ANADOLU’YA SESLENİŞ
I. BÖLÜM EFES KİLİSESİNE
MESİH’İN GERİ ÇAĞIRDIĞI KİLİSE
II. BÖLÜM İZMİR KİLİSESİNE,
MESİH’İN TAÇLANDIRDIĞI KİLİSE
III. BÖLÜM BERGAMA KİLİSESİNE,
AHLAK KONUSUNDA MESİH’İN ÇAĞRISI
IV. BÖLÜM TİYATİRA KİLİSESİNE
TEMİZLENMİŞ KİLİSE
V. BÖLÜM SARDİS KİLİSESİNE
UYANAN KİLİSE
VI. BÖLÜM FİLADELFİYA KİLİSESİNE
BEREKETLENEN KİLİSE
VII. BÖLÜM LEODİKYA KİLİSESİNE
KENARDAKİ KİLİSE
Hepimizin bildiği gibi ülkemiz gerçekten tarihi zenginlikleri çok olan bir ülkedir. Ülke topraklarımızın büyük bir bölümünü oluşturan Anadolu, en eski medeniyetlere ev sahipliği yapmış bir kara parçasıdır. Anadolu ya da diğer adıyla Ön Asya, buram buram tarih, buram buram medeniyet kokmaktadır.
Dünyamızda inançların kutsal saydıkları mekanlar vardır. Bu mekanlardan bazıları oldukça iyi tanınır. Belki çok iyi bir biçimde henüz tanınmasa da, Anadolu Hıristiyan inancı için oldukça önemli bir tarihi merkezdir.
Yüce Allah’ın kendi kurtarış planı içinde vahyini işlemeye başladığı topraklar hem Anadolu’muzun yanı başında yer almakta, hem de Anadolu’muzu kapsamaktadır. Mesih İsa’yı, kendi Sözünü, Oğul unvanı ile kurtarıcı ve Rab olarak göndermeyi planlayan yüce Allah; evreni, dünyayı yarattıktan sonra yarattığı insanı ile ilişki kurmaya içinde Anadolu’nun da bulunduğu bu eski dünya köşesinde başlamıştır. Mesih İsa’nın inananını kurtarmak için haça gidişi, ölümü ve şanlı dirilişinden sonra Yeni Antlaşma altındaki Allah halkı, içinde Anadolu topraklarının da bulunduğu bu bölge üzerinde esinlenen Allah vahyi ile yeni yaşama yönlendirilmiştir.
Kutsal Kitabın en son bölümünde yer alan yedi kiliseyi uyarı vahyi, Anadolu toprakları üzerindeki yedi kiliseye hitaben inmiştir. Anadolu’daki yedi kiliseye seslenişte; yaz güneşi altında kalmış susuz toprağın serin, pak ve yaşam veren suyla sulanması gibi, bu diyarda bulunan Allah halkı yeniden yıkanmış, sevgi Allah’ı tarafından bir kez daha uyarılıp kucaklanmak istemiştir.
Mesih İsa’nın kurtuluş yolu, Antakya şehrinde; Mesih’e benzeyenler manasında “Hıristiyan” adı ile anılmaya başlanmış ve dualarla oruçlarla buradan Ön Asya’nın yani Anadolu’nun derinliklerindeki insanlara Allah’ın kurtuluş eli olmuştur. İncil’in kurtuluş müjdesi Anadolu’nun ovalarında, dağlarında, dere kenarlarında, sıcak bozkırlarında adım adım yayılmış, kimi zaman damlayan ter, kimi zaman damlayan kan ilk yüzyılın o zor şartlarında, bu müjdeyi yayanlara eşlik etmiştir. Dolayısı ile İncil, Hıristiyanlık öncesi Anadolu medeniyetlerine yepyeni bir medeniyeti daha eklemiştir. Asırların içinde atalarımızın bu topraklara yerleşmesi ile Türkİslam medeniyeti ile de tanışan Anadolu, bugünkü muhteşem zenginliğine ulaşmıştır.
Yüzyılların derinliklerinden ülkemize miras kalan bu muhteşem medeniyetlerin kalıntıları, daha doğrusu medeniyetler hazinesi Türkiye Cumhuriyetinin o engin geleceğini hazırlayan, saygın medeniyet anlayışı ile geleceğe büyük bir titizlikle taşınmak için koruma altına alınmıştır. Ve Cumhuriyetimizin dek bekasında da elden geldiğince bu medeniyet hazineleri, kendi öz hazinelerimiz gibi korunacak ve korunmaya devam edecektir.
Kutsal yazıların ulaştığı yerler kutsal olarak addedilmektedir. Doğrusu ve esas olanı o yerlerdeki insanlığa hitap eden yazıların amaçladığı yaşamın yaşanması gerçek kutsallıktır. Allah sözünün yaşam olması gerçek kutsal olandır. Kutsal Kitabı Kutsal Kitap yapan da O görkemli Allah’ın insanı ile olan ilişkisinde söyledikleri, istedikleridir. Çünkü Allah kutsaldır, O’nun istemleri, önerileri, yaşam örnekleri, planları da kutsaldır.
Aynı zamanda bu kutsal vahiy belli bir yüreğe, belli bir kiliseye geliyor hitap ediyorsa o yer, ya da O topluluk Allah’ın dokunuşundan, seslenişinden ötürü Kutsal, ayrılmış ayrıcalıklı sayılabilir. Esas olan Allah’ın kendisinin kutsallığı, sözünün kutsallığıdır.
Ama o dokunuşların, o insanlığa hitabın gerçekleştiği yerler de, esasa olan saygıdan ötürü kutsal görülebilir.
İşte bu manada Anadolu’muz, Allah’ın vahyine mahzar olmuş toplulukların bulunduğu topraklardır. Vahyin insanlığı aydınlığa kavuşturan ışığı Anadolu’muzdaki yedi noktaya ulaşmıştır. Yedi kilise ve bu yedi kilise aracılığı ile Allah halkı, Rab tarafından gerçek Ruhsal ışıkla aydınlatılmak istenmiştir.
Bu ışık bugün hala yanmaktadır. Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul eden dünyadaki her insan Kutsal Kitabın sonunda yer alan ve Allah’ın Anadolu’ya seslenişi olan yedi ayrı kiliseye gönderilmiş vahyi okumaktadır.
Hatta bazı inanan Hıristiyanlar, ön Asya’nın bugünkü Türkiye olduğunun farkında bile değillerdir. Oysa küçücük bir hatırlatma ellerinden düşmeyen İncil’in çok önemli bir bölümünün bugün ülkemiz toprakları içindeki yerlere, bu yerlerin o dönemdeki halklarına hitaben yazıldığını onlara gösterecektir.
Anadolu’ya yalnızca bu son yedi kilise vahyi ile seslenilmemektedir. İncil’in önemli bir bölümü olan Aziz Pavlus’un mektupları aracılığı ile de bu toprakların Allah esini ile kucaklaştığını görebiliriz. Aziz Pavlus’un Efeslilere, Galatyalılara, Koloselilere yazdığı mektuplarda hep Anadolu’ya Seslenişidir.
Elinizdeki bu kitap ister Hıristiyan olsun, ister olmasın Anadolu’ya Seslenişi merak eden her kişi içindir. Halkımızın büyük bir çoğunluğunun yukarda bahsettiğimiz bu zengin medeniyetler mirasının en azından küçük bir bölümünü anlaması, tanıması ülkemiz açısından büyük önem taşır. Gerçekten Tarih öncesi medeniyetler, Hıristiyan ya da İslam medeniyeti, eserleri hakkıyla tanınmalı ve gereken önem verilmelidir. Bu hem bizim, hem çocuklarımızın ülkeye sahip çıkma konusundaki temel şartlarından biridir. Bu kitap, az da olsa bu konuda bir katkıda bulunmak niyeti ile kaleme alınmıştır. Aynı zamanda ülkemiz Hıristiyanları içinde bu bölümü yeniden gözden geçirmeleri ve çalışmaları için bir fırsat oluşturmak istenmiştir.
I. BÖLÜM
Vahiy 2:17
“Efesosta olan kilisenin meleğine yaz: Yedi yıldızı sağ elinde tutan, yedi altın şamdanın ortasında yürüyen, şu şeyleri diyor: Senin işlerini ve emeğini ve sabrını ve kötülere dayanamadığını bilirim, ve resul değilken kendilerine resul diyenleri tecrübe ettin, ve onları yalancı buldun; ve sabrın vardır, ve benim ismim uğruna dayandın ve yorulmadın. Fakat sana karşı bir şeyim var, o da ilk sevgini bırakmış olmandır. İmdi nereden düştüğünü hatırla, ve tövbe et, ve evvelki işleri yap; yoksa tövbe etmediğin halde, sana gelirim, ve senin şamdanını yerinden kaldırırım. Fakat sen de şu var ki, Nikolailerin işlerinden ikrah edersin, ben de onlardan ikrah ederim. Kulağı olan işitsin, Ruh kiliselere ne diyor. Galip olana, ona Allah’ın cennetinde olan hayat ağacından yemeği ihsan edeceğim.”
Bu bölümde Rab’bin kilisesi yeniden Rab’be dönmesi için uyarılmaktadır. Mesih İsa, kendi kilisesini kendisine dönmesi için çağırmaktadır. Çünkü bir kiliseyi kilise yapan esas unsur, kilisenin bir Mesih ve İncil kilisesi olmasıdır. Günümüzde artık Mesih’e ve İncil’e tabi olmayan, Hıristiyan inancını çoktan rafa kaldırmış bir çok gurupların toplandıkları yerlere bile ne yazık ki, kilise ismi verilmektedir. Oysa kilise yalnızca Mesih İsa’nın kurtarıcı ve Rab olarak ilan edildiği, esas yönetimin Mesih’in elinde bulunduğu cemaattir, ibadet eden kişilerdir, ibadetin yapıldığı yerdir. Her şeylerini Rab’be teslim etmiş, Rab’le başlamış ve Rab’le devam eden kiliseler bile zaman zaman dikkatlerini başka yönlere çevirebilirler. İşte, Efes’teki uyarı özellikle bu tarz kiliseleri kapsamaktadır. Efes ve benzeri kiliseler hem o zaman, hem bu zaman, hem de gelecekte Mesih İsa’ya geri çağrılmaktadır. Başlangıçta antlaşmanın kanı ile çağrılan aklanılan, kurtarılan kilise o ilk aşkta Rab’le buluşmaya, O’nunla birlikte yaşamaya çağrılmaktadır.
Efes kilisesi ön Asya da kurulmuş bir kilisedir. Tarihte bu bölge oldukça önemli bir merkezdi. Hem dini hem de ticari anlamda önem taşıyordu. Bu anlamda Efes kentine Asya’nın Işığı unvanı bile verilmişti. Kent büyük Roma yollarının ortasında yer aldığı gibi, putperest dünya için önem taşıyan Diana tapınağını da bağrında barındırıyordu. Görüldüğü gibi böylesine önemli, zengin ve putperest bir kent içinde Rab kendi halkını, seçtiklerini bir araya getirerek, bütün baskılara ve tehlikelere rağmen kendi kilisesini kurdurdu.
Bu kilisenin kuruluşunda en büyük emeği geçen kişi hiç kuşkusuz Elçi Pavlus’tur. Elçi Pavlus’un Efes’te uzun bir süre verdiği dersler sonucunda Mesih’in müjdesini hem yaşayan, hem de paylaşan Allah kilisesi serpilip gelişme fırsatı bulmuştu.
Bu etkin iman yaşamı, Rab’bin kelamı üzerindeki azimli çalışmalar ve Rab’bin Ruhunun rehberliği ile Müjde bu diyardan iki yıl gibi kısa bir sürede bütün bölgeye yayıldı. Timeteos ve Yuhanna’da bu kilisede hizmet ettiler. Aziz Yuhanna Patnos adasındaki sürgünden sonra Efes kentine gelerek Rab hizmetini burada sürdürdü. İncil’in bazı bölümleri de yine Efes kentinde kaleme alındı. Görüldüğü gibi yüce Allah, Mesih İsa’da sağladığı kurtuluş Müjdesini, Anadolu’ya seslenişlerinin kaleme alınması ile kalıcı kılmak istemişti.
Kaleme alınmış bu seslenişler; İncil’in Yuhanna bölümü, 1.2.ve 3. Yuhanna bölümleri, içinde Anadolu da bulunan yedi kiliseye hitabın bulunduğu Vahiy bölümü, Efeslilere mektup ve Elçi Pavlus’un Timoteos’a yazdığı mektuplardır.
Görüldüğü gibi Efes kilisesi bütün bu özellikleri ile oldukça önemli bir hizmet yükünü taşımıştır. Asya’nın ışığı olan, büyük Roma yollarının kesiştiği, ticari ve dini merkez olma özelliği taşıyan bu kentte Rab yarattığı insanlığa kurtuluş ışığını sunmuştu.
Bu kiliseye inen vahyin arkasında aynı zamanda bütün Hıristiyan kilisesine hitap bulunmaktadır. Zaten yedi kiliseye de gelen vahiyde aynı gerçek söz konusudur. Kısacası Rab’bin vahyi o gün için, o kilise için ne demekse bugünkü kilise içinde aynı şey demektir. Çünkü Rab’bimiz dün, bugün ve yarın hep aynı Rab’dir ve O’nun kurtarış planı dünyanın sonuna dek işleyecek olan bir plandır.
Şimdi Rab’bin Efes’teki kiliseye hitaben söylediklerine birlikte bakalım:
I. RAB KİLİSENİN RABBİDİR.
“Efesosta olan kilisenin meleğine yaz: Yedi yıldızı sağ elinde tutan, yedi altın şamdanın ortasında yürüyen, şu şeyleri diyor:” (2:1)
Rab evrenimizin yegane sahibi olarak, bütün idareyi ve bütün iradeyi elinde bulundurmaktadır. O yegane zafer sahibi olan Allah’tır. O, kendi halkının ortasında, bu halkı yürekten yönetmeyi amaçlayan gerçek kraldır. O, kiliselerin Mesih’idir. Bu görkemli Rab’bin nerede, ne yaptığına dikkat etmek gerekir. O kendi adıyla yola çıkan her bir seçilmiş imanlının yanındadır, içindedir. İki, üç imanlının bir araya geldiği yerde vaat ettiği gibi onların tam ortasındadır. Ön Asya’da Rab’bin adı ile başlayan ve Rab’bin Ruhunun yönlendirilmesi ile kurulan yedi kilisenin de ortasında duran Rab’bimizin kendisidir. O günde, bugünde dünyanın neresinde olursa olsun, her ne şekilde olursa olsun, Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul eden her imanlı topluluğunun, her kilisenin ortasında duran, başı olan Rab’bimiz Mesih İsa’dır. Buradaki sözüne göre bu yedi kilisenin de ortasında bulunan ve iki önemli şey yapan Rab’bimizin kendisidir.
