Yeni Antlaşma’daki biyografiler kadar çok tarihsel inceleme içermez. Tek bir halkayla değil, üç büyük halkayla günümüz İncil’i ile Elçisel İncil arasında bağlantı kurabiliriz. Muhteşem el yazmaları: Vatikan, Alexandrian ve Sinaitic. 4. ve 5. yüzyıldan kalma bu el yazmaları ya orijinal kopyalar ya da en azından orijinallerin ilk kopyaları olması gerekir. Günümüzde Kutsal Kitap bu el yazmalarında tamamıyla vardır.
İlk yazıldıkları dilden başka dillere yapılan çeviriler, Elçilerle günümüz arasında mükemmel bir bağlantı kurmaktadır. Aziz Jerome’nin meşhur Latin tercümesi olan Vulgata M.S. 385 yılında tamamlanmıştı. Bu çeviriyi yaparken “antik (Grek) kopyaları” kullandığını bu büyük alimin kendisi söylemiştir. M.S. 385 yılında antik olarak nitelendirilen el yazmaları ya orijinal yazılar olmalı ya da en azından ilk kopyaları. Vulgata tek başına bile ilk Hristiyanlar tarafından kullanılan ve günümüzde okuduğumuz Kutsal Kitap arasında mükemmel bir tarihsel bağlantıdır.
Yine Kilise Babaları’nın Yazıları da bu neslin Kutsal Kitap’ıyla Mesih’in takipçilerinin ilk nesli arasında hiçbir eksiği olmayan bir bağlantı oluşturmaktadır. Eğer dünyadaki bütün İnciller yok edilmiş olsaydı bile bu yazılardaki alıntı kısımlarından neredeyse mükemmel bir İncil tekrar oluşturulabilirdi çünkü sayısı çoktur ve tamdırlar. Aziz Pavlus’un yol arkadaşları Barnaba ve Klement’ten başlayarak günümüze kadar gelirsek her nesilde, günümüz Eski ve Yeni Antlaşma’sı ile inancımızı ilk yayanlarınkinin arasında bir fark olmadığını ispatlayan kanıtlar görürüz. Eski Kilise Babaları’nın Yazıları’ndan oluşan ispat zinciri yüz bağlantıdan oluşmaktadır, her birinin kendi içinde mükemmel ve diğer yüzlercesiyle bağlantılı olması onları iki kat kuvvetli yapar. Eğer bu çeşitli tanıklıklar, Elyazmaları, Çeviriler, Kilise Babaları’nın Yazıları, birbirlerine destekleme ve uyum için tek başlarına değil de topluca ele alınırsa o zaman elimizde sadece bir zincir değil daha çok bir çok kablodan oluşan, zaman denizini aşıp günümüz Kutsal Kitap’ını Elçisel zamandakiyle birbirine bağlayan devasa bir ruhsal kablomuz oluyor.
Eğer bu çeşitli yazıların yüzyıllar arasından günümüze kadar bozulmuş olabileceği veya bozulduğu ileri sürülerek itiraz edilirse, buna cevap olarak böyle fikirleri tarihin gerçeklerinin reddettiği verilebilir. Greenleaf’ın öne sürdüğü fikrine göre karşı mezheplerin kıskançlığı onları sahtekarlıktan ve bozulmadan korudu. Bu mezheplerin yanına şu da eklenebilir; kafirler Hristiyan inancının belli başlı öğretilerine açıkça saldırdılar ve İncil hikayelerini saldırılarına hedef yaptılar. Onlar da bu yazılarda bozulmaya neden olabilecek herhangi bir kaynağın denemelerini bulup ilan ederlerdi.
Muhtemelen Kutsal Kitap kitaplarının korunduğuna dair göze çarpan en inandırıcı son bir şey de her zaman bu kitapları saygıyla koruyan insanların olmasıdır. Modern dünyanın bu saygının anlamını takdir etmesi ve korumanın boyutunu tamamen anlaması çok zordur. Baskı zamanından önce herkesin İncil’e sahip olmadığı ve olamadıkları hatırlanmalıdır. Orta çağda tek bir kopyaya sahip olabilmek küçük bir servete mal oluyordu. Aşırı derecede az bulunması sadece ticari değerini arttırmamıştır. Tıpkı kralın halk arasında ne kadar az görünürse o kadar kutsal ve gizemli olması ilkesi gibi kitapların az bulunması onlara muhteşem bir kutsallık kazandırmıştır. Yüzyıllar boyunca sinagoglar ve manastırlar Kutsal Kitapların bulundukları yerlerdi. Kutsal Kitap’ın herhangi bir parçasına kasıtlı olarak yapılacak bir bozma Tanrı’ya küfür veya mabede saygısızlık olarak görülürdü. Sadece bu nedenlerden dolayı bile Kutsal Yazılar günümüze saptırılmadan ve bozulmadan nasıl geldiklerini açıklamaya yeter.