Rab’bimiz bu yedi kilisenin ortasında iki şey yapmaktadır:
Birincisi; Yedi yıldızı kendi elinde tutmaktadır. Yani yedi kilise tamamen Rab’bin elindedir. Kiliselerin müjdecileri, pastörleri hep O’nun yönetiminde, O’nun denetimindedir. Rab, bu kişileri sağ elinde tutmaktadır. Özellikle buradaki tutmak sözünde oldukça büyük bir yetki vardır. Rab, kilisenin müjdecilerini, kilisenin pastörlerini, kilisenin görevlilerini elinde tutmaktadır. Pastörler, önderler hem ilahi koruma hem de ilahi kontrol altındadır. Bu oldukça emniyet veren bir durumdur.
“Koyunlarım sesimi işitirler, ben de onları tanırım ve ardımca gelirler; ben onlara ebedi hayat veririm; onlarda ebediyen helak olmazlar; ve kimse onları elimden kapamaz. Onları bana veren Babam hepsinden büyüktür. Babanın elinden kapmağa kimsenin gücü yetmez.”
Yuhanna 10:2829
Demek ki, kiliseyi daha ilk imanlısından itibaren bir araya getiren, bir araya toplayan ve kiliseyi ayakta tutan, idaresini elinde bulunduran Rab’dir. O’nun yaratma gücünün “OL” kelimesinde olduğu gibi, kiliseyi oluşturması da yine kendi dudaklarının ucundadır.
Bugün modern dünyamızda kilise kurmayı hedefleyen ve bu konuda çalışma gayreti içinde olan bazı Hıristiyan kuruluşları, bazı zamanlarda bu çok önemli özelliği biraz ihmal etmektedirler. Kiliseyi kuran bizim planlarımız, programlarımız, taktiklerimiz ya da uygulamalarımız değildir. Kilisenin ışığını, meşalesini elinde bulunduran Rab’dir. Bu meşaleyi ateşleyecek olan da Rab’dir. Çünkü her şeyden önce “yedi yıldızı elinde bulunduran” ifadesindeki yıldız sözcüğüne dikkat etmek gerekir. Yıldız ışığın kaynağıdır. Ama eğer Rab yıldızı elinde bulunduruyorsa o zaman ışık kaynağının kaynağı Kendisidir. Yani kısacası kilise ışığını ancak Rab’den alarak yansıtabilir. Kaynak gibi görülenin arkasında asıl kaynak vardır. O da Rab’dir.
Bazen bizler Rab istedikçe bazı şeylere vesile olabiliriz, planlarımız, programlarımız işliyormuş gibi görülebilir. Ama kiliseyi elinde tutacak olan Rab’dir. Kiliseni ortasında Rab’bin yetkin kudreti görülüyorsa, o kilise bir tarih olmayacak demektir. Falanca kültüre, filanca kültüre değil, falanca çağa, filanca çağa ait değil, Allah’a, Mesih İsa’ya ait bir kilise olarak ışığı yanmaya devam edecek demektir.
İkincisi; Rab, yalnızca kiliselerin ortasında durmamaktadır. Aynı zamanda Rab’bimiz kiliselerinin ortasında yürümektedir. Bu dünün, bugünün ve yarının Mesih İsa’da olan kiliseleri için çok önemli bir gerçektir. Mesih İsa İncil’in Matta bölümü 28:20’de “İşte ben bütün günler, dünyanın sonuna dek sizinle beraberim” demektedir. Mesih İsa kilisesinin ortasında durmakta ve kilisesi için de hizmet etmekte, diğer bir deyişle kilisesinin ortasında yürümektedir. Eğer bir kilise İncil’deki yaşamı yansıtıyor ve bereketlenip serpilip gelişiyorsa, sebebi Mesih İsa’nın merkezde olması, onlarla yürümesidir.
Tarihte, Mesih İsa adını kullanıp büyük yanlışlar yapan din önderleri, din tacirleri hatta kiliseler bile olmuştur. Bu durum günümüzde de söz konusu olabilir, zaten buna örneklerde vardır. Yarın da olacaktır. Mesih İsa’nın öğretisine, yoluna, kurtarış yaşamına uymayan yaşamlar, kiliseler yalnızca ismen Mesih İsa’yı kullanan, İncili kullanan kişi ya da kuruluşlardır. İsmen Hıristiyan olan ama Hıristiyan inancının gerçeklerini algılayamayan, hatta inancı yerin dibine geçiren kişiler, yaşamlar da çoktur. Bunlar er ya da geç yok olmaya mahkum edileceklerdir. Bu Rab’bin işidir. Dünya üzerinde belli bir süre gelişiyorlarmış gibi, hal ve gidişleri iyiymiş gibi görünebilirler. Ama ne yazık ki, sonları hayırlı olmayacaktır. Tarihte bir çok topluluklar Rab’bin seslenişine kulak vermemişler ve yeryüzünde zamanlarını doldurduktan sonra yok olup gitmişlerdir. Bugün bunların adları bile anılmamaktadır.
Allah’a ait olan, Mesih İsa’nın kurtarışını ilan eden, O’nun kanındaki aklanmayı anlatan, Rab’de ve Ruhunda tövbeli kişilerin oluşturduğu Allah’ın kilisesi gerçek nur kiliseleridir. Orada kurtuluşun hoş kokusu duyulmaktadır. Onlar canlı cenazeler değillerdir. Mesih İsa’nın zaferli dirilişi bu kiliselerin ruhunu diriltmiştir. Bu nur saçan Allah kiliselerinin ortasında Rab’bimizin kendisi durmaktadır. Rab, bu tarz kiliselerin ortasında durur; arasında yürür.
Mesih İsa, Efes’e olan bu seslenişi ile Efes ve Rab’bin diğer kiliselerini aydınlatmaya çalışmakta ve Kendisinin kim olduğunu açıklamaktadır. Mesih İsa, kilisesinin ortasında adeta sevgi pınarıdır. Bir dost, bir arkadaş, bir sevgilidir. Onlarda, onlarla koşuşturmakta, onlar arasında hizmet etmektedir. Bu hitabetin bu ilk bölümlerinde kendi güç ve görkemini bir kez daha açıklayan Rab artık kendi seçtiklerini yeniden daha yakın bir ilişki için kendine çağırmaktadır. Çünkü kendisi hem Efes kilisesinin, hem ön Asya’daki diğer yedi kilisenin, hem de kurulmakta olan, gelecekte kurulacak olan bütün Allah’ın kiliselerinin yegane Rab’bidir. Mesih İsa, kilisesinin Rab’bidir.
“Senin işlerini ve emeğini ve sabrını ve kötülere dayanamadığını bilirim….ve sabrın vardır, ve benim ismim uğruna dayandın ve yorulmadın” (2:2)
Rab evrenin efendisi olduğuna göre kendi kilisesinin de tek efendisidir. Kilisesinin yaşamını da tam olarak bilen Rab’dir. Burada özellikle “bilme” kelimesi, Rab’bin kilisesinin vizyonunu bilmesi anlamındadır. Kilise her ne vizyona, ön görüşe sahipse bu zaten Rab’bin katında bilinmektedir. Çünkü O her şeyin tek sahibi olduğu gibi, her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeye kadir olan Allah’tır. Bu bağlamda kendi kilisesinin nereye doğru gittiğini çok iyi bilmekte ve kendi istemi doğrultusunda devamı için kendi kilisesini uyarmaktadır. Burada bu uyarılar Efes kilisesi aracılığı ile bütün Allah kiliselerine yapılmış olmaktadır. Şimdi bu uyarıları birlikte görelim:
a. Canlı ve Etkin olması için kilise uyarılmaktadır.
“Senin işlerini ve emeğini…bilirim.” (2:1)
Kilisenin “işler” olarak adlandırılan birçok etkinlikleri vardır. Efes kilisesinde de diğer kiliselerde de olduğu gibi işler vardı. Ve bu işler oldukça yoğundu. Aslında bu ayetleri okuduğumuzda Rab’bin bu işlerden memnun olduğunu görmemiz mümkündür. Ama bu işleri yaparken kendisinin ortada olması ve işlerde kilisenin kendisi ile yürümesi kaydını aramaktadır. Bu şart yerine getirildiği sürece Rab, kendi kilisesi için yapılan her tür işten hoşnut olmaktadır. Zaten Kendi kilisesinin kendisinde etkin ve canlı bir kilise olmasını arzulamaktadır. Efes kilisesi de gerçekten Rab için işleyen, emek veren bir kiliseydi. Kısacası Efes kilisesinin elleri boş değildi. Yaptıkları işleri de boş değildi. Sene sonu geldiğinde, kendilerini değerlendirdiklerinde onların da birçok tövbe edenle sevindikleri, vaftizler gerçekleştirdikleri söz konusuydu.
Efes kilisesine olan bu vahiyde Rab’bin işleyen, etkin, canlı bir kilise arzuladığını görüyoruz. Ama bunun hiçbir zaman Rab’bin önüne çıkmaması gerektiğini de görüyoruz. Allah’la ilişki içinde, Mesih İsa’da yaşayan, Kutsal Ruh’un yönlendirişinde sürekli tapınan halkın, Allah için işlediği, hizmetler oluşturduğu, paylaşımlar gerçekleştirdiği capcanlı etkin bir kilise Rab’bin hedeflediği kilisedir. Ve Allah bize böyle bir kilise için kolları sıvamamız gerektiğini vahyetmektedir. Efes’te bu vahye göre hareket etmek zorundaydı.
b. Kendine hizmetliler edinmesi için kilise uyarılmaktadır.
“Senin işlerini ve emeğini ve sabrını….bilirim.” (2:2)
Günümüzün büyük kentlerinde hizmet vermek, Rab’bi insanlara anlatmak, öğrenci yetiştirmek, yeni bir kilisenin ibadete başlamasına ön ayak olmak ne kadar zorsa o günün Efes kilisesi içinde, kilisenin gelişmesine yardımcı olmak, kilisenin olgunlaşmasını sağlamak o kadar zordu. Çünkü kent, günümüzün bir çok kenti gibi sefahat ve ahlaksızlık içinde yaşıyordu. İnsanların akılları birçok akımlarla karma karışıktı. Ticaret, zenginlik, günlük yaşam insanları yeterince karıştırıyordu. Muhakkak böyle bir karmaşa ortasında imanlılarda etki altına giriyor. Yeni buldukları kurtuluşlarını gönenerek yaşayamıyorlardı.
Gerçekte yeni bir kilisenin kurulmasına ön ayak olmak, yeni imanlıların Rab’de olgunlaşmalarına yardımcı olmak hiçte kolay bir olay değildir. Bu büyük bir sorumluluktur ve oldukça yorucu bir hizmettir. Rab’bimiz Mesih, bu uğurda haça kadar gitmiştir. Demek ki, kilisenin kurulması daima bir bedel karşılığındadır. Allah’ın kilisesi çok değerlidir. Bize çok değer veren Rab, bu değerden ötürü kendi kanını akıtmaktan çekinmemiştir. Böylesine bize önem veren Allah’ın kilisesi çok önemlidir ve özel olarak bunu algılayabilecek kişilerin bu işte sorumluluk alması gerekmektedir.
Bu zaten Rab’bimizin bizlere çağrısıdır. Birileri ama bu yükü gerçekten almaya layık birileri bu yükü taşıyacaktır.
Matta 28:1820’de yer alan O yüce görevi bazen çok ucuz olarak gören kişiler olabilir. Ama bu oldukça zorlu bir görevdir. Sorumluluğu, yükü çok ağırdır. Eğer bir kilise gerçekten Rab ile Rab’de gelişmek istiyorsa bu sorumlulukları anlayabilen kendi hizmetlileri ile bu hizmete soyunmayı bilmelidir.
c. Sabır konusunda kilise uyarılmaktadır.
“Sabrını ….bilirim….sabrın vardır, ve benim ismim uğruna dayandın ve yorulmadın.” (2:23)
Atalar “sabrın sonu selamettir” demektedir. Bu halk arasında da oldukça kabul görmüş bir kavramdır. Aslında sabır gerçekten imanlıyı olgunluğa eriştiren önemli bir kavramdır. O Allah’ın hoşnut olduğu, olmasını istediği, Allah’a olan imanın ve itaatin bir göstergesi olarak kabul ettiği bir davranıştır. Burada aynı zamanda Efes kilisesinin sabrı övülmektedir. Demek ki, kilise kurma hizmeti zorlu bir hizmet olduğuna göre oldukça sabır gereken bir iştir. Sabır problemlerle gelişmektedir. Zaten bu anlamda Yakup “Ey kardeşlerim, ne zaman çeşit çeşit tecrübelere düşerseniz, imanınızın imtihanı sabır hasıl ettiğini bilerek, bunu tam bir sevinç sayın. Ve sabır kendi işini ikmal etsin ki, bir şeyde eksiğiniz olmayarak, kamil ve tam adamlar olasınız.”[1] demektedir.
Sabır, yalnız iman hizmetinde değil, aynı zamanda imanın gelişiminde de çok önemlidir. Dua ve sabır adeta bir arada ayrılmaz ikili olarak imanlının hizmetindedir. İşte bu nedenle Efes kilisesi bu konu da uyarı almaktadır. Sabırla çok ama çok engeller aşılacaktır. Kilisenin gelişiminin en temel direklerinden biri Kutsal Ruh’ta dua ve diğeri ise Rab’bin kelamında sabırdır. Rab, bunu yaşamında tutan kiliseyi çok bereketleyecektir.
d.Şeytanın oyunlarına karşı kilise uyarılmaktadır.
“...kötülere dayanamadığını bilirim...” (2:2)
“...kötülere dayanamadığını bilirim...” Burada yine Allah’ın böyle bir davranıştan ne kadar hoşnut olduğunu anlamamız mümkündür. Allah, kilisesinin şeytanın oyunlarına, planlarına, tuzaklarına karşı ayık ve uyanık durmasını istemektedir. Rab’bimiz bizi, işlerimizi, vizyonumuzu çok yakından bilmekte ve takip etmektedir. Bu noktada bizi esas düşmana karşı uyarmaktadır. O’nu hoşnut eden; kilisenin çalışkanlığı, kendi işçilerine sahip çıkması, bu işin zorluğuna sabır göstermesi ve kötünün oyunlarına karşı hassas olmasıdır. Böyle bir kilise, Rab’bin ortasında durduğu ve arasında yürüdüğü bir kilisedir. Böyle bir kilise bereketlenen kilisedir. Bu noktada kötüye dünya sonuna kadar Allah bir süre vermiştir. Zaten Mesih’in ölümden dirilişi ile şeytan yenilmiştir ama hala zarar vermek için elinden geleni yapacaktır. Bu nedenle kilise, Mesih’in uyarısına dikkat etmelidir. Kötünün en ufağına bile yol açmamak için elinden geleni yapmalıdır. Rab, kendi kilisesini kendi uyarıları ile istediği konuma çıkarmak için gayret göstermektedir.
e. Ruhsal anlamda ayırt edici olabilmesi için kilise uyarılmaktadır.