Bu farklı nedenler Greenleaf tarafından ortaya konan hukuk kuralının mantıklı temelidir. İncil hikayelerine günümüz mahkemelerinde bu kural uygulanırdı.
Starkie’nin ortaya koyduğu hukuk testlerine göre Müjdecilere inanılması gerekir. Çünkü: (1) dürüst ve samimiydiler, bunu anlamı doğruyu anlattıklarına inanıyorlardı; (2) şüphesiz iyi bir zekaya sahip adamlardı ve Yeni Antlaşma’daki hikayelerde yazdıkları gerçeklerin görgü şahitleriydiler; (3) farklı zamanlarda ve farklı yerlerde bütün temel detaylarla birbirleriyle tamamen uyum içinde yazan bağımsız tarihçilerdi; (4) mucizeler dışında, ki şüpheciler bunları tamamen çürütememişlerdir, tanıklıkları insan tecrübesiyle tamamıyla uyum içindedir; (5) tanıklıkları zamanlarının bütün sosyal, tarihi ve dini olaylarıyla, öğretişleri ve tecrübeleriyle, bir o kadar da her çağdaki evrensel tarihin tamamıyla uyumludur.
Antik çağlardan bozulmamış gerçekten doğan bir mesaja sahip olarak, İsa’nın duruşmasını tartışmak için mükemmel bir kaynağa sahip olduğumuza inanıyorum.
(Walter M. Chandler, The Trial of Jesus, 1. Cilt, New York: The Empire Publishing Co., 1908, s. 12-70)
Tüm kaynakça belirli bir kaynaktan yapılan ilk aktarmaya göre sıralanmıştır. Aynı kaynaktan yapılan diğer alıntılarda sadece yazarın adı ve başlık yazılmıştır.
1. Thomas Arnold, Sermons on the Christian Life – Its Hopes Its Fears, and Its Close, s. 324.
2. Brooke F. Westcott, The Gospel of the Resurrection, 4. baskı, Londra, n.p., 1879, s. 4-6.
3. Paul L. Maier, Independent Press-Telegram, Long Beach, Calif., 21 Nisan 1973, s. A-10.
4. Linton H. Irwin, A Lawyer Examines the Bible, Grand Rapids, Mich., Baker Book House, 1943, s.14.
5. Wilbur Smith, Therefore Stand, Grand Rapids, Mich., Baker Book House, 1965, s.425,584.
6. Val Grieve, Verdict on the Empty Tomb, Londra, Church Pastoral Aid Society, 1976, s. 26.
7. C.S. Lewis, Suprised by Joy, Londra, Geoffrey Bles, 1955, s. 211,215,223.
8. Matta 16:21.
9. Markos 8:31.
10. Yuhanna 2:19-21.
11. 1. Korintliler 15:13-17.
12. J.N.D. Anderson, Christianity: The Witness of History, copyright Tyndale Press 1970, Inter-Varsity Press, Downer’s Grove, III., s.13.
13. Romalılar 1:4.
14. James Edward Leslie Newbigin, The Finalty of Christ, Richmond, John Knox Press, 1969, s. 62.
15. Yuhanna 8:32.
16. Matta 22:37.
17. 1. Petrus 3:15.
18. Lawrence Burkholder, “A Dialogue on Christ’s Resurrection,” Christianity Today, Vol. XII, 12 Nisan 1968, s. 6.
19. Age.
20. Age., s. 7.
21. Clark Pinnock, “The Tombstone That Trembled,” Christianity Today, Vol. XII, 12 Nisan 1968, s. 8.
22. Age., s. 10.
23. John Warwick Montgomery, Where Is History Going?, Minneapolis, Bethany Fellowship, 1967, s. 71.
24. William Neil, The Rediscovery of the Bible, s. 33.
25. Vincent Taylor, The Formation of the Gospel Tradition, ltd. 2.nd ed., Londra, MacMillan and Co., 1935, s. 135.
26. 2. Petrus 1:16.
27. 1. Timoteos 1:4.
28. Yuhanna 9:32.
29. Elçilerin İşleri 17:16-34.
30. The New Encyclopedia Britannica, Vol. VIII, Micropaedia, 22nd ed., Chicago, H. Hemingway Pub., 1981, s. 985.
31. James B. Conant, Science and Common Sense, New Haven, Yale Univ. Press, 1951, s.25
32. The Basic Dictionary of Science, New York, MacMillan and Co., 1965, s. 404.
33. The Harper Encyclopedia of Science, James R. Newman, ed., New York, Harper & Row, 1967,s. 1048.
34. Elçilerin İşleri 1:3.
35. Wolfhart Pannenberg, “A Dialogue on Christ’s Resurrection,” Christianity Today, Vol. XII, 12 Nisan 1968, s. 10.
36. Ronald Sider, “A Case for Easter,” His, Nisan 1972, s. 27-31.
37. Ethelbert Stauffer, Jesus and His Story, çeviren Dorothea M. Barton, New York, Knopf, 1960, s. 17.
38. Philip Schaff, History of the Christian Church, Vol. 1, New York, Charles Scribner’s Sons, 1882, s. 175.
39. F.F. Bruce, The New Testament Documents: Are They Reliable?, 5. baskı, Downer’s Grove, III., Inter-Varsity Press, 1960, s. 119.
40. Federal Rules of Evidence, St. Paul, West Publishing Co., 1979, Rule 901 (b) (8). Ayrıca bakınız: McCormick’in Handbook of the Law of Evidence, Edward W. Cleary, ed., St. Paul, West Publishing Co., 1972, s. 560.
41. John Warwick Montgomery, “Legal Reasoning and Christian Apologetics,” The Law Above the Law, Oak Park, III., Christian Legal Society, 1975, s. 88,89.
42. William F. Albright, Recent Discoveries in Biblical Lands, New York, Funk & Wagnalls, 1955, s. 136.
43. John A.T. Robinson, Time, 21 Mart 1977, s. 95.
44. Frederick G. Kenyon, The Bible and Archaeology, New York, Harper & Row, 1940, p. 288.
45. F.F. Bruce, The New Testament Documents: Are They Reliable?, s. 15.
46. Paul L. Maier, First Easter, New York, Harper & Row, 1973, s. 122.
47. William F. Albright, From the Stone Age to Christianity, 2. baskı, Baltimore, Johns Hopkins Press, 1946, s. 297,298.
48. Millar Burrows, What Mean These Stones?, New York, Meridian Books, 1956, s. 52.
49. Age., s. 2.
50. Howard Vos, Can I Trust My Bible?, Chicago, Moody Press, 1963, s. 176.
51. Louis Gottschalk, Understanding History, 2. baskı, New York, Knopf, 1969, s. 150, 161, 168.
52. 2. Petrus 1:16.
53. Elçilerin İşleri 1:1-3.
54. Luka 1:1-3.
55. Elizabeth S. Loftus, “The Eyewitness on Trial,” Trials, Vol. 16, No. 10, Ekim 1980, s. 30-35. Ayrıca Buckhout, “Eyetwitness Testimony,” Scientific American, Aralık 1974, s. 23-31.
56. Age.
57. McCormick’s Handbook of the Law of Evidence, Edward W. Cleary, ed., St. Paul, West Publishing Co., 1972, s. 586,587.
58. Federal Rules of Evidence, Rule 801 and 802.
59. John Warwick Montgomery, “Legal Reasoning and Christian Apologetics,” s. 88,89.
60. Matta 28:1-7.
61. Matta 28:9,10.
62. Matta 28:16-20.
63. Luka 24:24.
64. Yuhanna 20:24-29.
65. Federal Rules of Evidence, Rule 803(5).
66. Elçilerin İşleri 2:22.
67. McCormick’s Handbook of the Law of Evidence, s. 43.
68. Justin Ruffin, State v. Morris, 84, N.C. 764.
69. John Warwick Montgomery, “Legal Reasoning and Christian Apologetics,” s. 88,89.
70. F.F. Bruce, The New Testament Documents: Are They Reliable?, s. 44-46.
71. Louis Gottschalk, Understanding History, s. 151.
72. Elçilerin İşleri 1:1.
73. Stan Gundry, An Investigation of Fundamental Assumption of Form Criticism, Dept. of N.T. Language and Lit.’e sunulmuş bir tez, Talbot Theol. Seminary, Haziran 1963, s. 45.