“..resul değilken kendilerine resul diyenleri tecrübe ettin, ve onları yalancı buldun;..” (2:2)
“Ey sevgililer, her ruha inanmayın, fakat Allah’tan mıdır diye, ruhları imtihan ediniz..”
1. Yuhanna 4:1
Rab’den olan her şey, kelamdan öğrendiğimize göre bize sevgi, sevinç ve esenlik verecektir. Rab’den gelen, O’na ait olan da daima bir huzur ışığı, umut ışığı görülecektir. İmanımızın gelişimi için bize müsaade edilmiş denemelerde bile bu böyledir. Sürekli olarak Rab’bin kelamını okuyan, O’nun Ruh’u ile dolu olarak yaşayan bir Hıristiyan Rab’den olmayan, Rab’den gelmeyen şeyleri kolaylıkla ayırt edebilecektir. Bu her zaman pek kolay olmasa da dua ile Mesih’i kralı olarak kabul eden imanlı Hıristiyan, eninde sonunda ayırt etmeyi bilecektir.
Efes kilisesi Rab’de olan sadakati, Rab’le yürümesi karşılığında bu gerçeği yaşamıştır. “Resul değilken kendilerine Resul diyenleri tecrübe etmiş ve onları yalancı bulmuştur.” Kısacası onları ayırt edebilmiştir. Demek ki kiliseler içinde Rab’be itaat etmeyen, kendi çıkarları ya da öğretişleri peşinde koşan kiliseler olacaktır. Bu kişiler üstüne üstlük Rab’bin adını da kullanacaklardır.Bu Mesih İsa’nın zamanında da olmuştur, şimdi de olacaktır. Gelecekte de olmaya devam edecektir. Bu tarz Mesih’in içinde bulunmadığı ama insanların sanki Mesih’in kilisesiymiş gibi tanıttıkları bu kiliselere giden birçokları da kendilerini Hıristiyan olarak da tanıtmaya devam edeceklerdir. Oysa gerçekte onlar Mesih İsa’nın baş olduğu, kelamın ve Kutsal Ruh’un yönettiği bir kilisede olmadıklarının farkında bile değillerdir. Demek ki, bunu ayırt etmek için insana değil, Rab’be, O’nun kelamına ve O’nun Kutsal Ruh’una bakmak gerekir. Burada önemli olan kilisenin önderlerinin ve ana cemaatinin, ayık ve uyanık olması ve gerçekten Rab’bin izleyicisi olmasıdır. O zaman Kutsal Ruh, bu tarz Rab’bin adını kullandıkları halde Rab’den uzak olan kişileri Rab’bin kilisesi dışında bırakacaktır.
Efes kilisesine hitap ile Rab kilisesini Ruhsal anlamda ayırt edici olmanın ne denli önemli olduğunu hatırlatmaktadır. Bir başka deyişle yine Rab kilisesinin sürekli kelamda, Rab’bin Ruhunda ayık ve uyanık olmasını istemektedir. Kişilerin ya da öğretişlerinin insana göre değil, Kendisine göre olması konusunda hassas olunmasının önemini dile getirmektedir.
f. Kilise dayanıklı olması konusunda uyarılmıştır.
“Sabrın vardır ve benim ismim uğruna dayandın” (2:3)
Yukarıda değindiğimiz gibi Yüce Allah kendisi ile birlikte dayanmayı çok sevmektedir. Rab’le olan sabrı çok sevmektedir. Bundan hoşlanmaktadır. Kilise açık arazide kurulmuş bir ev gibidir. Kilisenin rüzgarı çok olur, düşmanı çok olur. Çünkü karanlık aydınlığı, sahte gerçeği sevmez. Bu bağlamda Allah’ın hoşnut olduğu kilisenin her ne olursa olsun dayanmasıdır.
Bu dayanıklılık konusunda gerekli olan temel İncil’in içinde vardır. Bunların başında Rab Mesih İsa,, Kutsal Ruh ve Kelam ile birlikte yürümek ve bu üç ana unsur üzerinde sabitleşmek gelmektedir. Rab’bin yüreğimizdeki, aklımızdaki ve ruhumuzdaki varlığı adeta bizim için ruhsal anlamda yaşam kaynağıdır. Burada sabrın hemen arkasında “benim ismim uğruna dayandın” cümlesi gelmektedir. Dayanmanın ana nedeninin Rab olması, Rab için büyük bir önem taşımaktadır ve bu aynı zamanda dayanma için bir esas temel oluşturmaktadır. Aynı zamanda bu ismin yalnızca sözel anlamı değil derinliği ve bir arka planı vardır. Bu planın arkasında, bir başka deyişle Mesih’in adı altında yatan cevher Allah’ın kurtarış müjdesidir. Ve bu Müjde Sonsuz Hayatı sağlayan müjdedir. Dolayısı ile dünyada ve kainatta bundan daha başka, daha önemli, daha değerli bir hazine yoktur. Bu isim, gerçek manada sonsuz hayat veren, alemlerin Rab’binin sunduğu kurtuluş vizesidir. Bu isim uğruna, bu ismin gerçek manası uğruna her şeye dayanılır. Ama burada önemli olan bu ismin gerçek manasının, kurtarış gücünün, yetkisinin ne olduğunun tam olarak bilinmesi, anlaşılması, akıl ve yürek ve ruhla tam olarak kabul edilmesidir. Dayanma ancak O’nun adı ,ancak O’nun yetkisi, ancak O’nun varlığı ile mümkün olacaktır. Efes kilisesi bunu yaşamıştır. Allah tarafından bunun ne kadar beğenildiği açıktır. O zaman burada Rab’bin kilisesinde beklenilen; kilisenin bu gerçeği iyi bellemesidir. Rab’bin Kilisesi Mesih’in isminde sabrı kuşanmış, Allah sevgisinde dayanıklı bir kilise olmalıdır.
g. Kilise, kararlı olması konusunda uyarılmaktadır.
“Dayandın yorulmadın... Fakat” (2:3)
Burada “FAKAT” çok önemli bir konuyu hatırlatmak için kullanılmaktadır. Bu hem Efes Kilisesi, hem de bizler için çok ama çok önemlidir. West Minister İnanç Bildirgesinde de söz edildiği gibi aslında dünya üzerinde mükemmel bir kilise yoktur. Ve olmayacaktır da. Çünkü Mesih’in sözlerinde olduğu gibi bizler hala dünyadayız. Bu anlamda Mesih İsa’da kurtuluş bulmuş bizler ancak gün be gün Mesih İsa’da O’nun benzerliğinde O’nun gelişine dek değiştirilmiş olacağız. Kelam bu konuda şöyle diyor: “O’na benzer olmak üzere değiştiriliyoruz.”[2] Adeta iman ettiğimiz anda başlayan göksel yolculuğumuz ancak vaadi üzerine gelişi ile tamamlanacak bir ruhsal kurtuluş yolculuğudur. Bizler Mesih’te gün be gün daha iyiye daha çok Mesihleşmeye gideceğiz o kadar. Her şey ancak O geldiğinde tamam olacak ve mükemmel olacak. Rab’bimiz yine de bizi her gün mükemmele yaklaştırmayı arzuladığı için sürekli olarak bizi uyarmakta ve bize hatırlatmalarda bulunmaktadır.
Efes Kilisesi gerçekten Rab’bin beklediği, hoşlandığı davranışları sergileyip durmuştur. Efes kilisesi, yukarda ele aldığımız konularda; iman, ibadet ve hizmet konularında gerçekten Rab’bin istemine yaraşır bir biçimde davranmıştır. Yüce Yaratıcıyı hoşnut etmiştir. Ama bütün bunları yapan kilisenin hala eksiği vardır. Zaten amaç bunu ortaya koymak, bunu sergilemektir. Allah kilisesinin hangi konularda tam hangi konularda eksik olduğunu göstermek maksadı ile seçtiği bu kilisesi üzerinde bize gerçekten güzel bir kilise dersi vermektedir. Allah’ın istemini güzel bir biçimde yerine getirmeye gayret eden Efes kilisesi farkında olmadan bir başka noktada ayartılmaya, farklı bir yöne kaymaya başlamıştır. Bu kayma, bu zayıflama konusu iman, ibadet ve hizmet konularında yürekten, imanın sonucu olarak canla başla hareket etmek yerine mekanikleşmeye doğru gitme konusudur. Efes Kilisesi, Allah’ın arzuladığı bu iman, ibadet ve hizmeti adeta bir adet üzere yapmaya başlamış, yürekten değil de yapılması gerektiği için, mekanik bir biçimde yapmaya doğru yönelmiştir. Otomatik olarak bu da bir rutin oluşturmaya başlamıştır..Aslında önemli olan Allah ile olan ilişkinin derinliği ve zenginliğidir. Her şeyin bu kaynaktan aldığı güçle yapılması, yerine getirilmesidir. Oysa rutin bu ilişkinin esas kaynağını unutturmaya başlamıştır. Böyle olunca da, Allah’la Mesih İsa ile olan o muhteşem bağın heyecanı kalmamıştır.
Mesih İsa “Seni asla bırakmam, Seni asla terk etmem”[3] demektedir. Bu bağlamda kendisini bu denli hoşnut eden kilisenin sağa ya da sola sapmasına mani olmak istemektedir. Bu bağlamda hem hoşnut olduğu kilise modelini hem de kiliseyi bekleyen tehlikeleri bildiren Rab, sevdiklerini bırakmayacağı konusunda da oldukça net bir açıklama sunmaktadır. Özellikle çağımızın hızlı yaşam çizgisi içinde kilise daha da çabuk bu zayıflığa düşme şansızlığına sahiptir. Bu nedenle bizler bu uyarıyı yalnız geçmişteki kiliseler için değil, günümüzün modern yaşamı içinde doğmuş ve her şeyi bu pencereden gören, görmeye çalışan kiliseler içinde iyi bir biçimde değerlendirmeliyiz. Kilise daima o ilk iman heyecanını yaşadıkça, Rab’bin canlı kilisesi olarak kalacaktır. Yoksa canlılık, yalnızca müziğin canlılığında, sunduğu etkin programların, verdiği imkanların canlılığında değildir. O ilk iman aşkı ile, kelamın açık bir biçimde yaşanmasındaki canlılık kiliseyi Rab’bin yaşayan kilisesi yapacaktır. Bu ayetlerle Efes gibi bir çok konuda güzel bir biçimde giden ve Allah’ı hoşnut eden kilise, yeniden o ilk heyecanına, o ilk aşkına davet edilmektedir. Demek ki Mesih’le kavuşulan yeni yaşam bir heyecandır, bir serüvendir ve bir ilk aşktır.
Belki burada bir kez daha tekrar etmekte fayda olacaktır. Allah’ın gerçek kilisesi Mesih’in baş olduğu, kelama ve Kutsal Ruh’a sürekli bakmasını bilen kilisedir. Ve böyle bir kilise Allah’ta bulduğu o ilk aşkını, o ilk heyecanını asla yitirmemelidir. Allah’la kavuştuğu o muhteşem aşkı, kurtarılmışlığının sevincini unutup, gündelik rutin içinde Rab’bin müjdesinde kazandığı o ölçüsüz değeri geçici değerlerle değiştirmemelidir.
Allah’ın Efes Kilisesine olan vahyinden üç ana başlık altında genel bir ders çıkarmamız mümkündür:
a. Kilise günaha düşebilir:
Yukarıda da söylediğimiz gibi; Mesih’e iman eden kişilerin bir araya geldiği, bazı yörelerde evlerde, ya da belli toplanma salonlarında ya da Allah’a adanmış görkemli kilise yapılarında toplanmış kilise, insanın sınırlı ve günahlı doğasından ötürü dört dörtlük, mükemmel bir oluşum değildir. Kilise, Mesih İsa’da, Kutsal Kitaba ve Kutsal Ruh’a göre mükemmelliği arayan, arzulayan bir oluşum olduğu halde kendisi, insanın kendi doğasından ötürü mükemmel değildir. Mükemmelliğin yegane kaynağı Rab’bin kendisidir. Ve mükemmellik ancak Rab’den kaynaklandıkça Rab’be makbuldür. İnsanın kurtuluşu da ancak Mesih’in çağrısı ile gerçekleştiğine göre, kurtuluş da ancak Rab’bin lütfu olarak bize, Mesih’te inananlara verilmiştir. Mesih’teki her insan ancak Mesih’in kanı sayesinde günahlarından kurtulmuştur. Bu nedenle günahlarından kurtulmuş olduğu halde günahlı geçmişi ve kendi içinde kökten var olan kendi benliği, bir başka deyişle eski ademi zaman zaman ön plana çıkar, bu nedenle Mesih’in topluluğu, İncil’e iman eden halk ve onun oluşturduğu kilise de zaman zaman insansal eksiklere maruz kalır. İnsanın kurtulmuş olduğu halde zaman zaman düşebildiği gibi kiliseler de düşebilir. Ama bu noktada Allah çok ciddidir. Eğer Kilise günaha düşüyor ve günahından dönmeyip ısrar ediyorsa o zaman Rab çok keskin bir uyarıda bulunmaktadır.
“Sana gelirim ve şamdanını kaldırırım”
Vahiy 2:5
Bu oldukça ciddi bir uyarıdır.Burada Rab’bin ikinci gelişinden değil, bu işin herhangi bir zamanda olacağından söz etmektedir. Ve bu uyarıyı kulak arkası eden Efes Kilisesine çok geçmeden bu olmuştur. Bu kilisenin ışığı ne yazık ki sönmüştür. Demek ki mükemmel olmayan bizlerin oluşturduğu mükemmel olmayan kilise yine de Allah’ın uyarıları doğrultusunda kurtulmuşluğunu gönenmeyi aramalıdır. Eğer uyarılara kulak asılmıyor ve bir anlamda “boş ver” deniyorsa yani günah, herhangi bir günah konusunda ısrar ediliyorsa, o zaman Rab dediği, uyardığı gibi, bu yanan şamdanı kaldıracaktır.
Bu durumda Rab’bin istediği kilisenin günahını görür görmez tövbe etmesi ve Allah’ını hoşnut ettiği bütün şeyleri yaparken Mesih İsa’da olan aşkını diri ve canlı tutmasıdır. Bu ilişki mecburiyetin getirdiği sıkıntılı bir ilişki değil aşk ilişkisi gibi heyecan verici bir ilişki olmalıdır.
b. Mesih İsa’nın istediği, her şeyin üstünde sevginin yer almasıdır:
Elçilerin işleri 19:20 de “Böylece Rab sözü kudretle büyüyüp kuvvetlendi” demektedir. Kısacası bu ayette Efes Kilisesinin güçlenmesinden, büyümesinden bahsetmektedir. Burada sorulması gereken en önemli soru şudur: Acaba, bu kilise neden büyük bir kilise olmuştur? Bu kiliseyi büyüten, geliştiren, yeşerten sevgidir. Bu sevgi Allah’tan gelen, kaynaklanan Allah sevgisidir. Bu sevgi, karşılık beklemeden sunulan “Agape” dediğimiz sevgidir. Bu Mesih İsa’da bize açıklanmıştır. Kiliseyi kilise yapan Mesih İsa’nın ortada durması, Mesih İsa’nın arada yürümesi, kısacası sevgisini kilisesine sunmasıdır. Kilisenin bu sevgiden doya doya, kana kana içmesidir. Sevgi Mesih’in yeni ve en önemli emridir. “Eğer birbirinize sevginiz olursa benim şakirtlerim olduğunuzu bütün insanlar bununla bilecekler”[4]
İnancımızın temelini oluşturan bu tür sevgi, Kutsal Ruhça yüreğimize dökülmektedir. Romalılar 5:5 te “Çünkü bize verilmiş olan Ruhul Kudüs vasıtası ile, Allah’ın sevgisi yüreklerimize dökülmüştür.” demektedir. Bu yüreklerimize dökülen sevgi, ruhun meyvesi olarak ürün vermektedir. “Fakat Ruhun semeresi sevgi, sevinç, selamet tahammül, lütuf, iyilik, sadakat, hilim zaptı nefstir...”[5] Görüldüğü gibi sevgi, Kutsal Ruhun ilk ürünüdür. Sevgi, Allah’ın mükemmel sunusu, Ruh’un en güzel meyvesidir.[6] Sevgisiz biz gerçekten hiçiz. Sevgi Allah’tan geldiğine göre, Sevgi yoksa gerçek Tanrısal sevgi yoksa, Allah’tan aldığımız da yok demektir. Bu nedenle Allah kilisesi ayık ve uyanık durmalı, kilisenin ortasında Mesih İsa durmalı ve arasında Mesih İsa yürümelidir. Böyle olursa bu tarz bir kilise Mesih’in kilisesi olacak ve mümkün mertebe günaha, Allah’ın istemediği yöne gitmeyecektir. Aynı zamanda böyle bir kilise için Allah’ın en çok istediği, Kendinden kaynaklı olan sevgiyi en üstte tutmayı bilmesidir. Çünkü Mesih İsa ile yürünen iman yolunda, karşılıksız sevgi kiliseyi bir bütün halinde, mümkün mertebe Rab’be bakan olarak tutacak, birlik ve beraberlik içinde kilisenin büyümesini sağlayacaktır.
5. ayete geldiğimizde Rab’bin uyarısı ile karşı karşıya gelmekteyiz. “nereden düştüğünü hatırla, tövbe et… ve yap” Eğer Rab ile birlikteysek, O’nunla yürüyorsak Rab, bizim eksik olan yönümüzü sevgisi ile bize gösterecektir. Burada Efes’e sevgisi ile dokunan Rab, “nereden düştüğünü hatırla” sözüyle yaşamlarımız üzerindeki bu sevgi dokunuşuna bir örnek sunmaktadır..Kiliseye düşmeden önce yaşanılan mutlulukları hatırlatma arzusundadır. Rab’le olan, Rab’le geçirilen her zaman ne kadar verimli, ne kadar bereketlidir. Ama bir kez düşmeye başladık mı, artık dikkatimiz Rab’den çok farklı yönlere yönelmektedir. Dolayısı ile o mutlu yaşam yavaş yavaş yerini kaygılara, korkulara bırakmaya başlar. İşte, tam bu noktada o tanıdık nazik, ince ses bize bir emir ile uyarıda bulunur. Aslında bu. “tövbe et” emri ile yaşamımızda görülen bütün zayıflıklardan, eksikliklerden günah yüklerinden kurtulmamız istenmektedir. Bunların görülmesi ve alçakgönüllülükle Rab’bin önüne gelinmesi istenmektedir.
Rab’bimiz merhamet Allah’ıdır, bağışlayandır. Eğer büyük bir samimiyetle önüne gidilirse anında bizi kabul edendir. Ve samimi tövbeden sonra Rab, yine O’nu hoşnut eden hizmetlerde, ibadet ve itaatlerde devam etmemizi istemektedir. Bu anlamda “tövbe et” emrini “ve evvelki işleri yap” emri takip etmektedir. Rab, düştüğümüz zaman hemen tövbe ile toparlanmamızı ve devam etmemizi istemektedir. Ama tövbeyi geçiştirme anlamında bir tövbe değil, gerçekten yürek pişmanlığı ile yapılan bir tövbedir. Kişi bundan sonra evvelki, o Allah’ı hoşnut eden işlere devam edebilir. “evvelki işlerini yapmaya devam et” emri, Allah’ın istemi doğrultusunda yapılan her şeyden ne kadar hoşnut olduğunun güzel bir göstergesidir. Bu işler Allah’ı hoşnut etmektedir. Ve hepsi aslında Kutsal Ruh’un meyvesidir. Çünkü esas olarak sizde duran Mesih’ten kaynaklanan işler, esas Allah’a yücelik getirebilecek olan Ruh’un işleridir.
“Hatırla… tövbe et… yap” bu üç aşamalı sesleniş kilisenin titreyip kendine dönmesi, kendine çeki düzen vermesi içindir.Kendini yenilemesi içindir.
Demek ki, Rab’bin kilisesi zaman zaman kendine bakmalı, nerede olduğuna dikkat etmeli, kurtuluşunun görkeminin esas sahibini hatırlamalı ve günahlarından hemen tövbe edip yeniden Allah’ın istemi doğrultusunda devam etmelidir. Bu devam ediş, sevgi ile, sevinç ile, gayret ile, kurtulmuşluğun bilincinde ve coşkusunda bir devam olmalıdır. Bu Allah’a dönüşle kilise hem Allah ile ve hem çevresindekilerle iyi bir ilişki içinde olacaktır. Ve kilise ancak Rab’bine döndükçe gerçek Allah kilisesi olarak var olacaktır.
SONUÇ:
Mesih İsa Anadolu’ya yaptığı seslenişinin bu bölümünde Efes kentinin içindeki Mesih İsa’nın Kilisesine hitap etmiş, ve onlara iman ve hizmet yaşamlarını sürdürdükleri bir sırada farkında olmadan, Rablerine olan ilk sevgilerini unuttuklarını hatırlatmıştır. Rab’le başlayan bir kilise, Rab’le devam etmeli ve Rab’bin başlattığı işi bitirmesinde elinden gelen sorumluluğu yerine getirmelidir. Bu sorumluluğun büyük bir bölümü O’nun sevgisini yaşamak ve başkalarına aktarmaktır. Görüldüğü gibi Rab kilisesini bir sevgili gibi hep yanında görmek istemektedir. Kilise o ilk imana adım attığı andaki aynı sevgide aynı bağlılıkta ve aynı coşkuda devam etmelidir. Bu Rab’bin kilisesinden beklediğidir. İman itaat ve hizmette temel olarak Rab hep o ilk aşkı aramaktadır.
Bu bağlamda Rab’bimiz Mesih İsa dün, bugün, ve yarın hep aynıdır. O dün ne yaptı ise bu gün de, yarın da aynı şeyi yapacaktır. Dün ne dedi ise; bu gün de yarın da aynı şeyi söyleyecektir. Rab kilisesini hep yanında, Kendi hükümranlığı, sevgisi altında görmek istemektedir. Bu anlamda da en ufak bir kaymaya dahi razı olmak istemediği için kilisesini hep kendisine çağırmaktadır.
O zaman Rab’bin kilisesi “zaman zaman kilise kendisini ayarlamak için vakit ayırmalıdır” Bizler hem kişi olarak, hem de kilise olarak ancak durup Rab’be bakma fırsatı bulduğumuzda Rab’bimiz tarafından ilk sevgimizde yenilenebilecektir.
İşte, Rab’bin Efes kilisesine ve bu kilise aracılığı ile dünyadaki diğer Rab’bin kiliselerine seslenişi bunları kapsamaktadır. Bu çağrıya kulak veren kişi için ise Rab’bimizin vaadi cennettir ve yaşam ağacından yiyeceği gerçeğidir. Sonsuzluk denizine girdiğimizde Allah’ın lütfuna sahip olabilmek ne güzeldir. Sonsuzluk denizinde yaşamın kaynağına kavuşmak ne güzeldir. Bu vaadin gölgesinde serinleyerek Rab’be ve O’nun o ilk aşkına kavuşmak ne güzeldir.
İZMİR KİLİSESİNE,
Vahiy 2:811
Ölmüş ve tekrar dirilmiş olan birinci ve sonuncu, şu şeyleri diyor: senin sıkıntını ve fakirliğini (fakat zenginsin.) ve Yahudi değil, ancak şeytanın Havrası iken kendilerine Yahudi diyenlerin küfrünü bilirim. Çekmek üzre olduğun şeylerden korkma; işte, iblis tecrübe olunasınız diye , sizden bazılarını zindana atacak, ve on gün sıkıntınız olacaktır. Ölüme kadar sadık ol, ve sana hayat tacını vereceğim. Kulağı olan işitsin, Ruh kiliselere ne diyor. Galip olan ikinci ölümden zarar görmeyecektir.”
Rab’bimiz Anadolu’ya seslenişinin ikinci kısmında İzmir’deki Kiliseye seslenmektedir. “Çekmek üzere olduğun şeylerden korkma... ölüme kadar sadık ol, ve sana hayat tacını vereceğim.”
Mesih İsa’nın İzmir’deki kiliseye seslenişinde büyük bir teşvik görmekteyiz. Acaba bu kiliseye böyle seslenişinin temelinde neler yatmaktadır. İlk kiliseye ve diğer kiliselere olan hitapta olduğu gibi burada da amaç Allah’ın arzuladığı kiliseyi örneklemek ve bu kilisenin üzerinde yine Allah’ın hoşnut olduklarını ve hoşnut olmadıklarını göstermektir. Doğrusu Allah’ın kilisesinden beklentisi sürekli olarak ışık saçmasıdır. Hem üyelerinin ruhlarına Mesih İsa’nın kurtuluşunda ışık saçması, hem de Mesih’te henüz kurtuluşu bulmamış kişilere Allah’ın kurtarışını sunmasıdır.
İzmir, şehir olarak o dönemin en önde gelen kentlerinden biriydi. Efes, İzmir’den önce geliyordu. İzmir ise ikinci sırada en önemli kent olarak bölgede yerini alıyordu. Ticaret kentin ana geçim kaynağıydı. Özellikle “Mür” dediğimiz parfümün ticareti ile ün salmıştı. Bu parfüm Roma döneminde özellikle cenazelerde kullanıldığı için bir hayli yoğun alıcısı olan bir parfümdü. Dünya o günlerde de oldukça kara günler yaşıyordu. Hastalıklar, savaşlar bir çok canlar aldığı için dolayısı ile “mür” en çok aranan mallar arasındaydı. Bu da İzmir tüccarının zenginleşmesi anlamına geliyordu.
Kenti diğer önemli kılan unsur ise, o dönemin putperest inançları için önemli tapınakların bulunmasıydı. Bu kozmopolit yapı içinde Yahudilerde sinagoglarında ibadetlerini sürdürüyorlardı. Yahudiler için, “Yolun İzleyicileri” büyük bir tehdit oluşturuyordu. Çünkü Eski Antlaşmaya dayalı temel öğretileri, Mesih İsa’nın kurtuluş müjdesi ile bütünleşiyor ve Allah’ın etkili kelamı birçok Yahudi’yi geleneklerinden koparıp bu yeni yola getiriyordu. Doğal olarak bu değişim Yahudi din adamları için oldukça rahatsız edici bir gelişim olduğu için sürekli olarak tepki gösteriyorlardı. Hatta “Yolun İzleyicilerine” yani Mesih’e iman edenlere oldukça büyük eziyetler ediyorlardı. İzmir kilisesinin yaşadığı dönemi biraz olsun gözümüze getirdikten sonra buradaki ayetlerin derinliklerinde gezinmeye başlayabiliriz.
Yukarıda da değindiğimiz gibi özellikle İzmir kilisesi, Yahudilerin baskıları ile karşı karşıya kalmış bir kilisedir. Bu nedenle oldukça eziyet çekmiş bir kilisedir. Bütün bu eziyetlere rağmen İzmir kilisesi, yedi kilise içinde “taçlandırılacağı” söylenilen tek kilisedir. Yüce Allah’ın seslenişinde Mesih İsa’da inancını hakkıyla yaşayan ve her tür eziyete dayanan kiliselere görkemli bir haber verilmektedir. Bu haber de böyle kiliselerin “taçlandırılacağı” haberidir. İşte, bu örnekle Rab’bin önümüze koyduğu gerçek budur. Rab’bin uğruna, samimi inançlarından ötürü ızdırap çeken kiliseler aslında Allah’ın özel bereketine nail olmuş kiliselerdir. Rab, böyle kiliseleri özel olarak taçlandırmak istemektedir.
Çoğu zaman bizler sorunlar üzerimize geldiğinde bırakıp kaçma yönünde eğilim gösteririz, sıkılırız. Oysa imanlı için bazen sorunlar imanda ilerleme için önemli bir fırsattır. İzmir kilisesinde görüldüğü gibi, sorunlar imanlıya yaraşır bir biçimde karşılandığında taçlanma, Allah önünde onurlandırılma gibi sonuçları da beraberinde getirirler. Oysa bizlerin en ufak bir sorunda gemiyi ilk terk eden olmamız bizim imanda gelişmemize ket vurmamızdan başka bir işe yaramayacaktır. Allah’ın zamanını beklemek, öğretmek istediğini anlamaya çalışmak asıl olandır.