74. Louis Gottschalk, Understanding History, s. 168.
75. Age.
76. William M. Ramsay, The Bearing of Recent Discovery on the Trustwothiness of the New Testament, Londra, Hodder & Stoughton, 1915, s. 222.
77. William M. Ramsay, St. Paul the Traveller and the Roman Citizen, Grand Rapids, Mich., Baker Book House, 1962.
78. Elçilerin İşleri 18:12.
79. Elçilerin İşleri 28:7.
80. Elçilerin İşleri 17:6.
81. Elçilerin İşleri 14:6.
82. Luka 3:1.
83. E.M. Blaiklock, The Acts of the Apostles, Grand Rapids, Mich., Wm. B. Eerdmans Publ. Co., 1959, s. 89.
84. F.F. Bruce, “Archaeological Confirmation of the New Testament,” Revelation and the Bible, Carl Henry, ed., Grand Rapids, Mich., Baker Book House, 1969, s. 331.
85. F.F. Bruce, The New Testament Documents: Are They Reliable?, s. 90.
86. Philo, Logatio and Gaium 38.
87. Yuhanna 18:13.
88. Matta 26:57.
89. Matta 26:59.
90. Matta 27:2.
91. Luka 23:7.
92. Luka 23:11-25.
93. Matta 27:11.
94. Haim Cohn, “Reflections on the Trial,” Judaism, Vol. 20, 1971, s. 11; ayrıca The Trial of Jesus, Joseph Blinzler.
95. Justin, Digest 48, 4, 1:48, 4, 11.
96. Haim Cohn, “Reflections on the Trial, s. 11.
97. Robert M. Grant, “The Trial of Jesus in the Light of History,” Judaism, Vol. 20, 1971, s. 39.
98. Solomon Zeitlin, “The Crucifixion of Jesus Re-examined,” Jewish Quarterly Review, Vol. 31, 1940-41, s. 366.
99. Age.
100. David Flusser, “A Literary Approach to the Trial of Jesus,” Judaism, Vol. 20, 1971, s. 30.
101. Age.
102. Paul L. Maier, First Easter, s. 24.
103. Solomon Zeitlin, “The Crucifixion of Jesus Re-examined,” s. 335.
104. Age.
105. Matta 27:26.
106. Cicero, V in Verrem, 64.
107. Will Durant, Caesar and Christ, New York, Simon & Schuster, 1944, s. 162.
108. Flavius Josephus, De Bello Judaico, 7.202,203.
109. Luka 23:2.
110. Ernst Bammel, “Crucifixion as Punishment in Palestine,” The Trial of Jesus, Naperville, III., Alex R. Allenson, Inc., 1920. s. 162.
111. Yasanın Tekrarı 21:23.
112. C. Truman Davis, “The Crucifixion of Jesus,” Arizona Medicine, Mart 1965, s. 185.
113. Eusebius, “The Epistle of the Church in Smyrna,” Trials and Crucifixion of Christ, A.P. Stout, ed., Cincinnati, Standart Publishing, 1886.
114. Will Durant, Caesar and Christ, s. 572.
115. Pierre Barbet, A Doctor at Calvary, New York, P.S. Kennedy & Sons, 1953, s. 572.
116. J.W. Hewitt, “The Use of Nails in the Crucifixion,” Harvard Theological Review, Vol. 25, 1932, s. 29-45.
117. N. Haas, “Anthropological Observations on the Skeletal Remains from Giv’ at ha-Mivtar,” Israel Exploration Journal, Vol. 20, 1970, s. 39.