İzmir kilisesine hitabında Rab’bimiz önce kendisini tanıtan, kendisini tanımlayan birkaç sözcük kullanmaktadır. “ölmüş ve tekrar dirilmiş olan, birinci ve sonuncu şu şeyleri diyor” (2:8)
Bu cümlede Mesih İsa’nın kendisi ile ilgili iki önemli noktayı kilisesine hatırlatmak istediğini görüyoruz. Bunlardan birincisi:(Kendi kişiliğidir.) Mesih İsa’nın kendi kimliğini, kişiliğini kilisesine hatırlatmak istemesidir. Bir başka tabirle Mesih İsa kilisesine; “Benim kim olduğumu ve neler yaptığımı hatırlayın” diyerek söze başlamaktadır. “Birinci ve sonuncu olan”, “Her şeyin başı ve sonu olan”; “Ben kelam olan”; “Bu kelam olan Benle evrenin yaratıldığı Ben” diyerek Allah kelamı kilisesine uzanmaktadır.
O Mesih ki, başlangıçta göremediğimiz öz, evrenin hakimi olan o muhteşem görkemin, yani Baba diye seslendiğimiz özle birliktedir. Şu anda bizimle birlikte olan, bizi ibadete teşvik eden, Allah’ı anlamamıza, kabul etmemize, Mesih’teki kurtuluşu gönenmemize sebebiyet veren Kutsal Ruh’la birliktedir. Kutsal Üçlüğün ikinci kişisidir. Kendisini üç kişilikte biz insanlarına açıklayan muhteşem Tek Allah’ın dünya ya sunduğu kurtuluş kelamıdır. Birinci olandır, sonuncu olandır. Demek ki, her şeyin ilki ve her şeyin sonu olmakla her şeyi kapsayan, zamanın ve sonsuzluğun Allah’ıdır.
İşte, böylesine ifade edilemez muhteşemliğin sahibi, bu muhteşemliği içinden İzmir kilisesine bu sözleri söylemektedir. Bu kilisenin nezdinde Allah’ın kiliselerinden beklediğini bir kez daha ifade etmektedir. Bu sözler bu nedenle çok önemli sözlerdir. Herkesin söylediği, kullandığı sözlerden kaynak ve yetki olarak çok ama çok farklıdır. İşte, bu sözleri “birinci ve sonuncu Olan” söylemektedir.
Görüldüğü gibi, Allah’ın burada kendisi ile ilgili takdimi, aslında vahyin ne denli dikkatle algılanması istemini de beraberinde taşımaktadır.
Allah’ın kendisine ilişkin kilisesine hatırlatmak istediği ikinci nokta ise; (Yaptığı iştir) Evet, başlangıç ve son olan Allah’ın bizler için yapmış olduğu iştir. Yani, “Ölmüş ve dirilmiş” olmasıdır.
Tek olan ve kendisini Kutsal Üçlükte bizlere açıklayan O muhteşem Allah, O birinci ve sonuncu olan Rab, bizim kurtuluşumuz için Kendi Kelamını, Sözünü bir bedende bizlere sunmuş ve bu sunuşta yani Mesih İsa’da bizim kurtuluşumuz için ölmüş ve dirilmiştir. İşte, bu Allah, İncil’in Filipililer bölümü 2:59’da dendiği gibi “Allah’ın suretinde olduğu halde..haç ölümüne kadar itaat etmiş…” Olandır.
Yaptığı işte kendisi dünyada insanların arasında olmuş, onların yaşadıklarını, sorunlarını hissetmiş, onlara kurtuluş olmak için bütün kurbanların toplamı olarak, bütün günahları üzerine toplayarak, karşılıksız bir sevgi ile kendi seçilmişlerini kurtarmak uğruna ölmüştür. Sonra zaferli bir biçimde dirilişi ile Rab’bin kurtarışını insanlara lütuf olarak sunmuştur. İşte, bu kurtuluşu gönenmek, Mesih İsa’yı Allah kelamı olarak kurtarıcı ve Rab olarak yüreğe almak tam anlamı ile yeni yaşama kavuşmaktır.
O’nun ölümü ve dirilişi Allah’ın yarattığı insanı için yaptığı bütün planı ortaya koymaktadır. Bu plan Kutsal Yazıların tamamını oluşturan Allah çizgisini oluşturmaktadır. Bu nedenle Mesih İsa’ya iman eden bir Hıristiyan için bu çizgi dışında kalan bir inanca iman etmesi mümkün değildir. Çünkü çizgi Tevrat’ın başından beri Mesih’in göğe yükselişine dek süren bir çizgidir. Bütün bu anlamların sonucunda “Birinci ve Sonuncu” olan, adeta insanlık tarihini avucu içinde tutan, evrenin başını ve sonunu sonsuzluk denizi içinde belirleyen, muhteşem görkem sahibi olan Allah şöyle diyor demektedir. “Ölmüş ve tekrar” dirilmiş sözüyle de kişisel olarak sevdiği, kendisine çektiği insanı için derin ve karşılıksız sevgi sahibi, insanına inanılmaz kurtuluş, yeni ve sonsuz yaşam veren Allah şöyle diyor demektedir.
Rab Mesih İsa gerçekten de kendisini İzmir kilisesine çok güzel bir biçimde açıklamaktadır. Onların zorluklarını, çektikleri sıkıntılarını çok iyi anladığını belirterek bütün bunların sonucunda oldukça iyi bir ödülle ödüllendirileceklerini müjdelemektedir. Bu vahiy, Allah yolunda Mesih’in gerçek izleyicileri için gerçekten çok büyük bir teşvik içermektedir. Hem o günkü kilise için, hem de bugünkü kilise için bu sözler çok şey ifade etmekte ve insanı yürekten yakalamaktadır. Allah’ın hoşlandığı kilise olmak ne güzeldir. Allah’ın hoşlandığı bir kilise olarak her şeye katlanmak, her şeye dayanmak ne güzeldir. Sonucu herkesin efendisi Rab’bimizin katındadır.
İncili Hıristiyan kiliselerinin inandığı, ibadet ettiği Rab, ölmüş ve dirilmiş olan, birinci ve sonuncu olan Her şeye kadir Mesih İsa’dır. Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’ta tek olan Yüce Allah’ın kendi insanlarına sunduğu kurtuluş kelamıdır. Bunları zaten kabul etmeyen kiliseler sadece kilise adını kullanan kuruluşlardan başka bir şey değillerdir.
“bilirim” Sözü ikinci kiliseye seslenişte de oldukça dikkat çekicidir. Efes kilisesine olan vahiyde de Rab Allah “bilirim” kelimesini kullanmıştır. Evet, “Başlangıç ve Son” olan “Ölmüş ve Dirilmiş” olan Rab Mesih, Allah’ın Kelamı her şeyi bilen Rab, Kendisini ve yetkisini aslında bu sözde de çok net bir biçimde açıklamaktadır. Ey kilise “Ben Rab’bin olarak senin ne yaptığını, ne çektiğini, nereye gittiğini aslında çok iyi bir biçimde bilirim.” Rab, bunu demek istemektedir. Neyi ne için yaptığımızı bilen gerçekten muhteşem ve aslında ciddiye hem de çok ciddiye alınması gereken Rab’bimiz vardır. Bizim yapmak istediklerimizi, neyi neden yaptığımızı, engel olmak isteyenleri, ayak bağı olmak isteyenleri, bize kötülük etmek isteyenleri, küfredenleri Rab çok ama çok iyi bilmektedir.
Bu bir anlamda hem o günkü, hem bu günkü Rab’bin kiliseleri için çok güzel bir şeydir. Ama aynı zamanda bir o kadar da ciddi bir şeydir. İyidir; çünkü Rab’bimiz bizim neye ihtiyacımız olduğunu çok iyi bilmektedir. İyidir; çünkü O’nun istemine uygun olarak ne dua edersek alacağımızı biliriz. “dileyin alacaksınız” [7] sözü doğrultusunda gerçekten kilise Rab’binden alacaktır. Aynı zamanda ciddidir; çünkü Rab’bin istemi doğrultusunda yaptığımız her ne varsa Rab katında çok iyi bilinmektedir. Rab’bin kürsüsü önünden geçeceğimiz unutulmamalıdır. Bu nedenle kilise içindeki her tür çekişmeler, kavgalar ve kaygılar Rab’bin önündedir. Kendimizi ne kadar haklı çıkarırsak çıkaralım bunların gerçek nedenleri O’nun önünde olacaktır.
Ama öncelikle bu sözler İzmir kilisesine söylendiğine göre; acaba “bilirim” derken Rab hangi konuları göz önünde bulundurarak bu sözcüğü kullanmıştır:
a) Kilisenin baskılar içinde olduğunu
İzmir kilisesi büyük bir çevre baskısı içindedir. Zaten kentte oldukça yoğun bir biçimde putperest bir toplum yaşamaktadır. Bunun yanı sıra Allah’a inanan Yahudiler de kendi inançlarının özünden oldukça uzaklaşmış bir biçimde yaşam sürmektedirler. İzmir kilisesi, kilise olarak bu iki toplum arasında adeta sıkışmış bulunmaktadır. Özellikle Yahudilerin baskıları oldukça yoğun bir biçimde kilise üzerinde hissedilmektedir.
Yahudilerin Musa’nın yasasından uzaklaşmış olmaları Rab’bin, kendi adına ibadet için kurulmuş havraya bile “şeytanın havrası” demesine neden olmuştur.
Mesih İsa’ya iman eden samimi Hıristiyanlar, diğer insan kardeşlerinden inançları nedeni ile bazı farklılıklar gösterseler bile, yine de zorlukların önünde sınırlı dayanma göstermektedirler. Sıkıntı hoşlanılabilecek bir durum değildir. Buna rağmen sıkıntılar, zorluklar yaşamın kaçınılmaz gerçekleridir. Mesih İsa’nın sadık izleyicileri zaman zaman oldukça yoğun sıkıntı ve zorluklara maruz kalabilmektedirler. Zaten bunun olacağı Kutsal Yazılarca da kesin bir biçimde bize bildirilmektedir. İncil, Romalılar 5:3’te “sıkıntının metaneti” yani dayanıklılığı getirdiğini okuyoruz. Hatta ayetin tamamında karşılaşılan sıkıntı ve zorluğun bir okul gibi kişiyi eğittiğini gözlemliyoruz. “...sıkıntı metaneti, metanet de tecrübeyi, ve tecrübe ümidi hasıl ettiğini bilerek sıkıntılarla dahi övünürüz” İşte Hıristiyan’ın inanılmaz, sürükleyici, yaşamı gerçekten yeni yaşam haline getirecek kaynağı.
Görüldüğü gibi Mesih İsa’dan gelen kurtuluş ümidi, karşılıksız sevgi ve lütuf İzmir kilisesinin birçok sıkıntı ve zorluklara dayanma kaynağını oluşturmaktadır. Bütün kötü sözlere, hakaretlere, aşağılanmalara, bazen de fiziksel saldırılara karşı tek korunakları Mesih’te olmaları, Mesih’te yaşamalarıdır. Rab’bin Kendisine ait bütün kiliselerinden beklediği de aslında böylesine bir alçakgönüllülükle dayanma gücüdür. Bu güç zaten kimsenin kendisinden değil, yalnız Mesih İsa’nın görkeminden kaynaklanmaktadır. Kendilerinde her şeyin hakimi olan Allah’ın ve Mesih’inin aşkı olan kişinin, Kutsal Ruh’un özel güçlendirmesinde her şeye dayanma gücü daha da artmaktadır. İmanın bu denli derinliği, Mesih İsa’nın da derin bir biçimde karşılık vermesine neden olmaktadır.
Mesih İsa, İncil’in Yuhanna bölümü 16:33’te şöyle demektedir: “Bende selametiniz olsun diye size bu şeyleri söyledim. Dünyada sıkıntınız vardır; fakat cesur olun; ben dünyayı yendim.” Muhtemelen bu sözler İzmir kilisesi içinde çok büyük önem taşıyan sözlerdi. Kendisi Allah Kelamı olan Mesih İsa kilisenin de, Kendisine inananlarında çok sıkıntısı olacağını söylüyor ve Kendisinin bütün bunları yendiğini ifade ediyordu. “Birinci ve Sonuncu olan, ölmüş ve dirilmiş Olan” bütün bunları yenmişti. Eğer Mesih İsa gerçekten kurtarıcı ve Rab olarak hem imanlının hem de kilisenin yüreğinde yer alıyorsa, doğal olarak hem imanlı hem de kilise dünyayı elbette ki yenecektir.
b) Kilisenin yoksulluğunu:
İzmir kenti, daha önce de belirttiğimiz gibi o dönemde ticaret merkezi olduğu için oldukça zengin bir kentti. Ama bu zenginliğin paylaşımı çoğunlukla putperestlere ve Yahudilere gidiyordu. Her iki toplumda kilisenin karşısında yer aldığı için, Mesih İsa’ya inananların ticaret yapmalarına, çalışmalarına engel olmaya çalışıyordu. Bu nedenle İzmir kilisesi maddi manada oldukça zorluk çekmeye başlamıştı. Adeta Mesih İsa’ya iman etmiş bu insanlar ekonomik anlamda yalnızlığa itilmişti. Mesih İsa’nın “bilirim” sözcüğün kapsamında bu durumda bulunmaktadır. Aslında Mesih İsa’ya iman etmeyenlerin düşündüğü gibi “Allah’ın kilisesi, samimi imanlılar” yalnız değillerdir, onlar maddi anlamda zengin görünmeseler bile Allah’ın Kendi sözlerinde çok net belirttiği gibi “aslında zengindirler” hem de bu zenginlik “Evrenin Hakiminden” kaynaklanan bir zenginliktir.
Bugün dünyanın çeşitli bölgelerinde, hatta ismen Hıristiyan olarak bilinen ülkelerde bile “Allah’ın kilisesine” yukarıdan bakılmaya çalışılmakta ve kişiler inançlarından ötürü mesleklerini icra edemez duruma getirilmektedir. Bunu her ülke için söylemek mümkün değildir. Ama İzmir kilisesinin başına gelenleri çeken kiliseler vardır. Dünyanın bazı yörelerinde zengin kiliselerin ilgi bile göstermedikleri, samimi imanlarında yalnız iman gücü ile yaşamaya çalışan çok yoksul kiliselerde vardır. Somali, Etiyopya ve benzeri bir çok ülkede bu örnekleri görmek mümkündür. Buna rağmen Rab bu kiliseleri adeta kucaklamakta ve “aslında sizler çok zenginsiniz, çünkü gerçekten benimsiniz” diyerek bağrına basmaktadır.