118. Age., s. 42.
119. Yuhanna 19:32, 33.
120. N. Haas, “Anthropological Observations on the Skeletal Remains from Giv’ at ha-Mivtar,” s. 57.
121. Age., s. 58.
122. C. Truman Davis, “The Crucifixion of Jesus,” Arizona Medicine, s. 186.
123. Age., s. 185,186.
124. Stuart Bergsma, “Did Jesus Die of a Broken Heart?” The Calvin Forum, Mart 1948, s. 165.
125. Age.
126. Age.
127. Will Durant, Caesar and Christ, s. 572.
128. Age., s. 573.
129. Paul L. Maier, First Easter, s. 112.
130. V. Tzaferis, “Jewish Tombs at Near Gib’at ha-Mivtar, Jerusalem,” Israel Exploration Journal, Vol. 20, 1970, s. 30.
131. Robert Willis, “Architectural History of the Holy Sepulchre,” Holy City, ed. George Williams, Londra, John W. Parker Publ., Vol. II, 1849.
132. Seder Nezikin, “Sanhedrin 46a,” The Babylonian Talmud, Londra, The Sancino Press, 1935, s. 304.
133. M. Shabbath 23.5.
134. A.P. Bender, “Beliefs, Rites, and Customs of the Jews, Connected With Death, Burial, and Mourning,” The Jewish Quarterly Review, Vol. VII, 1895, s. 259,260.
135. Flavius Josephus, Antiquities of the Jews, Vol. 3, Chap. 8, Sec. 3.
136. A.P. Bender, “Beliefs, Rites, and Customs of the Jews, Connected With Death, Burial, and Mourning,” The Jewish Quarterly Review, s. 261.
137. Age.
138. John Chrysostom, Homilies of St. John, Grand Rapids, Mich., Wm. B. Eerdmans, reprint 1969, s. 321.
139. Matta 27:60.
140. Markos 16:1-4.
141. Matta 27:63.
142. Paul L. Maier, First Easter, s. 111.
143. Matta 28:11.
144. T.G. Tucker, Life in the Roman World of Nero and St. Paul, St. Martin’s St., Londra, Macmillan & Co., Ltd., 1910, s. 340-342.
145. Polybius VI. 37, 38.
146. T.G. Tucker, Life in the Roman World of Nero and St. Paul, s. 342.
147. Matta 26:66.
148. Daniel 6:17.
149. Paul L. Maier, First Easter, s. 119.
150. Age., s. 118, 119.
151. Paul L. Maier, “The Empty Tomb as History,” Christianity Today, Vol. XIX, 28 Mart 1975, s. 5.
152. Age.
153. Matta 28:11-15.
154. Elçilerin İşleri 5:34-42.
155. Ronald Sider, “A Case for Easter,” s. 29.
156. Conversation with Josh McDowell, yazar, Ocak 1981.
157. Paul L. Maier, “The Empty Tomb as History,” s. 6.
158. George Currie, The Military Discipline of the Romans from the Founding of the City to the Close of the Republic, tezin özeti Graduate Council of India Univ.’nin himayesinde yayınlanmıştır, 1928, s. 41-43.
159. Bill White, A Thing Incredible, 1944, Israil, Yantez Ltd., 1976.
160. 1. Korintliler 15.
161. Edwin Yamauchi, “Easter – Myth, Hallucination, or History?”, Christianity Today, 29 Mart 1974, s. 13.
162. 1. Korintliler 15:6.
163. Merril C. Tenney, “The Resurrection of Jesus Christ,” Prophecy in the Making, Carl Henry, ed., Carol Stream, III., Creation House, 1971, s. 59.
164. Elçilerin İşleri 8:1, 9:1, 2; Filipililer 3:5, 6.
165. Elçilerin İşleri 9:3-6.
166. Yuhanna 7:5.
167. 1. Korintliler 15:7.
168. Elçilerin İşleri 6:7.
169. Paul L. Maier, First Easter, s. 98.
170. J.N.D. Anderson, Christianity: The Witness of History, s. 105.
171. Philip Schaff, History of the Christian Church, s. 175.
172. Charles Alford Guignebert, Jesus, New York, Univ. Book, Inc., 1956, s. 500.
173. Kirsopp Lake, The Historical Evidence for the Resurrection of Jesus Christ, New York, G.P. Putnam’s Sons, 1907, s. 250-253.
174. Markos 16:6.
175. Paul L. Maier, First Easter, s. 122.
176. William F. Albright, From the Stone Age to Christianity, s. 297, 298.
177. J.N.D. Anderson, The Resurrection of Jesus Christ,” Christianity Today, 29 Mart 1968, s. 6.
178. J.W. Drane, “Some Ideas of Resurrection in the New Testament Period,” Tyndale Bulletin, Vol. 24, 1973, s. 103.
179. Age., s. 101.
180. Luka 24:39.
181. Matta 28:9.
182. Theodore R. Sarbin and Joseph B. Juhaz, “The Social Contact of Hallucinations,” Hallucinations: Behavior, Experience and Theory, R.K. Siegel and L.J. West, eds., New York, John Wiley & Sons, s. 242, 1975.