Dediğimiz gibi Allah İzmir’deki kilisesinin yoksulluğunu biliyordu. Yine dediğimiz gibi Rab’bimiz bugün de Kendisine yürekten bağlı Afrika kiliselerinin, Orta doğu kiliselerini, bazı Asya kiliselerinin de yoksulluklarını bilmektedir. Gideon’a korktuğu bir zamanda “Cesur Yiğit” diyen ve O’nu gerçekten kahraman yapan Allah aynı şekilde kendi kilisesine “siz zenginsiniz”demekle onları gerçekten “Ruhta ve Gerçekte” kendisine tapınan zengin bir kilise yapacaktır. Bu zenginlik Ruhsal bereketlenme zenginliğidir, Rab’bin sonsuzluk vaatleri ile süslenmiş bir zenginliktir ve bütün maddi zenginliklerin ulaşamayacağı kadar yüksek bir zenginliktir.
c.Kilisenin küfre maruz kaldığını:
Buradaki vahye göre Rab özellikle Yahudilerin küfrettiklerini söylemektedir. Küfür yalnızca kötü söz anlamında değildir. Adaba aykırı, başkalarını aşağılayan, başkalarının inançlarını, şahsiyetlerini ayaklar altına alan her tür söz küfürdür. Başkalarını yaralayan, inciten sözlere küfür diyebiliriz.
İzmir’de Mesih İsa’nın kilisesini oluşturan büyük bir çoğunluk aslında Yahudi’ydi. Kendileri Musa’nın yasası altında Mesih İsa’nın getirdiği müjdeyi kabul ederek Kutsal Yazıları kendi yaşamlarında tamamlamışlar ve Mesih İsa’da kurtuluşa ulaşmışlardı. Bu nedenle de hala Musa Yasası altında bulunup aslında yasadan uzaklaşmış olarak yaşayan bir çok Yahudi’nin tepkisini çekiyorlardı. Çünkü bu insanlar Kutsal Kitabın tamamını görüp algılayamıyorlar ve Mesih İsa’nın kurtuluş noktasını bir türlü anlayamıyorlardı. Bu nedenle Mesih’in yolunu sapık bir yol olarak algılıyor, hatta Yahudiliğe bir ihanet olarak düşünüyorlardı. Bunun sonucunda da kilisedeki imanlıları bir yolunu bulduklarında yerden yere vuruyorlardı. Günümüzde bu ve benzeri insanlar, farklı toplumlara, inançlara mensup kişiler kendi toplumlarında Mesih İsa’ya iman eden kişilere de aynı şekilde davranabilmektedir. Fakat bu tarz davranan Yahudilere Allah’ın cevabı oldukça önemlidir. Toplandıklara havraya “Şeytanın Havrası” adını vermekte ve artık böyle bir ibadethanenin Kendisine ibadet edilen bir yer olmadığını dile getirmektedir. Üstüne üstlük bu küfür eden kişileri de yakinen bildiğini ifade etmektedir. Gezegenleri ve bütün evreni elinde tutan Rab’bin böyle bir biçimde yaklaşımına denecek bir söz bulmak mümkün değildir. Bu oldukça ciddi bir uyarıdır ve gerçekten kendisini bilen kişilerin hemen tövbe etmesini gerektirecek bir durumdur.
d. Kilisenin başına gelecek eziyetleri:
Aslında sevdiği kilisesinin başına başka eziyetlerinde geleceği konusunda Rab uyarıda bulunmaktadır. Çünkü bu kilisenin başına gelenler aslında doğrunun, gerçeğin yansıdığına ve bu yansımanın getirdiklerine işaret etmektedir. Işık gerçekten de karanlığa alt etmektedir. Mesih’in kurtarışı, Mesih’in müjdesi geldiği zaman artık batıl olan, karanlık olan için yer kalmamaktadır. Doğal olarak da aydınlığa karşı karanlığın baskın olma istemi, aydınlıkta bulunanlar üzerine bir kabus gibi çökmektedir.
Burada Rab daha artacak olan baskıları, eziyetleri hatırlatırken aslında bir başka gerçeği de hatırlatmaktaydı. Bu da vahyin başında belirtildiği gibi yedi şamdanı elinde tutanın ve yedi kilisenin arasında duranın kendisi olduğu gerçeğiydi Bunları söyleyen ve kendisine iman edenlere geleceği hatırlatan Rab aslında her ne olursa olsun topluluğunun; kurtardığı, seçtiği ve bereketlediği topluluğun arasındaydı. Diri olan Rab kilisesinin bütün çektiklerine rağmen onların arasında yerini alıyor ve onlarla birlikte yürüyordu. Mesih kendi çobanlık yetkisini çoktan bu kilisenin önderlerine vermişti bile..
Rab vahyin başında söylediği “bilirim” ifadesi ile her şeyin gerçek anlamda tanığı olduğunu dile getirmektedir. Buradan da çıkan sonuç kiliselerimizin başına her ne gelirse gelsin, hedefimizden sapmamızın, problemlere, eziyetlere gereğinden fazla dikkat vermemizin ne kadar gereksiz olduğudur. Çünkü kilise kurmak, kiliseyi büyütmek Rab’bin kendi işidir. Bizler bu iş için kullanılan boş kaplar olduğumuz için ancak sevinç içinde Rab’bimize hamt etmekle sorumlu kişiler olmalıyız.
a. Tanrı halkının hep düşmanı olacaktır.
Şeytan hiçbir zaman Rab’bin yaptığı işlerden hoşnut olmayacaktır. Çünkü onun bütün işi
Rab’bin görkemine gölge düşürmektir. Oysa Allah’ın kilisesi, Allah’ın görkeminin ilan edildiği yerdir. Bu nedenle şeytan bütün gücünü kullanıp bu görkemi gölgelemek istemektedir. “Velhasıl, Rab’de ve onun kudretinin kuvvetinde kuvvetlenin. İblisin hilelerine karşı durabilmeniz için, Allah’ın bütün silahlarını kuşanın. Çünkü güreşimiz kan ve ete karşı değildir, ancak riyasetlere karşı, hükümetlere karşı, bu karanlığın dünya hükümdarlarına karşı, semaviyatta olan kötülüğün ruhi ordularına karşıdır. Bundan dolayı fena günde dayanabilmeniz, ve her şeyi yaptıktan sonra, yerinizde durabilmeniz için, Allah’ın bütün silahlarını alın. İmdi beniliniz hakikatle kuşatmış, ve adalet zırhını giyinmiş ve selamet incilini hazırlığı ile ayaklarınızı giydirmiş olarak, ve hepsinin üzerine, şeririn bütün kızgın oklarını onunla söndürmeğe kadir olacağınız iman kalkanını ele alarak, yerinizde durun...”[8] Bu ayetlerde söylendiği gibi bizler iblisin bütün hilelerine karşı durmamız gerekmektedir. Bu karşı duruş aynı zamanda hilelerin nereden ve ne şekilde geldiğini de çok iyi bilmemize bağlıdır.
Rab, eza çeken kişilerin aynı zamanda tek doktoru, tek şifacısıdır. Kilisenin İblisin hilelerine karşı ayık durması, imanda güçlenmesi, gelişmesi için şimdilik bir takım ezalara maruz kaldığını bilen her şeyin sahibi günü geldiğinde kiliseyi bu ezalarından kurtaracaktır. Yeter ki, kilise yeterince ve bilinçli bir biçimde dayanıklılığını göstersin, hem ruhsal, hem de fiziksel anlamda Rab’bin arzuladığı gelişimini tamamlasın. Elçilerin İşleri 10:38’de şöyle demektedir: “yani, Nasıralı İsa’yı Ruhul Kudüs’le ve kudretle Allah’ın nasıl meshettiğini, onun iyilik yaparak İblis tarafından eza edilenlerin hepsine şifa verip dolaştığını bilirsiniz; çünkü Allah onunla idi.”
b.Eziyet sürekli olabilir.
Aslında burada verilen gün sayısı bir peygamberlik işareti olarakta ele alınabilir. Bazı kayıtlara göre o zaman içinde, on günlük putperest saldırısında birçok Hıristiyan’ın öldüğü görülmektedir.Bunu bu şekilde bir peygamberlik olarak alabileceğimiz gibi, bazen acıların çok uzun süreceğine bir işaret olarak da görebiliriz. Çünkü Kutsal Kitap içinde birçok şey bize bir gizem olarak sunulmaktadır. Aslında İnsanın yaradılışında da yaşamında da bir çok gizemler vardır. Allah’ımız başlangıç ve son olduğuna göre birçok gizemin de yegane sahibidir. O zaman acılar konusunda da bizi uyarmakta ve acılara karşı bizi hazırladığı gibi acıların bize getirileri olduğunu da vurgulamaktadır. Bu bakış açısından acıya, eziyete baktığımızda Rab neden kilisen bunları çekiyor? Neden Sana samimi iman edenlerin sorunları hiç bitmiyor? Şeklinde sınırlı insan yakınmalarına da bir cevap gelmiş olmaktadır. Evet, acı, eziyet hiçte sevilebilecek, hoşlanılabilecek şeyler değildir. Ama acı ile tatlıyı, eziyet ile rahatlığı anlıyoruz. Bu noktada bakın kelama göre eziyet anları, zulüm anları, acı anları bizlere neler getirmektedir, her ne kadar hoşlanmasak ta Rab bizlere bu yolla neler öğretmek istemektedir.
1. “Acı çekmek bizi disiplin eder.”[9]
Özellikle normal hayat akışı içinde insanların kendilerini ruhsal konularda yoğunlaştırmaları oldukça zor olmaktadır. Hele hele oldukça rahat oldukları ya da rahat olmasalar bile sağlıklı bir ortam içinde bulunduklarında insanların büyük bir çoğunluğu Allah’ın varlığını bile hissetmeme eğilimindedirler. İmanlılarda böyle bir yapı içinden geldikleri için birçok zaman rahat ortamlarda gevşeklik göstermektedirler. Acı çekmek elbette ki hiç hoş bir şey değildir. Ama bununla birlikte insanlar için oldukça önemli hatırlatmalarda bulunmaktadır. Örneğin; insanların sınırlı olduğu, yaşadıkları dünyanın geçiciliği gibi.. İmanlılar için ise acılar imanlarında derinleşme, kelama ve duaya daha sık müracaat etme gibi yollar açmaktadır. Bu anlamda ruhsal hayatın daha hızlı bir biçimde gelişmesine neden olabilir. Disiplinli bir iman hayatına yol açar.
2. “Bizi gururdan korur.”[10]
Gururun yıkım getirdiği kesindir. Kelama göre gururun günah olduğunu görürüz. İmanlı insanların çoğu zaman rahat ortamları içinde kendilerini tetkik etme şansları oldukça azdır. Acılar, sıkıntılar geldiği zaman imanlı duasıyla, Rab’deki yaşamıyla bu sorunlarla mücadele etmeye başlar. Böylelikle artık kendisinin diğer insanlardan ne kadar farklı ve ayrıcalıklı olduğunu düşünmesi önlenmiş olacaktır. Çünkü bu tarz düşünce ruhsal anlamda öldüren, insanları günaha çeken düşüncelerdir. Demek ki, acılar istenmese de zaman zaman bizi dindarlık gururundan ya da bu konuya paralel herhangi bir gururdan korurlar.
3. “Bize öğretir.” [11]
Acılar arasında imanlı yaşamımızı sürdürürken farkında olmadan dayanma gücümüz artar. Bununla birlikte yaşam tecrübesi kazanırız. Hayat bizim için güzel bir eğitim merkezidir ve hiç kuşkusuz iyi olayların öğreticiliği gibi acıların da öğreticiliği vardır.
4. “Mesih için iyi bir tanıklık oluşturur.” [12]
“Çünkü o uluslarla krallar ve İsrail oğulları önünde adıma tanıklık etmek için seçilmiş aracımdır. Adıma bağlılığı yüzünden çekeceği işkencelerin tümünü kendisine göstereceğim.”
Elçilerin İşleri 9:1516
Mesih İsa’nın haç üzerindeki ölümü Rab’bin bizler için olan kurtuluş planının güzel bir tanığıdır. Aynı şekilde bizlerinde özellik Rab için çektiğimiz acılarımız, imanla katlandığımız güçlüklerimiz farkında olsak da olmasak da büyük bir tanıklıktır. Yalnız bu bile bile kendilerini eziyete atanlar için değildir. Eziyet çekmekten zevk almak ya da bunu Allah’tan bir şeyler kazanacağım umuduyla yapmak kesinlikle Allah’ın ödüllendirdiği bir davranış değildir. Doğal yollardan inanç nedeni ile gelen baskılara, eziyetlere dayanmak ya da imanlı yaşam boyunca başımıza gelen bir çok doğal üzüntülere, eziyetlere ve acılara sabretmek işte esas tanık olan bunlardır.
5. “Eziyet başkalarını iyi eder.”[13]
“Haç üzerinde günahlarımızı öz bedeninde taşıdı. Öyle ki, günah yönünden ölüp doğruluk için yaşayalım. O’nun yaraları ile siz iyi oldunuz..”
1. Petrus 2:24
Görüldüğü gibi Rab’bimiz Mesih İsa’nın haça gidişi, ölümü olmasaydı o muhteşem dirilişe ve kurtuluşa da sahip olamayacaktık. İman yolunda hizmet vermiş, acılar çekmiş bir çok kişi olmasaydı belki günümüzdeki rahat kilise oluşumlarına ulaşmamızda mümkün olmayacaktır. Ruhsal hayatımızdaki zorluklarla baş etmemiz içinde bize örnek teşkil eden birçokları olmasaydı hayatımız çok daha zor olacaktı.
Sonuç olarak görüldüğü gibi eğer bizler gerçekten Rab’bin adı için ya da İsa Mesih’te bir takım zorluklarla karşılaşıyor ve bunları dua, iman, ibadet, sevgi ve sabır ve hizmetle geçiriyorsak bütün bu zamanlar hem kendimiz hem de başkaları için oldukça büyük kazanç zamanları olacaktır.