183. Age.
184. Age., s. 243.
185. Age.
186. L.E. Hinsie and R.J. Campbell, “Hallucination,” Psychiatric Dictionary, s. 333.
187. J.P. Brady, “The Verdicality of Hypnotic, Visual Hallucinations,” Origin and Mechanisms of Hallucinations, Wolfram Keup, ed., New York, Plenum Press, 1970, s. 37.
188. Johannes Weiss, Earliest Christianity: A History of the Period A.D. 30-150, Vol. 1, ed. & transl. By Frederick c. Grant, New York, Harper Torchbooks, reprinted 1959, s. 287.
189. Theodore R. Sarbin and Joseph B. Juhaz, “The Social Contact of Hallucinations,” Hallucinations: Behavior, Experience and Theory, s. 242.
190. Luka 24:41, 42; Yuhanna 21:13.
191. Luka 24:39, 40; Yuhanna 20:27.
192. Bakınız: 4. Bölüm, Etken 6.
193. Paul Little, Know Why You Believe, Wheaton, Scripture Press, 1967, s. 68,69.
194. Elçilerin İşleri 5:17-42.
195. Matta 27:62-66.
196. Bill White, A Thing Incredible, s. 9.
197. George Raymond Beasley-Murray, Christ Is Alive, Londra, Lutterworth Press, 1947, s. 33.
198. Paul Althaus, Die Warheit des Kirchlichen Osterglaubens, s. 22.
199. Paul L. Maier, First Easter, s. 120.
200. Matta 28:11-15.
201. George Currie, The Military Discipline of the Romans from the Founding of the City to the Close of the Republic, s. 41-43.
202. Matta 26:56.
203. Edward Gibbons, The History of Decline and Fall of the Roman Empire, Chicago, William Benton, Publ., reprinted 1952, s. 179.
204. Simon Greenleaf, An Examination of the Testimony of the Four Evangelists by the Rules of Evidence Administered in the Courts of Justice, Grand Rapids, Mich., Baker Book House, 1965; reprint of 1874 ed., New York, J. Cockroft & Co., s. 29.
205. J.N.D. Anderson, Christianity: The Witness of History, s. 92.
206. David F. Strauss, Das Leben Jesu, Darnstadt: Wissenschaftliche Buchgesellschaft, 1835, reprint 1969, s. 289.
207. Joseph Klausner, Jesus of Nazareth, New York, Macmillan & Co., 1925, s. 414.
208. Elçilerin İşleri 5:33-42.
209. John Warwick Montgomery, History and Christianity, s. 35.
210. E. Le Camus, The Life of Christ, Vol. III, New York, Cathedral Library Assn., 1908, s. 486.
211. David Friedrick Strauss, The Life of Jesus for the People, Vol. 1, 2nd ed., Londra, William & Norgate, 1879, s. 412.
212. Saturday Review, 3 Aralık 1966, s. 43.
213. Newsweek, 8 Ağustos 1966, s. 51.
214. J.N.D. Anderson, “Resurrection of Jesus Christ,” s. 9.
215. Paul L. Maier, First Easter, s. 113.
216. McCormick’s Handbook of the Law of Evidence, s. 435-437, ayrıca bakınız Val Grieve, Verdict on the Empty Tomb, s. 20.
217. Val Grieve, Verdict on the Empty Tomb, s. 20.
218. Elçilerin İşleri 2:41.
219. J.N.D. Anderson, “Resurrection of Jesus Christ,” s. 9.
220. Daniel Fuller, Easter Faith and History, Grand Rapids, Mich., Wm. B. Eerdsmans, 1965, s. 259.
221. Yuhanna 7:1-5.
222. Yuhanna 14:6; 15:5; 10:11.
223. Elçilerin İşleri 1:13, 14.
224. Yakup 1.
225. Flavius Josephus, Antiquities of the Jews, Vol. 3, BK 20, Chap. 9, Sec. 1.
226. 2. Korintliler 15:7.