Rab’bin kurtarışında, lütfunda kurtulmuşlar olarak böyle bir yaşam sergilemekle daha da büyük bir bereket ağının bizi sarmalamasına tanık olmuş olacağız.
c. Kilisenin taçlanmasında iki kalite
“Çünkü Allah bize korkaklık ruhunu değil,Fakat kudret ve sevgi ve nefsi zaptetme ruhunu vermiştir.”[14] Görüldüğü gibi bir imanlı büyük bir paha karşılığı alındığı gibi özel bir biçimde de desteklenmiştir. İnsan aslında korkan, geleceğinden çevresinden, birçok şeyden korkan bir yaratıktır. Ama buna karşın Mesih İsa’da sonsuz yaşamla ödüllendirilmiş, dünyanın mahvından kurtuluşa erdirilmiş kişi bu konuda da özel olarak desteklenmiş ve korkaklık ruhundan uzak tutulmaya çalışılmıştır. Rab’bin kişisi gerçekten dünyanın birçok zorluklarında varlığındaki İsa ile güçlü bir biçimde göğüs gerendir. Bu her şeye karşı dayanıklı olmak anlamına gelmemektedir. Her zaman her şeye gücün yeten, vatan kurtaran aslan misali bir cengaver olması anlamına da gelmemektedir. Ama cesur bir insan, karakter sergileyen bir insan olarak kendini gösterebilecek kadar korkaklıktan uzak kalabilir. Bu da ancak yüreğinde Kutsal Ruhla pekiştirilmiş, kelamla donatılmış imanı sayesinde olacaktır. Mesih’e iman etmiş Hıristiyanlar böyle ise o zaman bu imanlıların doldurdukları, bu imanlılardan oluşan Allah’ın kilisesinde “korkusuz olacaktır”
İşte bu noktada 10. ayetin demek istediğine bir kez daha bakalım: “Çekmek olduğun şeylerden korkma..”. Üzerine gelen her sorun, her tür saldırı yalnızca gelip geçecek bir kış mevsimi gibidir. Özellikle Mesih İsa’da kurtuluşa erenler için yalnız bahar yok, aynı zamanda da muhteşem bir yaz vardır. Yani Mesih İsa’da sunulan sonsuz bahar, sonsuz yaz vardır. Bu anlamda kilisenin taçlanmasında iki kaliteden ilki korkudan mümkün olduğu kadar uzak kalmak ya da başka bir deyişle Allah’ın Mesih İsa’da sağladığı emniyeti kuşanmaktır.
Kalitenin ikinci ve önemli noktası ise sadakattir. Mesih İsa’da sağlanılan yaşam bir kerede sağlanmış bir yaşamdır. Haç üzerindeki ölümle ve dirilişle bir kerede sağlanan bir kurtarış aynı zamanda sonsuza dek süren bir kurtarıştır. Bu anlamda bu kavramı yürekten anlayan ve iman eden kurtuluşa ermiştir. Bundan sonra da kişiye düşen bu kurtuluşunu gönenmesidir. Bu kurtuluşa sadık bir hayat sürmesidir. Yine kelama ve Kutsal Ruha bağlı bir yaşam hem imanlının korkularını kaldıracak hem de imanlıyı sadık bir imanlı yapacaktır. Çünkü kişi nasıl sadık bir biçimde beslendikçe fiziksel yaşamını koruyabiliyor ve bunun sağladığı mutlulukla yemek yemeğe sadık kalıyorsa, ruhsal yaşamı, iman hayatı da kelam ve Kutsal Ruh’la beslendikçe Mesih İsa’ya, O’nun kanında sağladığı kurtarışa sadık bir yaşam sürdürecektir. Bu da kişiyi ana kaynağına yani Allah’a sadık bir kişi yapacaktır. O zaman sadık kişilerden olaşan kilisede Allah’a bağlı, kurtarıcısına bağlı sadık bir imanlı olacaktır. 10. ayet bu nokta da bizlerden “Ölüme kadar sadık ol...” demektedir. İman, Mesih İsa’nın bir kerede kurtarışına olan imandır. O tek bir sekme ile insan Rab’bin kurtarışını gönenmektedir. İşte ondan sonra ikinci yaşam daha dünyada başlamış demektir. Bu kurtarışın sağladığı yaşama sadık bir hayat hem imanlıya hem de bu tarz imanlıların oluşturduğu kiliseye “hayat tacını” verecektir.
Polikarp tarihte tanınan kişilerden biridir. Kendisi İzmir kilisesinin önderiydi. O dönemin idarecileri Polikarp’ın Roma inanışlarına göre Sezar’a tapınmasını istediler ve bu konuda hayatını ortaya koyarak baskı da bulundular. Ama Polikarp’ın imandaki korkusuzluğu ve sadakati, kurtarıcısının sağladığı sonsuz hayatın ve yepyeni yaşamın sevinci buna asla müsaade etmedi. O “Seksen beş sene O’na hizmet ettim ve beni hiçbir zaman yalnız bırakmadı” “İsa Rab’dir” diye haykırdı. Tabi bu iman kendisine ölüme götürmüştü. Ama bu korkusuz ve sadık imanla yakılırken bile, “Mesih Rab’dir” diyordu.
BERGAMA KİLİSESİNE,
Vahiy 2:12-17
“Ve Bergama’da olan kilisenin meleğine yaz:
İki ağızlı keskin kılıcı olan şu şeyleri diyor: Nerede olduğunu bilirim; Şeytanın tahtı oradadır; ve ismimi sıkı tutuyorsun, ve aranızda, Şeytanın oturduğu yerde, öldürülen sadık şahidim Antipasın günlerinde bile, bana olan günlerini inkar etmedin. Fakat sana karşı birkaç şeyim var; çünkü orada balamın öğretişini tutanların var; o, put kurbanları yesinler ve zina etsinler diye, İsrail oğullarının önüne tökez atmağı Balaka öğretti. Aynı surette böylece Nikolailerin talimini tutanların da vardır. İmdi tövbe et, yoksa sana çabuk gelirim, ve onlara karşı ağzımın kılıcı ile cenk ederim. Kulağı olan işitsin, Ruh kiliselere ne diyor. Galip olana saklı Mandan vereceğim, ve ona beyaz taş vereceğim ve taş üzerine, alandan başka kimsenin bilmediği yeni bir isim yazılmıştır.”
AHLAK KONUSUNDA MESİH’İN ÇAĞRISI
Mesih İsa kilise tarihinin daha başında iken yedi kiliseye konuştu. Mesih İsa’nın bu seslenişi bu gün hepimizi, bütün Mesih İsa’ya iman edenleri ve bu imanlıların oluşturdukları kiliseleri ilgilendirmektedir. Bu kiliselerin her birine seslenişinde aslında Mesih’e iman etmiş samimi bir Hıristiyan için inkar edilemez önemde hatırlatmalarda bulunmuştur. Örneğin; Efes kilisesine olan seslenişinde Rab’be karşı ilk aşkımızı kaybetmememiz gerektiğini hatırlatmaktaydı. İzmir kilisesine verdiği mesajda ise sadakatin önemini hatırlatmaktadır. Bergama kilisesinde ise Mesih İsa bize Tanrısal Ahlakın önemini vurgulamaktadır. Bu o gün içinde, bugün içinde oldukça büyük bir önem taşımaktadır. Yedi kiliseye yedi sesleniş ve o günkü ve bu günkü Hıristiyan kilisesine yedi önemli hatırlatma, bu bizler için gerçekten çok büyük önem taşımaktadır. Şimdi Bergama kilisesine gelen vahyi birlikte anlamaya çalışalım. Bu bölümü okuduğumuzda bize genelde yedi nokta ile hitap edildiğini görüyoruz.
a. Mesih
Vahyin girişinde Mesih İsa’nın İncil’in Yuhanna bölümü girişinde belirtildiği gibi kelam olduğu söylenmektedir. Mesih İsa, Allah Sözü ve öz olan Baba ile bu ilişkiyi belirginleştirme anlamında Allah Oğludur. Rab bir kez ol dediğinde yani kendi Sözünü kullandığında bütün her şey yoktan varolur. Her şeye gücü yeten Allah tarafından yaratılır. İşte bu noktada bu sözün Mesih İsa’da beden olarak aramıza geldiği gerçeği ile karşı karşıya geliriz. Bu denli keskin, bir kelimede evrenin yaratıldığı Söz, gerçekten çok keskindir. Bu keskinlik burada iki ucu keskin kılıç ifadesi ile en güzel bir biçimde tanımını bulmaktadır. Hem de oldukça keskin bir kılıç olarak, bütün hatları ile gözlerimizin önündedir. Yani RAB hem yaşamın hem de ölümün sahibidir. Ol der olur. O söz her şeyin var olmasına neden olur. Yaşama neden olduğu gibi ölüme de neden olur. Burada Mesih İsa’nın kendi kilisesine dolayısı ile biz imanlılara vermek istediği mesaj İzmir kilisesine verilen mesajdan oldukça farklıdır. Burada ruhsal savaşıma karşı karşımıza bir savaşçı olarak çıkmaktadır. Yukarda dediğimiz gibi O, kelamdır. O, Allah Sözüdür. “Velhasıl, Rab’de ve onun kudretinin kuvvetinde kuvvetlenin. İblisin hilelerine karşı durabilmeniz için, Allah’ın bütün silahlarını kuşanın. Çünkü güreşimiz kan ve ete karşı değildir, ancak riyasetlere karşı, hükümetlere karşı, bu karanlığın dünya hükümdarlarına karşı, semaviyatta olan kötülüğün ruhi ordularına karşıdır. Bundan dolayı fena günde dayanabilmeniz, ve her şeyi yaptıktan sonra, yerinizde durabilmeniz için, Allah’ın bütün silahlarını alın. İmdi belinizi hakikatle kuşatmış, ve adalet zırhını giyinmiş ve selamet incilinin hazırlığı ile ayaklarınızı giydirmiş olarak, ve hepsinin üzerine, şeririn bütün kızgın oklarını onunla söndürmeğe kadir olacağınız iman kalkanını ele alarak, yerinizde durun. Ve kurtarış miğferini, ve Ruhun kılıcı olan Allah’ın sözünü alın; her vakitte Ruhta dua ederek, bütün dua ve niyazla, ve bunun için bütün mukaddesler hakkında tam müdavemet ve niyazla uyanık duru.”[15]
“Çünkü Allah’ın kelamı canlıdır ve müessirdir, ve iki ağızlı her kılıçtan daha keskindir; ve canı ve ruhu, hem de mafsalları ve iliği bölünceye kadar saplanır, ve yüreğin düşüncelerini ve niyetlerini temyiz edicidir.”[16]
İki ucu keskin kılıç ifadesinde o dönemin savaş sahneleri halkın gözünde olduğu için aynı zamanda gitme ve gelme ifadesi vardır. İşte biz bu noktada kelamın hem ölümü hem de yaşamı dile getirmekte olduğunu görüyoruz. Hem yargı hem de lütuf bu noktada dile gelmektedir. Zaten bu örnekleme de Romalı askerlerin görünümü ve kılıçları verilmek istenilenin tam anlaşılması için örnek içinde yer almıştır. Gerçekten Romalılar için kılıç otorite ve yargı simgesidir. Burada da kelam aynı yetki ve yargıda kullanılmaktadır. Mesih İsa’nın gelişi, O’nun kanında sağladığı kurtarış, O’nun Allah hükümranlığını duyurması kurtulanlar için yaşam, kurtulmayanlar için ölüm olmuştur.
Bergama kilisesi için Sözün bu yetki ve yargısı hatırlatılarak vahye başlanmıştır. Allah’ın ismi, Allah’ın yetkisi yani Mesih İsa Bergama kilisesi ile birlikte böylesine yoğun bir putperestliğin yaşandığı bölgenin tam ortasındadır. Böylesine müthiş bir yetki ellerindedir, ama zaten vahyin amacı kiliseye büyük bir uyarı olduğu için önce Sözün yetkinliği ile başlanması oldukça doğaldır. Şimdi bu girişten sonra ikinci ana noktaya geçebiliriz.
b. Kargaşa
Girişteki yetki ve yargı sahibi olan Mesih İsa’nın yani Allah Sözünün hatırlatılmasından sonra şimdi Rab adeta sadede gelmektedir. Bergama kilisesini bulunduğu ortam konusunda uyarmaktadır. Bergama o dönemlerde oldukça ileri düzeye gelmiş bir kentti, Bu kentte ikiyüzbin adet kitap bulunuyordu. Kentin tanrısı Ascelipius isimli bir tanrıydı ve sembolü yılandı. Kente iyileşmek için birçok insan gelip gidiyordu. Ayrıca dört büyük tapınak inşaa edilmişti. Bunlar Zeus’un meşhur tapınaklarıydı. Bunlardan üçü Romalılara, bir tanesi ise Sezar’a adanmıştı. Bütün bu açıklamalardan sonra Şeytanın tahtı oradadır ifadesi büyük anlam kazanmaktadır. Taht gerçekten tamı tamamına eski yunanca da denilmek istenilen ifadeyi vermektedir. Şeytanın bu bölgede ne kadar güçlü olduğunu ifade etmektedir. Bütün bu putperest yaşam biçimleri etraftaki envai çeşit tapınaklar ve inançlar gerçekten de Allah’ın kilisesini ve inananları sıkıştırıp durmaktadır. Kenanlıların İsrail oğullarını etkilemesi gibi, putperest yaşam biçimlerinin getirdiği dünyevi yaşam biçimleri de doğal olarak Bergama kilisesindeki özellikle zayıf imanlıları etkileyip durmaya başlamıştır. Zaten Rab’bin özellikle vahyini bu kiliseye yönlendirmesi bu etkileşime açık olmasındandır. Bugün bir çok çağımız kiliseleri de yine aynı tehditle karşı karşıyadır. Yeni Çağ (New Age) dediğimiz bir çok kökü eski kendi yeniymiş gibi görünen putperestliğe dayanan inançlar, yanlış, batıl, sapkın bir çok inançlar kentlerimizi, köylerimizi işgal etmiş durumdadır. Bu vaziyet altında insanlar gerçekten kuşatılmıştır, Mesih İsa’daki samimi Hıristiyan’da ne yazık ki, bu baskı ve saldırılar altındadır. Gerçekten de şeytanın tahtı kiliselerimizin bulunduğu yerde ya da yakınındadır. Demek ki, artık dünyanın birçok yerinde gözle görülür putperest tapınaklarının olmaması putperest olmadığı anlamına gelmez.