227. Matta 26:56; Markos 14:50.
228. Yuhanna 18:15-17; Markos 14:66-72.
229. Yuhanna 20:19.
230. 1. Korintliler 15:5-7.
231. Elçilerin İşleri 8:1-3; 9:1; 2; 22:3-5.
232. Elçilerin İşleri 9:22.
233. 1. Korintliler 15:8; Elçilerin İşleri 9:3-22; 22:6-21.
234. Robert Grant, Historical Introduction to the New Testament, New York, Harper & Row, 1963, s. 302.
235. Simon Greenleaf, An Examination of the Testimony of the Four Evangelists by the Rules of Evidence Administered in the Courts of Justice, s. 29.
236. George Eldon Ladd, The New Testament and Criticism, Grand Rapids, Mich., Wm. B. Eerdmans, 1967, s. 188.
237. 1. Korintliler 15:3.
238. 1. Korintliler 15:19-26.
239. Yuhanna 10:10.
240. Yuhanna 5:15-18; 10:25-33; daha fazla bilgi için bakınız “Marangozdan Öte”, s. 9-24.
241. Yeşaya 1:18.
242. Matta 12:40.
243. Matta 12:40.
244. Markos 8:31; Matta 16:21.
245. Yuhanna 2:19-22.
246. Matta 27:63.
247. 1. Samuel 30:12, 13.
248. Yaratılış 42:17.
249. Matta 12:40.
250. Mishnah, Third Tractate, “B. Pesachim,” s. 4a.
251. Mishnah, Tractate “J. Shabbath,” Chapter IX, Par. 3.
252. Arthur C. Custance, The Resurrection of Jesus Christ, Doorway Papers, #46, Brookville, 1971, s. 17.
253. Yuhanna 10:30.
254. Matta 9:9.
255. Koloseliler 4:14.
256. Matta 26:70-72.
257. Matta 26:46-50.
258. Matta 26:56.
259. Matta 14:28-31.
260. Markos 10:35-42; Matta 20:20-25.
261. Matta 11:2, 3.
262. Markos 3:21.
263. Luka 4:28, 29.
264. Markos 14:51, 52.
265. “Intro. Vie de Jesus.”
266. Luka 1:2, 3.
267. “Die synoptischen Evangelien,” s. 412-14.
268. Marcus Dods, “The Bible, Its Origin and Nature,” s. 184.
269. Luka’da bunun tam tersi bir öğreti öğretiliyormuş gibi gözüküyor; Luka 12:11, 12; 24:48, 49.
270. “Evidences of Christianity,” s. 319.
271. Matta 14:12-20; Markos 6:34-43; Luka 9:12-17; Yuhanna 6:5-13.
272. Luka 22:64.
273. Luka 22:51.
274. Campbells’s “Philosphy of Rhetoric,” c.v.b. 1, Part III, s. 125.
275. “Intro. Vie de Jesus,” s. 62.
276. D.L. Moody, “Sermon on the Resurrection of Jesus.”
277. Ayrıca bakınız “Starkie on Evidence,” s. 496-99.
278. “Ant.,” XVII. 3, 1.
279. “The Brief”te yapılan aktarmaların otoritelerine bakınız.
280. “De iis qui sero puniuntur,” s. 554.
281. P. 1080, edit. 45.
282. P. 1247, edit. 24, Huds.
283. P. 1327, edit. 43.
284. “Productique omnes, virgisque caesi, ac securi percussi,” Lib. XI. c. 5.
285. Domit. Cap. X. “Patremfamilias meanibus objecit, cum hoc titulo, Impie loctus, parmularius.”
286. Book LIV.
287. “Aur. Vict. Ces.,” Cap. XLI. “Eo pius, ut etiam vetus veterrimumque supplicium, patibulum, et cruribus sufringendis, primus removerit.” Ayrıca bakınız Paley’s “Evidences of Christianity,” s. 266-68.
288. Luka 22:44.
289. Tissot, “Traitwe des Fers,” s. 279, 280.
290. Joannes Schenck a Grafenberg, “Observ. Medic.,” Lib. III., s. 458.
291. Voltaire, “Oeuvres completes,” vol. xviii. s. 531, 532.
292. De Mezaray, “Histoire de France,” vol. iii. S. 306.
293. Yuhanna 19:34.
294. Yuhanna 19:35.
295. Yuhanna 18:6.
296. “Encyc. Brit.,” vol. xv. s. 550.