c. Kanaat
Bergama kilisesinde bütün bu çevre koşullarına rağmen Rab’bin gördüğü ve hoşnut olduğu şey sadık bir imana sahip olmalarıydı. Şeytanın bütün saldırılarına, bütün etkileme çalışmalarına, baskı ve zulmüne karşı kilise hala imanına sımsıkı bir biçimde sarılıyordu. Mesih İsa’nın kurtarışını, müjdesini sımsıkı ellerinde, yüreklerinde tutuyorlardı. “Sezar Tanrıdır” sözünü hiç söylemiyorlar ve onlar ancak her şeyin sahibi, evrenin yaratıcısı Allah’a tapınıyorlar ve O’nun Sözü olan Mesih İsa’ya “Rab’bimiz ve Kurtarıcımız” diyorlardı. Bergama kilisesine putperest idarecilerden büyük baskılar gelmesine rağmen onlar imanlarında durdular. Aynı zamanda düşmüş putperest ahlak anlayışı da kilisenin içine girmeye çalışıyor, zayıf imanlıları esir etmeye kendi yanına çekmeye çalışıyordu. Zaten yukarda da dediğimiz gibi Rab’bimiz bu nedenle böyle bir vahye gereksinim duydu. Bütün bu ruhsal ve fiziksel saldırılara karşın kilise büyük bir güçle Mesih’in imanını hiç ama hiç inkar etmedi. Hatta aralarında unutulmayan kahramanlar bile çıkmıştı. Antipas bunlardan biriydi. Hala dünyamızda Bergama kilisesine benzer kiliseler mevcuttur. Onlar hem fiziksel hem de ruhsal baskılar altında Rab’bi yüceltmeye, Mesih İsa’da kurtuluşlarını gönenmeye ve iman hayatlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar. Rab onların imanlarından oldukça hoşnuttur. Rab’de denenmelerle karşılaşmamız oldukça net bir gerçektir ve böyle durumlar geldiğinde işte Rab’bin bu seslenişi bize Kutsal Ruh ile birlikte büyük bir güç olacaktır. Bütün saldırılara karşın saldırıları hedef almak yerine bizde diri olan Rab’bin imanı ile kanaat getirmek ve sahip olduğumuzun dünyanın verebileceğinden çok daha büyük olduğunu bilmemiz gerekmektedir. Bu bölümde anlatılmaya çalışılan dördüncü nokta ise bütün bu sıkı imana, sadakate karşı biraz önce söylediğimiz gibi kilise içinde özellikle zayıf imanlıların akıllarının karışmış olması gerçeğidir.
d. Akıl karışıklığı
İnsanlar ne kadar da kendilerini güçlü hissetseler birbirlerinden etkileşime açık canlılardır. Bu durumda İsrail’in sürekli olarak çevredeki milletlerden etkilenmesi gibi, Bergama’daki Hıristiyanların zayıf olanlarının da çevredeki inançlarla akılları karışıyordu. Bu günümüzde ülkemizde de yaşanan gerçeklerden biridir. Çok çağdaş olduğunu düşündüğünüz bir kişi birden bire bir sorununun çözülmesi için kurşun döktürmeye kalkışabilir. Bu şaman döneminden kalan gelenek çağları aşarak günümüz ailelerini bile ulaşmayı başarmıştır. Görüldüğü gibi Bergamalılar için olan gerçek aslında bizden de çok uzakta değildir. Bergama kilisesi içinde olgun imanlıların bütün sadakatlerine karşın zayıf imanlıların akılları dışarıda yaşananlarla çorbaya dönmüştü. Kilise dışında Balamın öğretişleri veriliyordu.[17] Balamın öğretişleri İsraillileri dünyasallığa, şehvete ve ahlaksızlığa itmişti. Balam, İsraillileri gittikleri Allah yolundan döndürmek için Balakı onlara karşı kullanmaya kalkmıştı. Balak’ın İsraillilere putlara sunulmuş kurban etlerini yemeleri ve zina yapmaları için teşvik etmesini istiyordu. Kısacası Balak’ın bir yolunu bulup İsraillilerin kafalarını karıştırmalarını istiyordu. Putperestlerin hakimiyetindeki Bergama kilisesi de putperest yaşamın getirdikleri altında etkileniyordu. Hıristiyanlar putlara sunulmuş etleri yeme ya da yememe konusunda münakaşalara giriyorlardı. O dönemin çapkınları diye niteleyebileceğimiz “Nikolacılar”da yaşam biçimleri ile akılları karıştırıyorlardı. Birde soylu olma sevdası, kişilerin kendilerini diğer insanlardan üstün görmeleri. Görüldüğü gibi o dönemin toplumundaki bütün bu Allah’tan uzak yaşam unsurları, etkileşimleri aslında hiçte günümüz toplumlarından uzak değildir. Bizler de karmakarışık standartlarla çevrilmiş toplumlar içinde Mesih İsa’daki imanımızı yaşamaya çalışıyoruz. Bizlerde aynı Bergamalı Hıristiyanlar gibi akılları karışmaya hazır bir vaziyette ortalıkta dolaşıp durmaya çok açığız. Bu kilise içinde Rab’de olgun imanlıların sadakatinden Rab’bin çok hoşnut olduğunu ve onları takdir ettiğini görüyoruz. Ama bütün dış etmenlerin etkileme alanında ne kadar güçlü olduğunu Rab’bin dikkatli ve biraz da korkutarak hatırlattığını görüyoruz. Aklı karışanlar için Rab’bin Sözünün kilisenin üzerinde keskin bir kılıç gibi durduğunu çok net olarak gözlemleyebiliyoruz. Kilise ancak Mesih İsa’nın gelini olarak Rab’bin kilisesi olabilir. Aksi takdirde kilisenin dünya ile evlenmesi iki ucu keskin kılıç olan Rab’bin Sözünün yani Mesih İsa’nın yargısını çekecektir.
e. Teşvik
Vahyin bu bölümünde Allah oldukça net bir biçimde kilisesini dikkate davet etmektedir. Kilise içinde gerçekten imanla Rab’be, Mesih İsa’nın kurtarışına sadık olan kişiler vardır. Bu nedenle kilise hala Rab’bin kilisesi olarak ayakta durmakta ve Rab’bin vahyine mahzar olmaktadır. Ama aynı zamanda kilisenin bir kenardan aşağıya doğru çekildiği gerçeğini kilisenin artık görmesi zamanı da gelmiştir. Kilisenin kenarından ahlaki çöküş başlamıştır. Kilise o üç önemli görevinden birini ihmal etmekte ve yerine getirmemektedir. Yani bir kilise Kelam, Sakrament[18] ve Disiplin üzerinde ayakta durmaktadır. Bergama kilisesinin disiplin konusunda zayıflığı bulunmaktadır. Ahlak konusunda zayıf olanlara gerekli uyarıları vermesi gerekmektedir. Mesih’e bağlı, sadık ibadetini, hizmetini sürdürmelidir ama aynı zamanda bu zayıflığın da hemen üstüne gitmelidir. İşte Rab’bin bu konuda kilisesine teşviki bu vahiy aracılığı ile gelmiştir. Bu teşvik, bu uyarı bizim içinde geçerlidir. Rab’bin kilisesinin gerektiği zaman kilise disiplinini işletmesi konusunda Rab tarafından teşvik edilmektedir. Bizim kiliselerimizde her an aynı gerçekle yüz yüze gelebilir. Bu nedenle Rab’bin kelamına, O’nun buyrukları olan Rab’bin Sofrası ve Vaftize ve gerektiğinde de hemen disipline Kutsal Ruh’unun ışığında büyük önem vermelidir. Bu kilisenin hem ibadeti hem de görevidir. Bundan sonra Rab’bimiz Mesih İsa kilisesine çağrı da bulunmaktadır. Bu da bu vahyin altıncı noktasını oluşturmaktadır.
f. Çağrı
On altıncı ayette Rab yine keskin bir kılıç gibi sözünü kullanmaktadır. Mesih İsa’nın sözü oldukça nettir. Şimdi tövbe et, yoksa sana çabuk gelirim, ve onlara karşı ağzımın kılıcı ile cenk ederim..Bu sözlerden anlaşıldığı gibi Rab’bimiz gerçekten zayıflıklara karşı tek ilacın mevcut olduğunu söylemektedir. Bu ilaçta tövbedir. Bu sözcük olarak oldukça kısa, net bir sözcüktür ama uygulanması oldukça zor bir sözcüktür. Çünkü insan genelde kendi seçimi doğrultusunda, kendi istemi ile daima Allah’ın isteminin ters yönünde hareket etmeye meyillidir. Oysa Allah kendi sevdiğini, kendi seçtiğini, kendi istemi doğrultusunda yaşarken görmek istemektedir. Bu nedenle de tövbe kavramını ortaya koymuştur. Evet, tek çözüm imanlının Rab’le yaşamasına, Rab’bin kurtarışını gönenmesine mani olacak bütün zayıflıklardan kurtulmasının tek yolu tövbedir. Bütün çevre etkileşimlerinden, ahlaki düşüşlerden, ahlaki zayıflıklardan kısacası Allah’a karşı olan her şeyden bizleri Rab’bin kutsallığı önüne getirecek tek şey tövbedir. Tövbe, sözde, dilde olan bir dönüş değil, özde, yürekte olan bir dönüştür. İstemle yürekten tavır değişikliğidir. Düşünce, söz, davranış değişimidir. İşte Rab, kilisesini bu konuda hiç vakit geçirmeden tövbeye davet etmektedir. Bu satırları okurken eğer biz kilise önderleri kilisemizde böyle bir zayıflık görüyorsak hemen kendimizden başlayarak tövbe etmeli ve tövbeye davet etmeliyiz. Çünkü Bergama kilisesindeki bu durumda Rab’bin çağrısı aynı durumda bulunan bütün kendine ait kiliseler içindir ve hepimiz için çağrı ve çağrıyı gerektiren günahın yargısı aynıdır. O’nun ciddiyeti kale alınmalı ve samimiyetle Rab’be hem kendimizin hem de kilisemizin özellikle ahlaki konulardaki ve kelama aykırı diğer bütün konulardaki zayıflıkları için tövbe edilmelidir.
g. Yengi
Birçok zaman olduğu gibi Rab’bimiz her ne zaman bizleri ciddi bir biçimde uyarsa arkasından sözünü dinlediğimizde muhakkak bizi güzel bir ödülle ödüllendireceğini söylemekte ve gerçekte de böyle yapmaktadır. Gerçekten Rab’bimiz bir Baba gibi davranmaktadır. Önce derin bir sevgi ile sevmekte, biz zararlı ya da tehlikeli yerlerde gezdiğimizde bizi uyarmakta ve hatta azarlamakta ve belki de kendimizi inciteceğimizden korktuğu için dövmektedir bile.. Ama sonuçta bizler yine O’na ait olduğumuz için her zaman ödüllendirilmekteyiz. Rab’bimiz bizi Mesih İsa’da sunduğu kurtuluşla zaten muhteşem bir ödülle ödüllendirmiştir. O’nunla birlikte sonsuz yaşamı almış, kurtuluşa ermiş kişiler olarak dünyada bir anlamda sürgün hayatı yaşamaktayız. Ama ödülümüzü almış bir biçimde.
Burada da itaatin sonucunda Rab bir zafer sunmaktadır. Bu yalnızca iman ve itaat meselesidir. Eğer kişi gerçekten seçilmiş bir imanlı ise yani yürekten Mesih İsa’yı kurtarıcı ve Rab olarak kabul ediyorsa, kendisinde Kutsal Ruh olduğu için bu uyarıyı yürekten algılayacak ve iman zayıflığının getirdiği yargı yükünden kurtulacaktır. Kulağı olan işitsin Ruh kiliselere ne diyor.
SONUÇ:
Bu ruhsal çağrıya cevap veren kişiler Allah tarafından “saklı manla” ödüllendirileceklerdir. Yani dünyada kimsenin veremeyeceği bir gıda ile ruhsal bir biçimde besleneceklerdir. Aynı zamanda “beyaz bir taşla” “yeni bir isim” sahibi olacaklardır. Bazıları bu beyaz taşı Allah tarafından tam bir kabul olarak anlamaktadırlar. Bazıları ise bunu kıymetli bir taş olarak değerlendirmektedirler. Bu adeta baş kahinlerin göğüslerindeki Urim taşı gibidir. Urim, Allah isteminin bulunabilir olmasıdır. Beyaz taş bunu amaçlayan kişinin karşılaştığı her durumda Allah hikmetini bulabilmesini simgelemektedir. Bu denli Rab ile iç içe yaşayan imanlıların akıllarının karışmasına neden yoktur. Çünkü Allah isteminde belli ahlak değerlerinde yaşayan kişilerin hikmet ve zaferle ödüllendirilecekleri kesindir. Gerçekten ahlaki açıdan cesaretlenmeye gereksiniminiz var mı? Varsa Mesih İsa’ya sadık kalın, zaferli yaşamı edineceksiniz. İşte Mesih İsa’nın çok sevdiği kilisesine Bergama Kilisesine olan seslenişinde verdiği mesaj kısaca budur. Aslında görüldüğü gibi Rab’bimiz kendi istemlerinde oldukça açıktır. Anlaşılır ve net bir biçimde bizlere anlatmak istediğini anlatmakta ve bizden de istemi doğrultusunda hareket etmemizi aynı netlikte beklemektedir.
IV. BÖLÜM
Vahiy 2:1829
“Ve Tiyatira’da olan kilisenin meleğine yaz:
Ateş alevi gibi gözleri olan ve ayakları parlak tunca benzeyen Allah’ın Oğlu şu şeyleri diyor: Senin işlerini ve sevgini ve imanını ve hizmetini ve sabrını ve son işlerinin evvelkilerden daha çok olduğunu bilirim. Fakat sana karşı bir şeyim var; kendisine peygamber diyen İzebel kadını bırakıyorsun; ve o kullarına zina etmeği ve put kurbanları yemeği talim edip saptırıyor. Ve tövbe etsin diye, kendisine vakit verdim; ve kendi zinasından tövbe etmek istemiyor. İşte onu bir yatağa ve, onun işlerinden tövbe etmezlerse, kendisile zina edenleri büyük sıkıntıya atacağım. Ve onun çocuklarını ölümle öldüreceğim; ve bütün kiliseler bilecekler ki gönülleri ve yürekleri araştıran benim; ve her birinize işlerinize göre vereceğim. Fakat size, Tiyatira’da olan diğerlerine, kendilerinde bu talim olmayanların hepsine, onların dediği gibi Şeytanın derin şeylerini bilmeyenlere diyorum; Üzerinize başka yük koymam. Fakat ben gelinceye kadar, sizde olanı sıkı tutun. Ve galip olup sona kadar işlerimi tutana, ben de Babamdan nasıl aldımsa, ona milletler üzerine hakimiyet vereceğim; çömlekçi kapları parçalandığı gibi onları demir çomakla güdecektir. Ve ona sabah yıldızını vereceğim. Kulağı olan işitsin, Ruh kiliselere ne diyor.”
Tiyatira, bugün Ege bölgesinde bulunan kasabalarımızdan Akhisar kasabasının olduğu yerdir. Kasabanın içine girildiğinde hemen hemen merkezi diyebileceğimiz bir yerde bu kilisenin de diğer ki